Basbakan Erdogan’in Afyonkarahisar Mitingi’nde yaptigi konusmanin tam metni
Afyonkarahisar’ın saygıdeğer güzel insanları, çok değerli kardeşlerim; sizleri bu coşku dolu, heyecan doldu günde en kalbi duygularla selamlıyorum.
Buradan tüm Afyonkarahisar’a, Başmakçı’ya, Bayat’a, Bolvadin’e, Çay’a, Çobanlar’a, Dazkırı’ya, Dinar’a, Emirdağ’a, Evciler’e, Hocalar’a, İhsaniye’ye, İscehisar’a, Kızılören’e, Sandıklı’ya, Sinanpaşa’ya, Sultandağı’na, Şuhut’a, oralarda yaşayan tüm kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.
Kardeşlerim, Afyonkarahisar zaferin şehridir, Afyonkarahisar yiğitliğin, mertliğin, kahramanlığın, direnişin, istiklalin ve hürriyetin şehridir. Afyonkarahisar, Kocatepe’den taarruz emrini veren Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı, Yüzbaşı Agah Efendi’yi, Çiğiltepe kahramanı Reşat Beyi, Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını bu vesileyle hayırla, rahmetle yad ediyorum.
Her karışında şehitler olan, her karışında şehitlikler olan Afyonkarahisar’da milletimizin tüm şehitlerine buradan rahmetler gönderiyorum, mekanları cennet olsun inşallah.
Sevgili kardeşlerim, dün biliyorsunuz 30 Mart seçimleri için stardı Sivas’ta verdik. Oradan Yozgat’ta kardeşlerimizle buluştuk.
Afyonkarahisar demokrasi mücadelesinin kahraman bir şehridir. Tüm hilelere, tüm engellemelere rağmen 1946 seçimlerinde Afyonkarahisar’ın 8 milletvekilinin 8’i de Demokrat Parti’den seçildi. 1950 seçimlerinde 9 milletvekilinin 9’u da Demokrat Parti’den seçildi. 1954’te yine 9’da 9 yaptınız. 57’de 10 milletvekiliniz vardı, 10’unu da Demokrat Parti’ye verdiniz.
Afyonkarahisar’ın AK Parti nezdinde, AK Parti tarihinde de çok önemli bir yeri var. Biz kutlu yolculuğumuza, büyük Türkiye yolculuğumuza istiklal mücadelemizin, zaferin şehri Afyonkarahisar’dan çıktık. Partimizin kuruluş hazırlıklarını burada yaptık, Afyonkarahisar’da yaptık.
2002’de kardeşlerim…
Sağ olasınız, inşallah emaneti sizlere devredeceğiz, onun için iyi yetişmeniz lazım. Oturduğumuz yerde kalanlardan olmak istemiyoruz.
2002 seçimlerinde yüzde 34,5 oyla başladık. 2011 seçimlerinde değerli kardeşlerim, Türkiye genelinde yüzde 50’ye, Afyonkarahisar’da yüzde 60 oy aldık. Evet, Afyonkarahisar demokrasi mücadelesinde, milli iradenin güçlenmesinde değerli kardeşlerim, büyük Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesinde en önde durmaya, örnek olmaya, sancağı taşımaya devam ediyor. Allah sizlerden razı olsun. Desteğiniz, hakkınız, ahde vefanız, teveccühünüz için Rabbim sizlerden razı olsun. Rabbim, uhuvvetimizi, birliğimizi, kardeşliğimizi daim eylesin.
Bugün bu mitingle Afyonkarahisar’da çok büyük bir açılış törenini de gerçekleştiriyoruz. Az önce değerli Bakanım ifade etti, Afyonkarahisar ve ilçelerde tam 1 milyar 124 milyon yatırımı resmi olarak hizmete açıyoruz. Ne demek bu? 1 katrilyon 124 trilyonluk yatırım.
Üniversitemize yapılan yeni yatırımları, Belediyemizin yatırımlarını, Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın yatırımlarını, sağlık, eğitim ve daha nice yatırımı, tam 123 ayrı eseri bugün resmen sizlerin hizmetine sunuyoruz, hayırlı olsun. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.
Sevgili kardeşlerim, burada sizlere şu çok önemli bir hususu hatırlatmak istiyorum: 1950 yılından bugüne kadar Türkiye konuşulan, tartışılan çok önemli bir konu var. Nedir bu konu, nedir bu tartışma? Evet, 1950’den beri ülkemizde Türkiye’yi kim yönetecek, bunun tartışması yapıldı. CHP diyor ki, Türkiye’yi sadece biz yönetiriz; iktidarda olsak da biz yönetiriz, muhalefette olsak da biz yönetiriz. Medya diyor ki, Türkiye’yi biz yönetiriz, manşetlerimizle Türkiye’ye biz istikamet çıkarız. Bazı iş adamları diyor ki, para bizde, money bizde, Türkiye’yi biz yönetiriz. Elitler, seçkinler, o çeteler, o mafyatik yapılanmalar, o paralel çeteler diyor ki, Türkiye’yi biz yönetiriz. Kardeşlerim, Gazi Mustafa Kemal ve ilk Meclis daha 1920 yılında onlar ne diyordu? Türkiye’yi millet yönetir. İşte merhum Menderes çıktı, 1950’de hayır dedi, Türkiye’yi egemen güçler, siz değil, millet yönetecek dedi, yeter, söz milletindir dedi. Aynı şekilde biz de Afyonkarahisar’dan yola çıkarken ne dedik? Türkiye’yi millet yönetecek dedik, söz milletindir, karar milletindir, yetki milletindir dedik.
Evet, bu ülkenin sahibi millettir, bu ülkeyi idare edecek olan millettir. Değerli kardeşlerim, bu ülkeyle ilgili kararları verecek olan, söz sahibi, karar sahibi, mühür sahibi sadece millettir, sizsiniz. Bu ülkeyi siz yöneteceksiniz, son 12 yılda olduğu gibi bu ülkenin istikametini siz belirleyecek, bu ülkenin rotasını hep siz çizeceksiniz. Manşetler değil, işveren çevreleri değil, paralel örgütler değil, mafya, cunta, çeteler değil, bu ülkeyi siz yöneteceksiniz siz.
İşte şu anda bir kez daha Türkiye’de bu konu tartışılıyor. Yıllardır milleti hiçe sayan, milletin yok sayan, milletin kararına itibar etmeyenler şu anda ittifak yaptılar, milletin iradesini gasp etmenin mücadelesini veriyorlar. Türkiye’de Gezi olaylarından itibaren başlayan tartışma, işte bunun tartışmasıdır, Türkiye’yi kim yönetecek? Hiç kusura bakmasınlar, biz bu emaneti hiç kimseye vermeyiz, bu iradeyi hiç kimseyle paylaşmayız, milletin emanetini, milletin yetkisini, iradesini çalmaya çalışanlara asla göz yummayız.
Şimdi bakın sevgili kardeşlerim, merhum Menderes’in milli iradeyi, demokrasiyi egemen kılmasından, yetkiyi, kararı millete devretmesinden başta bu CHP olmak üzere işte bu medya, bu seçkinler, bu elitler çok rahatsız oldular. Şunu açık açık söylüyorum: Bundan 54 yıl önce değerli kardeşlerim, merhum Menderes’e ne yaptılarsa, hangi tuzakları kurdularsa, hangi senaryoları yazdılarsa, şu anda bize de aynısını yapıyorlar. Manşetlere bakın, bugün atılan manşetlerle 54 yıl öncesinin manşetlerinin aynı olduğunu göreceksiniz. Sokak olaylarına bakın aynı, CHP’nin tavrına bakın aynı, işverenlerin, çetelerin tavrına bakın 54 yıl önce neyse bugün yine aynı.
Merhum Menderes’e hangi iftiraları attılar? Hatırlayın, örtülü ödenekten dava açtılar, aynı şeyi bize yapmak istiyorlar, ama benim milletim bunları yutmuyor artık.
6-7 Eylül provokasyon kokan sokak eylemlerine dava açtılar, İstanbul’da yaptığı çok önemli yatırımlardan dolayı, açtığı yollardan dolayı dava açtılar. Kardeşlerim, yargı içinde bazı demokrasi karşıtı oluşumlarla mücadele ettiği için dava açtılar. Çok çirkin iftiralarla, çok ama çok çirkin iftiralarla Menderes’e maalesef milletin gözünden düşürmek için her türlü iftirayı attılar. Tuttu mu? Tutmadı, tutmayınca ipe götürdüler.
Menderes bugün var, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu, onlar da var. Peki onları idam edenler var mı, kimse onları hatırlıyor mu? Hatırlamıyor. Niye? Zalimler hiçbir zaman kalıcı olmaz, zalimler her zaman zulümleriyle anılır. Onun için, biz mazlumların, mağdurların sesi olarak yürüyeceğiz.
54 yıl önce ne yaptılarsa bugün aynını yapanlar, bilesiniz ki onlar da hiçbir zaman emellerine kavuşamayacaklar. Manşetlerle, sokak eylemleriyle, küresel projelerimize açtıkları davalarla, iddialar, ithamlarla, iftiralarla bir kez daha aynı tuzağı kurmaya, bir kez daha aynı senaryoyu hayata geçirmeye çalışıyorlar. Hale bakın ya, biz şimdi 3. havalimanını yapacağız, onu engellemeye çalışıyorlar, Kanal İstanbul’u engellemeye çalışıyorlar. Marmaray’ı engellemeye çalıştılar, ne oldu? Engellenmeye çalıştı çalıştı çalıştı, başarabildiler mi? Söke söke aldık ve Marmaray’ı yaptık. Şimdi merak ediyorum, engellemeye çalışanlar acaba hangi yüzle Marmaray’a binip de oradan karşıya geçiyorlar?
Allah rahmet etsin, Sivaslı Nuri Demirağ Boğaz’a ilk köprüyü yapacağı zaman, ona da o zaman İnönü engel oldu. Hayaldi, yapamadı, şimdi torunu bizim partimizin milletvekili, ama biz yaptık, biz başardık. Birinci köprünün karşına dikildi, kim? CHP. İkinci köprünün karşısına dikildi, kim? CHP. Şimdi Yavuz Sultan Selim Köprüsünü yapıyoruz, kim karşı çıkıyor? Yine CHP.
Kardeşlerim, denizin altından şimdi ikinci geçidi yapıyoruz, otomobil geçidi, ona da karşı çıkıyorlar ha; Allah’tan denizin altından da göremiyorlar. Değerli kardeşlerim, onlar isteseler de istemeseler de biz bunları yapacağız, bunların önünü kesemeyecekler.
Zafer Havalimanını yaptık mı? Yaptık. Bunlara kalsa olur muydu? Bunların böyle bir derdi yok ki, böyle bir sevdası yok, böyle bir aşkı yok.
Kardeşlerim, bu kez sert kayaya çarptılar, bu kez millete tosladılar millete. Bu millet çok güçlü şekilde iradesine sahip çıktı, bu millet çok güçlü şekilde sandığa, demokrasiye, Hükümetine, siyasete sahip çıktı. Bu aziz millet kimin ne yapmaya çalıştığını, kimin nerede durduğunu görüyor, engin ferasetiyle olaylara hakemlik yapıyor.
Şimdi bakın sevgili kardeşlerim, size çok ilginç bir belge açıklayacağım, tabi buna gelirken bunun bir altyapısı ortaya koymam lazım.
Tarih 2013 yılının Mayıs ayı, bundan 10 ay önce, Türkiye’de tarihi nitelikte gelişmeler yaşanıyor bir tek ay içerisinde, 2013’ün Mayıs ayında. Gençler, bunu sizin özellikle çok iyi takip etmeniz lazım. Niye bunu söylüyorum biliyor musunuz? Zira, 20 yıl önce siz yoktunuz, 20 yıl öncenin Türkiye’siyle 20 yıl sonra bugünün Türkiye’si çok farklı. Sadece Mayıs ayında bakın, bir; İstanbul’da 46 milyar dolarlık üçüncü havalimanının ihalesini yaptık. Bizim cebimizden bir kuruş çıkmıyor ha, tamamen ihaleye giren 5 ortaklı konsorsiyum bunu yapıyor. Ne yapacak? 20 yıl burayı çalıştıracaklar. 20 yıl sonra ne olacak? Devlete teslim edecekler. Bunu durdurmak istediler, hala bunu durdurmak için gayret içindeler, ama başaramayacaklar. Ve bu üçüncü havalimanın yıllık yolcu kapasitesi 100 milyon, dünyanın ilk 3 havalimanından bir tanesi, bunu engellemeye çalışıyorlar.
İki; Ankara’da Japonya Başbakanıyla bir görüşme yapıyorum o ay içerisinde, ağırladık, misafirim ve nükleer enerji santralini yapacağız. Nerede? Sinop’ta. Maliyeti ne? 22 milyar dolar. Ve yapacaklar, belli bir süre işletecekler, ondan sonra onu bize devredecekler. Bu da beyleri rahatsız etti.
Ondan sonra ben Japonya’ya gittim. MHP’nin başındaki zat ne diyor biliyor musunuz geçenlerde? Gerçekten acınacak bir hali var. Diyor ki, bu Başbakan hiç yere inmiyor ki, hep havada geziyor diyor. Ama onu da diyor biz kulaklarından tutup getireceğiz diyor. MHP’nin Genel Başkanı; ismini anmayacağım için isimlerini vermiyorum biliyorsunuz, bu iki ismin ismini hiç anmıyorum. MHP’nin Genel Başkanı olan zat, sen zaten uçma özürlüsün, senin böyle ülkeler arası dolaşman zaten mümkün değil, çünkü 3,5 yıl bu ülkede Başbakan Yardımcılığı yaptın, nereye gittin onu söyle? Bu ülkenin başında, biz öyle bir ecdadın torunlarıyız ki, at üstünde kıtalar arası dolaşıyorlardı. Ama sende böyle bir şey yok, sen laf milliyetçisisin laf. 3,5 yıl Başbakan Yardımcılığı yaptın, ne yaptın onu söyle?
İste Sakarya depreminde, Düzce depreminde ne yaptınız onu söyleyin. Onların çürüklerini biz topladık. Bak, bizim iktidarımızda da deprem oldu, Van depremini yaşadık, öyle mi? Bingöl depremini yaşadık, Simav depremini yaşadık. Şu anda oralar deprem öncesinden daha güzel hale geldi. Neden? Güçlüyüz, sağlamız, anında müdahale ve 1 yılda deprem bölgelerini farklı hale getirdik. Seyretmedik, izlemedik, dertliydik, dertli olduğumuz için bunları yaptık.
İşte o Mayıs ayında, üç; İstanbul Boğaz’ına 2,5 milyar dolarlık bir yatırımla Yavuz Sultan Selim Köprüsünün temelini attık. Bu köprünün bir özelliği var, iki kulenin yüksekliği 250 metre, içinde kulesi var, asma köprü bu, ama 4 gidiş, 4 geliş…
Değerli kardeşlerim, Yavuz Sultan Selim Köprüsünün maliyeti 2,5 milyar dolar. 15 yıl çalıştıracaklar, ondan sonra onu da devlete teslim edecekler. 4 şerit gidiş, 4 şerit geliş, ama ortasında ne var biliyor musunuz? Tren, ortadan da tren, raylı sistem, ilk defa Türkiye’de bu uygulamayı yapıyoruz, dünyada da örnek köprülerden bir tanesi.
Dört; İstanbul Borsası ilk defa 93 binin üzerine çıkıyor, ilk defa. Rahat durmadılar, kıskandılar ve borsa işte şu andaki seviyelere maalesef düştü, ama gene çıkacak.
Peki, Merkez Bankası’nın durumu neydi? 27,5 milyar dolardı döviz rezervi, MHP’den böyle aldık. Kardeşlerim, şu anda Mayıs ayı itibarıyla 136 milyar dolara çıkmıştı. Bakın, 27,5 milyar dolardan 136 milyar dolara, şu anda 130’a filan düştü, böyle bir noktaya gelmişti.
IMF, yine MHP yine 23,5 milyar dolarla bize devretti. Biliyorsunuz, 3,5 yıl kaldı, 5 yıl kalması gerekiyordu, duramadı, kaçtı gitti MHP, kaçtı gitti. Niye kaçtın ya? 5 yıl işte kalsaydın orada. Kalacak mecali yoktu, yürütemedi bu ülkeyi, gitti. Ve değerli kardeşlerim, 23,5 milyar dolar IMF’e borç ve şu anda sıfırlandı, 14 Mayıs’ta onu sıfırladığımız gibi şimdi IMF bizden borç istiyor, buraya geldik.
Gösterge faizi biz yüzde 63 seviyesinden aldık yine MHP’den. Değerli kardeşlerim, Mayıs ayında nereye düştü biliyor musunuz? Yüzde 4,6’ya, ta oraya kadar düştü.
Ve bir değil, iki değil, üç değil, tam dört kredi derecelendirme kuruluşu art arda Türkiye’nin kredi notunu yükseltiler. Hep bu dönemde oluyor bunlar, çünkü güçlü bir Türkiye vardı ve güçlü Türkiye farklı bir şekilde kendini dünyada hissettiriyordu.
Değerli kardeşlerim, enflasyonda, sanayi üretiminde, dış ticarette üst üste rekorlara şahit olduk. İşte bütün bunlar bir tek ay içerisinde, Mayıs 2013’te oldu. Türkiye’nin umudu çoğaldı, Türkiye’nin heyecanı arttı, Türkiye hep birlikte bu gelişmelere sevindi.
Bunun yanında bir şeyi daha yaşıyorduk, çözüm sürecinde çok önemli mesafe kat ettik, silahlar sustu, siyaseti devreye aldık. Hatırlayın, Nevruz bütün Türkiye’de coşkuyla kutlandı, barış umuduyla, huzur heyecanıyla kutlandı, ölümler adeta sona erdi, gözyaşlarını dindirdik, Türkiye’nin önündeki terör engeli çok çok farklı bir konuma düştü.
Kardeşlerim, Türkiye’yi zincirlerinden, prangalarından hamdolsun kurtarma noktasına geldik. İşte tarihimizin en başarılı, rekorlarla dolu Mayıs ayını yaşarken bir şey oldu, bir el devreye girdi, ağaç bahanesiyle, park bahanesiyle insanlar sokağa döküldü, yaktılar yıktılar, tahrip ettiler, sokakları ateşe verdiler. Kardeşlerim, 3 milyar şu an itibarıyla fidan ve ağaç diken bir iktidarız biz.
Şimdi gelirken havalimanından orta refüje baktım, Veysel Bey dedim, ya bu ağaçlar nereden? Bunları dedi biz söktük getirdik. Ama bunlar böyle söküp taşınan ağaç nedir, bundan anlamazlar, bu CHP’nin kafası böyle şeylere ermez, bunların hayatında bu yok. Modern dünya bunları bu şekilde yapıyor ya, fidan dikmek yerine yetişmiş ağaçları bu şekilde bu güzelleştirmenin, çevreciliğin adımlarının atıldığı yerlere taşıyor. İşte buyurun şimdi orta refüjde o yetişmiş ağaçlar bambaşka bir hava katmıyor mu? 20 yaşında, 25 yaşındaki çamlar, evet, o caddeyi bambaşka bir zenginliğe kavuşturdu.
Tabi bu olaylar abartılı bir dille, çok abartılı görüntülerle dünyaya servis edildi. Şimdi ben size bir şey söyleyeceğim; bu uluslararası medyanın bazıları var ki, dünyada hazmedemedikleri yerleri karıştırmaya çalışırlar.
Dün ne oldu biliyor musunuz? Yozgat toplantısı sebebiyle Yozgat’ın çekimini nasıl değerlendiriyorlar biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı protesto etmek için toplanan kabalık diye. Bunların cibilliyeti bozuk, bunlarda dürüstlük diye bir şey yok, medyayı bunlar bugüne kadar böyle kullandılar. Bunların bizde de benzer uzantıları var ha, onu da söyleyeyim. Şimdi hele hele sosyal medyada vesaire, bunu aynen bu şekilde yapıyorlar. Eğer yüreğiniz varsa, eğer mertseniz, namert değilseniz, şu gerçekleri ortaya aynen yansıtın. Öyle bir yerlerden kontrolle, bir yerlerle oynamak suretiyle bunları değiştiremezsiniz.
Bakınız, Yüksek Seçim Kurulu bir karar verdi, çok enteresan, Sarıyer seçimleriyle alakalı bir karar ve bu kararda geç teslim ettikleri halde CHP’nin orada seçime girmesinin önünün açılmasına yönelik karar, 6’ya 5. Ben şimdi buradan Yüksek Seçim Kurulu’na sesleniyorum, sen geçen seçimlerde Uşak’ta farklı partiye yine böyle 3-5 dakika geç kaldıkları için seçime sokmadın, şimdi bunu nasıl yapıyorsun? Diyorum ki, bakın sizler yargının içinden gelen insanlarsınız, adil davranacaksınız adil, davranmadığınız sürece bu halk ve tarih hiçbir zaman sizleri affetmez. Oradaki koalisyonların ne olduğunu da biliyoruz, bu koalisyonların ne olduğunu da biliyoruz ve bu seçimlere gölge düşürmeye kimsenin hakkı yok.
Kardeşlerim, silahların sustuğu bir ortamda bu olaylarla silahların yeniden devreye alınması; ki Hakkari’de parti teşkilatımıza, gençlerimize yönelik saldırılar oldu, Van’da yanı şekilde saldırılar oldu. Niye? Çünkü gelişmeleri görüyorlar.
Ben şimdi bu seçime katılan partilere söylüyorum, bu tür meşru olmayan yollarla değil, gelin düşüncelerinizle, gelin projelerinizle sandıkta halkı yönlendirin. Halkımız projeye oy verecek, hizmete oy verecek, gerginliğe değil, hakarete değil, işte bunu ortaya koyalım. Biz eser siyaseti yapıyoruz, diğerleri laf siyaseti yapıyor, gerginlikten beslenmeye çalışıyorlar. Ama bu meydan şu anda onu söylüyor, 30 Mart bir başka olacak diyor, ben buna inanıyorum.
Kardeşlerim, bakın burada enteresan bir durum var. Değerli kardeşlerim, bakınız, Ankara’da, Kayseri’de, Samsun’da, Erzurum’da bu olaylar, Gezi olayları vesaire patlak verdiğinde 1 milyon kişi ile İstanbul’da milli irade mitinglerimizi yaptık ve bunların hevesi kursaklarında kaldı; hatırlıyorsunuz değil mi? Ama durmadılar, 17 Aralık’ta bu kez başka bir tuzakla, bu kez farklı bir senaryoyla yeniden Türkiye’yi karıştırmak için yine düğmeye bastılar, seçilmiş bir Hükümeti, bir yargı darbesiyle, iftirayla, hukuksuzlukla görevden uzaklaştırma yoluna gittiler, bir kez daha Türkiye ekonomisini hedef aldılar, bir kez daha istikrara, huzura, büyük Türkiye hedeflerine, yeni Türkiye hedeflerine kasettiler; ama başaramıyorlar, başaramayacaklar. Ve 30 Mart’ta sandıkta bunlara gereken dersleri vermeye var mıyız? Var mıyız? Onun için durmak yok, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Durmayacağız, hanım kardeşlerim, durmayacağız, gençler, durmayacağız, ana kademe, durmayacağız. Kapılarınızı bazı ablalar çalabilir, o çalanlara şunu söylemeniz yeter: Biz Hükümetimizden, biz devletimizden memnunuz.
Hamdolsun, bu ülkede eğitimde geldiğimiz nokta ortada, kitaplarımızı ücretsiz alıyoruz, burslarımız ortada. Onlara şunu söyleyin yeter: Onlar başörtüsüne füruat derken, biz başörtüsüyle okullarımıza gidemiyorduk, ama şimdi başörtülerimizle de okullara gidiyoruz. Siz füruat diyenler, partinizi kurun, meydana öyle çıkın deyin bunlara, bunlara onu söyleyin. Benim başı açık, başı örtülü kızlarımın herhangi bir düşmanlığı yoktu ki, bunlar ayrım yaptılar, bunlar böldüler, ama şimdi o yıkıldı. Devlette de aynı şekilde başı örtülü, başı açık beraber çalışıyorlar mı? Buralara durup dururken gelmedik, ama sabrettiniz, sabrettik, sonunda selamete çıktık.
Düşünebiliyor musunuz, Türkiye’nin milli bankası, hem de uluslararası çapta bir milli banka Halk Bankası, değerli kardeşlerim, bunu hedef aldılar, Ziraat Bankası’nı hedef aldılar, Vakıfbank’ı hedef aldılar. Ya bu bankların 3’ü de bizim iktidarımızdan önce, yani MHP’nin iktidar olduğu o koalisyonda bu bankaların 3’ü de çöküyordu, zarardaydılar, görev zararı diyorlardı. Ey MHP, Ziraat Bankası yüzde 59 faizle çiftçi kardeşime benim kredi veriyordu, ama şimdi yüzde 5. Bak, nereden nereye düştü. Halk Bankası yüzde 46 faizle veriyordu esnafımıza kredi, şimdi yüzde 5. Değerli kardeşlerim, hepsi de batıktı, ama şimdi bunlar Balkanlar’ın, Avrupa’nın sayılı karlı bankaları haline geldi, bunlar böyle oldu. Bunların ellinde battılar, bizim elimizde ayağa kalktılar.
Dünya basınına, kamuoyuna, belli kuruluşlara Türkiye’nin teröre destek verdiği yalanını kasıtlı pompalıyorlar. Arap medyasına, Avrupa, ABD medyasına sistemli olarak kendi ülkeleri hakkında kara haber çıkarttırmaya çalışıyorlar. Şimdi biz bunlara bu hainliktir dediğimizde kızıyorlar. Allah aşkına soruyorum, bu yapılan ihanet değil de nedir ya? Türkiye’yi teröre destek veren bir ülke olarak göstermek ihanet değil de nedir?
Değerli kardeşlerim, benim Afyonkarahisarlı kardeşlerim; 1940’larda bakın şimdi size o az söylediğim önemli olayı anlatıyorum, tarihi bir belge açıklayacağım sizlere burada. 1940’larda buraya, Afyonkarahisar Cezaevine bir mahkum getirdiler. Cezaevinde soğuktan dondurarak öldürmek istediler. Zehirleyerek öldürmek istediler. Emirdağ’a hapsederek hürriyetini kısıtladılar. Peki, kimdi bu insan? İşi kitap yazmak, bütün işi fikirlerini söylemek, talebe yetiştirmek olan Said-i Nursi’ye işte burada büyük eziyetler yaptılar.
Birinci Dünya Savaşında savaşırken Ruslara esir düştüğü halde kaçmış, -bakın burası çok önemli- vatanına, toprağına dönmüştü. Buradan da kaçabilirdi. Emirdağ’dan da kaçabilirdi, ama kaçmadı. Ya? Zalimler için yaşasın cehennem dedi. Kendi ülkesini, kendi toprağını hapiste yatmak pahasına tercih etti. Allah rahmet eylesin. Allah ondan razı olsun, mekanı cennet olsun. İşte bu CHP 1940’larda Said-i Nursi’nin kitaplarını yasaklayan, Said-i Nursi’yi hapislere mahkum eden partidir. İşte belgesi. CHP’nin Genel Müdürü, bu belge senin belgelerine benzemez. 15 Temmuz 1949 tarihli Bakanlar Kurulu kararı bu. Said-i Nursi tarafından yazılan Gençlik Rehberi adlı kitabın dağıtımının yasak edilmesi ve elde edileceklerinin de toplattırılması Bakanlar Kurulumuzun 15 Temmuz 1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır. İmza, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü. İşte bu CHP ile güya Said-i Nursi’nin izinden gittiğini iddia eden bu paralel örgüt şu anda kol kola yürüyorlar. Said-i Nursi’nin kemikleri sızlıyor be. Afyonkarahisar’da, Emirdağ’da Said-i Nursi’nin hatırası inciniyor. O iş adamlarıyla, medya patronlarıyla yaptığı al gülüm-ver gülüm ilişkilerle kendi ülkesine, kendi toprağına ihanet ediyorlar. Ses kayıtlarıyla, çirkin görüntü kayıtlarıyla gazeteciye, iş adamına, bürokrata, en önemlisi de siyasetçiye şantaj yapıyor. CHP de gidiyor, bu ihanet içindeki örgütün oyuncağı haline geliyor. MHP gidiyor, bu paralel yapının oyuncağı haline geliyor. Bu paralel yapı ses kayıtlarıyla işte bu CHP’yi MHP’yi esir almış istediğini yaptırıyor. Dün Yozgat’ta, pardon Sivas’ta yanıma kardeşlerim 8 tane kızımız geldi, üniversiteli. Valilikte yanıma geldiler, çok ilginç. Bu kızlarımız üniversite öğrencisi. Meğerse paralel yapının evlerinde kalıyorlar. Dediler ki; Başbakanım, bizi ciddi baskı altına alıyorlar, geceleri ablalar bizi kaldırıp size beddualar yaptırıyorlar. Ve çok daha ilginci sizinle ilgili bize çok yalan-yanlış dezenformasyonla bize bilgiler aktarıyorlar, ailenizle ilgili aktarıyorlar. Biz inanmıyoruz ama biz de korkuyoruz, çünkü bizim ailelerimize de yalan haberler göndermek suretiyle bizi karalayacaklarından korkuyorlar. Ben teeddüp ediyorum, burada bunu söyleyemiyorum şu anda. Böyle bir şey olabilir mi ya, böyle bir anlayış olabilir mi, böyle bir yaklaşım olabilir mi? Bunun insani, vicdani, İslami bir yanı olabilir mi? Onun için 30 Mart çok önemli.
Sevgili kardeşlerim, illegal yollarla, tamamen hukuksuz şekilde Emniyet ve yargı içindeki çeteleşmeyle binlerce kişiyi teknik takibe almış, dinlemiş, kaydetmiş, depolamışlar, bunu herkesten gizlemişler. Bunu tabii yargı içindeki o malum çete, yani erklerden biri, tarafsız ve bağımsız olması gereken yargı içindeki bazı örgütler aracılığıyla çok ciddi hukuksuz işlerin içine girmiş, dinlenen binlerce kişinin içinde siyasetçiler var, gazeteciler var, iş adamları, bürokratlar, sıradan vatandaşlar var. Eğer konuşursanız, eğer bizi suçlarsanız, dava açarsanız bu kayıtları internete veririz diye bütün bu kesimleri tehdit ediyorlar. İşte CHP bu tehdide boyun eğiyor, bu şantaja çanak tutuyor. İşte MHP bu tehdide teslim oluyor.
Afyonkarahisar’da İstiklal Savaşının bu şehrinden bu paralel örgüte ve onun oyuncaklarına tekrar söylüyorum; bu ülke topla, tüfekle, tankla teslim alınamadı. Ses kayıtlarıyla, kasetlerle bu ülkeyi teslim alamayacaksınız. Başbakanla ilgili eğer bir şeyler düşünüyorsanız avucunuzu yalarsınız. Her zaman söylüyorum; abdestimden şüphem yok ki namazımdan şüphem olsun; olay bu. Ama bunların şüphesi var, bunların şüphesi var, onun için bu yollara başvuruyorlar. İftira at, tutmazsa iz bırakır. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar, sizinki yatsıya kadar bile yanmayacak. 30 Mart’ta bu millet sizin işinizi bitirecek, bunu göreceksiniz.
Kardeşlerim, her ne yaparlarsa yapsınlar, biz bu şantaja boyun eğmeyeceğiz, biz bu tehditlere boyun eğmeyeceğiz. Biz Afyonkarahisar’daki şehitlerimizin muazzez ruhunu incitmeyecek, bunlara karşı yeni istiklal mücadelemizden inşallah yine galip çıkacağız.
Kardeşlerim, milletin emanetine asla ihanet yok, olmayacak. Ama ben sizden bir şey istiyorum, ben sizden bir şey istiyorum; şurada ne kaldı? 35 gün, 35 gün, 35 gün gece-gündüz demeden koşturacağız, anlatacağız. Duyduklarımızı, bildiklerimizi anlatacağız. Afyonkarahisar’da ne yaptık bunların hepsini anlatacağız. Bakın şurada, sadece Afyonkarahisar’da bizim 12 yılda Afyon’umuza yaptığımız yatırımların kitapçığı var. Bunun içinde neler yaptık hepsi var. Yaklaşık 8,5 katrilyon sadece biz Afyonkarahisar’a yatırım yaptık 12 yılda, 8,5 katrilyon. Eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, aklınıza ne gelirse. Değerli kardeşlerim, bizden önce böyle bir şey yoktu, ama şimdi bakın her şeyiyle. Ve Afyonkarahisar ihracatta bile patlama yaptı, 1’e 6 ihracatta patlama yaptı.
Ah benim kardeşlerim, bakın size bir şey söyleyeceğim, çok enteresan; biz geldiğimizde dış borç neydi biliyor musunuz? Milli gelire oranı yüzde 73, şimdi yüzde 35. Bakın bu çok ilginçtir, hani diyorlar ya yolsuzluk filan falan. Ey Genel Müdür, eğer yolsuzluk arıyorsan aynaya bak. Sen SSK’nın Genel Müdürüyken benim vatandaşım hastane kapılarında kuyrukta bekliyordu be. Hastanenin eczanesinden ilacını alamıyordu be. Sen o zaman Genel Müdürdün SSK’nın başında. Şimdi de bir kaset Genel Başkansın, aslında Genel Müdürsün yine, kasetle geldin oraya. Eğer işte bu paralel yapı o kaseti ortaya koymasaydı sen bugün yoktun, böyle geldin oraya.
Kardeşlerim, biz göreve geldiğimizde milli gelir neydi? 230 milyar dolar, peki şimdi? 800 milyar dolar. Biz buraya durup dururken gelmedik. Ah benim Afyonkarahisarlı kardeşlerim, ihracatımız neydi biliyor musunuz? 36 milyar dolar. Şimdi 152 milyar dolar. Kardeşlerim, artık Afyonkarahisar, özellikle sağlık turizminde patlıyor. Göreve geldiğimizde bizim turizm gelirimiz 13 milyar dolardı, pardon 13 milyon turist geliyordu. Şimdi nereye geldik biliyor musunuz? 36 milyon turiste geldik. Bakın nereden nereye geldik. Bitmedi, yeni bir örnek daha veriyorum sizlere; değerli kardeşlerim, devletin borçlanma faizi yüzde 63’tü, şimdi devletin borçlanma faizi tek haneli rakama geldi. Bakın nereden nereye… Bu kimin cebinden çıkıyordu? Benim Afyonkarahisarlı kardeşimin cebinden çıkıyordu. Enflasyon yüzde 30’du, şimdi o da tek haneli rakamda, buraya geldik, buralara durup dururken gelmedik. İşte bu yolsuzluk hortumunu kestik, bunların hepsi milletimin cebine döndü. Ah benim kardeşlerim, 79 senede Türkiye’de 6100 kilometre bölünmüş yol yapıldı. Biz şu 11 senede değerli kardeşlerim, 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık, bizim yaptığımız bu. Yolsuzlukların olduğu bir ülkede bunları yapabilir misiniz? 79 senede yaptıklarınız ortada ya. Ve bunları bu CHP, işte tek partili dönemlerde bunlar vardı, ne yaptıkları ortada. Şimdi bunlar nasıl olsa diyorlar kasa dolu, bunu bir ele geçirelim de, eee? Ondan sonra tekrar kasayı boşaltalım. Alamayacaksınız, bu millet evvel Allah bir daha size zaten bu ülkede yol vermez, yol vermez, ben milletimi biliyorum, milletimi tanıyorum. Çünkü hiçbir zaman bu CHP’ye inanmadı benim milletim. Ve şu ana kadar hamd olsun bize verdiğiniz desteğe çok teşekkür ediyorum.
Bakınız memur kardeşim, işçi kardeşim, sana sesleniyorum; göreve geldik değerli kardeşlerim, devletten alacağı neyde memurla-işçinin biliyor musunuz? 13,5 katrilyon. Neydi bunun adı? Zorunlu tasarruf dediler, zorunlu tasarrufla, çünkü devlet maaş ödeyemiyordu, bu sefer memurun, işçinin maaşından kesiyordu. 13,5 katrilyon. Başbakan oldum, önüme bu geldi. Bunu görünce şaşırdım ben, dedim ya devlet memuruna, işçisine nasıl borçlu olur? İlk işimiz bu borcu ödeyeceğiz dedim. Hemen Başbakan Yardımcıma dedim ki; sendikaları çağıracaksınız, kendileriyle oturup konuşacaksınız ve süratle bu parayı ödeyeceğiz. Hemen yapılandırmayı yaptık ve 13,5 katrilyonu ödedik, bunu biz ödedik. Şimdi soruyorum; ey MHP senin döneminde de var, ta geçmişte ANAP, Doğru Yol, DSP, onların dönemleri, ya hepinizin pisliğini biz temizledik be, biz temizledik.
Bir de Konut Edindirme Yardımı adı altında da para topladılar, şu ana kadar ödediğimiz ne biliyor musunuz? 3,5 katrilyon da onun için ödedik. Yine biz ödedik, yine onların pisliği biz temizledik.
Ah kardeşlerim, anlata anlata bitmez. Kütahya da bizi bekliyor. İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum zaman, hatırlayın İstanbul Belediye Başkanlığı’nı CHP’den almıştım. Ve CHP’den aldığım zaman İstanbul çöptü, İstanbul’da susuzluk vardı, İstanbul’da hava kirliliği vardı. Ah değerli kardeşlerim ve ne çöp bıraktık, ne susuzluğu bıraktık, ne hava kirliliğini bıraktık ve 2,5 milyar dolar borçla devraldım ve cezaevine giderken 1,2 milyar dolarla teslim ettik. Ama o günden bugüne İstanbul’un iktidarını halkımız bizden başka kimseye vermedi, hep biz iktidardayız. Ve şimdi İstanbul’da yine biz alacağız Allah’ın izniyle. Çünkü İstanbul bizi seviyor, biz İstanbul’u seviyoruz. Türkiye bizi seviyor, biz Türkiye’yi seviyoruz, hiç endişeniz olmasın.
Kardeşlerim, tabii ak-kara 30 Mart’ta belli olacak. Tamam mı gençler?
Şimdi şarkımızı söylemeye var mıyız? Bu bizim aynı zamanda ahdimiz. Şöyle bir göreyim bayrakları falan.
Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor.
Başarılı Belediye Başkanım Burhanettin Beyi ben sizlere teslim ediyorum. Ve diyorum ki 30 Mart’ta bu defa sandıktan çok daha fazlasıyla inşallah AK Parti’nin o ampulüyle tüm Afyonkarahisar aydınlansın istiyorum.
Sağ olasınız, var olasınız.