Yükleniyor...

Basbakan Sayin Ahmet Davutoglu’nun 64. Hükümet Programi sunumunda yaptigi konusma

 

Sayın Başkan, değerli Milletvekilleri;  Cumhuriyetimizin 64’üncü, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 6’ncı Hükûmeti adına aziz milletimizi ve siz değerli vekillerini saygıyla selamlıyorum.  

Meclisimizin 26’ncı Döneminin milletimize, ülkemize ve demokrasimize hayırlı olmasını Cenabı Allah’tan temenni ediyorum. 

Sözlerime başlarken, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle kadına yönelik her türlü şiddetin son bulmasına yönelik temennilerimi ve kararlılığımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Bu vesileyle, Bakanlar Komitesi Başkanlığını yaptığım dönemde kadına yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili Avrupa Konseyi Sözleşmesi, yani İstanbul Sözleşmesinin oluşmasında bizzat öncülük etmekten gurur duyduğumu da ifade etmek istiyorum.

Biraz önce bir milletvekili arkadaşımız şiddet mağduru engelli kadıların konuk evlerine kabul edilmediklerini burada ifade etti, iddia etti. Bu arada bunu bizzat tetkik ettim, şunu bir kez daha söylüyorum: Bu kesinlikle doğru bir bilgi değildir. Şiddet mağduru engelli kadınlar konuk evlerine, sığınma evlerine kabul edilmektedirler. İlk birkaç günlük misafirlikten sonra bu engelli kadınlarımız engelli bakım merkezlerine yollanarak orada rehabilitasyonları ve bakımları sağlanıyor.

Ayrıca, dün bütün öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutlamıştım, bir kez daha kutluyorum.

Dün 81 vilayetten konuk ettiğimiz öğretmenlerimiz şahsında bütün öğretmenlerimizin gününü kutlamış, öğretmenlerle ilgili gerçekleştirdiğimiz politikaları ve gelecek vizyonumuzu ayrıntılı bir şekilde anlatmıştım. Bugün tekrar öğretmen olmaktan gurur duyan birisi olarak meslektaşlarımın gününü kutluyor, her an yanlarında olacağımızı vurgulamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri; 1 Kasım 2015 seçimleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil yetkisi alan bütün siyasi partileri ve milletvekillerini yürekten tebrik ediyor,  hep birlikte milletimize yapacağımız hizmetlerde başarılar diliyorum.  

Huzur ve güven ortamı içerisinde gerçekleşen, hızlı bir şekilde sonuçlandırılan,  adil ve özgür bir seçim süreci yaşadık. Yüce heyetiniz önünde,  seçim sürecine katkıda bulunan tüm kişi ve kurumlara bir kez daha teşekkür ediyorum.  

1 Kasım seçimleri, 7 Haziran’da yapılan seçimlerin bir anlamda tamamlayıcı, devamı niteliğinde gerçekleşmiş, 7 Haziran sonrası sürdürülebilir bir hükûmet yapısının oluşmaması sonrasında halkımızın hakemliği ile bugünlere gelmiş bulunuyoruz. Bu süreçte, AK Parti olarak kendi iç muhasebemizi yapma fırsatı bulduk. Aynı zamanda bu süreçte, ülkemizde bir yönetim boşluğu oluşmasına asla müsaade etmeyerek siyasi sorumluluk içinde hareket ettik. Tüm bu çabaların halkımızda geniş bir teveccüh gördüğünü memnuniyetle müşahede etmiş bulunuyoruz. Bu yönüyle halkımıza şükranlarımızı bir kez daha ifade ediyorum. 

1 Kasım seçimleriyle oluşan bu Meclis, yurtiçinde yüzde 87,4 gibi oldukça yüksek düzeyde bir katılım oranı ile şekillendi. Meclisimize girmeye hak kazanan milletvekillerinin temsil ettiği seçmen oranı ise yüzde 97,5 gibi yine uzun zamandır dünyada dahi eşine az rastlanmamış bir seviyeye gerçekleşti.  Bu şekilde hem istikrar, hem de güçlü temsil milletimiz tarafından teminat altına alınmış oldu. 

Meclisimizin, milletimizin beklentileri doğrultusunda 4 yıl boyunca büyük bir özveriyle çalışacağına inancımız tamdır. Milletimiz her konuda çözüm bekliyor ve bu Meclis de inşallah bu beklentiyi en iyi şekilde karşılayacaktır.  

1 Kasım seçimlerinde halkın tercihi yönetime güçlü bir şekilde yansımış ve demokrasimiz seçimlerden güçlenerek çıkmıştır. 1 Kasım 2015 seçimlerinin asıl galibi hiç ama hiç şüphesiz Türkiye’dir ve Türk demokrasisidir,  bu aziz milletimizdir; hayırlı olsun.

Değerli milletvekilleri;  daha önceki dönemlerde demokratik siyaset kurumunu zayıflatmaya yönelik her türlü tahrik ve tertibi büyük bir sağduyuyla aştık. Bundan sonra da milli irade önüne çıkarılan her engeli kararlı ve cesur bir duruşla,  milletimizin desteğiyle aşma noktasında hiçbir tereddüt göstermeyeceğiz. Bundan önceki dönemlerimizde sorunlardan değil, çözümlerden beslenen ve büyüyen bir iktidar olduk. Tüm reform ve dönüşüm süreçlerinde gücümüzü milletimizden ve onun temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden aldık.   Yeni Türkiye, Cumhuriyetimizin 100. yılına yürürken insana, zamana ve mekâna hakkıyla hitap eden kapsayıcı bir yenilenmenin ve süreklilik içinde yeniden inşa sürecinin eseri olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en temel ilkesi insan onurunun korunmasıdır. Bu ilkeyi Şeyh Edebali’nin siyasal bilincimizin ve devlet ahlakımızın temelini dokuyan insanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesinin çağdaş siyaset dilindeki karşılığı olarak görüyor ve gelenek ile çağdaşlığı bu çerçevede bir zıtlık içinde değil, ayrılmaz bir bütünlük içinde değerlendiriyoruz. Bu çerçevede, 1 Kasım seçimleri sonrasında oluşan Meclisimizde ortak değerlerimizi koruyacağımıza, kardeşlik iklimini tesis edeceğimize ve hukuk devletini güçlendireceğimize inancımın tam olduğunu belirtmek isterim. 

Bu Meclis, Türkiye’nin ve 78 milyonun Meclisidir. 6’ncı AK Parti Hükûmeti de hiç kuşkusuz partimize oy vermiş olsun veya olmasın tüm vatandaşlarımızın Hükûmetidir.   Yeni dönemde de Meclisimiz içinde birlikte çalışma, uzlaşma arayışı ve işbirliğine önem vereceğiz. Tüm siyasi partilerle yakın bir diyalog ve işbirliği içinde olacağımızı buradan ifade etmek isterim.

Hükûmetimiz, ülkemizin ve siyasetin normalleşmesini hayati bir mesele olarak ele almaktadır.  Bu hususta üzerimize düşen sorumlulukları yerine getireceğimizden milletimiz emin olmalıdır. Aynı şekilde, siyasi partilerimizin insicam içerisinde çalışacağı bir yasama dönemi yaşama arzumuzu da bir kez daha tekrar etmek isterim.

Özellikle geçen sene milletimizin büyük bir teveccühü ile seçilen Sayın Cumhurbaşkanımıza, Meclis çalışmalarımız başta olmak üzere, kurumlarımızın uyumlu ve etkin çalışması için vereceği destekten dolayı şimdiden teşekkür ediyorum.

Aynı şekilde, 2002’den sonraki büyük dönüşümü gerçekleştiren Sayın Cumhurbaşkanımızdan devraldığımız güçlü mirası aynı doğrultuda geleceğe taşıyacağımızdan emin olunmasını rica ediyorum. 

Değerli milletvekilleri; 1 Kasım seçimleriyle Türkiye’de yeni bir atılım döneminin önü sonuna kadar açılmıştır. Bu çerçevede, 64. Hükûmet de önceki AK Parti hükûmetleri gibi ülkemizin kritik bir döneminde tarihi bir sorumluluk üstlenmektedir.  Geçmişteki hükûmetlerimizden aldığımız güç ve tecrübe ile ülkemizi belirlemiş olduğumuz hedefler doğrultusunda çok daha parlak bir geleceğe taşıyacağız.  Son 13 yılda gerçekleştirilen reformlar zemininde, inşa edeceğimiz yeni nesil reformlar ile 2023 hedeflerimize ve ötesine yürüyüşümüz güçlü ve kararlı bir şekilde devam edecektir. AK Parti hükûmetleri, Cumhuriyet tarihinde hiçbir partiye nasip olmamış bir kurumsal sürekliliğe, reform hafızasına ve tecrübesine sahiptir. 64. Hükûmetimiz bu engin ve sağlam tecrübeden de istifade ederek Türkiye’nin hedeflerine yürümesinin devamlılığını sağlayacaktır. Önümüzdeki dönemde de ülkemizi zenginleştiren, demokratik standartlarını yükselten, ülkemizin itibarını daha da artıran politikalarla daha güçlü bir Türkiye için milletimizden aldığımız yetkiyi yine milletimizin hizmetine sunacağız.  

Son 13 yılda yapılanları yeni bir atılım dönemi ile taçlandırmak Hükûmetimizin temel görevi olacaktır. Amacımız, çok daha güçlü, müreffeh,  saygın ve demokratik bir Türkiye’ye ulaşmak, ekonomisi, bilim ve teknolojisi,  siyaseti, sosyal ve kültürel politikaları ile örnek olarak alınan bir ülke haline gelmektir.

Genç ve dinamik nüfusu ile bu milletin sahip olduğu muazzam enerjiyi iç çekişmelere değil, Cumhuriyetimizin 100. yılında 2023 vizyonu ile çerçevesi çizilen yeni hedeflere yönlendireceğiz.   Meclis içinde olduğu kadar

Meclis dışında da tüm kesimlerle yakın bir istişare içinde politikalarımızı şekillendirecek ve hayata geçireceğiz.  Sivil toplum, meslek kuruluşları, akademik dünya, iş dünyası, çalışan kesimler, kültür ve sanat insanları, basın ve medya ile yerel yönetimler başta olmak üzere katılımcı bir anlayış içinde toplumun tüm yelpazesini kucaklayacak şekilde çalışacağız. 

Tüm vatandaşlarımızın diline, inancına, kültürüne, değerlerine, yaşam tarzına, tüm farklılıklarına saygı göstermeye devam edeceğiz. Fırsat eşitliğini ve sosyal adaleti en üst düzeyde yaşayan bir ülkede, vatanımızın her karışını, milletimizin her kesimi kucaklayan bir Hükûmet olma azmindeyiz. Bir tek insanımız bile kendisini kıyıda, köşede kalmış hissetmeyecektir.  

Değerli milletvekilleri; halkımız 1 Kasım seçimlerinde istikrar içinde yenilenmeye verdiği desteği açıkça ortaya koydu. Hepimize düşen görev, işte bu çatı altında milletimizin kutlu çağrısına cevap vermektir.  Milletimizin sandıkta verdiği mesajı en iyi şekilde okuyarak, ülkemizi her alanda güçlendirmek üzere programımızı hazırladık.   Sizlere sunmakta olduğum 64. Hükûmet Programımız son seçim beyannamemizde yer alan hedeflerimizi, 10. kalkınma planımızı, yapısal dönüşüm programlarımızı, projelerimizi, kamuoyuyla paylaştığımız çeşitli strateji belgelerimizi ve taahhütlerimizi esas almaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün de halkımıza verdiğimiz sözleri esas alıyor, siyasete olan güveni bu zeminde daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Güven ve istikrarı pekiştirerek öngörülebilir bir ortam içinde ülkemizi hızlı bir şekilde büyütme kararlılığındayız.  

Takdirinize sunduğumuz ve güveninizi beklediğimiz bu program yeni bir hamle döneminin perdesini açacak ve yeni yüzyılın yükselen ülkesi Türkiye’yi bölgesinde ve dünyada hak ettiği konuma ulaştıracaktır. 

Ülkemiz 2002’den bu yana AK Parti hükûmetleriyle oluşan istikrar ve liderlikle hem bölgesindeki kaostan, hem de küresel ekonomik krizlerden pozitif bir şekilde ayrışmayı başarmıştır. 64. Hükümet döneminde de küresel ve bölgesel anlamda en değerli sermayeye dönüşen istikrarımızı koruyacağımızı, zorlu süreçlerde liderlik göstereceğimizi milletimizin bilmesini isterim. Türkiye tarihi bir dönemeçte istikrar ve güven adası olmaya devam edecektir.

Aynı şekilde dinamik nüfus ve ekonomisiyle kurumlarını güçlendirirken, ihtiyaç duyduğumuz reformlar da bir bir hayata geçirilecektir.   64. Hükûmet tam anlamıyla bir reform hükûmeti olacaktır. Dünyanın ve ülkemizin değişen şartları ve 2023 vizyonumuz çerçevesinde, kritik alanlarda yapacağımız reformlar ile milletimizin bize verdiği emanete en güçlü şekilde sahip çıkacağız. Bugünün ihtiyaçlarına cevap vermenin ötesinde, başta çocuklarımız ve gençlerimiz için olmak üzere geleceğin Türkiye’sini inşa edeceğiz

. Reformlarımız sonucunda daha özgür, daha rekabetçi ve insan odaklı bir anlayış içerisinde refahını daha adil paylaşan bir Türkiye’ye kavuşma idealini sürdüreceğiz. Bu kapsamda, 6 temel alanda reformlarımızı yoğunlaştıracağız. Bunlar;  demokratikleşme ve adalet,   eğitim,   kamu yönetimi, kamu maliyesi, reel ekonomide köklü değişim ve öncelikli dönüşüm programları alanında gerçekleştireceğimiz reformlardır. 

Değerli milletvekilleri; demokratikleşme ve adaleti insan onurunun yüceltilmesinin bir gereği olarak gördüğümüz gibi, ekonomik ve sosyal gelişmemizde de kritik bir zemin olarak değerlendiriyoruz. Öncelikle demokratikleşme perspektifimizin odağında insan onuru bulunduğunun altını çizmemiz gerekiyor. İnsan onurunu zedeleyen hiçbir uygulama ve politika meşru görülemez ve gösterilemez. İnsan onuruyla taçlandırılan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kimliği taşıyan hiç kimse, hiçbir makam ve güç tarafından tahkir edilemez. İnancı, rengi, cinsiyeti,  dili, ırkı, siyasi düşüncesi, felsefi anlayışı ve hayat tarzı sebebiyle ayrımcılığa maruz bırakılamaz,  herhangi bir şekilde nefret söylemine muhatap kılınamaz. 

Özgürlük alanını genişletmenin yanı sıra diğer bir temel önceliğimiz insanımıza yapacağımız yatırımlar olacaktır. İçinde bulunduğumuz yüzyılda gerçekten rekabet üstünlüğü insan unsurundan bağımsız düşünülemez. Eğitimde erişim meselesini büyük oranda çözmüş hükümetler olarak, önümüzdeki dönemde temel önceliğimiz eğitimin her seviyesindeki kaliteyi artırmak olacaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi ortak değerlerimizi özümsemiş olarak bilgi tabanlı ekonomiye ve geleceği in işi şekilde hazırlayacağız.

Devletin millet için var olduğu anlayışı içinde, kamu yönetiminde ve kamu maliyesinde halkımızın ve ekonomimizin ihtiyaçları doğrultusunda reformlar gerçekleştireceğiz. Devletin gerçek ve tek sahibi olarak gördüğümüz vatandaşlarımız adına kamu yönetiminin tüm işlerini şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir bir biçimde gerçekleştirilmesi temel şiarımızdır.

Kamu maliyesinde yapacağımız reformların hedefi değişen koşulara uygun olacak şekilde daha etkin, hesap verebilir ve şeffaf bir mali yönetim sistemini sağlamak olacaktır.

Bir diğer reform alanımız ise reel sektördür; bu sektörde köklü değişimler gerçekleştirmek ana hedeflerimiz arasındadır. Üreten, istihdam oluşturan,  ihracatını artıran bir ülke olma yolunda reel sektörün yatırım ve işletme aşamalarında çok daha güçlü ve rekabetçi olmasını amaçlıyoruz.  Bu çerçevede atacağımız adımlarla, üretim yapımızda ileri teknolojiye dayalı yüksek katma değerli ürünlerin payını artıracağız. İnsan gücümüzün niteliğini geliştirecek, iş ve yatırım ortamını iyileştirecek, stratejik sektörlerde dönüşümü gerçekleştirecek ve bilgi toplumuna dayalı bir altyapı oluşturacağız.  Bütün bu alanları kapsayan, ekonomimizin kılcal damarlarına dokunan,  çok daha ayrıntılı bir reform paketi olarak öncelikli dönüşüm programlarımızı da kararlı bir şekilde hayata geçireceğiz. Bu programlarımızla tasarruf oranlarımızı artırmayı, artan tasarrufları daha üretken alanlara yönlendirmeyi ve potansiyel büyümemizi daha üst noktalara yükseltmeyi hedefliyoruz.

Değerli milletvekilleri; yeni anayasa ve yargı reformu başta olmak üzere yapacağımız çalışmalarda, en geniş uzlaşma arayışı içinde ülkemizin uzun zamandır beklediği adımları atacağız. Böylece, özgürlük alanlarının daha da genişletileceği, herkesin birlik içinde farklılığını yaşamasının mümkün olacağı, çok daha yenilikçi ve rekabetçi bir toplumsal düzen de oluşmuş olacaktır.

Bu bağlamda; geleneksel irfan merkezleri ve Alevi vatandaşlarımızın inanç ve kültür temelli talepleri karşılanacaktır. Cemevleri, eğitim sisteminde bilgilendirme, üniversitelerde araştırma ve uygulama merkezleri oluşturma gibi çeşitli konularda Alevi kanaat önderleri ile diyalog içinde,  demokratik uzlaşı temelinde gerekli adımları atacağız. Geleneksel irfan merkezleri ve cemevlerine bu çerçevede hukuki statü tanıyacağız.

Başta eğitim, istihdam ve iskân sorunları olmak üzere Roman vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne hız vererek, her türlü ayrımcılık zeminini ortadan kaldıracağız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan gayrimüslim azınlıkları herhangi bir ayrımcılığa maruz bırakmayacak şekilde bütün hukuki ve fiili tedbirleri almaya devam edeceğiz. Temel hak ve özgürlükler alanında uluslararası normlar tüm politikalarımıza esas teşkil edecektir. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Türkiye İnsan Hakları Kurumunu etkinleştirecek ve uluslararası düzeyde üstlendikleri sorumlulukları güçlendireceğiz.

Yeni dönemde temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin iç hukuka dâhil edilmesine devam edilecek, özgürlükçü demokratik anlayışla bağdaşmayan bütün şerhler kaldırılacaktır. Benzer şekilde mevzuatımızda anti demokratik dönemlerden kalan düzenleme ve uygulamaların ayıklanması süreci tamamlanacaktır. 

Ekonomik ve Sosyal Konsey ile ilgili yasal düzenlemeyi gerçekleştirerek,  Konsey’i yönetişim ilkeleri çerçevesinde etkin bir biçimde çalıştıracağız. Sivil toplumun geliştirilmesi ve güçlendirilmesine dair çerçeve yasa çıkaracağız.  Bu kapsamda; sivil toplum kurumlarının hukuki statülerinin,  kurumsal yapılarının, faaliyetlerinin, kamu kurumları ile ilişkilerinin, mali kaynaklarının düzenlenmesini sağlayacağız. 

Değerli milletvekilleri; ülkemizin demokratikleşmesinde ve refahının artmasında milli birlik ve kardeşlik süreci tarihi bir çabaya karşılık gelmektedir.  AK Parti olarak ilk günden itibaren, milli birlik ve kardeşlik perspektifi ile şekillendirdiğimiz siyasetle, vatandaşlarımızın devletimize aidiyetini zedeleyen, milletimizin farklılıklarını zenginlik yerine tehdit olarak gören anlayışların terkedilmesi için büyük çaba sarf ettik. Yakın tarihimiz boyunca, hiçbir seçilmiş hükûmetin gösteremediği cesaret ve kararlılıkla sorunların üzerine gittik.  Çözüm iradesini ortaya koyduğumuz milli birlik ve kardeşlik sürecinde dönüm noktası, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olarak 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı konuşma olmuştur.  Bu konuşma ile tabular yıkılmış, etnik temelli sorunlara demokratik süreç içerisinde çözüm bulunacağı açık bir şekilde dile getirilmiştir. İlk kez bir hükûmet, bu sorunla açıkça yüzleşme cesaretini göstermiştir.   AK Parti Hükûmetlerinin halkımız tarafından destek gören bu cesur adımları, çeşitli terör saldırıları ve provokatif eylemler ile sekteye uğratılmaya çalışılmış, buna rağmen ülkemizin bu temel ve tarihi sorununun çözümü için kararlılık bu politika sürdürülmüştür. 

Hükûmetimiz, bir yandan terörle kararlı bir şekilde mücadele edecek,  diğer yandan demokratikleşmeyi ve çözüm iradesini sürdürecektir.   Demokratikleşme ile eş zamanlı olarak yatırım, üretim ve istihdam imkânlarının geliştirilmesi başta olmak üzere, terörden etkilenen yörelerimizin ekonomik ve sosyal rehabilitasyonuna dönük çalışmaları hızlandırarak devam ettireceğiz.   Kalıcı huzuru tesis etmek amacıyla çıkardığımız 6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ile silahın tamamen gündemden çıktığı bir noktaya ulaşmak için gereken tüm tedbirleri alacağız. 

Süreci sabote etmeye, akamete uğratmaya çalışan terör örgütü, kamu düzenini bozmaya çalışarak silahlı çatışmaya geri dönmüştür. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan insanlarımıza yönelik her türlü baskı, şiddet ve illegalimeyse başvuran örgüt, Türkiye’yi terk etmemiş, silah bırakmaya direnç göstermiştir.   Terör örgütünün eylem ve sabotajları, süreci sürdürülebilir olmaktan çıkarmıştır. Halkın hakkını, hukukunu koruyabilmek için kamu düzenini tahkim ederek özgürlük-güvenlik dengesini kurmak mutlak suretle gereklidir gerekliliktir. Daha önce olduğu gibi, 64. Hükûmet olarak da hukuk içinde yürüttüğümüz terörle mücadelede vatandaşın mağduriyet yaşamamasını,  aksine vatandaşların temel haklarını garanti altına alacak bir kamu düzeninin tesis edilmesini amaçlamaktayız.  Bu anlayışla reformlardan, hizmetlerden, yatırımlardan asla vazgeçmeyecek,  geri adım atmayacağız. Süreçte farklı sebeplerle oluşan güvenlik risklerini gidermek, bölge insanını ceberut ve zalim örgütün baskısından korumak devletimizin en öncelikli görevidir. Akan kan duruncaya ve kamu düzeni tesis edilinceye kadar terörle mücadelemize, hukuk ve kardeşlik tam anlamıyla tesis edilinceye kadar da çözüm irademize ve demokratikleşme sürecimize devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri; önümüzdeki dönemde demokratikleşme çabalarımızı sürdürürken,  tüm meşru toplumsal kesimleri muhatap alan bir anlayış içinde hareket edecek, hiçbir kesimin tek tipçi bir anlayışı vatandaşlarımıza dayatmasına izin vermeyeceğiz.   İktidara geldiğimiz günden beri bütün AK Parti Hükümetlerinin programlarında çoğulcu ve özgürlükçü yeni bir anayasa vaadi bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemde sivil, katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü bir demokratik ve sivil anayasanın yapımına öncülük etmeye kararlıyız. Bu dönemin yüce Meclis’ini de Türkiye’nin ilk sivil anayasasının demokratik şartlarda yapmış olan bir Meclis olarak taçlandırmak istiyoruz. Diğer siyasi partileri de aynı anlayış içinde katkı vermeye davet ediyoruz. 

Yeni anayasa, çağdaş demokrasi anlayışını yansıtmalı, mümkün olan en geniş mutabakatla ve demokratik yöntemlerle hazırlanmalı, geniş toplumsal kesimlerce sahiplenilmelidir. Yeni anayasa, bireysel özgürlüklere dayanmalı, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamaya yönelik kurumsal güvenceler içermeli ve siyasi sistemin işleyişindeki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır. Bu anlayışla,  yeni dönemde yeni anayasayı Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün kökleşmesi bakımından hayati bir aşama olarak görmekteyiz. Yeni anayasa, Cumhuriyetimizin insan hakları ve demokrasi konularındaki kazanımlarını geleceğe taşımalı ve vesayetin izlerini kökten silmelidir.

Hükümetlerimizin öncülüğünde gerçekleştirilen 2004, 2007 ve 2010 Anayasa değişikliklerini ve Meclis’te oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarını yeni anayasa için güçlü bir zemin olarak görüyoruz. Yeni ve sivil anayasamız bireysel hak ve özgürlükleri esas alırken, Türkiye’nin birikimi üzerine inşa edilecek, taraf olduğumuz uluslararası normları gözeterek demokratik bir anlayışla hazırlanacaktır.   Yeni anayasa, milletimizin kültürel ve toplumsal çeşitliliğini tanıyan kapsayıcı ve kuşatıcı bir vatandaşlık tanımını temel alacaktır

64. Hükûmet döneminde doğrudan anayasal sistemle bağlantılı seçim kanunları, Siyasi Partiler Kanunu ve sair temel kanunlar, yeni anayasa metniyle birlikte bir bütün olarak yenilenecektir. Yeni anayasa ile Türkiye’nin katılımcılığı ve çoğulculuğu esas alan ve etkili işleyen bir hükümet modeline kavuşmasını elzem görüyoruz. Sadece temsilin değil, istikrarın da oluşmasına imkân sağlayan, vesayet odaklarının önünü tamamen kapatan, çağdaş ve etkin bir hükûmet sisteminin hayata geçmesini arzu ediyoruz. 

AK Parti Hükümetleri döneminde, hayata geçirilen demokratik reformlar, vesayete karşı mücadelede elde edilen kazanımlar ve Meclis’te sağlanan güçlü temsil sayesinde, mevcut sistemin zaafları dönemsel olarak aşılarak istikrarlı ve etkin bir yönetim imkânı sağlanmıştır. Ancak, mevcut sistemin yetki, görev ve sorumluluk paylaşımında pek çok muğlaklıklar barındırması, siyasal sistemin şümullü bir yaklaşımla yeniden düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır.  Bir yandan vesayetçi bir şekilde kurgulanarak demokratik doğasından koparılmış parlamenter sistemin yol açtığı siyasal istikrarsızlıklar,  öte yandan yeni Türkiye vizyonumuzun ihtiyaç duyduğu etkin ve dinamik yönetim dolayısıyla başkanlık sisteminin daha uygun bir yönetim modeli olduğuna inanıyoruz. Bu konuda hiçbir dayatma tutumu içine girmeden farklı önerilere açık olarak tam bir özgürlük ortamı içinde meseleyi kişiselleştirmeden verimli bir tartışmanın gerçekleşmesini arzu ediyoruz.  Milletimizin teveccühüyle hazırlayacağımız özgürlükçü ve insan odaklı yeni anayasa ile seçimlerin istikrar üretebildiği, yasama ve yürütmenin müstakil olarak etkin olduğu, güçler ayrılığının tahkim edildiği, demokratik denge ve kontrol mekanizmalarının öngörüldüğü, toplumsal farklılıkların siyasal temsilinin sağlandığı, ademi merkeziyetçi bir idare sisteminin güçlendirildiği, karar alma süreçlerinin hızlandığı yeni bir siyasal sisteme geçebiliriz. Adaleti mülkün ve meşruiyetin temeli, hukuk devletinin esası olarak görüyoruz. Bizim için yargı sistemi hukukun üstünlüğüne dayalı, herkesin güven duyduğu, her türlü güç odağından bağımsız, tarafsız, vatandaş taleplerine hızlı cevap verebilen bir yapıda olmalıdır.  Yargının, hukuk güvencesi oluşturması, uluslararası standartlarda ve demokratik usullerle işlemesi temel prensibimizdir.

Yargı erkinin güven veren, öngörülebilirliği sağlayan, ideoloji, siyasal tasavvur veya inanç dikte etmeyen ve bunların etkisinde kalmayan bir çerçeveye kavuşması gerektiğine inanıyoruz. 

Değerli milletvekilleri; önümüzdeki dönemde 64. Hükûmet olarak temel önceliklerimizden biri yargı sistemimizde köklü düzenlemeler yaparak ileri standartlarda bir yapı oluşturmak olacaktır. Yargı sistemimizi, başta Avrupa Birliği olmak üzere, uluslararası norm ve standartları esas alarak hazırlayıp, daha önce ilan ettiğimiz yargı reform stratejisi çerçevesinde yeniden yapılandıracağız.   Demokratik bir ülke olarak Türkiye, hukuk düzeniyle kendi yurttaşlarının özgürlüklerini korumaya, uluslararası topluma güven vermeye, yerli ve yabancı yatırımcılar için güvenli bir liman olmaya devam edecektir.  İkincil düzenlemelerle oluşturulabilecek detayları, yasalardan ayıklayacak ve mevzuat enflasyonuna son vereceğiz.  Yeni yargı reform stratejisi belgesini etkin bir biçimde uygulayarak hayata geçireceğiz. 

64. Hükûmet olarak yargıda etkinlik, hızlılık, hesap verebilirlik, ekonomiklik ve şeffaflığı sağlayacağız. Anayasal değişikliklere bağlı olarak yüksek yargıda içtihat düzeyinde dağınıklığı gidereceğiz. Bu çerçevede askeri yargı, disiplin mahkemeleri çerçevesinde sadece faaliyet gösterecektir.  Temyiz mahkemelerinin, alt derece mahkemeleri üzerindeki hukukilik denetiminin ötesine taşan etkilerini azaltacağız ve temyizi hukuki denetim ile sınırlandıracağız.

Yargı üst yönetiminin oluşumunda bu yüce Meclis’in Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin rolünü güçlendireceğiz, böylece yargının toplumsal meşruiyetini artıracağız. Yüksek mahkeme üyeliğini Avrupa örneklerine benzer şekilde makul sürelerle sınırlayacağız. HSYK’yı yeniden yapılandırarak Hakimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulunu kuracağız.

 Hukuk eğitimini güçlendireceğiz. Adalet alanında meslek içi eğitimi, meslek hayatı boyunca ölçme ve değerlendirmeyi mümkün kılacak şekilde yeniden düzenleyeceğiz. Yargı mensuplarının alanlarında uluslararası gelişmeleri yakından takip etmelerini sağlayacak çalışmaları da artıracağız.

Bilirkişilik müessesesini yeniden yapılandıracağız. Hukukun tüm dallarında alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına ağırlık verecek, yargıya ulaşılabilirliği kolaylaştırmak amacıyla savunma hakkı ve adli yardımı güçlendireceğiz.  Koruyucu ve önleyici hukuk yaklaşımını yaygınlaştırılacağız.  Bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesine getirdiği aşırı iş yükünün,  mahkemenin işlevselliğine zarar verme ihtimali karşısında bu uygulamayı gözden geçireceğiz. 

Ülke genelinde ideal yargılama sürelerinin belirlenmesini ve yargıda zaman yönetiminin uygulanmasını sağlayacağız.  Adli ve idari yargıda istinaf mahkemelerinin hayata geçmesini temin edeceğiz. Ceza infaz sistemini mükerrer suçluluğu önleyecek şekilde etkili hâle getireceğiz. Denetimli serbestlik sistemini daha etkin hale getirecek ve kamu, sivil toplum işbirliğinin artırılmasını sağlayacağız. 

Adli Tıp Kurumunun kapasitesini geliştireceğiz, bu alandaki hizmetleri ülke geneline yaygınlaştıracak, dosya ve raporların bekleme sürelerinin daha da kısalmasını sağlayacağız. Ayrıca, adli bilimler akademisini kurarak bu alandaki ileri araştırmalara ve eğitimlere ortam hazırlayacağız. 

Değerli milletvekilleri; siyaset anlayışımız insanı, insan onurunu merkez kabul eder, bu onurun güvencesi ise özgürlük ve güvenlik dengesidir. Bunlar birbirini dışlayan değil, birbirlerini bütünleyen kavramlardır. Geçmişte kaygılar ve korkularla şekillenen devletin güvenliği yaklaşımını, vatandaşa güven temelinde yeniden ele alarak, devlet, toplu, fert ilişkisini güçlendirecek bir yaklaşımı öne çıkaracağız.

64. Hükûmet döneminde de icraatlerimizde özgürlüklerin güven içinde ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde yaşanmasına yönelik prensibimizi hayata geçirmeye kararlıyız.  

Etnik, dini veya mezhebi kavramları suiistimal eden tüm terör örgütlerine yönelik mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu duruş ve mücadelemizde hukukun üstünlüğünü temel alacak, güvenlik hizmetlerini şeffaflık, katılımcılık ve hesap verebilirliği artıracak mekanizmalarla daha fazla destekleyecek, masum vatandaşlarımızın zarar görmemesi için azami hassasiyeti göstermeye devam edecek ve güvenlik birimlerine olan güveni daha da pekiştireceğiz.  Önümüzdeki dönemde de terörizm, örgütlü suçlar, siber suçlar, narkotik suçlar ve kaçakçılıkla mücadelede ulusal ve uluslararası kuruluşlar arasındaki işbirliğini güçlendirecek, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu suçlarla ilgili kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz. Uyuşturucu ile mücadeleye yönelik güvenlik önlemlerini artıracak, bu alandaki suç örgütlerinin üzerine kararlılıkla gitmeye devam edeceğiz. Önleyici ve koruyucu güvenlik hizmetlerine öncelik verecek ve risk yönetimine geçeceğiz. Önümüzdeki dönemde de vatandaşla, kolluk güçleri arasındaki ilişki güven esasına dayalı olacaktır, toplum destekli kolluk yaklaşımını güçlendireceğiz. Sınırlarımızın korunmasından sorumlu olacak yeni, profesyonel bir sınır kolluğu teşkilatının da kurulmasını sağlayacağız. 

Ülkemizde vesayetçi aktör ve kurumların siyaset üzerindeki nüfuzunu kırmak üzere kararlı bir irade sergilenmiş ve siyasal sistemi demokratikleştirme hedefinde ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak, geleneksel vesayetçi aktör ve kurumlarla yürüttüğümüz mücadele neticesinde ülkemiz milli iradeye dayalı demokratik bir siyasal sistemi inşa etme hedefine odaklanmışken, yeni bir vesayet odağının saldırılarına maruz kalmıştır. Milli güvenliğimizi ve meşru demokratik sistemimizi tehdit eden bu yeni vesayet odağı paralel devlet yapılanmasıdır. Yargı ve güvenlik bürokrasisini, sivil toplumun çeşitli kesimlerini ve iş dünyasını tesiri altına almaya çalışan bu yeni vesayet odağının siyaseti kendi hedefleri doğrultusunda dizayn etme çabaları, bürokrasi içinde şeffaflığı yok eden gayretleri ve vesayetçi anlayışı milli güvenliğimizi tehdit etmektedir. Milli iradeden aldığımız güçle bu ve benzer yapıları tamamen ortadan kaldıracak şekilde kararlı mücadelemizle devam edeceğiz.  

Kamu yönetimi reformunu etkili bir şekilde hayata geçirmeye ve koordinasyonu güçlendirmeye yönelik olarak bir Başbakan yardımcısı koordinatörlüğünde reform görev gücü oluşturacağız. 

Avrupa yerel yönetimler şartıyla uyumlu olarak merkezi idare ve yerel yönetimler arasındaki ilişkileri yeniden düzenleyeceğiz. Ayrıca yerelleşmeyi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini sağlamak üzere etkin bir denetimi esas alan yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz.  Merkezi yönetim ve mahalli idarelerin sundukları hizmetler için ülke çapında asgari hizmet standartları belirleyerek, standartlara uygunluk denetimini merkezi idare eliyle yapacağız. 

Devlet personel rejimimizi etkinleştirecek, kamuda insan gücü planlaması yapacağız. Nispeten geri kalmış yörelerimizde yeterli ve nitelikli personel istihdamına yönelik tedbirler geliştireceğiz. 

Değerli milletvekilleri; güvenlik ve adalet dengesini gözeterek özgürlük alanlarını genişleteceğimiz 64. Hükümet döneminde diğer bir temel önceliğimiz insanımıza yapacağımız yatırımlar olacaktır.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda gerçek rekabet üstünlüğü insan unsurundan bağımsız düşünülemez. Eğitimde erişim meselesini büyük oranda çözmüş hükümetler olarak, önümüzdeki dönemde temel önceliğimiz eğitimin her seviyesinde kaliteyi artırmak olacaktır.

Ülkemizin insan kaynağını çağdaş dünya ile rekabet edebilir donanıma kavuşturan ve hayat boyu süren bir süreç olarak eğitimi insani kalkınmamızın odağına yerleştiriyoruz. Ar-ge ve yüksek teknoloji yatırımlarına büyük destekler vererek teknoloji tüketen değil, teknoloji üreten bir ülke olacağız. Niceliksel kalkınma, niteliksel derinlik kazanacaktır. 64. Hükümet olarak da eğitim kalitesini yükselten, etkili sağlık hizmeti sunan, nüfusun dinamizmini ve aile yapısını koruyarak geliştiren, kadınına, gencine, çocuğuna ve çalışanına hak ettiği yeri, önemi ve desteği veren bir yaklaşımda olmayı benimsiyoruz. Bu yaklaşımla Türkiye’nin yüksek insani gelişmişlik kategorisinden, çok yüksek insani gelişmişlik kategorisinde olan ülkeler arasına girmesini hedefliyoruz.

 Devletin gerçek ve tek sahibi olarak gördüğümüz vatandaşlarımız adına kamu yönetiminin tüm işlerinin şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir bir biçimde gerçekleştirilmesi sağlayacağız.

Kamu yönetimindeki politika ve uygulamalarımızda yolsuzlukla mücadeledeki kararlılığımız sürecektir. Halkımızı gerektiğinde en üst siyasi ve bürokratik düzeyde bilgilendirmeyi ve onlara hesap vermeyi demokratik hukuk devleti anlayışımızın bir parçası olarak görüyoruz.

Geçtiğimiz dönemde kamuoyuyla paylaştığımız şeffaflık paketini süratle hayata geçireceğiz. Siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanının şeffaflaştırılmasına yönelik seçimlerin temel hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklikler yapacağız, mal bildirimlerinin şeffaf olmasını sağlayacağız. Yüksek Mahkeme Başkan ve üyeleriyle daire başkanlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına mal bildiriminde bulunmasını sağlayacağız. 

Değerli milletvekilleri; Her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da yeni bir döneme giriyoruz. AK Parti Hükümetleri olarak, sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma için, ileri demokratik standartları ve evrensel hukuk normlarına dayalı olarak işleyen adil bir yargı düzenini esas aldık. Yargı reformu başta olmak üzere, katılımcı demokrasi ve yönetim alanında sağlamakta olduğumuz ilerlemeler, önemli bir aşamaya gelmiş olan ekonomik dönüşüm sürecimizi sağlamlaştırmak ve geliştirmek açısından da kritik bir rol oynamaktadır.

64. Hükümet döneminde de bir yandan makroekonomik istikrar ve kazanımlarımızı güçlendirirken, diğer yandan da mikroekonomi ve sektörel dönüşümlere odaklanacağız. Son 13 yılda üst orta gelir grubuna yükselttiğimiz ülkemizin,  yüksek gelir grubu ülkeler arasına girmesi temel amacımızdır.  Güven ve istikrar içerisinde büyüyecek olan ekonomimizin temelini nitelikli,  girişimci ve yenilikçi insanımız bilgi ve teknoloji ile katma değeri yükselten işletmelerimiz oluşturacaktır.

Yeni dönemde de ekonomide temel prensibimiz, enflasyonun kalıcı bir biçimde düşük tek haneli oranlara çekilmesidir. Para politikalarının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir. Bu dönemde de para politikası, finansal istikrarı da gözetecek ve fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla uygulayacağımız büyüme ve istihdam politikalarını destekleyecektir.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mülkiyet hakkı ve girişim özgürlüğünü koruyacağız. Mevzuatın öngörülebilir ve sarih olmasını sağlayacak, kazanılmış hakların korunmasını temin edeceğiz.

Kamunun etkin olarak işletilmesini ve öngörülebilirliği sağlayacağız.  Özel sektörün ihtiyaç hissettiği hizmetlere yönelik temel fiziki ve sosyal altyapıyı sunacağız. Üretken alanlarda, yenilikçi ve girişimci özel sektör öncülüğünde büyüyeceğiz. Dışa açık bir ekonomi olarak her alanda rekabetçiliği geliştirecek, küresel yatırımları ve nitelikli insan gücünü cezbedeceğiz.

Bir diğer reform alanımız ise reel sektördür, bu sektörde köklü değişimler gerçekleştirmek ana hedeflerimiz arasındadır. Üreten, istihdam oluşturan, ihracatını artıran bir ülke olma yolunda reel sektörün yatırım ve işletme aşamalarında çok daha güçlü ve rekabetçi olması için gerekli tedbirleri alacağız.

Değerli milletvekilleri; Günümüzde ekonomik gelişmenin ana dinamiğini bilgi üretimi ve bilginin katma değere dönüşümü oluşturmaktadır. Doğal kaynaklara ve geleneksel üretim biçimlerine dayalı ekonomik yapıların sürdürülebilir olmadığını görüyoruz. Geleceğin dünyasını, insana ve insanla var olan bilim ve teknolojiye, bunların ticarileşmesine ortam hazırlayan, bilgi tabanlı bir ekonomi inşa eden ülkeler kuracaktır. 64. Hükûmet olarak, kalkınma stratejimizin özünü daha donanımlı, daha yenilikçi ve girişimci, bilgi üreten ve bunu yüksek katma değere dönüştüren insanımız ve işletmelerimiz kuracaktır.

Büyük ekonomiler arasına girme hedefimize ulaşmak için teknoloji üreterek katma değeri yüksek ürünler ihraç eden bir konuma hızlı bir şekilde ulaşmayı planlıyoruz. Bunun için bilgi üreten ve bilgiyi nitelikli bir biçimde kullanarak ticari değere dönüştüren etkin işleyen bir ar-ge ve yenilik ekosistemini oluşturacağız.  Yeni dönemde ar-ge ve yenilik faaliyetlerinin artırılmasına yönelik destek sağlayan kurumlar arasında koordinasyonu güçlendirecek ve desteklerin etkinliğini artıracağız.  Dışa bağımlılığın yüksek olduğu sektörlerde, yerli ürün ve teknolojiler geliştirilmesine yönelik araştırma programlarını destekleyerek etkinleştireceğiz.

Küresel kriz, sanayisi güçlü olan ülkelerin dayanıklılığını bir kez daha ortaya koymuştur. Sanayi başta olmak üzere, üretken alanlara yatırım yapan ülkeler, zor dönemlerde gerekli esneklikleri gösterebilmekte, yeni üretim biçimleriyle krizleri aşabilmektedir. Sanayinin geliştiği ülkeler aynı zamanda işgücü donanımının ve iş yapma disiplininin yüksek olduğu ülkelerdir. Sanayisi yükselen bir ülke olarak, gelecekte de güçlü bir sanayi ve üretim kültürünün destekleyicisi olacağız. Önümüzdeki dönemde büyük çaplı ve yatırım niteliğindeki kamu alımlarında, alıcı kurumların yerli sanayiyi geliştirecek yönde kamu alım sürecini yönetme kapasitesini geliştireceğiz.

Kamunun oluşturduğu uygun ortamda girişimcilik kültürünün güçlenmesi ve girişimci dostu bir ekosistemin oluşması temel politikamızdır.  64. Hükümet olarak, hızlı büyüyen veya büyüme potansiyeline sahip girişimler ile yenilikçi KOBİ’leri desteklemeyi, istikrarlı ekonomik büyümenin ve sosyal gelişmenin önemli bir gereği olarak görüyoruz.

Yeni dönemde, bilgi toplumuna dönüşüm sürecimizi daha da hızlandırmayı temel bir amaç olarak benimsiyoruz. Bilgi ve iletişim teknolojilerinden etkili bir araç olarak faydalanarak bilgi tabanlı ekonomiye dönüşümü ve nitelikli istihdamı geliştirmeyi hedefliyoruz.

Değerli milletvekilleri; çevreyi gelecek nesillere karşı bir sorumluluk bilinciyle ele almakta ve bir emanet olarak görmekteyiz. Diğer yandan, dünyada giderek artan oranda nüfusun şehirlerde yaşadığı, zenginliğin ve kültürün şehirlerde geliştiğini dikkate aldığımızda, yaşanabilir şehirler oluşturmak temel önceliğimizdir. Bu süreçte medeniyetimizin üzerinde yükseleceğini düşündüğümüz şehirlerimizin, kültürümüzün renklerini yansıtan ve yaşadığımız zamanın çizgilerini barındıran, altyapısı sağlam, afetlere dayanıklı ve çevreye duyarlı bir biçimde gelişmesini hedefliyoruz. 64. Hükûmet olarak, ülkemizin bölgeleri arasındaki farklılıkları azaltarak,  yaşam standartlarını birbirine yaklaştırarak topyekûn kalkınmayı sağlama anlayışını sürdürmekteyiz.

Şehirlerimizin, sosyal ve iktisadi durumuna bakmadan, her insanı kuşatan, kucaklayan mekânlar olması gerektiğine inanıyoruz. Sadece bugünün şehirlerine, bugünün insanına, bugünün Türkiye’sine karşı sorumlu değiliz. Bugünden yarını inşa etmenin, yarını imar etmenin sorumluluğunu omuzlarımızda taşımanın bilinciyle insanımızı, şehrin odağı haline getirmek, şehirlerimizi huzurlu, mutlu ve özgüven içinde yaşayan insanlardan oluşan kaliteli birer yaşam merkezi haline dönüştürmek mekân planlamamızın temel prensibimizdir.

Önümüzdeki dönemde başta kadim şehirlerimiz olmak üzere tüm mekânlarımızda politikamız, dikey değil yatay yapıyı desteklemek olacaktır.  Şehirlerimizi tabiat ve kültür ile iç içe yaşanacak ortamlar olarak korumak ve geliştirmek en önemli önceliklerimiz arasında yer alacaktır. 

Hedefimiz, şehirlerimizi insan dostu, çevre dostu, estetik, katılımcı ve müreffeh marka şehirler haline getirmektir. Bu doğrultuda, imar mevzuatını günün ihtiyaçlarına uygun olarak revize edeceğiz. Kentsel tasarım ilkelerini ve uygulamalarını, engelli, yaşlı, hareket kısıtlılığı olanlar gibi özel ilgi bekleyen kesimlerin hizmetlere erişimini kolaylaştırmak üzere geliştireceğiz. 

Değerli milletvekilleri; AK Parti iktidarları olarak ilk günden itibaren adaleti sadece ekonomik ve sosyal hayatta değil, siyasette ve dış politikada da tesis etmeyi görev edindik. Kutsal bildiğimiz bu görev bilincini, iç ve dış şartlar ne olursa olsun hiç bırakmadık. Dış politikamızı hakkaniyet eksenine oturttuk.  Modern Türkiye tarihinde, geçmiş hükûmetlerle mukayese götürmeyecek şekilde dış politikamıza etkinlik kazandırdık.   Dış politikada hem süreklilik, hem de değişimi esas aldık. Türkiye’yi hükûmetlerimiz döneminde bağımsız, etkin ve perspektif üreten bir dış politikaya kavuşturduk. Bölgemizde krizlerin yoğunlaştığı bir dönemde, krizlerle dirayetli bir şekilde muhatap olmaktan imtina etmedik.

Siyasi istikrara dayalı güçlü sivil yönetimimiz, diğer alanlarda olduğu gibi dış politikada da büyük bir avantaj oluşturdu.  Dış politika alanında Türkiye pasif bir izleyici değil, inisiyatif ve sorumluluk alan bir ülkedir.  Bölgemizdeki gelişmelere cevap üretmenin ötesine geçerek, küresel meselelerde pozisyonlarını belirlemiş olan Türkiye, insanların hak ve hukuk taleplerini merkeze koyan, ahlaki ve vicdanî yaklaşımı samimiyetle içselleştiren çok boyutlu dış politikasıyla son derece çalkantılı bir dönemde unutulmuş veya dışlanmış mazlum halklar için bir ümit ışığı olmuştur.  

Türkiye’yi öncü bir ülke haline getirmeyi hedefledik, gücümüzü şefkat,  merhamet ve adalet ekseninde büyütme ilkesinden hareket ettik. Dünyadan kopuk değil, her alanda dünyayla bütünleşen bir ülke olmayı şiar edindik.   Dış politikamız vizyona dayalı ve çok boyutlu olmuştur, çok boyutlu olmaya devam edecektir. Yeni dönemde de al bayrağı dünyanın her köşesinde dalgalandırabilmek için, Türkiye’nin çevresindeki bütün havzalarda etkin ve sonuç alıcı vicdani bir dış politika takip etmek için gece gündüz çalışacağız.  Ümitlerini bize bağlamış hiçbir kardeş halkı yalnız bırakmayacağız. 

Küresel çapta, bölgesel etkinlikte uyguladığımız politikalarımız, oluşturduğumuz bölgesel ve ulusal işbirlikleriyle önümüzdeki dönemde de ülkemizin itibarını artırmayı ve küresel kalkınmaya daha fazla katkı vermeyi sürdüreceğiz. 

Dış politikada elde ettiğimiz kazanımlar, öncelikli olarak ticareti ve uluslararası doğrudan yatırımları artırarak ekonomik refahımızı ileriye taşımakta ve karşılıklı etkileşime dayalı olarak sosyal gelişimimizi beslemektedir.   

Değerli milletvekilleri; adil bir dünya tasavvurumuz dış politikamızı hem güçlendirmiş, hem de zenginleştirmiştir. Bugün Türkiye’nin dünyanın her tarafındaki mazlumların,  mağdurların, mültecilerin ve muhtaçların yardımına koşmasının temelinde tarihi misyonumuz olan adalet ve yardımlaşma ilkeleri yatmaktadır. Bu açıdan ülkemizin ısrarla takip ettiği değer odaklı dış politika, dünyada giderek yükselen uluslararası sistemin demokratikleştirilmesi,  adalet ilkesinin hem siyasete, hem de ekonomiye hâkim kılınması taleplerine önemli bir güç katmaktadır. Son G-20 Zirvesinde de bu yöndeki çabalarımızın ne ölçüde güç kazandığını bütün dünya ve ülkemiz, toplumumuz görmüş bulunmaktadır. 

64. Hükûmet döneminde de uzun dönemli bir perspektifle sağlam değerlere dayalı olarak geliştirdiğimiz dış politikamızı önümüzdeki dönemde de dünya ve ülke şartlarını da dikkate alarak geliştirmeye devam edeceğiz. Tarih önünde doğru yerde duruyoruz, doğru yerde durmaya devam edeceğiz. Bu duruşumuzu daha geniş, etkili ve fazla çaba ile önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz. 

Kıbrıs’ta müzakere edilmiş bir çözüm ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası toplum içerisindeki haklı yerini alabilmesi, temel önceliklerimizden biridir. Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik altyapısının güçlendirilmesi ve refahının artırılması için bugüne kadar kararlılıkla attığımız adımlara devam edeceğiz.  Ve nitekim yakın zamanda Anavatanla Yavruvatanı su üzerinden borularıyla birleştirip Anavatan’dan Yavruvatana aziz Anadolu suyunu da götürme imkanına kavuştuk.

Kıbrıs’ta her iki halkın asli kurucu iradelerini, siyasi eşitliklerini ve Ada’nın ortak sahibi olmalarını temel alan, müzakere edilmiş adil ve kalıcı bir çözüm için garantör ülke olarak yapıcı katkımızı sürdüreceğiz ve Birleşmiş Milletler’in bu yöndeki çabalarını destekleyeceğiz.

 2011 yılından bu yana sancılı bir dönüşüm sürecinden geçmekte olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında, geçmiş iktidarlarımız döneminde olduğu gibi birleştirici ve yapıcı bir rol oynamaya devam edeceğiz. Bölgedeki kriz ve çatışmalara adil, kalıcı ve sürdürülebilir siyasi çözümler üretilmesi yönündeki çabalarımız da sürecektir.

Ortadoğu’da etnik ve mezhebi ayrılıklara dayalı çatışmaların ve dışlayıcı yaklaşımların karşısında sosyal bütünleşmeyi ve kapsayıcı siyasi birliği destekleyeceğiz.  Suriye’de 4,5 yıldır devam eden ihtilaf, her geçen gün daha da derinleşen insani yıkıma ilave olarak bölgesel olarak başlayan ve giderek küresel bir hâl almakta olan güvenlik ve istikrar açısından oluşturduğu tehditler bakımından da gündemimizde en öncelikli konumda bulunmaktadır.  Bu ülkede siyasi bir dönüşüm sağlayacak gerçek bir geçiş sürecinin hayata geçirilmesi için çabalarımız kararlılıkla sürdürülecektir.  

64. Hükûmet olarak da insani ve vicdani sorumluluk gereği, rejimin zulmünden ve terörden kaçarak ülkemize sığınan Suriyeli ve Iraklı kardeşlerimizin yaralarının sarılması için gerekli yardımı sağlamaya, zor günlerinde Suriyeli ve Iraklı kardeşlerimizin yanında yer almaya devam edeceğiz. 

Ortadoğu’da kalıcı istikrarın sağlanmasının en önemli koşullarından birisi olan Filistin sorununun adil, kapsamlı ve yaşayabilir bir çözüme ulaştırılması amacına yönelik gayretlerimiz de sürecektir. Filistin Ulusal Birlik Hükûmetine yönelik güçlü desteğimiz de devam edecektir. 

Başta Harem-i Şerif’in kutsiyetinin ve statüsünün muhafazasına yönelik gayretlerimiz olmak üzere, Filistin makamları ve İslam ülkeleriyle işbirliği içinde tarihi bir miras ve emanet olarak gördüğümüz Mescid-i Aksa’nın ve Kudüs’ün özgürleştirilmesi için her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz.

Köklü tarihi, insani ve kültürel bağlarımızın bulunduğu Balkanlar’da, güzelim Rumeli’mizde barış ve istikrar ortamının korunması Hükûmetimizin öncelikleri arasında yer almaktadır. Bu çerçevede temel hedefimiz, bölgedeki bu ortamı tehdit etme potansiyeli barındıran etnik, dini, toplumsal ve siyasi gerginliklerin önlenmesine katkıda bulunmaktır.

Avrupa Birliği’ne tam üyeliğimiz stratejik hedeflerimiz arasında en öncelikli sıralarda yer almaktadır. Hükûmet olarak Avrupa Birliği müktesebatına uyum sürecini hızlandıracağız.  Bu önceliğimizin de güzel bir yansıması olarak Hükümet Programını sunduktan hemen sonra bu hafta sonu Pazar günü inşallah Türkiye Avrupa Birliği zirvesini de gerçekleştirmiş olacağız.

Ancak Hükûmetimizin göstermiş olduğu samimi yaklaşıma  Avrupa Birliği kurumlarının ve üye ülkelerin de gerekli karşılığı vermesi gerekmektedir.  Avrupa Birliği müktesebatına yüksek oranda uyum sağladığımız halde  belirli fasılların siyasi mülahazalarla açılmaması, Avrupa Birliği’nin temel ilkeleriyle  bağdaşmamaktadır. Önümüzdeki dönemde AB ile uyum sürecini devam ettirirken Meclisteki tüm partilerimizin desteğini göreceğimize inanıyoruz. Geniş bir kabul gören üyelik hedefimiz, yasal düzenlemelerde partiler arası işbirliği için güçlü bir zemin oluşturmaktadır.

Son dönemlerde Suriye’de yaşanan iç çatışmaların etkisiyle artan mülteci  akını, bölge ülkelerini aşarak başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası ölçekte  bir meseleye dönüşmüş bulunmaktadır. Bu alanda Avrupa Birliği ile Türkiye diyaloğu ve işbirliğinin önemi giderek artmaktadır. Avrupa Birliği ile sürdürdüğümüz ilişkiler bütünlüğü içinde bu alanda da yeni inisiyatifler geliştirilmesi önem arz etmektedir.  Bu çerçevede AB sürecine yeni bir ivme kazandırmak ve her alanda  reform çalışmalarını hızlandırmak amacıyla hazırlanan AB’ye Katılım  İçin Ulusal Eylem Planını titizlikle hayata geçireceğiz. 

Avrupa Birliği sürecine ve bu süreçte yaşanan değişime, dönüşüme inanan Hükûmetimiz, Avrupa Birliği üyeliği konusunda kararlı ve istikrarlı politikasını sürdürecektir.  Sürecin tüm zorluklarına rağmen, bizim için Avrupa Birliği ile yürütülen müzakerelerin amacı tam üyeliktir.

Geniş bir coğrafyada yakın işbirliği yaptığımız, bölgesel ve uluslararası sorunlara karşı dayanışma içinde bulunduğumuz müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerimizi ve işbirliğini karşılıklı saygı ve güven temelinde geliştirmeye devam edeceğiz. Önemli ortağımız ve bölgesel işbirliği bakımından önem taşıyan bir komşumuz olan Rusya ile ilişkilerimizin dinamiği merkezinde bulunduğumuz geniş coğrafyayı yakından ilgilendirmektedir. Önümüzdeki dönemde enerji ve ticaret başta olmak üzere Rusya’yla ilişkilerimizi karşılıklı hassasiyetlere saygı içerisinde ve müşterek menfaatler doğrultusunda güçlendirmeye gayret göstereceğiz. 

Bu vesileyle, dün sabah saatlerinde Hatay Yayladağı bölgesinde Türk hava sahasını ihlal eden, müteaddit uyarılara rağmen hava sahamızı terk etmeyen ve o dakika itibarıyla milleti bilinmeyen bir uçağın Hava Kuvvetlerimizce düşürülmesiyle ilgili birkaç hususu da huzurunuzda ifade etmek istiyorum.

İhlali yapan uçak 5 dakikada 10 defa uyarılmış, sonuç alınmayınca uluslararası angajman kuralları çerçevesinde F-16’larımız tarafından kendilerine verilen talimatla müdahale gerçekleştirilmiştir. Suriye hava sahasından ülkemiz hava sahasına giriş yaparak ihlalde bulunacak hava araçlarına yönelik angajman kurallarımız ilgili bütün ülke ve taraflara açık bir şekilde defaatle izah edilmiştir. Buna rağmen, kara ya da hava sahamızda bir ihlal gerçekleşiyorsa ona karşı her türlü tedbiri almak bizim hem hakkımız, hem de görevimizdir.

Burada bir noktayı özellikle kaydetmek istiyorum; bizim Rusya’yla ekonomik, siyasi, ticari ve kültürel bağlarımız son derece güçlüdür, ancak ulusal güvenliğimiz de her dost ülke arasında olduğu gibi uluslararası hukuk çerçevesinde saygı esasına dayalı olmak zorundadır.

Ülkemizin çerçevesinde adeta bir ateş çemberi bulunmaktadır, bu ateş çemberi içinde ülkemizin bekası, vatandaşlarımızın hayatı ve izzeti söz konusu olduğunda her türlü tedbiri alacağımızı da buradan dünyaya ilan ediyorum. Bugün Türk hava sahasını ihlal eden uçaklara Silahlı Kuvvetlerimizin gösterdiği tepkiyi de bu çerçevede ele almak gerekir.

Türkiye’nin hiçbir ülkenin toprağında gözü yoktur, kendi topraklarını ve hava sahasını korumak ise uluslararası hukuktan kaynaklanan en doğal hakkıdır. Türkiye bölgede her gerilime karşıdır. Rusya’ya yahut bir başka ülkenin hedef alınması söz konusu değildir, herhangi bir ülkeyle de gerilim yaşama arzumuz yoktur. Buna karşılık, bu ülkenin her karış toprağının güvenliğini sağlamak noktasında hiçbir tereddüt göstermedik, göstermeyeceğiz.

Kardeş devlet can Azerbaycan’la ilişkilerimiz dış politikamızda müstesna bir yere sahip olmaya devam edecektir. Kardeş Azerbaycan ile tarihi ilişkilerimizin Kafkasya jeopolitiğine her iki ülkenin çıkarına olacak şekilde yansıtmaya devam edeceğiz.

Ülkemiz, Güney Kafkasya’daki anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü doğrultusunda, Yukarı Karabağ başta olmak üzere Azerbaycan topraklarındaki işgalin sona erdirilmesi ve Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki gerginliklerin sonlanması için çaba göstermeye devam edecektir.   

Önümüzdeki dönemde, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesine yönelik adımlarımız da sürecektir. Ermenistan’ın karşılıklı yarar ve işbirliğin önünü açacak kapsayıcı, adil hafıza arayışı içerisinde tarihi araştıran bir anlayışa yönelmesini ve açılımlarımıza ileri görüşle mukabelede bulunmasını bekliyoruz. Barış, istikrar ve refah ortamının Kafkaslar’a teşmilinin ancak böylelikle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. 

Kafkasya’da oluşturduğumuz Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan, Türkiye-Azerbaycan-İran ve Türkiye-Azerbaycan-Türkmenistan üçlü mekanizmaları da meyvelerini vermeye başlamış, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle ticaret hacimlerimiz istikrarlı bir artış göstermiştir. Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerimizin daha da geliştirilmesi ve geçtiğimiz dönemde kurduğumuz Türk Konseyi’nin daha da güçlendirilmesi temel hedeflerimiz arasında yer almaktadır. 

Afrika bizim çok önem verdiğimiz önceliklerimizden birisidir. Önümüzdeki dönemde de Türkiye için dünyanın her yerinde mevcut ilave işbirliği imkânlarını tespit etmeyi hedefleyen bu yaklaşımımızı sürdüreceğiz.  Geride bıraktığımız 5 yıllık dönemde sayılarını 12’den 39’a yükselttiğimiz Afrika Kıtası’ndaki büyükelçiliklerimizin sayısını daha da arttıracağız.  Türk firmalarının ve işadamlarının Afrika pazarında etkin hale gelebilmeleri  ve pazar payını artırmaları için sarf ettiğimiz gayretler neticesinde  20 milyar dolar seviyesini aşan toplam ticaret hacmimizi daha da  yukarılara taşımak için gayret göstereceğiz.  

Başta İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere bütün bölgesel ve küresel örgütlerde aktif olmaya özen göstereceğiz ve dünyada doğrudan üye olmadığımız ya da ortak geliştirmediğimiz hiçbir küresel ya da bölgesel örgüt, yapı kalmayacaktır.

Yeni coğrafyalara erişim sağlama politikamız çerçevesinde ticari ve diplomatik  bağlarımızı güçlendirdiğimiz bir diğer bölge olan Latin Amerika  ve Karayipler ile ticaret hacmimiz son 10 yılda 9 kat artarak 8 milyar  dolar seviyesine ulaşmıştır. Bu yaklaşımımızı muhafaza edecek, ilişkilerimizi karşılıklı saygı ve işbirliği temelinde geliştirmeyi sürdüreceğiz. 

Özetle, dış politikamızda al bayrağın ulaşmadığı hiçbir kıta, hiçbir ülke, hiçbir bölge, hiçbir havza kalmayacaktır.

Değerli milletvekilleri; bütün bu reformları, vaatlerimizi ve projelerimizi belirli bir takvime bağlayan, sorumlulukları netleştiren, hesap verebilirliği sağlayacak olan eylem planımızı da ayrıca halkımızla paylaşacağız. 3 ay, 6 ay ve 1 yıl içinde ayrıntılı ve şeffaf bir şekilde neleri yapacağımızı içeren eylem planımız uygulamanın etkinliği ve takibi bakımından da sağlam bir zemin oluşturacaktır. Geçmişte olduğu gibi, bugün de, yarın da halkımıza verdiğimiz her sözü mutlaka hayata geçireceğiz.

64. Hükümet Türkiye’nin reformlarla birlikte siyasi istikrar ve ekonomik büyüme sürecinin tahkim edilmesi için çalışacaktır. Bu sorumluluğu alırken milletimizin desteğine, siyasi partilerimizin basiretine ve kurumlarımızın enerjisine duyduğumuz güven tamdır.

64. Hükümet Programımızın insan onurunu esas alan müreffeh Türkiye hedefimiz için hayırlara vesile olmasını diler, saygılar sunarım.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.