Yükleniyor...

Basbakan Erdogan’in Isparta Mitingi’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Sevgili Ispartalılar, sevgili kardeşlerim; sizleri bugün bir kez daha en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Buradan tüm Isparta’ya, Aksu’ya, Atabey’e, Eğirdir’e, Gelendost’a, Gönen’e, Keçiborlu’ya, Senirkent’e, Sütçüler’e, Şarkikarağaç’a, Uluborlu’ya, Yalvaç’a, Yenişarbademli, oralarda yaşayan tüm kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Isparta gül şehri, güllerin şehri, gül kokulu şehir Isparta.

Seyrimde bir şehre vardım

Gördüm sarayı güldür gül

Sultanının tacı tahtı

Bağı duvarı güldür gül

Gül alırlar gül satarlar

Gülden terazi tutarlar

Gülü gül ile tartarlar

Çarşı pazar güldür gül

Toprağı güldür, taşı gül

Kurusu güldür, yaşı gül

Has bahçenin içinde

Servi çınarı güldür gül

Türkiye’nin gül bahçesi, gül kokulu şehir Isparta’yı, Ispartalı kardeşlerimi gönülden selamlıyorum.

Isparta bugün bir başka güzel, Isparta bugün bir başka coşkulu. Siz bu kardeşinize, bu partiye, bu harekete en başından itibaren sahip çıktınız, AK Parti’ye oylarınızla sahip çıktınız. Bu AK kadroya desteğinizle sahip çıktınız, bu harekete, bu davaya hayır dualarınızla sahip çıktınız, Allah hepinizden razı olsun.

Rabbim kardeşliğimizi, birliğimizi, dirliğimizi, yol arkadaşlığımızı daim eylesin.

30 Mart seçimleri inşallah Isparta için, Türkiye için, aziz milletimiz için hayırlara sevile olsun.

Sevgili kardeşlerim, sevgili Ispartalılar; demokrasi tarihimizin en önemli seçimlerinden birine hazırlanıyoruz. Türkiye’ye istikamet çizecek, Türkiye’nin rotasını perçinleyecek, yeni Türkiye hedeflerine güç verecek bir seçime giriyoruz.

Şunu unutmayın sevgili kardeşlerim: 30 Mart seçimlerinde sadece belediye başkanını seçmeyeceksiniz, bu seçimin bir başka özelliği var. 30 Mart seçimlerinde sadece meclis üyelerini seçmeyeceksiniz, sadece muhtarları seçmeyeceksiniz, 30 Mart seçimlerinde sandığa gidecek eski Türkiye’yle yeni Türkiye arasında bir tercih yapacaksınız, 30 Mart seçimlerinde sandığa gidecek yeniden istiklal mücadelemize destek vereceksiniz.

Bakın sevgili kardeşlerim, bu CHP, bu MHP 12 yıldır sandıkta AK Parti karşında ağır hezimete uğruyorlar. 12 yılda 3 genel seçimde, 2 yerel seçimde, 2 halk oylamasında işte bu CHP de, bu MHP de hiçbir varlık gösteremediler, kendilerini yenileyemediler. Kardeşlerim, eğer bitpazarının bereketi olsaydı yağmur yağardı, rahmet yağardı; yağmaz buraya. Değişmediler, değişmek istemediler, milletin dilini kullanmadılar, millete aynı istikamete bakmadılar, milletin kutsallarına saldırdılar, milletle kucaklaşmadılar. Sandıkta AK Parti’yle başa çıkamadılar, şimdi başka yollarla, başka çirkin bazı usullerle AK Parti’yi yıpratmaya çalışıyorlar. Kardeşlerim, bu CHP ve MHP genel başkanları biliyorsunuz ruh ikizidirler. Onu biliyorsunuz değil mi? Kafa kafaya verdiler, sandıkta alt edemedikleri AK Parti’yi iftirayla, montaj kasetlerle, çirkin ithamlarla yıpratacaklarını sanıyorlar.

Bir tanesi CHP Genel Başkanı, hangi sandıkta oy vereceğini bile bilmiyor bu adam. Biliyorsunuz, geçen yerel seçimlerde bu Kağıthane’de, İstanbul’da belediye başkan adayı oldu. Konuşurken ne diyor biliyor musunuz? Soruyorlar, siz nerede oturuyorsunuz? Kağıttepe’de diyor. Kağıthane’den haberi yok. Ve o seçimlerde kendine bile oy kullanamadı.  Yani bunların eline inanın 3-5 koyun verseniz kaybedip öyle geliyorlar.

İşte ne olacak, kasetle geldi, Partiye Genel Başkan oldu. Kasetle gelenler kasetle giderler, milletle gelenler milletle gelirler. Onlar kasetle geldi, biz milletle geldik. Bizim yolumuzu halk çizdi, Hakk’a tabi olarak bu yoldayız biz.

Bir tanesi MHP Genel Başkanı, zaten ne olduğunun farkında değil, milliyetçi midir, ulusalcı mıdır, Ergenekoncu mudur, daha buna karar veremedi.

Ispartalıların güzel bir sözü var, nedir o? Ben söyleyeyim, bilmediğin yola girme, daklaşır düşeysin. Hatırladınız mı? Bilmediğin aşı yeme, davul olur şişeysin. Bilmiyorum başara bildim mi? Şaşkın şaşkın suratını asma, düz varıkana çamura basma. İşte bu ruh ikizleri düz yol varken, sandık varken başka yollara girdiler, boğazlarına kadar da çamura battılar. Kasetle, ses kaydıyla, montajla Hükümeti düşüreceklerini, AK Parti’yi yıpratacaklarını zannediyorlar. Kimse kurusa bakmasın, bu CHP değil, bu AK Parti.

Değerli kardeşlerim, CHP’de birileri kasetle gider, kasetle gelebilir, ama AK Parti’de bunu yapamazlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanını montaj kasetlerle dize getiremezler, diz çöktüremezler.

Onlar müfteri, kardeşlerim, biz rakamlarla konuşuyoruz, biz eserlerle konuşuyoruz, biz icraatlarımızla konuşuyoruz, onlar iftirayla. Bunlarda takiye var, bunlarda yalan var, bunlarda iftira var, bini bir para, bu denli bunlar maalesef iftirayı seviyorlar.

Şimdi bakın değerli kardeşlerim, Isparta bizim için çok anlamlı bir şehir, Isparta’da Barla’da merhum Said-i Nursi Hazretleri uzun yıllar sürgünde yaşadı. Kardeşlerim, eserlerinin çok önemli bir kısmını burada, Isparta’da Barla’da yaptı, onun için Barla önemli bir merkez. Tek partinin zulmünü, yani CHP’nin zulmünü burada çekti; bunu çok iyi bilmemiz lazım.

Şimdi burada, Isparta’da tarihten çok önemli bir hadiseyi sizlere anlatacağım.

Merhum Bediüzzaman Said-i Nursi’ye neden Demokrat Parti’yi, neden Adnan Menderes’i desteklediğini talebeleri soruyorlar. Verdiği cevap manidardır; eğer Demokrat Parti düşerse ya Halk Partisi veya Millet Partisi iktidara gelecek, dolayısıyla sosyal hayatımıza ve vatanımıza dehşetli bir tehlike oluşturur. Dolayısıyla, bu partinin, yani CHP’nin iktidara gelmemesi için Demokrat Parti’yi, şuranın altını çiziyorum, Kur-an, vatan ve İslamiyet namına muhafazaya çalışıyorum. Duyuyorsunuz değil mi? Isparta, bu cümleleri duydunuz değil mi?

Said-i Nursi CHP zulmünü en ağır şekilde yaşadı, sürgünden sürgüne gitti, hapishaneden hapishaneye gönderildi. Zehirlenmek istendi, öldürülmek istendi, ama asla boyun eğmedi, CHP karşısında asla diz çökmedi, CHP’yle asla iş birliği yapmadı. Ülkesinden kaçıp başka ülkelere sığınmayı, başka ülkelerden burayı karıştırmayı aklının ucundan bile geçirmedi. İstese Barla’dan kaçabilirdi, ama o kaçmadı. Tam tersine, Rusya’ya esir düşmüşken Sibirya’dan kaçtı, kendi ülkesine, kendi topraklarına geldi, işin ucunda hapishane de olsa vatanım dedi. Ve şu ifadeyi kullandı: Zalimler için yaşasın cehennem dedi; burası önemli.

Şimdi Pensilvanya’daki zat ağzına hiçbir zaman Bediüzzaman’ın ifadesini almamıştır, kullanmamıştır, güya Bediüzzaman’ın yolunda gidiyor; yalan. Cumhuriyet Halk Partisi’yle şu anda kol kola giren, birlikte hareket eden, birlikte kaset siyaseti yapan biri nasıl Said-i Nursi’nin izinden gidebilir, mümkün mü?

12 Eylül’de darbecilerle; onlara şirin mektuplar yazmıştır ve Papa’yla da el ele, kol kola resimleri var biliyorsunuz. Biz siyasetçiyiz, her insanla beraber oluruz, ama sen siyasetçi değilsin, sorulduğu zaman din adamısın. Ve neyi nasıl yapıyorsun, bunu anlamakta zorlanıyorum.

28 Şubat’ta darbecilere hoş görü ödülü veren, 17 Aralık’ta CHP’yle kol kola darbeye yeltenen biri, nasıl merhum Bediüzzaman’ın izinde olabilir?

Şimdi ben söylüyorum, 2 yıl önce de söyledim, dedim ki, dön, Türkiye’ye gel; gelmedi. Şimdi yine sesleniyorum, dürüstsen, samimiysen bu ülkeyi karıştırmayı bırak, burası senin ülkense dön, buraya gel diyorum.

Ve oraya gönül veren kardeşlerime de sesleniyorum., çok temiz, çok saf insanlar var orada, biliyorum. Paralarını verdiler yıllarca, imkanlarını verdiler, arazilerini verdiler, arsalarını verdiler, okullar yaptılar bunlara verdiler, yurtlar yaptılar bunlara verdiler, biliyorum. İnanın ben de samimiymişim, ama bir de safmışım, ben de elimden gelen her türlü desteği verdim. Çünkü bana gönderdiği kitaplarında öyle methiyeler öyle methiyeler öyle methiyeler düzüyordu ki, diyordum ki, herhalde samimi. Bunun yanında bana da tespihler gönderdi, sadece ananas göndermedi, onu söyleyeyim. Ve biz de tabi kalktık bazı açıklamalar yaptık. Amma son Türkçe Olimpiyatlarında Peygamberimizin orada olduğunu söyleyince şaşırdım, bu nasıl bir tespit diye şaşırdım. Bazı hocalarımla görüştüm, hepsi çok şaşırdıklarını, bunun bir itikadi mesele olduğunu söylediler.

Değerli kardeşlerim, değil mi bunlar, kendi televizyonlarında sevgili Peygamberimizi Miraç’tan indirip kamyonete bindirenler bunlar değil mi? Yani böyle gayriahlaki, gayri İslami gayri itikadi bir şeyi nasıl söyleyebilirsiniz? Ama bunlarda yüz yok. Bunlarda yalanın bini bir para, her şeyi söyleyebilirler.

Ben bu yapılanmanın içindeki kardeşlerime sesleniyorum; lütfen başınızı iki elinizin arasına alın ve bir an düşünün, nerede Barla’daki merhum Said-i Nursi, Nerede Pensilvanya’daki zat? Zaten hayatında bir kere rahle-i tedrisinde bulunmamış, ama öyle yutturmuş, öyle gezmiş. Biri, vatanın, ülkesinin, milletinin, tüm Müslümanların adını, ömrünü zindanda geçiriyor, diğeri vatanını karşısına alıyor, milletine ihanet ediyor, Müslümanları rencide ediyor.

Ve ne diyor biliyor musunuz? Haşa, Cebrail parti kursa desteklemem diyecek kadar kibir içine giriyor. 1995 yılında Savaş Ay’la yaptığı bir röportajında bunu söylüyor. Ondan sonra başlıyorlar tevile, yok öyle değildi böyleydi. Ya televizyonlarda bedduasını izlemedik mi, izlemediniz mi? Soruyorum, bir Hoca Efendiye bu şekilde beddualar yakışır mı? Bir Müslümana bu şekilde beddualar yakışır mı?

Kardeşlerim, biz gazap için gelmedik, biz rahmet için geldik, böyle yürüdük bu yolda. Çünkü biz bir rahmet Peygamberinin mensuplarıyız, onun izindeyiz, biz de gazap olmaz. Biz rahmetle mükellefiz, buna çalışacağız, bunun peşinden gideceğiz.

Şimdi bu Pensilvanya’daki zat CHP’ye destek veriyor, tüm gücüyle destekliyor. Hazreti Cebrail’e destek vermem diyor, CHP’ye destek veriyor. Kardeşlerim, ne yaparlarsa yapsınlar, ben şu alana baktığım zaman, gençler, hanım kardeşlerim, beyler; 28 gün durmadan, usanmadan kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Elhamdülillah. İnşallah 30 Mart akşamı Isparta’da AK belediyecilik iktidar olacak. Hiç endişeniz olmasın, Allah’ın izniyle 30 Mart akşamı Türkiye’de göreceksiniz milletimiz AK Parti’yle yola devam diyecek. Şu anda bütün kamuoyu araştırmalarında da hamdolsun bunu görüyoruz. İnanıyoruz, çalışıyoruz ve üstünüz, hiç endişeniz olmasın.

Kardeşlerim, biz bu millete efendi olmaya değil, biz bu millete hizmetkar olmaya geldik, 11 yıl hep bu aşkla çalıştık ve bununla çalışmaya devam edeceğiz.

Kardeşlerim, göreve geldiğimizde bizim milli gelirimiz neydi biliyor musunuz? 230 milyar dolardı. şimdi bizim milli gelirimiz ne oldu biliyor musunuz? 800 milyar dolar oldu. Bakınız 79 senede 230 milyar dolar, ama 10 senede bunun üzerine biz 570 milyar dolar koyduk, şimdi 800 milyar dolar. Yolsuzlukların olduğu bir ülkede siz milli geliri böyle arttırabilir misiniz?

Ah benim canım kardeşlerim, Cumhuriyet tarihinde 6100 kilometre bölünmüş yol yapıldı Türkiye’de, ya biz şurada 10 senede 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık Türkiye’de. Eğer yolsuzlukların olduğu bir iktidar olsa bunları yapabilir miydi?

Bakın, göreve geldiğimizde kaç tane havaalanı, havalimanı vardı biliyor musunuz? 26 tane. Şimdi kaç tane oldu biliyor musunuz? 52 tane havaalanı, havalimanı oldu. 10 yıl önce denseydi ki, Şırnak’a havaalanı yapılacak veyahut da denseydi ki Kars’a, Ağrı’ya, Iğdır’a havaalanı yapılacak, inanır mıydınız? Hakkari’ye hava alanı yapılacak dense inanır mıydınız? Değerli kardeşlerim, buyurun şimdi hepsinde havaalanı var, havalimanı var.

Kardeşlerim, bununla da kalmadık, bakın borç meselesinde kamu net borç stoku, yani devletin borcu neydi biliyor musunuz? 100 liranın 73 lirası borçtu, sevgili öğrenciler, 100 liranın 73 lirası, şimdi 100 liranın 35 lirası borç. Bakınız nereden nereye geldi.

Şimdi büyüme hızı dünyada … yüzde 4, büyümeye devam.

Bitmedi, devletin borçlanma faizi neydi biliyor musunuz biz geldiğimizde? Yüzde 63, yani devlet yüzde 63 faizle borçlanıyordu, şimdi tek haneli rakama düştük. Bu aradaki fark kimin cebinde kaldı? Benim vatandaşımın, milletimin cebinde kaldı. İnşallah daha da düşecek.

Bitmedi, enflasyon yüzde 30’du, şimdi tek haneli rakama düştü.

Şimdi sevgili kardeşlerim, bakınız dün Denizli’deydim, Denizli’deki ticaret erbabı, sanayiciler ne diyor biliyor musunuz? Eleman arıyoruz eleman yok diyorlar. Bak ne diyorum? Elaman arıyoruz, eleman yok diyorlar.

Şimdi biz biliyorsunuz 10 bin öğretmeni bu devre arasında aldık, şimdi Allah nasip ederse Ağustos’ta da inşallah 40 bin öğretmen alacağız. Meslekle ilgili olarak bence İŞKUR’lara müracaatınızı yapın, buralara müracaatınızı yapın ve meslek danışmanları noktasında imkan var.

Kardeşlerim, bu arada bakın çok enteresan, benim işçi kardeşim, memur kardeşim; Zorunlu Tasarruf adı altında para kesildi. Değerli kardeşlerim, memur ve işçiden ne kestiler biliyor musunuz? 13,5 katrilyon. Başbakan oldum, önüme bunu getirdiler. Dediler ki devleti şu anda memur ve işçiye borcu 13,5 katrilyon, adeta şok oldum. Ya devlet işçisine, memuruna böyle borçlu olabilir mi? 13.5 katrilyon, rakama bakın. Çünkü bunlar memura filan maaş ödeyemiyordu. Kim? MHP. Kim? DSP. Kim? Doğru Yol. Kim? Şu. Kim? Bu. Maaşlarından kestiler. Dedim ki, bunları hemen ödeyeceğiz ve sendikalarla arkadaşlarım oturdular ve 13,5 kat trilyonu ödedik, bitti.

Fakat, bitmeyen bir şey var, hemen yeni bir şey daha geldi, dediler ki, Konut Edindirme Yardımı altında bir para daha kestiler. Allah Allah, ne kadar? Şu ana kadar ödediğimiz ne biliyor musunuz? 3,5 katrilyon. Aldattılar, sizi konut sahibi yapacağız dediler, paralarını kestiler, ama hiçbir şey yok. O parayı da biz ödedik. Şimdi hala getirin makbuzu diyoruz, biz ödeyeceğiz ve ödüyoruz. Ne yaptı? 17 katrilyon.

Ey MHP, sen nasıl kalkacaksın bu vebalin altından ya?

Zaten iktidar olamadı,  3,5 yıl Hükümette, kaldı kaçtı gitti. 5 yıllığına gelmiştin, niye kaçtın gittin? İşte merhum Ecevit’le beraber koalisyon kurdular, işte yanlarında bir daha koalisyon daha vardı ANAP, -o zaten malum gitti- 3,5 yıl ancak dayandılar, kaçıp gittiler. Ve bunlar yolsuzlukların iktidarı oldu, yargılandılar.

Ve depremler bunların döneminde geçti, her türlü deprem, Sakarya depremi, Düzce depremi, hepsinin altında bunlar yok oldular. Bunların yarıda bırakıp kaçtıkları o illeri biz yaptık biz. Biz de deprem geçirdik, Van depremini geçirdik, 1 yılda Van’ı ihya ettik, şu anda Van’ı tanımazsınız. Bingöl depremini yaşadık, 1 yılda yeni Bingöl inşa ettik. Simav depremini yaşadık, 1 yılda Simav’ı ihya ettik. Neden? Çünkü yere sağlam basıyorduk, yere sağlam basıyorduk, aldatmıyorduk. Ve arkadaşlarım, elhamdülillah, sağlam gidiyorlar, çalışıyorlar, takip ediyorlar ve netice alıyordu.

Kardeşlerim, Türkiye’de bizim bir sıkıntımız var. Ne biliyor musunuz? Türkiye’de muhalefet yok. Bakınız, şurada son birkaç haftadır yapmadıkları kalmadı. Ama isteseler de istemeseler de hamdolsun biz Meclisten kanunları geçirdik. Ya bunlar, CHP iki de bir kalkıyor gidiyor Anayasa Mahkemesi’ne, Anayasa Mahkemesi ret ediyor. Akıllanmıyor, tekrar Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor. O kadar telaş içindeler ki, bu defa da evrakta noksanlıklar var, git tamamla gel diyorlar. Şimdi tamamlayıp yarın bakalım ne yapacaklar? Ama bunlar ne yazık ki bakar kör.

Kardeşlerim, çok büyük bir ihanet var Türkiye’de. Çıkmış ana muhalefetin Genel Müdürü diyor ki, sana Başbakan demeyeceğim. Sen zaten bana Başbakan dersen bu benim zül olur, zül olur, çünkü senin seviyen çok aşağılarda. Bana milletimin Başbakan demesi yeter. Sen desen ne olur, demesen ne olur? Ve sayın demeyin diyor. Ya desen ne olur, demesen ne olur. Size iftiralar yakışıyor. Bak ben adını anıyor muyum? Ne dedim? Bundan böyle ne bunun, ne diğerlerinin adını anmayacağım dedim, anmıyorum. Sadece sıfatları, Genel Müdür. Niye? Genel Müdürlükten çıkamadı, çünkü SSK’nın Genel Müdürüyken SSK’yı batıran adamdır bu.

Hatırlayın, burada halkımın büyük bir çoğunluğu, gençler hariç bilmeyebilir, onun Genel Müdürlüğü döneminde SSK hastanelerinde o kuyruklarda çektiğimiz çileyi biz biliriz biz. Şafak vakti sabah namazından sonra giderdik kuyruğa girerdik, anacağım rahatsız, onunu için numara alırdım, arkadan anacağım gelirdi, o numarayla artık günün ortası mı, akşama doğru mu doktor tedavi, teşhis. İlacı yazar, ineriz hastanenin eczanesine, o zaman böyle dışarıdaki eczaneler ilaç vermiyor ha, eczaneye iniyoruz, eczanede yarısı var, yarısı yok, bir tanesi var çoğu yok. Ne yapacağız? Git eczaneden satın al. Benim sigorta primlerim ne olacak? Ben buraya prim ödüyorum. Gelip de onu SKK’nın o zaman ki Genel Müdürü, CHP’nin Genel Müdürü halletmiyor ki. Şimdi öyle bir sorun var mı?

Şimdi benim sevgili vatandaşlarım istediği hastaneye gidiyor mu? İstediği eczaneden ilacını alıyor mu? Elhamdülillah.

Değerli kardeşlerim, ne MHP, ne CHP, bunların birbirinden farkı yok. Bunlar laf üretirler, bunlarda icraat yok. Bakınız, şimdi bunlar ne yapıyorlar? Biz eserlerimizle konuşuyoruz, bunlar iftiralarıyla konuşuyor.

Kardeşlerim, bakınız İstanbul’da şu anda 3. havalimanını yapıyoruz. Bunun değeri ne biliyor musunuz? 46 milyar dolar, devletin cebinden bir kuruş çıkmıyor, hepsini de bu yüklenici firmalar verecek. 20 sene çalıştıracaklar burayı, 20 sene sonra devlete teslim edecekler. Ya böyle bir ihaleye bu 5 tane firma giriyor, bu paralel yapı bunlara iftirada bulunuyor, bunları dinliyorlar. 46 milyar dolar ödüyor adam ya, 46 milyar dolar.

Değerli kardeşlerim, bitmedi, Marmaray bitti, ama Sultan Abdülmecit’in hayaliydi bu, bunu biz gerçekleştirdik hamdolsun. Geçenlerde İstanbul’da 2 gün sis oldu, o denizin 62 metre derinliğindeki Marmaray’dan günde kaç kişi taşındı biliyor musunuz? 300 bini kişi, 300 bin kişi. Ya bize bu yakışır ya. Biz gemileri karadan yürüten Fatih’in torunlarıyız, dedemiz Fatih karadan yürüttü, biz de denizin altından yürütüyoruz; farkımız bu. Daha iyilerini yapacağız.

Artık helikopterlerimizi yapıyoruz, gemilerimizi yapıyoruz, Türkiye’de üretiyoruz, insansız hava araçlarımızı üretiyoruz, tanklarımızı üretiyoruz,  işte bunları çıldırtan bu, bunları çıldırtan bu.

Kardeşlerim, 3. köprü Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yapıyoruz, rahatsız oldular. Bu CHP’liler karadan yol bulamadılar, denizden gidip o kulenin dibinde gösteri yaptılar. Niye? İstemezük. Zaten bunlar birinci köprüyü de istemediler, ikinciyi de istemediler, şimdi üçüncü köprüyü de istemezük dediler. 250 metre yüksekliğinde kuleler şu anda bitiyor, şimdi asma köprü, 4 gidiş, 4 geliş, ortasından da tren geçecek. Değerli kardeşlerim, Allah nasip ederse önümüzdeki yılın sonunda bitiyor.

Fakat Marmaray’ın biraz daha güneyinden bir tünel daha yapıyoruz denizin altından, çift katlı, bu tünelden de otomobiller geçecek, yine denizin altından. Biz yaparız, biz bu millete sevdalıyız, biz bu millete aşığız.  Kardeşlerim, aşkımız bizim bu millete. Dertliyiz biz dertli, ama bunların böyle bir derdi yok.

Kardeşlerim, CHP Genel Merkezinin, CHP milletvekillerinin, CHP’li başkanların da gizlice usulsüz telefonları dinlendi ve bunu da biliyorlar. Peki, CHP’nin Genel Başkanı tek çift laf etti mi? Etmez, edemez. Niye? Pensilvanya’daki patron izin vermez.

Aynı şekilde MHP, MHP milletvekilleri de dinlenmiş. Genel Başkan diyor ki, bizi de dinlediler diyor. Eylül 2011’den itibaren 450 MHP’li dinlenmiş. 41 kişi için dinleme kararı var, ama 450 MHP dinlenmiş, diğerleri için yok.

Ey MHP Genel Başkanı, bunu sorgulayacak mısın, bunun peşine düşmeyecek misin?

Kardeşlerim, CHP ve MHP hukuksuz dinlemeleri, montaj kasetleri günlerdir dillerine doladılar, ama dikkat edin kendileriyle ilgili dinlemelerden hiç söz etmiyorlar. Niye biliyor muşuz? Çünkü, şantaj var şantaj. Siyasetçiyi dinlemişler şantaj yapıyorlar, gazeteciyi dinlemişler şantaj yapıyorlar, iş adamını dinlemişler şantaj yapıyorlar, sadece şantaj değil, haraç topluyor, tehdit ediyor istediklerini söyletiyor, istediklerini yazdırıyorlar.

Hiç endişeniz olmasın, aziz milletim müsterihi olsun, Türkiye Cumhuriyeti hiçbir şantaj çetesine boğun eğmez. Bu telekulak çetesinin üzerine gideceğiz ve gidiyoruz. Bunları inlerinden çıkarıp milletin önünde rezil edeceğiz. Topladıkları haraçları, yaptıkları tehditleri, yargı içinde oynadıkları kirli oyunları tek tek ortaya döküp bunların ne olduğunu biz de milletimize değerli kardeşlerim, anlatacağız.

Kardeşlerim, ulusal güvenliğimizi tehdit eden bu yapıyı yılanın deliğine de girse bulacak, çıkaracak yargıya teslim edeceğiz. İşte 30 Mart onun için çok önemli, son derece önemli. 30 Mart’ta içerideki hainlere, dışarıdaki Türkiye hasımlarına çok gür bir cevap vereceksiniz, 30 Mart’ta istiklalimizi bir kez de dünyaya duyuracaksınız. 30 Mart’ta demokrasiye, milli iradeye, yeni Türkiye’ye, büyük Türkiye’ye sizler sahip çıkacaksınız. Paralel yapının kuklası olmuş CHP’ye değil, paralel yapının oyuncağı olmuş MHP’ye değil, AK Parti mührü basmaya var mıyız? İstikbalimizi sizler aydınlatacaksınız, gül şehri Isparta’ya yürekten inanıyorum. Gül kokulu şehir Isparta’nın, demokrasi şehri Isparta’nın sandıkta bir kez daha destan yazacağına gönülden inanıyorum.

Sevgili kardeşlerim, sevgili Ispartalılar, bakınız değerli kardeşlerim; biz 12 yıldır gurur duyduğumuz, gurur duyacağımız eserleri hayata geçiyoruz.

Kardeşlerim, şu Isparta’ya 11 yılda ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? Yaklaşık 5 katrilyon yatırım yaptık, 5 katrilyon.

Burada ne kadar bölünmüş yol vardı biliyor musunuz? 79 senede 92 kilometre bölünmüş yol yapılmış, biz bunu 148 kilometreye çıkarttık 10 senede. Isparta’nın yol ağını genişletirken, var olan yollarımızı da iyileştirdik.

Sadece kara yollarında değil, hava yollarında da çığır açtık, Süleyman Demirel Havalimanını yurt dışı havaalanı haline getirdik. 2003 yılında buranın yolcu kapasitesi neydi biliyor musunuz? Bakınız, çok komik gelecek size, 3 bin. 2013 yılında ne oldu biliyor musunuz? 50 bin kişiye ulaştı; her şey ortada.

Hızlı tren konusunda Isparta’yı dışarıda bırakmıyoruz. Evet, Antalya’ya ulaşacak hızlı tren hem Burdur’a, hem Isparta’ya hizmet verecek, tıpkı hava limanı gibi hızlı tren de iki şehre hizmet edecek inşallah. Ankara’dan İzmir’e hızlı tren projemiz de devam ediyor. Afyonkarahisar-Ankara hattının ihalesi bitti, işte bu hatta Isparta ve Burdur’u bağlayacak, bu hattı Antalya’yla buluşturacağız.

Kardeşlerim, yıllardır beklediğiniz Dereboğazı bölünmüş yolunu yapmak için de şu anda çalışmalar sürüyor. Antalya-Karacaören arasındaki kesimin ihalesini yaptık, Isparta tarafından Ağlasun’a kadar olan 10 kilometrelik kesimin de ihalesini yaptık, tünellerin de olduğu Ağlasun-Karacaören arasının ise şu anda proje çalışmaları devam ediyor. Kardeşlerim, inşallah bu yolu etap etap tamamlayıp hizmete açacağız.

Cumhuriyet tarihine şöyle bir bakın, inanır mısınız, tünel sayısı şu parmak sayılarını geçmez. Şu anda biz 100’e yakın tünel açtık, dağları deldik dağları, dağları deldik. Kardeşlerim, biz olaya Ferhat gibi yaklaştık, biz Ferhat’ız Ferhat, siz Şirin. Ne yaptı Ferhat? Eline aldı kerpici, başladı dağı delmeye, vuruyor vuruyor vuruyor. Gelip soruyorlar, ne yapıyorsun? Dağı deleceğim diyor. Ya bununla dağ delinir mi, nasıl bitecek bir iş? Verdiği cevap manidar, çoğu gitti azı kaldı diyor. Biz hızla gidiyoruz, imkânlar çok farklı, dağları delerek gidiyoruz.

Isparta’ya bir devlet hastanesi sözümüz vardı, bunu da yerine getiriyoruz. 755 yataklı bir devlet hastanesi yapıyoruz, inşallah bu tesisin temeli de 12 Mart’ta atılacak ve inşaat başlayacak. Artık bu devlet hastanesiyle benim Davraz’da oturan kardeşim, Mahmatlar Köyü’nde oturan kardeşim tedavisi için başka şehirlere gitmeyecek, devlet hastanesine gelecek, orada 5 yıldızlı otel konforunda bir tedaviyi alacak.

Kardeşlerim, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’mızın Isparta’ya yaptığı yatırım ne biliyor musunuz? Yaklaşık 1,5 katrilyon. Ulaştırma ve haberleşme 328 trilyon, eğitimde 200 trilyon, gençlik ve sporda 464 trilyon, sağlıkta 119 trilyon yatırım yaptık, enerjide 148 trilyon yatırım yaptık, aile ve sosyal politikalarda 289 trilyon yatırım yaptık.

Eğitimde değerli kardeşlerim, 1426 derslik açtık, 9 bin adet bilgisayar gönderdik, 341 okula internet bağlantısı sağladık. Niye? Dünya ile irtibatı kursun.

Geçenlerde bu paralel yapının gazetelerinde şu yazıyor, çok enteresan:  Çocuklar tablet bilgisayarları almadı diyor. Ya bunları anlamak mümkün değil. Yani şu ana kadar biz 175 bin tablet bilgisayar dağıttık, gerisini bekliyorlar. Şimdi 675 bin bilgisayarın ihalesi yapılacak, tablet bilgisayar ve ardından 10 milyon adet tablet bilgisayarın ihalesine hazırlanıyoruz. Kardeşlerim, bu arada etkileşimli tahtaları da sınıflarımıza yerleştirmeye başladık ve şu anda bu çalışmalar hızla devam ediyor.

Üniversitemizi büyüttük, 5 yeni fakülte biliyorsunuz, 6 meslek yüksekokulu, 3 enstitü açtık. 12 yılda Süleyman Demirel Üniversitesi’ne yaklaşık 314 trilyon lira yatırım ödeneği gönderdik.

Ve öğrenci sayısı nereye yükseldi? 31 binden 57 bine yükseldi bu dönemde.

Ah benim kardeşlerim, bunlar burs olarak ne veriyorlardı biliyor musunuz? 45 liracık. Şimdi beslenme yardımıyla beraber 500 lira veriyoruz; öyle mi? Yurtlarımızı arttıracağız, çünkü ranza sistemini kaldırıyoruz artık karyola sistemi ve herkes odasında, 3 kişilik odalar, banyo, tuvalet, her şeyi orada.

Ah ah ne çileler çektirdiler bize, şu kızlarımıza neler çektirdiler. Böldüler, başı açıklar girebilir, başı örtülüler giremez dediler. Değerli kardeşlerim, fakat sabrettiniz, sabrettik, dedik ki, er veya geç bu olacak dedik. Hamdolsun, benim başı açıkla başı örtülü kızlarımızın arasında bir düşmanlık yok ki, bunlar o düşmanlığı da meydana getirdiler ve maalesef bu düşmanlıkla 10 binlerce kızımız bu ülkede eğitim öğretim alamadı.

Belediye Başkanıyım, hastanede yatıyorum, hastayım, yanıma doktorum iki tane başı örtülü kızımızı getirdi. Ben tabi kızlarımızı görünce zannettim ki ziyaretime geldiler. Çok enteresan, doktor bey dedi ki, bunlar başı örtü zulmüne uğrayan kızlar. Gönderdik, doktor bey yanımda kaldı.

O diyordu ki, füruattır füruat, başı örtüsü için füruattır diyordu. Nasıl füruatsa? Füruattır diyordu, çünkü öyle bir derdi yok onun, olmadı öyle bir derdi. Ve elimizde enteresan kendisinin vaaz kasetleri var, o vaaz kasetlerinde o füruattan önceki dönemdi, bunun itikadi olduğunu söylüyordu. Başörtüsünü çıkaramazsın diyordu, çünkü bu bir emirdir diyordu. Ama daha sonra 28 Şubat, emirler geldi yelkenler indi, orada da kalktı füruattır dedi. Bunlar yanardöner ya, yanardöner.

Ve değerli kardeşlerim, şimdi benim başı örtülü kızlarım, benim yavrularım, iki tane kızım, düşünebiliyor musunuz ya, imam hatipte ne çile çektiler ve üniversiteye gidemediler, gidemeyince yurt dışına gönderdik. Düşünebiliyor musunuz, Amerika’da başörtülü okuyabiliyor, benim ülkemde okuyamıyor. Yani üstat Necip Fazıl diyor ya, öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya, bunu yaptılar bize. Ama şimdi bunlar aşıldı, şimdi artık gidiyor muyuz? Gidiyoruz. Devlet dairelerine giriyor muyuz? Daha da iyisi olacak, daha da ileri, çünkü sizin daha teslim edilmeyen haklarınız var, bunları biz biliyoruz, ama sabır. Kelam-ı kibardır, sabreden zafere erer diye.

İşte bunun adı normalleşme, normalleşme bu. El ele, omuz omuza başı açık, başı örtülü şu anda yürüyor mu? Yürüyor, normalleşme bu. İşte bir olmak, iri olmak, diri olmak, kardeş olmak, hep birlikte Türkiye olmak bu.

Kardeşlerim, katsayı dediler ön kestiler, meslek liseliler istenilen üniversiteye gidemedi. Benim erkek çocuklarım da gidemedi, kat sayı önünü kesti, hâlbuki puanları yüksekti. Ondan sonra benim oğlum kalktı gitti, üniversiteden sonra mastırını gitti Harvard’da yaptı, doktorasını yine Amerika’nın en saygın üniversitesinde yapıyor.

Ama bakıyorsun, bu CHP’nin Genel Müdürü benim evladıma karşı, hayatında yapmadığı, hayatında haram lokmanın geçmediği bir edepsizliği, terbiyesizliği yapıyor. Çünkü kendi hayatı böyle, önce sen aynaya bak.

Ben İstanbul Belediye Başkanlığı’nı CHP Belediyesinden aldım. CHP Belediyesi’nden devir aldığım zaman İSKİ Genel Müdürlüğünün yolsuzluğunu bilirler, sen de o zamanlar malum yerin Genel Müdürü olarak bu yolsuzluklarla maruf birisiydin, Rahşan affıyla kurtuldun, eğer Rahşan affı olmasaydı kurtulamayacaktın.

Ve değerli kardeşlerim, 2,5 milyar dolar borçla devir aldım, 1,2 milyar dolar borçla bıraktım ve Pınarhisar Cezaevine gittim. Niye? Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker dediğim için gittim. Ve bu şiir Milli Eğitim Bakanlığı’nın Talim Terbiye Kurulu’nun tavsiye ettiği ve devletin resmi organlarının kitaplarında olan bir şiir. Kimin? Ziya Gökalp’in.  Çok enteresan, bunu okudum diye. Ama şimdi artık fikre, düşünceye bu tür şeyler var mı? Yok; mesele bu.

Onun için biz rahatız, verdiler, gittik yattık. Yattık da ne oldu? Biz kaybetmedik elhamdülillah, orası bizim için medrese-i yusufiye oldu, orada çalıştık, orada işte AK Parti’nin düşünce temellerini attık ve bugünlere geldik. İnşallah daha iyi olacak, çünkü oralardan geçmenin fazileti başka.

Kardeşlerim, biz göreve geldiğimizde İstanbul’un suyu akmıyordu, İstanbul’da hava kirliliği vardı, İstanbul’da çöp dağları vardı, hepsini tertemiz yaptık, suya kavuşturduk, hava kirliliğinden kurtardık. Belediyecilik bizim işimiz, biz bunu başardık.

Ve o İSKİ’nin Genel Müdürü cezaevine gitti. Niye? Yolsuzluktan dolayı. Sen aynaya bak ey Genel Müdür, aynaya, sizin geçmişiniz, maziniz bozuk, gelip de temiz insanlarla uğraşmayın.

Kardeşlerim, anlatacak çok şey var.

Ve Isparta sağlıkta bir devrimi yaşıyor. Hamdolsun, hastanelerimizin MR, tomografi, ultrason, diyaliz gibi tıbbi cihaz ihtiyaçlarını giderdik, ambulans filomuzu Isparta’da genişlettik, geliştirdik, sağlık personeli sıkıntılarını büyük ölçüde çözdük ve hala da devam ediyoruz.

Ve çok doktora ihtiyacımız var, doktor sayımızı arttırmamız lazım, sağlık memurlarımızı arttırmamız lazım ve bununla inşallah ihtiyaçlarımızı daha da fazlasıyla gidereceğiz.

Kardeşlerim, şimdi sizlere yol arkadaşlarımdan Isparta’ya bir belediye başkan adayı olarak gayet iyi yetişmiş, gerçekten beraber siyaset yaptığımız bir kardeşimizi, evet, sizin huzurlarınıza ben çok değerli kardeşimi getirdim ve size takdim ediyorum. Ve inşallah… İşte diyorum ki, ben Nuri kardeşimi sizlere emanet ediyorum. Şu 28 günde hep beraber çalışacak ve inşallah Isparta’yı emin ellere teslim edeceğiz.

Kardeşlerim, merkezi yönetimle yerel yönetimi el ele vermek suretiyle çok daha iyi bir noktaya taşıyacağız ve inşallah belediyecilikteki o güzelliği göreceksiniz. Tabi bütün bilimsel altyapısıyla, inşallah icraattaki altyapısıyla Nuri kardeşim Isparta’yı çok daha modern bir hale getirecek ve bizler Isparta’da yapılması gerekli olan ne ise bunları beraber atacağız.

Ama ben sizden bir şey istiyorum, 28 gün durmaksızın, çünkü birileri kapınızı çalabilir ha, hani ablalar dolaşıyorlarmış ya, kapılara geliyorlarmış. Gelemezler değil mi?

Ama ben bir şey daha söyleyeceğim, bunların dershanelerine çocuklarınızı göndermeyin, varsa gidenler çekip alın çocuklarınızı. Kardeşlerim, bunların okullarına da göndermeyin çocuklarınızı, çocuklarınızı alın. Devletimizin okulları bize yeter, devletimizin okulları bize yeter. Ve çocuklarımızda zayıf kalanlar varsa yavrularımıza hafta sonlarında biz takviye derslerini devlet olarak vereceğiz, ücretsiz olarak vereceğiz. İşte Dershaneler Yasası Meclisten geçti. Biz takviye kurslarını da hafta sonlarında vereceğiz. Artık bunların sülük gibi vatandaşı emmelerine müsaade etmeyeceğiz. Ama bu sözüm de sülüğe hakaret olur ha, sülük zararlı kanı emer, faydalı kanı emmez, sülüğün böyle bir güzelliği var, onu da bilmenizi istiyorum, tamam. Çünkü 1 milyar dolar rantı kaybediyorlar, ondan çıldırdılar bunlar.

Ben Anadolu’yu dolaşırken anneler bana diyor ki, Başbakanım, davarımı sattım oğlum üniversiteye giremedi, bileziğimi sattım oğlum üniversiteye giremedi. Ama bunlar televizyonlarında çıkarıyorlar işte bir tane, iki tane, üç tane, beş tane, 100 tane olsun, 200 tane olsun, ya 1 milyon öğrenci gidiyor buralara, bunların hepsi yüzde 100 kazanıyor mu, böyle bir şey var mı? Ama böyle aldattılar, böyle sömürdüler.

Şimdi onun için diyorum ki, bu oyunu hep beraber bozacağız. Çekin alın yavrularınızı.  Devletin okulları ne güne kalmış, bu okullar sizin ve bu okullarda biz elimizden gelen bütün gayretle çalışacağız.

Ve öğretmenler noktasında bütün açıklar inşallah kapanıyor, kapanacak ve oralarda oluşturulan kumpasları da ortadan kaldıracağız.

Kardeşlerim, şimdi bizim işaretimizi biliyorsunuz.

Bunun birincisi nedir? Tek millet. Niye? Türkü’yle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhazya’sıyla, velhasıl biz değerli kardeşlerim, biz yaratılanı Yaratandan ötürü sevdik, bizde ayrım yok.

İki; ne dedik? Tek bayrak. Bizim bayrağımızın rengi şehidimizin kanıdır, hilalimiz bağımsızlığımızın simgesidir, yıldızımız şehidimizin sembolüdür ve biz bayrağımızın dışında bayrak tanımayız.

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Onun için ne diyoruz? Tek vatan, 780 bin kilometrekareyle tek vatan, vatanımızda operasyona müsaade etmeyiz.

Dördüncüsü; tek devlet ve Rabia.

İnşallah sandıklardan 30 Mart’ta 18 yaşında şehit edilen Esma kızımızın ruhu şad olacak, ben buna inanıyorum. Onu da zalimler şehit etti. O şehit olurken babası da biliyorsunuz cezaevine gitti. Ama zulüm hiçbir zaman payidar olamayacak ve mazlumların ahında bunlar boğulacaklar, hiç merak etmeyin. Zalimler için yaşasın cehennem.

Kardeşlerim, şimdi gelelim şarkımıza; hazır mıyız?

Hava da güzel, atıştırıyor, ama rahmet bu. İstanbul’da yağmur yok, Ankara’da yağmur yok, bu rahmeti bekliyoruz.

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bize her şey Isparta’yı hatırlatıyor.

Gününüz kutlu olsun.

30 Mart ülkemiz, milletimiz için hayırlı olsun diyorum, sandıkları da size emanet ediyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.