Yükleniyor...

Basbakan Erdogan’in 28 Ocak tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni

 

Hanımefendiler, beyefendiler; haftalık Grup Toplantımızın açılışında sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum, Grup Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Grup Toplantımıza katılan tüm misafirlerimize de hoş geldiniz diyor, coşkunuz, heyecanınız, muhabbetiniz için hepinize gönülden teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamın hemen başında Muş Ovası Seyahat’e ait otobüs Perşembe günü Kayseri Pınarbaşı’nda kaza yaptı ve bu kaza neticesinde 21 vatandaşımız maalesef vefat etti, 29 vatandaşımız yaralı. Ve cenazelerinin nakli Kayseri Valiliğince gerçekleştirildi, Valiliğimize teşekkür ediyorum, ölenlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifalar diliyorum.

Ve değerli arkadaşlarım, yine geçtiğimiz hafta dış politika temaslarımız açısından son derece yoğun bir trafiğe sahne oldu, aynı şekilde içinde bulunduğumuz haftaya da yine önemli temaslarla başladık, bu temaslarımız devam edecek.

Geçtiğimiz hafta Salı günü Brüksel’e bir tam gün boyunca çok önemli görüşmeler gerçekleştirerek süreci devam ettirdik. Ve Brüksel’de gece binlerce kardeşimiz yağmur altında bizleri beklediler ve kalacağımız otelin önündeki meydanda onlarla orada adeta bir miting gerçekleştirdik, o muhabbet hakikaten görmeye değerdi. Ve ben buradan Brüksel’deki tüm kardeşlerime, oradaki sivil toplum kuruluşlarına ayrıca teşekkür ediyorum.

Avrupa Birliği Konseyi Başkanıyla, Avrupa Birliği Komisyon Başkanıyla, Avrupa Parlamentosu Başkanıyla, parlamento grup başkanlarıyla, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisiyle görüşmelerimiz oldu. 5 yıl aradan sonra Brüksel’e yaptığımız ziyaret ve gerçekleştirdiğimiz temaslar hem Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin ele alınması, hem de Türkiye’deki gelişmelerin sağlıklı şekilde aktarılması açısından son derece verimli oldu.

Burada şu noktanın üzerinde özellikle durmak istiyorum: Avrupa Birliği tarafının Türkiye hakkında tek taraflı olarak bilgilendirildiğini, belli kaynaklardan ve yanlı olarak bilgilendirildiğini bu ziyaretimizde bir kez daha müşahede etme fırsatımız oldu. Muhataplarımıza bu konuyu özellikle ilettik, Türkiye’yle ilgili haber kaynaklarına, yapılan lobi faaliyetlerine ve bilgilendirmelere karşı temkinli olmalarının, Türkiye’deki olayları tarafsız şekilde değerlendirmeleri konusunda çok daha sağlıklı neticeler alabileceklerini ve bunun da birinci derecede kaynağının Avrupa Birliği Bakanlığımız ve ilgili bakanlıklarımız olduğunu kendilerine tekrar hatırlattık.

Türkiye aleyhine bu tür karalama kampanyalarının ve yanlış bilgilendirmelerin bizler yabancısı değildir. Gerek 11 yıllık Hükümetimiz döneminde, gerek bizden önceki dönemlerde Türkiye dışarıya karşı maalesef olduğundan farklı şekilde lanse edilmek istendi, Türkiye’yle ilgili çok farklı ve haksız resimler çizildi. Kampanyalarla Türkiye demokrasisi karalanmaya çalışılırken, asıl önemlisi, Türkiye ekonomisi yıpratılmak, uluslararası yatırımcılar etki altına alınmak istendi.

Burada asıl üzücü nokta şudur değerli kardeşlerim: Türkiye aleyhine bu kampanyalar maalesef çoğu zaman içeriden bazı çevrelerin, bazı odakların eliyle yürütülmüştür. Türkiye’deki bir kısım medya, bazı iş adamları ve iş dünyası örgütleri, bazı sivil toplum örgütleri, hatta Ana Muhalefet Partisi CHP başta olmak üzere bazı siyasi partiler ne yazık ki yurt dışında kendi ülkelerini, kendi ülke ekonomilerini kötüleme, karalama vazifesi üstlenmişlerdir.

Bakın, dikkatlerinizi çekiyorum, Hükümet değil, Hükümet politikaları değil, AK Parti değil, topyekun Türkiye, topyekun Türkiye ekonomisi hedef alınarak adeta 76 milyonun bir arada yolcuk ettiği geminin tabanına delik açılmak istenmiştir. Son derece basit, ama aynı derecede ihanet boyutunda bir planı devreye sokmak istediler ve halen de istiyorlar. Ekonomi kötü giderse Hükümet yıpranacak, ama 76 milyona, çalışanlara, üretenlere, çiftçiye, esnafa, sanayiciye ne olacağını zerre kadar umursamadılar ve umursamıyorlar.

Gezi olayları sırasında biz bunun ibretlik bir örneğini yaşadık, sosyal medya üzerinden ya da başka mecralardan ekonomiyi durdurma, tüketmeme çağırısı yapanlar oldu. Uluslararası yatırımcılara Türkiye’deki yatırımlarını durdurma, Türkiye’deki yatırımları geri çekme çağrısında bulunanlar oldu. Uluslararası medyayı da kullanarak Türkiye’deki yatırım ortamını olduğundan farklı gösterme, zihinlerde soru işaretleri oluşturma girişimleri oldu. Elbette Güneş balçıkla sıvanamaz ve sıvanamadı, ihanet boyutundaki tüm bu girişimlere, tüm bu çabalara rağmen Türkiye ekonomisi istikrarla büyümeye devam etti ve devam ediyor.

Bakın, burada sizlere sadece birkaç örnek vereceğim.

Onlar tüketmeyin dedikleri halde, 2002 yılında Türkiye’de yılın tamamında 91 bin adet otomobil satışı gerçekleşmişti, 2011 yılında tüm zamanların rekoru kırıldı ve 1 yıl içinde 594 bin otomobil satışı gerçekleşti, 2012’de çok az bir miktar düşüş oldu, 556 bin adet yeni otomobil satıldı. 2013 yılında size bize ait olan rekoru yeniledik ve yine tüm zamanların en yüksek zamanına ulaştık, evet, 2013 yılı boyunca Türkiye’de 665 bin adet yeni otomobil satışı gerçekleşti.

Buzdolabı satışlarına baktığımızda yine rekor görüyoruz. 2002 yılında 1 yıl içinde 1 milyon 88 bin adet buzdolabı satılmıştı, 2013 yılında tüm zamanların rekoruna ulaştık ve 1 yıl içinde 2 milyon 591 bin adet yeni buzdolabı satıldı.

Çamaşır makinesinde durum aynı, 2002’de 824 bin adet çamaşır makinesi satılmıştı, 2013’te 1 milyon 992 bin adet yeni çamaşır makinesi satıldı ve yine bir rekor elde edildi.

Bütün karalama kampanyalarına, bütün sabotajlara rağmen Türkiye ekonomisi son derece sağlam, dirençli şekilde yoluna devam ediyor.

Nitekim yılın ilk 9 ayında büyüme oranımız yüzde 4 olarak gerçekleşti ki, bu oranla da dünyada en yüksek büyüme kaydeden ülkelerden biri olduk.

Bir kere şunu hem tüm aziz vatandaşlarımızın, hem de Türkiye ekonomisine zarar verebileceğini zanneden içerideki ve dışardaki hazımsızların bilmesini istiyorum: Türkiye ekonomisi 11 yılda çok sağlam bir zemine kavuştu, bu sağlam zemin üzerinde kararlılıkla ilerliyor. Ekonomi geçmişte olduğu gibi en küçük rüzgardan etkilenmiyor, en küçük küresel dalgalanmayla dengeleri alt üst olmuyor, Türkiye ekonomisi artık içeriden ya da dışarıdan yapılan sabotajlar karşısında savrulup gitmiyor.

Şunu altını çizerek söylüyorum: Birtakım işveren örgütlerinin uluslararası sermayeye, uluslararası finans çevrelerine yaptıkları çağrıları, kendi ülkelerine yaptıkları tehditleri de artık dünya finans çevreleri dikkate almıyor, bunlara hiç itibar etmiyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde kendi ülkesini yurt dışına kötüleyen, uluslararası yatırım çevrelerine kendi ülkesini karalayan bir işveren örgütü bulamazsınız; dünyanın her yerinde de bu yapılanın adı ihanettir.

AK Parti iktidarına kadar Türkiye tüm çabalarına rağmen yıllık ortalama 1 milyar dolar yatırım çekebiliyordu. 79 yıl boyunca Türkiye’nin çekebildiği uluslararası yatırım 15 milyar dolardı, sadece 11 yıl içinde Türkiye 150 milyar dolar uluslararası yatırım çekti.

Çok yeni bir gelişmeyi de burada sizlere aktarmak istiyorum; Dünya Yatırım Ajansları Birliği’ne 130 ülkeden 175 ulusal ve bölgesel yatırım ajansı üyedir. Dünya Yatırım Ajansları Birliği 24 Ocak’ta Güney Afrika Cumhuriyeti’nde toplandı ve Türkiye’nin Yatırım Ajansını, yani Başbakanlığa bağlı Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansımızı oybirliğiyle Başkanlığa seçti. Bizim Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansımız bu Birlikte 2011’den beri Başkan Yardımcılığı görevindeydi, Türkiye Başkan olunca Başkan Yardımcılığına da Azerbaycan Yatırım Ajansı bizim desteklerimizle seçildi. Birileri yabancı sermayeyi korkutmaya, ürkütmeye çalışırken Türkiye bu alanda büyük başarılara imza atmaya devam ediyor.

İstikrar sayesinde, güven ortamı sayesinde, özellikle de yargıda yaptığımız reformlar sayesinde Türkiye uluslararası yatırımlar için cazip bir ülke haline geldi. Yabancı sermaye bundan sonra da Türkiye’ye gelmeye devam edecek, ama öyle görünüyor ki TÜSİAD gibi kuruluşlar kendi ülkelerine yabancı kalmaya devam edecekler. Bugüne kadar kendi ülkelerine yabancı kaldılar, belli ki bundan sonra da yabancı kalacaklar.

Eski Türkiye’nin aktörleri artık şunu bir defa kabul etsinler: Türkiye’de artık kazanan elitler, seçkinler, belli sermaye çevreleri değil, Türkiye’de bundan sonra kazanan her zaman 76 milyon olacak.

Değerli kardeşlerim, Brüksel’de yaptığımız temaslarda Türkiye’deki hadiselerin gerçek fotoğrafını ortaya koyduk ve muhataplarımıza hadiselerin iç yüzünü tüm boyutlarıyla aktardık. Aynı gün içinde Brüksel’de Belçika’ya iş gücü göçünün 50. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen sempozyumun kapanış oturumuna katıldık, orada seçkin bir dinleyici kitlesini hitap ettik. Ardından Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği TÜMSİAD’ın Brüksel’deki genel istişare kuruluna katıldık. Yine binlerce kardeşimizin katıldığı bu toplantıda da Belçika’daki Türk iş adamlarının, Türkiye’den gelen iş adamlarının, farklı ülkelerin iş çevrelerinin katıldığı toplantıda hem Türkiye ekonomisini anlatma, hem de Türkiye’deki son hadiseleri değerlendirme fırsatımız oldu. Brüksel temaslarımız Türkiye için gerçekten tarihi nitelik taşıyor. 2014 yılının Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri noktasında son derece verimli bir yıl olmasını bekliyor ve umuyoruz.

Değerli kardeşlerim, dün Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Hollande Ankara’ya bir ziyarette bulundu, 22 yıl aradan sonra böyle bir ziyaret gerçekleşti. Tabi kendisiyle önemli ve verimli görüşmelerimiz oldu. Gerek Sayın Cumhurbaşkanımızla yaptıkları görüşmeler, daha sonra bizimle yaptıkları görüşmeler, bugüne kadar olan süreci, bundan sonraki süreci değerlendirme açısından önemliydi.

Önümüzdeki hafta Almanya’ya yapacağımız ziyaret de yine Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından önemli bir ziyaret olacak. Malum, güçlü bir koalisyon var ve bu büyük koalisyonun başı olarak Sayın Şansölyeyle ve ortaklarıyla görüşmelerimiz olacak.

İş adamalarıyla yine aynı şeklide Almanya’da bir araya geleceğiz, onlarla görüşmelerimiz olacak.

Yine bugün Grup Toplantımızın ardından akşam saatlerinde resmi bir ziyaret amacıyla İran’ın başkenti Tarhan’a hareket ediyoruz, yarın inşallah gün boyunca Tarhan’da İran’ın Dini Lideri Ayetullah Hamaney, Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani ve Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Sayın Cihangiri’yle görüşmelerimiz olacak. İran temaslarımızın da gerek Türkiye-İran ilişkileri, gerek bölgesel meseleler noktasında hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Suriye’de Birleşmiş Milletler gözetiminde Esad rejimiyle muhaliflerin de katıldığı Cenevre görüşmeleri devam ederken, rejimin yaptığı işkence ve katliamları gösteren fotoğraflar dünya kamuoyunda sarsıcı bir tepki yaptı. 55 bin kare fotoğrafın dünyada meydana getirmiş olduğu etki hepinizin malumudur. Nazilerin Musevilere yaptığı soykırımı, Bosna Hersek’te 90’ların başında yapılan katliamları, Filistin’deki işkenceleri anımsatan fotoğraflar Suriye’deki insanlık dışı tabloyu da tüm niteliğiyle ortaya koydu.

Bu fotoğrafların yanında Suriye’de rejim güçlerinin kuşatması altındaki Yermuk kampında dünyanın gözünü kapadığı, kulaklarını tıkadığı başka bir insanlık dramı yaşanıyor. Yermuk kampında adeta hapsedilen binlerce insan kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla şu anda çok büyük bir açlıkla pençeleşiyor. Sokaklarda bir deri bir kemik kalmış, bilincini yitirmiş, en son ne zaman yemek yediğini hatırlamayan, çevreden toplayabildikleri ot ve kaktüsle ayakta kalmaya çalışan yüzlerce insanın bulunduğu ifade ediliyor. Hatta hatta, biliyorsunuz oradaki ilim adamlarının, ulemanın verdiği bazı fetvalarla kedi, köpek yeme durumunda kalan insanlar var.

Kampta bulunan Filistinlilerinin ifadelerine göre, su, tuz ve baharat karışımı çorba ulaşabilenlerin en lüks gıdası. Temel gıda ve tıbbi malzeme girişine izin verilmeyen kampta şu ana kadar ölenlerin sayısı 73’e ulaştı, ablukanın devam etmesi durumunda ölümlerin daha da artacağı ifade ediliyor. Suriye’de ne kimyasal silahlarla toplu halde katledilen çocuklar, ne varil bomları, ne de Yermuk kampından aktarılan manzara küresel vicdanın titremesine maalesef vesile olmadı. Hala utanmadan, sıkılmadan Suriye’nin Dışişleri Bakanı Cenevre’de kalkıp Türkiye’ye, öbür tarafta Körfez ülkelerine hakaret edebilecek kadar densizleşebiliyor.

Dünyanın gözü önünde yaşanan bu insanlık trajedisi ne yazık ki ülkeler, kurumlar, uluslararası platformlar nezdinde gereken ilgiyi, gereken yankıyı bulamadı. Suriye’de rejim fotoğrafçısının çektiği ve dünyaya ulaştırdığı fotoğraflar meselenin ciddiyetine ortaya koydu, inanıyorum ki ciddi bir infial oluşturdu.

Burada şunu açık açık söylemek durumundayım: Kimyasal silahlarla toplu halde öldürülmüş çocukların görüntüleri karşısında vicdanı olan, merhameti olan herkes mahcup olacaktır.

Ama bir şeyi burada yine hatırlatmak istiyorum; niçin sadece kimyasal silahlar diyoruz? Kimyasal silahlarla 1500-2000 kişi öldürülmüşse, öbür tarafta 150 bine yakın insan maalesef konvansiyonel silahlarla öldürüldü. Sonucu ölüm olan bir suçun, bir katliamın savunulabilir yanı olabilir mi ister kimyasal silahlarla olsun, ister konvansiyonel silahlarla olsun?

Açlıktan bir deri bir kemik kalmış insan görüntüleri karşısında yüreğinde birazcık acıma duygusu olan herkes inanıyorum ki mahcup olacaktır. Ortaya çıkan işkence ve soykırım görüntüleri karşısında zerre kadar insanlığı olan herkes mahcup olacaktır. Ancak, Türkiye ve aziz millet hamdolsun bu insanlık dışı manzara karşısında yüreği parçalansa da mahcubiyet yaşamadı ve yaşamıyor. En başından itibaren Suriye meselesinde vicdanlı, acıma duygusu olan, insan odaklı bir dış politika anlayışıyla yaklaştık. Suriye’den topraklarımıza sığınan kardeşlerimize kucak açtık, Suriye’ye insanı yardım ulaştırılması için imkanlarımızı hem devlet, hem millet olarak seferber ettik. Suriye meselesinin çözümü için uluslararası platformlarda uyarıcı bir rol oynadık, bunu içeride Hükümetimize yönelik haksız, acımasız ve vicdan dışı, insaf dışı saldırı ve sabotajlara rağmen yaptık. Suriye’ye yönelik insani politikamızı kıyasıya eleştiren bir CHP’ye rağmen dik durduk. Kardeşlerim, eli kanlı Esad rejimini kınayamayan, hatta destekleyen, hatta bu katliamlar yapılırken gidip Esad’la hatıra fotoğrafı çektiren CHP milletvekillerinin hep birlikte bu zihniyetine rağmen insani duruştan taviz vermedik. Suriye’ye insani yardım götüren Milli İstihbarat Teşkilatımızın tırlarına kanun dışı saldırı düzenleyenlere rağmen insani ve ilkeli ve duruştan asla vazgeçmedik.

Şunu lütfen hatırınızdan çıkarmayın değerli kardeşlerim: Suriye’deki bu insanlık dışı katliam yüz yıl, hatta belki binlerce yıl unutulmayacaktır. İnanın, Suriye hatırlandıkça Suriye meselesi karşısında dik bir duruş sergileyen, insani ve ilkeli bir duruş sergileyen Türkiye’nin tavrı da hatırlanacaktır; bunu böyle bilesiniz.

Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen ecdadımızın Endülüs’e, Açe Sumatra’ya, Afrika’ya, hatta Avrupa’ya gösterdiği insani ve vicdani duruş nasıl bugün bile hatırlanıyorsa, aradan asırlar geçse de Türkiye’nin bugünkü duruşu hiç unutulmayacaktır.

Bütün baskılara rağmen, yapılan tüm sabotajlara rağmen mazlumun yanında durmaya, mazlumun hakkını savunmaya devam edeceğiz.  Birileri gidip Esad’ın yanında dursa, Esad’ın sırtını sıvazlasa da, biz ısrarla hakkın, adaletin, mazlumun yanında durmaya devam edeceğiz.

Birileri çıkıp alçakça, haince Milli İstihbarat Teşkilatı’na karşı sabotaj düzenlese de, biz büyük devlet olmanın getirdiği sorumlulukla mazlumlara, komşularımız, kardeşlerimize yardım taşımaya devam edeceğiz.

Rabbimden Suriye’nin mazlum halkı için bir kez daha sabır niyaz ediyorum. Bu ağır imtihandan Suriye inşallah zaferle çıkacak. Suriye ağır imtihan yaşarken, Suriye’nin kardeşi olarak biz de inşallah imtihanımızı başarıyla tamamlayacak, bir kez daha tarihe büyük millet olarak adımızı yazdıracağız.

Kardeşlerim, bu arada Mısır’da Tahrir devriminin 3’üncü yıldönümü olan 25 Ocak’ta bir kez daha kan döküldüğüne, Kahire ve Giza şehirlerinde 62 kişinin katledildiğine şahit olduk. Şehit kardeşlerimize de Allah’tan rahmet temenni ediyorum. Ama bunların katline yol veren kişi Sisi mareşal oldu. İşte askeri darbelerin bu taltif anlayışı mantığı budur. Yakında da kendisini orada kendileri çalıp kendileri oynamak suretiyle Mısır’ın cumhurbaşkanı yaparlarsa şaşmayın, yol oraya doğru gidiyor zaten, düzenlemeleri de o.

Mısır’da da insani ve vicdanı çizgimizi muhafaza etmeye, Mısır halkının yanında durmaya devam edeceğimizi belirtiyor, Mısırlı kardeşlerimize de buradan selamlarımızı iletiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz; önceki gün İstanbul’da Milliyetçi Hareket Partisi’nin seçim bürosu önünde yaşanan bir tartışmanın ardından silah ve bıçakla yapılan bir saldırı sonucunda bir vatandaşımız hayatını kaybetti, 7 kişi de yaralandı. İstanbul emniyetimiz derhal harekete geçerek olayı kısa süre içinde aydınlattı ve zanlıları gözaltına aldı. Tabi seçim bürosundaki şahıslarla sokaktan geçenler arasında yaşanan bir tartışmanın neticesinde bir grubun seçim bürosuna gelmek suretiyle ateşli silah ve bıçaklı saldırıyla burada böyle bir olayı gerçekleştirmiş olmaları, hakikaten hazırlandığımız bu seçim arifesinde düşündürücüdür, üzüntü vericidir.

Yine dün gece Şişli Belediyesi’ne tamamen provokasyon amaçlı bir saldırı düzenlendi. Bu olayı da güvenlik güçlerimiz şu anda çok hassas şekilde takip ediyorlar.

AK Parti’nin seçim bürolarına da bildiğiniz gibi defalarca saldırılar düzenlendi. En son Van’da adayımıza sokakta esnaf ziyareti yaparken yapılan saldırılar bir kenara bırakılmaz. İki kez Van Büyükşehir Belediye Başkan adayımızın evine ses bombası atıldı. Yine Hakkari Çukurca’da İlçe Başkanımızın evinin önünde aracı yakıldı. Bütün bu saldırıları sağduyu ve soğukkanlılıkla karşıladık, saldırıları bir istismar ve kutuplaştırma vesilesi olarak kullanma yoluna asla gitmedik. Seçim bürolarına yapılan saldırı, sebebi her ne olursa olsun hiç kuşkusuz milli iradeye yönelik bir saldırıdır. Bu tür saldırıları bir kez daha şiddetle kınıyoruz.

Hayatını kaybeden kardeşimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, tüm MHP camiasına da buradan başsağlığı mesajlarımızı şahsım, Grubum ve partim adıma iletiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, çok değerli misafirler; 30 Mart seçimleri için aday belirleme çalışmalarımız artık belli bir aşamaya geldi, 30 büyükşehir, 51 il için adaylarımızı belirledik ve kamuoyuna tanıttık, ilçe adaylarımızı büyük oranda belirledik ve bunları da kademe kademe kamuoyuna açıklıyoruz. Bakan ve genel başkan yardımcısı arkadaşlarım, milletvekillerimiz illerde yapılan toplantılarla ilçe adaylarını açıklamaya başladılar. Biz de Cuma günü Ankara’da, Pazar günü de İstanbul’da coşkulu katılımlarla ilçe adaylarımızın tanıtımlarını gerçekleştirdik. Gerek Ankara’da, gerek İstanbul’da, gerekse diğer illerimizde yapılan toplantılarda teşkilatımızın moralinin son derece yüksek, heyecanın had safhada olduğunu müşahede ettik. Bu tabi bizler için ayrı bir mutluluk vesilesidir.

Bu arada, İstanbul’da Cumartesi günü iki önemli toplantıya katıldık.

Sabah saatlerinde Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından İslam Ansiklopedisi’nin tamamlanması vesilesiyle düzenlenen merasimde çok sayıda alim, bilim insanı, yurt içinden ve yurt dışından katılan misafirle bir araya geldik. Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı 30 yıllık bir çalışmanın ardından gerçekten muhteşem bir eseri, bir medeniyet birikimini insanlığın hizmetine sundu.

Buradan bir kez İslam Ansiklopedisi’nin hazırlanmasında emeği geçen herkese, özellikle de alimlere buradan teşekkürlerimi sunuyorum.

Cumartesi günü akşam saatlerinde Milli İrade Platformunun düzenlediği, 150 sivil toplum kuruluşunun katıldığı bir yemeğe iştirak ettik, eğitim, bilim, insan yetiştirme, yardımlaşma, dayanışma gibi alanlarda çok başarılı çalışmalar yapan dernek ve vakıflarımız, sendikalarımız, işçi ve işveren örgütlerimiz böyle bir buluşma vesilesiyle belki de ilk kez bir araya geldiler.

Burada şu hususun özellikle altını çiziyorum: Cumartesi akşamı bir araya gelen 150 sivil toplum teşkilatı cemiyetimizin gerçekten çok farklı kesimlerini temsil ediyorlar. Hemen hepsi fikirleriyle, kullandıkları yöntemlerle, tarz ve üsluplarla birbirlerine göre farklılık arz ediyorlar, ancak yine hepsi milli ve manevi değerlerimize sahip çıkma, onları yayma ve yaşatma noktasında aynı hedefe bakıyorlar.

Dershaneler tartışmasının ardından Hükümetimize yönelik insafsızca bir saldırı başladığında, bu sivil toplum teşekkülleri gazetelere ilan vermiş ve bu insafsız saldırıya karşı iki ayrı bildiri yayınlamışlardı. Cumartesi akşamı bu 150 teşekkülün gazetelerde dile getirdik hissiyatı bir kez de o salonda dile getirdiklerini gördük ve bundan da gerçekten çok mütehassis oldum. Tıpkı aziz milletimiz gibi, milletimizin temsilcileri olan sivil teşekküllerin 17 Aralık darbe girişimini çok iyi tespit ettiklerini, saldırının asıl niyetini, asıl hedefini çok iyi keşfettiklerini görüyoruz.

Bu 150 teşekküllün, onlarla birlikte birçok dernek ve vakfın paylaştıkları ortak bir hissiyat da şu: Bir hareketin, bir örgütün kendi ülkesine karşı bu kadar hasmane, bu kadar haince tavır sergilemesi karşısında vakıflarımız, derneklerimiz, sendikalarımız ciddi rahatsızlık duyuyorlar ve bunu da ifade ediyorlar.

İslam hiç kimsenin tekelinde değildir. Hizmet etmek, yardımlaşmak, paylaşmak, eğitim, bilim, talebi yetiştirmek gibi kavramlar insani kavramlar. Hiç kimsenin, hiçbir örgütün ipoteği altına giremez, herkesi dışlayan, herkesi horlayan bir hareket tarzına asla bürünemez. Hele hele hizmet teşekkülü iddiasındaki hareketlerin işi gücü bırakarak adeta bir siyasi parti gibi davranmaları, birtakım şantajlarla, birtakım çirkin görüntü ve ses kayıtlarıyla anılmaları asla kabullenemez.

Kardeşlerim, Hazreti Peygamber de, Hazreti Kur’an da hiçbir hareketin, hiçbir oluşumun istismar edemeyeceği, üzerine haşa ipotek koyamayacağı, bizim, hepimizin kutsal değerleridir.

Aynı şekilde, yakın dönemde yaşamış, ömrünü ülkesinin zindanlarında geçirmiş, zindanlarda ömür tüketmek pahasına dik durmuş, ülkesinde durmuş insanların, ilim insanlarının da, gönül insanlarının da istismarı bizim kabul edebileceğimiz bir tavır değildir.

Bakın, burada bu malum örgütün mensuplarına samimiyetle, safiyane olarak bu örgüt içinde yer alan kardeşlerime özellikle seslenmek istiyorum; bu örgütün yönetimiyle mensupları arasında maalesef çok büyük bir farklılık olduğu net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Örgütün tabandaki mensupları samimi ve hasbi niyetler taşırken, böyle hareket ederken, son derece açıktır ki örgütün üst yönetimi farklı yollara sapmış, farklı hesapların, farklı gaye ve gayretlerin içine girmiştir. Hizmet aşkıyla hareket eden, hizmet aşkıyla yollara çıkan, hizmet aşkıyla kıtalar aşan nice samimi kardeşimize rağmen, bu örgüt maalesef gitmiş uluslararası çevrelerin Türkiye düşmanlarının, büyük Türkiye hasımlarının maşası olmayı tercih etmiştir. Binlerce insanın gayreti, cehdi, mücadelesi, uluslararası karanlık çevrelere adeta peşkeş çekilmiştir. Bu örgüt mensubu tüm arkadaşlarımızı bir anlık durmaya, düşünmeye ve muhasebeye davet ediyorum.

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in en çok hatırlattığı, en çok sorduğu sorulardan bir tanesi, akıl etmez misiniz? Hiçbir kardeşim, hiçbir vatandaşım en başta kendi iradesine ipotek koydurmasın. Hiçbir kardeşim siyasi parti olmadığı halde siyaset yapan kapalı örgütlerin aldatmasına gelmesin, aldanmasın.

Bakın şu anda Anadolu’da, Trakya’da, dünyanın birçok yerinde şahsımın, yol arkadaşlarımın, partimizin ve Hükümetimizin aleyhine akla hayale gelmedik tezviratlar yapılıyor. Biz bir siyasi partinin mensuplarıyız, bizim her işimiz, her hareketimiz şeffaftır, milletin önündedir, bizim söylediklerimiz milletin önündedir, bizim yaptıklarımız, tavrımız, yapacaklarımız ve politikalarımız milletin önündedir. Terör konusunda, yolsuzluk konusunda, milli birlik ve kardeşlik süreci konusunda, iç-dış politikamız konusunda biz şeffaf olarak milletin önündeyiz, seçimlerde de çıkıp milletin önünde kendimizi muhasebeye çekeriz. İşte şurada 2 ay kaldı, milletin önüne çıkmayanların, milletin önünde kendisini muhasebeye çekemeyenlerin, şeffaf değil kapalı olanların tezviratlarına benim hiçbir kardeşim kulak asmasın.

Bakın, burada bir noktaya daha özellikle değinmek istiyorum; önceki gün İstanbul’da aday tanıtım toplantımızda ifade ettim, hırsızlığın her türlüsü kötüdür, yolsuzluğun her türlüsü kötüdür, ama unutmayın, en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığıdır.  Milli iradeyi çalmaya kalkışan biri çıkıp da başkalarına yolsuzluk ithamında bulanamaz, yolsuzluk iftirasında bulanamaz. 17 Aralık’ta milli iradeye yargıdaki fanatikleriyle saldırı düzenleyenler, milli iradeyi gasp etmeye çalışanlar yolsuzluğun izin sürümezler. 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül, 28 Şubat’ta milli iradenin çalınmasına göz yumanlar, bu hırsızlığa, bu soygunlara alkış tutanlar bugün çıkıp da bize yolsuzluk çamuru atamazlar.

CHP 27 Mayıs’ta milli iradenin gasp edilmesine alkış tutmuş, destek vermiş ve o günden bugüne de çalmanın, çırpmanın, yolsuzluğun ve hırsızlığın adresi olmuştur. Şu anda işte o eski Türkiye’nin kaybedenleri toplu halde, koro halinde yolsuzluk türküsü söylüyorlar. Bize yolsuzluk iftirası atan bu kaybedenler lobisine buradan bir kez daha söylüyorum, eğer yolsuzluk yapan görmek istiyorsanız lütfen gidin aynaya bakın.

Bu ülke… (“BBC’den yorumluyor Sayın Başbakanım” Sesi)

Sadece BBC mi? Wall Street Journal, bu gazetelerin patronları, sahipleri kimler? İşte geçenlerde İngiltere’de de benzer şey kaptılar, Cameron hemen gazeteleri kapattı ve ondan sonra Amerika’dan vurmaya başladılar, çünkü patronajı aynı, zihniyet aynı. Bu zihniyeti iyi tanımamız, iyi bilmemiz lazım ve bunlarla kimler ortak hareket ediyor, kimler ortak davranıyor, bunu çok iyi takip etmemiz lazım.

Kardeşlerim, bu ülkede milli iradeyi her zaman bunlar çaldılar. Yetmedi, bu ülkenin kaynaklarını, bu ülkenin enerjisini bunlar hortumladılar. Hiçbir zaman bunların hesapları, bunların defterleri kontrol edilmedi, gözden geçirilmedi, şimdi kontrol edilmeye başlanınca hoplamaya başladılar. Niye rahatsız oluyorsunuz? Yani bakkal dükkanın defterleri kontrol edilecek, maliye ne diyecek? Ben kontrolümü yaptım. Ya zaten bunların Türkiye’deki toplam ödediği vergi nedir diye bir sorsanız yüzde 10, yüzde 15’tir, onu incelesen ne yazar, incelemesen ne yazar? Yüzde 85 öbür tarafta, asıl bu yüzde 85’i inceleyeceksin, ne varsa orada var. Dürüst olan, samimi olan alkışlanır, ama kaçak varsa kusura bakma, orada da gereği yapılır. Şu anda maliye bunları yapmaya başladı diye büyük sermayeye gözdağı veriliyor. Biz büyük sermayeye gözdağı vermek diye bir derdimiz yok. Biz diyoruz ki, büyük sermaye düzgün davransın, samimi davransın, ülkesini kalkıp da yurt dışına şikayet etmek, onları koy bir kenara, sen işini düzgün yap, işini düzgün yaptığın sürece biz de yanındayız, ama yamuk, yumuk varsa, kusura bakma, orada da hesabını sorarız.

Şu anda bize yolsuzluk iftirası, rüşvet iftirası atanlar aslında çok büyük bir soygunu, milli irade hırsızlığını örtme çabasının ve telaşının içindeler. Belli lobiler, belli kapalı oda toplantılarını şu anda yürütenler de onlar. Niçin? Dertleri şu: Bizi rahatsız etmeyecek bir iktidar gelsin. Ya bu seçim zaten yerel seçim, buradan o beklediğiniz neticeyi alamayacaksınız.  Ve 30 Mart’ta da yine AK Parti sandıklardan evvel Allah gümbür gümbür bu ülkeyi aydınlatarak geliyor, gelecek.

Değerli kardeşlerim, bakın çok manidardır, söylemek zorundayım ve buradan söyleyeceğim; bugün bir gazete, işte en çok satan gazete bugün bir başlık atıyor birinci sayfada, güya ben Ana Muhalefetin İstanbul adayından çekinmeye başlamışım, onun için dosyayı açıklamışım. Şimdi burada çok açık bir şeyi söylemek zorundayım, o gazetenin patronu İstanbul Hilton Oteli’nin yanındaki bahçeye inşaat yapabileceği düşüncesiyle onun özelleştirmesine girmişti ve onun özelleştirmesine öyle girdi, ama Büyükşehir Belediyemiz ona müsaade etmedi, bu sefer gitti Şişli Belediyesiyle anlaşma yoluna, Büyükşehir Belediye Başkanımızı da davet ettiler. Şişli Belediye Başkanı çünkü bu işlerde mahirdir, nitekim CHP’den ihraç edilirken de bu tür klasör veya klasörler nedeniyle ihraç edilmedi mi? Yolsuzluk dosyası, yolsuz klasörü diye Ana Muhalefetin Genel Müdürü o zaman onun önünde pozlar vermedi mi? O zaman yolsuzluk sebebiyle ihraç ettiniz, bugün ne sebebiyle acaba aday yapıyorsun?

Şimdi partime veya partililerime yoksulluk…

Şimdi hesap ne biliyor musunuz? Hesap şu: Şu anda acaba İstanbul’u alabilir miyiz? Kulisler yapıldı, bir yerlerde bir araya da geldiler, İstanbul’u alabilir miyiz? Alamayacaksınız, İstanbul sizin ne olduğunuzu çok iyi biliyor, alamayacaksınız.

Ve onun yanında şu an acaba alabilirsem diyor, ha o zaman ben bu oteli büyütür müyüm? Onu da büyütemeyeceksin. Niye? Onun üstünde bir de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı var, o yine bunu kontrol eder, gene burada çevre katliamına sana müsaade etmeyeceğiz, bunu bilmen lazım. Ve kim çevreci, kim çevreci değil bunlar ortaya çıktı, çıkıyor.

Kardeşlerim, Türkiye’de artık milletin emanetine, milletin hazinesine, özellikle de milletin iradesine canı pahasına sahip çıkan bir iktidar var. Biz meşruluğumuzu milletten alıyoruz, sizden alıyoruz, siyasetin de demokratik meşruiyet zemininde yürütülmesi için azami dikkat gösteriyoruz. Bir kısım devlet kurumları içine sızan şebekelerin, çetelerin millet iradesini gasp etmesine, demokratik meşruiyeti sakatlamasına izin vermeyeceğiz. Demokratik bir ülkede ülkenin en temel sorunlarında kararı meşru siyasi aktörler verir. Bu ülkenin değerli kardeşlerim, temel sorunlarında, mesela dershaneler meselesinde, mesela terör melesinde, çözüm sürecinde, Suriye meselesinde karar hakkı meşru Hükümette değil de birkaç polisin, savcının elinde mi olacak? Terör meselesinin nasıl halledileceğine siyaset değil de yargı mı karar verecek? Milli İstihbarat Teşkilatı’nın çalışmalarını millet değil, milli irade değil, yargı mı belirleyecek? Tarafsızlığını yitirmiş, adeta karanlık örgütlerin dümen suyuna girmiş, milletin çıkarlarından çok örgütün çıkarlarını gözeten bir kısım yargı millet adına karar verebilir mi? Bakın bir kısım diyorum. Biz yargının bağımsızlığı mücadelesini referandumda sağladık. Ama bir şey daha söyledik, yargı sadece bağımsız değil, aynı zamanda tarafsız olacak, hem bağımsız, hem tarafsız. Bağımsızlığı iste, ama tarafsızlığa gelince, yok, orada tarafım de. Bunu kimse yutmaz; hem bağımsız, hem tarafsız.

Tekrar ediyorum; biz yargıyla değil, yargı içine sızmış, yargı mensuplarını da baskı altına alan, onlara da şantaj yapan, yargının tarafsızlığına gölge düşüren bir örgütle mücadele ediyoruz, bunu özellikle bilmenizi istiyorum.

Hiç kimse siyasi iradenin yargıya müdahale ettiğini iddia etmesin. Millete hesap verecek olan siyasi iradedir, bizim dışımızda kimse gidip de millete hesap vermiyor, biz hesap veriyoruz. Millet önünde kendisini hesaba çekecek olan siyasi iradedir. Öyleyse, siyasi kararları verecek ve uygulayacak olan da siyasi iradedir, bundan taviz vermeyeceğiz. Siyasi iradenin, milli iradenin çalınmasına asla göz yummayacağız. Eğer siyaset yapmak istiyorsan, o zaman bunun tek yolu var, bütün görevleri bir kenara koyarsın, gelirsin siyaset içerisinde yerini alırsın, bunun tek çıkış yolu budur.

Şu anda kardeşlerim, oyun bozulmuştur oyun, oyun bozulduğu için rahatsızlar. Milli irade ve Hükümetimize kurulan tuzak bir kez daha alt üst olmuştur. Millet hem kendi iradesine, hem Hükümetine sahip çıkmış ve bu oyunu bozmuştur. 30 Mart’a kadar her ne boyutta olursa olsun sergilenecek her sabotajı, her tehdidi, her tuzağı da Allah’ın izniyle milletimizle birlikte sizlerle bozacağız.

Hiç kimsenin endişesi olmasın, 11 yıl boyunca nice oyunu bozduk, nice tuzağı alt üst ettik, bu badireyi de aşıyoruz, aşacağız. Hepimiz çok sağlam duracağız, daha fazla bir olacak, daha fazla dayanışma içinde olacağız.

30 Mart seçimleri Türkiye için, demokrasi için, milli irade için inşallah bir dönüm noktası olacak.

Kardeşlerim, 30 Mart’ta kimin nerede belediye başkanı olduğu veya olacağı değil, hangi partinin kazandığı önemli, çünkü AK Parti’nin kazanacağı her belediye farklı bir mesaj olacaktır, farklı bir anlam ifade edecektir. Çünkü burada kaybedenler lobisi, eski Türkiye’nin kaybedenleri inanın milletten en son darbeyi alacaklardır, işte o zaman Türkiye’nin önünde evvel Allah engel kalmayacak, demokrasinin önünde evvel Allah engeller son bulacak, çözümün önünde engel kalmayacak, daha fazla demokratikleşme adımı atacağız, daha fazla reform yapacağız, toplumun her kesimini rahatlatacak adımlar atacağız.

Şimdiden bazı demokratikleşme hazırlıklarını başlattık, bu tuzakları bozdukça, bu engelleri aştıkça Türkiye’nin ufkunu daha da açacak, hiç bitmeyen bir baharı karşılayacağız. Geçen yıl bildiğiniz gibi ilkbahar Doğu ve Güneydoğu için bir milat olmuş, kalıcı bir bahara dönüşmüştü, o baharın sıcaklığını bugün hep birlikte yaşıyoruz. Artık şehitler gelmiyor, ama birileri hasretle yine şehitler gelsin diye bekliyor, hep bunun gayreti içerisinde.

Kardeşlerim, inşallah 30 Mart’ta yeni bir dönemi, birlikte tüm Türkiye bitmeyen bir bahara kavuşacak.

Ve değerli kardeşlerim, bu arada…

Kardeşlerim, benim sizden bugün son bir ricam şudur: Diyorum ki, şurada 2 ay, 2 ay içerisinde tüm ana kademelerimiz, kadın kollarımız, gençlik kollarımız durmaksızın kapı kapı dolaşmak suretiyle, yetmez, neler yaptık, neler yapıyoruz, çünkü bizim anlatacağımız çok şey var, ama muhalefetin anlatabileceği hiçbir şey yok, neler yaptığımızı en ücra köşeye kadar teşkilatımız anlatacak. Bizim en büyük gücümüz sizsiniz, teşkilatımız.

Şu anda kardeşlerim, 9,5 milyon üyeye sahip olan AK Parti, genciyle, kadınıyla, ana kademesiyle yoğun bir çalışma içerisine girecek. Bunun gereğini yapacağız, bunun gereğini yaptığımız anda bilesiniz ki sevgili kardeşleri, bu hareketin yükselişini kimse durduramaz, aynı kararlılıkla yola devam edeceğiz.

Van’dan Ankara’ya gelen yine bir otobüs maalesef, böyle bir haberle son vermek istemezdim, dün Sivas Yıldızeli’nde kaza yapmış, bu kaza neticesinde de maalesef 9 ölüm haberi var ve bunun yanında da 38 yaralımız var.

Yine ölenlere Rabbimden rahmet diliyorum, yaralılarımıza Allah’tan şifalar diliyorum, tüm yakınlarına sabırlar temenni ediyorum.

Ve bu duygularla sözlerimi son verirken, Meclis çalışmalarında sizlere başarılar temenni ediyor, tüm teşkilatımıza zorlu ama, kutlu bir süreçte sabır, metanet ve ardından zafer diliyorum.

Allah yar ve yardımcımız olsun, yolumuz açık olsun diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.