Basbakan Yildirim’in 114. Genisletilmis Il Baskanlari Toplantisi‘nda yaptigi konusmanin tam metni
Sizlerle tekrar buluşmaktan, biraraya gelmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyor, hepinizi en derin sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.
Toplantımız hayırlara vesile olur inşallah.
AK Parti kurulduğu ilk günden itibaren toplumun nabzını tuta tuta bugünlere gelmiştir. Bunu da istişareye verdiği önemle başarmıştır. Bugün 79 milyon vatandaşımızın adına buradayız, biriz, beraberiz. Konuşmamın hemen başında bir hususu sizlerle ve milletimle paylaşmak istiyorum.
Türkiye büyük bir mücadele içerisinde; terörle mücadelemiz hem kendi topraklarımız içinde, hem de sınırlarımızın ötesinde bütün şiddetiyle devam ediyor. Bu nedenle de zaman zaman şehitlerimiz oluyor. Dün maalesef Fırat Kalkanı Harekatı çerçevesinde El-Bab’ı kuşatan ve hakim yerlerini ele geçiren Silahlı Kuvvetlerimizin kahraman askerlerine alçak terör örgütünün pususu ve intihar saldırısı neticesinde 14 yiğit evladımızı şehit verdik, yaralılarımız var. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Gazilerimize acil şifalar Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bir kez daha üzerine basarak ifade etmek isterim ki; dünyanın baş belası terör, insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Terörle mücadele Türkiye’nin beka mücadelesidir, varlık mücadelesidir. Türkiye’nin birliğinin, beraberliğinin, kardeşliğinin daim olması adına verilen büyük bir savaştır. Birlik ve bütünlüğümüzü her zaman muhafaza edeceğiz, terörün Türkiye’yi vesayet altına almasına asla izin vermeyeceğiz. Terör ve şiddet Türkiye’yi, demokrasimizi ve hukuk yolundaki kararlılığımızı asla sona erdirmeyecek. Terör karşısında her zaman olduğu gibi millet olarak birliğimizi, beraberliğimizi sonuna kadar koruyacağız.
Değerli yol arkadaşlarım; 2016’nın son Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısını gerçekleştiriyoruz. Bugün 81 il teşkilatımızın bütün yönetim kademeleriyle il başkanları, il kadın kolu başkanları, il gençlik kolu başkanları, büyükşehir belediye başkanları, il belediye başkanları, büyükşehir belediye meclis üyeleri olmak üzere 114. kez biraraya gelmiş olmamız bize bir şeyi gösteriyor; AK Parti’de istikrarın, hizmetin, sürekliliğin ne kadar önemli olduğunu açık şekilde ortaya koymaktadır. Sizlerle birlikte olmak, aslında bütün 80 milyon milletimizle beraber olmak anlamına geliyor. Bütün şehirlerde ilçelerimiz, beldelerimiz, köylerimizle birlikte beraber olmak anlamına geliyor.
AK Parti iktidarının, AK Parti siyasetinin ülkemize, vatandaşlarımıza kazandırdıklarını sizler iyi biliyorsunuz. Biz AK Parti olarak bu millete olan borcunu hizmet üreterek ödemek durumunda olan bir kadroyuz. AK Parti’nin siyasi ilkelerini hayata geçiren bu muhteşem kadro, Allah’ın izniyle Türkiye’nin yüzünü ağartan yegane kadrodur. AK Parti, Cumhuriyetimizin ve demokrasimizin sigortasıdır. AK Parti hareketi, birlik ve beraberliğimizin güvencesidir. AK Parti, 79 milyon Türkiye’nin partisidir. İlk günden itibaren her bölgenin, her şehrin, her bir vatandaşımızın partisi olduk, derdiyle dertlendik. Hiçbir AK Partili kardeşim bu ülkenin hiçbir insanına karşı ayrımcılık yapmadı, yapmayacaktır. Her türlü ayrımcılığı reddettik ve daima millet dedik, millete hizmet ettik. Ülkemiz baştanbaşa mamur oldu, bayındır oldu ve vatandaşlarımızın beklediği hizmetler birer birer hayaller gerçeğe döndü. Bu aşkı, bu inancı, bu heyecanı koruduğumuz için ki bugün milletimizin duası ve desteğiyle bu emaneti yine bizler taşıyoruz, AK Parti taşıyor. Bu emanete sadakat göstermek, bizim en şerefli görevimizdir. Buradan bir kez daha partimizin kuruluşundan bugüne kadar millete hizmet yolunda birlikte yürüdüğümüz, aramızda olan-olmayan bütün öncü kadrolarımıza, dava arkadaşlarımıza minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
Değerli kardeşlerim; özellikle son dönemde terör örgütleri canları yandıkça asimetrik eylemlere başladılar. İstanbul ve Kayseri’de yaşanan saldırıların arkasından son olarak Rusya’nın Ankara Büyükelçisine yapılan alçakça suikast ve eş zamanlı olarak Almanya, Berlin’de yaşanan terör saldırıları tüm dünya ülkeleri olarak bu terörü, bu saldırıları doğru bir zeminde değerlendirme ihtiyacını ortaya koyuyor.
Bütün bu saldırılar göstermektedir ki teröre karşı hiçbir ülke biz güvenliyiz diyemez. Terör, dünyanın başının belasıdır. O sebepten Türkiye’nin maruz kaldığı terör saldırılarını sadece Türkiye’nin meselesi olarak görmek fahiş bir hatadır. Irak ve Suriye’ye yerleşmiş olan terör örgütlerinin sadece Türkiye’yi tehdit ettiğini inananlar yanılırlar. Terör, dünyanın ortak sorunudur, uluslararası toplum terör karşısında ikircikli söylemi bir kenara bırakmalı, tamamen aynı tavrı almalıdır. Terörle mücadelede başarının önemli şartlarından bir tanesi budur. Sizin teröristiniz kötü, benim teröristim iyi anlayışı maalesef terörü bitirmeye değil terörün daha da azmasına sebep olmaktadır.
Terörle mücadele hassasiyetini gözeten herkesle her zeminde işbirliği yapmaya hazırız. Demokrasi, hukuk ve insanlık mücadelemizi hiçbir terör örgütü, hiçbir cinayet şebekesi durduramayacaktır. Unutmayalım ki değerli kardeşlerim; teröre karşı en büyük gücümüz ve sermayemiz, birliğimiz, beraberliğimiz ve kardeşliğimizdir. Birlik ve kardeşlik ruhuyla bu mücadele de mutlaka ve mutlaka zaferle sonuçlanacaktır.
Değerli kardeşlerim; güney sınırlarımızda maalesef ciddi bir kaos var, ciddi bir otorite boşluğu var, adeta hükümet yok. Yanı başımızda Halep’te yaşanan insanlık dramı bütün dünyanın gözünde cereyan ediyor. Halep’te yaşananlara ne yazık ki dünya yine sessiz, yine sağır, yine dilsiz. Ancak Türkiye her şartta, her zorluğa rağmen her zaman olduğu gibi bu insanlık dramına, bu vahşete sessiz kalmadı, kayıtsız kalmadı. Türk milletinin gönlünü, kalbini, vicdanını harekete geçiren sivil toplum örgütlerimiz, Kızılay teşkilatımız, AFAD yetkililerimiz hemen gecikmeden oradaki mazlum, masum insanlara, mağdur insanlara yardım ellerini ulaştırdılar. Yine parti teşkilatlarımız, sizler, belediyeler yardımları ulaştırmada seferber oldunuz.
Hükümet olarak başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere biz de muhataplarımızla, Rusya’yla, İran’la çok yoğun bir diplomasi görüşmeleri yaptık ve arkasından ateşkesin gerçekleşmesini sağladık ve sivillerin Halep’ten tahliyesini başlattık. Bugüne kadar 40 bin civarında sivil ateşin içinden alınarak daha emniyetli bölgelere nakledilmiş durumda. Bu kolay olmadı maalesef bölgede savaşın bitmesini istemeyen, adeta bu işi bir sektör haline getirmiş unsurlar her fırsatta barışa kurşun sıkmak için gereken her türlü çabayı da gösterdiler. Buna rağmen kararlı tutumumuz, muhataplarımız üzerindeki yoğun diplomatik baskımızla elhamdülillah bu insanların imdadına da yetişmeyi başardık. Tahliyelerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için çalışmalar bitmiş değil, her an devam ediyor. Mazlumların masumların yarasını sarmak, onların can güvenliğini sağlamak için Türkiye olarak başından beri her türlü fedakarlığı yapıyoruz, her türlü desteği veriyoruz. Bize aferin diyenlere methiyesine ihtiyacımız yok, biz inancımızın gereğini yapıyoruz, insanlığın gereğini yapıyoruz.
Değerli kardeşlerim, AK Parti siyaseti evrensel değerlerin siyasetidir. Türkiye’nin 61 il ve bütün renkleri bizim siyasetimizde kendini bulur, kendini görür. AK Parti ayrıştıran değil, kaynaştıran bir partidir. 14 yılda Türkiye’ye büyük eserler kazandırdık. Daha evvelsi gün dünyanın en önemli, mühendislik açısından en zor projesini yaptık, iki kıtayı denizin altından 106 metre altından bir tünelle birbiriyle birleştirdik. Bu proje daha bitmeden kendi alanında 5 tane uluslararası ödül kazandı. Dünyada yaprak kımıldamazlar, krizden yatırımlar tamamen durmuşken Türkiye bir yıl içerisine ardı ardına 30 Haziran’da Osman Gazi Köprüsü, 26 Ağustos’ta Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve 20 Aralık’ta da Avrasya Tünelini hizmete aldı ve bu alanda istikrarın, istikrarın getirdiği hizmetin ne demek olduğunu hem vatandaşlarımıza, hem de bütün dünyaya gösterdik.
Ecdadımız, dedemiz Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fetih ederken gemileri karadan yürüttü, onun torunları Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları da trenleri ve arabaları denizin altından geçirerek onların yolundan devam ediyor.
Biz ecdadımızla gurur duyuyoruz, geleceğimizle gurur duyuyoruz, geçmişimizle gurur duyuyoruz, geleceğimizi de geçmişten aldığımız ilhamla inşa ediyoruz. Ekonomide, siyasette, hukukta, eğitimde, altyapıda, sağlıkta velhasıl hayatın bütün alanlarında vatandaşımızın yaşamını kolaylaştırmak, hayat kalitesini yükseltmek bizim şiarımız oldu ve bu alanda birçok hizmeti devreye aldık, hizmete aldık. Bu başarıda şüphesiz gönül gönüle yürüttüğümüz her bir arkadaşımızın, sizlerin büyük bir emeği var. Sizler Türk siyasi hayatında benzeri olmayan başarıların altına imza atan kadronun elemanlarısınız. Bugüne kadar her bir vatandaşımızın derdini kendi derdimiz, her insanımızın meselesini kendi meselemiz olarak gördük. Bundan sonra da farklı olmayacak. Amacımız; birlik ruhunu başarıyla temsil etmek, ülkemize ilk günkü gibi aynı şevkle hizmet etmek. Bu muhabbeti asla kimse bozamaz, birliğimize zarar veremez.
Türkiye artık karanlık tezgahlar kurarak, tuzaklar kurularak teslim alınacak bir ülke değildir. Türkiye artık şer odaklarının bölebilecekleri, ayrıştırabilecekleri bir ülke de değil. Bir ve beraber oldukça, Türkiye için kalbimiz heyecanla çarptıkça bizim hızımızı hiç kimse kesemez evvel Allah. Zira biz kendimiz için değil ülkemiz için, milletimiz için bu yollara çıktık. Ülkemiz sizlerle, bu kadroyla bugünlere geldi. Ve bu kadroyla da 2023’e taşınacak, 2053’e kutlu yürüyüşüne kararlılıkla devam edecek.
Değerli kardeşlerim; AK Parti kadroları olarak siyaseti baştan da ifade ettim; ülkeye, millete hizmet aracı olarak gördük, buna inandık. Her zaman milletin ihtiyaçları bizim önceliğimiz oldu.
Hepinizin bildiği bir konu var, bir anayasa meselesi var. Bu anayasa konusu son 50 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasetini meşgul eden bir konudur. 1980 darbesinden kalma bir vesayet anayasasıyla Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarını, vatandaşımızın gelecek beklentilerini karşılamak mümkün olmuyor. Bu Anayasanın değişmesi gerektiği konusunda hiçbir görüş ayrılığı yok. Bütün partiler, en azından bizim yakından şahit olduğumuz 2002’den bugüne kadar bütün seçimler öncesi partilerin yeni bir anayasa vaadi hep oldu ve öncelikli olarak iktidara geldiklerinde darbe anayasasını değiştirecek ve Türkiye’nin ihtiyacı olan bir anayasa yapacaklarını vaat ettiler, söz verdiler. Biz de vaat ettik, AK Parti olarak biz de vaat ettik, diğer bütün partiler de aynı vaadi yaptılar. Ama bugüne kadar derli toplu, anlamlı bir değişikliği maalesef gerçekleştiremedik. Zaman zaman krizler olduğunda krizleri aşmak için sınırlı değişiklikler yaptığımız da oldu. Mesela 2007’de 367 icadı ve bunun üzerine cumhurbaşkanını Meclis’in seçememesi ve Partimizin çözüm millettedir diye Anayasada değişiklik yaparak cumhurbaşkanını milletin doğrudan seçmesinin imkan dahiline getiren, sağlayan değişikliği yaptık, önemli bir değişiklik.
Daha sonra yargı darbesi, yargı vesayeti oluşturmaya çalışanların bu hamlesine karşı yargıda, özellikle üst yargıda önemli düzenlemeler öngören değişikliği de yine AK Parti iktidarında gerçekleştirdik.
Son yılların en fazla tartışılan konusu, Türkiye’de hükümet yönetim sisteminin kalıcı istikrarı sağlamadığı ve bu nedenle yönetimde, yönetim sistemini de içeren esaslı bir değişikliğin artık acil bir ihtiyaca dönüştüğü toplumun bütün kesimlerince tartışılıyor.
Bilim adamları, uzmanlar, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları ve hatta halkın tamamı bu konunun artık gündemden kalkmasını, ülkenin geleceğe doğru emin adımlarla yol almasını bekliyor.
Siyaset sorun üretme değil siyaset sorun çözme yeridir. AK Parti sorunları torunlara bırakmadan çöze-çöze bugünlere gelen partinin adıdır. Bu sorunu da çözmek evvel Allah bu kadrolara nasip olacak.
Biliyorsunuz 15 Temmuz alçak darbe girişiminden sonra parti genel başkanları olarak Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine biraraya geldik ve burada bu Anayasa meselesini de konuştuk. Aldığımız karar; AK Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, üç parti olarak Anayasa değişikliği konusunda bir çalışma yapmak ve mutabık kaldığımız maddeler üzerinde de bu değişikliği gerçekleştirmek. Bu çalışma neticesinde 7 maddede mutabakat tamamen sağlandı, ama bu 7 madde maalesef tabii bizim murat ettiğimiz, işin esasına yönelik değişiklikler içermiyor. Tam bu görüşmeler sonuna varmışken Ekim ayının başlarında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli bir çıkış yaptı, dedi ki; bu mevcut sistem artık böyle devam etmemeli. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte meydana çıkan durum mevcut durum anayasayla uyumlu hale getirilmelidir. Her ne kadar biz parlamenter sistemi tercih ediyorsak da bu sorunu çözmek için partiler üstü bir anlayışla AK Parti’yle bu konuyu müzakere etmeye ve bir çözüm üretmeye hazırız. Bunun üzerine üçlü devam eden müzakereleri iki parti olarak Milliyetçi Hareket Partisiyle sürdürdük. Sayın Bahçeli’yle bu konudaki ilk görüşmemiz 10 Kasım’dır. 10 Kasım’da işin çerçevesini çizdik, prensiplerini belirledik, 10 Aralık’ta da teklifimizi Meclis’e verdik. Şimdi artık iş Meclis’te bizden çıktı. AK Parti grubu olarak biz 316 imzayla teklifimizi verdik. AK Parti’de efendim filan imzalayacak, filan imzalamayacak diye bir sürü tezviratlar çıkardılar bir kez daha tuş oldular. AK Parti üzerine hesap yapanlar sonunda kendileri mosmor oldu. AK Parti 14 yıldır her krizde, her zor anda ülkenin sorunlarını çözen, düğümleri çözen ve ülkenin geleceğinin aydınlık yarınlarını hazır eden bir partidir.
Değerli kardeşlerim, bu anayasa şüphesiz yapılan 21 maddeden olan değişikliğin 18 maddesi esasa ilişkindir. Diğer kalan üç maddesi de geçici maddeler, yürürlük ve intikal maddeleridir. Hangi madde ne zaman yürürlüğe girecek, bir de ibare değişiklikleri var. Aslında 21 maddelik değişiklikte biz 69 maddesini mevcut anayasanın 69 maddesinde de bir değişiklik uyum değişikliği yapmak durumunda kaldık. Yani sistemde başbakan yok, bakanlar kurulu yok dolayısıyla hükümet sistemi değişiyor. Hükümet sisteminde cumhurbaşkanı var, cumhurbaşkanının bakanlar kurulu var kabinesi var, efendime söyleyeyim bir de meclis var. Aslında sistemi şöyle tanımlayabiliriz: Aynı günde yapılan bir seçim var, aynen belediye başkanlığı seçimi gibi. Belediye başkanını bir sandıkta seçiyorsunuz, belediye meclisinde diğer sandıkta seçiyorsunuz işte bu getirilen sistemde bunun aynısı. Cumhurbaşkanını seçiyorsunuz ayrı oy veriyorsunuz ve meclis üyelerini, yani milletvekillerini de aynı anda seçiyorsunuz dolayısıyla bir günde seçimi tamamlıyorsunuz, ayrı ayrı seçim yok. Ama ola ki Cumhurbaşkanı yüzde 50’nin altında kalırsa iki hafta sonra Cumhurbaşkanlığı için yeniden seçim yapma ihtiyacı olabilir, bu da bu ihtimalde düşünülerek anayasada buna da yer verildi.
Şimdi efendim rejim değişiyor, rejimi değiştirmeyiz, yani bunları anlata anlata sağır Sultan duydu, herkes anladı, ama Sayın Kılıçdaroğlu bir türlü anlamak istemiyor. Sayın Kılıçdaroğlu, Kemal Bey, Türkiye’nin rejimi belli Cumhuriyet. 1923’de bedel ödedik, İstiklal Harbini kazandık, rejimimizi de değiştirdik adını da cumhuriyet koyduk ne değişiyor? Rejim değişikliği tarihte kalmıştı 1923’de o mesele bitmiştir, şimdi artık yönetim ihtiyaçlarımızı karşılayacak icra gücü, istikrarı esas alan bir hükümet sisteminden bahsediyoruz. Dünyada çeşitli hükümet sistemleri var, parlamenter sistemler var, efendime söyleyelim başkanlık var, yarı başkanlık var, başkanlık başbakanlık var, başbakansız başkanlık sistemleri var var oğlu var. Bizimki cumhurbaşkanlığı sistemi, sistemin adı cumhurbaşkanlığı sistemidir nokta.
İki tane irade oluşuyor nasıl oluşuyor? Milletin oylarıyla. Birisi yasama, birisi yürütme bu iki irade birbirine karşı bir nüfuzu yok, üstünlüğü yok, vesayeti yok ikisi de halkın aynı anda güç verdiği, destek verdiği, oluşturduğu iki tane irade. Vatandaş diyor ki, sen memleketin işlerini yapacaksın, yollarını yap, hastanelerini yap, köprülerini yap, efendime söyleyeyim okullarıyla ilgilen, vatandaşın ne derdi, işi varsa onu yap. Sana verilen parayla 5 yıl boyunca ne vaat ettiysen vatandaşlara bize ne vaat ettiysen bunları yap. Sana inandık, güvendik yetki verdik. Meclis’e diyor ki, en de bu cumhurbaşkanın ihtiyacı olan kanunları çıkar, memleketin ihtiyacı olan kanunları çıkar, memleketin güvenliği için, memleketin huzuru için, terörle mücadele için, demokrasimizin gelişmesi için her türlü vatandaşın daha güzel günlere erişmesi için gerekli kanunları çıkar. Yetmez cumhurbaşkanı ve ekibini de takip et. Verilen yetkiyi doğru verdiğimiz yetkiyi doğru kullanıyor mu, onayladığınız bütçeyi doğru dürüst harcıyor mu, yerli yerinde harcıyor mu, vatandaşın işinde ihmalkarlık yapıyor mu? Bunlar olay bu birisi Meclis, birisi Cumhurbaşkanı. Dolayısıyla, hiç kafa karıştırmaya lüzum yok vay diktatörlük geldi, gitti. Diyelim ki, anlaşamadılar meclisle cumhurbaşkanı anlaşamıyor nasıl anlaşamaz? Meclis’teki partilerin oluşumuyla cumhurbaşkanın tabi olduğu parti çoğunluğu değişebilir olur vatandaşın tercihidir sistem ona da çözüm getiriyor. Eğer bir kriz olursa o krizle yaşamak mecburiyetinde değil, mutlaka çözüm üretmek gerekiyor. Burada o da var, cumhurbaşkanına seçime gitme yetkisi veriyor. Cumhurbaşkanı seçime gidince otomatik olarak Meclis de gidiyor seçim kararı alınca veya Meclise seçim kararı yetkisi veriyor, Meclis karar alınca cumhurbaşkanı da mecburen gidiyor, dolayısıyla ikisi birbiriyle anlaşacak. Vatandaş öyle zırt pırt seçim ister mi? Gereken dersi verir. Onun için oturun anlaşın diyor sistem, oturun anlaşın kardeşim, memleket menfaatine olan işlerde biraraya geleceksiniz, konuşacaksınız, anlaşacaksınız. Eğer anlaşamazsanız çözümsüz değil, çözüm var, bedeli var, kim götürürse bedelini de eğer haklı nedenler yoksa bedelini de öder, vatandaş bedel ödetir; böyle bir sistem var.
Cumhurbaşkanı eski sistemde olduğu gibi seçimle gelip sorumsuz değil, herhangi bir suçtan dolayı cumhurbaşkanı suçlanabilir, bakanları suçlanabilir, yardımcıları suçlanabilir, bu da aynen şimdi olduğu gibi Mecliste değerlendiriliyor, yüce Divana gönderilip gönderilmesi belirli nisaplara bağlı, onlarla da olduğu zaman yüce Divana gidiyor, kendini savunuyor, aklanıyor veya mahkum oluyor. Bu da ayrı bir cumhurbaşkanıyla ilgili tasarruf.
Bir başka dengeleme meselesi var, o da cumhurbaşkanı yürütmeyle ilgili, icraatlarıyla ilgili her türlü kararı cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle alıyor, çıkarıyor. Bu kararnamelerin istisnası var, kişi hak ve hürriyetleriyle ilgili kararname düzenleme; bu bir.
İkincisi; münhasıran anayasada kanunla düzenlenmesi öngörülen alanlarda cumhurbaşkanı düzenleyemiyor. Eğer kararnameyle kanun arasında uyumsuzluk varsa, kanun esas oluyor. Görüldüğü gibi buradaki ilişki de yasama yetkisini ön plana alan ve yürütmeyle ilgili işlerle cumhurbaşkanlığı kararnamesini sınırlayan bir mantıkla hazırlanmış.
Şimdi bazıları diyor ki, efendim, ya işte bu kararnameyle eyaletler kurabilir, federasyonlar kurabilir, abuk sabuk şeyler söylüyorlar. Ya kardeşim, anayasanın başında yazıyor zaten, Türkiye üniter devlet yapısı var, bayrağı tek, başkenti tek, yani bütün toprak bütünlüğü milletiyle, ülkesiyle bağımsız, demokratik, laik bir sistemden bahsediyoruz. Bütün bunlar ortadayken, nasıl böyle bir şey icat ediyorlar? Aynen 367 gibi bir şey. Hukukta 367’yi gördükten sonra artık ne söyleseler yadırgamamak lazım. Ama gerçek böyle değil, gerçek belli, Türkiye ülkesiyle, milletiyle bir bütündür, toprak bütünlüğünü hiçbir şekilde bozacak bir yapılanmaya izin verilemez. Biz bu mücadeleyi niye yapıyoruz arkadaşlar, niye şehit kanlarımızı döküyoruz? İşte ülkenin birliği, bütünlüğü için yapıyoruz, bütün kavgayı bunun için veriyoruz. Niye bütün terör örgütleri tüm gücüyle üzerimize geliyor? Çünkü diyoruz ki, vatan bölünmez, şehitler ölmez, bayrak inmez, ezanlar dinmez, bunun için bu mücadeleyi veriyoruz.
Bakın, bu anayasada belediye kurmak, belediye kapatmak, yeni il kurmak, yeni il kapatmak veya illeri birleştirmek, hepsi kanun işi, hepsi Meclisin işi. Başkan ne yapacak? Bakanlıkların sayısını 25’ten 15’e indirdim diyecek, şu bakanları birleştirdim, şu bakanlığı kapattım, şu genel müdürlüğü kapattım beriki başkanlığı açtım, ihtiyaç neyse. Yani icraatı yaparken ihtiyacı olan kurumları açabilir, kapatabilir, azaltabilir, fazlalaştırabilir, bunlar icraatla sınırlı olan şeylerdir. Ama mesela vergi konacak, vergiyi kanunla koyuyor, başkana bırakmıyor. Bütçeyi Meclise getiriyorsun, Meclis onaylıyor. Ya ben bütçeyi işte bu kadar uygun gördüm, Meclise ne lüzum var, millet bana bu yetkiyi verdi diyemiyor. Çünkü bütçe hakkı Meclisindir, Magna Carta’dan beri bu böyle gelir.
Dolayısıyla arkadaşlar; bu konu uzmanların işi, ben fazla daha bu detaylara girmeyeyim. Konuşuluyor, komisyonlarda konuşuluyor, Genel Kurula gelecek. Bir-iki tane arkadaşlarımızın kafasını karıştıran husus var, bunlara da dikkat edeceğiz, yani mahsurlu olan şeyin üzerinde inat etmemizin anlamı yok, ama görüyorum ki geneli itibarıyla toplumda ciddi bir kabul gördü, onlar da düzelecek maddeler, üzerinde çalışacağız.
Ha şunu da bilmenizi istiyorum değerli arkadaşlar: Bu bizim tek başımıza hazırladığımız bir anayasa değişikliği değil, bir uzlaşma. Uzlaşmanın esası nedir? Peki demektir, onlar bize peki diyor, biz onlara peki diyoruz. Eğer bizi mutla eden bir şey, uzlaştığımız Milliyetçi Hareket Partisini mutlu etmediyse o zaman bu uzlaşma olmaz ve bu işten de hayır gelmez, bu anlayışla sürdürdük. Her maddeyi ince detayına kadar konuştuk, artısını-eksisini, ne getiriyor-ne götürüyor, sonunda ortak bir mutabakata vararak buralara geldi. Hiçbir zaman mükemmele erişmeyi düşünmedik, çünkü biliyoruz ki mükemmel iyinin düşmanıdır, iyiyi yapmayı hedefledik. Ve burada da Sayın Bahçeli’nin hakikaten dirayeti, ülke için gösterdiği bu hassasiyet, siyaset üstü ülkenin geleceği konusundaki duruşu önemliydi. Ben bir kez da AK Parti Grup Başkanı olarak kendisine huzurunuzda teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, zannediyorum ay sonuna kadar, Ocak ilk haftasına kadar görüşmeler komisyonda başladı tamamlanacak ve Genel Kurula gelecek, ondan sonra süreci biliyorsunuz, o detaya girmeyeyim.
Şimdi tabi anayasa Mecliste inşallah Genel Kurulda da görüşülüp kabul edilecek ama, orada iş bitmiyor, bundan sonra sizin iş başlıyor. Milletvekillerinin işi biraz yorulacaklar ama, birinci bölümü bitmiş oluyor, ondan sonra hepimiz meydanlardayız. İnşallah vatandaşlarımıza, milletimize ne yapmak istediğimizi, neyi murat ettiğimizi en iyi şekilde anlatacağız.
Bu anayasa şunu getiriyor arkadaşlar: Bu anayasa koalisyonlar dönemini kapatıyor. Türkiye’de 60’dan bu tarafa 45 tane hükümet kurulmuş. Normal şartlarda 15 hükümet kurulması gerekiyor; 15 nere, 45 nere. 16 ay süresi var hükümetlerin. 16 ayda ne yapabilirsiniz? Tebrikleri kabul edersiniz, brifingleri alırsınız, ondan sonra da valizinizi toplarsınız. Hizmet? Hak getire. Allah’tan AK Parti var da, son 14 senedir kesinti yok. İktidar değişiyor ama, yani seçimler geliyor, iktidar yine AK Parti’de kalıyor.
Şimdi bana bütçe kapanış konuşmasında konuşmacılar; efendim, ehliyet yok, ehliyete, liyakate dikkat etmiyorsunuz. Yani orada vakit olmadı, söyleyemedim de, burada içimde kalmasın söyleyeyim; 2002’de 3 Kasım seçime gittik, ehliyeti verdi mi vatandaş, direksiyona geçtik mi? 2007’ye geldik, sen iyi araba kullanıyorsun dedi, direksiyonun iyi, biraz daha puanımızı artırdı mı? 2011’de, ooo çok geliştirdin dedi, biraz daha puan vereyim dedi, tekrar bizi direksiyona oturttu mu? 2015’e geldik, ufak bir yol kazası, ondan sonra hemen 5,5 ay sonra aman aman dedi millet, biz kaptandan memnunuz, tekrar direksiyona, ehliyet tekrar sana. Ehliyet de burada, hizmet de burada, adres AK Parti. Ehliyeti vatandaş veriyor, bizimki öyle trafikte patates mührüyle alınan ehliyet değil, hakkıyla alınan ehliyet. 80 milyon vatandaşın eskiden ehliyetler vardı biliyorsunuz Göztepe’de, orada hemen tak tak tak basıp veriyorlardı ehliyeti, sınava falan girmeden. Çakma ehliyetle bizim işimiz olmaz biz ehliyeti milletten alırız.
Milletin verdiği yönde de hizmetimize devam ederiz.
Değerli arkadaşlar, bugün yine bir önceki Genişletilmiş İl Başkanları İstişare Toplantımızdan bugüne kadar ülkemizde gelişen olayları konuşacağız, 81 ilimizden gelen siz değerli kardeşlerimizin tespitlerini, önerilerini ve memleket meselelerini burada enine-boyuna bakan yardımcısı arkadaşlarımızla beraber değerlendireceğiz, bir muhasebe yapacağız, 2016 yılını da böylece tamamlamış olacağız.
Evet, bunları söyledikten sonra fazla bir şey kalmıyor. Toplantımızın bu açılış bölümünü böylece tamamlamış oluyoruz.
Bir ve beraberliğimiz daim olsun diyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. Ülkemizin aydınlık geleceği için daha fazla çalışmayı, daha fazla üretmeyi, daha fazla hizmet etmeyi Mevla’m bizlere nasip eylesin diyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Tekrar hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.