Basbakan Erdogan’in 25 Subat tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, çok değerli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyor, Grup Toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Grup Toplantımıza katılan tüm misafirlerimize de hoş geldiniz diyor, heyecanınızdan, coşkunuzdan dolayı her birinize tek tek teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, yarın yani 26 Şubat’ta Hocalı katliamının üzerinden 22 yıl geçmiş olacak. 26 Şubat 1992’de Ermenistan kuvvetleri Karabağ’da maalesef insanlık dışı katliamlara imza attılar. Bu katliamların en büyüğü ve en trajik olanı Hocalı Kasabasında yaşandı. 106’sı kadın, 83’ü çocuk tam 613 kişi şehit edildi. Şunu burada bir kez daha ifade etmek isterim ki; Karabağ’da, özellikle de Hocalı’da yaşanan katliamda hayatını kaybedenler Azerbaycan’ın evlatları olduğu kadar bizim de evlatlarımızdır. Azerbaycan’ın, Azeri kardeşlerimizin yaşadığı büyük acıyı bizler de yüreklerimizde yaşıyor, Hocalı’da katledilen şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyoruz. İstanbul’da Hocalı katliamını protesto eden bir grubun ırkçı sloganlar atmasını da esefle kınadığımızı burada vurgulamak istiyorum. Kan, kanla temizlenemeyeceği gibi, ırkçılığın panzehri de asla ırkçılık değildir. Karabağ’ın meşru davasına zarar verecek ırkçı girişim ve söylemlerden herkesin özenle sakınması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, iki gün sonra 27 Şubat’ta bir başka mahzun yıldönümüne daha ulaşacağız. Eski Başbakanlarımızdan değerli bir devlet adamı, değerli bir siyasetçi ve bilim insanı Profesör Doktor Necmettin Erbakan üç yıl önce bir 27 Şubat günü Hakk’a yürümüştü. Vefatının üçüncü seneyi devriyesinde merhum Hocamızı da rahmetle yad ediyor, Allah ondan razı olsun, mekanı inşallah cennet olsun diye dua ediyoruz.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli misafirler; bu hafta Cuma günü bir mefhum tarihin, bir kara günün, demokrasi tarihimizdeki kara bir lekenin, yani 28 Şubat müdahalesinin 17. yıldönümüne ulaşıyoruz. Postmodern tarzda sadece siyaseti, sadece seçilmişleri hedef alan darbe girişimi olarak değil, vatandaşımıza, memurlara, iş dünyasına, öğrencilere yaptığı zulümle de her zaman hatırlanacak. 28 Şubat müdahalesi, özellikle de ekonomiye vurduğu darbe ile 2001 krizinin oluşumunu hazırladığı zeminle yetimin hakkını, milletin istikbalini, Türkiye’nin kazanımlarını heba eden bir girişim olarak hafızalardan hiç silinmeyecek.
Burada şu noktanın özellikle üzerinde durmak istiyorum: 28 Şubat müdahalesiyle ilgili açılan dava ne yazık ki meseleyi sulandırmaya, ciddiyetini zedelemeye, 28 Şubat’ı küçümsemeye doğru gidiyor. Ancak yargıdan daha önce aziz milletimiz bu müdahaleyle ilgili zaten kararını vicdanında verdi. Sorumluları gördü ve yine vicdanın onların hepsi mahkum etti. Meselenin maalesef üzücü tarafı şudur: 28 Şubat’ta milletimize bu zulmü yapanların normal şartlar altında aslında sokağa dahi çıkacak yüzlerinin olmaması gerekir. Millete bu ağır baskıları yapanların, ekonomiye bu ağır darbeyi vuranların, Türkiye’ye çok ağır bedeller ödetenlerin en azından kendi vicdanlarında kendilerini sorgulayıp aynaya baktıklarında yüzlerinin kızarması gerekir. Ancak özellikle bugünlerde işte bu kişilerin, bu çevrelerin bırakın yüzlerinin kızarmasını, bırakın sokağa çıkmaktan haya etmelerini, utanmazca yeni bir darbe girişimine omuz verdiklerini görüyoruz. Aynı medya aynı manşetlerle bir kez daha demokrasiye karşı saldırıya geçti. Aynı yazarlar aynı yüzsüzlükle, aynı edepsizlikle bir kez daha milli iradeyi aşağılamaya başladı. 28 Şubat’ın o malum işveren örgütleri tam bir pişkinlik içinde işte bu son darbe girişimine de destek vermeye, Türkiye’ye yeni bedeller ödetecek adımlar atmaya başladı.
Bu ülkede defalarca darbe yaşamış, her birinde darbenin yanında yer almış, darbelere verdikleri destekler tarihlerine kara bir leke olarak yapışmış partilerde bir kez daha eğilmeye, bir kez daha darbeden medet ummaya başladı.
Şimdi bakın değerli arkadaşlarım, hafta sonunda il mitinglerimizde dile getirdiğim bir konuyu burada tekrarlamakta fayda görüyorum. 1946 yılından bugüne kadar Türkiye’de siyaset merkezli tartışmaların neredeyse tamamı Türkiye’yi kim yönetecek sorusu etrafında şekillenmiştir. Türkiye’de tam 68 yıldır bu tartışılıyor. Türkiye’yi kimin yöneteceği, kimin idare edeceği tartışılıyor. Esasen Gazi Mustafa Kemal 22 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılacağını duyurduğu telgrafta, yani işin en başında Türkiye’yi kimin yöneteceğini tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur. Gazi Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’den itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tüm sivil ve askeri makamların üzerinde yegane karar mercii olduğunu söylemişti. Yani Türkiye’yi, seçip Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderdiği vekiller eliyle milletin yöneteceği 23 Nisan’da karar altına alınmıştır. 1946, hatta 1950 yılına kadar maalesef bu karar uygulanmadı. CHP, seçimlere tek parti olarak girdi. İki kez çok partili seçim denendi, ancak oy, gizli tasnifle, kazanan yine idare fırkası oldu, kazanan yine CHP oldu. Merhum Menderes’in 1950’de iktidara nasıl yürüdüğünü lütfen unutmayın, bu şekilde yola çıkmıştı merhum Menderes: “Yeter söz milletindir.” Evet, 1950’den itibaren milletin hür iradesi sandığa yansımış, milletin tercih ettiği Parti Hükümet görevini üstlenmiş, demokrasi millet iradesi olarak tecelli etmeye başlamıştı.
27 Mayıs 1960’ta birileri çıktı ne dediler; Türkiye’yi millet yönetemez, biz yöneteceğiz diyerek yönetime el koydular. 12 Eylül’de aynısını yaptılar, 28 Şubat’ta aynısını yaptılar. Her bir müdahalede milletin elinden yetkisini aldılar, Türkiye’nin yönetimine el koydular. Bakın burada şu hususun altını özellikle çiziyorum: Yönetime el koyanlar iktidarlarını başka çevrelerle paylaştılar. Kimdi bu çevreler? İş dünyasıyla paylaştılar, medyayla paylaştılar, belli sivil toplum örgütleriyle paylaştılar, elitlerle, seçkinlerle, çetelerle paylaştılar. Cumhuriyet Halk Partisi’yle, diğer statüko partileriyle paylaştılar. Bir tek kesimle paylaşmadılar, iktidarı milletle asla paylaşmadılar. Siyasetin üzerine ihdas ettikleri kurumlarla, özellikle de yargısal kurumlarla millet iradesini hep dar bir çerçevede tuttular. İşte 14 Ağustos 2001’de AK Parti’yi kurarak biz bu kısır döngüye itirazımızı dile getirdik. Yeter dedik, yeter söz de, karar da milletindir dedik. Biz 14 Ağustos 2001’de AK Parti’yi kurarak Türkiye’yi kim yönetecek sorusuna kesin ve net bir cevap verdik, millet dedik. Ve şu münakaşaya kesin bir nokta koyduk: Evet, 23 Nisan 1920’de ifade edildiği gibi Türkiye’yi sadece ve sadece millet yönetir dedik. Bu ülkenin sahibi 77 milyon aziz millettir. Siyasetin sahibi millettir, devletin sahibi millettir. Bütün kurumların sahibi de millettir. Şunu burada açık ve net olarak bir kez daha tekrar ediyorum: Türkiye’yi yönetme iradesini biz hiç kimseyle, hiçbir zümreyle, hiçbir grupla, hiçbir çete ve mafyayla asla paylaşmadık ve paylaşmayız.
Türkiye’yi yönetme iradesini hiçbir sermaye grubuyla, hiçbir medya patronuyla, hiçbir örgütle bugüne kadar paylaşmadık, bundan sonra da paylaşmayız. AK Parti ile birlikte millet bir kez daha iktidara gelmiştir. AK Parti’yle birlikte millet bir kez daha yönetime el koymuştur. Hiç kimse milletten bu iradeyi alamaz. Hiç kimse milletin bu iradesine ortak olamaz, paydaş olamaz. Bakın şu anda işte eski bu tartışmayı, bu üzeri artık küllenmiş, tarihin çöplüğünde kalmış tartışmayı canlandırmak isteyenler var. Türkiye’yi kim yönetecek sorusunu tekrar gündeme taşıyıp milletin iradesine ortak olmaya, paydaş olmaya, milletin iradesini gasp etmeye çalışanlar var. Bunları utanmaz olduklarını, hayasız, yüzsüz olduklarını söylemiştim. Bunlar o kadar pervasızlar ki, işte son haftalarda köşelerinden milleti tekrar tahkir etmeye, milleti aşağılamaya başladılar. Sivas’ta, Yozgat’ta, Afyonkarahisar’da, Kütahya’da on binlerce toplanan o mahşeri kalabalığı koyun sürüsü olarak niteleyecek kadar edebini, hayasını, izanını yitirenler var.
Birileri çıkmış şunu söylüyor: Ya biz haftalardır yolsuzlukları dile getiriyoruz, ama anketlerde yine AK Parti önde, meydanlar yine dolu. Bu koyun sürüsü millet bizi duymuyor diyor. İşte 68 yıldır bu zihniyetteler, 68 yıldır açılan her sandıkta milletten tokat yediler, ama bir türlü kendilerine geldiler. 68 yıldır millet bunlara bir şey anlatmaya çalıştı, ama bu o küçük zihinleriyle bunu anlayamadılar. Millet artık bunların ciğerini okuyor, ciğerini.
Attıkları her manşetteki o maksatlarını millet çok iyi görüyor, yaptıkları açıklamaları millet çok iyi okuyor, takındıkları tavrı, ilkesizliği, omurgasızlığı millet çok iyi hissediyor. İşte bu aziz millet bunlarla iktidarlarını asla paylaşmak istemiyor. Siz, bu milletin seçilmiş Başbakanını astınız, Başbakanını, bu millet sizi asla affetmedi, asla affetmeyecek. O eski günler de artık geride kaldı, bu aziz millet artık iradesine sahip çıkıyor, reyine sahip çıkıyor, Hükümetine sahip çıkıyor. Bu aziz millet artık sağduyusuyla, vakarıyla, ağır başlılığıyla meydanlara çıkıp, sandığa gidip söyleyeceğin net bir şekilde söylüyor. Ben siyasi hayatımda Sivas’ı böyle görmedim, böyle bir meydan mitingi yaptık. Yozgat’ı böyle görmedim, böyle bir miting yaptık hamdolsun. Aynı şeklide Afyonkarahisar’ı böyle görmedim, bambaşka bir coşku, bambaşka bir katılım. Geldik Kütahya’ya, yine aynı, millet artık kabına sığmıyor, 30 Mart’ı heyecanla, hasretle, coşkuyla bekliyor. İnanıyorum ki, 30 Mart inanın yeni bir milat olacak.
Millet iftiralara itibar etmiyor. Gençler, millet bunların hakaretlerine itibar etmiyor, bu millet bunların darbe girişimlerini çok net olarak görüyor ve cevabını veriyor. İşte bugün olduğu gibi millet Hükümetine, partisine sımsıkı sahip çıkıyor.
Dikkatinizi çekiyorum değerli arkadaşlar, 17 Aralık komplosu tam anlamıyla millet iradesini gasp etme komplosudur. 12 yıldır AK Parti döneminde milletle iktidarı paylaşamayanlar son bir hamle yaparak iktidarı çalmak, bir kez daha milletin sofrasına ortak olmak istemişlerdir. İşte biz buna dur dedik, işte biz bunu engelledik.
Bakın, burada bir şeyi açık açık ifade edeceğim; milletin AK Parti eliyle iktidarda olmasından sadece bir kesim değil, birkaç kesim çok ciddi şekilde rahatsızdı. İçeride ve dışarıda faiz lobisi rahatsızdı, çünkü istikrar ve düşük faiz oranları nedeniyle eskisi gibi kazanamıyorlardı. Terör lobisi, savaş lobisi rahatsızdı, çünkü sona ermek üzere olan terör nedeniyle onlar da rantlarını kaybediyorlardı. CHP rahatsızdı, MHP rahatsızdı, çünkü bir türlü milletten yüz bulamıyor, bir türlü sandıktan çıkamıyorlardı. Sermaye rahatsızdı, çünkü eskisi gibi faizden kazanamıyor, eskisi gibi tekel oluşturamıyor, eskisi gibi Türkiye içinde alternatifsiz güç olarak hareket edip istediklerini yapamıyorlardı. Medya rahatsızdı, çünkü manşetlerle artık Türkiye’ye yön veremiyorlardı. Başka rahatsız olanlar da vardı, Türkiye’nin hakkı söylemesinden, mazlumların yanında durmasından, Filistin demesinden, Gazze demesinden, Suriye, Mısır demesinden, Rabia demesinden, şehit Esma demesinden rahatsız olanlar vardı.
Gençler, milletin iktidarda olmasından rahatsız olan bir de vaiz lobisi vardı. Diledikleri gibi örgütlenemeyen, devletin içinde bir ur gibi çoğalmaya gayret eden, devleti almaya esir almaya gayret eden, şantajları, komploları, ihanetleri ortaya çıkan, çirkin senaryoları ortaya dökülen vaiz lobisi de milletin iktidarından rahatsızdı.
İşte 17 Aralık’ta bütün rahatsızlar bir araya geldiler, milletten yüz bulamayanlar lobisi, her zaman kaybedenler güruhu 17 Aralık’ta bir kez daha bir araya geldiler, bir kez daha ittifak yaptılar. İşte bunlar şu anda Türkiye’yi biz yöneteceğiz diyorlar. Biz de diyoruz ki, hayır, Türkiye’yi millet yönetecek.
Var olduğumuz sürece, nefes alıp verdiğimiz sürece milletin iradesini bunlara teslim etmeyecek, milletin iktidarını asla bunlarla paylaşmayacağız. 23 Nisan 1920’de verilen ahdi, oradaki şuuru, oradaki hissiyat ve kararlılığı canımız pahasına yaşatmaya devam edeceğiz.
Kardeşlerim, gençler; bildiğiniz gibi dün akşam saatlerinde kendi kurguladıkları, dublajını da kendilerinin yaptığı bir piyesi servis ettiler. Bakın, ben haftalardır bir çağrıda bulunuyorum, eteğinizde ne varsa dökün diyorum, elinizde ne varsa çıkarın diyorum, ama bunlar gidiyor alçakça, hayasızca, edepsizce montaj yapıp bunu servis ediyorlar. Ya uydurun da, yani uydurmanın da bir ahlakı, bir edebi var, bu kadarı da olmaz.
Şimdi bu…
Gençler, bir dakika, burayı bir açıklayalım.
Şimdi şurada 1 hafta, 10 gün içerisinde onların karşıtlarını aynı şekilde biz de bu teknolojiden hareketle sizlere izleteceğiz. Kılıçdaroğlu Meclisi izletiyor ya, aynısını farklı bir şekilde biz de sizlere izleteceğiz; teknolojinin nereye geldiğini görmeniz bakımından bunlar çok önemli. Senaryo yazmak zor bir şey değil, bunlar yapılır.
Dün Başbakanlıktan gereken açıklama yapıldı, bugün de buradan söylüyorum; yapılan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına alçakça bir saldırıdır. Bakın altını çiziyorum; Recep Tayyip Erdoğan’a değil, AK Parti’nin Genel Başkanına değil, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına yapılmış haince bir saldırıdır. Biz bunu da kimsenin yanına bırakmayız ve bırakmayacağız.
Dün gazetelerde gördünüz, bugün devam ediyor, 7 bine aşkın bu ülkenin değişik kesimlerinden, sadece kendileri hariç, sadece kendi kesimleri hariç bütün insanları nasıl dinlediklerini gördünüz. Değerli arkadaşlar, bunların hepsi şantaj dosyalarıdır. Vakti, saati geldiğinde bu şantajlar hemen o insanların karşısına çıkarılsın diye hazırlanmış dosyalar.
Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi çok büyük bir ihtimalle bugün dün akşamki montajı gerçekmiş gibi lanse edecek, bu montaj üzerinden dedikodu siyaseti yapacak, belki onu da gelip kendi grup toplantısında izletecek.
Buradan peşinen ifade ediyorum; ey CHP, siz kendi partinizde kaset siyaseti yapabilirsiniz, siz kendi partinizi kasetle tanzim edebilirsiniz, siz kasetle Genel Başkan gönderip kasetle Genel Başkan olabilirsiniz veya getirebilirsiniz, ama sizin kaset siyasetiniz AK Partiye sökmez ve sökmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti bu ihanete, bu alçakça saldırıya asla teslim olmaz ve asla teslim olmayacak.
Dün akşam CHP ve MHP yönetimleri olağanüstü toplantı yapmışlar. Niye? Montaj var ya, oradan bir şey çıkarabilir miyiz? Müşterek hareket ediyorlar. Oradan bir rant, bir nema elde edebilir miyiz? Sandıktan çıkamıyoruz, darbe de olmuyor, bari bu okyanus ötesinden atılan yemle durumu idare edebilir miyiz? Aç tavuk rüyasında görür biliyorsunuz, darı ambarında görürmüş ya kendini, bunlar şimdi kendilerini darı ambarında görüyorlar; avuçlarını yalarlar avuçlarını. Bizi buraya millet getirdi, sadece ve sadece açık söylüyorum millet götürür.
Kardeşlerim, montaj kasetlerle milletin emanetini yere düşüreceğimizi zannedenler de ancak ham hayalle yetinir.
Buradan şunun da altını çiziyorum, daha önce de defaatle ifade ettim, bugün de söylüyorum: Biz bu gündeme teslim olmayacağız. Aziz milletimin burayı özellikle dinlemesini rica ediyorum; bütün iddialara, bütün iftiralara, tüm ithamlara tek tek cevap veririz, vakti zamanı geldiğinde cevabını da vereceğiz. Süreç zaten akla-karayı ortaya çıkartıyor. Yaşadığımız süreç oynanan oyunu, kurulan tuzağı, yapılmak istenen itibarsızlaştırma operasyonunu zaten deşifre ediyor.
Tekrar söylüyorum; cevabını veremeyeceğimiz hiçbir iddia yok, ama ne ben, ne AK Parti Teşkilatı bu gündem değiştirme tuzağına düşmeyecek, bunların gündemine teslim olmayacağız. Eğer bunların gündemine teslim olursak, bunların kirli montajlarıyla, kirli tuzaklarıyla uğraşmaktan millete hizmet üretemeyiz; 30 Mart’a kadar bunları hiç umursamayacağız.
Milletim şunu bilsin: Bu saldırı Recep Tayyip Erdoğan’a yapılan bir saldırı değildir, bu saldırı AK Parti Genel Başkanına yapılan bir saldırı değildir, bu saldırı Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun Başbakanına yapılan bir saldırıdır. Bugün eğer buna boyun eğersek, bizden sonra gelecek tüm başbakanlara, tüm bakanlara, Türkiye siyasetinin geleceğine haksızlık yapmış oluruz.
Merhum Menderes’i idam ederek ondan sonra gelen tüm başbakanlara bunlar korku salmak istediler. Hiçbir şeyden korkumuz yok, hiç kimseden korkumuz yok, hiçbir ülkeden, hiçbir ülkede kurulan tezgahtan, tuzaktan, hiçbir hainden korkumuz yok.
Bizimle bir hesabı olan varsa 30 Mart’ta gelsin bunu sandıkta görüşelim. Sandık dışındaki her niyet açık şekilde milli iradeye, açık şekilde demokrasiye, açık şekilde istiklalimize bir saldırıdır. Evet değerli arkadaşlar, bu bir istiklal mücadelesidir, istiklalimiz adına canımızı ortaya koymaktan da bir an bile tereddüt etmeyeceğiz.
Buradan tekrar söylüyorum; ellerinden geleni yapsınlar, istedikleri montajı üretsinler, ne yaparlarsa yapsınlar, son sözü millet söyleyecek, son kararı millet verecek.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli misafirler; 17 Aralık’ta yargı ve emniyet içindeki bir örgüt eliyle milletin Hükümetine, milli iradeye, milli kurum ve değerlerimize açık bir saldırı yapıldı. 17 Aralık sürecinin ne kadar hukuksuz olduğunu ve ne tür gayeler taşıdığını aziz milletimiz gördü ve görmeye devam ediyor.
Aslında hesapları şuydu: 17 Aralık, ardından 25 Aralık saldırısıyla Hükümeti saf dışı bırakacak, AK Parti’yi bölecek, siyaseti yendin tanzim edecek ve bir kez daha yönetime el koyacaklardı, hesap buydu, bütün planlarını bunun üzerine yapmışlardı; ama bu hesaplar tutmadı. Kendilerince kusursuz bir senaryo hazırlamış, vaiz lobisi yargı ve emniyetle vuracaktı, belli bir yapılanma var ya, oradan hareketle bunu yapacaklardı. Medya lobisi manşetlerle, televizyonla vuracaktı, sosyal medyada kurdukları robot lobisi tweetlerle vuracaktı, rüyalarda görülen biliyorsunuz senaryo, iki kat arttırın, Peygamberimiz öyle buyuruyor, onlar da evet, aynen bu şekilde arttırın tweetleri diyerek bu süreci devam ettireceklerdi. Faiz lobisi açıklama yaparak, ekonomi kötüye gidiyor yaygarası yaparak vuracaktı. Değerli arkadaşlarım, terör lobisi terör örgütünü kışkırtarak, silahları yeniden devreye sokarak vuracaktı. Uluslararası lobi de sağdan, soldan açıklama yaparak, kınayarak, eleştirerek, uluslararası medyada haberler çıkararak vuracaktı. Marjinal örgütler sokağa dökülecek, yine cam çerçeve kırılacak, sokakta anarşiyle vuracaktılar. CHP ve MHP güya siyasetin içindeymiş gibi görünecek, onlar da siyaseten vuracaktı. Ayrıca, AK Parti içinde bazı tuzluklara da emir verilecek, onlar da sırttan vuracak, hançerleyecekti. Kendilerince planları kusursuzdu, böylece 17 Aralık’ta büyük bir heyecanla, büyük bir umutla harekete geçtiler, herkes rolünü oynadı, herkes kendisine yazılan senaryolu uyguladı. Ama bir şeyi unuttular, hep söylüyorum ya, onların bir hesabı varsa milletin bir hesabı var, onların bir tuzağı varsa Allah’ın da bir tuzağı var. Milletin hesabı, Allah’ın takdiri galebe çaldı ve hesapları, tuzakları, oyunları, senaryoları alt-üst oldu.
Aradan 2 ay geçmiş olmasına rağmen başarısızlığı hazmedemiyor, yanlış yaptık demeyi gururlarına yediremiyor, ayakta duruyormuş gibi yapıyorlar. Bu darbe girişiminde, bu saldırıda her kim yer aldıysa ve alıyorsa şu anda zaten rezil olmuştur, çok daha rezil olacaktır.
Şunu da çok açık söylüyorum: Bu darbe girişimi hesapsız kalmaz, hesapsız kalmayacak. 27 Mayıs hesapsız kalmış olabilir, 12 Eylül ancak 30 yıl sonra yargıya intikal etmiş olabilir, 28 Şubat 15 yıl sonra yargılanmış olabilir, 17 Aralık darbesi inşallah o kadar gecikmeyecek. Önce millet, sonra yargı bu darbe girişiminin hesabını mutlaka soracak.
Şimdi bakın değerli arkadaşlarım, dün iki gazetede tarihimizin en büyük dinleme skandalı biliyorsunuz deşifre edildi. Bir tek dosya içinde her görüşten, her fikirden, her siyasi partiden, kendileri hariç, 2287 kişiyi dinlemişler, bunların bir kısmı defaatle dinlenmiş. Dikkatinizi çekiyorum, bu liste sadece bir dosyaya ait. Buna benzer daha onlarca dosyanın, daha binlerce dinleme klasörünün olduğu tahmin ediliyor. Bakanlarımızı, milletvekillerimizi, genel başkan yardımcılarımızı, danışmanlarımızı, bürokratları, herkesin ailesini, parti genel merkezlerini, STK’ları, gazetecileri, yazarları yıllarca dinlemişler, 3 yıl asgari. Birbiriyle hiç alakası olmayan, isimleri sözde bir terör örgütü şüphesinin altına koyup yıllarca insanların özel hayatlarını takip etmişler.
Değerli kardeşlerim, bunların çoğu hukuksuz, hukukta yeri yok, böyle bir dinleme. Tamamen skandal, hukuksuz olarak başlamış, hukuksuz olarak devam etmiş, en temel hukuk ilkeleri, hukuk usulü çiğnenmiş. Eğer HSYK son değişimi İstanbul’da yapmamış olsaydı, bunlar meydana çıkmayacaktı. Bu değişim neticesinde bu defa önlerinde bu klasörler, bu dosyalar görünce gerçek ortaya çıktı. Geçmişte CHP ve MHP’ye işte bu hukuksuz kayıtlarla şantaj yaptılar, ama ne CHP, ne MHP bunun idrakinde olmadı. Şu anda bunu bize yapıyorlar. Zaten ben dinleniyordum, daha önce bunu söyledim, Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili de söyledim, ama nedense birileri bunu anlamamakta direndi. Hükümetsiniz, çözün. Hükümetsiniz, çözün dediğiniz kişiler şu anda bu devletin içerisine işte devletin içinde memur olarak görev yapmaya başlamış kişiler.
Biz niye İnternet Yasasını getirdik önünüze? İşte bunun için getirdik. Niye Milli İstihbarat Teşkilatı’yla ilgili düzenlemeyi şu anda huzurunuzda getirdik? İşte bunun için getirdik. Eğer bunlar olmazsa bu düzenleme olmaz.
İşte en sonra TÜBİTAK olayı, aynen bu durumda. Bakın, TÜBİTAK’ta yeni bir yapılanmaya Bakanımız şu anda gidiyor ve çok enteresan, devletin kriptolu telefonlarını bile oradan dinliyorlar, bu kadar bunlar alçak, bu kadar. Yani bir Cumhurbaşkanı Başbakanıyla konuşamaz, Başbakan bakanlarıyla konuşamaz, konuştuğu anda bunlar dinleniyor. Nerede? Orada, merkezi orada.
Ve bakın, değişiklik yapıldığı anda hopladılar, hemen kendi gazeteleriyle bunu farklı yere çekmeye başladılar. Niye? Çünkü ucu oraya dayanıyor. Bunlarla ilgili, hepsiyle ilgili yasal süreci işleteceğiz, bunların izini süreceğiz. Bunlar bu şekilde kalamaz, kaldığı sürece bu ülkede inanın ailelerin mahremi diye bir şey kalmaz, devletin mahremi diye bir şey kalmaz. İşte bu hukuksuz kayıtlarla binlerce kişiye bunlar bu şantajı yapabilirlerdi, yine yapabilirler, daha henüz durmuş değiller. Eğer 17 Aralık darbesi gerçekleşseydi, belki de bütün bu isimleri toplayıp içeri atacaklardı. Dün o gazetelerde çıkan isimlerin belki de kahir ekseriyeti şu anda içeride tutuklu olacaktı, çünkü mekanizmayı buna göre çalıştırıyorlar. Şimdi dün gün boyunca darbe medyasından çıt çıkmadı, çıktı mı? Çıkmadı. 17 Aralık darbesinin figüranı olan gazetecilerden, yazarlardan çıt çıkmadı. CHP ve MHP bu büyük skandal karşısında çıkıp da ciddi bir iki cümle bile kuramadı. Neden susuyorlar, neden konuşmuyorlar? Bu dinlemeleri yapanlara, bu dinlemelerin arkasındaki paralel örgütle neden bir çift söz söyleyemiyorlar, üç maymun oyununu daha ne kadar sürdürecekler? Bakın dün bazı gazetelerin internet sayfalarında tarihin en büyük dinleme skandalıyla ilgili bir tek satır haber yer almadı. Ama bu dinlemelerin arkasındaki paralel yapının ele başı bir açıklama yaptı. Bütün o gazeteler manşetten haber verdi. Paralel yapının ele başı çıkmış biz yapmadık diyor. Ya kapalı kapıların ardındaki veya ardındakini duyduk diyen siz değil miydiniz? Birilerini takip eden, alüfteye gideceğini öğrenen, orada bir komplo sezen, sonra o kişiyi uyaran siz değil miydiniz? Elinizde buna benzer başka vakaların olduğunu itiraf eden siz değil miydiniz? Bizim dışımızda bir kişi daha çıkıp, bir siyasi parti daha çıkıp sen bu kapalı kapıların ardındakini nasıl duyuyorsun, sen bu haberleri nasıl alıyorsun, sana bu bilgiyi kim, nasıl ulaştırıyor diye sordu mu veya sormayacak mı? Buradan ben şimdi yargıya sesleniyorum, bu suç itirafını daha ne kadar duymazdan geleceksiniz, bu röntgenciliğin hesabını daha ne kadar erteleyeceksiniz. Şimdi CHP’ye de sesleniyorum; senin Genel Başkanınla ilgili o ahlaki olmayan görüntüleri verenler de bunlardı, daha ne kadar buna sessiz kalacaksınız? Sayın Baykal, sana da sesleniyorum; bütün bu olanlardan sonra hala daha sen neyi bekleyeceksin? Aynı şeyi MHP’ye de söylüyorum; sizin de Genel Başkan Yardımcılarınız veyahut da Grup Başkanvekillerinizle ilgili o çıkan yayınlar, işte onlar da yine aynen bu yapının görüntüleridir. Artık mızrak çuvala sığmıyor, her şey ortaya açık-net çıkmaya başladı.
Yargı içinde bu paralel örgüte, tabii ben burada yargının tümünü kastetmiyorum, dürüst olanları kastetmiyorum, bir kısım yargı diyorum, bu paralel örgüte, bu çeteye karşı yüreklice mücadele verecek bu hukuksuzluğun, bu dinlemelerin hesabını soracak örgüt liderlerinden değil milletinden emir alan hakim ve savcıların olduğunu biliyorum ve onlara güveniyorum. Susan herkes bu insanlık dışı suça ortak olur. Dinlendiğini bile bile bu alçakça skandala sessiz kalan bu skandalın paydaşı olur. Ben bu ülkede hakimlerin, savcıların dinlendiğini de biliyorum, kendileri de biliyor, çünkü onlara da kumpas yaptılar, onları da istedikleri istikamette kullanmak üzere zaman zaman şantajla üzerlerine gittiler. CHP ve MHP susarak, sessiz kalarak, korkarak işte bu paralel örgütün vagonu olarak bir bilinmeze, bir uçuruma doğru hızla ilerliyorlar. Biz susmayacağız, biz korkmayacağız. Tekrar ediyorum; topla tüfekle, silahla, işgalle alınamayan bu güzel ülkeyi dinleme skandallarına, tehdide ve şantaja teslim etmeyeceğiz. Allah’ın izniyle, milletimizin desteğiyle bu paralel örgütün, bu paralel yapının bütün rezilliklerini tek tek ortaya dökecek, bunları da, bunlarla birlikte yürüyenleri de sokağa çıkamayacak kadar mahcup hale getireceğiz.
İnanın 40 yıldır kandırdıkları, 40 yıldır duygularını istismar ettikleri, emeklerini çaldıkları kendi tabanlarının dahi yüzüne bakamaz hale gelecekler. Müslümanlara ve kendi ülkelerine yaptıkları büyük ihanetten dolayı inanın aynaya bakamayacak, kendi yüzleriyle yüzleşemeyecek bir duruma düşecekler. Milletim müsterih olsun. Dinlenen tüm vatandaşlarım da müsterih olsun. Biz yeni internet yasasını tekrar ediyorum işte bu şantajın, bu tehdidin önüne geçmek için çıkardık, niyetimiz buydu. Ama bunu ne CHP anladı, ne MHP, ne BDP anladı. Bunların yayınlanmasına, dağılmasına, bunların insanımızı rencide etmesine müsaade etmeyecek, bu skandaldan ülkemizi yine biz düzlüğe çıkaracağız.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu hafta yoğun bir şekilde çalışarak gündemimizdeki önemli yasaları çıkararak inşallah hafta sonuna kadar Meclis’i bunlarla yoğun çalışmak suretiyle belki meşgul edeceğiz ama, ardından tatil etmiş olacağız. Gündemimizde biliyorsunuz şu anda bir torba yasada kalan bazı maddeler var, MİT yasa tasarısı, dershaneler tasarısı ve demokratikleşme paketi var. 1983’te müdahale döneminde hazırlanan MİT Yasası, artık dünya şartlarına uymuyor. Kim ne derse desin, arkadaşlar MİT Yasası Amerika, Avrupa, bütün buralardaki istihbarat örgütlerinin yasaları incelenerek, onlardan daha ağır değil tam aksine onların aslında gerisinde olan bir yasa tasarısıdır; bunu da bilmenizi istiyorum. Bazıları böyle ileri-geri yazıyor; yok işte MİT şöyle oluyor, MİT böyle oluyor, MİT başbakana bağlı olur mu? Dünyada nereye bağlı ya MİT, bunu bir öğrenmek lazım, istihbarat teşkilatları dünyada nereye bağlı? Ya bunlar nasıl siyasetçi, bunlar nasıl köşe yazarı, bunlar hiçbir yere bakmadan ileri-geri yazıyor, çiziyor veya konuşuyorlar. Ya dünyada MİT dediğiniz örgüt ya devlet başkanına bağlıdır, ya başbakana bağlıdır, bunun dışında bir başka yere bağlı değildir, tamamıyla bunların dışında bağımsız değildir. Bir devlet başkanının, bir başbakanın MİT gibi bir örgütü olmayan devlet devlet değildir ya, böyle bir şey yok. Bunlar bu kadar cahil ya, bu kadar zavallı bunlar, böyle bir şey olabilir mi? Ve biz büyük Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyorduk, onun için MİT’i güçlendirmemiz gerekiyordu. 2023 hedeflerimiz, geniş ufkumuz ve vizyonumuz çerçevesinde MİT Yasasını yeniden ele alıyor, günün ihtiyaçlarını karşılar hale getiriyoruz.
Dershaneler konusunu da aynı şekilde milletin üzerine, gençlerimizin üzerine adeta karabasan gibi çöken sorunu inşallah ortadan kaldırıyoruz ve bununla ilgili adımı istedik ki seçim öncesi atalım ve bu iş artık masamızın üzerinden kalksın. Çünkü bunun içinde de paralel yapının farklı hesapları vardı. Bu hesabın da bir an önce bozulması gerekiyordu, onun için de bu adımı atıyor ve seçim öncesi bunu bitiriyoruz. Demokratikleşme paketinde de atacağımız adımlarla seçim öncesinde ülkemize nefes aldıracak, ülkemizin yolunu, rotasını aydınlatacak adımlar atıyoruz. Bu çalışmaları tamamlar tamamlamaz da artık sahaya dağılıyor, illerimize dağılıyor, yeni istiklal mücadelemizin sahadaki çalışmalarına başlıyoruz. Benim bu hafta sonu 7 ilim var, bu 7 ile giderken ben arkadaşlarımızın sadece günübirlik illerine gelmesini istiyorum. Yani ilinde mitingimizi yapacağımız gün ile gelsinler, ama onun dışında Meclis çalışmalarına devam etsinler. Çünkü, Meclis’te her zaman her an toplantı yeter sayısıyla, karar yeter sayısıyla biz gümbür gümbür yerimizi almalıyız ki süratle bu işimizi hafta sonuna kadar burada inşallah bitirelim.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten çok yoğun çalıştınız, gece-gündüz çok büyük emek sarf ettiniz. Tüm saldırılara, şiddetlere, hakaretlere göğüs gerdiniz, hepsiyle mücadele ettiniz. Demek ki bu çatının altında da herhalde yapı bu, artık buna da sonuna kadar katlanacağız. İnanıyorum ki aziz milletim sizlerden razıdır, bizler de sizlerden razıyız. Allah hepinizden razı olsun. Rabbim emeklerinizi karşılıksız bırakmasın, zayi etmesin. 30 Mart’ta Türkiye’nin coşkusunu, sevincini, AK Parti’nin zaferini inşallah birlikte yaşayacağız. Allah yar ve yardımcımız olsun, yolunuz, bahtınız açık olsun diyorum. Şehirlerinize selamlarımı iletmenizi sizlerden rica ediyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.