Basbakan Erdogan’in, 23 Mayis tarihli Il Baskanlari Toplantisi konusmasinin tam metni
Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızı Soma’da meydana gelen elim kaza nedeniyle erteledik ve bugün gerçekleştiriyoruz.
Bu vesileyle, bir kez de buradan, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızdan kazada hayatını kaybeden 301 şehidimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yakınlarına, sizlere, aziz milletimize bir kez de buradan başsağlığı mesajlarımı iletiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Soma’da maden kazanını öğrendiğimiz andan itibaren yapılanları Salı günü Grup Toplantımızda ayrıntılı şekilde aktardık. Kazanın boyutları anlaşıldığı andan itibaren, yerelden başlayarak ihtiyaç dahilinde tüm imkanlarımızı seferber ettik, kazaya çok hızlı bir şekilde bütün detayları, bütün ayrıntıları hesaba katarak müdahale ettik. İlk etapta gayemiz, madendeki işçilerimizi kurtarmak, yaralıları hastanelere ulaştırmak, şehitlerimizin naaşlarına ulaşmak ve onları çıkarmak oldu. Eş zamanlı olarak defin işlemlerinin yapılması, ailelere yardım elinin uzatılması, ilçedeki tüm ihtiyaçların giderilmesi gerçekleştirildi.
Soma’da kaza sonrasında arama-kurtarma, destek ve yardım faaliyetleri için toplamda 2743 personeli, 258 kara aracı ve 9 hava aracısını seferber ettik. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, İçişleri, Sağlık, Aile ve Sosyal Politikalar, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlıklarımız gerek arama-kurtarma faaliyetlerinde, gerek şu anda devam eden çalışmalarda görev aldılar. Genelkurmay Başkanlığımız, AFAD, Türk Kızılay’ı, belediyelerimiz, sivil toplum örgütleri aynı şekilde bölgede yaraları sarmak için canla, başla çalıştılar ve halen de çalışıyorlar.
Şehit madencilerimizden bize emanet kalan yakınları için de adımlar attık, atmayı sürdürüyoruz. Çarşamba günü yaptığımız Bakanlar Kurulu Toplantısında çok geniş çaplı olarak nelerin yapılabileceğini, gerek Maden Yasasında, gerek İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasalarında ne gibi daha buna ilaveler yapılabileceği üzerinde de çalışmalarımızı yaptık. Buradaki değerlendirmeler doğrultusunda kademe kademe bu değişiklikleri yapacak, bu adımları atacağız.
Tabi cenazelerimizin defnedilmesinin, yaraların sarılmasının ardından şu anda en önemli gündem; dün de nitekim Soma’dan temsilen 10 kişilik bir heyet geldi, gerek bakan arkadaşlarım, gerekse ben kendileriyle bir görüşme imkanımız oldu. Bu kazanın sebeplerini ve sorumlarını tespit etmenin yanında, bundan sonra alınacak tedbirleri belirlemek, kazayla ilgili idari ve adli soruşturmalar da, onların da takipçisiyiz, nitekim şu anda onlar da devam ediyor. Bu soruşturmaları bizler de tabi ki titizlikle takip ediyoruz.
Bundan sonra aynı kazaların yaşanmaması, bunu minimize etmek için her kademede çalışmaları başlattık. Tabi hiç kaza olmaz diye bir anlayışın yanlış olduğunu da söylemek zorundayım. Bunu sadece ben maden ocaklarıyla ilgili söylemiyorum, hayat risklerle doludur, her yerde, birçok şeylerde istediğiniz kadar testler yapın, ne yaparsanız yapın kaza oranını minimize etmek en ideal olanıdır, ama sıfırlamak dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir yaşam şeklinde mümkün değildir. İşte otobüsler, otomobiller, uçaklar vesaire, bunlarda test azami ölçüde yapılır ve her şey sıfırlanır, ondan sonra uygulamaya girilir; olmuyor mu? Yine oluyor. Maden ocakları olsun, diğer işler olsun, ama maden ocakları, kömür ocakları riski en yüksek işletmelerdir. Tabi ki buralarda en ileri teknolojiyi hayata geçirmek için bundan sonraki takipler çok daha farklı olacak.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün grupların desteğiyle biliyorsunuz bir araştırma komisyonu kurulmasını teklif ettik ve kuruldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız yeni acıların yaşanmaması için gerekli yasal düzenlemeler üzerinde çalışıyorlar, çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, yüreklerimizi dağlayan Soma faciası 77 milyonun tamamına bir kez daha millet olma şuurunu, zor zamanlarda kardeş olma, birlik olma ruhumuzu gerçekten çok güçlü şekilde hissettirdi. En son Van depreminde milletimiz tek yürek olmuş, Van’daki kardeşlerimizin acısını paylaşmış, 81 vilayetten yardımlar ve dualar Van için seferber olmuştu. Soma’da yaşanan kazanın ardından 77 milyonun yine tek yürek olduğunu, ayni, nakdi yardımlarıyla, dualarıyla Soma’nın acısını yüreklerinde hissettiklerini müşahede ettik. Allah hamdolsun, millet olarak yalnız olmadığımızı, tüm dünyanın, dost ve kardeş tüm ülkelerin de bizlerle olduğunu bu acı hadise nedeniyle bir kez daha gördük ve hissettik.
Bosna Hersek’te, burası çok çok önemli, 1,5 milyon insanı etkileyen sel felaketine biliyorsunuz ilk ulaşan uluslararası yardım Türkiye’nin yardımı oldu, Türkiye’nin eli oldu. Dün bir gazetenin birinci sayfasında gördüm, Bosnalı afetzedelerin Türkiye’nin yardım ekiplerini görünce kendi sorunlarını, kendi dertlerini bir kenara bırakıp Soma’yı sorduklarını, bizim acımızı paylaştıklarını, başsağlığı mesajlarını ifade ettiklerini gazetedeki o haber son derece anlamlı bir şekilde bizlere aktarıyor. İşte bunu herkes anlayamaz ve anlayamadı değerli kardeşlerim. Bir Bosnalının bir yandan evindeki sel sularını, çamurlarını temizleyip, bir yandan da Türkiyeli yardım ekiplerine merakla, endişeyle Soma’yı sormayı inanın herkes anlayamaz ve nitekim anlayamadılar.
Soma’daki kazanın hemen ardından, Somali’yi bırak, Soma’ya bak diye insanlık dışı, insaf dışı, izan dışı ifadeler kullananlar oldu. Bizim Bosna Hersek’teki, Sırbistan’daki sel faciasına yardım göndermemizden, el uzatmamızdan rahatsızlık duyanlar çıktı. Elhamdülillah, artık 12 yıl önceki Türkiye yok, hem kendi afetleriyle mücadele ederken, öbür tarafta Bosna’ya, Sırbistan’a da elini uzatabilecek güçte bir Türkiye var. Biz bunu birçok yönleriyle ele alabilecek güce, anlayışa sahibiz, ama bunların anlayışı nasıl bir anlayıştır Allah aşkına, bu nasıl bir ufuksuzluktur, nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir insafsızlıktır? İnanın bu Somali’ye, Bosna Hersek’e, Sırbistan’a el uzatmamızı eleştirenler Soma’yı da bilmez, haritada yerini dahi gösteremezler. Somali bunlara ne kadar uzaksa, inanın Yozgat da o kadar uzaktır, Soma da o kadar uzaktır, Saray Bosna bunlara ne kadar uzaksa emin olun Diyarbakır, Van, Şırnak, Sivas da bunlara o kadar uzaktır.
Dünyayı kendi küçük semtlerinden ibaret zanneder bunlar. Lüks kafelerde otururlar, Boğaz’a nazır villalarında, köşklerinde, orada demlenirler, ellerinde akıllı telefonlarıyla attıkları tweetlerle ahkam keserler, yalan söylerler, provokasyon yaparlar; yaptıkları bu. Emin olun, eğer Twitter’da gündem listesine girmiyorsa hiçbir mesele bunlar için anlam ifade etmez. Orada gündeme gelen konular hakkında da 140 karakterde mesaj yazınca kendilerini dünyayı kurtaran adam gibi bunlar görmeye başlarlar. Bir yoksulun elinden tutmazlar, bir yetimin başını okşamazlar, bir fakirin evine ayakkabılarını çıkarıp girmezler, bizim kültürümüzün gereği budur diye bilmezler. Niye? Beyefendi evine öyle girip çıkıyor da onun için. Sofralarımıza diz kırıp oturmazlar, oturamazlar. İstanbul’un doğusunda, İzmir’in, Ankara’nın doğusunda koca bir dünya olduğunu bilmez, o dünyayı asla umursamazlar.
Değerli kardeşlerim, şunu bilmemiz lazım: Yoksulluğun coğrafyası yoktur, mazlumun rengi yoktur. Karşısındakinin kimliğine, etnik kökenine, inancına, mezhebine bakarak bir şeyler vermeye çalışanın yaptığı yardım değil, tahkirdir, aşağılamadır, çünkü bizim inancımızda sağ elin verdiğini sol el görmeyecek. Sen bugün Somali’yi bırak dersen, yarın Allah vermesin, ihtiyacın olduğunda sana bakacak kimseyi bulamazsın.
Olay sadece bir yardım yapmak da değil, olayın bir de siyasi boyutu vardır, vicdani boyutu vardır. Nedir siyasi boyutu derseniz, uluslararası bütün siyasi olaylar içerisinde bu insanlar değişik zamanlarda sizlerle beraber hareket ediyorlar. O zaman bıkıyorsun, o benim dar günümde benim yanımda Türkiye vardı diyor, bakıyorsun o siyasi bir karar verilirken o insanlar da senin yanında yer alıyor. Ama bütün bunlar bir tarafa, biz sadece vicdanımızın sesini, inancımızın sesini hissederek bütün bunları yapıyoruz ve yapmaya da mecburuz.
Sen bugün Bosna’nın meselesine sırtını dönersen, yarın senin meselene sahip çıkacak dost bulamazsın, kardeş de bulamazsın. Üstelik Türkiye, tekrar ediyorum, Somali’ye de ulaşacak, Soma’ya da ulaşacak güçte bir ülkedir, Allah’ın izniyle kendi yaralarımızı da saracak güçteyiz, Afganistan’a, Filistin’e, Suriye’ye, Bosna Hersek’e, Sırbistan’a da, Myanmar’a da yardım eli uzatacak güçteyiz.
Bakın, 12 sene öncesine kadar yurt dışına çıkan vatandaşımın, ki şahsım da dahil olmak üzere, sınır kapılarında, gümrük kapılarında boynunu yere eğmek zorunda kalıyordu. Benim vatandaşım pasaportunu gizliyordu, bol sıfırlı parasını gizliyordu. Ama şu anda dünyanın neresinde olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşları pasaportlarıyla, paralarıyla, kimlikleriyle, Ay Yıldızlı Bayraklarıyla gurur duyuyor, iftihar ediyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı demek, dünyanın her yerinde Filistin davasına sahip çıkan yürekli bir ülkenin vatandaşı demektir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı demek, herkesin sustuğu bir dönemde, herkesin sırtını döndüğü bir dönemde Suriye’deki zulme karşı çıkan, 1 milyon Suriyeliyi evinde misafir eden büyük ülkenin vatandaşı demektir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı demek, Mısır’daki darbeye korkmadan, çekinmeden darbe diyebilen, o darbenin mağdurlarını tüm dünyada cesaretle savunabilen onurlu bir ülkenin vatandaşı demektir. Evet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı demek, Somali’ye, Myanmar’a, Afganistan’a elini uzatan cömert bir ülkenin vatandaşı demektir. Yurt dışına çıkan kardeşlerim benim ne demek istediğimi eminim ki iyi anladılar. Yıllarca hastane koridorlarında çile çekmiş, okul yollarında yorulmuş, köyünde yolla, ilçesinde suyla, uçakla, havalimanlarıyla, duble yolla, hızlı trenle, doğalgazla bu dönemde tanışan vatandaşlarım benim ne demek istediğimi eminim ki onlar çok iyi anlıyorlar. On yıllardır ötelenen, horlanan, ayrımcılığa tabi tutulan, ret edilen, inkar edilen vatandaşlarım ne demek istediğimizi çok iyi anlıyorlar, onlar bizi anladıkları için işte biz buradayız. Onlar bizi çok iyi anladıkları ve bizi bu makamlara taşıdıkları için işte biz buradayız.
Biz Soma’nın da, Somali’nin de acısını yüreğimize sığdıracak kadar bunların sızını hissedip, bütün imkanlarımızla harekete geçecek kadar engin yürekliyiz, çünkü ecdattan böyle gördük, tarihimizde biz bunu gördük ve bunu yapıyoruz; ecdadımız gerçekten güzel yapmış. Eğer ta buralardan Hint Yarımadası’na donanmalar gönderen bir ecdadımız varsa biz bununla gurur duyarız ve o izde de yürümeye devam ederiz.
Çok enteresandır, malum işte geçen yıl Gezi olaylarının öncesiydi, İstanbul’un Anadolu Yakası’nda CHP’nin malum yerel yönetimde kendisini tartışmasız kabul ettiği bir ilçemizde duvarlara zulüm 1453’te başladı diye yazan, bunu yazanlara sahip çıkan, bunları yazanları destekleyen bir zihniyet bizi asla anlayamaz. Soma’nın varlığından oradaki bir kaza olduğunda haberdar olan bir zihniyet bizi anlayamaz. Kömürle, madenle, madenciyle sadece eline bir istismar vasıtası geçtiğinde ilgilenen zihniyet bizi anlayamaz. Her nerede olursa olsun, her ne şekilde olursa olsun bir kaza olsa, bir elim hadise olsa, birileri ölse diye ellerini ovuşturan bir kirli zihniyet kardeşlerim, bizi anlayamaz. Onlar Soma’yla, kömürle, madenle, madenciyle 14 Mayıs 2014’te tanıştılar, biz ise zaten onlardan biriyiz, bizim farkımız bu.
Kömürün çilesini çeken biziz, alın terinin ne demek olduğunu bilen biziz, en zor işlerde ölümle burun buruna çalışan biziz. Helal lokma peşinde koşarken tahkir edilen, ötelenen, iteklenen, dışlanan zaten biziz, biz oralardan geliyoruz, her an zaten oralardayız.
Başbakanınız kömür ocaklarına inmiş bir Başbakandır, benim bakanım, bakanlarım, gerek Çalışma Bakanım, gerek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanım yine o kömür ocaklarına inen, orada kömür ocaklarında çalışan kardeşlerimizle yemek yiyen bir ekibiz biz. Ama bu atıp tutanların hiç birisinin bu ocaklara girip çıktığı filan yok. Bunlar sadece varsın demlensinler ve kendilerine gelen yalan yanlış bilgilerle de AK Parti iktidarını yaralamaya, yıpratmaya gayret etsinler. İşte yaptıklarına bakıyorsun, birkaç milletvekili gidiyor oturma eylemi yapıyor. Oturun oturun, oturmaya devam edin, sizin hayatınız zaten oturmakla geçti, bizim hayatımız da çalışmakla geçti, farkımız bu. Zaten böyle devam ettiğiniz içindir ki bir yere varamıyorsunuz, varamazsınız da. Ama biz daha çok çalışacağız, nerede eksiğimiz var, nerede açığımız var bunları gidermeye çalışacağız. Onun için de bakın ben şu anda ilgili bakanlarımın hepsine Bakanlar Kurulu Toplantısından sonra hemen talimatı verdim, hemen şu anda dünyada bu işi en ileri teknolojide hangi ülkeler kullanıyor, Amerika, Almanya, Rusya, Avustralya, hemen ekipler halinde gidilecek, oraları gezeceksiniz, oraları inceleyeceksiniz ve onların teknolojisini gerekirse ülkemize transfer edeceğiz. Nitekim dün Almanya Şansölyesiyle de uzun bir görüşmemiz oldu, kendileri aramışlardı ve o görüşmemizde bu konuları görüştüğümüzde her türlü teknolojik desteği, yardımı vermeye onlar da hazırız dediler. Olayın olduğunun ertesi günü Putin aramıştı, Sayın Putin’le de yaptığımız görüşmede, biz bu işte bayağı iyiyiz, her türlü teknolojik desteği vermeye onlar da hazırız dediler. Sayın Obama Cumhurbaşkanımızı aramıştı, o da aynı desteği vermeye hazır olduklarını söylediler. Dolayısıyla, biz hemen süratle bu adımları da atacak ve bu süre içerisinde, belki 2 ay, belki 3 ay bu ocakları da kapalı tutacağız ve çalışmaları sürdüreceğiz. Nitekim dün işte gelen o 10 kadar temsilci heyetle, ekiple de bu görüşmelerimizi yaptık ve bu görüşmelerle birlikte… Tabi hala o gelen kardeşlerimiz bize ne diyor biliyor musunuz? Ne zaman işimize döneceğiz. Dışarıda öyle hava estiriliyor ki, o hava farklı, ama bakın onlar ne zaman işimize döneceğiz diyorlar, orada da hava bu; yani bunu iyi görmemiz, iyi incelememiz lazım. Tabi ki işinize döneceksiniz, ama biz de bu konuda rahat olalım, bütün hazırlıkları, bütün önlemleri, her şeyimizi alalım, ondan sonra da inşallah işinize başlayacaksınız dedik.
İşte duvarlara zulüm 1453’te başladı diyenler kardeşlerim, bizim tarihimiz anlayamazlar. Ve onlar tarihiyle iftihar edenler değil, ne yazık ki tarihini tahkir edenlerdir, kötüleyenlerdir. Ama biz hiçbir zaman onlara kulak asmayacağız, çünkü biz bu tarihimizle şeref duyuyoruz ve biz o bakiye üzerinde şu anda yaşıyoruz ve bütün Türkiye genelinde, nereye giderseniz gidin, o Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin, o Selçuklu’nun bakiyesi üzerinde eserlerimizle övünüyoruz. Şu anda bunları konuşanlara sorun kaç tane eserin var diye, ne yaptın diye sorun; hiçbir eserleri yok, ama ecdat, ta Selçuklu’dan tut Osmanlı bütün eserlerle ülkemizi donatmış.
Bugün eğer Türkiye’ye 36 milyon turist geliyorsa, kusura bakmayın, bu turistler işte o eserlere geliyor, onları geziyorlar, onları dolaşıyorlar. Ha, bu arada tabi ki kendi tarihlerinden de burada kalanlar var, onları da görüyorlar. Olay artık sadece bir güneş, kum, deniz değil, güneş, kum, denizin olduğu zamanlarda işte Türkiye’ye gelen turist sayısı belliydi, ama şimdi 13 milyondan 36 milyona turistin çıktı, artık 40’a, 50’ye doğru yürüdüğü bir Türkiye.
Ve bizim şehit madencilerimize AK Parti’nin mitingine katıldı diye, -biz kimlerin katıldığını bilemeyiz- onlara müstahaktır diyen köşe yazarlarının kardeşlerim, insanlıktan nasibi olabilir mi, olabilir mi, soruyorum? Bunlarda ne insanlık var, ne vicdan var, ama onu gazetesinin köşesinde yazdıranda da ne vicdan var, ne insanlıktan nasibini almak var, o da aynı.
Aynı şekilde bir başka yazarın, güya bayan, o da ne şehittir, ne gazi, ardından Niyazi diyor. Şuna bak ya, güya kadın. Şimdi ben soruyorum, hani kadın hakları dernekleri, hani insan hakları dernekleri? Bir başka yerde bir şey olduğu hep ayağa kalkıyorsunuz, burada niye ayağa kalkıp da bunların yüzüne tükürmüyorsunuz, soruyorum sizlere?
301 şehidimize bu hakareti yapanlar bu ülkede aslında 77 milyonun yüzüne tükürmesi gereken insanlardır. Değerli kardeşlerim, bu iş o kadar ucuz değil. Bu insanın, bu şehitlerin ruhunu muazzep ediyor bu yaklaşımlar.
Ve ben buradan tekrar sesleniyorum; 301 değil, hep birlikte, bu 301 kardeşimin tüm ailelerinin bunlara dava açması lazım. Biz bunların da takipçisi olacağız. Şu ana kadar aldığım bilgi 50 kadar dava açan var, ama hepsinin açması lazım. Bu kardeşlerimize bu hakareti yapanlara arkalarında bütün varisleri bu davaları açmak suretiyle bunlara haddini bildirmesi lazım.
Bir başkası dün yazıyor, o da bir bayan, bunlara yardım etmeyin diyor, Soma’ya yardım etmeyin diyor, bunların hepsinin evleri var diyor. Şuna bak ya, sen kimsin ya? Sende zaten vicdan yok, sen vicdanından nasibini almamışsın. Senin de işte bir yerde kurulu tezgahın var demek ki, orada rahat rahat istediğin gibi üflüyorsun, üfürüyorsun ve üfleniyorsun, ama kalkıp sıkılmadan, utanmadan Soma’ya yardım etmeyin diyorsun. Bunların ne ücret aldığını, nasıl bir yaşam içinde olduğunu biliyor musunuz?
İzmir milletvekili Binali Yıldırım Bey evleri ziyaret ederken bana bir evin havasını anlattı ve anlatınca ben de kendisine hemen duygularımı ilettim. Dedim hiç bekleme, sen adımı at ve hemen biz oradaki kardeşlerimizin, çünkü o köyde 19 kişi ölmüş, zaten talepler var, hazırlarımız var, süratle biz o kardeşlerimize, daha önce bizim birçok deneyimlerimiz var, site de mi oturmak isterler veyahut da müstakil evler de mi oturmak isterler, nasıl şey yapıyorlarsa biz onlara insanca yaşayabilecekleri… Hiçbir zaman o şehidimizin bir defa o boşluğu dolmaz, ayrı bir konu, ama hiç olmazsa ailesi, çocukları bundan sonraki hayatlarını bu şekilde değil, çok daha farklı yaşayabilsinler diye biz elimizden geleni yapmak zorundayız, çünkü biz varisiyiz onların ve onları biz korumak durumundayız, onlara sahip çıkmak durumundayız, bu adımı atmak durumundayız.
Fakat değerli kardeşlerim, işte bu anlayış, bu zihniyet biliyorsunuz bir zamanlar ne yazıyordu? Tüketmeyin, ekonomi dursun, o Gezi olaylarının olduğu sıralar, bunu dediler. Emeğini değil, onurunu satanlardan AK Parti iktidarı hiçbir zaman olmadı. AK Parti’ye oy verdiler, başlarına musibet geldi diyor bir terbiyesiz. Şu lafa bak ya, yani hakimi mutlak olan Allah’ın iradesini kendinde görecek kadar aşağılık birisi. Sen kimsin, sen böyle bir şeyi nasıl söylersin? Ondan dolayı musibet elmiş; lafa bak. Demek ki, yaşanan her musibet bir siyasi irade sebebi, öyle mi? Sormak lazım, acaba siz bundan önce bu ülkede meydana gelen musibetlerde oyunuzu nereye vermiştiniz o zaman, sormak lazım? Bunlar ne akılsız adamlar ya, bunlar densiz adamlar ya. Ellerinde kalem, çalakalem gidiyorlar; böyle bir anlayış olabilir mi? Ama zihniyet bu, anlayışları bu. Ne olacak, bütün mesele kılavuzu karga olan meselesi, mesele bu. Kargaya da hakaret etmeyelim, böyle bir durum var.
Arkadaşlar, burada bir kez daha söylüyorum; biz bu ülkede hiçbir gerilimin tarafı değiliz, hiçbir gerilimin kaynağı değiliz. Şu anda medya yoluyla, sosyal medya yoluyla estirilen ırkçılığın, ayrımcılığın, şiddet çağrılarının içinde asla değiliz. 301 şehidimizin acısı tazeyken sustuk, yürekler yanarken sustuk, şehitlerimiz üzerinden sokaklarda terör estirilirken sustuk, kan sustuk, kızılcık şerbeti içtik dedik. Ama kimse kusura bakmasın, şımarıklık karşısında, had bilmezlik karşısında, nefret suçları karşısında daha fazla susacak değiliz. Soma’yı bahane edip vuran, kıran, tahrip eden, polise saldıran, yeni cinayetler işleyen kan tacirleri karşısında elbette susmayacağız.
İşte bakın dün yine bir olay oldu İstanbul’da; yeni değil. Neymiş? Berkin Elvan’ı anmak için okulda törenler düzenleyeceklermiş. Şu hale bak ya, yani biz bu ülkede, kusura bakmayın, her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz? O zaman bütün işleri bırakalım, törenlere bakalım; ölmüştür, geçmiştir. Ama Kılıçdaroğlu’na göre bu tabi ekmek almaya giderken ölen bir gencimiz veya çocuğumuz. Dürüst ol dürüst, kimi aldatıyorsun? Gerçek ortada, her şey ortada, resimlerle, kayıtlarla her şey ortada, ama o evladı, o yavruyu aldatanlar da ortada.
Şimdi bakın, dün ölüm yıldönümüymüş, tabi ölüm yıldönümü de değil, olayların olduğu yıldönümü, bunu gerekçe tuttular ve ne yaptılar? Orayı adeta terörize ettiler.
Değerli kardeşlerim, molotof kokteylleriyle, maskelerle, her şeyle, havai fişekler, bütün bunlarla saldırdılar. Bakın bir tane molotof kokteyli polis aracının içine düştü ve polis aracının içinde polislerimiz yanmaya başladı, kendilerini zor dışarı attılar. Nitekim, kolları, vücudunun bazı yerleri yandı, şu anda Okmeydanı SSK Hastanesinde onlar da şu anda bakımdalar. Ve arkadan gelen diğer bir shortland, yine polis aracı, tabi orada olaya müdahale etme noktasına gitti, ama onları da tabi yakıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, bütün bu araçların üzerine bu teröristler çıkarak orada aracın camlarını kırmaya çalışıyorlar. Şimdi Allah aşkına, bütün bunlara karşı polis eli kolu bağlı mı duracak, bir şey yapmayacak mı? Ve nasıl sabrediyorlar ben bunları anlayamıyorum. Ama hiçbir medya grubu hala kalkıp da burada yaralanan polislerin durumu ne olacak? İşte geçenlerde bir kızımız Güneydoğu’da maalesef yine böyle bir polis aracının içerisinde yandı, hala yoğun bakımda yatıyor. Şuuru kapalıydı, şu anda açık mı bilmiyorum, Allah şifalar versin. Kendini camı kırarak dışarıya zor attı bu kardeşimiz, ama ondan hiç gazetelerde bir haber duydunuz mu? Onu ananları hiç gördünüz mü, duydunuz mu?
Değerli kardeşlerim, bunları bu ülkede sorumluluk mevkiinde olan bizler konuşmayacağız da kim konuşacak? Biz terörize olmuş olanları mı konuşalım? Ellerinde molotof kokteylleriyle, havai fişekleriyle polisine, cam, çerçeve, tüm esnafına saldıranları mı savunacağız, onları mı konuşacağız? Ama bu ülkenin Ana Muhalefet Partisi bunları savunuyor, bunların yanında yer alıyor. Kusura bakmasınlar, biz onların yanında yer alamayacağız, biz gerçek manada mağdur, mazlum halkımızın yanında yer alacağız.
Ve ikide bir, işte dün de yine o malum milletvekili vardır bunların, Tunceli milletvekili, gene gitmiş Okmeydanı SSK Hastanesinde orayı nasıl terörize ederiz, onun gayreti içinde. Bir değeri bakıyorsun İstanbul’dan kalkıyor Manisa’ya gidiyor, o da orayı terörize etmenin gayreti içinde.
Geçen yıl Gezi olaylarında biliyorsunuz Ankara’da Kızılay’da gelip, affedersiniz, polise küfreden milletvekillerini gördük. Ne milletvekili ya? Benim milletvekilim bir defa halkını tam manasıyla adil, dürüst şekilde temsil edecek, kendi polisine küfrederek, hakaret ederek değil. Ama bu Genel Başkan bunlara kalkıp, ya siz ne yapıyorsunuz dediği yok, kalkıp bunlara yönelik herhangi bir disiplin kurulunda bir uygulaması yok.
Değerli arkadaşlar, biz 301 şehidimizin acısı tazeyken, yine söylüyorum, sustuk, yürekler yanarken biz sustuk.
İşte bakın aynen bu mantık, bu anlayış şu anda yarın Almanya’ya yapacağım ziyaret öncesinde son derece manidar bir şekilde orada da sokakların karıştırılmasına, bazı mezhep mensuplarının tahrik edilmesine, büyük şehirlerde kendilerine göre hazır kıtaların terör estirmesine gayret ediyorlar Türkiye’de. Biz bunlara seyirci kalmayız. Bazıları da, ya Başbakanım, işte Almanya’ya gitmezseniz iyi olur, gitmeyin. Kusura bakmasınlar, biz gideriz. Bize o aklı verenler onu kendilerine saklasınlar. Eğer biz bu ülkede siyaset yapıyorsak, biz Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıysak, benim orada 3 milyon vatandaşım varsa biz oraya gideriz. Ve inşallah yarın gideceğiz ve 15 bin kişilik o kapalı spor salonunda da biz halkımızla bütünleşeceğiz, bir olacağız, beraber olacağız, Avrupalı Türk Demokrat Birliği’nin o organizasyonunda, o yıldönümü kutlamasında inşallah kendileriyle beraber olacağız. Orada tabi eğlence olmayacak, orada sadece düşünceler yansıyacak. Zaten Soma’nın gündemde olduğu bir zamanda orada herhangi bir eğlence olmayacağı için, biz sağ olsun Diyanet’ten de aldığımız destekle, Diyanet orada yine hatmi şerifler indirildi, orada yine Kur’an tilavetleri yapılacak, yine şehitlerimize oradan da biz dualarımızı göndereceğiz ve konuşmalarımızı da yapıp inşallah akşam tekrar döneceğiz.
Güçlenen Türkiye’den, güçlenen ekonomiden rahatsızlık duyanların içerideki maşalarını devreye aldıklarını söylüyoruz, çözüm sürecinin, milli birlik ve kardeşlik projesinin kanan beslenenleri rahatsız ettiğini söylüyoruz, işte Mısır’da olanları örnek gösteriyoruz, Ukrayna’da olanları örnek gösteriyoruz. Bütün bunlar ortadayken, içeride ve dışarıda ne yazık ki maşalar tarafından, taşeronlar tarafından çeşitli bahanelerle saldırılar diri tutulmaya çalışılıyor.
Bakın Afyonkarahisar’da söyledim, burada da tekrar ediyorum, bu saldırıların şahsıma yönelik olduğunu düşünenler varsa büyük bir yanılgı içerisindedirler. Bu saldırıların arkadaşlarıma, Hükümetimize, Partimize, sadece Partimize oy verenlere yönelik olduğuna inanlar varsa büyük bir yanılgının içindeler, bunu da söylemem lazım. Bütün bu saldırılar artık tartışmasız şekilde görüyoruz ki bu millete, bu milletin huzuruna, bu milletin inançlarına, değerlerine, istiklaline ve istikbaline yönelik saldırılardır. Bu saldırılar, bu eylemler Türkiye Cumhuriyeti’ni, 77 milyonu hedef alan saldırılardır. Bu saldırılardan, bu sokak eylemlerinden çıkar sağlayacağını düşünen varsa en büyük hatanın içindedir. Bu saldırılardan, bu sokak eylemlerinden ne CHP’ye, ne MHP’ye, he HDP’ye ekmek çıkmak, bu saldırılardan siyasi, ideolojik, örgütsel çıkar sağlamaya çalışan hiç kimse rant devşiremez. Biz çeşitli bahanelerin, çeşitli provokasyonların arkasına sığınılıp yapılan bu saldırılara karşı dimdik durmaya devam edeceğiz.
Milletimin büyük çoğunluğu zaten bu saldırıların muhtevasını gördü ve 30 Mart’ta söyleyeceğini söyledi. Ancak, bu saldırıların, sokak eylemlerinin masum olduğuna, masum gerekçelere dayandığına inanan kesimler varsa, onların da gözlerini açmaları en büyük temennimiz. Her gün okudukları o kışkırtıcı gazetelerin arkasında kimlerin olduğuna lütfen bir baksınlar. Ekranlarından kan damlayan, öfke, nefret akan o televizyonların arkasında kimlerin olduğunu lütfen bir araştırsınlar. Sokakları tahrik etmeye çalışan o sahte tweet hesaplarının nerelerden yönetildiğini, nerelerden beslendiğini lütfen görsünler. Kardeşlerim, tekrar ediyorum; gerilimin tarafı olmayacak, gerilimin kaynağı hiç olmayacağız. Gerilim üretmek isteyenler karşısında da herkes bilsin ki boynumuzu eğmeyeceğiz. Biz hep demokrasiden taraf olduk, bugün de demokrasiden tarafız. Biz her zaman hukukun üstünlüğünü savunduk, bugün de hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Biz Meclis’e inandık, biz sandığa inandık, milli iradeye inandık; bunları savunduk. Bugün de sarsılmaz şekilde Meclis’i, sandığı, milli iradeyi savunuyoruz. Bizi kimin nasıl gösterdiğine, manşetlere nasıl çektiğine, hakkımızda nasıl algı operasyonları yaptığına bakmayız, bakmıyoruz. Bizim özümüz neyse şeklimiz de odur. İşte dün TOBB Toplantısında söyledim, Türkiye Odalar Borsalar Birliği Toplantısında. Karşımda oturuyordu beyefendi, arkasından konuşmadım, yüzüne söyledim. Anayasa değişikliği deniliyor değil mi, Oda Başkanı böyle bir açıklamada bulundu. İşte buyurun dedim, taraf burada. Ve bizim adımıza bu çalışmalara katılan Mehmet Ali Şahin Bey de orada. Eğer dürüstseniz, samimiyseniz, dediniz ki 47 madde ortadayken hadi biz bunu çıkarmaya hazırız. Arkadaşlarımızı gönderdik, arkadaşlarımıza verdikleri cevap 4 siyasi parti de beraber olursak; ya onlar yanaşmıyor, bizim ikimizin oyları buna yetiyor. Dün anlatıyorum bunları. Şimdi 60 maddenin altında dört siyasi partinin imzası var, ama iki tane siyasi parti bu işte kaçamak yapıyor, belki bir tanesi yapacak, üçüncüsü de katılacak buraya. Hadi gelin yapalım. Ama beyefendi karşımızda duruyor ya, ama orada yine manevra yaptı, dört parti eğer imza atarsa… Ya imza atmış, ama Meclis’e gelmeyebilir, ama ikimiz oyları buna yetiyor, gel çıkaralım. Tabii salonda herkes aklıselim hepsi desteğini salonda verdi. Ama çıktı yine her zamanki gibi maalesef dürüst konuşmadı, yine farklı konuştu. Bizim böyle bir sözümüz var dedi. Bu uzlaşma komisyonu kurulurken böyle bir sözümüz var. Bizim sözümüz o değil, yalan söyleme. Söz, onun altına konan imzadır. o maddelere, o dört parti imzasını koyduktan sonra mesele bitmiştir, bundan sonrası Parlamentodur. Parlamentoda veririz el ele, diğerleri gelmiyormuş, gelmesin. İkimizin yetiyor mu? Yetiyor. Çıkaralım bunu. Hayır, dürüst değil.
Sivil cumhurbaşkanından bahsetti ve ona da bir hemen kılıf uydurdu. Neymiş? Arkadaşları gelmişler, bir orgenerali, Genelkurmay başkanlarından birini kalkalım işte cumhurbaşkanı adayı gösterelim demişler, o da demiş ki; yok sivil olacak. Sevsinler seni, ya dürüst konuş be. Siz zaten bunlara alışmışsınız. Hayatınızda bir kere gördünüz, Gazi Mustafa Kemal, onu bir kenara koyalım. Ondan sonra Partinin vazgeçilmezi diye devamlı anlatılan İsmet İnönü de apoletliydi. Siz o İsmet İnönü’yü bu ülkede Cumhurbaşkanı yaptınız. Ondan sonra işte sivilde de zaten Menderes’in ortaya çıkışıyla beraber onun için süreç bitti. Ama yine ne yazık ki bu ülkede apoletliler vardı. 12 Eylül’de de ne yazık ki bunu gördük. Şimdi sivillerin bu ülkede cumhurbaşkanı olması noktasında işte Allah rahmet etsin, Turgut Bey bu ülkede sivil bir Cumhurbaşkanı oldu ve Demirel bir Cumhurbaşkanı oldu, arkasından adayımız Sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oldu ve bunlar da bu ülkede fena mı oldu, işte buyurun sivil cumhurbaşkanı bu. Ama o bundan rahatsız. Niye? Biliyor ki gelecek kendileri açısından pek aydınlık gözükmüyor. Neden? Çünkü bu millet artık kendi cumhurbaşkanını kendisi seçecek. Kendi başkanını kendisi seçecek, bundan rahatsız oluyorlar. Bundan sonra bize bu ülkede bu makamlarda yer yok diye görüyorlar herhalde, bundan rahatsızlar. Üzülme Kılıçdaroğlu, çalış senin de olur ya, ne yapalım. Halkı kucakla, halkın karşısında mütevazı ol, dürüst ol, dürüst ol. Dürüst konuştukça, halk dürüst siyasetçiyi sever, sen de böyle ol. Kimsenin arkasından yalan yanlış konuşma, dürüst ol. İftira atma, dürüst ol. Takiye yapma, dürüst ol. Ama sen bunları yapmadığın sürece bu ülkede sana prim yok siyasette, bunu bilesin. Bu primler tabii senin SSK Genel Müdürlüğündeki primlere benzemez, o farklıdır, bunu da iyi öğren.
Kardeşlerim, bizim içimiz neyse dışımız da odur. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde. Mesele, eser meselesi. Bizim ne olduğumuzu görmek, bilmek, öğrenmek ve anlamak isteyenler, geride kalan 12 yıla baksınlar. Bizim gelecek vizyonumuza baksınlar.
Kardeşlerim, yalancının mumu yatkıya kadar yanar. Türkiye’de basın özgürlüğü yok diyenleri bizzat nefret suçu işleyen gazeteciler yalanlıyor. Türkiye’de özgürlük yok diyenleri, bizzat sokağa çıkıp cam-çerçeve kıran şımarıklar yalanlıyor. Türkiye’de dikta rejimi var diyenleri bizzat özgürce attıkları iftiralar, yaptıkları provokasyonlar yalanlıyor. Yarın inşallah Almanya’ya gidecek, Köln’de oradaki vatandaşlarımıza, kardeşlerimize gerçek Türkiye tablosunu bir kez de orada anlatacağız. Almanya ziyaretimizde bizim hakkımızda günlerdir karalama kampanyası yapan içerideki medyaya da, onların yol arkadaşı dışarıdaki bir kısım medyaya da gerçek Türkiye fotoğrafını sunacağız. Hiç kimse rahatsız olmasın, tedirgin olmasın. Türkiye’nin barıştan, diyalogdan, yapıcı dış politikadan başka bir hedefi yok. Türkiye’nin demokrasiden, hukuktan başka hedefi yok. Bizim büyümemizden, büyük bir ekonomi olmamızdan, etkin bir dış politikaya sahip olmamızdan rahatsız olanlar varsa, onlar kusura bakmasın. Ama benim tavsiyem; Türkiye’nin büyümesini, güçlenmesini Türkiye’nin dostları kaygıyla değil umutla izlesinler. Çünkü bizden kimseye zarar gelmez.
Eski Türkiye yok arkadaşlar, artık yeni Türkiye var. Yeni Türkiye’de içeride de boynu bükükler olmayacak. Dışarıda da bu ülkenin vatandaşı olarak boynu bükükler olmayacak, daha çok çalışacağız, daha fazla reform yapacağız. Kardeşliğimizi daha da güçlendireceğiz, umutla istikbale yürüyeceğiz. 12 yıl önceye nazaran nasıl çok iyi bir yerdeysek, inşallah aynı hızla, aynı kararlılıkla Türkiye’yi değiştirmeye devam edeceğiz.
Değerli yol arkadaşlarım, sevgili kardeşlerim; Cumhurbaşkanlığı seçimi için artık önümüzde sadece 2,5 ay gibi kısa bir zaman var. Çok yoğun şekilde her kesimle her kademede istişarelerimizi yaptık, yapıyoruz, yapacağız. Kamuoyunun nabzını tutan araştırmaları tamamladık. Son değerlendirmeleri yapacak ve inşallah kısa süre zarfında da kararımızı vereceğiz. Her fırsatta ifade ettiğim gibi, alacağımız karar her ne olursa olsun Türkiye için, geleceğimiz için inşallah en isabetli karar olacak bir kaosa, bir belirsizliğe mahal vermeden. Çünkü bu Cumhurbaşkanlığı seçiminde değerli kardeşlerim, bilesiniz ki 2015 seçimlerinin de işaret fişeğidir, bu seçim o kadar önemli. Yani burada sadece Cumhurbaşkanı seçmeyeceğiz, aynı zamanda 2015’in de işaret fişeklerini hep beraber ateşleyeceğiz. Reformlarımızda, davamızda, mücadelemizde asla kesintiye sebep olmadan Türkiye’yi daha da güçlendirecek bir karar alacak ve arkasında duracağız. Onlar çatıyla filan falan uğraşıp dursunlar, bu çatı zaten 30 Mart’ta uçtu gitti.
Değerli kardeşlerim, biz evvel Allah çok güçlü bir zemine sahip temelleri sağlam binamızı inşa ettik, ediyoruz. CHP ve MHP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini umutlarını şimdiden kaybederek bu yolda yürüdüklerini görüyoruz; tablo bu. İş olsun nevinden yapılan ziyaretler, yapılan açıklamalar, Cumhurbaşkanlığı konusunda hiçbir iddialarının olmadığını gösteriyor. CHP ve MHP tabanı, diğer partilerin tabanları da hiç kaygılanmasınlar. AK Parti’nin tespit edeceği aday şüpheniz olmasın 77 milyonu kucaklayan bir aday ve bir cumhurbaşkanı olacaktır.
Dolayısıyla tabii çok çalışacağız, şimdiden bu çalışmamızın yoğun bir şekilde başlamış olması lazım. Aynen 30 Mart’ta nasıl çalıştıysak, sandıklara nasıl hakim olduysak, burada da yine 10 Ağustos’ta birinci turda inşallah AK Parti’nin adayı kim olursa olsun evvel Allah bu adayımızla beraber ülkemize hizmet süreci başlayacaktır.
Bu arada bildiğiniz gibi 1 Haziran’da başta Ağrı ve Yalova olmak üzere bazı birimlerde yerel seçimler var. Şu anda yoğun bir şekilde arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar, artık fazla bir zamanımız kalmadı. Neredeyse 10 gün bile diyemiyorum, bu kadar zaman daraldı. Ve bu Pazar günü ben de Yalova’da olacağım, Çarşamba günü inşallah Ağrı’ya gidiyorum ve arkadaşlarımız da yoğun bir şekilde bu süreci devam ettiriyorlar. Ama bu arada bazı ilçelerimiz var, beldelerimiz var, buralarda da yine kampanyamız devam ediyor. Şu anda tabii tüm burada bulunan bu il, ilçe ve beldelerin il başkanları olarak ve görev verdiğimiz çevre büyükşehir belediye başkanları olarak, hep birlikte Kadın Kollarımız, Gençlik teşkilatlarımız olarak çok yoğun bir şekilde değerli arkadaşlar çalışmamız lazım. Bu işi hafife alamayız. Ve başta Ağrı ve Yalova olmak üzere kesinlikle buraları biiznillah kazanmamız lazım. İnşallah yenilen seçimlerden iyi bir netice alacak, bu illerimiz de, bu birimler de, çünkü diğerlerinin bu illere vereceği hiçbir şey yok. Bir hizmet verilecekse bunu yine biz vereceğiz. En ideal şekliyle biz veririz, biz vereceğiz. Bu bakımdan da tüm ilçelerde, beldelerde inşallah bu süreci çok daha farklı bir şekilde sürdürelim istiyoruz. AK Partili belediyecilik anlayışıyla geleceği imar etmeye, inşa etmeye devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızın ülkemiz ve milletimiz için tekrar hayırlara vesile olmasını diliyorum. Katıldığınız, katkı verdiğiniz için her birinize tek tek teşekkür ediyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun diyorum. Teşekkür ediyorum.