Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in 18 Mart Üniversitesi Akademik Yili açilis ve Doktora Tevcih Töreni konusmasi

 

Özgeçmişte bir yanlış, bir eksik. Yanlış 21 Aralık değil 20 Aralık. Gerçi beni 1 gün gençleştirdiniz, fena bir şey değil. Bir eksik; 5 torun. Artık çocukları geçtik torunlara bakıyoruz. Onların bize ihtiyacı kalmadı, torunlar daha fazla ilgimi çekiyor. Her dede gibi ben de torunlarıma çok daha düşkün hale geldim.

Sayın Başbakanım, akademi dünyamızın değerli üyeleri, değerli hocalarımız, sevgili öğrenciler; hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bugün akademik yıl açılışında sizlerle beraber 18 Mart üniversitesinde olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Akademik yıl öğrencilerimize, üniversitelerimize, üniversitemize ve hocalarımıza hayırlı uğurlu olsun.

Türkiye, bulunduğu bölgede çok önemli sınamalara tabi olmuş bir ülke. Hem içeride, hem dışarıda çok dinamik bir yapı var. Daha alçak darbe girişiminin üzerinden 1 yıl geçti ve az önce Rektör Hocamız da çok güzel ifade etti; maalesef güzel duygularımızı, milli duygularımızı, bayrak sevdamızı, ülke sevdamızı, dini duygularımızı, bütün değerlerimizi istismar eden, istiskal eden, kökleri dışarıda olan bir terör örgütü ile bu ülke yüzleşti. Üniversiteleri, yargı camiasını, kolluğu, askeri içeriden adeta bir mikrop gibi kuşatarak ülkenin bağımsızlığına, demokrasisine, geleceğine kast eden alçak bir girişim içerisinde bulundu. Ama Türk milletinin, bu aziz milletin bağımsızlık benim karakterimdir diye tanımladığı Gazi Mustafa Kemal’in düsturuyla o gün milliyetçi, vatansever, bayrağını seven bütün unsurlarıyla, askeriyle polisiyle, savcısıyla hakimiyle, medya mensubuyla ve her şeyden daha önemlisi Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla meydanlara inen, her biri bir kahraman olan aziz milletin evlatlarıyla bu alçaklara gereken cevabı o gece verdi. O gece, o karanlık gece halkın, Hakk’ın gücünün tankın gücünü yendiği gecedir. Ve bir kez daha bütün dünyaya, inanan, iman eden, ülkesi için gözünü kırpmadan canını vermeye hazır olan bir milletin neleri başaracağını göstermiş oldu. Öyle ki değerli dostlar, bu işin arkasında olanlar, bu işi kurgulayanlar şaşkına döndü, nasıl bir tepki vereceğine uzun süre karar veremediler. Çünkü onlar çok emindi. Yıllardır yatırım yaptıkları, yetiştirdikleri bu alçaklar ordusu sonuç alacaktı, sonuç yüzde 100 başarılı olacaktı. Ama olmadı, çünkü hesap edemedikleri şey; aziz Türk milletinin karakteriydi, bağımsızlık aşkıydı. Bu millet Çanakkale geçilmez derken de aynı ruha sahipti, 15 Temmuz’da bu bayrak inmez, bu ezan dinmez diyerek aynı ruhu göstermiştir.

Değerli dostlar, önce biraz Çanakkale’den konuşalım. Çanakkale, her yönüyle ülkemizin örnek şehridir. Bağımsızlık deyince Çanakkale akla gelir. Destan deyince Çanakkale akla gelir. Düşman geçemez deyince Çanakkale akla gelir. İstiklal mücadelemizin başladığı yer Çanakkale’dir. Çanakkale’de ortaya konan o büyük direnç, büyük savaş olmasaydı bugün ülke olarak bu topraklarda hür ve bağımsız olarak belki de yaşayamayacaktık. O kararlılık, 1’e 10 düşmana karşı gösterilen o kahramanlık, Koca Seyit’in 300 kiloluk mermiyi sırtında taşımada gösterdiği o iman bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin hür ve bağımsız olarak dünyada ve bölgesinde bu konuma gelmesinin önünü açmıştır. İşte bu Çanakkale, geçmişi, o büyük kahramanlık destanını yaşatan ve her yıl nesilden nesile aktaran önemli bir merkezimizdir.

Çanakkale sadece Türk tarihi bakımından değil medeniyetler tarihi bakımından da önemli bir yerdir. Troia, çok önemli bir kültür varlığımızdır. Ve bildiğimiz gibi önümüzdeki yılı Kültür Turizm Bakanlığı Uluslararası Troia Yılı ilan etmiştir. Bu ne demektir? Önümüzdeki yıl Çanakkale hem yurt içinden, hem yurt dışından daha fazla ziyaretçinin uğrayacağı bir yer olacaktır. Tarihi Yarımadaya bakın, eski halini düşünün, şimdiki halini düşünün. O büyük zaferi, o büyük direnişi bizlere miras bırakan ecdadımızın şanına yakışır bir hale getirmek boynumuzun borcuydu, bunu da yaptık. Ve bugün zannediyorum her yıl 18 Mart’ta 24-25 Nisan’da ne kadar geliyor bilmiyorum, 3 milyon civarında ziyaretçi geliyor. Yurdun her köşesinden geliyor Hakkari’den geliyor, Sinop’tan geliyor, Edirne’den geliyor, Van’dan geliyor. Niye geliyor? Çünkü bir kahramanlık destanının yazıldığı bir yerdir. Bu neyi kazandırdı bize? Bu bize milli duygularımızın yaşatılması, toprak bütünlüğümüzün vatanıyla, milletiyle, ülkesiyle bağımsız bir cumhuriyet olduğumuzun ve hiçbir yıkıcı akımın ve faaliyetin bizi bu prensipten, bu ilkelerimizden vazgeçiremeyeceğinin dünyaya açık ilanıdır, ülke aidiyet duygusunun yaşatılmasıdır bu başarılmıştır. Bugün Türkiye etrafı ateş çemberi olan bir ülke olmasına rağmen istikrarla, kararlılıkla 2023 Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına emin adımlarla ilerlemektedir. Tabi tarihimizde yakın tarihimizde bu kadar önemi olan Çanakkale’nin bu hak ettiği konuma gelmesi gerekirdi buna ihtiyaç vardı. Ulaştırma Bakanı olduğum ilk günlerde Çanakkale’ye gelmek için doğrusu çok zorlandım. Uçak yok, havayolu yok, denizden geliş yok. Kara yolları çok düşük standartlı, ama geldik kara yoluyla geldik. Saatlerce Eskişehir, Bursa, efendim Bandırma, Biga üzerinden nihayet gün boyu seyahat ederek geldik. Şimdi bilmiyorum buradan Ankara’ya Bülent ne kadar sürüyor? 5 saat. Evet, ben o ilk konuşmamda şöyle bir şey demiştim: Ya Çanakkale geçilmez denmiş, ama o düşmana geçilmezdi dost için denmemiş herhalde bunu yanlış anlamışlar. Çanakkale millet için geçilen bir yerdir. Millet her taraftan Çanakkale’ye gelmelidir, Çanakkale’deki o tarihi o destanı buram buram bağımsızlık ruhunu yaşamalıdır bunun için harekete geçtik. Bizim için değerli dostlar, siyaset millete hizmettir. Millete hizmet etmeyen bir siyaset olmaz olsun, böyle bir siyaset bize lazım değil, Türkiye’ye de lazım değil. Onun için hemen yollar için seferberlik yaptık. Bütün yolları Edirne’den Tekirdağ’a Çanakkale’ye, Çanakkale’den Ezine’ye efendim, oradan Küçükkuyu’ya ta Ayvalık İzmir yoluna. Diğer yandan Çanakkale’den yine Eceabat, Biga ve bu tarafa doğru Bandırma’ya doğru, Bursa’ya doğru bölünmüş yol çalışmalarını başlattık. Şu anda Çanakkale’nin Marmara’ya, Ege’ye ve Orta Anadolu’ya, bütün Anadolu’ya bağlantıları hemen hemen tamamlandı ufak tefek detaylar var. Küçükkuyu’yu tarihi SİT vesaire vardı geçemedik onu tünelle geçiyoruz Ezine’den sonra, onlar da tamamlanacak. Şimdi tabi kara ulaşımını bitirmek yetmez, aynı zamanda hava ulaşımı da lazım. Havaalanı var NOTAM’lı. Efendim, işte önünde yapılaşmalar var, deniz kuvvetleriyle ilgili, boğaz komutanlığıyla ilgili konular var bunları da temizledik. Havaalanında uluslararası standarda geçirdik, uçuşları başlattık. Şimdi 1 Kasım’dan itibaren İstanbul’a da düzenli uçuşlar başlıyor, Ankara’ya zaten var. Ve bugün gelirken de güzel bir terminal olmuş şirin, Çanakkale’ye yakışır hem iç hatlarda, hem dış hatlarda kullanılacak bir terminal, bunun da kurdelesini kestik. Dolayısıyla böylece artık Çanakkale denizden…  Ha deniz, adalar var, Gökçeada, Bozcada, doğru dürüst sefer yapılmaz, karşıdan karşıya gayet ilkel gemilerle düzensiz, doğru dürüst sefer olmaz. GESTAŞ’ı dedik ki biz artık denizcilik işletmelerini tasfiye ediyoruz Çanakkale kısmını burada GESTAŞ adıyla özel idare, belediye ve bir şirket oluşturuldu buraya verdik. Sonra buranın gemi ihtiyacı var, gemi ihtiyacının karşılanması var buna destek olduk. Bu da yetmez kış var, deniz var, sıkıntılar var her havada sefer yapabilecek bir altyapı olması lazım. Kışın az yolcu var, yazın çok yolcu var dolayısıyla, birbirini karşılamıyor. Bakın ilk defa o tarihlerde sadece Çanakkale deniz ulaşımına mahsus kanun çıkardık Çanakkale’ye yönelik, Çanakkale bunu hak ediyor. Ben şimdi bu vesileyle bütün bu hizmetlerde emeği geçenlere teşekkür etmek isterim. İbrahim Köşder’e, Mehmet Daniş, Müjdat Kuşku, İsmail Kaşdemir, o dönemdeki bütün milletvekillerimiz büyük gayret gösterdiler. Şimdi Ayhan Gider, Grup Başkanvekilimiz Bülent Turan, bütün arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür ediyorum, çok güzel hizmetler verdiler. Tabi ayrıca Belediye Başkanımız, valilerimiz, bütün emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Taş üstüne taş koyan herkesin başımız, gözünüz üzerinde yeri var, önemli olan budur. Kalıcı olanlar yaptığınız işlerdir. “İnsan odur ki bu dünyada bıraka bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser. Biz de ülkemiz için, milletimiz için eser bırakarak bugünlere geldik. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 15 yılda bir Türkiye’yi 3 Türkiye’ye çıkarttık, 3 kat büyüttük.

Evet, Çanakkale’de şimdi bir başka büyük projenin adımını attık. Geçtiğimiz 18 Mart’ta, hatırlayın, 18 Mart’ta törenleri esnasında biz de… Lapseki’de değil mi?

BİR KATILIMCI- …

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Demin karıştırdım Eceabat’la, biraz hatlar karıştı. Lapseki’de Gelibolu… Gelibolu Eceabat değil mi?

BİR KATILIMCI- …

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Lapseki bu tarafta, yani Anadolu tarafında, Eceabat da Trakya tarafında. Şimdi düzeldi değil mi? Coğrafya bilgisi biraz zayıf hocam.

Evet, orada muhteşem bir katılımla, mübalağa etmiyorum, 30 binin üzerinde kendiliğinden toplanan Çanakkalelilerle bir tören yaptık, bu tören neydi? Çanakkale’yi baştanbaşa geçecek, açıklığı dünyada en fazla olan bir asma köprü, 2023 metre açıklığında ve dünyanın iki kule arasındaki en fazla açıklık bulunan köprüsünün temelini attık, Çanakkale 1915 Köprüsü. 2023’e gelmeden inşallah köprü, artı 90 kilometre yolla beraber bunu da açmış olacağız. Böylece Çanakkale gece-gündüz lodosta, poyrazda her zaman geçilecek, son noktayı böylece koymuş olacağız. Hayırlı, uğurlu olsun Çanakkale’mize.

2002’de Çanakkale il sınırları içinde 21 kilometre bölünmüş yolumuz vardı, 2017’ye geldiğimizde 330 kilometreye çıkmış, 16 kat.

Köprüyü söyledim, 10,5 milyar liralık bir yatırım, helali hoş olsun. Çanakkale sadece kendini temsil etmiyor, Çanakkale demek Türkiye demek, Türkiye’nin gözbebeği.

Ve toplam 15 yılda Hükümetlerimiz döneminde Çanakkale’ye yaptığımız yatırım 17 milyar lira.

Değerli dostlar, evet, Türkiye aynı anda 3 terör örgütüyle mücadele eden tek ülke. 15 Temmuz alçak darbe girişiminin arkasında olana FETÖ terör örgütü. FETÖ terör örgütü 15 Temmuz’dan sonra artık tam anlamıyla açığa çıkmış, gerçek niyetleri ortaya çıkmış ve 250 şehidimiz olan, 2194 gazimiz olan adeta bir savaş sonucu bağımsızlığımızı, demokrasimizi kazandığımız bir sürecin arkasından hukuk içerisinde bu alçak örgütle mücadele tüm hızıyla devam etmektedir. Her ne kadar mahkemelerde tiyatro oynasalar da, yargıyı yanıltmaya gayret etseler de, terörist başının gönderdiği rüya tabirlerine göre rollerini oynasalar da hiçbir faydası yok, hukukun içerisinde hak ettikleri en ağır cezayı mutlaka alacaklardır. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak, gazilerimizin ahı yerini bulacak ve bunlar gerekli şekilde cezalandırılacak.

Ben Rektörümüzü tebrik ediyorum; burası onların üslendiği önemli merkezlerden biriydi, kararlı bir mücadele sonucu şimdi görüyorum ki burada mikrop temizlenme noktasına gelmiş.

Değerli hocalarım, sevgili öğrenciler; üniversiteler bir ülkenin gelişmesi için vazgeçilmez kurumlardır. Vazgeçilmezliği nereden? Ünivers’ten geliyor, yani büyük düşünme, küresel düşünme, detaylara, sorunlara takılmama, geniş vizyon içerisinde öğrenme, muhakeme kabiliyetinin gelişmesi, özgüvenin gelişmesi; üniversitesinin vermesi gereken en önemli şey budur.

3 katlı entegral, diferansiyel denklemler, bunları öğrenirsiniz, … lamda, delta, bunları öğrenmek tek başına öğrenmek tek başına bir işe yaramaz, bunlardan çıkaracağınız sonuçlar önemlidir. Bir olaya bakışınızın açısı ne kadar genişlemişse, ne kadar çok muhakeme yeteneği kazanmışsanız, ne kadar sorunları analitik düşünebiliyorsanız, eğer bu ve buna benzer FETÖ gibi, bölücü terör örgütleri gibi, marjinal Marksist, Leninist örgütler gibi bölücü, yıkıcı faaliyetlerin etkisinde kalmıyorsanız, o zaman üniversite size hak ettiğiniz bilimi, bilgiyi veriyor demektir.

Bir bakıyorsunuz, hiçbir birikimi olmayan, diploması olmayan bir adamın etrafında üniversite okumuş adamlar, profesör olmuş adamlar fırıl fırıl dönüyor, yarım bıraktığı ekmeği kapıp yemek için birbiriyle kavga ediyorlar, tabağında bıraktığı yemek için birbirlerine giriyorlar. Akla ziyan bir iştir, böyle bir şey olur mu değerli kardeşlerim? Allah akıl, fikir vermiş, Allah bize engin bir muhakeme kabiliyeti vermiş. Tabi inancımız var, inanacağız, ama inancımızın istismar edilmesine, kullanılmasına, belirli kötü niyetli örgütlere değerlerimizi satmayacağız, kafalarımızı kiraya vermeyeceğiz.

Bizim sahip olduğumuz değerler bize yeter. Nedir o değerlerimiz? Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, bu bize yeter, başka bir şeye ihtiyacımız yok. Birliğimiz, beraberliğimiz, toprak bütünlüğümüz, kardeşliğimiz.

Şimdi Kuzey Irak’ta bir referandum oldu. Efendim, işte orada daha iyi şartlarda Kürtlerin yaşamasına niye karşı çıkıyorsunuz? Kim vaat ediyor, oradaki Kürtlerin daha iyi şartlarda yaşayacağını kim söylüyor? O referandumu bütün dünyaya inatla, Türkiye’nin ikazlarına inatla, Irak Merkezi Hükümetinin açıkça karşı çıkmasına, İran’ın, komşu ülkelerin karşı çıkmasına rağmen inatla yapmak isteyen, yapan bu yöneticilerin orada yaşayan Kütleri, Arapları, Türkmenleri, Asurileri, Ezidileri, Keldanileri düşündüğünü mü zannediyorsunuz? Kendi ikbal hırsları için, kendi iktidarlarının devamı için milyonlarca insanı maceraya sürüklemeden tereddüt etmediler. Asıl sorunlar bundan sonra başlıyor. Düşünün, orada bir bağımsız devlet, yapay bir devlet, kuzey kapalı, doğu kapalı, güney kapalı, Suriye de kapalı, ne yapacak, nerede nefes alacak? Çok kısa sürede o insanlar en önce onların karşısına çıkacak. Tebaandaki ahaline bir şey yaparken kendini düşünmeyeceksin, onların geleceğini düşüneceksin. Onlar bu işten ne istifade eder? Zaten bugüne kadar DEAŞ’tan, PKK’dan, çeşitli Irak’taki darbelerden, işgallerden her türlü ezayı, cefayı çekmiş bu insanlar, yetmedi mi şimdi bir bela da siz ihtiraslarınıza kurban giderek bunlara reva görüyorsunuz?

Bakın, buradan, 18 Mart Üniversitesinden söylüyorum, bizim Kürt kardeşlerimizle hiçbir problemimiz yok. Biz ülkemizde Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, her mezhepten, her meşrepten vatandaşımızla biriz, beraberiz, kardeşiz, 80 milyon birlikte Türkiye’yeyiz. Aynı şekilde Irak’ta, Suriye’de yaşayan Kürt kardeşlerimiz de, Türkmen kardeşlerimiz de, Araplar da bizim dindaşımız, komşumuz, onlara da aynı nazarla bakıyoruz. Ancak, bir ayrılık ateşini yakanlar bölgedeki sorunların çözümü için değil, sorunların daha da büyümesi için en önemli yanlışı yapanlardır; bizim derdimiz bununla. Hiçbir şekilde orada yaşayan insanlara, sivillere bunun bedelini ödetmeyeceğiz. Alacağımız her türlü tedbir bu yanlışı yapanlara karşı olacak, hiçbir zaman masum halka karşı bir tedbir bizim şanımıza da yakışmaz, geçmişimize de yakışmaz, geleceğimize de yakışmaz.

Türkiye’nin ikinci büyük mücadelesi bölücü terör örgütüdür, PKK’dır. Bugün yine şehitlerimiz var, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize, yaralılarımıza şifa diliyorum.

Ama şunu büyük bir rahatlıkla söylerim ki; son 2 yıldır yatığımız mücadele sonucu terör örgütü belini doğrultamaz hale gelmiştir. Çok değil 2 yıl önce, 1 yılda dağa götürdükleri genç sayısı 3 binin üzerindeydi, şu anda bu sayı 10’un altında, götüremiyorlar. Çünkü gençler gördüler, çıkmaz yolu da gördüler, geleceği de gördüler, gelecek Türkiye’de, gelecek Türkiye Cumhuriyeti’nin 80 milyonuyla bir ve beraber olmasında, bunu gördü. Sadece güvenlik esaslı mücadelemizi sürdürmüyoruz, aynı zamanda sosyal, ekonomik kalkınma mücadelesini de eş zamanlı olarak sürdürüyoruz.

Hatırlayın, geçen yıllarda başlatılana hendek, çukur siyasi, şehirleri işgal etme girişimi sonucu büyük bir tahribat oldu, ilçeler, belli başlı iller neredeyse yerle bir oldu, bütün bunların hepsini yeniden inşa ediyoruz, büyük bedellere mal oluyor, olsun. Kim için yapıyoruz? İnsanımız için yapıyoruz, milletimiz için yapıyoruz, geleceğimiz için yapıyoruz. Onun için değerli gençler, ayrılıkçı söylemlere asla itibar etmeyin, bunu yapanlara da en şiddetli şekilde cevabınızı verin bölücü olsun, din istismarcısı olsun, mezhep istismarcısı olsun, kim olursa olsun.

Bugün yabancı düşmanlığının, İslam düşmanlığının Avrupa’da ne kadar rağbet gördüğüne hep beraber şahit oluyoruz. Bu, Avrupa’nın geleceğinin en büyük sorunudur, en büyük felaketidir. Yapılan seçimleri gördük, referandumda Avrupalıların ortaya koyduğu ikiyüzlülüğü gördük, ülkemiz hakkında ne kadar yıkıcı söylemler içinde olduklarını gördük. Bundan fayda sağladılar mı? Katiyen sağlamadılar. Hollanda denedi kaybetti, Almanya denedi kaybetti, kim denerse kaybediyor, Türkiye’ye değen oy kaybediyor.

Onun için biz Avrupa Birliği’nden şunu bekliyoruz: Gelecek vizyonunuzu belirleyin artık; nereye gitmek istiyorsunuz, kiminle gitmek istiyorsunuz? Türkiye mecbur değil size. En fazla sizin kazancınız var, Türkiye’yi bu sisteme dahil etmenin Avrupa’ya Türkiye’den daha fazla faydası var. Bugün Ortadoğu kan gölüne dönmüş, otorite boşluğu almış başını gitmiş, binlerce yabancı savaşçı, terör unsuru, eğer Türkiye burada onları durdurmasa Avrupa’da bugün hayat zehir olur, sokağa çıkamazlar, bunu Avrupalılar da biliyor. Onun için Avrupa’nın tekrar başını öne eğip geleceğine karar vermesi lazım, yola nasıl yürüyeceğine karar vermesi lazım. Ona göre biz her zaman Avrupa’yla ilişkilerimizi geliştirmekten yanayız. Türkiye hem Avrupalıdır, hem Asyalıdır, coğrafi olarak da böyle, geçmişi olarak da böyle, geleceği olarak da böyle. İşte Çanakkale, İstanbul boğazları, Marmara Denizi ayırıyor, Avrupa tarafımız da var, Asya tarafımız da var. Avrupa-Asya arasında köprü kuruyoruz, hem fiziki köprüler kuruyoruz, hem medeniyet köprüleri kuruyoruz, bu çok önemli bir görev. Türkiye medeniyetleri birbiriyle çatıştıran değil, barıştıran, birleştiren bir rol oynuyor. Bunu görmezden gelip kısa vadeli ikbal hesaplarıyla ırkçı söylemlere, İslam düşmanlığı söylemlerine rağbet ederseniz sonunda pişman olursunuz, hüsrana uğrarsınız.

Değerli öğrenci arkadaşlarım, değerli hocalarım; Türkiye zor bir bölgedir. Coğrafya kaderdir, biz coğrafyamızı değiştiremeyiz. Ama ne yapabiliriz? Burada dimdik ayakta kalmak için yapacağımız şeyler var, kendi kendimize yeterli hale gelmek. Sanayide, savunmada, caydırıcılıkta, eğitimde, sanatta, tarımda, hayatın bütün alanlarında kendi kendimize yeterli hale geleceğiz, güçlü olmanın, güçlü kalmanın yolu budur. Bugün bazı şeylere ihtiyacımız oluyor, hiçbir sebep yokken örtülü ambargo uygulanıyor. 1974’te bu açık ambargoydu, şimdi örtülü uygulanıyor. Bu bize bir mesaj vermeli, nedir mesaj? Muhtaç olmayacaksın, kendi göbeğini kendin keseceksin. Allah’a şükür Türkiye bu yolda çok mesafe kat etti. Bugün Türkiye savuma sanayinde 5 milyar dolarlık bir cirodan 35 milyar dolarlık bir ciroya erişti. İHA’larını, caydırıcı silah ve mühimmatlarını, mekanize araçlarını yapabilir bir hale geldi, daha da güzel olacak, daha güzel şeyler yapacağız. Ama bütün bunlar düşmanlık için değil, yayılmak için değil, herhangi bir tehdit, iç-dış tehdit olduğunda, bir dakika kardeşim, biz buradayız demek için. Operasyonel kabiliyetiniz kadar başarınız vardır, o bakımdan Türkiye bu kabiliyetini geliştirmek için her türlü adımı atmaya kararlıdır.

Üniversitemiz bugün 25. yılında maşallah 52 bin öğrenciye ulaşmış, 1500 akademik personel, bin idari personel, 14 fakülte, onlarca meslek yüksekokulu, enstitülerden oluşan adeta orta ölçekli bir şehir haline gelmiş. Üniversitenin bu hale gelmesinde herkesin emeği var. Başta kuruluşunda merhum Demirel ve merhum Erdal İnönü ve bütün görev yapan arkadaşları tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.

Değerli rektörümüz Yücel Hocam hakikaten 2 yıl içerisinde müthiş bir çalışma içerisine girdi. Bir yandan üniversite içinde yuvalanan FETÖ mikroplarını temizlerken, diğer yandan da üniversitenin gelişmesi ve akademik sıralamada daha ileri bir noktada yer alması için gayret gösterdi. Bu gayretlerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Konuşmamı bitirmeden iki konuya temas edeceğim, tamamlayacağım.

Bir tanesi, üniversitelerimiz. Bugün 186 üniversitemiz var, biz AK Parti hükümetleri göreve başladığımızda 76 üniversitemiz vardı. 186’dan 76’ya ne kadar var hesabını yapın. Her ilimizde üniversite var, birçok ilimizde özel, devlet, birden fazla üniversite var, iyi bir konuma geldik. 7 milyon 200 bin öğrencimiz var, bazı ülkelerin nüfusları bunun altında. Belki en az 40-50 tane Birleşmiş Milletler’e üye ülke nüfusu Türkiye’deki üniversite nüfusundan küçük. Ama burada bir eksiklik görüyorum, yabancı öğrenci sayısı istediğimiz düzeyde değil, 108 bin, halbuki normal şartlarda bizim minimum 350 bin öğrencimiz olması lazım. Bundan sonraki çalışmalarda bu konuya biraz daha eğilmenizi istiyorum değerli hocam. Bu hem maddi katkıdır, ama onun da ötesinde burada okuyan her öğrenci bu ülkenin vatandaşı gibi gittiği yerde ülkemizin gönüllü elçisidir, bu çok önemli bir şey; bu tecrübeyi yaşamış biri olarak söylüyorum. İki sene İsveç’te kaldım, İsveç hakkında benim kafamda yer etmiş şeyler var. İşte bu bizim milyarlar harcayarak yapamayacağımız bir iştir. FETÖ bunu yaptı, ama ihanet etti, onlar bu duygularımızı kötüye kullandılar, bayrağımızı istismar ettiler, Atatürk’ü istismar ettiler, değerlerimizi, dinimizi, kutsalımızı istismar ettiler. Şimdi omuz omuza rükuda duran iki insan birbiri hakkında şüphe duyuyor, yaptıkları en büyük kötülüktür, acaba bu ne?

Evet, onun için bu değişik ülkelerden şu anda bin kadar öğrenciniz var 62 ülkeden, fena değil, ama bu sayı minimum üniversite nüfusunun yüzde 5’i olmalı Hocam, size bir hedef. 10 demiyorum bak, 2500 yeter şimdilik. Bunun için gayret ederseniz ülke için de, üniversite için de, Çanakkale’miz için de güzel bir hizmet olur. Buraya gelen, burayı gören herkes mutlaka gittikten sonra tekrar gelir. Çünkü öğrencilikte bir şey anlamadım der, bir daha gideyim şu Çanakkale’ye eski hatıralarını tekrar yaşayım diye tekrar gelirler.

Evet, diğer bir konu da bu üniversite sınavları ve TEOG konusu. Üniversitelerimizde bugün mezun olanların sayısıyla, üniversitelerimizin kontenjan miktarı aynı. 2 milyon 400 bin öğrencimiz geçmiş yıllardan gelen ayrı tuttuğumuzda her mezun olan öğrenci iyi kötü bir yere giriyor. Demek ki kapasite arz talep sorunu ortadan kalkmış. Sorun ne? Geçmişten gelen birikim. Bunu bir kere bir şekilde halletme gerekiyor. Şimdilik bunu bir kenara bırakırsak üniversiteye girişin sınav stresinin azaltılması lazım, çünkü ihtiyaç yok. Olurda 10 milyon 1 milyon alacaksın millet birbirini kıracak yok böyle bir şey. Mezun olan sayısı da aynı, üniversitelerin sunduğu kontenjan da aynı. Sorun nerede? Tabi herkes aynı gitmiyor, herkes 18 Mart’a gitmek isterse o zaman sorun başlıyor. Onun da yolu bir sınava kadere bağlamak yerine, ta 4+4+4 bütün kademelerde öğrencinin kabiliyetine, yetkinliğine, başarısına göre hazırlanması. Bunu şimdi TEOG’da ilk olarak TEOG’da yapıyoruz. TEOG neden değişiyor? Efendim yazboz tahtası yaptınız sürekli değişiyor bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor. TEOG falan değiştiği yok TEOG bir sistem de değil. TEOG’un ne olduğunu bilmeden konuşuyor. Uzmanlar koca koca altta efendim unvanları var konuşuyorlar.

TEOG dediğiniz şey 8’nci sınıfın ilk sömestr, ikinci sömestrdeki bir sınavının merkezi olarak yapılmasıdır. Yani Ankara’dan sorular geliyor, bütün yurtta aynı anda yapılıyor ve o sınav belirleyici oluyor. Mezuniyetten sonra ortaokuldan liseye geçişte belirleyici oluyor üniversite sınavı gibi bir şey ona dönüşüyor halbuki o değil. Yıl içi her sömestre üç yazılı var, ikinci sömestr üç yazılı var bunlardan birer tanesi merkezi olarak yapılıyor buna da TEOG deniyor. Şimdi bunun öğrenciler üzerinde ve veliler üzerinde oluşturduğu bir gerilim var, bir stres var. Kaderini bir sınava öğrencinin bağlamayalım diyoruz. 4 yıl ilk temel eğitimin 4 yılını ilkokul, 4 yılını ortaokul olarak okuyor. Şimdi ortaokulda öğrenci liseye hazırlanması lazım. Spor lisesine mi gidecek, sanat lisesine mi gidecek, sosyal bilimlere mi, fen bilimlerine mi, imam hatibe mi, Anadolu lisesine mi nereye gidecekse bu 4 yılda, ikinci 4 yılda şekillenmesi lazım yeni uygulama bunu getiriyor, sınav kalkıyor. Her yılın yılsonu başarı ortalaması alınıyor 5-6-7-8 bu bir veri. Ayrıca derslerdeki öğrencinin ilgisi, kabiliyeti ne tarafa gidiyor? Matematik mi, Türkçe mi, sosyal bilimler mi, spor mu, sanat mı? Buralar izleniyor, tespit ediliyor buna belirli bir oranda da katkı yapan yine 8’nci sınıfta sınav yapılıyor. O sınav nasıl oluyor? O sınavın soruları soru bankasından geliyor. Her okul, her sınıf kendine göre yapmıyor. Niye? Hormonlama olmasın, şişirme olmasın diye. O sınavlar soru havuzundan, bankasından çekiyorlar, her okul, her sınıf yapıyor, okuma sistemi de onlar yapmıyor, dışarıda okutuluyor, elektronik sistemle okunuyor, olay bu. Burada elde edilen sonuç; o dört yılın sonucuyla birleştiriliyor, bir mezuniyet puanı çıkıyor. O mezuniyet puanına göre öğrenci istediği yere yerleşiyor. Böylece; efendim işte torpil oldu, o oldu-bu oldu, işte zayıf okuldaki öğretmen daha fazla not verdi, beriki şu okula yerleşmesi için ayrı kurs veriyor, evde kurs veriyor, çocuklar çocukluğunu yaşamaktan maalesef ona imkan tanınmıyor, perişan oluyor, stres. Sınava girecek, her tarafı titriyor çocuğun. Daha benim 6. sınıfa giden torunum var Bahar diyor ki, gittim sarıldı boynuma; Dede, TEOG kalktı ne güzel. Kızım senin ne işin var TEOG’la? O bile TEOG stresine girmiş, daha 2 sene var. Ya yazık günah değil mi bu evlatlarımıza? Bırakalım istedikleri gibi sosyal faaliyetlerini de yapsınlar, derslerine de çalışsınlar. Hepsini biraraya getiriyoruz bir sonuç elde ediyoruz, onunla da zaten okullar kalitelerine göre bakacak o puanlara yerleştirmesini yapacak. Ve böylece bu konuda ana-babayı strese sokan, mali sıkıntıya sokan bu anlamsız yarış diyorum, yarış, ders öğrenmeyi bırakıyor öğrenci, ha babam TEOG nasıl kazanılır, tüyolar, şöyle yaparsan alırsın, böyle yaparsan alırsın. Ha burada bir de sorular test değil, bayağı sınıfta yaptığı klasik sorular olacak, açık uçlu sorular. Sosyal bilgiler, şunu anlat, bilmem ne. Matematik, şu problemi çöz. Ha A şıkkı mı, B şıkkı mı, C şıkkı mı falan yok, açık uçlu sorular sorulacak. Çalıştıysa, hazırlandıysa öğrenci zaten buna cevap verecek, buradan alınacak sonuçlar da mezuniyete esas belirleyici notlar olacak; mesele bu.

Üniversitelerde de sınavlar basitleştirilecek, buna benzer bir şey, bir sınav olacak, tek bir sınav bir müddet daha. Ama bu da esasında ortaokuldan, liseden gelen başarıyla birleştirilerek bu sınav gerçekleşecek, bu sınav tek başına belirleyici bir sınav olmayacak. Böylece öğrencilerimizin 12 yıllık birikimini bir-iki saatlik heyecana sığdırarak onların geleceğini belirleyemeyiz, karartamayız. O yüzden velilerimiz rahat olsunlar, öğrencilerimiz rahat olsunlar. Bizim istediğimiz; onların kabiliyetlerinin en uygun olduğu, kendilerini geliştirmek için en fazla istedikleri alan nereyse oraya gitmeleridir.

Şimdi okurken üniversiteye gireceğimiz zaman sınav vardı, bir puan veriliyor elimize, nereye gireceğin belli değil. Gece 11’de TRT 2’de filanca üniversite falan şu arada kayıt yapıyor, yarım saat. Sabah koştur koştur oraya, diyor ki; kaçırdın sen, değişti, kaydedemiyorsun, senin puanın yüksek indirmişler bir alttakini alıyorlar. Oradan öbür tarafa koştur, oradan öbür tarafa koştur, bir türlü istediğin yere giremiyorsun, elinde puanın da olduğu halde giremiyorsun. O günlerden bugünlere geldik, tabii daha da iyisini mutlaka başaracağız.

Ben biraz uzun tuttum, kusura bakmayın, sabrınız için teşekkür ediyorum. Bu vesileyle sizlerle sohbet etme imkanı buldum.

Sözlerimi tamamlarken, akademik yılımızın, ülkemiz, milletimiz, geleceğimiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyor, akademi dünyamızın değerli mensuplarına, hocalarımıza başarılar diliyorum. Öğrenci kardeşlerimize, genç kardeşlerimize yeni akademik yılda başarılı bir çalışma diliyorum.

Gençler, bizim geleceğimiz, şu anda nüfusumuzun yüzde 100’ü genç değil, ama gelecekte yüzde 100’ü gençlerden oluşacak. Biz bu emaneti, bu sorumluluğu sizlere devredeceğiz. Sizlere devrederken de gözümüz arkada kalsın istemiyoruz. O yüzden bu altın yıllarınızı bir saniyesini bile boş geçirmeyin. Üniversiteden sonra kendinizi geliştirmek için çok vaktiniz olmayacak. Hayata atılacaksınız, hayatın zorluklarıyla boğuşacaksınız. Ben 45 yaşında lisan öğrenen biriyim, ortaokulda lisan dersi aldım, lisede aldım, üniversitede aldım, masterda aldım, bitirdiğim zaman baktım ki bir şey bilmiyorum. 45 yaşında tekrar lisan öğrenmek mecburiyetinde kaldım. Siz öyle yapmayın, bu yılları dil öğrenmek için bir fırsat bilin, çünkü dil bilmek önemli. Ana diliniz tamam, ama bir yabancı dil daha bilirseniz fark yaparsınız, mukayeseli üstünlük sahibi olursunuz. Bunu sakın ihmal etmeyin diyorum.

Bütün arkadaşlarınıza kucaklayıcı olun, empati yapın, ayrıştırıcı olmayın. Bu topraklar hepimize yeter. Zararlı fikirlerin kafanıza girmesine asla müsaade etmeyin. Bölücülük gelince reset atın kafaya, bölücülüğe geçiş yok. Kafadaki dosyaları sağlama alın. Virüslerin, mikropların, spamların girmesine izin vermeyin. Çünkü geleceğimiz sizlersiniz.

Biz ne yapıyoruz? Biz sorunları torunlara bırakmamak için gece-gündüz çalışıyoruz; bizim bugün yaptığımız bu. Size daha az sorun bırakmak için çalışıyoruz ki siz de daha az sorunla daha çok iş yapma kabiliyetine sahip olasınız diye bunları yapıyoruz.

Ben tekrar Üniversitemizin şahsıma tevcih ettiği bu fahri doktora unvanından dolayı bütün Üniversite Senatomuza, Siyasal Bilgiler Fakültemize teşekkür ediyorum.

Marifet iltifata tabidir, alıcısı olmayan meta zayidir; Muallim Naci’nin güzel bir sözü var. Biz de bu iltifata layık olmak için bundan sonra çok daha fazla çalışacağız. Milletimizin refahı, geleceği için, kalkınması için, huzuru için, kardeşliği için var gücümüzü sarf edeceğiz diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.