Basbakan Erdogan’in Bitlis Mitingi’nde yaptigi konusmanin tam metni
Ey güzel Bitlis, seni yürekten selamlıyorum Bitlis. Adilcevaz, Ahlat, Norşin; sizi yürekten selamlıyorum. Hizan, seni hürmetle selamlıyorum. Mutki, Tatvan; sizi muhabbetle selamlıyorum.
Erenlerin şehri, evliyaların şehri, alimlerin şehri, ilim şehri Bitlis, seni kalpten selamlıyorum. Bediüzzaman Said-i Nursi’nin şehri Bitlis, seni gönülden selamlıyorum.
Ne güzel söylemiş İbrahim Hakkı Hazretleri, Hüda’nın cennetidir şehri Bitlis, cihanın ziynetidir şehri Bitlis. Gönüller minnetidir şehri Bitlis, bir dünya cennetidir şehri Bitlis.
Bu güzeller güzeli şehri, bu şehrin tüm insanlarını, gönülden selamlıyorum.
Maşallah, bugün Bitlis yeniden bir tarih yazıyor. Bitlis, Hükümetine, sandığa, demokrasiye, Başbakanına bugün bir farklı sahip çıkıyor. Bitlis bugün kabına sığmıyor. Sizden Allah razı olsun.
Muhabbetimiz, uhuvvetimiz, yol arkadaşlarımız inşallah daim olsun.
30 Mart seçimleri Türkiye için, milletimiz için, Bitlis için inşallah hayırlara vesile olsun.
Bitlisli kardeşlerim, biz sadece Allah’ın huzurunda rükuda eğiliriz, başka hiçbir güç bizi eğdiremez, ondan hiç endişeniz olmasın, dik duracağız, dikleşmeyeceğiz.
Konuşmamın hemen başında önceki gece otobüsle Kayseri’den Ankara’ya giderken, hatta bizim Ağrı, Muş mitingimize gelirken Kırşehir’de meydana gelen kazada şehit olan polis memurlarımız Abdullah Kılıç, Gökhan Emre ve bunun yanında Ömer Aktaş, Resul Erdal Aydemir’e Allah’tan rahmet diliyorum.
Aynı kazada yaralanan polislerimize de Allah’tan acil şifalar diliyorum.
Kendilerine geçmiş olsun derken, şehit polislerimizin ailelerine, mesai arkadaşlarına, emniyet camiamıza ve başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
Bil hassa şehit polislerimizin ailelerine sabır diliyorum, acılarını yürekten paylaşıyorum. Görevleri başında şehit olan bu kardeşlerimizin mekanları inşallah cennet olur niyazında bulunuyorum.
Sevgili kardeşlerim, Bitlis tarih boyunca hep bilim şehri oldu, Bitlis çok büyük tarihi şahsiyetler yetiştirdi, büyük alimlere okul oldu. Müştak Baba’yı, Mevlana Abdürrahim-i Bitlisi’yi, Fahrettin Ahlati’yi, Mevlana İdris- Bitlisi’yi Küfrevi Hazretleri’ni burada rahmetle, minnetle yad ediyorum.
Hele hele Hizan’ın Nurs Köyü’nde doğan, yiğitliğiyle, vatanseverliğiyle, geride bıraktığı eserleriyle hep minnetle anılan Bediüzzaman Said-i Nursi’yi bir kez de burada rahmetle yad ediyorum.
En başta bir hatırlatma yapmak istiyorum; merhum Said-i Nursi’nin doğduğu köyün Nurs Köyü’nün ismini 1960 yılından sonra biliyorsunuz Kepirli olarak değiştirmişlerdi. Ne zaman? 1960. Biz İçişleri Bakanlığımıza talimatı verdik, gerekli düzenleme yapıldı, 3 Temmuz 2012’de Nurs Köyü’ne tarihi ismini iade ettik.
Şimdi sırada Norşin var. Siirt’te Aydınlar ismi çıkardığımız yasayla Tillo ismine kavuştu. Şimdi de çıkaracağımız yeni bir yasayla Güroymak’ı eski ismine, tarihi ismine kavuşturacak Norşin’i artık resmi hale getireceğiz.
Sevgili kardeşlerim, burada sizlerin de, tüm Türkiye’nin de şunu özellikle bilmesini istiyorum, zira bu çok istismar ediliyor, kendi ülkesinin tarihini bilmeyen CHP ve MHP tarafından bu konu çok istismar ediliyor. Kardeşlerim, yer isimleri Cumhuriyetin kuruluşuyla değiştirilmedi, yer isimleri ağırlıklı olarak 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ve 12 Eylül 1980 ihtilalinin ardından değiştirildi. Şimdi biz isimleri iade edince bunu CHP, MHP başka yerlere çekiyorlar.
Şunu da söyleyeyim: Bakınız, şimdi burada ne oldu, 5 parti birleşti mi? CHP, MHP, BBP, DP, DSP, 5 tane, 5’ini bir yere getir, kırık çürük yumurtadan bir sağlam yumurta olmaz; bunların durumu da bu.
Biz 27 Mayıs ve 12 Eylül’de insanımıza yapılan bir zulmü ortadan kaldırdık, 50 yıl öncesi isimleri iade ediyoruz. Böyle isimlerle, şunlarla bunlarla uğraşmak küçük insanların işidir. Biz büyük bir devletiz, büyük devletler böyle şeylerle uğraşmaz, bunlara takılmaz, detay konular üzerinden insanlara zulmedilmez. Biz büyük düşünüyor, büyük adımlar atıyor, kardeşliğimizi pekiştirecek, devletle milleti daha muhabbetle birbirine kucaklaştıracak reformlar yapıyoruz.
Sevgili kardeşlerim, evet, Sad-i Nursi burada, Hizan ilçesinin Nurs Köyü’nde doğdu, burada ve başka illerde eğitim aldı. Birinci Dünya Savaşında Milis Kuvvetlerine katılarak düşmana karşı bu toprakları kahramanca o da savundu. Esir düştü, Sibirya’da esaretten kurtuldu, ülkesine döndü ve eserler yazmaya başladı. Said-i Nursi’ye çok zulmettiler, çeşitli bahanelerle, çeşitli iftiralarla tutukladılar, mahkum ettiler, hapishanelere gönderdiler, bütün ömrü hapishanelerde sürgünde geçti. Eserlerini yasakladılar, ders vermesini yasakladılar, talebelerine çok zulmettiler, ama Said-i Nursi hak bildiği yoldan dönmedi, asla ve asla eğilmedi, inançlarından, ilkelerinden asla taviz vermedi. Kendisine yapılan o kadar zulme rağmen, ilimden, konuşmaktan, yazmaktan, talebe yetiştirmekten başka yollara hiç tevessül etmedi. Kendi ülkesinden kaçıp gitmeyi aklının ucundan bile geçirmedi, hapislere rağmen, sürgünlere rağmen ülkesini, vatanını, milletini terk etmedi.
Şimdi ben size burada bir şey göstermek istiyorum, kardeşlerim, bu eser İşaratül İcaz kitabı. Said-i Nursi hayattayken Diyanet İşleri Başkanına mektup yazmış, Risale-i Nur kitaplarının Diyanet tarafından basılmasını, çoğaltılmasını rica etmişti. Maalesef Said-i Nursi’nin bu talebi yerine getirilmedi, tam tersine tek parti CHP iktidarı tarafından, 27 Mayıs sonrası kimi hükümetler tarafından Risale-i Nursi yasaklandı, basılma, dağıtılması, okunması engellendi. İşte biz Said-i Nursi’nin o arzusunu yerine getirdik, Diyanet İşleri Başkanlığımız İşaratül İcaz kitabını çok güzel, çok özenli bir şekilde bastı, inşallah diğer bazı kitaplarını da Diyanet İşleri Başkanlığımız eliyle basacağız.
Kardeşleri, işte Türkiye buralara ulaştı, hamdolsun bugünleri gördük, yasaklanan, toplatılan, yakılan kitaplar şu anda artık özgürlüklerine kavuşuyorlar. CHP’nin Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklattığı kitaplar şimdi artık bizzat devlet tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığımız tarafından, Diyanet İşleri Bakanlığımız tarafından basılıyor.
Bakınız, şu anda Faki Teyran’ın Divan’ını da yayıma hazırlıyoruz, inşallah onu da hem Türkçe, hem Kürtçe basacağız.
Peki bu BDP bugüne kadar ne yapmış? Bunların bulundukları belediyelerde halka hizmet namına ne var?
Kardeşlerim, ben burada size açık ve net bir şey söyleyeceğim, bakınız, bunlar çıkıp biz Kürtlerin temsilcisiyiz diyorlar, siz buna inanıyor musunuz? Kürtlerin temsilcisiyiz diyenler acaba benim Kürt vatandaşlarıma, Kürt kardeşime ne hizmet verdi bugüne kadar? İşte Tatvan’ın hali. Tatvan’a soruyorum ben şimdi, 5 yılda ne gördünüz? Kardeşlerim, belediye demek hizmet demektir hizmet, eser demektir eser. Eser üretebildiler mi, var mı eserleri?
Kardeşlerim, bakınız, şu son 5 senede, bizim iktidarımız 10 yılda şu Bitlis bizden gördüğü yatırımları tarihinde gördü mü? Şimdi geleceğim birkaç konuya, orada size bazı şeyleri hatırlatacağım. Bitlis bunları aklının ucundan geçirir miydi?
Sevgili kardeşlerim, burada, Bitlis’te bir hususu özellikle vurgulamak istiyorum.
Son günlerde Hükümetimize, devletimize, Türkiye’ye yönelik saldırılar nedeniyle biliyorsunuz Pensilvanya’daki zatın maskesini düşürmeye başladık. Şimdi birileri çıkıyor, Başbakan ilme ve alimlere ağır sözler söylüyor diyorlar. Kardeşlerim, bizim ilme hürmetimiz bellidir, bizim alime hürmetimiz bellidir, işte şu bastırdığımız eserler bile tek başına bizim bu konudaki hassasiyetimizin ispatıdır.
Ama burada, Bitlis’te ben bir şey söyleyeceğim, tüm Türkiye’de ekranları başında bizi izleyen kardeşlerime sesleniyorum; alim sadece bilen değildir, alim kendisini bilen kişidir. Alim hırsların yenen kişidir, alim vatanını, ülkesini, milletini seven kişidir. Hem holding patronu olacaksın, hem büyük paraları idare edeceksin, hem ülkende fitne, kaos çıkartmak için gayret edeceksin, hem de alimim diyeceksin. Soruyorum, Allah aşkına, alimin bu işlerle ne alakası var ya? Alim öğrenci yetiştirir, alim eser yazar, sen bunlar uğraş. Tehditlerle, şantajlarla iş göreceksin, hak yiyeceksin, zulmedeceksin, ananaslarla, tespihlerle iş göreceksin, hem de alimim diyeceksin.
Soruyorum, Allah aşkına, insanların mahrem telefon görüşmelerini dinleyeceksin, bunları kaydedeceksin, bunları iftira için, şantaj için kullanacaksın, hatta daha da ileriye gidip insanların yatak odalarını gözetleyecek, onları kaydedecek şantaj yapacaksın, ondan sonra da ben âlimim diyeceksin. Soruyorum, tarihte böyle bir alim var mı? Gördünüz mü? Duydunuz mu? Tarihte kendi ülkesine ihanet eden, kendi ülkesini karıştıran, kendi ülkesinde fitne çıkaran alim gördünüz mü? Tarihte hiçbir sebep yokken kendi ülkesinden kaçan, hiçbir sebep yokken ülkesine dönmeyen, uzaktan ülkesine kötülük yapan alim gördünüz mü? Göremezsiniz.
Ne diyor merhum Said-i Nursi? Bunun Said-i Nursi’yle de alakası da yok ha, Pensilvanya’daki zatın Said-i Nursi’yle de alakası yok, hayatında onu bir kere görmüş değil; bunu da bilmenizi istiyorum. Ne diyor Said-i Nursi, baki hakikatler fani şahsiyetler üzerine bina edilmez. Bakın burası çok önemli, din hiçbir şahsi, uhrevi, dünyevi, maddi ve manevi bir şeye alet edilemez.
İşte ben aziz milletimden, özellikle de bu paralel yapının mensubu halis niyetli, samimi niyetli, ihlaslı kardeşlerimden bunu görmelerini rica ediyorum.
Bakın tekrar ediyorum; ey Pensilvanya’nın peşine takılan kardeşlerim, bakın başınızı iki elinizin arasına alın bir düşünün, Said-i Nursi ne diyor? Baki hakikatlerin fani şahsiyetlerin ve fani arzuların, niyetlerin, emellerin üzerine bina edilemeyeceğini görmelerini istiyorum diyor. Baki hakikatler öyle gelip geçici şeylerin üzerine bina edilmez. Rafineriyle, ananasla, tehditle, şantajla, usulsüzlükle baki hakikatlere ulaşılamayacağını görmelerini istiyorum.
Bir Başbakanın görüşmelerini kayda alanlardan Allah aşkına alim olur mu? Bir Başbakanın bakanlarıyla, Cumhurbaşkanıyla, Genel Kurmayıyla yaptığı görüşmeleri kayda alanlardan, soruyorum, alim olur mu? Ben bunların inancından da şüphe ediyorum, çünkü bunu yapamaz, benim dinim böyle bir şeye müsaade etmiyor, benim dinimde böyle bir şey yok. İnsanların mahrem görüşmelerini dinleyerek, devletin sırlarını kaydederek, ülkede fitne çıkararak baki hakikatlere ulaşmanın mümkün olmadığını görmelerini istiyorum.
Bu din bizim dinimiz, İslam dini azizdir. Elbette birilerinin yaptığı kötülükler dine asla zarar vermez, veremez, ama bundan insanlar yara alır, duygular yara alır, nesiller yara alır, gerçekten gerçek alimler bundan yara alır. Baki hakikatlerin peşinden koşan hizmetler ve hizmetkârlar bundan yara alır, yardımlaşma duygusu bundan yara alır. Gerçek cemaatler, gerçekten hak için, yardım için, insan yetiştirmek için çırpınan cemaatler bundan yara alır.
Gerçek alimlerin, gerçekten hak için hizmet edenlerin işte bu yanlış kişilerle aralarına mesafe koymaları tarihi bir sorumluluktur. Kendisini hizmete, ilme, talebe yetiştirmeye adamış gerçek cemaatlerin işte bu yanlış yollarla aralarına mesafe koymaları kardeşlerim, tarihi bir sorumluluktur. Derdi yardımlaşma olan, paylaşma olan, mazlumlara yardım olan samimi yapıların, işte bu holdinge dönüşmüş, kirli ilişkilere batmış, kirli işler yapanlarla aralarına mesafe koymaları insani ve vicdani bir sorumluluktur. Özellikle de samimi, ihlaslı, temiz niyetli kardeşlerimin bu kirli emelleri olan yapılarla aralarına mesafe koymaları hayati derecede önemli, bunu özellikle hatırlatmak istiyorum.
Kardeşlerim, düşünebiliyor musunuz, bakın burası çok önemli, şimdi şu BDP’nin, soruyorum Allah aşkına, burada hizmet denilen bir derdi olabilir mi? Kardeşlerim, Allah aşkına, Kürtçülük adına buraya oy verilir mi? Kardeşlerim, ben Türk’ü Türk olduğu için sevmiyorum, ben Kürt’ü Kürt olduğu için sevmiyorum, Zaza’yı Zaza olduğu için sevmiyorum, Laz’ını, Arap’ını, Çerkez’ini, Gürcü’sünü, Boşnak’ını öyle oldukları için sevmiyorum, beni yaradan Allah sizleri de yarattığı için seviyorum. Bizim aramızdaki bağ buradan geliyor. Ben bu ülkede 77 milyonun hizmetkârı olarak bu yola çıktım, sadece Türk’ün, sadece Kürt’ün değil, 77 milyonun; bizim farkımız bu, AK Partinin farkı bu, bunun hissetmemiz lazım. Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik; bunu böyle bilesiniz.
Kardeşlerim, işte şu 10 yıl zaten bunu gösteriyor. Fakat ben özellikle burada sadece Bitlis’e hitap etmiyorum, Türkiye’ye hitap ediyorum, buradan bunun duyulması lazım.
Bakın sizlere 2 belge göstereceğim, bunlardan bir tanesi 2 numaralı belge. Kardeşlerim, Said-i Nursi tarafından yazılan Gençlik Rehberi adlı kitabın dağıtımının yasak edilmesi ve elde edileceklerinin toplandırılması Bakanlar Kurulu’nun 15 Temmuz 1948 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır, imza Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, altında da Bakanlar Kurulunun imzaları; tamam.
Daha bitmedi, devam ediyoruz, bir başka belge. Ben belgeyle konuşuyorum, Kılıçdaroğlu neyle konuşuyor bilmem. Pensilvanya neyle konuşur bilmem. Kastamonu Vilayet merkezine yerleştirilmiş olan Bediüzzaman Said-i Kürdi’nin Afyon vilayetinin Emirdağ kazasına nakli İcra Vekilleri heyetince 9 Ağustos 1944 tarihinde kabul olunmuştur, imza İsmet İnönü Cumhurbaşkanı.
Değerli kardeşlerim işte bu Pensilvanya’daki zat şimdi bu CHP’yle beraber hareket ediyor. Kılıçdaroğlu be, siz busunuz ya, siz bu milletin kutsallarına bu ülkede hayat hakkı tanımadınız ya.
Şu anda artık açık açık ne diyor Pensilvanya? Ablaları kapı kapı dolaştırıyor, ağabeyleri dolaştırıyor, SMS’ler çekiliyor, oyunuzu AK Parti’ye değil, CHP’ye verin, MHP’ye verin, BDP’ye verin diye telkin yapıyor. Yurtlarda, evlerde, ikna odalarında zulüm yapıyorlar. Fakat bu CHP Genel Başkanında yüz olsa bu Pensilvanya’yla zaten hareket etmemesi lazım. Bu Pensilvanya’daki zatta Said-i Nursi’ye zerre kadar vefa olsa işte o da bu CHP’yle ortak hareket edemez.
Ne diyorlar? Arabanın sağ tekeri bozuldu sol tekerle devam ediliyor. Ondan sonra ne loru? Şarampole yuvarlanır gidersin, olacak olan budur. Kardeşlerim, işte onun için AK Parti’ye düşmanlık yapıyor, CHP’yle, MHP’yle hareket ediyorlarmış. Bu CHP, bu MHP ne zaman ülkeyi selamete götürdü ki bugün götürsün. Bunlar ne zaman iktidar ortağı oldularsa o zaman kamyonu devirdiler, şimdi de bu MHP, bu CHP yanlarına Pensilvanya’yı aldılar, 3 kafadar yola devam ediyorlar. Bunlar zaten araç devirmekte bayağı ustadırlar, bunların gideceği yer uçurumdur, başka bir yere gidemezler.
Sevgili kardeşlerim, bakın çok enteresan burada bir şey söyleyeceğim, Mersin’de bir dinleme skandalını ortaya çıkardılar. Mersin’de 123 kişiyi uydurma soruşturmalarla dinlemişler, vali, korumaları, hakimler, memurlar, AK Parti’nin, CHP’nin, MHP’nin, BDP’nin il başkanlıkları, emniyet müdürleri, bürokratlar keyfice dinlenmişler. Bunun dışında, Selam Örgütü diye bir örgüt uydurmuşlar, 3 bine yakın kişiyi 3 yıl dinlemişler. CHP’nin genel merkezini dinlemişler, MHP’yi dinlemişler, ama hiçbirisinde ses yok, tık yok. Gazetecileri, sanatçıları dinlemişler. Allah aşkına, günlerdir bu skandalla ilgili bir tek soru sorduklarına şahit oldunuz mu? Bu CHP, bu MHP niye susuyor? Biz bu dinlemelerin üzerine giderken, İnternet Yasasını çıkarırken, HSYK düzenlemesi yaparken neden itiraz ediyorlar? Çünkü Pensilvanya onlara ne diyor biliyorsunuz musunuz? Susun susun diyor, talimatı oradan alıyorlar, ellerindeki iftira kasetlerini, hukuksuz kasetleri, montajları oradan alıyorlar. 3 kafadar, CHP, MHP, Pensilvanya. Türkiye’ye karşı, devlete karşı yapılan bir saldırı var ve bunlar da buna payendelik yapıyorlar.
Kardeşlerim, şimdi MHP’nin Genel Başkanı CHP Genel Başkanını savunuyor. Hani ben CHP Genel Başkanına Genel Müdür diyorum ya, diyor ki, genel müdürlük yüksek bir makamdır diyor. Tamam, niye rahatsın oluyorsun? Yüksek makamsa demek ki taltif ediyoruz, niye rahatsız oluyorsun? Şimdi de işte bir araya geldiler, beraberler, Genel Müdür, partisi, aynı şekilde Bahçeli, hepsi bir aradalar.
Kardeşlerim, 30 Mart’a şu anda ne kadar zamanımız kaldı? 19 gün. 19 gün gece-gündüz demeden çalışmaya var mıyız? Beyler, size sesleniyorum, var mıyız? Hanım kardeşlerim, sizlere sesleniyorum, var mıyız? Bizim ablamız sizsiniz, bizim ablalarımız sizsiniz, kapı kapı dolaşacağız inşallah, 30 Mart’ta bunlara gereken dersi vereceğiz. Aynı şekilde ağabeyler, siz de, kapı kapı dolaşacağız, gereken dersi 30 Mart’ta bunlara vereceğiz.
Kardeşlerim, bu ülkede ben inanıyorum ki Bitlis lafa değil…
Ve bir şey söyleyeceğim, Kuzgunkıran Tüneli’nin reklamını izliyorsunuz değil mi? Onun temelini atmaya geldiğim gün yoğun bir kar vardı, öyle bir karlı günde oranın temelini attık. Ve diyorlardı ki, burası bitmez. Bende demiştim ki, biz burayı bitireceğiz. Şimdi siz bize inandınız, biz de sizi mahcup etmedik. Şimdi o reklamda şoför kardeşim ne diyor? Bitlis Kuzgunkıran Tüneli’nin hikayesini anlatıyor, hikaye bitene kadar tünelden geçip gidiyor. İşte biz buyuz, laf değil… O kadar.
Kardeşlerim, sadece Bitlis’te değil, bakınız Cumhuriyet tarihinde yapılan tünellerin sayısı parmak sayılarını geçmez. 10 senede biz sadece kara yollarında 123 tünel yaptık. Dağları deldik dağları, aynen delmeye devam ediyoruz. Ayrıca, denizin altından filan geçişleri saymıyorum, Marmaray, şimdi yen bir tane daha yapıyoruz, aynı şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyemiz Boğaz’ın altından o da yaptı, aynı şekilde Boğaz’ın suyunu Haliç’e yine Büyükşehir Belediyemiz yaptı; biz buyuz. Bizim sevdamız var size, aşkımız var size, bunun gereğini yapıyoruz.
Kardeşlerim, bakınız, bu gayret, bu aşk bizi buralara getirdi. İşte şimdi yoğun bir şekilde kardeşlerim, bu adımları atarak Bitlis’imizi zaten yerelde iyi bir yere getirdi, inşallah bundan sonra genelle de bütünleştirerek ilçelerimizin her birine, merkezle her birini AK Parti’yle taçlandırmaya var mıyız? Kardeşlerim, bakın bu adımları atarken, eski Bitlis, yeni Bitlis, eski Türkiye, yeni Türkiye gözlerinizin önüne getirin, oyunuzu ona göre kullanacağınızı tespit edin.
Kardeşlerim, bakın bu seçim aynı zaman da Ahmet’in, Mehmet’in, Hasan’ın, Hüseyin’in seçimi değil ha, bu seçim artık bir genel seçime dönüşmüştür. Dolayısıyla, burada belediye başbakanına aday verirken bilesiniz ki AK Parti’ye oy veriyorsunuz, bunu böyle biliniz.
Ve 30 Mart akşamı onlar şunu görmesi lazım: Ya bu kadar iftira attık, bu kadar yalanlar uydurduk, bu kadar takiye yaptık, bu kadar fitne, fesat yaptık, ama yine tutmadı, niye? Benim milletimin feraseti var ya, evvel Allah, o ferasetin önüne geçilmez.
Kardeşlerim, 17 Aralık darbe girişimi tutmadı, 25 Aralık tutmadı. Tutar mı ya? Tutmaz.
Kardeşlerim, soruyorum sizlere, eğitimde, ah ah, benim şu kızlarım, ya bunlar imam hatip okuluna bile başörtülü gidemiyordu be. Fakat Kılıçdaroğlu’nun, Bahçeli’nin böyle bir derdi yok ki, eğitim özgürlüğü diye bir derdi yok ki; ama bizim öyle bir derdimiz var. Biz dedik ki, başı açık, başı örtülü, hepsi okullarına gitsin. Benim iki kızım da imam hatibi bitirdi, üniversiteye gidemediler ve biz yurt dışına gönderdik, orada okudu, ama burada okuyamadı; öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya. Şimdi sorunumuz var mı? Katsayısı kalktı mı? İstediğiniz üniversiteye gidebilecek misiniz? Şimdi ben sizden sadece başarı bekliyorum, tamam. Ama dershanelere giderek değil ha, zaten onu da reforme ettik, takviye kurslarını hafta sonlarında vereceğiz, Cumartesi-Pazar günleri ücretsiz olarak devlet bütün öğrencilerimize takviye kurslarını verecek. Mecburi değil, isteyen katılır, isteyen katılmaz.
Ayrıca değerli kardeşlerim, bakınız şimdi yeni bir adım daha atıyoruz, nedir o? Bu ülkede devlet maalesef başörtülüye kapalıydı, şimdi devlette de çalışabiliyor mu benim başörtülü kızım? Başörtülü hanım kardeşlerim çalışabiliyor mu? Bu neydi bu? Gasp edilmiş haklardı, şimdi bu haklar ne oldu? Kendilerine iade edildi ve devam edecek, bunun gerisi de gelecek.
Kardeşlerim, sizler işte bunun azmi, gayreti içerisinde inşallah bu zulmün hesabını soracaksınız. Ben hanım kardeşlerimden bunu istiyorum. Çünkü bilin şunu: Dünyada hiçbir zaman zalimler eksik olmayacak, hiçbir zaman. Ama biz Said-i Nursi’nin ifadesiyle ne diyeceğiz? Zalimler için yasasın cehennem diyeceğiz. Onu niçin de durmak yok… Durmak yok… Bu coşkunuz her şeye değer.
Değerli kardeşlerim, Bitlis çevre yolunu bölünmüş yol olarak, 8 Ağustos Tüneli ve 300 metre uzunluğundaki viyadükle birlikte tamamlayarak trafiğe açtık.
Bitlis-Muş, Bitlis-Van yollarını bölünmüş yol olarak tamamladık, trafiğe açtık.
Bitlis-Van yolu güzergahı üzerinde bulunan Kuzgunkıran Tüneli’nin birinci tüpünü tamamladık, ikinci tüpün de ihale çalışmaları devam ediyor.
234 kilometre uzunluğundaki Bitlis-Ağrı yolunun 161 kilometresini tamamladık, kalan kısımlarını da inşallah önümüzdeki yılda tamamlayacağız.
Kardeşlerim, 97 kilometre uzunluğundaki Bitlis-Siirt yolunun 78 kilometrelik kesimini yine bölünmüş olarak bitirdik. Bu yolun da kalan kısımlarını tünel, viyadük ve bölünmüş yolarak çalışmalarımız devam ediyor.
Tarihi ve turistlik önemi olan Nemrut Krater Gölü yolundaki çalışmalarımız da hızla devam ediyor.
İki bölümden oluşan Buzlupınar Tüneli’ni de tamamlayarak Bitlisli kardeşlerimizin hizmetine sunduk.
Ya Bitlis, Bitlis olalı böyle hizmetler gördü mü? Marifet iltifata tabidir, unutmayın.
Bitlis’e 2002 yılına kadar ne kadar bölünmüş yol yapıldı biliyor musunuz? Şaşıracaksınız, 19 kilometre. Zeki baba, öyle mi? Zeki Ergezer kardeşimin bu işlerde çok emeği var, o da çok gayret sarf etti. Kardeşlerim, biz buna 244 kilometre bölünmüş yol ilave ettik, nereden nereye ve 263 kilometreye çıkardık.
Ve değerli kardeşlerim, demir yollarında adımlar attık, Bitlis’in payına da düşeni de inşallah yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.
Kardeşlerim, bütün bunlarla Bitlis turizmde de farklı bir yer haline geliyor. İnşallah bütün bu tarihi eserler daha güzel olacak, restoranlarıyla, her şeyiyle.
Kardeşlerim, bakınız, toplamda…
Göreve geldiğimizde Türkiye’de 26 havaalanı, havalimanı vardı, şimdi 52 havaalanı, havalimanı var.
Şimdi burada bir şey söyleyeyim, kardeşlerim, kutlu doğum 9 ay 10 günde olur, erken doğum felaket olur, onun için sağlıklı doğum.
Şu anda Muş Havalimanıyla, soruyorum, burası kaç dakika? En fazla olsa olsa 45 dakika, hatta siz biraz da hızlı kullanıyorsunuz arabaları, belki de yarım saate düşüyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Değerli kardeşlerim, bakın büyük şehirlerde bile, Ankara, İstanbul’da bile öyle yerler var ki havalimanına 45 dakikada ancak ulaşıyorsunuz, onun için sabırlı olacağız, inşallah vakti, saati geldiğinde AK Parti iktidarı bu konuda da buraları yalnız bırakmaz.
12 yılda Bitlis’e yaklaşık 5,5 katrilyon lira yatırım yaptık, 5,5 katrilyon, ulaştırma ve haberleşmede 2 katrilyon, eğitimde 457 trilyon, sağlıkta 140 triyon, toplu konutta 681 trilyon, aile ve sosyal politikalarda 471 trilyon, orman ve su işlerinde 125 trilyon değerli kardeşlerim, yatırım yaptık.
Ve eğitimde biliyorsunuz Bitlis’e 1538 yeni derslik inşa ettik, 7 bin adet bilgisayar gönderdik, 478 okula internet bağlantısı kurduk, 193 bilişim teknolojisi sınıfı kurduk, şimdi sıra FATİH Projesinde, 402 sınıfa etkileşimli tahta yerleştirdik, 587 adet tablet bilgisayarı Bitlisli yavrularımıza gönderdik, şimdi yoğun bir şekilde yeni tablet bilgisayarlar gelecek. Bugüne kadar toplam Türkiye genelinde 163 bin tablet bilgisayar dağıttık, bu ay 675 bin adet daha tablet bilgisayarı öğrencilerimize dağıtacağız. Türkiye genelinde 18 ay içerisinde 350 bin etkileşimli tahtayı da sınıflara monte edeceğiz.
Kardeşlerim, eğitimde kitaplarımızı ücretsiz olarak alıyor muyuz? Fakir fukara, garip gurebaya eğitim desteği veriyor muyuz?
Üniversite, kim kurdu? Biz kurduk. Ne veriyorlardı bizden önce biliyor musunuz üniversite öğrencilerine? 45 Liracık, onu da 3 ayda bir veriyorlardı. Biz 300 lira burs, 200 lira da beslenme yardımı, 500 lira veriyoruz.
Bitlis Eren Üniversitesi’nde değerli kardeşlerim, şu anda eğitim-öğretim aynı kararlılıkla devam ediyor, 6 bine yakın öğrenci şu anda Eren Üniversitesi’nde eğitim-öğretim görüyor. 6 bin öğrencinin burada olması ne demek biliyor musunuz? Buranın ekonomisine olan desteği, bunları düşünün, göç noktasında göçü engellemesi noktasında düşünün, bir de buraya gençliği çekmesini düşünün. Bitlis’teki yükseköğrenim gençliğine 26 trilyon öğrenim kredisi ve burs verdik.
2010 yılında 156 kişi kapasiteli Adilcevaz Yurdu’nu, 2012 yılında 528 kişi kapasiteli merkezde bir öğrenci yurdunu hizmete açtık. Şimdi bin öğrenci kapasiteli Bitlis öğrenci yurdunun yapım çalışmaları da hızla devam ediyor.
Sağlıkta Türkiye genelinde olduğu gibi Bitlis’i de ihya ettik. İstediğin hastaneye gidiyor musun? İstediğin eczaneden ilacını alıyor musun? 2002’ye kadar Bitlis’te MR, tomografi yoktu, hastanelerimizde şimdi MR var, tomografi var, ultrason, diyaliz gibi tıbbi cihazlar var. Artık hastalandığınızda başka illere gitme zorunluluğunuz fevkalade haller dışında yok.
Bitlis’te Merkez Devlet Hastanesi’ne 150 yataklı bir ek bina yaparak hastanemizi büyüttük. Ayrıca, 100 yataklı bir merkez devlet hastanesi daha kazandırdık.
Güroymak’a, Mutki’ye, Hizan’a 50’şer yataklı hastaneler yaptık. Şimdi 400 yataklı Tatvan devlet hastanesi ve hastanemizin 40 daireli lojmanının yapımı sürüyor, inşallah önümüzdeki yıl orayı da hizmete alacağız.
Onun için Tatvan, sizden gayret istiyorum. Tatvan, sizden belediye başkanlığını bekliyorum. Tüm ilçelerden bekliyoruz, beldelerden bekliyoruz.
Ahlat adalet sarayını tamamladık, Bitlis adalet sarayının inşaatı devam ediyor, Tatvan adalet sarayının da projesini bitirmek üzereyiz.
TOKİ, ah kardeşlerim, TOKİ aracılığıyla Bitlis’e bugüne kadar 2644 konut inşa ettik, hak sahiplerine verdik, 1322 konutun da yapımı devam ediyor, bunların da inşallah en kısa zamanda bitirip sahiplerine teslim edeceğiz.
Bitlis’te sulama tesisleri, 29 bin dönüm araziyi sulamaya açtık, 6 adet gölet ve sulaması devam ediyor. Hizan Koçlu Köy göledinin inşaatını tamamladık, sulama inşa devam ediyor. Güroymak göledi sulamasının yapımı sürüyor. Tatvan, Hizan, orada da gölet ve sulamalarının projeleri proje bazında hazırlanıyor.
Bitlis içme suyu projesinin temelini geçtiğimiz Eylül ayında atmıştık, 37 kilometre uzunluğundaki ishale hattı ile Duav Yaylası ve Çelikhan kaynağından il merkezine memba kalitesinde su götürüyoruz. 16 trilyon lira yatırım bedeli olan projenin bugün itibariyle yüzde 85’ini tamamladık, bitmek üzere, inşallah bu yıl bitecek ve bu bittiği anda Bitlis’in 2045 yılına kadar içme suyu problemini çözmüş oluyoruz.
Kardeşlerim, bütün bunların yanında tarım ve hayvancılıkta verdiğimiz destekler, organize sanayi bölgesini biliyorsunuz tamamladık, 111 iş yerinden oluşan Ahlat ve Güroymak sanayi sitelerini hayata geçirdik. KÖYDES projesiyle köylerimize gerekli desteği verdik, 108 trilyon.
Bütün bunların yanında, mahalle ve köylerimizle olan ilişkilerimiz devam ediyor.
Kardeşlerim, Bitlis, Ahlat, Tatvan ve Hizan’da olmak üzere 4 adet kültür merkezini tamamlayıp hizmetinize sunduk.
Şimdi kardeşlerim, Bitlis bize her seçimde destek verdi, hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadınız.
Şimdi ben bir şey söylüyorum, bu işareti biliyorsunuz değil mi? Bu işaret.
Bir; Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Zaza’sıyla, Abhaza’sıyla, Boşnak’ıyla, Roman’ıyla tek millet, tek millet, tek millet. Bizi bölmek istiyorlar kardeşlerim, onun için tek millet diyeceğiz. Birbirimizi Allah için seveceğiz, Yaratandan ötürü seveceğiz, tek millet.
İki; tek bayrak. Bayrağımızın rengi şehidimizin kanı, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız şehidimizin simgesi. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Ve biz bayrağımızın dışında başka bir bayrak tanımıyoruz.
Onun için, bazen bakıyorsunuz bazı partilerin toplantılarına farklı bayraklar getiriliyor. Bunları biliyorsunuz değil mi? Bunlara da gerekli cevabı 30 Mart’ta vereceğinize inanıyorum.
Üç, tek vatan. Kardeşlerim 780 bin kilometrekare bizim için aynı, batıda ne varsa doğuda da, güneydoğuda da o olacak, kuzeyde ne varsa güneyde de o olacak. Onun için, kim derdi ki 10 yıl önce Bitlis’in bu yolları böyle olacak, buraya 250 kilometreye yakın bu tür bölünmüş yollar yapılacak? Kim derdi ki Bitlis’e üniversite gelecek; öyle mi? Değerli kardeşlerim, bunlar geldi mi? Geldi. Bu hastaneler yapıldı mı? Yapıldı, daha güzelleri olacak. Kim derdi Şırnak’a havaalanı gelecek? Ağrıya, Iğdır’a, Kars’a kim derdi ki havalimanı gelecek? Geldi mi? Biz getirdik. Ayrım yok ve yapmaya devam, hizmetkârınızız.
Ve dört; tek devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Devletimizin içinde başka bir devlet olamaz, size bu o noktada inanıyoruz.
Kardeşlerim, biliyorsunuz ben Belediye Başkanlığından geldim, 4,5 yıl İstanbul’da Belediye Başkanlığı yaptım. Ondan sonra, minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker diye bir şiir okudum. Nerede? Siirt’te. Siirt’in damadıyım ya, orada okudum. Sen mi böyle bir şiir okursun? Tuttular bizi Belediye Başkanlığından alıp hapse gönderdiler. Ve bu şiir Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiyesiyle kitaplarda olan bir şiir ha ve Ziya Gökalp’ın şiiri, buna rağmen bizi aldırdılar oraya götürdüler. Ama çok hayırlı olmuş, hayırlı olmuş, medrese-i yusufiyeyi tanıdık, önemli bir yer. Ve İstanbul’u çöp dağlarından kurtardık, hava kirliliğinden kurtardık, susuzluktan kurtardık.
Şimdi de değerli kardeşlerim, burada 5 yıl size hizmet vermiş olan bir kardeşim, zaten Fehmi kardeşimi tanıyorsunuz, Fehmi Alaydın.
Kardeşlerim, şimdi Fehmi kardeşimi, tabi ben İstanbul Büyükşehirdeyken o da İstanbul Zeytinburnu’ndaydı, inşaat mühendisi bir kardeşimiz, zaten biliyorsunuz ve inşaat mühendisi olarak o bilgisini, İstanbul’daki tecrübesini, buradaki 5 yıllık tecrübesini inşallah Bitlis’te bu dönemde çok daha farklı bir noktaya taşıyarak sizlerle omuz omuza, sizlerle birlikte, sizlerle beraber kucaklaşarak bu hizmeti sürdürecektir.
Kardeşlerim, oyları diyorum sandıklarda inşallah bereketlendirelim. Sandıkları patlatmaya var mıyız? Var mıyız? 19 gün kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece.
Hazır mıyız?
Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Bitlis’i hatırlatıyor, bana her şey Türkiye’yi hatırlatıyor.
Gününüz kutlu olsun, 30 Mart ülkemiz için, milletimiz için, demokrasimiz için hayırlı olsun diyorum.
Büyük medeniyet yolunda insan, demokrasi, şehir diyerek yola devam ediyoruz.
Teşekkür ediyorum.