Basbakan Erdogan’in, 18 Nisan tarihli Il Baskanlari Toplantisi konusmasinin tam metni
Hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyor, seçim sonrası Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızın birincisinin ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Konuşmamın hemen başında tüm il başkanlarımıza ve yönetimlerine, onların şahsında tüm ilçe, belde başkan ve yönetimlerine, gençlik kollarımıza, kadın kollarımıza 30 Mart mahalli seçimlerinde elde ettiğiniz başarıdan dolayı şahsım, milletim ve teşkilatım adına bir kez daha teşekkürlerimi ifade ediyorum.
Aynı şekilde seçimleri zaferle neticelendiren ve şehirlerimizde halkımızdan yetki alan büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanlarımızı, belediye meclis ve il genel meclis üyelerimizi de bir kez daha tebrik ediyor, 5 yıllık vazife dönemlerinde başarılar diliyor, Rabbim yar ve yardımcıları olsun diyorum.
Yine bu seçimlerde görev üstlenen tüm muhtarlarımıza da başarılar diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, hem demokrasi tarihimizin, hem Cumhuriyet tarihimizin en zorlu seçimlerinden birini geride bıraktık. Gerçekten 91 yıllık Cumhuriyet tarihimize baktığınızda, hiçbir seçimin bu kadar çetin, bu kadar zorlu, meşakkatli geçmediğini görürsünüz. 1930 yılında Cumhuriyet Halk Partisi karşısına Gazi Mustafa Kemal’in yönlendirmesiyle Serbest Cumhuriyet Fırkası çıkmış, seçimlere girmiş, ancak CHP’nin ve CHP Hükümetinin çok ağır baskıları altında bu partinin ömrü uzun olmamıştı. Serbest Cumhuriyet Fırkası seçim sürecinde medyada, meydanlarda, yollarda, özellikle de sandıklarda çok ciddi bir zulüm görmüştü. Buna rağmen seçimde büyük başarı sağlamış, ama sandıklar gizli sayıldığı için bu başarı da yok sayılmıştı.
Benzeri bir seçim çok partili dönemde 1957 yılında yaşanmıştı, Demokrat Parti karşısında, merhum Menderes karşısında asla başarı sağlamayacağını anlayan CHP sandıktan umudunu kesmiş, tüm umudunu sokağa, şiddete, gerileme, demokrasi dışı yollara bağlamıştı. Sandıktan çıkamayacağını anlayan CHP, yandaş medyasıyla, yandaş kurumlarıyla, bürokratlarıyla, STK’larıyla, özellikle de kandırıp sokağa döktüğü gençleriyle Demokrat Parti’yi yıpratmak istemiş, 1957’de bu yöntemle başarılı olamayınca maalesef Silahlı Kuvvetleri tahrik ederek darbeye zemin hazırlamıştı.
30 Mart 2014 seçimleri maalesef 1930 seçimlerinden, 1957 seçimlerinden, diğer tüm seçimlerden farklı bir atmosferde gerçekleşti. Kamuoyu yoklamaları, anketler, araştırmalar, raporlar, 30 Mart’ta AKP’nin ezici bir üstünlük sağlayacağını önceden gösteriyordu. AK Parti’nin 30 Mart’ta sandıktan bir kez daha zaferle çıkacağını anlayan çevreler ittifak yaparak bunu engelleme mücadelesine giriştiler. Fakat bunlar gerçekten bu seçimleri veyahut da demokratik bir mücadeleyi hangi yollarla yapacaklarını bugüne kadar ya anlamadılar, ya anlamak istemiyorlar. Bilimsellik derseniz, bunlar bilimsellikten zaten çok çok uzakta. Bunlar bilimin gereğine uymak veyahut da bilimin çizdiği o çerçevede hareket etmek derseniz bundan da çok uzaktalar ve bu işi sadece adeta bir yaygara haline dönüştürmek suretiyle, iftira kampanyalarıyla yürütmek bunların en önemli meziyeti oldu. Bizler ise gördüğümüz gibi her şeyi bir bilimsel çerçevede, kamuoyu araştırmalarından tutunuz plan, proje çalışmalarına varıncaya kadar bunları en ince teferruatıyla 81 vilayetimizde gerçekleştirmek suretiyle adeta şehirlerimizin röntgenini çektik, Türkiye’nin röntgenini çektik ve seçime girerken, kampanyayı başlatırken 3 aşağı-5 yukarı adeta 30 Mart’ın neticesini görür gibiydik. Ve çıktığımız televizyon programlarında da hep şunu söyledik: Kesin olmamakla beraber 45-50 bandında bir yere biz bu seçimlerin sonucunda otururuz dedik ve Allah lütfetti 45-50 bandında, 45,5’la seçimi neticelendirmiş olduk.
Hepimiz gördük ve yaşadık, işi şansa bırakmak istemediler, gözleri dönmüş bir şekilde kesin netice almak üzere bir saldırı başlattılar. Ve onların tabi hedefi şuydu: AK Parti’yi biz yüzde 30’a, onun altına nasıl düşürürüz? Her yönden taarruz ettiler, ellerindeki her aracı, hem imkanı, her fırsatı değerlendirdiler, sınır tanımadılar, ilke tanımadılar, insani değerleri, vicdani değerleri, onur, şahsiyet, şeref, insana ait bu kavramların hiçbirini asla dikkate almadılar.
Arkadaşlar, Anadolu’da, Trakya’da sıkça edilen bir dua vardır, bizim insanımız der ki, Allah düşmanın bile şereflisini versin. Öyle rakiplerle, öyle muarızlarla mücadele ettik ki, maalesef şeref yoksunuydular. Bakın, bizim geleneklerimizde, bizim devlet geleneğimizde, altını çizerek söylüyorum, savaşta dahi uyulması gereken kurallar vardır. İnsanların ırzlarına, namuslarına, iffetlerine dokunulmaz, insanların mahremlerine girilmez, kadınlara, çocuklara, yaşlılara ilişilmez, savunmamız insanlara saldırı yapılmaz, hele hele bizim kültürümüzde en azılı düşman dahi olsa o kişi asla sırtından vurulmaz. Mert olan rakibinin karşına çıkar, rakibiyle eşit şartlar altında yarışır, belli ilkeler, belli sınırlar dahilinde kozunu paylaşır. Namert olan ise rakibiyle yüzleşecek, er meydanında rakibinin karşısına çıkacak cesarete sahip değildir. O, sinsice vurmaya, özellikle de arkadan hançerlemeye çalışır. Harp hiledir ama, hile namertlik değildir, stratejidir, çevikliktir, akıldır, zekadır. İşte biz her yönden böyle namertçe bir saldırıya maruz kaldık.
Siyasi partiler halkın karşına çıkarlar, planlarını, projelerini, yaptıklarını ve yapacaklarını anlatırlar, birbirlerine eleştirilerini yaparlar ondan sonra da sandıktan, milletten yetki isterler, yetki beklerler; demokrasi budur, seçim budur, sandığın manası budur. Ama biz öyle bir seçim yaşadık ki, muhalifler tarafından planlar, projeler hiç gündeme getirilmedi, üstelik bu yerel seçim, yerel seçimde de ne yapacaksın görmek isteriz. Biz öyle belediyelerimiz oldu ki bu seçimde yeni büyükşehir olanlar projelerini çalışarak, günlerce, haftalarca çalışarak, hazmederek onu topluma anlattılar, neyi, nerede, nasıl yapacağız, bunu anlattılar, mevcut büyükşehir belediye başkanlarımız yaptıkları ve yapacaklarını anlattılar. Muhalefet huzuruna çıkıp, yaptıklarını ve yapacaklarını anlatamadı, çünkü yaptıkları yoktu ki yapacaklarını anlatsınlar. Bizim dışımızda hiçbir parti çıkıp da Türkiye’ye, şehirlerimize bir vizyon çizmedi, bir istikbal vaat etmedi, bir hedef göstermedi. Peki ne yaptılar? Başka yollara tevessül ettiler, demokrasi dışı, hukuk dışı yollara tevessül ettiler, gerilimden medet umdular, Mecliste, sokakta, çarşıda, pazarda gerilimi körükleyerek başarı sağlayacaklarını zannettiler. Ekonomiye içeriden ve dışarıdan saldırı düzenlediler, çözüm sürecine saldırdılar, Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurumlarına saldırdılar, şahsıma, aileme, arkadaşlarıma, bakan, milletvekili, belediye başkanı, bürokrat, gazeteci, sanatçı, herkese, bütün bunlara karşı onursuzca taarruz ettiler, şantajlar yapıldı ve bu şantajlarla tehditler yapıldı.
30 Mart akşamında da bizden bir balkon konuşması yapmamızı beklediler. Bir balkon konuşması yapalım, bütün olanları unutalım istediler. Bir balkon konuşması yapalım, bütün o ahlak dışı saldırıları, bütün o namertlikleri, alçaklıkları unutalım, üzerine bir çizgi çekelim istediler. Arkadaşlar, 30 Mart öncesinde girdiğimiz 7 seçimde yapılan hakaretleri, yapılan acımasız eleştirileri seçim atmosferine bağladık ve yaptığımız balkon konuşmalarında bunların üzerine çizdiğimiz gibi, son 2011 seçimleri sonucunda da bütün avukat arkadaşlarıma söyledim, davaları gere çekim dedim, ama karşımdakiler de aynı tavrı takınmalıdır dedim. Biz çektik, onların bir kısmı çekmediler, ondan sonra ben de arkadaşlarıma aynen bundan sonra devam edeceksiniz dedim.
Biz hesaplaşma değil, helalleşme yapalım dedik, ancak olmadı. 30 Mart öncesinde yapılanlar öyle kolayca unutulacak, üzeri çizilecek, affedilecek şeyler değildi. Devlete saldırı düzenlendi, millete saldırı düzenlendi, istiklalimize, istikbalimize saldırı düzenlendi, bunu affetmek, bunun üzerini çizmek, hadi helalleşelim demek, kusura bakmayın, bizim haddimiz de, hakkımız da değildir; bunların hesabı sorulacak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne saldırı düzenleyenlerden bunun hesabı mutlak sorulacak, milletimiz de zaten bizden bunu istedi, bunun hesabını sorun dediler. 30 Mart’ta milletimiz, ortaya koyduğumuz planlarımız, projelerimiz, vizyonumuz kadar, işte bu Türkiye düşmanlarından hesap sormamız için de bizlere yetki verdi.
Bakın, 30 Mart öncesinde milletimiz ferasetiyle, basiretiyle oynanan oyunların tamamını gördü, senaryoyu çok iyi anladı, kurulan tuzağı çok iyi hissetti. İşte buyurun, Adana’da bakın bir nöbetçi mahkeme ayarlanıyor, verilen karara bakın, tutuksuz yargılanmak üzere emniyet mensupları serbest bırakılıyor, eleştiriyi aldıktan sonra da kalkıyor bizleri de kastederek yaptığı açıklamaya bakın. Y yargı mensubu sokağa çıkıp konuşmaz, yargı mensubu kararlarıyla konuşur, bunların önce haddini bilmesi lazım. Yani bir taraftan kalkacaksın yasama, yürütme, yargı, erklerin eşitliği diyeceksin, ondan sonra da kendini yasamanın, yürütmenin tamamen üstünde varsa, yoksa benim diyeceksin; yok böyle bir şey. Ama tabi bugüne kadar maalesef yargı mensupları içinde acaba kaç kişi ceza aldı diye bir bakarsanız, parmak sayılarını geçmez. Ama yasama mensupları öyle değil, yürütme mensupları öyle değil, onlara gelen vuruyor, giden vuruyor. Yasama mensupları, yürütme mensupları icabında işte rahmetli Menderes ve arkadaşlarının yaşadığını onlar kanlarıyla ödediler, yürütmenin böyle bir bedeli var. Biz de çıkarken ne dedik? Biz kefenlerimizle yola çıktık dedik, bizim böyle bir endişemiz yok. Ama yargı, lütfen, onlar da kararlarıyla konuşsun. Adil olanları kastetmiyorum, onlara bizim saygımız büyüktür, fakat bir yerlerden aldıkları talimatla karar verenleri kastediyorum, ki bunlar paralel yargıdır.
Millet bu oyunlar, bu tuzaklar karşısında dik bir duruş bekliyordu ve AK Parti işte o dik duruşu sergiledi, muhalefet sergileyemedi, onlar paralel yapıyla beraber hareket ettiler. 30 Mart’ta sandıklar açılıp da başarımız ilan edildikten sonra, eğer milletin bizlere bu oyları neden verdiğini unutursak, emanete haksızlık etmiş oluruz. İşte onun için demokrasi tarihimizin en zorlu, en çetin, en ahlak dışı saldırılarının sergilendiği süreci biz asla unutmayacağız.
Şimdi muhalefet partilerine dikkat edin, ne yapıyorlar? Hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yaşanmış gibi davranıyorlar, gündemi farklı yerlere çekerek seçim öncesi yapılanların üzerini örtmeye çalışıyorlar. Hiç kusura bakmasınlar, o yapılanların üzeri örtülemez, o yapılanlar unutulamaz. CHP’nin Genel Müdürünün Türkiye düşmanı o hain örgütle yaptığı işbirliği ve ittifakı inanın biz unutsak da millet unutmaz, tarih asla unutmaz. Ankara caddelerinde CHP Genel Müdürünün yaptığı bozkurt işareti hafızalardan silinmez. Bakıyorsunuz, nerede ne yaptığı belli değil. İnsanların mahremlerine saldıran ses kayıtları ve montajların CHP tarafından nasıl ilkesizce, sınırsızca, hukuksuzca kullanıldığını tarih unutmaz. CHP Genel Müdürünün o malum örgütün medyasına çıkıp, Dışişleri’ndeki gizli görüşmeyi daha yayınlamadan nasıl ima ettiğini de hiç kimse unutmaz. Belli ki, Dışişleri Bakanlığı’nda devletin en gizli toplantılarından biri dinlendikten, kaydedildikten sonra götürüldü ve CHP Genel Müdürüne dinlettirildi; bunu da inkar eder, çünkü bunlarda doğru konuşmak diye bir şey yok, bunlarda takiye var, yalan var, bunlarda iftira var, fitne var, fesat var. Bu büyük ihanet girişimine belli ki CHP Genel Müdürünü de ortak ettiler. Biz CHP Genel Müdüründen, CHP yönetiminden haftalardır bu konuda tatmin edici bir açıklama yapmalarını bekliyoruz ama, henüz bir şey yok. Pensilvanya’daki örgütle ne boyutta bir işbirliği ve ittifak yaptıklarını açıklasınlar. Birbirlerine ne söz verdiklerini, nasıl bir senaryo yazdıklarını açıklasınlar. Özellikle de bu hukuksuz dinlemeler, montajlar ve bunların yayınlanması konusunda nasıl bir paslaşma içine girdiklerini çıksın ve açıklasınlar. Eğer açıklamazlarsa, bu ahlak dışı saldırılar, özellikle de bu büyük ihanet girişimi CHP’nin tarihine yeni bir kara sicil olarak kaydedilecek ve oradan hiç çıkmayacaktır. Devlete yapılan bir suç var, niye bunu telin edemiyorsun, niye bunu lanetlemiyorsun?
MHP, yakın geçmişte kasetlerin, kirli kayıtların mağduru olmasına rağmen 30 Mart seçimlerinde kaset siyasetine o da sarıldı. Şu anda da MHP Genel Başkanı gündemi farklı yerlere çekerek bu kaset siyasetinin Pensilvanya örgütüyle yaptığı ittifakın üzerini örtmeye çalışıyor, güya 30 Mart öncesini unutturmaya çalışıyor.
Ne diyordu bu CHP Genel Müdürü, MHP Genel Başkanı? Başbakan kaçacak, Başbakan Malezya’ya gidecek, Sudan’a gidecek. Ne oldu? Dün akşam Malezya Başbakanı buradaydı, beraber yemek yedik. Bunlar istikameti şaşırmışlar ya, bunların inanın siyasetten nasibi yok ya. Bunlar ne yapacaklarının farkında değiller ya. Şu anda bu ülkeden kaçması gereken, en azından oturdukları o koltukları terk etmesi beklenen CHP’nin ve MHP’nin genel başkanlarıdır, ama bunu yapmazlar, yapamazlar. Niye? Bir taraftan MHP’nin Genel Başkanı 16-17 yıldır sürekli yeniliyor, sürekli millet ona defol diyor, sen bu işi yapamazsın diyor. Ya sana bir iktidar şansı verdim diyor, 3,5 yıl durdun, kaçtın gittin diyor. Devam etseydin, 5 yılı tamamlasaydın, tamamlayamadı. Niye? Sakarya depreminin, Kocaeli depreminin altında ezildi, yürütemezdi ve 3 tane genel başkan, güya koalisyondular, bu işi başaramadılar, yürütemediler, kaçıp gittiler. Ama AK Parti evvel Allah ne Bingöl’de, ne Van’da, ne Simav’da, ülkemizin neresinde olursa olsun bütün depremlerde 1 yıl içerisinde yeni şehirler inşa ettik ve oralarda da şu anda görüyorsunuz o şehirlerle halkımızla bütünleştik, bir beraber geleceğe yürüdük, yürüyoruz.
Ekonomimiz sarsılmadı, tam aksine daha da güçlenerek çıktık. İşte şu anda buyurun 910 kilometre sınırımız Suriye’de bakın bu kadar olaylar oluyor, 700 bin insan misafirimiz olarak sınır kentlerinde ve ülkemizin birçok yerinde misafir ediliyor, 3 milyar dolara yakın şu anda onlara bizim desteğimiz var. İçerideki muhalifler, bizimkileri kastediyorum, bizim muhaliflerimiz bize saldırıyorlar.
Ve çok üzüldüm, geçen akşam bir televizyon programında 18 Mart Üniversitesi’nde bir genç, üstelik doktora yapıyor, diyor ki, İslam dünyasına karşı Başbakanımızın ilgi ve alakasını ben de takdirle izliyorum, ama Uygur Türklerine karşı böyle bir ilgi ve alakasının olmamasından biz de şaşırıyoruz diyor. Orada da bakıyorsunuz MHP’nin bir zatı var, o da oradan güya cevap veriyor, evet diyor, hava meydanındaki 18 taneyi biz kurtardık diyor. Sen kimsin de neyi kurtaracaksın ya? Haddini bil bir defa.
İki; biz şu ana kadar binlerce Uygur Türküne vatandaşlık vermek suretiyle onları idamdan kurtarmış bir Hükümetiz.
Bu MHP’nin Genel Başkanı ve yanındakiler acaba bugüne kadar Uygurların yaşadığı o Çin’deki yerlere kaç kere gittiler? İnanın, bir kere gittiklerine ben inanmıyorum. Şahsım da gitti, bakan arkadaşlarım da gitti ve hala gidiyoruz. Biz Moğolistan’dan tut oralardaki bütün o tarihi mekanları, Göktürk Anıtlarını, Kül Tiğin Anıtlarını, hepsini inşa ettik, hala da inşa etmeye devam ediyoruz; bunu kendi idarecileri de biliyor. Ta Karakurum’dan biz Göktürk Anıtlarına kadar 42 kilometre orada yol inşa ettik, yol-mol yoktu. Niye? Bizim medeniyetimizin kökü neredeyse biz oralara ulaştık, ama bunlar milliyetçiyiz diyerek hep istismarını yaptılar, bunlar dürüst değil, bunlar samimi değil. İşte kalkıp Uygur Türklerinden ülkemize gelmek isteyen, bütün sığınmak isteyenleri biz bağrımıza bastık ve kendilerine sahip çıktık, ama geçenlerde hava alanında 18 gün bekletilenleri istismar etmek suretiyle… Ne oldu sonunda, kim bunları tekrar ülkemize kabul etti? Biz kabul ettik ya. Sen MHP’nin yöneticisi olarak kimsin ya? Senin haddine mi böyle bir şeyi başarabilmek? Bunlar bizim işimiz, yapan yine biziz; ama genç de o dolduruşa geliyor. Ey doktora yapan genç, ey aldatılan genç kardeşlerim; bu oyunlara gelmeyin, kimin ne yaptığının farkında olun. Bu işlere yüreğini koyan, bedenini koyan bir iktidar AK Parti iktidarıdır; bunu böyle bilin.
Çıkıyor televizyonda diyor ki, biz oylarımızı 2,5 milyon artırdık. Aman Yarabbi, ya bunlar hesap, kitap da bilmiyor. Tam o esnada arkasında grafik yayınlanıyor, grafikte de 99 seçimleri, 2014 seçimleri, bizim grafik tırmanıyor 7 puan, onların grafiği ise arkada düşüyor. Farkında değil zavallı görmüyor, çünkü arkasında kaldı.
Dünyanın her yerinde kaybeden bunun hesabını verir, ama bizim ülkemizde muhalefetin böyle bir kültürü yoktur. Bunlar bir şeyi düşünmez. İşte söyledim, eğer biz birinci parti olarak çıkmazsak ben bu makamı bırakırım dedim, Kılıçdaroğlu bırakabilecek mi dedim, Bahçeli bırakabilecek mi dedim, diğerleri bırakabilecek mi dedim. Bir ses geldi mi? Ne dedi Bahçeli? 51 almazsa bırakması lazım dedi. Ya sen kendini konuş. Eğer 51 baremse biz o bareme de varız da, sen nerede olacaksın, sen de onu söyle, bunu söyleyemiyor. Niye? Çünkü bunların böyle hedefi yok, ama bizim hedeflerimiz her zaman büyük oldu ve büyük olmaya devam edecek. Bu, ülkemiz için de, milletimiz için de, partimiz için de büyük hedeflerdir.
Bunlar ne kadar çok kaybederlerse, koltuklarını o kadar sağlama alıyorlar. Bunlarda kaybeden terfi ediyor, işte Kılıçdaroğlu İstanbul’da kaybetti, geldi partiye Genel Başkan oldu. Şimdi de İstanbul’da diğer kaybeden herhalde bir yerlere gelir diye düşünüyorum.
Bakın arkadaşlar, büyükşehir ve il genel meclis üyeliği seçimi sonuçlarına göre, 30 Mart seçimlerinde AK Parti; ki kendi aralarında acımasızca bu eleştiri yapılıyor, bu manidardır, isim vermeyeceğim, hiçbir ilde biz yüzde 5’in altında kalmadık. Yüzde 20’nin altında kaldığımız bir il var, Tunceli, bunun dışında biz hep 20’nin üzerindeyiz. Olaya eğer yüzde 10 barajı olarak bakarsanız, kendileri de bunu aralarında söylüyorlar ha, diyorlar ki, İstanbul, Ankara, İzmir’i çıkarın, CHP barajı bile aşamaz, kendi aralarında bunu konuşuyorlar şimdi, vaka böyle.
Bakın, CHP 16 ilde yüzde 5’in altında, 28 ilde yüzde 10’un altında kaldı, yani barajın altında. Aynı şekilde MHP 13 ilde yüzde 5’in altında, 19 ilde o da barajın altında kaldı, yani yüzde 10’un altında kaldı. Belediye başkanlığı seçimi sonuçlarına göreyse, CHP 26 ilde yüzde 5’in altında, 37 ilde yüzde 10’un altında kaldı, MHP 15 ilde yüzde 5’in, 22 ilde ise yüzde 10’un altında kaldı. Zaten oyları sadece belli bir bölgede toplanan BDP 66 ilde yüzde 20, 62 ilde yüzde 5 oy oranın, 60 ilde yüzde 1 oy oranın altında kaldı, manidardır bunlar. AK Parti belediye başkanlığında değerli kardeşlerim, son bir Iğdır olayı da olduğu için, Tunceli ve Iğdır’da yüzde 20’nin altında kaldı. Bu muhalefet adına gerçekten vahim bir durumdur. Bu tablo muhalefetin apaçık bir hezimet tablosudur, işte bu tablo kaset siyasetinin, ahlak siyasetin, hainlerle işbirliği içinde yürütülen bir siyasetin çöküş tablosudur. Muhalefet hedef saptırarak, gündemi değiştirmeye çalışarak bu tabloyu ve bu tabloyu oluşturan o ahlak dışı darbe sürecini unutturamaz.
Biz 30 Mart seçimlerinde yüzde 45,5 oy oranıyla tartışmasız bir zafer kazandığımız halde, birileri çıkıyor hala bizim hesap vermemizi, bizim bedel ödememizi bekliyor. Bakıyorsunuz, köşelerinde, manşetlerinde, ekranlarında, kürsülerinde hala iktidarı sorguya çekmeye çalışanlar var. Bugün hala mütekebbir bir edayla parmaklarını sallayarak, akıllarınca bize ders vermeye, bizi hizaya sokmaya, hatta bizi tehdit etmeye çalışanlar var. Bunu niye yapıyorlar? Bakın, burada sizlere 30 Mart öncesinde şahit olduğumuz çok çarpıcı bir hadiseyi hatırlatacağım. Bu hadise muhalefetin ruh halinin anlaşılması, muhalefetin sahip olduğu çarpık zihniyetin görünmesi bakımından son derece önemlidir, manidardır.
CHP’nin İstanbul adayının yanında bulunan bir genç, kendi deyimiyle kılık değiştiriyor, bizim Yenikapı’da yaptığımız o tarihi mitinge geliyor ve güya orada gözlemde bulunuyor. Kendisini çok çok üste bir yerde görüyor, kendisini bir asilzade gibi görüyor. İstanbul içinde adeta turistlik gezi yapar gibi bizim mitingimize geliyor, sonra oradan gözlemlerini paylaşıyor. Oradaki kitle için, bizim miting kitlemiz için ne diyor biliyor musunuz? Onlar, çok enteresan, CW’si olmayan işlerin insanları diyorlar, onlar uzaktan gelenler diyor, onlar İstanbul’da denizi yılda bir görenler diyor, onlar çocuğumuzun bakıcısı, sitemizin güvenlikçisi, kapıcısı diyor, gazete okumayanlar diyor, internete bakmayanlar, talimatla bayrak kaldıranlar, beslenmedikleri için boyu kısa olanlar, çocuğu Hükümetin verdiği makarna sayesinde doyanlar diyor. Şimdi bir densizin çıkıp bu hakaretleri yapmasını normalde ciddiye dahi almaz, gülüp geçersiniz. Benim bir hocam vardı, derdi ki, evladım, önemli olan boy değil, soy, soy derdi. Şu yapılan benzetmeye bak ya, böyle benzetme olabilir, böyle bir tespit olabilir mi?
Bu aşağılayıcı, hatta bu ırkçı ve faşist zihniyet sadece bu satırları yazan kişide değil, maalesef işte o köşeleri tutan, o bazı koltuklarda oturan, hatta bazı siyasi partilerden makamları işgal eden pek çok kişide bulunuyor. Bu sözüm ona asilzadenin değerlendirmeleri birilerinin köşelerinde, birilerinin sayfalarında kendisine yer ediniyor. 30 Mart seçimlerini ardından birçok köşe yazarı bu minvalde yazılar yazdı, kendilerini her şeyin üzerinde görüyorlar, kendilerini doğuştan imtiyazlı görülüyor, asilzade görüyorlar. İşte onun için milletin sandıkta verdiği mesajın bunların nezdinde hiçbir anlamı, hiçbir değeri yok. Eğer kendileri ya da kendi fikirleri iktidarda değilse, hiçbir iktidarın bunları nezdinde itibar görebilme imkanı yok.
30 Mart seçimlerinde ne yaptılar? Pensilvanya örgütünün tabanını kendilerine çekmeye çalıştılar. İnanın, işte bu kendini imtiyazlı gören zümre, benim muhafazakar, mütedeyyin, saf, temiz kardeşlerime böcek kadar bile değer vermedi, vermez. Bu mütekebbir zümre Alevi’ye, Sünni’ye, Kürt’e, Türk’e, yoksula, işçiye, emekçiye zerre kadar hoşgörü göstermez, sempati duymaz, çünkü bunlarda ırkçılık var. Halkın kendi hür iradesiyle verdiği oyu onun doğuştan gelen özelliklerine bağlayan, bunu da tahkir eden zihniyet ırkçı zihniyettir, faşisttir, hastalıklı zihniyettir. 1940’ların ırkçı siyasetinden henüz kendilerini arındırabilmiş, o virüsü henüz atabilmiş, bünyeyi temizleyebilmiş değiller. Bunla göre halkın seçtiği iktidar diktatördür, ama darbecilere bunu söyleyemezler, tek parti rejimlerine bunu söyleyemezler, kaybettiği halde bedel ödemeyen, koltuğundan kalkamayan genel başkanlara bunu söyleyemezler. 27 Mayıs’a, 27 Mayıs’ın bu ülkenin başına dert ettiği antidemokratik kurumlara, örneğin yargı diktasına bir çift eleştiri getirdiklerini duyamazsınız; duyarsınız, Silivri’de, çünkü orası onlar için adeta kapalı mekandır. Sosyal medyadaki uluslararası şirketlerin değerli kardeşlerim, kar özgürlüğünü ve haklarını savunanların bu uluslararası şirketlerin seçim öncesinde demokrasiye, milli iradeye nasıl saldırdıklarını ifade ettiklerini de duyamazsınız.
Şunu da buradan açık açık ilan ediyorum: 30 Mart işte bu ırkçı zihniyetin artık tamamen iflas ettiği bir tarihtir. Milleti tahkir eden, millete tepeden bakan o kibirli zihniyet bu topraklarda hükmünü artık tamamen yitirmiştir. 30 Mart’la birlikte darbe umutları artık tamamen silinmiş, 30 Mart’ta sadece AK Parti değil, sandık ve demokrasi Türkiye’de egemenliğini kayıtsız, şartsız ilan etmiştir.
Şu görülmüştür ki; Türkiye’de sandık dışı formül arayanlar artık her zaman kaybetmeye mahkumdur. Silahlı güçlerden, terörden, gerilimden, sokak eylemlerinden, yargı ve bürokrasi müdahalesinden medet umanlar avuçlarını yalamış, hayal kırıklığına uğramış, beklentileri artık suya düşmüştür. Bundan sonra Türkiye’de sadece siyaset hükmü geçer, bundan sonra Türkiye’de sadece sandık konuşur.
Seçim sürecinde de ifade ettim, Türkiye’de istikameti artık manşetler değil, özeleştiriden kaçınan, zeytinyağı gibi her seferinde üste çıkan, büyük bir pişkinlikle hiçbir şey olmamış gibi davranan işveren örgütleri değil, istikameti sadece millet belirler, siz belirlersiniz.
Planı, projesi, vizyonu, ufku, muhayyilesi olan siyasi parti göreve gelir, olmayan da ya kaybeder ya da tasfiye edilir. CHP’nin, MHP’nin, BDP’nin 30 Mart’ta çıkan sonucu böyle doğru okumaları ve buna göre tavır belirlemeleri bizim en büyük arzumuzdur.
Doğu ve Güneydoğu’da BDP’nin ürettiği gerilim siyaseti, sahillerde CHP’nin, MHP’nin ürettiği gerilim siyaseti aynı şekilde 30 Mart’la birlikte iflas etmiştir. Yurt dışında hangi odaklara hizmet ettiği artık net olarak görülen örgütlerle kirli işbirliği ve ittifak 30 Mart’la birlikte iflas etmiştir. Türkiye’nin düşmanı olan ülkelerle, eli kanlı terör örgütleriyle, vandalizmle, ırkçılıkla işbirliği yapan siyaset tarzı da bu süreçte iflas etmiştir. Şu görülmüştür ki; böyle bir yapıyla, böyle bir anlayış ve zihniyetle bu muhalefetin Türkiye için yararlı olma, Türkiye’nin geleceğine katkı sunma imkanı yoktur. Muhalefetin artık değişmesi, bizzat kendileri için, kendi seçmenleri için, en önemlisi de Türkiye için artık kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
Ben CHP’ye gönül veren kardeşlerime sesleniyorum, MHP’ye gönül veren kardeşlerime sesleniyorum, BDP’ye gönül veren kardeşlerime sesleniyorum; gelin bir daha bu süreçleri çek edin, biz kimlerin peşinden gidiyoruz? Bunların Türkiye için bir derdi var mı? Bunların bu millet için bir derdi var mı veyahut da kazandığımız belediyelerde acaba bizler ne yaptık, ne yapabildik, ortaya ne eser koyabildik, bunları bir sorgulayın, birlikte sorgulayalım, göreceksiniz ki koskoca bir hiç. Ne altyapıda, ne üstyapıda, ne CHP’li belediyelerde, ne MHP’li belediyelerde, ne BDP’li belediyelerde bunları göremezsiniz. İnanın, içme suyunu bile onlara biz getirdik, biz getiriyoruz, yine biz getireceğiz. Niye? Orada bizim için o partinin yönetimi söz konusu değil, millet söz konusu, millet; derdimiz bu.
Ben inanıyorum ki yeni Türkiye artık yeni bir muhalefet anlayışını da doğuracaktır. Tek iştigal alanı siyaset olan, tek hedefi Türkiye’yi büyütmek olan plan, projesi, vizyonu olan bir muhalefet inanıyorum ki bu yeni süreçte şekillenecektir. Gerilimin, kutuplaşmanın, özellikle de ahlak ve edep dışı saldırıların Türkiye’ye yarar değil zarar getirdiğini herkes gördü ve yaşadı. Kucaklayıcı, kuşatıcı, ayrıştırıcı değil birleştirici bir siyaset Türkiye’nin yegane gündemi olmalı, Türkiye geleceğe kardeşlikle yürümelidir.
Biz hiçbir zaman tek tip insan, tek tip vatandaş inşa etmek gibi bir gayenin içinde olmadık. Türkiye’nin farklılıklarını görebilen, bunu doğru okuyabilen, siyasetini bu farklılıkları kabul üzerine inşa eden bir hareketiz. Elbette ilkelerimiz, ideallerimiz, hedeflerimiz var. Elbette sınırlarımız, kırmızı çizgilerimiz var. Elbette muhafazakar demokrat politikalarımız var. Ama biz kendi fikrimizi, kendi yaşam tarzımızı herkese dayatmanın değil ortak değerlerde buluşmanın, ortak bir zeminde buluşmanın derdi içinde bir kadroyuz. Bizim şuradaki yetkili kadrolarımızda ülkemizin her tür temsilini görürsünüz. Burada adeta bir çeşni var, burada tek tipçilik yok. Millet mefkuremiz ortak noktamızdır. Devletimiz, bayrağımız, vatanımız ortak değerlerimizdir. 77 milyonun tamamıyla bu ortak değerlerde buluşuyoruz. Onun için dikkat ederseniz seçimlerde bütün meydanlarda bir şey söyledik; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet dedik ve Rabia dedik. Bunun dışındaki tüm farklılıklar bir zenginliktir ve biz bu farklılıklara saygı duyarak var olmaya devam edeceğiz.
Değerli kardeşlerim, yeni Türkiye’nin önemli alametlerinden biri, biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığı seçimleri. İnşallah tarihimizde ilk kez Ağustos ayı içinde, 10 Ağustos’ta birinci tur, 24 Ağustos’ta ikinci tur olmak üzere cumhurbaşkanı halkın oylarıyla seçilecek ve iş başına gelecek. Türkiye’de maalesef Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen hepsi sancılı olmuştur. 2007 yılında Cumhurbaşkanının seçimi de aynı şekilde sancılı bir ortamda gerçekleşti. Türkiye’ye enerji kaybettiren, Türkiye’de belirsizlik oluşturan, gerilim oluşturan bu seçimleri Meclisteki vekillerden alarak asillere devrettik. Ve inanıyorum ki artık bu sancıları, bu tartışmaları da ortadan kaldırdık. Ağustos ayındaki bu ilk seçimlerin gayet nezih bir ortamda, nezaket dairesinde siyasi bir yarış havasında gerçekleşmesi için üzerimize düşeni inşallah hakkıyla yerine getireceğiz. Türkiye’ye hiçbir bedel ödetmeden, hiçbir belirsizlik ve kaos ihtimaline mahal vermeden Cumhurbaşkanını seçecek, istikrar ve huzur ortamını daha da pekiştireceğiz.
Değerli kardeşlerim, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda henüz Partimiz olarak bir karara varmış değiliz. Her konuda olduğu gibi bu son derece önemli konuda da istişarelerimizi başlattık, yoğun şekilde sürdürüyoruz. İlk istişaremizi biliyorsunuz 30 Mart’ta milletimizle yaptık. Ardından önceki gün milletvekillerimizle bu salonda biraraya geldik, onlarla ikinci istişaremizi yaptık. Ve bugün Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızda sizlerle istişaremizi yapacağız, öğleden sonraki çalışmamızda bu var.
Ardından önümüzdeki hafta içinde tüm Büyük Kongre delegelerimizle gruplar halinde biraraya gelecek, 1100 delegemizle de yine aynı şekilde bu istişaremizi bu yoğunlukta devam ettireceğiz. İlgili her kesimin görüşlerini alacağız, önerileri, tavsiyeleri dinleyeceğiz. Tabii ki Cumhurbaşkanımızla da bu konuyu ayrıca konuşacağız. İstişareler neticesinde inşallah en doğru kararı verecek, Türkiye için en hayırlı adım neyse onu atacak ve yolumuza devam edeceğiz.
Değerli kardeşlerim, istişare toplantımızda milletvekillerimize de ifade ettim; bizler çok uzun soluklu bir davanın sadece hizmetkarlarıyız. Yola çıktığımızda da söylemiştik hatırlayın, uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece. Gideceğiz gündüz gece, bunun sınırı ölümdür. O ana kadar inşallah yürüyeceğiz. Kadim bir tarihi geçmişi olan Selçuklu’dan Osmanlı’ya devrolan Cumhuriyet ile geleceğe yürüyen bu dava dikkatinizi çekiyorum, isimlerle değil medeniyet tasavvuruyla, hedef ve ilkeleriyle var olan bir davadır, buna böyle bakacağız. Bu dava millete hizmet, ülkeye hizmet davasıdır, birilerine değil. Kardeşlerim, biz birilerine kul olmanın gayreti ve gayesi içerisinde olmayacağız. Bizim Allah’ımız var, sadece ona kuluz, onun dışında asla. Bütün canlılar, bütün isimler fanidir, ama bizim millete hizmet davamız bakidir. Bediüzzaman Saidi Nursi’nin ifade ettiği gibi baki hakikatler fani şahsiyetler üzerine bina edilemez. Dava eğer isimlerle var olursa, isimlerle de yok olur. İlkelerle, hedeflerle, tasavvurla var olan davalar geçmişten gelir geleceğe doğru ilerler. Bizden önce bu davayı, bu hareketi omuzlayanlar vardı, inşallah kıyamete kadar da bu dava sahipsiz, öksüz kalmayacaktır. İsimler değişir, rütbeler, makamlar değişir, ama dava şuuru oldukça, davayı taşıyacak yürekli kadrolar oldukça Allah’ın izniyle kervan uzun ince yolda yürüyüşüne devam eder.
Her zaman söyledim; millete, ülkeye, bayrağa hizmet etmenin çok çeşitli yolları var. Bu aziz millet size, bize hangi vazifeyi tevdi ederse biz o vazifeyle hizmetkarlık yapmaya devam ederiz. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de parti olarak tavrımız, işte bu anlayışın tezahürünü tesis etmek olacak. Ne seçimlere kadar, ne de Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında Türkiye’nin, Türkiye ekonomisinin, demokrasinin, huzur ve kardeşlik ikliminin en küçük bir zarar görmesine müsaade etmeyeceğiz. Bizim şu anda en öncelikle hedefimiz; 2023 hedeflerimizdir. Nice seçimler olur, nice görev değişiklikleri, makam değişiklikleri olur, ama 2023 hedeflerimiz, ardından torunlarımızın inşallah göreceği, görmesini arzuladığımız 2053 ve 2071 hedeflerimiz evvel Allah bizim baki hedeflerimizdir. Bu hedeflerden hiçbir sapma inşallah olmaz ve olmayacak.
Demokratik bir olgunluk içinde gerilimden her zamanki gibi uzak durarak kucaklayıcı bir siyasetle bu süreci inşallah götüreceğiz. İlk kez milletin oylarıyla cumhurbaşkanı seçiyor olmanın bir sorumluluğu var. Bu işi ne kadar suhuletle, ne kadar pürüzsüz neticelendirirsek, geleceğe de öyle bir miras bırakırız. İnşallah geçmişin acı hatıralarını, bütün bunları unutturacak, demokrasi şölenine çevirecek bir şekilde bunu da sona erdireceğiz.
Değerli kardeşlerim, 30 Mart seçimlerinde Türkiye genelinde 1394 belediyenin 823 tanesini, yani yüzde 59’unu AK Partili adaylar kazandı. 30 büyükşehir belediyesinin 18’ini hamd olsun partimiz kazandı. Ağrı hariç olmak üzere, tabii bu arada Yalova’yla ilgili nihai karar daha henüz verilmedi, bir de onun kararını bekliyoruz, eğer o da yaptığımız itiraz istikametinde olursa, demek ki Ağrı ve Yalova da o zaman 1 Haziran’da 2 tane il belediyesi seçimi olacak. 50 ilin Yalova dışında 30’unu, 919 ilçenin 563’ünü ve 394 beldenin 213’ünü beş yıl boyunca bizim başkanlarımız yönetecekler. Arkadaşlar, bunu şöyle toplam olarak ele aldığımız zaman, sadece büyükşehirde bakalım, bu Türkiye’nin yüzde 71’ini yönetmek anlamına gelir, yüzde 71’ini AK Partili belediyeler yönetecek; bu çok önemli. İnanın boşa geçirecek tek bir saniyemiz bile yok. Sandık sonuçları bizi rehavete değil tam tersine sorumluluğumuzun ağırlığıyla daha bir gayrete sevk etmek zorundadır. Öncelikle teşkilatımızın her kademede değerlendirmelerini yeniden yapmalarını, kaybettiğimiz yerlerde neden kaybettiğimizi, kazandığımız yerlerde neden daha fazla oy alamadığımızı sorgulamalarını arzu ediyorum. Eksikleri, hataları, varsa ihmalleri ortaya koyacak, 5 yıl sonrası için şimdiden bunları telafi etmenin gayreti içine gireceğiz. Adayda mı sorun vardı, teşkilatta mı sorun vardı, o yerleşim birimini analiz mi edemedik, kendimizi mi anlatamadık; bu soruları kendimize soracak, doğru cevapları arayacağız.
Belediye başkanlıklarını kazandığımız birimlerde sorumluluğumuz daha da büyük. Bizim ilk kez kazandığımız birimlerde öyle bir performans ortaya koymamız gerekiyor ki orada kalıcı olalım. Bakın İstanbul’da bunu yaşıyoruz. 1994’ten beri kesintisiz olarak İstanbul’a hizmet ediyoruz. Aynı durum Ankara, Konya, Kayseri ve diğer birçok ilimiz için geçerli, sürekliliği var. Niye? Halk ile bütünleşen belediyelerimiz oluştu. Biz buralarda projelerimizle, eserlerimizle, yatırımlarımızla doğru kararlarımızla varlık gösteriyoruz ve üst üste milletimizin teveccühüne mazhar oluyoruz. İl, ilçe ve beldelerde ilk kez seçilen başkanlarımız sadece kendi beş yıllık dönemlerini değil çok daha uzun vadeli olarak geleceği de düşünmeli ve orada iz bırakmalıdır. Öyle ki komşu beldeler, ilçeler, iller AK Partili belediye başkanlarının performansını görsün, farklılığı görsün ve 5 yıl sonrasında oralarda AK Parti’yi tercih etsinler. Seçim öncesi verilen vaatlerin halkımızdan önce arkadaşlar sizler teşkilat olarak takipçisi olacaksınız. Bu vaatleri bizler de Genel Merkez olarak takip edeceğiz.
Mahalli İdarelerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine genç bir arkadaşımızı getirdik, Abdulhamit Gül. Onun enerjisinden… Abdulhamit Bey, şöyle bir kalk bakalım ya, bir görsünler. Onun enerjisinden, dinamizminden, heyecanından istifade ederek inşallah tüm belediyelerimizi çok yakın takibe, mercek altına alacağız. Belediyelerdeki projeleri teşvik edecek, destekleyecek, eğer olursa hataları noktasında ikazlarımızı yapacağız. Her türlü planlama aşamasında Hükümet, Genel Merkez ve yerel birimler koordinasyon içinde olacak, böylece hizmetin hızını, kalitesini, verimliliğini artırmış olacağız. Belediye başkanlarımızın teşkilatımızla, özellikle de yereldeki yöneticilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, kanaat önderleriyle tam bir iletişim ve uyum içinde olacaklarına inanıyorum.
Değerli kardeşlerim, tabii bu seçimden sonra yeni bir adım daha atıyoruz, o da şu: Sandık müşahitleri konusu. Hatırlayın, Partimizin kuruluşundan bu yana üzerinde durduğum en önemli konudur. Bugüne kadar bunu tabii ki Seçim İşleri Başkanlığıyla hep yürüttük. Ve Seçim İşleri Başkanlığı olarak bu iş zannediliyor ki teşkilatımız bünyesinde sadece sandık müşahitliği seçim zamanı 3-4 aylık bir çalışmadır. Buna böyle baktığımız sürece yine bu seçimde de yaşadığımız bazı sıkıntıları yaşamaya devam ederiz. Bu böyle olmamalı. Sandık müşahitliği konusundaki o 9 üye değerli arkadaşlar, adeta bir kurumsal yapıdır, adeta bir teşkilat olayıdır. Şimdi Teşkilat Başkanlığında da bir yeni adım attık ve Teşkilat Başkanlığına Genel Başkan Yardımcılarımızdan Süleyman Soylu Beyi getirdik. Süleyman Bey, siz de bir kalkın. İnşallah şimdiden Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken, bir diğer taraftan 2015 seçimlerini düşünerek sandıklarımızın bu yapı, bu anlayışla Teşkilat Başkanlığı ve Seçim İşleri Başkanlığımız olarak süratle elden geçirip nereden aksama var, nerede bir sıkıntı var, buraları hemen ele alacak ve sandık müşahitlerimizi 3+3+3 olmak üzere 9 kişiden oluşacak şekilde inşallah gidereceğiz.
Arkadaşlar, ürkeklik yok, korku yok, cesaretle bu işin üzerine gideceğiz. Biz Mersin’deki hanım kardeşlerimizin o tek partili dönemin ardından yaşadıkları o mücadele var ya, hani o Arslanköy’de verdikleri o mücadele var ya, sandık bizim namusumuzdur diyerek orada sandığı alıp götürmek isteyenlere karşı verdikleri mücadele var ya, işte diyorum ki AK Parti’nin tüm sandık müşahitleri bu mücadeleyi bugün aynı şekilde vermelidirler, aynı şekilde. Ve sürekli müşahit arkadaşlarım mahalle yönetimleriyle, belde, ilçe yönetimleriyle her kararınızda mutlaka istişareye başvurun, eleştirileri mutlaka gözden geçirin.
Değerli kardeşlerim, bütün bu adımlar atılırken bilesiniz ki biz Cumhurbaşkanlığı seçiminde de, 2015 seçimlerinde de mahcup olmayacağız. Çünkü istişareye dayalı yapılacak her çalışma neticesi başarılarla dolu olan çalışmadır, bunu bu şekilde bilmenizi özellikle arzu ediyorum.
Değerli kardeşlerim, bizler tıpkı bu noktada olaylara Mimar Sinan gibi, bir çocuğun fikri, bir çocuğun hissiyatı dahi sizin için hayati önem taşımalıdır. Arkadaşlar, bu dönemde şehirlerimizin güzelliğine, estetiğine, huzur ve güvenliğine çok daha dikkat etmek durumundayız. Allah’a hamd olsun, 12 yıllık süreçte gerek Hükümet yatırımlarıyla, gerek yereldeki hizmetlerimizle, birçok şehrin altyapı sorunlarını çözdük ya da çözüm noktasına getirdik. Su, ulaşım, çöp toplama, arıtma gibi konularda çok başarılı eserler vücuda getirdik. Bu yatırımları daha da büyütürken şehri güzelleştirecek, şehri daha yaşanabilir kılacak yatırımlara da ağırlık verelim. Bir tek kaldırım taşı deyip geçmeyin arkadaşlar, bir tek kaldırım taşı kimi zaman o şehrin sakinleri için bir eziyet olabilir. Halkımızın kullandığı sahalarda altını çizerek ifade ediyorum, milimetrekarenin dahi uyumuna dikkat etmenizi rica ediyorum. Ortaya büyük bir eser koyarsınız, ama milimetrekaredeki kusur o eseri örter. Yanlış yerleştirilmiş bir kaldırım taşı, yoldaki küçük bir çukur, çirkin bir tabela, estetikten uzak bir kavşak, çirkin bir bina tüm yapılanları alır götürür. Biz artık yurt dışına gidip değerli arkadaşlarım, oradaki şehirlere hayran olmak değil, dünyanın hayran olacağı şehirlere sahip olmak istiyoruz. Yollarından kaldırımlarına, parklarından yeşil alanlarına, altyapısından sosyal hizmetlerine kadar artık mükemmel şehirlerimiz olsun istiyoruz. Onun için başta büyükşehir belediyelerimiz olmak üzere il belediyelerimize diyorum ki; muhakkak şehirlerimizi meydanlarımızla güzelleştirelim. Böyle sokak aralarına sıkıştırılmış miting meydanları değil, özel olarak hazırlanmış meydanlar ve bu meydanlarla hem mitinglerimizi oralarda yapalım, hem oraları güzelleştirerek halkımızın oraları toplanma yerleri haline getirelim.
Bakın biz 12 yılda gecekondudan toplu konutlara geçiş yaptık. Bu bir geçiş dönemiydi. Yeterli mi? Hayır, değil. Şimdi toplu konutlardan artık mimari estetiğe, çevre güzelliğine, huzura, şehir güvenliğine doğru kararlı adımlar atmak zorundayız. On yıllar boyunca tahrip edilmiş şehirlerimiz öyle kısa sürede tedavi edilmeyecektir. Onun için kentsel dönüşüm ve değişim projelerimiz bizim çok çok önem arz ediyor. Biz adımları attık, bu süreci başlattık ve inşallah kesintisiz olarak bu süreci devam ettirecek, gelecek nesillere kendi şehir kültürümüzü, kendi şuur tasavvurumuzu miras bırakacağız.
Ben buradan belediye başkanlarımıza, il başkanlarımıza, tüm buradan Kadın Kollarımıza, Gençlik Kollarımıza sesleniyorum; sizler bu işin birinci derecede takipçisi olacaksınız. Milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum; takipçisi olacaksınız. Neden? Çünkü biz illerimizin bütün yerel mimarisini bir kenara bırakmadan, o yerel mimariyle şehirlerimizi güzelleştirmek durumundayız. Sizin şehre küsmek gibi bir seçeneğiniz yok, şehrin de size küsmesine asla mahal bırakmayacaksınız. Siz şehri, ama en çok da şehir sizi tanıyacak. Sizler şehirlerin eminisiniz. Ecdadımız bunu böyle ifade ederdi, şehrül-emin derdi. Vazife yaptığınız şehrin her sorunu sizin sorununuzdur. O şehirde yaşayan vatandaşın size oy versin ya da vermesin meselesi, derdi sizin meseleniz ve derdinizdir.
Önümüzdeki beş yıl içinde en küçük birimlerde dahi her haneye defalarca ulaşmış, misafir olmuş olmanız gerekiyor. Sizin kapınız ardına kadar açık olacağı gibi, makamınızda oturup beklemek yerine çoğu zaman siz çıkacak, siz vatandaşı ziyaret edeceksiniz. Alın hanımı yanınıza, hanım belediye başkanları da alsın beylerini yanına birlikte gidip ziyaretler yapsınlar. Çat kapı yapsınlar, çok daha hoşuna gider bizim vatandaşımızın. Ben yaptım, çok mutlu oldular. Böyle hem de gündüz vakti falan değil ha, gece 7, 8, 9, çaldık, bizi karşılarında gördüklerinde İstanbul Belediye Başkanıyım, çok mutlu oldular, memnun oldular. Onlarla bir çay içmek, hayata değer.
Belediyelerimiz arasında yardımlaşmaya, dayanışmaya, bilgi ve tecrübe paylaşımına yine dikkat etmenizi istiyorum. Kardeşlerim, yolsuzluk konusunda hiçbir müsamahamızın olmadığını sizler de çok iyi biliyorsunuz. Biz bugünlere yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk, bu konudaki hassasiyetlerimizle geldik. Kim hangi yalanı uydurursa uydursun bunlar tutmaz, tutmadığı için de milletimiz gereken dersi verdi.
Eserler ortada kardeşlerim, biz eserlerimizle konuşacağız. Eğer devletin kuruşu burada çalınmış olsa, biz bu eserleri ortaya koyamazdık. Bütün her şey ortada. Eğitimde yaptıklarımız ortada, sağlıkta yaptıklarımız ortada, adalette yaptıklarımız ortada. Değerli kardeşlerim, emniyette yaptıklarımız ortada, ulaşımda yaptıklarımız ortada, enerjide yaptıklarımız ortada, tarımda yaptıklarımız ortada velhasıl bütün bu yatırımlar, bu adımlar yolsuzluğun olduğu bir iktidarda gerçekleştirilemezdi. Ve işte ortada bir vaka, 230 milyar dolar milli gelirden alıyorsunuz ve 12 yılda 820 milyar dolara milli gelirinizi yükseltiyorsunuz, böyle bir iktidar var. Yüzde 63 faizle devletin borçlanma faiz yükünü alıyorsunuz tek haneli rakama indiriyorsunuz. Yüzde 30 enflasyonla alıyorsunuz, tek haneli rakama indiriyorsunuz. Devletin borcu milli gelire oran itibariyle yüzde 73 iken, alıyorsunuz yüzde 35’e indiriyorsunuz. Bir taraftan borcu düşürüyorsunuz, bir taraftan yatırımlarınıza aralıksız devam ediyorsunuz. Cumhuriyet tarihinde 79 senede hep söyledik, söylüyoruz, söyleyeceğiz arkadaşlar, hiç çekinmeyin bunu, anlatın. Daha bunu dün anlatmıştım, yine anlatacağız. 79 senede Cumhuriyet tarihinde 6100 kilometre bölünmüş yol yapılmışken, biz şurada 12 senede kalkıyoruz 17 bin kilometre bölünmüş yol yapıyoruz. Yolsuzlukların olduğu bir ülkede siz bunları yapabilir misiniz ya? Anlata anlata bunlar bitmez, bizim kitabımızda daha çok şeyler var. İşte bu seçimlerde 81 vilayetimize biliyorsunuz Araştırma-Geliştirme Birimimiz kitapçıklar hazırladı il-il resimlerle, her şeyiyle. Her ilde ne kadar yatırım yaptık, hepsi o kitapçıklarda var. Bunları bence teşkilatımızın alıp gözden geçirmesi lazım, bizim ilimizde neler yapıldı. Hafızayı beşer nisyan ile malul değerli arkadaşlar, çok çabuk unutuyoruz yapılanları. Geçtiğimiz yolları, okuduğumuz okulları, öğrencilerimizin okuduğu yerleri çok çabuk unutuyoruz. Şurada yapılan hastaneler, hepsi ortada. İlaçların bu noktada verilmesi konusu ortada. Bunları bizim çok daha iyi işlememiz lazım.
İşte 30 Mart akşamından itibaren sizler bu milletin emanetini çok daha farklı bir şekilde taşımaya başladınız. İdarenizde olan her bir kuruşta 77 milyonun hakkı olduğunu unutmayın. Sadece yolsuzluğu engellemekle kalmayacak, israfın, lüzumsuz harcamanın da önünü bir defa tıkayacaksınız, önüne geçeceksiniz. Bir kez daha 30 Mart’ta da elde ettiğiniz bu başarıdan dolayı her birinizi tebrik ediyorum. Zorlu, fakat kutlu vazifelerinizde sizlere üstün başarılar diliyorum.
Değerli arkadaşlar, saat 15:00’te yine birarada olacağız. Gerek Cuma, gerekse ardından yemek ve onun ardından 15:00’te tekrar toplantımıza başlayacağız. Allah yar ve yardımcınız olsun diyor, şehirlerimize bizim selamlarımızı iletmenizi rica ediyor; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.