Yükleniyor...

Basbakan Yildirim, Beyaz TV’de gündeme iliskin açiklamalarda bulundu

 

Başbakan Yıldırım, anayasa değişikliğine ilişkin 16 Nisan’da yapılacak halk oylamasından önce son canlı yayın programına katıldığını dile getirdi. 

"Eyalet sistemi" iddialarına ilişkin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin açıklamalarını "Fazlasıyla yeterli" bulduğuna yönelik sözlerinin hatırlatılması üzerine Yıldırım, "Bunlar gayet açık, herhangi bir yoruma ihtiyaç göstermeyen sözlerdir. Başından beri zaten Milliyetçi Hareket Partisi ve AK Parti olarak biz, bu anayasa değişikliğini hazırlarken kırmızı çizgimiz olarak üniter yapıyı öngördük ve bu konuda herhangi bir endişeye, tereddüte mahal vermeyecek şekilde titiz bir çalışma yaptık. Üniter devlet yapısı bizim de hassasiyetimiz, MHP’nin de hassasiyeti. Eminim ki vatanını, milletini, bayrağını, devletini seven 80 milyon vatandaşımızın da önemsediği, hassasiyet gösterdiği bir konu. Ortaya atılan bu dedikodular tamamen kafa karıştırmaya yöneliktir. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları, bizim açıklamalarımız, Sayın Bahçeli’nin bugünkü en son değerlendirmeleriyle konu tamamen kapanmıştır. Zaten olmayan bir şeydir ve tamamen kapanmıştır." ifadelerini kullandı.

Tartışmanın, Anayasanın 123. maddesine dayandırıldığını söyleyen Yıldırım, şöyle konuştu:

"123. madde ne var? İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzel kişiliği. İdarenin bütünlüğünü ifade eden birinci paragrafta hiçbir değişiklik yok. İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş, görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayanır. Yani merkez bakanlıkları oluşturuyor, yerel de belediyeler, muhtarlıklar, valilikler, bunları oluşturuyor. Ayrıca kamu tüzel kişiliği tanımı var. ’Kamu tüzel kişiliği de ancak kanunla ve kanunun verdiği yetkiye dayanarak kurulur.’ mevcut anayasada. Bu madde şöyle oldu, ’Kamu tüzel kişiliği ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak.’ ibaresinin yerine ’Ancak kanunla veya cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle.’"

Bunun ne anlama geldiği verdiği örnekle açıklayan Yıldırım, "Diyelim ki cumhurbaşkanlığı, kurduğu hükümette bazı birimleri kapattı, bazılarını açtı. Mesela karayolları bölge müdürlüğü kuracak yeni bir yere veya mevcut karayolları bölge müdürlüğünü kapatacak. Onları cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kuracak ancak merkezi idare, merkezden yönetim, yerinden yönetimi öngören bütün bu kurumlar kararnameyle kurulabiliyor. Anayasada bu teminat altına alınmış." değerlendirmesinde bulundu. 

Anayasa’nın 126. ve 127. maddelerini hatırlatan Yıldırım, "Mahalli idareler böyle, merkezi idare böyle. Bunlar hiçbir değişiklik yok. Nereden çıkarıyorsunuz eyalet sistemini? Ayrıca Anayasanın ilk üç maddesi bu konuyu yani üniter yapıyı teminat altına alıyor." dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anayasanın ilk dört maddesini değişebileceğine yönelik sözlerinin hatırlatılması üzerine Yıldırım, şunları söyledi:

"Ama kendisi vadetti yani ’Dört madde değişebilir.’ dedi, geçmiş yıllarda bir beyanatında, hatta bölücü terör örgütünün etkili olduğu televizyon kanalında sordular, ’ilk dört madde de değişebilir, konuşabilir.’ diye kendi açıklaması var. Bizde ne eskiden ne de şimdi ilk dört maddeyle ilgili hiçbir beyanatımız yok. Bunu bilmek lazım. Ayrıca üniter yapıyı teminat altına alan üçüncü madde var. ’Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçe’dir.’ Yeterince açık değil mi? Nerede eyalet sistemi? Bu maddede bir değişiklik var mı? Yok. Bizim değişiklikler 9. maddeden başlıyor ve devam ediyor. 9. madde de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı. Bu mesele bitmiştir, zaten yapay, üretilen bir konuydu. Bu işle ilgili hiçbir tereddüte, hiçbir kuşkuya yer kalmayacak şekilde her yönüyle açıklamış olduk."

ANA MUHALEFET PARTİSİNE YAKIŞMIYOR

Halk oylamasına ilişkin kampanya sürecinde anamuhalefetin tavrı hatırlatılarak, "Karşı taraf bunu söylüyor ama siz de buna cevap vermek zorunda kalıyorsunuz. Bu bir zül değil midir?" sorusu üzerine Yıldırım, şöyle konuştu:

"Ne yapalım, anamuhalefet partisi genel başkanı, iktidar alternatifi, dolayısıyla söylediği şeyler doğru olmasa da biz, ’vatandaşlar, anamuhalefet partisi başkanı konuşuyor, ciddiye alır’ diye düşünüyoruz ve cevap vermek zorunda kalıyoruz. Bizim için züldür cevap vermek. Bu kadar açık, her şey ayan beyan ortadayken, insanlara ’hayır’ oyu verdirmek için gerçekle ilgisi, alakası olmayan konuları gündeme getirmek, anamuhalefet partisine yakışmıyor. Eğer topluma bir şeyler söylemek istiyorsa şunu söylesin, yani ’hayır’ diyebilir, hakkıdır, bir itirazımız yok. ’Hayır’ söylemini yaparken, Türkiye’nin ne kazanacağını anlatsın. Türkiye, ’hayır’la sonuçlanacak bir anayasa değişikliğinde ne kazanacak? Gençlere, geleceğe, Türkiye’nin ekonomisine, siyasetine, demokrasisine, terörle mücadeleye nasıl bir faydası olacak? Ülkedeki krizlere, darbe tehditlerine, muhtıralara karşı nasıl bir faydası olacak? Bunları ortaya koyması lazım."

Türkiye’nin problemlerinin bugünün problemi olmadığını, çok partili siyasi hayattan bu yana sürekli darbelerle değiştirilen, delik deşik olan bir anayasadan söz ettiğini vurgulayan Yıldırım, mevcut anayasanın, parçalı, zayıf iktidarlar döneminde Türkiye’nin başına bela olduğunu belirtti.

Parçalı iktidarlarda, vesayet odaklarının harekete geçtiğini dile getiren Binali Yıldırım, bu dönemlerde Türkiye’nin ekonomik krize uğradığını, hükümetlerin alaşağı edildiğini, kişilerin hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığını anlattı.

BİR TÜRKİYE’Yİ ÜÇ TÜRKİYE YAPTIK

Türkiye’nin bu dönemlerde kaybettiğinin altını çizen Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Biz diyoruz ki artık bunları aşalım. Bunun en son örneklerini AK Parti döneminde gördük. 15 yıl içinde biz bir Türkiye’yi, üç Türkiye yaptık. Türkiye’yi üçe katladık. İhracatımızı dört kat artırdık. Yollarla hastanelerle Türkiye’de müthiş bir gelişme sağladık. Bütün bunları yaparken aynı zamanda birçok engellemelerle karşılaştık. Cumhurbaşkanını, 363 milletvekili olan partiye seçtirmediler. Yeni hukuk icatları çıkardıklar, elektronik muhtıra verdiler, yetmedi partimizi kapatma davası açtılar. Biz de ne yaptık? Halk oylamasına gittik, ’cumhurbaşkanını millet seçsin’ dedik.

Millet kabul etti ve bu usule göre seçilen ilk cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan’dır. Zaten orada her şey değişmiştir. Yani halkın doğrudan seçtiği, 21 milyonun üzerinde vatandaşın oy verdiği bir cumhurbaşkanına, ’Sen bir şeye karışma, görüşme. Bayramlarda, seyranlarda, kabullerde bulun, gerisine karışma.’ deme hakkı yok kimsenin. Dolayısıyla bu durumun anayasayla olan uyumsuzluğunun giderilmesi lazımdı. Önerdiğimiz değişiklik, cumhurbaşkanının millet tarafından seçilmesiyle beraber ortaya çıkan mevcut durumun uygun hale getirilmesi, anayasanın bu duruma uygun hale getirilmesi yani idarede iki başlılığın ortadan kaldırılması, yetkinin, milletin doğrudan verdiği iradeye teslim edilmesi."

Anayasa değişikliği halk oylaması öncesinde, bugün yayımlanan bir ankette, yüzde 60,8 oranında "evet" çıkacağı yönündeki sonuçlara ilişkin değerlendirme yapması istenen Yıldırım, ellerinde çeşitli anketler bulunduğunu, kendilerinin de yaptırdığı anketler olduğunu söyledi. 

Bu konuda bir prensibi olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Gerçek anket sandıktakidir. Sandık olacak, sayım yapılacak, anketin sonucu ortaya çıkacak. Bir seçim olsun, halk oylaması olsun, sonuçlanmadan tahminlerim olabilir ama tahminlerimi paylaşmam çünkü bu, oy verecek vatandaşlarımızın iradesine saygısızlık olur. Ben böyle görüyorum." ifadelerini kullandı. 

Yıldırım, ilk günden itibaren "evet" konusunda sıkıntı olmayacağını dile getirdiğini anımsatarak, bu konuda rahat olduklarını ve millete güvendiklerini, yaptıkları işin doğru olduğunu söyledi.

Çok titiz çalışmayla milletin önüne getirilen değişikliğin milletin ufkunu açacağını, geleceğini aydınlatacağını, ekonomiyi şaha kaldırarak yeni iş imkanları sağlanacağını ve terörle mücadelede Türkiye’nin daha güçlü hale gelerek bölgesel sorunlardaki etkinliğinin daha da artacağına dikkati çeken Yıldırım, böyle bir değişikliğe milletin olumsuz bakmayacağından emin olduğunu vurguladı. 

"Anket sonuçlarından yüzde 60,8 çıkması size ne düşürdürdü? şeklindeki soruya ise Yıldırım, "Allah ne verdiyse. Milletimiz neyi takdir ederse iyi bir şey tabii. Ne kadar fazla olursa o kadar güzel. Buradaki esas şudur, 50 artı 1’dir. Bu işin meşruiyeti 50 artı 1 ’evet’se ’evet’ kazanmıştır. 50 artı 1 ’hayır’sa ’hayır’ kazanmıştır. Fazlası ballı börek. Fazlasından bir ziyanı yok." diye cevap verdi.

Başbakan Yıldırım, sahayı gördüğünü ve iki aydır vatandaşlarla iç içe olduğunu dile getirerek, "Fotoğraf benim açımdan çok net." ifadelerini kullandı.

Referandum sürecinin nasıl geçtiğinin sorulması üzerine Yıldırım, gayet coşkulu geçtiğini ve vatandaşı çok istekli ve heyecanlı gördüğünü söyledi. Vatandaşların kendilerine güç verdiğini ifade eden Yıldırım, meydanlardaki yankıların halk oylaması için çok ciddi moral olduğunu, bunun meyvelerini Pazar günü toplayacaklarını belirtti. 

Kararsızlarla ilgili soruyu Yıldırım, "Bana göre vatandaşlardan kararını vermeyen yok. Herkes kararını verdi. Kararını paylaşanlar var. Kararını paylaşmayanlar var ama bu ’karar vermediler’ anlamına gelmez. Vatandaşlarımız Pazar günü sandığa gitsinler. Vatandaşlık görevini yapsınlar. 18 tane anayasa değişikliği yapıldı. Bunların bir kısmı halk oylamasına gitti, bir kısmı gitmedi." diyerek yanıtladı. 

Anayasa değişikliği halk oylamasının dünyanın gündeminde olduğuna işaret eden Yıldırım, "Almanya’da, İsviçre’de Türkçe gazete çıkarıyorlar. Başlığı da ’Hayır’, ’Diktatörlüğe Hayır’, ’Tek Adamlığa Hayır’. Zavallılar bir de Türkçe öğrenmek mecburiyetinde kaldılar. Bu kadar zahmete ne lüzum var? Sizden oy istemiyoruz. Kendi memleketinizin işlerine bakın. Bizim işimize ne burnunuzu sokuyorsunuz?" diye konuştu. 

ÇILGINLIK YAPMAYA KALKAN BEDELİNİ ÖDER

Başbakan Yıldırım, "evet"in ne anlama geldiği yönündeki soruyla ilgili de şu değerlendirmelerde bulundu:

"Evet, ’evet’ anlamından çok daha fazlasını ifade ediyor. Burada iki yönlü kampanya var. Birinci kampanya, ’evet’ kampanyasının amacı, hedefleri belli. Türkiye’nin geleceğini garanti altına almak. Teröre karşı, ekonomik krizlere karşı garanti altına almak, darbe, muhtıra gibi devlet içindeki paralel yapılanmalara karşı geleceğimizi garantiye almak. ’Evet’in anlamı, esas itibarıyla bu.

’Hayır’ın anlamı ne? ’Hayır’ın anlamını çözmek için kimin söylediklerine bakalım. PKK terör örgütü ’hayır’ verin diyor. Kandil’den bağırıyor, ’hayır’ çıkmalı aksi halde biz biteriz. Bu gayet açık, değil mi? ’Evet’ çıkarsa bize hayat hakkı yok. Türkiye, daha güçlenecek ve terörle mücadelesine artık gündeminden düşürecek."

15 Temmuz akşamı Kandil’den sahadaki teröristlere, "Askerlere saldırmayın" anonsları yapıldığını ifade eden Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"16 Temmuz sabahı tekrar bir anons, ’Darbe başarısız oldu, saldırı serbest, ateş serbest.’ Bu terör örgütleri birlikte çalışıyor. Bunlar aynı vücudun iki kolu, iki eli gibi. Bunları yöneten tek merkez var. Bu merkez de Türkiye’nin dostu değil, iyiliğini isteyenler değil. ’Türkiye iç meseleleri ile uğraşarak enerjisini tüketsin. Türkiye gelişmesin, büyümesin’ hedef budur. FETÖ her gün bir dedikodu, milleti endişeye sevk edecek haberler yayıyorlar. Amaç taraftarlarına moral vermek, milleti huzursuz etmek. ’Acaba bir şey olacak mı?’ diye sürekli huzursuz, tedirgin olmalarını sağlamak. Milletimiz rahat olsun.

Milletimiz 15 Temmuz’da görevini yaptı. Sokağa indi, bayrağı düşürmedi, ezanları dindirmedi ve vatanı hainlere teslim etmedi. Şimdi artık görev bizim. Biz onların rahatı için uyanık kalmaya mecburuz. Milletimiz rahat etsin, bir daha çılgınlık yapmaya kalkan olursa, en ağır şekilde bedelini öder ama sonucunu da bilmesi lazım."

Başbakan Yıldırım, "Tek adamlık meselesi konuşuluyor, tek adamlık nereden kaynaklandı?" sorusu üzerine, tek adam meselesinin çok işlendiğini söyledi.

Bugüne kadar hiçbir ülkede iki cumhurbaşkanı, belediye başkanı ve iki muhtar olmadığına işaret eden Yıldırım, "Demokrasi ile yönetilen her ülkede tanımlanmış bir göreve bir tane insan getirilir. Bizde var, bizde çift başlılık var. Çift başlılık, bizde sorunun kaynağını oluşturuyor." dedi. 

Cumhurbaşkanı ve başbakanlar arasındaki krizlere de değinen Yıldırım, 1946’da ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile dönemin Başbakanı Recep Peker arasında atamalar ve ülkenin yönetimi konusunda anlaşmazlık yaşandığını hatırlattı.

Söz konusu anlaşmazlık sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu tarihten itibaren ilk devalüasyonu gördüğünü ve Türk parasının dolar karşısında değer kaybettiğine dikkati çeken Yıldırım, şunları kaydetti: 

"Tek parti dönemi, ikisi de aynı partinin elemanı. Üstelik cumhurbaşkanı da aynı zamanda parti başkanı. En yakına gelelim. 2001’de cumhurbaşkanı kim? Ahmet Necdet Sezer. Başbakan kim? Merhum Bülent Ecevit. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, MGK’da Bülent Ecevit’e anayasa kitapçığını fırlattı. Ecevit’in kafasına vurmadı ama milletin kafasına balyoz gibi indi. 2001 krizi oldu. 23 banka battı, Türkiye’nin zararı 50 milyar dolar. Daha sonra onu AK Parti ödedi, faizleriyle 638 milyar lira ödedi. Nereye kadar? 2011’e kadar. Türkiye’nin bugün milli geliri 11 bin dolar, 14 bin dolar olacaktı. Kim kaybetti? Millet kaybetti."  

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine yönelik "tek adam" tartışmalarına ilişkin açıklamalarda bulunan Yıldırım, Türkiye’de partilerin olduğunu ve seçimlere girdiklerini söyledi.

Yıldırım, "Girecekler. Cumhurbaşkanlığı, 2014’te de seçime girdiler. AK Parti aday gösterdi, karşısında bir sürü parti de tek bir aday gösterdi. Yarıştılar ve kim kazandı? Recep Tayyip Erdoğan. Kimin oylarıyla kazandı? Milletin oylarıyla. Darbeyle mi geldi? ’Tek adam’ dediğin darbeyle gelir. Yani milletin oyuyla gelen, patronun millet olduğu yerde tek adam olmaz, ’tek adam’ diye bir şey olmaz." ifadelerini kullandı.

Seçimin olduğu yerde "tek adam" olmayacağını vurgulayan Yıldırım, "Seçtik, 5 yıl çalışacak. Beş yıl sonra beğenmedik, gönderdik, başkasını getirdik. Nasıl tek adam oluyor? İkinci sefer seçiyor, üçüncü seferde de... ’Çok iyi çalışıyor’. Yok kardeşim. Bitti, iki dönemle sınırlanmış. Padişahlık mı bu, babadan oğula geçecek, seçim olmayacak? Asker emrinde, o emrinde, istediğin kadar hükümdarlık süreceksin, öyle bir şey var mı?" diye konuştu.

Yıldırım, Recep Tayyip Erdoğan’ın 11,5 yıl başbakanlık yaptığını anımsatarak, "İstese de daha fazla da yapardı çünkü millet destek veriyor. Yeni sistemde herhangi bir cumhurbaşkanı 10 yıldan fazla yapamayacak, sınırlama geliyor. 5 yıl artı 5 yıl. Onun için patronun millet olduğu yerde tek adam olmaz. Tek adam görmek istiyorsa Sayın Kılıçdaroğlu, aynaya baksın. 7 seçim kaybedip koltuğunu koruyan bir genel başkan ’tek adam’ demektir. Tek olan ne var? Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan. Bunlar tek." değerlendirmesinde bulundu. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 16 Nisan’daki halk oylamasında "Evet" çıkması durumunda "İstifa etmeme gerek yok." şeklindeki açıklaması hatırlatılarak, "Böyle bir durum karşısında etmez mi?" sorusu yöneltilen Yıldırım, "Onların kendi iç meseleleri. Ben ona girmek istemem. Zaten etmeyeceğini beyan etmiş. Onun üzerine bizim söz söylememize gerek yok. Cumhuriyet Halk Partisi kurulları, tabii ki değerlendirmelerini yapacak, ona göre hareket edeceklerdir. Aynı şekilde bizim de partimiz var. Sonuçlara göre biz de değerlendirmelerimizi yapacağız." yanıtını verdi.

CUMHURBAŞKANI VE KURACAĞI KABİNE, MECLİS’E KANUN TEKLİFİ VEREMEYECEK

Başbakan Yıldırım, yeni sistemde Meclis’in "sözde" olacağına yönelik eleştirilerin sorulması üzerine şunları kaydetti:

"Bu konuda ’Meclis etkisiz hale gelecek, yok olacak.’ söylemi, Meclis’in bir üyesi olan bir genel başkan için, aynı zamanda bir milletvekili olan genel başkan için doğrusu hiç yakışmayacak bir şey. Ait olduğu siyasi kurumu bu kadar itibarsızlaştıran bir genel başkan ben görmedim. Böyle bir şey yok. Meclis’in yetkileri artıyor, azalmıyor. Mevcut yetkilerinden elinden giden iki tane şey var. Biri gensoru, ikincisi güvenoyu. Bunlar niye kaldırıldı? Çünkü sistem değişiyor. Yani hükümet sandıkta kurulduğu için güvenoyunu millet veriyor, başbakanlık müessesesi Bakanlar Kurulunda olmadığı için, cumhurbaşkanlığında yetkiler birleştirildiği için gensoru müessesesi otomatik olarak kalkıyor ama onun yerine başka denetim mekanizmaları geliyor.

Meclis’in iki türlü görevi var. Birinci görevi, yasa yapmak. Şu anda da Meclis yasayı yapıyor ama getirilen değişiklikle Meclis’te yasa tekliflerini milletvekilleri verecek, hükümet değil. Cumhurbaşkanı ve kuracağı kabine, asla Meclis’e kanun teklifi veremeyecek. Sadece bütçe kanunu verecek çünkü bütçe hükümetin işi. Cumhurbaşkanlığının bütçesi olacak, bir yıl boyunca nereye ne harcayacağını yazacak, çizecek. Meclis de onu inceleyecek, görüşecek, tartışacak, onaylayacak. Aynen bugün de olduğu gibi, değişen bir şey yok."

Kanun tekliflerinin milletvekillerince tek tek verilebileceğine dikkati çeken Yıldırım, "Bu, ne anlama geliyor? Milletvekilleri daha güçlü hale geliyor. İşin bir tarafı bu. Mevcut yetkiler, savaş ilanı, para basmak, kanun çıkarmak, soruşturma açmak... Kimin hakkında soruşturma açabilecek? Cumhurbaşkanı hakkında. Kimin hakkında? Başkan yardımcıları hakkında. Kimin hakkında? Bakanlar hakkında." diye konuştu.

Yıldırım, cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açmanın, mevcut anayasada hemen hemen karşılığının olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

"Niye yok? Çünkü sadece vatana ihanetten böyle bir suçlamada bulunabiliyorsunuz. Onun da ciddi olabilmesi, bunun yargılamaya dönüşmesi için Meclis’teki üye sayısının 4’te 3’ünün onayı gerekiyor. Peki, yapılan değişiklikle ne geliyor? 

Değişiklikle gelen şey şu. Bu sefer cumhurbaşkanı, herhangi bir suçtan suçlanabiliyor. Aklınıza ne gelirse, görev sırasında herhangi bir suçla suçlanabiliyor. Bunun için yargılanması gerekirse lazım olan sayı 4’te 3 değil, 3’te 2. Rakamlarla söyleyelim, mevcut sistemde 413 milletvekilinin kabul oyu vermesi lazım, Yüce Divan’a gitmesi lazım. Yeni sistemde 367 milletvekilinin kabul oyu vermesi lazım. 

Mevcutta hem suçlama yok, suçlamaların çeşitliliği yok. Bir tane soyut suçlama var, hemen hemen o da suç değil zaten. Tanımlanmış bir şey yok. Türk hukukunda ’vatana ihanet’ diye bir suç yok. Olmayan bir suçtan suçlayabiliyorsunuz ve Yüce Divan’a göndermek için 413 milletvekili lazım."

Mevcut anayasada Meclis’e milletvekillerinin soru önergeleri verdiğini, sözlü soru önergesinin kalktığını hatırlatan Yıldırım, yeni düzenlemede de yazılı soru önergesi verileceğini ve milletvekilinin 15 gün içinde cevabını alacağına dikkati çekti.

Yıldırım, mevcut anayasada ise bunun için bir süre olmadığını vurgulayarak, "Cevap verirsin, vermezsin, belli değil yani belirsizlik var. Bütün bunları dikkate alınca, Meclis nasıl zayıflıyor, bana birisi anlatsın. Ben, burada yazılanları söylüyorum, kendimden bir şey söylemiyorum." ifadelerini kullandı. 

SEÇEN KİMSE AYNI ZAMANDA SEÇİLEBİLMELİ

Başbakan Yıldırım, seçilme yaşının 18’e indirilmesinin "gençlere yönelik rüşvet olduğu" yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine şu değerlendirmelerde bulundu:

"18 yaşını dolduran herhangi bir aday oy veriyor. Şimdi getirdiğimiz ne? Seçme ehliyeti varsa, seçen kimse aynı zamanda seçilebilmelidir. Demokrasinin gereği budur, hukukun gereği budur. Bunu, bir rüşvet gibi gençlere tanımlamak, gençlere en büyük hakarettir. Sanki gençler önemsiz, seçilme hakkı vererek gençlerin aklını çelmek istiyoruz. Öyle anlaşılıyor. Bu gençler, onların bu şekilde nitelendirdiği, dikkate almadığı bu gençler, 15 Temmuz gecesi sokaklardaydı ve devleti, milleti, bayrağına sahip çıktı ve hayatını ortaya koydu. 39 tane gencimiz, 18-25 arasında şehit oldu. Bu gençlerin ruhunu sızlatmaya hakkınız var mı?"

Türkiye’de 18 ve 25 yaş arasında 9,5 milyon genç bulunduğunu anlatan Yıldırım, yurt dışındakilerle 59 milyon seçmen olduğunu söyledi.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu, ne demek biliyor musunuz? Yüzde 20’ye yakın seçmeni yok sayıyor, ana muhalefet genel başkanı, yok sayıyor. Bunların, sadece 18 değil, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25 olmak üzere 8 yaş grubu, bunları yok sayıyor ama öyle müthiş bir çelişki var ki. Maalesef bunu söylerken, gençlerle ilgili geçmişte söylediklerini unutuyor. Mesela, Cumhuriyet Halk Partisinin parti tüzüğünde gençlik kotası var. Buna göre 18 yaş ve üzerindeki gençler için kota koymuşlar, parti meclisine seçilebilir diye. Parti meclisine seçmek için kota koyuyorsunuz, milletvekili yahut muhtar, yahut belediye meclis üyesi, belediye başkanı gibi seçimle gelinen görevlere seçilmesini istemiyorsunuz. Bu, yaman bir çelişkidir.

Bununla da kalmamışlar. 2011 seçimleri öncesi seçim beyannamelerinde ’Seçilme yaşını 21’e indireceğiz.’ demişler. Bununla da kalmamışlar, 2015’ta Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili, Meclis’e kanun teklifi vermiş, ’Seçilme yaşı 18’e insin’ diye. Kılıçdaroğlu da bunu mühürlemiş, ’Olur’ demiş. Şimdi, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Buna başka söyleyecek söz bulamıyorum. Bunlar hiçbir şekilde sağlıklı değerlendirmeler değil, gençlerimize güveneceğiz çünkü gençlerimiz bizim geleceğimiz, geleceğimizi, bu ülkeyi onlara teslim edeceğiz. Dolayısıyla onların daha şimdiden ülkenin sorunlarıyla haşır neşir olması lazım. Sadece, affedersiniz milletvekiline getirip işi bağlamaya lüzum yok. Siyasette gençlerin yapacağı başka işler de var.

Onun için 15 yaşında gidip ’Çanakkale geçilmez.’ diyen gençler, bu ülkeyi bize vatan yapan o gençler, o kahraman gençler, 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fatih... 18 yaş olunca ehliyet alacaksın, evleneceksin, iş güç sahibi olacaksın, askere gideceksin 20 yaşında ama siyasete, seçilmeye gelince ’Sen bekle, biz varız. Hele biz daha devam edelim.’ diyeceksin. Böyle bir şey olmaz." 

"Ankara’dakilerin çocukları seçilecek, vekil olacak." şeklindeki söylemlerin sorulması üzerine de Yıldırım, "Biz 15 senedir iktidardayız, bildiği bir şey varsa söylesin ama benim bir bildiğim var. Kendi oğlu 33 yaşında, henüz askere gitmemiş. Bu sene sonunda gidecek. Bunlar çok yanlış şeyler. Bunlar tamamen milletin kafasını karıştırmaya, olayı sulandırmaya yönelik şeyler." diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, CHP’nin anayasa değişikliğiyle milletvekili sayısının arttırılmasına yönelik eleştirilerinde yaman bir çelişki yaşadığını dile getirdi. 

 CHP, DYP ve diğer partilerin 1995’te Meclise milletvekili sayısının 450’den 600’e çıkarılması için anayasa değişikliği teklifi getirdiğini söyleyen Yıldırım, bu teklife karşı yapılan tartışmalar üzerine komisyona geri çektiklerini ve 550’ye düşürüp tekrar Genel Kurul’a getirdiklerini anlattı. 

Yıldırım, CHP’nin 1995’te milletvekili sayısını 100 arttırdığını vurgulayarak, "O zaman Türkiye’nin nüfusu 59 milyon, seçmen sayısı 29 milyon. Şimdi ne kadar seçmen sayısı? 59 milyon. Nüfus, yurt dışındakilerle birlikte 84 milyon. Şimdi bunları yapıyorsun, 29 milyon seçmenin var, 100 milletvekili birden arttırıyorsun. 150 istiyorsun, gürültü çıkınca 100’e düşürüyorsun. Şimdi 29 olmuş 59 milyon seçmen. 50 artışa laf ediyorsun. Bu da yaman bir çelişki." değerlendirmesinde bulundu. 

GELİŞMİŞ DEMOKRASİLERDE 50-60 BİN KİŞİYE BİR VEKİL DÜŞÜYOR

Başbakan Yıldırım, bu konuda Türkiye’de 1960 darbesinden sonra yapılan anayasayla senato ve meclis kurulduğunu aktararak, o dönem 40 milyon civarında olan nüfusa karşılık milletvekili sayısının 640 olduğuna dikkati çekti. 

Yıldırım, gelişmiş demokrasilerde bu konudaki örnekleri elindeki şema üzerinden anlatarak, "Gelişmiş demokrasilerde 50-60 bin kişiye bir vekil düşüyor. Bizde 143 bin kişiye bir vekil düşüyor." dedi.

Anayasa değişikliğiyle bu sayının 123 bine düşürüleceğine işaret eden Yıldırım, "Hala gelişmiş ülkelerin iki katı. Normal arttırsak 900’e bile çıkabilir ama gerek yok. Türkiye’nin imkanlarına oranla yapılabilecek en asgarisini yapıyoruz." ifadesini kullandı.

Yıldırım, Almanya’da 82 milyon nüfusa karşı 667 milletvekili, Fransa’da 66 milyon nüfusa karşı 925 milletvekili, İspanya’da 44 milyon nüfusa 616, İtalya’da 60 milyon nüfusa karşılık 952, İngiltere’de ise 65 milyon nüfusa karşılık bin 449 milletvekili olduğunu anlattı. 

Bu konu üzerinden bir polemik yapmanın, "Buradan masraf oluyor" gibi laflar etmenin siyasetçilere yakışmadığını vurgulayan Yıldırım, "Meclisi bu kadar küçük düşürmeye, milletvekilini bu kadar önemsiz hale getirmeye bir milletvekilinin hakkı var mı? Böyle bir şey olabilir mi? O beğenmediğin Meclis 15 Temmuz gecesi bombalar altında dünyaya meydan okudu. Türkiye’nin egemenliğinin kayıtsız şartsız teminatı olan Meclisi bu kadar hafife alabilir miyiz? Bunlar yanlış şeyler." ifadesini kullandı. 

TÜRKİYE BÜYÜMEYE DEVAM EDECEK, REFAH ARTIŞI OLACAK

Başbakan Yıldırım, "Yeni sistem vatandaşın refah düzeyini, geçim bütçesini etkileyecek mi?" şeklindeki soru üzerine şunları kaydetti: 

"Şüphesiz olumlu yönde etkileyecek. Çünkü güçlü hükümet olacak, sandıkta hükümet belli olacak. Zamanı çok etkin kullanacak ve artık zaman kayıpları olmadığı gibi ekonominin büyümesi, yatırımların gecikmeden yapılması, yeni iş, aş alanlarının oluşması mümkün hale gelecek. Ülke öngörülebilir olduğu için 5 yıl boyunca iç ve dış yatırımcı da ona göre planlarını, projelerini ertelemeyecek. Dolayısıyla Türkiye büyümeye devam edecek, refah artışı olacak." 

Yıldırım, AK Parti’nin hava yollarından şehir hastanelerine, eğitimden tarıma ve demokrasiye kadar yaptıklarını insanların gördüğünü, her şeyin ortada olduğunu ifade etti. 

GÜÇLÜ İKTİDARDA KAZANIYORUZ, ZAYIF İKTİDARDA KAYBEDİYORUZ

Türkiye’nin geçmişten günümüze uzanan büyüme rakamlarını elindeki şema üzerinden anlatan Yıldırım, Mustafa Kemal Atatürk’ün döneminde, 1923-1938 yılları arasında harpten yeni çıkan Türkiye’nin ortalama yüzde 7,8 büyüdüğünü belirtti.

1938’den sonraki İnönü döneminden 1950’ye kadar olan süreçte Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nın etkileriyle yüzde 1,9 büyüdüğüne dikkati çeken Yıldırım, 1950-1960 yılları arasındaki Menderes döneminde de Türkiye’nin yüzde 6,4 büyüdüğünü söyledi.

O dönem dünyanın ortalama büyümesinin yüzde 2,8 olduğunu aktaran Yıldırım, bunun tek parti, güçlü iktidardan kaynaklandığını kaydetti. 

Yıldırım, darbe dönemlerinde Türkiye’nin istenen oranda büyümediğini anımsatarak, Özal döneminde ise Türkiye’nin ortalama yüzde 5,1 büyüdüğüne, dünyadaki ortalama büyüme oranlarının ise yüzde 2,9 olduğuna dikkati çekti. 

90’lı yıllardaki koalisyon döneminde ise dünyanın yüzde 3, Türkiye’nin yüzde 2,2 büyüdüğüne işaret eden Yıldırım, 80’li yıllarda Özal döneminde kazanılanın 90’lı yıllarda kaybedildiğini, Menderes döneminde kazanılanın da Demirel döneminde kaybedildiğini dile getirdi. 

"Güçlü iktidarda kazanıyoruz, zayıf iktidarda kaybediyoruz." diyen Yıldırım, Türkiye’nin 2002-2016 yılları arasındaki AK Parti hükümetleri döneminde de dünya ortalamasının 2 katından fazla büyüdüğünü kaydetti. 

Yıldırım, yeni sistemle Türkiye’nin yukarı doğru çıkabileceğini belirterek, mevcut sistemle ise aşağı doğru inme riskinin bulunduğunu söyledi. 

SÜREKLİ KAZANMAK SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİYLE OLACAK

Başbakan Yıldırım, AK Parti’ye yöneltilen "15 senedir iktidardasınız, sistemin olanaklarını kullandınız." yönündeki eleştirilerin anımsatılması üzerine de şunları kaydetti: 

"AK Parti’nin ilanihaye iktidarda kalacağının garantisi var mı? 7 Haziran’da tek başına hiçbir parti kazanamadı. Türkiye beş buçuk ay hükümet kuramadı ve yeniden seçime gitmek zorunda kaldı. Aslında o beş buçuk ayda millet başına ne geleceğini gördü ve tekrar AK Parti’yi iktidar yaptı. İşte bizim yapmak istediğimiz böyle dönemsel iyileşmelerle kazandıklarımızı daha sonra zayıf hükümetlerle kaybetmek değil, sürekli kazanmak. Sürekli kazanmak sistem değişikliğiyle olacak." 

Bu konuda Güney Kore ile Türkiye örneğini şema üzerinden karşılaştırmalı olarak aktaran Yıldırım, Güney Kore’nin 1987’de parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçtiğini hatırlattı. 

Güney Kore’nin 1987’de kişi başına düşen milli gelirinin 3 bin 627 dolar, Türkiye’nin ise bin 703 dolar olduğunu, 10 yıl sonra ise bu oranın 12 bin 196 dolara karşılık Türkiye’de 3 bin 143 dolar olduğunu ifade etti. 

Bunun sistem değişikliğiyle sağlandığına dikkati çeken Yıldırım, "1997’den 2015’e kadar Güney Kore 27 bin 221 dolara gelmiş, biz 9 bin dolara gelmişiz. Bu ne demektir? İşte bu istikrar." dedi. 

Güney Kore’de 1987’den günümüze kadar 6 başkanın geldiğine, Türkiye’de ise 20 hükümetin 11 başbakanın görev yaptığına dikkati çeken Yıldırım, bir başbakana ortalama 17 ay süre düştüğünü söyledi. 

Başbakan Yıldırım, anayasa değişikliğinin büyümeyi, tek başına iktidarı ve istikrarı garanti altına aldığını ifade etti. 

Tek parti iktidarlarında ekonomide büyümenin hızlı olduğunu, koalisyon dönemlerinde ise Türkiye’nin kazandıklarını kaybettiğini ifade eden Binali Yıldırım, Bolu Tüneli’nin 11 hükümet, 22 bakan eskittiğini, göreve geldikten 2 sene sonra tüneli tamamladıklarını söyledi.

"Geçmişte olanaksızlıklar vardı. Şahsi olarak yaşadığınız unutamadığınız ’ne günlerdi’ dediğiniz anılarınız var mıydı?" sorusu üzerine Yıldırım, "Çok var. Lise öğrencisiydim, TRT’den, ’Ulukışla-Pozantı yolunda yol çalışmaları nedeniyle trafikte aksaklık yaşanmaktadır. Sürücülerin takoz ve çekme halatı bulundurmaları gerekmektedir’ anonsu yapılırdı. Bunu dinleyerek geçti hayatımız. Yıllarca ’Türkiye’ye hızlı tren gelecek’ diye seçim vaatleri dinledik." diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, Eskişehir’de bir programda konuşurken 60 yaş üzerinde birinin "Bakanım, bakanım, daha önce niye gelmedin? Ben kamyoncuyken Pozantı-Kemerhisar-Ulukışla’da ömür tükettim, o yollar beni tüketti, ne canlar yandı, keşke daha önce gelseydin." dediğini anımsattı.

YATIRIMCILAR TÜRKİYE’YE GÜVENİYOR

Bugün 300 kilometrenin üzerindeki Ankara-Niğde Otoyolu’nun ihalesinin yapıldığını, 5 teklifin geldiğin anlatan Yıldırım, en az süreyi verenlerin ihaleyi kazanacağını belirtti.

İhaleye ilişkin henüz karar verilmediğini anlatan Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"11 yıl 10 ay 17 gün teklif veren var. Buna yapım süresi de dahil. 4 milyar yatırım yapacak, 300 kilometre otoyol, 3 şerit geliş, 3 şerit gidiş. Bunu da yapımı dahil 12 yıl işletecek. 4 sene bunun yapımı sürer. 8 yılda 4 milyar yatırım yapacak ve otoyolu da size bırakacak. İş yapmak bu. Yatırımcılar Türkiye’ye güveniyor. Halk oylamasının sonucunu zaten küresel uzmanlar, değerlendirme kuruluşları satın almış vaziyette. Borsa yükseliyor, Türkiye’ye yatırım çağrısı yapıyorlar. Bir yandan da günah çıkarıyorlar. 15 Temmuz’dan sonra notu düşüren, Türkiye’nin görünümünü kötü olarak ilan edenler, Türkiye’deki, ekonomideki gelişmeleri gördüler. Şimdi, ’Türkiye’nin nisandan itibaren ekonomik göstergeleri çok iyi olacak, iç ve dış yatırımcılar Türkiye’ye yatırım yapmaya devam etsin’ diye açıklama yapıyorlar. Fikirlerini değiştirdiler ama biz bu sürede çok tedbir aldık."

Yıldırım, mobilyada ve beyaz eşyada KDV indirimi yaptıklarını, bu indirimi eylül sonuna kadar uzattıklarını dile getirdi.

30 Haziran 2016 sonrasına ait prim ve vergi borçlarının yeniden yapılandırılmasının yapılmadığını, darbeden sonra işletmelerin sıkıntıya düştüğünü anlatan Binali Yıldırım, bunun içinde bir düzenleme yapacaklarını vatandaşa müjdelediklerini aktardı.

Yıldırım, "Yargı bağımsızlığı elden gidiyor mu? Yargı tek kişinin kontrolüne mi giriyor?" şeklindeki soru üzerine, anayasa değişikliğinin ilk maddesinin "Yargı, bağımsız ve tarafsızdır" olduğunu hatırlattı.

BÜROKRASİ SEÇERSE BAĞIMSIZ, MİLLET SEÇERSE BAĞIMLI OLUYOR

"Yargı bağımsızlığı elden gidiyor" diyenlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK)  yeniden yapılandırılmasını öne sürdüklerine dikkati çeken Başbakan Yıldırım, şunları söyledi:

"Mevcut HSYK’nın yapısında 22 üye var, adı da HSYK. Bunu Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) yapıyoruz. Yüksek’e lüzum yok, herkes başına bir ’yüksek’ koyuyor. Gereksiz bir şey. Hakimler Savcılar Kurulu. 22 olan üye sayısı 13’e düşürülüyor. Yeni sistemde cumhurbaşkanı 4 üye seçiyor, 7 üye de Meclis seçiyor. Meclis kimin? Milletin. Milletin seçtikleri HSK’nın üyelerini seçiyor. Kaldı ki HSK mahkeme değil, suçluları yargılamıyor. HSK hakim ve savcıların atamalarını yapıyor, disiplin soruşturması yapıyor ve özlük haklarına bakıyor. Şimdi, siz Meclis’in seçtirmesine ’yargı tarafsızlığı elden gidiyor’ diyeceksiniz. Hakim ve savcıların kendi arasından seçim yaparak seçmesine de ’yargı bağımsızlığı’ diyeceksiniz. Bürokrasi seçerse bağımsız, millet seçerse bağımlı oluyor. Bu demokrasiye inanmamaktır. Bu dönüşümden amaçlanan yargının kendi içinde, daha önce kötü tecrübe ettiğimiz bir takım yapılanmalara gitmesini önlemek. Yargı milletin yapısı olacak, milletin temsilcileri eliyle olacak."

Yıldırım, "Cumhurbaşkanı ile Mecliste farklı bir düşünen çoğunluk olması sistemi kilitler mi?" sorusuna karşılık, herhangi bir kilitleme olmayacağı, bu değişikliğin ona da çözüm götürdüğü cevabını verdi.

Anayasa değişikliğini hazırlayanların bunu düşünerek, buna karşı tedbir aldığının altını çizen Binali Yıldırım, "Bunun tedbiri ne? Karşılıklı seçim yenileme. Cumhurbaşkanı seçime gidiyor, o gidince Meclis de gidiyor. Aynı anda seçimler yapılıyor. 5 yılda bir 2 seçim yapılıyor. Dolayısıyla böyle bir anlaşmazlıkta cumhurbaşkanı seçim kararı alabilir. Seçime gidince kendi dönemi de gidiyor, Meclisi de seçime götürüyor. O halde, seçim olmuş, 3-5 ay geçmiş, tekrar seçime gitmeyi kim göze alabilir? Alamaz. Niye? Geri gelme garantisi yok. Millet, ’Bu çocuk oyuncağı mı kardeşim, biz sizi seçtik, oturun, anlaşın’ der. Bu karşılıklı seçime götürme işi uzlaşmayı sağlamak, krizi aşmak için konmuş bir maddedir. Aynı şeyi Meclis de yapabilir. Her halükarda oturup anlaşacaklar, 5 yılı güzel güzel, kardeş kardeş geçirecekler." değerlendirmesinde bulundu.

HER HALÜKARDA SANDIKTAN TEK BAŞINA İKTİDAR ÇIKACAK

 Yıldırım, cumhurbaşkanının kaç yardımcısının olacağının sorulması üzerine, bir veya daha fazla olabileceğini, bunun cumhurbaşkanının takdirinde olduğunu, anayasanın buna imkan verdiğini anlattı.

Türkiye’nin bir yönetim geleneği ve teamülleri olduğuna işaret eden Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bugünkü anayasada Bakanlar Kurulu’nun kaç bakandan oluşacağı yazmıyor. Bir tane başbakan diyor ama bakan sayısı vermiyor. Vermiyor diye bugüne kadar hükümetler 100-200 bakan mı atadı? En fazla DSP koalisyonu dönemindeydi, 36 bakana çıktılar. Biz geldik indirdik. Şu anda 25 bakan var ve bu sayının daha da aşağı çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Gelişmiş ülkelerde bakan sayısı azaltılır, yetki devri yapılır. Az gelişmiş ülkelerde ise bakan sayısı artar. Bakan sayısının artmasının sebebi, tek başına iktidar yoksa anlaşabilmek için. Bakan sayısını artırarak bir çözüm buluyorlar. Bu sistem onu ortadan kaldırıyor. Her halükarda sandıktan tek başına iktidar çıkacak."

CANININ İSTEDİĞİ KİŞİYİ SEÇERSE HESABINI ÖDER

Yıldırım, "Cumhurbaşkanı yardımcısında hangi kriterler aranacak" şeklinde soru üzerine, "Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olması yeterli ama cumhurbaşkanı seçeceği başkan yardımcısını mutlaka dikkatle seçecektir. Neden? İşlerin büyük kısmını başkan yardımcısı yapacak. Bir sonraki seçimde başarılı olması için ehliyetli insanları seçmesi lazım. Canının istediği kişiyi seçerse hesabını öder. Böyle bir şey olur mu? Bunlar, olmayan şeyler üzerinden bir takım gerekçeler üretip insanların kafasını karıştırmak. Başka bir amacı yok bunların." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisinde bir sınırlama olup olmayacağının sorulması üzerine Yıldırım, yeni sistemde kanunların ve cumhurbaşkanlığı kararnamesinin bulunacağını söyledi. Cumhurbaşkanı kararnamesinin, mevcut Bakanlar Kurulu kararnamesine benzetilebileceğini dile getiren Yıldırım, cumhurbaşkanının idari konularda kararname çıkaracağını, temel haklar, kişi hak ve ödevleri, kanunda açıkça belirtilen ve anayasada kanunla düzenlemesi öngörülen konularda kararname çıkaramayacağını söyledi.

Aynı konuda çıkan kanun ile kararname arasında bir uyuşmazlık olursa kanunun geçerli olacağını ifade eden Yıldırım, kararnamenin bu kadar gözde büyütülmemesi gerektiğini dile getirdi.

"Hayır çıkarsa erken seçim olur mu?" sorusu üzerine Yıldırım, "Nereden çıkmış? Bugün böyle kuzu gibi mülayim davranan anamuhalefet, öyle birtakım şeylere girebilir. Bu mümkün ama seçimi belirleyen ülkenin şartlarıdır. Ülkede işler yolunda gidiyorsa, vatandaş memnunsa durup dururken seçim yapmanın siyasi bir bedeli olur. Seçim hakkı Meclisindir, her zaman seçim kararı alabilir ama alması için şartların oluşması lazım. Ülkede terörün azması, güvenlik sorunu çıkması,  ekonomik kriz olması, ülkeyi yönetme sorunlarının had safhaya çıkması, tehditlerin artması lazım. Bunların hiçbiri ortada yokken durup dururken niye seçime gidilsin?" ifadelerini kullandı.

"Halkoylaması sonrası Bakanlar Kurulunda değişiklik olabilir deniliyor, hatta MHP’li bakanların kabinede yer alabileceği söyleniyor" ifadesinin kullanılması üzerine Yıldırım, "Bir kere öyle bir şey yok. İkincisi, öyle bir konumuz, gündemimiz yok, konuşmamız da yok. Bunu net söyleyeyim. Bakanlar Kurulu meselesi... Zaman zaman iktidar kan tazeleme yapar. Bu 65’inci hükümette de oldu. Gelecek zaman içerisinde de olabilir. Bu her zaman mümkün. Sayın Cumhurbaşkanımızla istişare ederiz, uygun görülen zaman ve zeminde olabilir. Yani hiç olmayacak, hemen yarın olacak diye bir şey söylememiz doğru olmaz." değerlendirmesinde bulundu.

Yıldırım, terör operasyonlarına ilişkin soru üzerine Yıldırım, terörle mücadelede zerre kadar bir gevşeme olmayacağının altını çizdi.

Terörün sonu gelinceye, ülkenin gündeminden çıkıncaya kadar terörle mücadeleye devam edeceklerini kaydeden Yıldırım, mücadeleye hiç ara vermediklerinin altını çizdi.

Hangi adımlar atılacağının operasyonel konular olduğuna işaret eden Yıldırım, "Bunu şimdiden davul zurna ile ilan edecek halimiz yok. Bu bir güvenlik meselesi. Detayları vermem, uygun olmaz. Ama kesintisiz sürecek. Yapılacak işler var. Milletimiz rahat olsun bu terör belasını, Türkiye’nin gündeminden çıkarmaya  veya en alt sıralara düşürmeye kararlıyız, bunun gereğini  de yapacağız. " açıklamasını yaptı.

"Fırat Kalkanı’nda bundan sonraki nokta ne olur? YPG bir oldubittiye getirmeye çalışırsa, Ankara’nın tutumu ne olur?" sorusuna karşılık Yıldırım, "Bizim tutumumuz çok net. Ülkemizin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine yönelik nereden tehdit gelirse gelsin, kimden tehdit gelirse gelsin gereğini yaparız, karşılığını veririz." yanıtını verdi.

16 Nisan’dan sonra Türkiye’nin AB üyeliği konusunda yeni bir adım atılıp atılmayacağı sorusu üzerine Yıldırım, son bir yılda AB ile ilişkilerin iyi gitmediğini, ciddi sorunların bulunduğunu söyledi.

Yıldırım, "16 Nisan halkoylamasından sonra tekrar bu konuyu karşılıklı olarak ele alacağız ve bundan sonraki yol haritamızı belirleyeceğiz." ifadelerini kulandı.

Avrupa’nın halk oylaması sürecinde iyi bir sınav verdiğine dikkati çeken Yıldırım, terör örgütlerine kapıların sonuna kadar açılması ve her türlü imkanın sağlanmasının dostane olmadığını belirterek, bunun kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Yıldırım, Beyaz TV’de canlı yayınlanan "Referandum Özel" programında ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı. 

FETÖ ile mücadele konusundaki son durum ve bu konuyla ilgili herhangi bir yol haritası olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine Yıldırım, bu konuda izlenecek yolun belli olduğunu, devlet içinde bir kalıntılarının kalmayacağını söyledi. 

FETÖ’nün devlet, yargı, ordu, polis içerisindeki ve ticari hayattaki uzantılarının tamamen yok edileceğini dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu: 

"Bütün alanlarda devletin içerisine bir kanser hücresi gibi girmiş bu yapı tamamen temizlenecek. Burada herhangi bir gevşeme söz konusu değil. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili bugüne kadar 27 ilde 126 dava açıldı, görülüyor. Ayrıca bugüne kadar 30 bin 292 FETÖ mensubu görevden uzaklaştırılmış, 96 bin 764 kişi memuriyetten çıkarılmış ve 21 bin 803 kişi de düzeltici işlemle görevlerine iade edilmiş. Toplam şu anda açığa alınan ve memuriyetten çıkarılanların sayısı 127 bin 56. Ayrıca bölücü terör örgütüyle ilgili de benzer bir çalışma var. Yani PKK ve DHKP-C’yi kastediyorum. Görevden uzaklaştırma 145 kişi, görevden çıkarma 3 bin 494 kişi, toplam 3 bin 639 kişi, göreve iade edilen 11 bin 130 kişi. 

Baştan beri söylediğimiz bir şey var. Bu, çok karmaşık bir yapı. İlişkileri, ilişki ağı, günden güne daha çözülmemiş ilişkiler var. Şu ara çok önemli bir tespit yapılmış durumda. Bu tespitin sonuçları, FETÖ ile mücadelede bize ciddi imkan sağlayacak. İşin seyri değişecek. Bunlarla ilgili detaylar önümüzdeki günlerde netleşecek, bu kadar söyleyeyim."  

YAŞLA KURU AYNI ANDA YANMAYACAK

Başbakan Yıldırım, bu konuda "Yaşla kuru aynı anda yanmacak, suçluyla suçsuz birbirinden ayırt edilecek" şeklinde ölçüyü belirlediklerini ifade ederek, ancak FETÖ’nün ilişkilerinin şeffaf olmaması dolayısıyla zorluklarla karşılaşıldığını, bazı yanlışların olabileceğinin altını çizdi.

Bunu düzeltmek için bir Kanun Hükmünde Kararname çıkardıklarını hatırlatan Yıldırım, buna göre itirazları değerlendirecek 7 kişiden oluşan bir komisyon oluştuğunu söyledi.

Bu komisyondaki 7 kişilik heyette Başbakanlıktan, İçişleri ve Adalet bakanlıklarından, Yargıtay ve Danıştay’dan kişilerin olduğunu anlatan Yıldırım, şöyle devam etti:

"Bu heyet bütün bu itirazları yeni baştan ele alacak, değerlendirecek ve karara bağlayacak. Karar, diyelim ki yapılan ’görevden uzaklaştırma veyahut memuriyetten çıkarma işlemi’ doğruysa bu sefer şikayetçi, itiraz edenin mahkemeye gitme hakkı doğacak, yargı yolu açılacak. Şu anda yargı yolu açık değil, dolayısıyla bir şey yapamıyorlar. Eğer bu itiraz sonucu yanlış bir işlem, haksızlık yapılmış olduğu tespit edilince zaten görevine dönecek, hakları iade olacak. Böylece artık hak arama yolu başlamış olacak. Türkiye bir hukuk devleti bunun da gereğinin yapılması lazım. Böyle şikayetler alıyoruz ama yaşadığımız travma, yaşadığımız felaket çok büyük olduğu için burada dikkatli olmamız lazım. Beyanlara göre ’ben suçsuzum, yaptım, yapmadım’ diye buna göre karar vermeyiz. Bunun mutlaka eldeki deliller, bilgilerle detaylı incelenmesi lazım. Aksi halde tekrar büyük bir tehlikeyle yüzleşebiliriz. Bunu da yapmaya hakkımız yok diye düşünüyorum."

FETÖ’CÜLERİN AĞZIYLA KONUŞMAYA BAŞLADI

Binali Yıldırım, "15 Temmuz ruhundan Sayın Kılıçdaroğlu’nun ’kontrollü darbe’ye gelindi, buna neyin sebebiyet verdiğini düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını belirtti.

15 Temmuz gecesi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile telefonda görüştüğüne dikkati çeken Yıldırım, Kılıçdaroğlu’nun telefonda "Bu iş nedir, ne değildir anlamaya çalıştığını" aktardığını, kendilerinin de "Bunun bir kalkışma olduğunu, Silahlı Kuvvetlerin emir komuta içerisinde giriştiği bir darbe olmadığını, ülkeyi ve demokrasiyi korumak için ucunda ölümde olsa mücadele edeceklerini" söylediğini aktardı.

Kılıçdaroğlu’nun da "Sizin yanınızdayız, hükümetin yanındayız, bu kabul edilemez." dediğini anlatan Yıldırım, şunları söyledi:

"Daha sonra Yenikapı’ya da geldi. Yenikapı’da da bir dayanışma ruhuyla bizimle beraber oldu. Sonra ne olduysa oldu yavaş yavaş böyle FETÖ’cülerin ağzıyla konuşmaya başladı. Bu çok kabul edilebilir bir şey değil. Neden bunu yapıyor? Doğrusu bunu da anlayabilmiş değilim ama neden yaparsa yapsın şehitlerimizin ruhu inciniyor, şehit yakınlarımızı üzülüyor, gazilerimiz bu işten fevkalade rahatsız oluyor. İnsanlar canlarını verdi, sakat kaldı, yaralandı. Şu Meclise bombaları atan uçaklardan buna nasıl tiyatro, nasıl ’kontrollü darbe’ dersiniz. Kim bu ülkenin uçağını, helikopterini, tankını, topunu, tüfeğini ’git sivil insanları öldür’ der. Böyle bir şeyi kim söyleyebilir, bu akla ziyan bir şeydir. Bir haller oluyor Sayın Kılıçdaroğlu’na. Böyle bir şey olamaz. Bu büyük bir infial oluşturdu toplumda. Bu yanlışı derhal düzeltmesi lazım. En azından şehit yakınlarından ve gazilerimizden özür dilemesi lazım. Yanlış anlaşıldığını ifade etmesi lazım."

Millet olarak o gece bir ölüm kalım mücadelesi verildiğini vurgulayan Yıldırım, vatandaşın memleket sevdasıyla meydanlara inerek göğsünü siber ettiğini hatırlattı. 

Tüm bunlar yaşanmışken buna "bir tiyatro, bir kontrollü darbe" demenin çok yanlış olduğunun altını çizen Yıldırım, "Bir akıl tutulması diye düşünüyorum yahut da bir ihtimalde belki de bir diyet borcu var. Bunu düşünmek istemiyorum ama varsa da bunu da toplumun bilme ihtiyacı var." değerlendirmesini yaptı. 

VURUR YÜZE İFADESİ GEÇERLİ

 Başbakan Yıldırım, önceki seçimde kendisinin "vurur yüze ifadesi" sloganını kullandığını, bu döneme dair bir sloganının olup olmadığının sorulması üzerine, "Tabii ki her seferinde vurur yüze ifadesi geçerli. Mutlaka var ama onu pazar akşamı söyleyeyim." dedi. 

Her şeyin Türkiye için olduğunu ifade eden Yıldırım, "Her şey milletimiz için, milletimizin huzuru, kardeşliği için, daha zengin bir Türkiye için, 2023 hedeflerini yakalamış bir Türkiye için, gençlerimiz, kadınlarımız , geleceğimiz için. Bütün çabamız ülkemizin dünya gelişmiş ülkeleri arasında o şanlı yerini alabilmesi için. Bütün çabamız, gayretimiz bu. Bizim insanımıza, milletimize kötülük yapmak aklımızın köşesinden geçmez. 15 yıldır siyaset yapıyoruz, siyasetimizin tek amacı var, millete hizmet, kalıcı eserler yapmak, bunun için çalışıyoruz. Milletimiz bunu takdir edecek. Ona göre de kararını verecek." diye konuştu.

Halk oylamasından "evet" çıkarsa balkon konuşması yapıp yapmayacağına ilişkin olarak da Yıldırım, önce bir sonuçları görmek istediğini söyledi.

 Başbakan Yıldırım, vatandaşların pazar günü sandığa huzur ve kardeşlik içerisinde giderek tercihlerini yapmasını ve 17 Nisan sabahı da yeni aydınlık geleceği olan bir Türkiye’ye başlama dileğinde bulundu.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.