Basbakan Yildirim’in, 25. Istisare ve Degerlendirme Toplantisi‘ndaki konusmasinin tam metni
Çok değerli yol arkadaşlarım, sevgili kardeşlerim, ekranları başında bizi izleyen aziz milletim, değerli basın mensupları, hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
25’incisini gerçekleştirdiğimiz AK Parti istişare ve değerlendirme toplantımıza hoş geldiniz.
Toplantımızın teşkilatımıza, ülkemize, aziz milletimize hayırlı uğurlu olmasını Cenabı Mevla’mdan niyaz ediyorum.
AK Parti’nin millete hizmet davasına gönül veren, emek veren sizlere, bugün aramızda olmayan tüm yol arkadaşlarıma da şükranlarımı sunuyorum. Ebediyete intikal eden yol arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları Cennet olsun.
Değerli kardeşlerim, değerli yol arkadaşlarım; 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilk istişare ve değerlendirme toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla bu toplantımızı 15 Temmuz’un gölgesinde, 15 Temmuz darbe girişiminin atmosferinde şehitlerimizin, gazilerimizin hüznüyle, aynı zamanda 15 Temmuz şanlı direnişin yol göstericiliğinde yeni bir ümit, yeni bir heyecanla gerçekleştiriyoruz.
Bugün burada bir kez daha 15 Temmuz şehitlerimizi ve ülkenin bölünmez bütünlüğü, milletin birliği, beraberliği, huzuru için sınır boylarında Doğu ve Güneydoğu’da hayatını seve seve veren bütün şehitlerimi şükranla, rahmetle yad ediyoruz. Allah hepsinden razı olsun, mekânları Cennet olsun.
Değerli kardeşlerim; toplantımızın hemen başında açılışta bir açılış yapalım ve bütün şehitlerimiz için bir Fatiha okuyalım.
El Fatiha.
Ruhları şad olsun.
Allah birliğimizi, dirliğimizi bozmasın, daim eylesin. Allah milletimiz ile gönül bağımızı güçlendirsin. Rabbim bizleri millete hizmet davamızdan bir an bile geride bırakmasın.
Değerli kardeşlerim; 15 Temmuz gecesi 241 kahraman vatanı için, milleti için, bayrağı için, istiklal için şehadete yürüdü. Burada hepsinin ismini tek tek saymak mümkün değil. Ancak birkaçını özellikle zikretmek, ailelerine şükranlarımı, kendilerine hürmetlerimi iletmek istiyorum.
Sevgili Halil Kantarcı, daha çocuk yaşta 28 Şubat zindanlarına düştü, idamla yargılandı. Her fırsatta şehadeti arzuladığını ailesine ifade etti. 15 Temmuz akşamı hiç tereddüt göstermeden üç küçük çocuğunu öperek köprüye doğru yola çıktı. Sosyal medyadaki son mesajı; milli iradenin muhteşem sembolü Ezanı Muhammedi oldu. Adına uyarladıkları şu türküyü bir kez de burada ben söylemek isterim: “Kahpe uzaktan atar, meydanda Halil’im yatar. Sanma yiğitler biter, aslan be Halil Kantarcı. Kapkara saçlarına, kan düşmüş uçlarına, Bedir’den dostlarına seslen be Halil Kantarcı.”
Bugün burada şehit Erkan Yiğit’i de rahmet yad ediyor, ikiz kardeşi Volkan Yiğit’e ve tüm aileye selamlarımızı, taziyelerimizi gönderiyoruz.
Şehit Erkan şehadetinden dakikalar önce, ölmek var dönmek yok, hakkınızı helal edin diyerek yola çıktı. Bir de şu şiir kaldı geriye: “Varsın zulüm bütün dünyayı sarsın. Varsın sevinçler başka bahara kalsın. Mademki ölüm bir kere gelecek, o da neden Reis için olmasın.”
Yine Ankara Hukuk Fakültesinden diplomasını bir şehit olarak alan Yasin Naci’yi de burada rahmetle yad ediyorum. Ablası o gece telefonda; Yasin, bir cevap ver, kalabalıkta mısın? Yasin, ben öldüm burada ablam diye mesaj çekmişti. O ablanın mübarek ellerinden, Yasin Naci’nin hukuk diplomasını alan anne ve babasının o mübarek ellerinden öpüyor, buradan onlara selam ve saygılarımı gönderiyorum.
Oğluna telefon edip; oğlum, harekete geçin talimatı veren, kendisi de Güneydoğu gazisi olan Ayhan Avcı’ya buradan selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyor. Mustafa’ya Rabbimden rahmet diliyorum.
İlhan Varank, Mustafa Cambaz, Albay Sait Ertürk, astsubaylarımız Ömer Halisdemir, Bülent Aydın, polislerimiz Zeynep Sağır, Selda Güngör, Kübra Doğanay, Demet Sezen, Cennet Yiğit, Gülşah Güler ve ismini sayamadığım, ama ismini kalbimizde taşıdığımız, asla unutmayacağımız, unutturmayacağımız nice kahramanları bugün hürmetle, minnetle selamlıyoruz. Elbette terörle mücadele ederken şehit olan kahramanlarımızı da asla unutmuyoruz, onları bu şehadetten ayrı tutmuyoruz. Yüzbaşı Özgür Çevik, Uzman Çavuş Murat Özer, polislerimiz İlhan Güleç, Hüseyin Cengiz, Yaşar Polat, korucu Hasan Gündüz ve diğerleri, hepsinin mekânı Cennet olsun, Allah onlardan razı olsun.
Değerli kardeşlerim; bir ismi özellikle burada anmak istiyorum, Erol Olçak. Zira ilk kez AK Parti İstişare Değerlendirme Toplantımızı şehit Erol Olçak olmadan gerçekleştiriyoruz. Bundan önceki 24 toplantımızın tamamında hem hazırlığında, hem toplantı sırasında sevgili Erol bizimle beraberdi. Onun ve gencecik oğlu Abdullah Tayyip Olçak’ın da isimlerini hiç ama hiçbir zaman unutmayacağız. Rabbim onları da cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.
Afyonkarahisar’daki bu istişare ve değerlendirme toplantımız dolayısıyla bir kez daha siz milletvekillerimize, değerli ailelerinize ve bütün teşkilatımızın her kademesindeki mensuplarına ülkem, partim, milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, o gece milletvekillerimiz, Genel Merkez yöneticilerimiz, teşkilat mensuplarımız, Kadın ve Gençlik Kollarımız gerek Meclis’te, gerek meydanlarda, gerek yollarda, her yerde ülkemizi kahramanca savundunuz. Elhamdülillah herkes, hepimiz üzerimize düşeni hakkıyla yaptık. Biliyorsunuz Ankara’nın Kazan ilçesinin adının Kahraman Kazan olarak değiştirilmesi, 15 Temmuz’da Demokrasi ve Özgürlük Günü olarak kutlanması ve tatil olması yönündeki teklifimiz komisyonda kabul edildi. İnşallah önümüzdeki hafta Genel Kurulda yasalaşacak ve böylece Kazan ilçesinin Kahraman Kazan olarak ismi değişmiş olacak. 15 Temmuz da tatil olacak, demokrasi ve şehitlerimizi anma günü olarak her yıl yad edilecek. Kazan ilçesine böyle bir unvanın, böyle bir payenin verilmesi asla diğer ilçelerimizi unuttuğumuz anlamına gelmiyor. Özellikle Ankara ve İstanbul başta olmak üzere her ilçemiz, her ilimiz yiğitçe, kahramanca o gece bir direniş gösterdi. Kazan darbenin merkez üssünün olması ve yapılan acı katliam nedeniyle sembol oldu. Ancak hiçbir ilçemiz diğerinden daha az fedakâr değildir. Hiçbir şehidimiz, hiçbir şehit ailemiz 15 Temmuz olsun, terörle mücadele olsun, diğer şehitlerimiz olsun birbirinden asla daha az değerli değildir. Gazilerimiz de aynı şekilde. Milletvekillerimiz, parti yöneticilerimiz, teşkilat mensuplarımız aynı şekilde. Hepimiz gücümüz, imkânımız nispetinde bu vatan için mücadele ettik, mücadele etmeye devam ediyoruz. Rabbim içimizden bazılarını şehadetle, bazılarını gazilikle onurlandırdı. Onlara minnet ve hürmet duygularımızı hiç kaybetmeyeceğiz, şehit ve gazilerimizin aydınlattığı yolda kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğiz.
Değerli kardeşlerim; bugün bulunduğumuz 25. İstişare ve Değerlendirme Toplantımızı yaptığımız Afyonkarahisar şehrimiz hem tarihimizde, hem de günümüzde önemli bir yeri var. Bu güzel şehir milli mücadelenin sembol şehridir. İstiklal Mücadelemizin, zafer yürüyüşümüzün taç giydiği şehirdir. Bağımsızlığa, Cumhuriyete Afyon’dan yürüdük, Afyon aynı zamanda AK Parti içinde çok özel bir şehirdir. Millete hizmet yolunda çıktığımız AK Parti hareketi Afyon’dan başladı, buradan başladı. AK Parti kadroları millete hizmet aşkıyla 2001 yılında bu güzel şehirde yola çıktı. AK Parti kadrolarıyla Afyonumuzun ilelebet sürecek ve hiç bitmeyecek bir gönül bağı vardır.
Şimdi önümüzdeki hafta 29 Ekim’de milletçe büyük bir coşkuyla Cumhuriyetimizin 93. yıldönümünü kutlayacağız. Burada, Afyonkarahisar’da verilen kurtuluş mücadelesi 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin kuruluş yolunu açtı.
Değerli arkadaşlar, 1921’de düşman kuvvetleri Afyon’u da geçerek Polatlı’ya kadar gelmişlerdi. Polatlı’dan atılan topların sesleri Ankara’da duyulur hale gelmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi işte bu o top seslerinin altında hiç korkmadan, hiç çekinmeden, geri adım atmadan görevini yapmıştı. Gazi Mustafa Kemal ordunun başına bizzat geçerek Sakarya’da düşmanı durdurmuş, ordumuz düşmanın Afyon’a, oradan da İzmir’e doğru çekilmesini sağlamış.
Burada özellikle şu hususu vurgulamak isterim: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Gazi Meclis milletin gözbebeğidir, istiklalimizin teminatıdır. Aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri de milletimizin gözbebeğidir, Peygamber ocağıdır, o da vatan savunmasının en büyük dayanağıdır. Ancak şu ayrımı asla unutmamalıyız: Türk Silahlı Kuvvetleri Kurtuluş Savaşı sırasında olduğu gibi, Cumhuriyetimizin kuruluşunda ve sonrasında olduğu gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin emri altındadır. Eğer bir kişi, bir zümre, bir grup Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne el uzatıyorsa, silah doğrultuyorsa, o asker Türk askeri değildir. Neden? Çünkü silahını emir alacağı yere doğrultmuştur. Silahını Cumhuriyete karşı doğrultmuştur. Silahını Gazi Mustafa Kemal’in, onun mirasına, onun hatırasına doğrultmuştur. Mehmetçik, millete silah çekmez, millete silah çeken Mehmetçik değildir, asker kılığı içerisinde teröristlerdir. Bunlarla askerlerimizi asla birbirine karıştırmamalıyız. Mehmetçiğin yeri 1921’de Polatlı’dan Ankara’yı tehdit eden düşmana karşı olan noktadır. Bunu sadece 15 Temmuz darbecileri için söylemiyorum. 93 yıl içerisinde Gazi Meclis iradesine, milli iradeye göz diken herkes bu aziz milletin değil milletin düşmanlarının yanında olmuştur. Ne demek milletin Meclisine silah doğrultmak, bomba atmak, siz kimsiniz, bu yetkiyi nereden, kimden aldınız? Türkiye Büyük Millet Meclisine, Cumhuriyete, Cumhurun Başkanına, onun Hükümetine, milletin vekillerine kim el uzatırsa, cevabını Sakarya’daki gibi, 15 Temmuz’daki gibi alacaktır, almıştır.
Değerli arkadaşlar, 2001 yılında Afyonkarahisar’dan yola çıkan cumhuru ve Cumhuriyeti birlikte büyütmek için millet olarak yola çıktık. 14 yıllık iktidarımız boyunca çok önemli hizmetler gerçekleştirdik. 2002’de görevi devraldığımızda Cumhuriyetimiz 79 yaşındaydı. Biz AK Parti iktidarı olarak 14 yıl içerisinde 79 yıllık birikimin üzerine iki kat, üç kat, bazı alanlarda 10 kat daha birikim ekledik. Ama en önemlisi, Cumhuriyetimizi cumhurla biraraya getirdik. Demokrasimizi güçlendirdik. Devletle milleti kucaklaştırdık. Tüm vesayet kurumlarına karşı kararlı bir mücadele verdik. Çok şükür bu mücadeleden de büyük bir zaferle çıktık.
Şimdi buradan özellikle bir hususu vurgulamak istiyorum; Ankara Valiliği geçtiğimiz günlerde aldığı bir kararla güvenlik nedeniyle 30 Kasım’a kadar toplantı ve gösteri yürüyüşlerine kısıtlama getirdi. Bunun tek bir nedeni var, tek gerekçesi var; güvenlik, milletin güvenliği. Şimdi Ana Muhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nden bazıları AK Parti 29 Ekim kutlamalarını, 10 Kasım anmasını engellemek için böyle bir karar aldı diye milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. Allah aşkına bizim Cumhuriyet, cumhurla sevgimizi siz mi sorgulayacaksınız ya da ölçecek kalibrede misiniz? Cumhuriyet hamasetle büyümüyor arkadaşlar, Cumhuriyet çalışmakla büyür, üretmekle büyür, millete hizmetle büyür. CHP’nin, Ana Muhalefet Partisi’nin 93 yılda yaptıklarını, AK Parti’nin de 14 yılda yaptıklarını yan yana yazalım. Bir tarafta yoksulluk, sefalet, baskı, zulüm, milleti yok sayma, milletin değerleriyle kavga var; diğer tarafta AK Parti tarafında emek var, iş var, hizmet var, refah var ve vesayetle mücadele var.
AK Parti Cumhuriyeti büyüttükçe hasımları da darbeleri büyüttü. PKK teröründe, FETÖ teröründe de, DEAŞ teröründe de tek bir ortak yan var; kutlu yürüyüşümüzü durdurmak. Durmayacağız, dinmeyeceğiz, yorulmayacağız, bu kutlu yürüyüşü onurla, gururla sürdüreceğiz değerli kardeşlerim. Bu terör örgütlerinin tamamını etkisiz hale getirecek, Türkiye’yi 2023, 2035, 2050 hedeflerine çok farklı bir şekilde ulaştıracağız.
Değerli arkadaşlar; Cumhuriyeti güçlendirmek, cumhur ile Cumhuriyeti kucaklaştırmak adına 2007’de çok önemli bir reform gerçekleştirdik. 2007 yılında cumhurbaşkanı seçeceğimiz zaman vesayet odakları hemen devreye girdiler ve size cumhurbaşkanı seçtirmeyeceğiz dediler. Hatırlayın, Ana Muhalefet Partisi o günlerde bu vesayet odaklarının başını çekiyordu, onlara lojistik destek veriyordu. Bizatihi Ana Muhalefet Partisi 367 icadıyla Meclis’te cumhurbaşkanının seçilmesini engelledi. Ama AK Parti boyun eğmedi. Dedik ki, her sorunun çözümü vardır, çözüm millettir ve millete gittik, vekillerin seçemediği cumhurbaşkanının millet doğrudan seçilmesini sağladı. 2014’te de millet sandık başına gitti Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı Cumhuriyetimizin doğrudan seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak o kutlu makama oturttu. 2007’de yapılan bu reform sistemdeki tıkanıklığı aşmaya yönelik bir çözümdü. Bugün kurulduğumuz ilk andan itibaren Türkiye’nin yeni bir anayasa, yeni bir sisteme ihtiyacını çok açık bir şekilde dile getirdik. Bunu dile getiren sadece AK Parti değildir, bütün partiler her seçim öncesi vaatlerinde mutlaka Anayasa değişikliği, yeni anayasa konusunda vatandaşa vaatleri var, taahhütleri var. Darbe ürünü olan mevcut anayasanın Türkiye’nin ihtiyacını görmediği, Türkiye’nin büyüme kabiliyetini daralttığını her fırsatta ifade ettik. Türkiye’yi yeni, katılımcı, demokratik, insan merkezli bir anayasayla buluşturmanın kararlı mücadelesini dün de verdik, bugün de vermeye devam ediyoruz.
Özellikle 2011 yılından itibaren yeni bir anayasa yapmak için attığımız adımlar maalesef muhalefetin isteksizliği, direnci nedeniyle ne yazık ki bir sonuca ulaşmadı. Uzlaşmak için, anlaşmak için çok fedakârlık yaptık. Milletvekili sayısına bakmadan uzlaşma komisyonlarını eşit sayıda üyelerden oluşturduk. Uzun yorucu bir çalışmadan da maalesef bir sonuç elde edemedik. 15 Temmuz gecesi yaşadığımız tehlike mevcut anayasanın ve sistemin açıklarının doğurduğu bir tehlikeyi tekrar gündeme getirmiştir. Ekonominin büyümesine, demokrasinin ilerlemesine, tehditlerin ortadan kaldırılmasına zemin hazırlayan bir anayasayla biz artık yol almak zorundayız. İçeride darbe girişimi ve terör gibi tehditler yaşarken, hemen yanı başımızda Irak’ta, Suriye’de bizi çok yakından ilgilendiren gelişmeler olurken sorun üreten bir anayasa, sorun üreten bir sistemle yolumuza artık devam edemeyiz. AK Parti inşallah Grubumuz olarak hazırladığımız Anayasa değişikliği taslağını en kısa zamanda Meclise getireceğiz.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin devletin ve ülkenin karşı karşıya olduğu sorunu görüp meseleye milletin son noktayı koyması yönündeki yaklaşımı doğrusu takdire şayandır. MHP başkanlık sistemine karşı olabilir, parlamenter sistemin devamını da istiyor olabilir, ancak kararı millete bırakmak gibi son derece önemli, son derece milli bir yaklaşım sergilemiştir. Atalarımız ne demiş? Yiğit yarasına yiğit katlanır. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Bir el bir eli yıkar, iki el yüzü yıkar. Evet, meseleye diyoruz ki millet son noktayı koysun. Bugün Cumhurbaşkanının millet tarafından seçilmiş olmasıyla beraber artık her şey değişmiştir. Her ne kadar mevcut Anayasa cumhurbaşkanını sorumsuz diye tanımlasa da, halkın yüzde 52 desteğini almış cumhurun başı cumhurbaşkanının fiilen siyasi sorumluluğu vardır. Bu siyasi sorumluluk millete karşı çok önemli bir taahhüttür. O yüzden biz başından beri diyoruz ki; gelin mevcut durumu Anayasaya uygun hale getirelim, yani mevcut duruma göre yeni anayasayı yapalım, sistemdeki tıkanıklığı da ortadan kaldıralım.
Burada Tabii ki Milliyetçi Hareket Partisinin görüşünün farklı olmasına rağmen meseleye parti çerçevesinde bakmaması ve Parlamentoda-Mecliste çözülemeyen bu sorunun millete götürülmesi yönündeki irade beyanı fevkalade isabetlidir. Biz bunu görüyor ve buna göre gerekli adımları da atıyoruz. Diyoruz ki; millet ne derse o olsun. Milletin verdiği kararın karşısında boynumuz kıldan incedir. Kimse milletten korkmasın, milletin kararından korkmasın, milletin önünden kaçmasın. Buradan Cumhuriyet Halk Partisine de bir kez daha çağrıda bulunuyorum; gelin millete birlikte gidelim. Biz Genel Kurulda 367’nin üzerinde bir kabul olsa bile millete gitmeye söz verdik. Gelin bu şerefe, bu önemli karara siz de katılın, siz de bu kararın içerisinde olun. Milletin karşısına çıkalım, tezlerimizi savunalım, milletin verdiği karara da saygı duyalım.
Şunu görelim değerli arkadaşlar; başkanlık meselesi, sistem, yeni anayasa meselesi ne Recep Tayyip Erdoğan’ın, ne de AK Parti’nin meselesidir. Bu iş milletin işidir, ülkenin işidir, devletimizin, milletimizin beka meselesidir. Sistem tartışmalarını artık geride bırakalım, önümüze bakıp geleceğe odaklanalım. Yapacağımız hizmetleri zaman kaybetmeden gerçekleştirelim. Demokraside her sorunun çözüm yeri millettir, sandıktır. Millete gidersek, demokrasimiz daha da güçlenecek, ülke kazanacak, milletimiz kazanacak, milli irade kazanacak. AK Parti olarak hedefimiz çok net; sonuna kadar demokrasi, sonuna kadar özgürlük, sonuna kadar kalkınmış, müreffeh büyük Türkiye’dir. Bizler milli iradenin neferleriyiz, millet emreder biz yaparız. Milletimizin değerleri AK Parti’nin değerleridir. Milletin kaderiyle AK Parti’nin kaderi aynı noktada bütünleşmiştir. 79 milyonun kardeşliğine, eşitliğine inanıyoruz ve sahip çıkıyoruz.
Değerli kardeşlerim; Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda önemli reformlar AK Parti iktidarları döneminde gerçekleştirilmiştir. AK Parti Hükümetleri her zaman reform ve dönüşüm hükümeti olmuştur. Avrupa Birliği’nin reform süreci her zaman gündemimizde öncelikler arasında yer almış, almaya devam etmektedir. Biz bu süreci demokrasimizin gelişmesi için ve ülkemizin kalkınması için bir fırsat olarak gördük. Türkiye tarih boyunca hep güçlü bir Avrupa Devleti oldu. Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Akdeniz, Karadeniz boyutlarının yanı sıra her zaman Avrupa’nın güçlü bir müttefiki olduğumuz bir gerçektir. Ve yaklaşık 100 yıldır güçlü Avrupa demokrasisine de sahibiz. 15 Temmuz gecesi halkımız ne derece yüksek bir demokrasi bilincine sahip olduğunu bütün dünyaya göstermiştir. Bugün Türkiye, Avrupa’nın dışından değil içinden konuşan bir ülkedir. Avrupa’nın geleceğinde söz sahibi olan en güçlü devletlerden biriyiz. Pek çok Avrupa ülkesinden daha üstün standartlara sahibiz. Bu nedenle objektif kriterler açısından Türkiye, aslında pek çok ülkeden daha fazla Avrupa Birliği’ne üye olma hakkına sahiptir. Ayrıca, AB’nin son göç krizi gibi ağır bir insani ve siyasi krizi sadece Türkiye’yle işbirliği yaparak çözebilmiştir. Bu ve benzeri konular işbirliğimizin potansiyelini göstermektedir. Türkiye ile ilgili konular artık Türkiye’nin meselesi olmaktan çıkmış AB’nin nasıl bir gelecek beklediğini göstermektedir. Avrupa Birliği için vizyonlu bir gelecek, ancak Türkiye ile mümkündür. Siyasi, ekonomik konularda küresel rol almak isteyen bir Avrupa Birliği, bunu ancak Türkiye ile başarabilir. Bu nedenle vize serbestisi dahil tüm konular AB’nin Türkiye hakkında verdiği kararlar olmanın ötesine geçmekte ve kendi geleceği hakkında vereceği kararlara dönüşmektedir. Hükümetimiz reformlarla ilgili kararlılığını sürdürmektedir, bunu milletimiz için, ulusal çıkarlarımız için yapmaya devam ediyoruz.
Değerli arkadaşlar; sübjektif olmayan, ideolojik önyargılardan arınmış bir Avrupa Birliği görüşü ile her zaman uyum içinde olduk, uyum içinde olmaya devam edeceğiz. Ancak Avrupa Birliği’ndeki ön yargılarla donanmış bir bakış açısını da asla kabul etmiyoruz; Avrupa Birliği’nin sadece Türkiye bakımından değil kendisi açısından da, geleceği açısından da hayırlı değildir.
Bugün Avrupa Birliği’yle ilgili İngiltere’nin aldığı bir karar var, bu aslında Avrupa Birliği’ne bir uyarı niteliğindedir. Avrupa Birliği gelecek vizyonunu gözden geçirmeli ve bundan sonra alacağı kararlarda nerede hata yaptığını bir kez daha sorgulamalıdır.
Türkiye, yarım asrı geçen bir süredir Avrupa Birliği üyeliği yolunda çalışmalarını sürdüren bir ülkedir. Üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır, bundan sonra karar Avrupa Birliği’nindir. İster Türkiye’nin birliğe girmesi yönünde irade kullanırlar, isterse başka bir iradeyi tercih edebilirler, karar onların. Türkiye’nin alternatifleri her zaman vardır. Avrupa unutmasın, fazla naz aşık usandırır.
Türkiye, bölgesinde Avrupa’nın değil Kafkaslar’ın, Ortadoğu’nun teminatı olan bir ülkedir. Avrupa’ya bugün bölgede yaşanan tehditlerin ulaşmamasının, göçmen krizinin Avrupa’yı asgari düzeyde etkilemesinin en temel gerekçesi; güçlü bir Türkiye’nin bölgede var olmasıdır.
Değerli kardeşlerim, FETÖ ile mücadelemiz devlet hainlerden temizleninceye kadar devam edecek. Hukuk önünde hesabı sorulmadık tek bir hain kalmayacak. Millete yaşattıkları acıların, mağduriyetlerin hesabı sorulacak. Bu şeffaf olmayan, kapalı örgüte karşı operasyon yapmanın ne kadar zor olduğunu biliyorsunuz. Hiçbir masumun zarar görmemesi için de gereken neyse onu yapacağız. FETÖ ile ilgili durumu bulunduğumuz tüm uluslar arası alanlarda dostlarımızla paylaşıyoruz. Bu örgütün sadece Türkiye için değil herkes için tehlike olduğunu anlatıyoruz, anlatmaya devam edeceğiz. Örneğin son günlerde İslam İşbirliği Teşkilatı, FETÖ’yü terör örgütü ilan etti; bu memnuniyet verici bir gelişmedir. Daha şimdiden birçok ülke FETÖ ile ilgili okullarını kapatmaya başladılar ve bunları Türkiye Maarif Vakfına devretmeye başladılar. Terörle mücadeleye destek veren tüm dost ve kardeş ülkelere buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.
FETÖ, PKK, DEAŞ gibi tüm terör örgütleriyle mücadelemiz de aynı kararlılıkla sürecek. Son dönemde PKK’ya ağır darbe vurduk. Çünkü PKK terör örgütü bölgede halkı canından bezdirdi. Güneydoğu’da esnaftan zorla, baskıyla vergi adında şantaj paraları topluyor, bölgeye yatırımları engellemeye çalışıyor, iş makinelerini yakıyor idi. Okulları yakarak yavrularımızın eğitimini engelliyordu. Mahalle ve sokakları bombalarla doldurarak ateş çukurlarına çevirmişti. Bundan da en çok yöre halkı zarar görüyordu. Nice anneler evladını, evlatlar da anne ve babalarını kaybediyor, aileler huzura hasret kalıyordu. Ama herkes bilmelidir ki hiçbir şey artık eskisi gibi değil, asla olmayacak. Bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimizi örgütün insafına asla terk etmeyeceğiz. Örgütün yöre halkı üzerinde kurduğu korku çemberini kırıyoruz, kırmaya devam edeceğiz. Kürt kardeşlerimizle bağlarımızı güçlendirecek, örgüte hak ettiği dersi vereceğiz. İyi niyetimizi kullanan PKK artık bizden asla ve asla müsamaha göremez. Son olarak kırsaldaki eylemlerini de bitirecek, teröre ülkemizin hiçbir alanında yaşam hakkı vermeyeceğiz.
Terör örgütüne destek veren belediyelerin yönetimlerini değiştirdik. Bundan sonra da aynı desteği veren bütün belediyeleri değiştirmekten asla tereddüt etmeyeceğiz. Böylece belediyelerden terör örgütüne akan paraları durdurmuş olduk. Bölgedeki aşiretler terörün bitmesi konusunda artık daha kararlı, seslerini daha fazla yükseltmeye başladılar ve aşiretler sahaya indiler.
Bir kez daha gördük ki değerli kardeşlerim; vatandaşlarımızın PKK diye bir sorunu var. PKK’nın asla Kürtler diye bir sorunu yok. Devlet-vatandaş kaynaşmasıyla evvel Allah bu sorunun da üstesinden geleceğiz. Vatandaşlarımız tamamen devletinin yanındadır, bugün artık yöre halkı terör örgütü PKK’ya alan açmamaktadır, prim vermemektedir.
Buradan terör mağduru bölgede yaşayan vatandaşlarımızın yanında olduğumuzu, sonuna kadar yanında olmaya devam edeceğimizi bir kez daha ilan ediyorum. Bölgede bulunan mağdur kardeşlerimize minnettarlığımızı iletiyor, teşekkür ediyorum.
Terörün bölgede meydana getirdiği yıkımları ortadan kaldırmak için Hükümetimiz canla başla çalışıyor. Daha şimdiden 36 bin yıkılan konutun yapılması için inşaatlara başladık. Altyapıyı kanalizasyonuyla, suyuyla, asfaltıyla, kaldırımıyla yeniden yapmaya başladık. Bölgedeki Sur başta olmak üzere tarihi mekanlarımızı ihya etmek için çok hızlı bir şekilde çalışıyoruz.
Bununla yetinmiyoruz, bölgeyi zehirleyen, bölge gençlerini dağa götüren alçak örgütün bu planlarını da bozacak, gençlerimizin daha güzel bir geleceğe hazırlanması için sosyal ve eğitim programlarımızı da süratle hayata geçiriyoruz.
Değerli arkadaşlar, burada bir hususu özellikle ifade etmek istiyorum; FETÖ terör örgütünün hiçbir mensubu bizim AK Parti Teşkilatımızın içinde yer alamaz, barınamaz. Bu teşkilatta teröristlere hiçbir zaman yer olmadı ve asla olmayacak. Eğer sızmalar varsa, onları da temizleme konusunda zerre kadar tereddüdümüz olmaz.
Bizde hiçbir partide olmayan bir istişare kültürü var. Bakın partimiz kurulduğundan beri 25. İstişare Toplantısını yapıyoruz, 15 yılda 25 toplantı. Sadece burada değil Genel Merkezde, Grubumuzda, birebir görüşmelerde hiç çekinmeden istişarelerimizi, önerilerimizi, eleştirilerimizi rahatlıkla dile getiriyoruz. Teşkilata ilişkin sorular sorunlar dile getireceğimiz yer, zemin işte bu toplantılardır. Özellikle iki gün boyunca kendi meselelerimizi ele alacağız. AK Parti Teşkilatına yönelik ithamları, sorgulamaları bu zeminde görüşecek, konuşacak ve dile getireceğiz, çözümleri de burada birlikte üreteceğiz.
Buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum; değerli arkadaşlar, FETÖ’cü teröristler varsa asla gözlerinin yaşına bakmayacağız, bu bilinmelidir. Bu konuda ne milletimizin, ne de sizin asla tereddüdü olmasın. Şimdi muhalefet temsilcileri çıkıp AK Parti’nin iç işlerine yönelik ileri-geri laflar ediyorlar, değerlendirmeler yapıyorlar. Siz AK Parti’yi bırakın da kendi partilerinize bakın. AK Parti istişarelerinde zaten eleştirisini de, özeleştirisini de yapar. Siz ne yapıyorsunuz? Siz kimin tarafında duruyorsunuz, onun izahını yapın. FETÖ’yle kol-kola girenlerin, FETÖ’nün avukatlığını yapanların, FETÖ’nün sözcülüğünü yapanların, mağdur edebiyatı yapanların bize söz söylemeye hakları da yok, hadleri de yok.
Değerli arkadaşlar, Ana Muhalefet Partisi darbeyi bıraktı şimdi varsa yoksa mağdur, mağdur edebiyatı yapıyor. Kardeşim, küresel terör örgütü ne zamandan beri mağdur oldu. Hayatını veren 241 şehidimizin yakınları asıl mağdurdur, gazilerimiz asıl mağdurlardır. O gece dünyayı zindan etmeye çalışan, demokrasiyi yok etmeye çalışan alçaklara karşı göğsünü siper eden 79 milyon asıl mağdurdur. Milletin mağduriyetini bir kenara bırakıp FETÖ’cülerin mağdurluğunu ifade etmek, mağdur edebiyatı yapmak bir anlamda FETÖ terör örgütüne bilerek-bilmeyerek destek olmaktır. Artık Ana Muhalefet Partisi bu işten vazgeçsin. AK Parti’yi itham ediyorlar, AK Parti bu örgütle en önce mücadeleyi başlatan partidir. 17 Aralık bir paralel örgüttür diye Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız çıkıp bas-bas bağırdığı zaman, kanımın son damlasına kadar bu örgütle mücadele edeceğim dediği zaman, maalesef diğer siyasi partiler duymazdan geldiler, aksine AK Parti’nin yolsuzlukları ört-bas etmek için böyle bir yola başvurduğunu hep söylediler.
Ben canlı şahidiyim arkadaşlar, 2014 yerel seçimlerinde İzmir’de belediye başkanlığı aday kampanyasını yürütürken FETÖ örgütünün o bacıları, ablaları, ağabeylerinin nasıl Cumhuriyet Halk Partisi’yle beraber kendilerini parçalarcasına kampanya yaptıklarına, sandık başlarını tuttuklarına birebir şahidim. Hatırlayın o günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin bazı milletvekilleri açık açık FETÖ terör örgütüyle partisinin nasıl sıkı ilişki içerisinde olduğunu ifade ettiklerini ve bu nedenle partisiyle yollarını ayırdıklarını henüz unutmuş değiliz. Bize FETÖ konusunda FETÖ ile en büyük mücadeleyi yapan, FETÖ’den en fazla zarar gören AK Parti’ye laf edeceklerine kendi işlerine baksınlar ve orada gerekli FETÖ temizliğini yapsınlar.
Değerli arkadaşlar, bu mücadele hemen bitecek bir mücadele değil, çünkü önümüzde hiçbir ölçüsü, hiçbir ilkesi olmayan, tamamen kapalı, şeffaf olmayan bir örgüt var. Düşünün, yıllarca yanında taşıdığı, nefes alışverişini bile takip eden bir komutanın en yakınındaki adam bir gün geliyor; komutanım, buraya kadar, sizi tutukluyoruz. Böyle bir örgütten bahsediyoruz. Bu örgütle elbette ki mücadele çok kolay olmayacak, bilmeden bazı yanlışlar da olabilir. Ne dedik başından beri; dikkat edeceğiz, intikam duygusuyla hareket etmeyeceğiz, adaletle hareket edeceğiz, yanlış varsa da düzelteceğiz.
Ben buradan vatandaşlarıma, iş alemine özellikle şunu söylemek istiyorum; kendinizden eminseniz korkmayın. Eğer bu örgütle öyle veya böyle ilişki içerisine girmemişseniz asla tereddüt etmeyin, korku yaşamayın, size hiçbir şey olmaz. Örgütün bir amacı da, iş dünyasını tedirgin etmek, ekonomiye zarar vermek. Buradan söylüyorum, bankalara söylüyorum, iş çevresine söylüyorum; bizim amacımız, işletmeleri yok etmek değil, orada çalışan mağdurları perişan etmek değil. Bizim amacımız; eğer şirketlerde, iş yerlerinde FETÖ ile ilişkisi olanlar varsa onları oradan çekip almak ve gerekli cezayı vermektir. Yoksa kişileri bırakıp kurumları cezalandırmak çok büyük haksızlık olacağı gibi, bir anlamda kendi ayağımıza da kurşun sıkmaktır. İş alemimizi, ekonomimizi baltalamaktır. Savcılarımız, karar vericiler bu konuda özellikle dikkat etmek zorundadır. Bu işlemleri yaparken toptancı bir anlayışla değil kılı kırk yararak suçluyu suçsuzdan ayırarak karar vermeleri mutlaka gerekiyor, Adalet Bakanlığımız da bu işin takipçisi olmak durumunda.
Değerli yol arkadaşlarım; dış politika felsefemizin özü herkes için barış, herkes için adalet. Türkiye önemli bir bölgede yer alıyor. Bu bölgede daha güçlü olmamız için dostluklarımızı artırmaya, düşmanlıklarımızı azaltmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin hukukunu korumak ve hukukumuzu hiç, ama hiç kimseye çiğnetmemek en önemli vazifemizdir.
Irak meselesi bize yabancı bir mesele değildir. Irak, kardeşlerimizin meselesidir. Komşularımız Irak’ın geleceği, Suriye’nin geleceği, Ortadoğu’nun geleceği, bu coğrafyanın ortak geleceğidir. Ayrıca, kültürel coğrafyamızda yaşanan hiçbir zulme, haksızlığa ve işgale kayıtsız kalamayız. Kültür coğrafyamızda kardeşlerimizin yaşadığı her acı bizim de acımızdır. Bugün 3 milyon Suriyeli kardeşimiz bizim misafirimizdir. Bu durum sözlerimizin samimiyetinin ve gerçekliğinin en güzel ispatıdır. Irak’ta yeni Kerbela’lar yaşanmasını istemiyoruz. Hepimiz Ehlibeyt aşığıyız, Kerbela’daki acıyı hala içimizde hissediyoruz.
Değerli arkadaşlar; hepimiz İslam’ın şerefiyle müşerref olmuş insanlarız, Müslümanız. Biz bu dünyadan ahirete gittiğimizde mezhebimizle yargılanmayacağız, bizi bağlayan tek şey var; dinimizdir, Rabbimizdir, Peygamberimizdir, gerisi teferruattır. Kimse mezhepleri öne çıkarmasın. Mezhepleri öne çıkarmak bu bölge için yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bugün Irak’ta yapılmaya çalışılan maalesef bir mezhep savaşının kapısını aralamaktır. Türkiye olarak biz buna dikkat çekiyoruz. Yoksa bizim Irak’ın toprak bütünlüğüne, Irak Devleti’nin parçalanmasına, bölünmesine yönelik asla ve asla bir düşüncemiz olamaz. Yıllardır PKK terör örgütünün Irak topraklarında barınmasına rağmen, oradan yaptığı eylemlerle canımızı yakmasına rağmen sabırla, kararlılıkla Irak Hükümetiyle ilişkilerimizi kardeşçe sürdürmeye devam ediyoruz. Ancak son günlerde birtakım telkinlerle, yönlendirmelerle Türkiye’ye karşı kışkırtıcı beyanatlarla Bağdat Hükümeti maalesef çok büyük yanlış yapıyor. Ancak Türkiye olarak biz buna aldırış edecek değiliz. Kimse bizim bölgeyle işimiz olmayacağını söyleyemez. Sonuna kadar Türkiye orada güvenliğini tehdit eden bölgede mezhep savaşlarına kapı aralayan her türlü hareketi önlemek için var olmaya devam edecektir. Başika kampımızdaki askerlerimizin oradaki görevi bölgedeki sivilleri eğitmek ve olası bir terör hareketine karşı, DEAŞ’a karşı, mezhepsel bir çatışmaya karşı hazır hale getirmektir. Türkiye bu işin içinde olmayacak diyenler bir kez daha yanılmışlardır. Türkiye’nin eğittiği Ninova Mücahitleri bugün Musul’da DEAŞ’a karşı ön saflarda yerini almıştır. Gerektiğinde Türkiye hava unsurlarıyla koalisyon güçleri içerisinde de göreve hazırdır. Irak’ın Müslüman halkının mezhep çatışmasına sürüklenmesi, olabilecek en büyük felakettir.
Terör, bütün insanlığı tehdit eder hale geldi. Terör, Irak ve Suriye topraklarından ülkemize de büyük bir tehdit oluşturuyor. Onun için güney sınırlarımızı, Suriye’deki güney sınırlarımızı güvence altına almak ve DEAŞ’ın ülkemize saldırılarını, roket-füze saldırılarını önlemek, bölgede yaşayan halkımızın can ve mal güvenliğini sağlamak için bildiğiniz gibi Fırat Kalkanı Operasyonunu başlattık. 50 günü geçti, 56-57. güne geldik. Şu ana kadar 1270 kilometrekare alan terör unsurlarından temizlendi, Özgür Suriye Ordusu öncülüğünde bu temizlik harekatı gerçekleşti. Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz gereken lojistik desteği sağladı. Bu temizlik harekatı yeterli güvenli alan oluşturuluncaya kadar devam edecek. Takriben 5 bin kilometrekarelik bir alan bütün terör unsurlarından temizlenecek. Irak’ta, Suriye’de istikrarın sağlanması, DEAŞ’tan, PYD’den, YPG’den, PKK’dan bölgenin temizlenmesi ve buradan ülkemize sızmaların önlenmesi için gereken her türlü tedbiri aldık, almaya devam ediyoruz. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğumuzu her fırsatta, her zeminde dile getiriyoruz.
Coğrafyamızda kan ve gözyaşı artık sona ersin istiyoruz, kardeş kanı dökülmesin istiyoruz. Coğrafyamızın 2. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi parsel parsel yeniden bölünüp parçalanmasını istemiyoruz.
Başika’da DEAŞ’a karşı bu zamana kadar etkin bir mücadele sürdürüldü. Başika Kampındaki askerlerimiz bölgede eğitim veriyor. Burayı Irak topraklarından ülkemize yönelecek terör saldırılarını önlemek açısından çok önemli görüyoruz. Biz bu kampı boşaltırsak, ülkemize yönelik terör saldırılarının da önünü açmış olacağız. Terör örgütlerinden başkasına yaramayacak bu talebi asla ve asla dikkate almayacağız. Aynı şekilde Fırat Kalkanı ifade ettiğim gibi tüm hızıyla devam ediyor, inşallah DEAŞ örgütünü hem Suriye’de, hem Irak’ta temizlemek için koalisyon güçleriyle bir yandan, bir yandan da kendi imkan ve kabiliyetimizle sürdürüyoruz.
Bugün Cerablus’ta artık hayat normale döndü, binlerce insan geldi orada evlerine, köylerine yerleşti. Okullar, hastaneler açıldı, dükkanlar açıldı. Cerablus’un ardından Rai ve Dabık da terörden temizlendi. Dabık üzerinde büyük bir efsane süregeliyordu, ama orada yapılan akıllıca bir planlamayla çok kolay bir şekilde kayıp vermeden orası da terör unsurlarından temizlendi. Operasyonlar hem yurt içinde, hem yurt dışında tüm hızıyla devam edecek ta ki milletimiz huzur ve güven içinde oluncaya kadar.
Değerli yol arkadaşlarım; bildiğiniz gibi 2017 bütçemizi Meclise sunduk. 2017 bütçemiz AK Parti hükümetlerinin hazırladığı 15. bütçedir. Her zaman olduğu gibi bütçenin merkezinde insan var, yatırım var. Önümüzdeki dönemde mali disiplini de kararlılıkla sürdüreceğiz. 2017’de bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 1.9 civarında olacak. 2017 bütçesinde yine en büyük payı eğitime ayırdık. Bütçenin yüzde 22’si, yani 122 milyar lira eğitimin. Hatırlayın, 2002’de bu sadece 11 milyardı, 11 milyardan 122 milyara, 10 katından fazla. Geçen yıla göre yatırım ödeneklerini de yüzde 30 artırıyoruz. Enflasyon yüzde 7.5, yatırım ödeneklerinin artış miktarı onun 4 katı. 2016 yılında 60 milyar olan yatırım ödeneğini 78 milyara çıkardık. KOBİ’lerimize 1 milyar 100 milyon destek vereceğiz. Kamu yatırımları içerisinde yine her zaman olduğu gibi ulaştırma, altyapı en büyük payı alıyor. 2002’de bütçe giderlerimizin yüzde 43’ü faize gidiyordu. 2017’de ise bu oran yüzde 9’un altına düştü. AK Parti göreve geldiğinde 100 lira vergi alınıyordu, 86 lirası faize gidiyordu. 2017’de 100 lira vergi toplanıyor, sadece 11 lirası faize gidiyor, diğeri de millete hizmet için harcanıyor. İnşallah değerli arkadaşlar, yarınımız bugünden daha güzel olacak.
Değerli kardeşlerim, biz ne dedik; işimiz hizmet, gücümüz millet. 14 yılda hep rekordan rekora koştuk. Dünyanın en çok yurt dışında temsilciliği olan 6. ülkeyiz. Temsilcilik sayımız 163’ten 235’e çıktı. Dünyanın üçüncü büyük tohum, gen bankasını da Türkiye olarak biz kurduk. 2006’dan bugüne Avrupa’nın en büyük tarımsal hasılasına sahip ülke Türkiye’dir. Avrupa’nın ilk, dünyanın üçüncü denize inşa edilen havalimanını da Ordu ve Giresun illerimize biz kazandırdık. Dünyanın en büyük kapasitesine sahip havalimanına da yine AK Parti iktidarı mührünü vurdu. Marmaray olarak 150 yıllık hayali gerçeğe dönüştürdük. Atalarımız Fatih Sultan Mehmet gemileri karadan denize indirdi, onun torunları Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları da trenleri denizin altından geçirdi. Avrasya Tünelinde de sona geldik. Avrasya Tüneli deyip geçmeyin, bak bununla ilgili bir hatıramı sizinle paylaşmak istiyorum.
Yıl 2004, Atatürk Havalimanından sahil yolunu kullanarak arabayla geliyorum, müthiş bir trafik var. Sarayburnu’na doğru gelince şöyle bir baktım, ya buradan Sirkeci’ye, Eminönü’ne, Beşiktaş’a, oradan Yıldız Yokuşuna, köprüye, oradan karşıya geçmek ne kadar zaman alır? En az 2 saatimizi alır. Şuradan bir tünel yapsak da hemen 5 dakikada geçiversek dedim ve bu konuyu Sayın Başbakanımıza açtım, o da iyi olur dedi, yapalım dedi. 106 metre, dünyadaki deniz altından geçen en derin tünel 44 metre Amerika’da. Olur mu, olmaz mı, 6 ay bunun münakaşası sürdü. Bunu yapacak mühendislik bilgisi var mı? Deprem fayına 15 kilometre mesafede. Bütün bunlar çalışıldı, çok titiz çalışıldı, en iyi bu konudaki uzmanlarla çalıştık ve nihayet şimdi o hayal de gerçeğe dönüyor, dünyanın en derin deniz altından geçen tünelini de yapıyoruz.
Şimdi Cumhurbaşkanımız Davos’ta one minute dedi, Avrasya’yla two minute diyoruz, Avrupa’dan Asya’ya 2 dakikada geçiyoruz. 20 Aralık’ta da açılışını yapıyoruz inşallah. Demek ki one minute yanında bir de two minute’mız var, hayırlı uğurlu olsun.
Yavuz Sultan Selim Köprüsünü de açtık, Boğaza üçüncü gerdanlığı da taktık. Yavuz Selim Köprüsü deyip geçmeyelim, üzerinden demiryolu geçecek dünyanın en geniş köprüsüdür, 60 metre açıklığı var ve Boğazın kuleleri arasındaki açıklığı en fazla olan köprüdür. Ayrıca, kule yüksekliği de dünyada en yüksek olan çok farklı, çok estetik bir projedir.
Dünyanın inşallah ilklerini yapmak bizlere nasip oluyor, AK Parti iktidarlarına nasip oluyor. Bundan sonraki hedefimiz, yine Boğazın altından geçecek üç katlı tüneli de gerçekleştirmek. Trenler için yaptık, arabalar için yaptık, şimdi trenlerle arabaları birarada geçirecek üç katlı tüneli de inşallah gerçekleştireceğiz. Bu projenin yanı sıra Kanal İstanbul projesini de tüm hızıyla çalışmalarımız devam ediyor. Bildiğiniz gibi, Çanakkale 1915 Köprüsü için de startı verdik ve 2018 18 Mart’ta ilk kazmayı vuruyoruz, hayırlı uğurlu olsun. Kuleler arası açıklık itibariyle dünyada en uzun köprü olacak.
Görüyorsunuz, ilkler ve enlerle AK Parti yoluna devam ediyor. Yapılan ilk projeler, yapılan en büyük projeler AK Parti iktidarına nasip oldu. İşte bu projelerin gerçekleştirilmesinde emeği olan kadrolar da burada, sizlerle iftihar ediyorum değerli kardeşler. Dev yatırımlarımız, mega projelerimiz hız kesmeden sürecek.
Çok uzattığımın farkındayım, toparlıyorum, son 1-2 cümle, saat 12 oldu.
Değerli kardeşlerim; AK Parti olarak sahip olduğumuz iki tane güç var. Birincisi; millete olan inancımız, güvenimiz, bağlılığımız. İkincisi; istişare kültürümüzdür. Üç gün boyunca hep siyasetimizle, partimizle, ülkemizle ilgili bütün başlıkları konuşacağız, görüşeceğiz, istişarelerimizi yapacağız. Ve bugün arkadaşlarımız, bakan arkadaşlarımız sunum yapacaklar; ekonomiyle ilgili, enerjiyle ilgili, altyapıyla, ulaşımla ilgili. Ayrıca terörle, iç-dış güvenlik, iç politika, dış politikayla ilgili bakanlarımız kapsamlı sunumlar yapacak. Bu sunumlarda da aynı şekilde tüm kadro burada olmanızı özellikle istiyorum. Tespit ettiğimiz sorun alanlarına yönelik eleştiri ve çözüm önerilerini paylaşacağız. Yarınki kapanış oturumunda da bunları yine vatandaşlarımızla paylaşacağız. AK Parti’nin geçmişinden aldığı güçle, tecrübeyle geleceğe yönelik vizyonu, yapacaklarını da yarınki kapanış oturumunda dile getireceğiz.
Her birinizin açık fikirle, açık sözlülükle bu istişarelerde çok büyük katkı sağlayacağınızdan eminim ve şimdiden katkılarınız için çok teşekkür ediyorum.
Milletimiz rahat olsun. İyi ki AK Parti var, Türkiye sahipsiz değil, AK Parti dimdik ayakta. Evvel Allah her engeli dayanışmayla, omuz omuza, millet yolunda hizmetle aşacağız. Milletin hak ettiği menzile kararlı adımlarla yürüyoruz. AK Parti millet davasıdır, AK Parti ülke davasıdır, AK Parti devletin davasıdır, AK Parti ay-yıldızlı bayrağın davasıdır.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun değerli kardeşlerim.