Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in 4 Ekim 2016 tarihinde TBMM grup toplantisinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Çok değerli yol arkadaşlarım, çok değerli misafirler; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Bugün davetlilerimiz var, misafirlerimiz var. Şöyle bir ses verin bakalım, İstanbul Beylikdüzü… Eyvallah, biz sizlerle gurur duyuyoruz. Ta dünyanın öbür ucundan gelen, Avustralya’dan gelen misafirlerimiz var, hoş geldiniz. Ankara İl Teşkilatı…  Biz de sizinle gurur duyuyoruz. Yozgat, Yozgat’tan misafirlerimiz var… Yozgat’a destek verin, biraz zayıf kalmışlar. Yeşil Bursa’dan misafirlerimiz var, hoş geldiniz.

İstanbul’dan misafirlerimiz var, hoş geldiniz.

Çok değerli milletvekillerimiz, değerli yol arkadaşlarım; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26. Dönem İkinci Yasama Yılında gerçekleştirdiğimiz AK Partimizin ilk Grup Toplantısının partimiz, ülkemiz, milletimiz için hayırlara vesile olmasını Cenabı Mevla’mdan niyaz ediyorum.

Yaklaşık 1,5 aydır bir ara verdik, bu aradan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni ve verimli bir çalışma için hazır. Yeni dönemde de en büyük, en ağır görev, Meclisin iktidar kanadını temsil ediyor olmamız sebebiyle sizlere, yani AK Parti Grubu olarak bizlere düşüyor.

Tıpkı 2002 yılı Kasım ayından beri bu yeni dönemde de ülkemiz için, milletimiz için en iyisini, en güzelini yapmaya gayret edeceğiz. Ne diyor Hazreti Mevlana: “Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Evet, biz de yeni yasama yılında yeni şeyler söyleyecek, yeni hizmetleri, çalışmaları gerçekleştireceğiz. AK Parti, milletin partisi 14 yıldır her alanda sürekli yeni şeyler söylüyor, yeni projeler geliştiriyor, yeni başarılar ortaya koyuyor, onun için de dimdik ayakta. Türkiye’de bunca yıldır iktidar olup da gücünü, desteğini AK Parti kadar yüksek tutan başka bir siyasi hareket, başka bir siyasi kuruluş tanımam, yok. Milletin bu teveccühü tabi ki bizim sorumluluklarımızı daha da artırıyor, daha da ağırlaştırıyor.

AK Parti Genel Başkanından Genel Merkez yöneticisine, milletvekilinden en ücra köşedeki belde başkanına, mahalle temsilcisine, sandık müşahidine kadar, delegelerine kadar tüm mensuplarıyla bu sorumluluğun bilinciyle hareket etmek mecburiyetindedir. Milletimize karşı gönlünü, kulağını, gözünü, kollarını kapatmış hiçbir AK Partili olamaz. Ülkemizin demokrasi tarihinde AK Parti kadar kaderi milletin kaderiyle, kaderi ülkenin kaderiyle iç içe geçmiş başka bir parti yoktur. Bu ağır sorumluluğun altından kalkmak için bize düşen tek bir görev var, o da çalışmaktır, daha çok çalışmaktır, daha fazla üretmektir, daha büyük projeleri hayata geçirmektir, daha fazla yatırım yapmaktır. İnşallah Türkiye Büyük Millet Meclisimizin yeni yasama dönemi bu bakımdan hayırlı çalışmalara vesile olacaktır.

Yeni çalışma döneminde göstereceğiniz gayret için şimdiden her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Değerli arkadaşlar; Meclisin yeni yasama döneminde AK Parti Grubuyla birlikte bütün siyasi partilerimize, bütün milletvekillerimize önemli sorumluluklar düşüyor. Türkiye 15 Temmuz darbe girişiminin ardından sorunlarını ancak birlik ve beraberlik içinde hareket ederek çözebileceğini bir kez daha göstermiştir. AK Parti olarak bu konuda ortaya koyduğumuz güçlü ve samimi duruşu muhafaza etmeye devam edeceğiz. Çünkü biz her zaman önce Türkiye diyen, önce millet diyen bu anlayışla hareket eden bir partiyiz, çünkü biz Türkiye sevdalısı Recep Tayyip Erdoğan’ın kurduğu partinin mensuplarıyız.

FETÖ, PKK, DEAŞ, alayı, bütün terör örgütleriyle mücadelenin tüm hızıyla sürdüğü bu dönemde diğer siyasi partilerimizden de aynı tavrı bekliyoruz. Terör örgütlerine, darbecilere, ihanet odaklarına cesaret verecek söylemlerin hiç kimseye, ülkeye, millete faydası yoktur. Bu tür söylemler sadece yürütülen bu amansız mücadeleyi baltalar, bu mücadeleye zarar verir. Hiç kimsenin ülkemize ve milletimize böyle bir kötülük yapmaya hakkı yoktur. FETÖ’nün vücuda giren bir zehir gibi her yere ulaşabilen, her yere sızabilen, her yere nüfuz edebilen fitne söylemlerine karşı da çok dikkatli olmanızı istiyorum.

Bu vesileyle AK Partili yol arkadaşlarıma, AK Parti teşkilatlarıma da şunları söylemek istiyorum: Hiç kimse FETÖ’nün oyununa gelmesin. FETÖ, diğer partilerle birlikte AK Parti teşkilatları içinde de tereddütler ortaya çıkarmak, kendisine karşı yürütülen mücadelenin kararlılığına gölge düşürmek için her türlü hileye, yalana, dolana başvuruyor. Neymiş, alt düzeydeki FETÖ’cüler tasfiye edilirken siyasi gücü ve konumu olanlar korunuyormuş. Bu ifade, fitnenin ta kendisidir. Bu tür ifadelerin peşinden gidenler FETÖ’nün kündesine geldiklerini asla unutmasınlar. Bu demek değildir ki değerli kardeşlerim, eksikler hatalar yoktur; elbette insanın olduğu yerde eksik de olur, hata da olur, bunların hepsi telafi edilir. Ama hainlik asla affedilmez. Nitekim…

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede gündeme getirilen hususlardan kamuyla ilgili olanlar Başbakanlıkta, AK Parti’yle, partimizle ilgili olanlar Genel Merkez bünyesinde oluşturulan ekiplerce titizlikle inceleniyor, araştırılıyor. Eksik varsa tamamlanıyor, hata varsa düzeltiliyor. Önemli olan, yürütülen mücadelenin samimiyetidir, kararlılığıdır. Her zaman ifade ediyoruz, niyet hayır, akıbet hayır. Buna karşılık fitne çıkarılarak yapılan mücadeleyi değersizleştirmeye çalışanlara da asla müsamaha göstermeyeceğiz, diğer partilerden de aynı hassasiyet içinde davranmalarını bekliyoruz. AK Partiye ayar vermeye çalışanlar, dönüp kendi içlerinde de aynı temizliği yapmalıdır, yapmak zorundadır. Çünkü biz biliyoruz ki, AK Partiden yüz bulamayan FETÖ’cüler soluğu diğer partilerde alıyor.

PKK’yla mücadele konusunda da benzer sıkıntılar ortaya çıkabiliyor. Oradaki tavrımız da çok nettir, suçlu olan her kim olursa olsun mutlaka cezasını çekecek, suçsuz olan hiç kimsenin de en küçük bir mağduriyet yaşamasına asla izin vermeyeceğiz. Bu ölçüyü muhafaza ederek mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Türkiye terör belasından tamamen kurtuluncaya kadar bu yolda bize durmak, duraklamak, geriye gitmek, zaaf göstermek, hedeften sapmak asla yoktur. Allah’ın izniyle, milletimizin dua ve desteğiyle terörü ve terör örgütlerini Türkiye’nin gündeminden çıkaracağız. Biz bu yola baş koyduk, 15 Temmuz’da baş vermedik, bundan sonra da inşallah vermeyeceğiz. Milletimize karşı borcumuzu ancak dik ve kararlı duruşumuzu sonuna kadar muhafaza edersek ödemiş oluruz, aksi halde öbür dünyada şehitlerimizin, gazilerimizin elleri iki yakamızda olur. Burada bulunan hiçbir kardeşim, hiçbir yol arkadaşım böyle bir vebali, böyle bir sorumluluğu asla almayacaktır, almayacağına inanıyorum. Onun için değerli kardeşlerim, FETÖ’nün işine gelecek söylemleri, tutumları bir kenara bırakıp, hep birlikte işimize bakalım, önümüze bakalım.

Değerli arkadaşlar; ülkemizdeki terör örgütlerinin hayat kaynağı Suriye’dir, Irak’tır. Suriye’deki, Irak’taki istikrarsızlık ortadan kalktığı, güvenlik sorunları çözüldüğü zaman, Türkiye’de de terör konusunda gerçekten büyük bir mesafeyi kat etmiş olacağız. Bu bakımdan, Türkiye’de başlattığımız Fırat Kalkanı Harekatı çok önemlidir. Bilindiği gibi Suriye’de bir güvenli alan oluşturulmasının bölgedeki terör ve mülteci sorunun çözümü için gerekli olduğunu uzun süreden beri ifade ediyoruz. Bu teklifimize bir itiraz olmamasına rağmen, maalesef istediğimiz desteği de bugüne kadar göremedik. Bunun için iş başa düştü, güney hudutlarımızı emniyet altına almak ve o bölgede yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamak için Özgür Suriye Ordusunun öncülüğünde Fırat Kalkanı Harekatını başlattık.

Gaziantep’te 56, yarıdan fazlası çocuk vatandaşımızın ölümüne yol açan canlı bomba saldırısı bir anlamda bardağı taşıran son damla oldu. DEAŞ başta olmak üzere tüm terör örgütlerini sınırlarımızdan uzaklaştırmak, Suriyeli kardeşlerimize güvenli bir gelecek inşa etmek için Cerablus terör örgütlerinden temizlendi. 200 civarında nüfusu olan Cerablus’un şu anda 3 bine yakın nüfusu oldu, Suriyeliler kendi topraklarına dönmeye başladı, okullar açıldı, sağlık hizmetleri veriliyor, elektrik verildi, su verildi, hayat normale döndü. Fırat Kalkanı Harekatı başarılı bir şekilde devam ediyor. El Bab ve oranın kuzeyindeki bütün bölgeyi, 5 bin kilometrekarelik alanı her türlü terör unsurundan, DEAŞ, PYD, YPG gibi unsurlardan temizleyinceye kadar bu harekat kesintisiz devam edecek.

Esasen Fırat’ın batısında bir süre önce Münbiç de DEAŞ örgütünden temizlenmesine rağmen, maalesef orada hala diğer bir terör örgütü PYD ve YPG o boşluğu doldurmuş durumda. Amerikalı müttefiklerimizle vardığımız mutabakat gereği, Münbiç’i bu terör gruplarının terk etmesi gerekiyor. Ancak, bugüne kadar maalesef tam anlamıyla Münbiç terör unsurlarından boşaltılmış değil. Binbir türlü yalanla, dolanla, kandırmacayla örgüt ismi değiştirerek maalesef ipe un seriyorlar, çekilmeyi gerçekleştirmiyorlar. Türkiye olarak biz bu konuda kararlıyız, bizim için PKK neyse PYD de, YPG de aynıdır, sadece isimleri değişiktir, ama bunların hepsi terör örgütü. Nasıl DEAŞ’ı bölge halkından oluşan Özgür Suriye Ordusu mensuplarıyla birlikte Cerablus’tan aşağı doğru püskürttüysek, gerektiği anda PYD ve YPG’yi de zorla Cerablus’tan atmasını da biliriz.

Türkiye’nin beka sorunu haline gelen Suriye’deki gelişmelere asla seyirci kalmamız mevzubahis olamaz. Bundan sonra Suriye konusunda her ne yapılacaksa, her ne adım atılacaksa bunun bir tarafı da mutlaka Türkiye olacaktır, çünkü Suriye sorununun yükünü çeken en önemli ülkelerin başında Türkiye geliyor. 911 kilometre hududu, 3 milyonu bulan mültecisiyle Türkiye’yi Suriye sorununun çözümünde dikkate almamak tarihi bir hatadır.

Diğer yandan, bugünlerde Irak’ta, Musul’da, Telafer’de de bir hareketlilik gözüküyor. Musul’un yapılacak DEAŞ operasyonu sonrası mezhepler arası çatışmanın yeni merkezi haline dönüştürüleceğinden kaygı duyuyoruz. Müttefiklerimizin Musul operasyonu kurgusu maalesef saydam değil, bu tehlikeyi içeriyor. Irak Merkezi Yönetimi pek çok konuda olduğu gibi, Musul konusunda da farklı güçlerin etkisi altında ilerlemeye devam ediyor. Bu yol Irak için de, Iraklılar için de, bölge için de, İslam kardeşliği için de pek hayırlı bir yol değildir. Sünni Arap aşiretlerinin etkin olduğu Musul’u Şii milislere teslim etmek, işin içine PYD, PKK terör örgütünü de eklemek bölgede yeni bir ateşin fitilini yakmak demektir. Biz bu hususu çok önemsiyoruz ve buna izin vermemek için müttefiklerimizle sürekli temaslarımızı sürdürüyoruz.

Telafer’de de durum farklı değil. Telafer Sünni ve Şii nüfusun, ağırlıklı Türkmenlerin yaşadığı bir bölge, bu yapısının bozulması orada da büyük bir felaketin başlaması anlamına geliyor. Yapılan veya yapılmaya çalışılan şey, buradaki Türkmenleri birbiriyle çatışmaya sürüklemek ve böylece yeni bir çatışma alanı oluşturmak, Suriye’de ve Irak’ta demografik yapıların bozulması ve buna yönelik etnik alanların kaşınması bölgeye istikrar getirmeyeceği gibi, buradaki çatışmaları çok daha derinleştirecektir.

Değerli kardeşlerim; Osmanlı’nın bu topraklardan ayrılmasından beri kandan, gözyaşından kurtulamayan Ortadoğu coğrafyasını istikrara kavuşturmak, bölgenin tarihine, kültürüne, hassasiyetlerine uygun çözümleri hayata geçirmekle mümkündür. Türkiye olarak bu yöndeki her çözümü bugüne kadar destekledik, desteklemeyi sürdüreceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için önemlidir, Suriye’de yaşayan bütün etnik grupların üniter devlet yapısı altında birlikte kardeşçe asırlardır yaşadığı gibi, bundan sonra da yaşaması bizim en önemli öncülüğümüzdür. Aynı şekilde Irak’ta kardeş kanının akmasını sebep olacak tehlikeli girişimlere de asla ve asla müsamaha gösterilmemelidir. Bölgedeki devletlerin kendi hedefleri değil, bölgenin huzuru, orada yaşayan insanların geleceğini daha ön plana alarak eylemlerini, projelerini buna göre yapmaları gerekir.

Değerli kardeşlerim; ülkemize yönelik saldırıların bir cephesini de ekonomi alanı oluşturuyor. Hatırlayacaksınız, 2003 öncesinde dünyada her şey yolunda gideren, Türkiye kendi siyasi ve sosyal çatışmaları nedeniyle maalesef derin bir ekonomik kriz yaşadı. 95 ve 2001 gibi gerçekten yıkıcı etkileri olan krizler, bizim kendi kendimize ürettiğimiz krizlerdir. 2003 yılından beri ise dünyada pek çok ciddi ekonomik istikrarsızlık yaşanmasına rağmen, Türkiye kendi yolunda kararlılıkla ilerlemeyi sürdürüyor. Tabi bu arada tıpkı 95 ve 2001’deki gibi Türkiye’yi kendi dinamikleri üzerinden krize sokma çabaları hiç ama hiç eksik olmadı. AK Parti olarak sağladığımız güven ve istikrar ortamı sayesinde bu hamlelerin hiçbirisi başarılı olmadı. Çünkü Türkiye artık 3-5 milyar dolarlık manipülasyonlarla yerle yeksan olacak bir ülke değil. Öyle dönemler oldu ki, finans piyasalarından çok kısa sürede 20 milyar dolara varan çıkışlar olduğu halde, kamuoyunda zerre kadar kimsenin ruhu duymadı. Çıkış yapan paradan daha fazlası anında Türkiye’yi girdi, dolayısıyla bu yöntem işe yaramadı. 2003 yılından beri ülkemize gelen uluslararası küresel yatırım 165 milyar doları geçti. Tüm dünyayı derinden etkileyen 2009 krizi ülkemizi teğet geçti. O zaman Başbakanımız olan Cumhurbaşkanımız kriz teğet geçecek dediği zaman tiye almışlardı, ama geçen yıllar, geçen zaman ne kadar isabetli ve basiretli tahmin yaptığını, öngörü ortaya koyduğunu bir kez daha Cumhurbaşkanımızı haklı gösterdi. Son yıllarda çok daha yoğun, çok daha sistematik, ekonomik, sosyal ve siyasi saldırılara maruz kalıyoruz.

Şundan herkes emin olsun: 2013 Gezi olaylarından beri Türkiye’ye yönelik her hamlenin bir tarafında da Türkiye’de ekonomiyi bozma hesabı vardır. Gezi olaylarının söylemlerinden biri de ekonomiyi durdurma çağrısı olduğunu hatırlayın. Oradan aradıklarını bulamayınca, bu sefer 17-25 Aralık emniyet, yargı darbe girişiminin bir parçası olarak ekonomimizi bozmaya, çökertmeye gayret ettiler. 17-25 Aralık hedefleri arasında Türkiye’nin büyük projelerini yürüten yatırımcıların, finans kuruluşu yöneticilerinin bulunması bir rastlantı değildir.

Bu girişim de def edildikten sonra, umudu üst üste yaşadığımız seçimlere bağladılar, mahalli seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimi, iki genel seçim arka arkaya denecek bir sürede yapıldı, 1,5 yıl içerisinde yapıldı. Milletin engin sağduyusu ve Cumhurbaşkanımızın dirayetli yönetimi sayesinde bu süreçleri de kazasız, belasız atlattık. Baktılar seçim dalgası da Türkiye’yi sarsmaya yetmiyor, bu sefer geçen yıl Temmuz ayından itibaren bölücü terör örgütünü piyasaya sürdüler. 20 Temmuz 2015 tarihinden itibaren bölücü terör örgütü alçakça eylemlerine hız verdi. Bölge halkının desteği, güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesi sayesinde bu proje de akamete uğradı, bu proje de çöktü.

15 Temmuz’da altın vuruşlarını denediler. FETÖ neredeyse 40 yıl boyunca büyük bir gizlilikle, büyük emeklerle ordu içine yerleştirdiği kadrolarını o gece darbe için harekete geçirdi. Milletimizin cesareti, kahramanlığı, Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle bu ihanet girişiminin de üstesinden gelmeyi başardık. O gece verdiğimiz 241 şehidimiz, 2194 gazimiz ülke ve millet olarak bizim şeref beratımızdır, baş tacımızdır. Bu vesileyle bir kez daha ülke savunmasında bölücü terörle mücadele ederken 15 Temmuz demokrasi mücadelesinde hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimiyle yıkılmayınca yine boş durmadılar, yeniden eski yöntemlere başvurdular, bel altı vuruşlarını devreye soktular. Önce değerlendirme kuruluşlarını sahaya sürdüler, hiçbir gerekçesi yokken, objektif izahı yokken tamamen siyasi saiklerle, zorlama gerekçelerle Türkiye’nin kredi notunu düşürdüler. Ancak bu not indirimlerini ne piyasa, ne de uluslararası camia ciddiye almadı. Neden söyleyeyim; şimdi bakın, not düştükten sonra enflasyon düşmeye başladı, şu anda enflasyon 7.28, öngörülenden daha düşük. İhracat yüzde 8 arttı, güven endeksi yüzde 21 arttı. Senin notun oysa bizim notumuz da bu. 3-5 tane değerlendirme kuruluşu bize not veremez, bize notu millet verir millet. Biz…  Biz sizinle gurur duyuyoruz.

Değerli kardeşlerim; biz notu milletten alırız, hesabı da millete veririz. O hesabı da, 10 sandık kuruldu 10’unda da verdik, alnımızın akıyla verdik. Bu kuruluşlar Türkiye’ye karşı sergiledikleri haksız tutumla aslında kendi notlarını kırmış oldular. Türkiye’nin notunu değil kendi güvenirliliklerini kırmış oldular. Son not indiriminin gerekçesi, dış kaynak ihtiyacı, kurumsal zayıflık; ne anlıyorsunuz, anladınız mı? Zırva. Daha bunların açıklamalarının mürekkebi kurumadan Hazine’nin yaptığı ihaleye 3,5 kat talep geldi ve o taleplerdeki faiz oranı da beklenenden düşük oldu. Yine o günden bugüne ekonomik güven endeksi yükseldi, kapasite kullanım oranı arttı. Az önce söyledim, enflasyon 7’ye doğru yaklaştı.

Değerli kardeşlerim; bugün buraya gelmeden önce Orta Vadeli Planı açıkladık. Orta Vadeli Plan her üç yıl için açıklanıyor malum. 2017-2018-2019’da nasıl bir Türkiye hayal ediyoruz, neleri yapacağız, hangi yatırımları yapacağız, hangi reformları gerçekleştireceğiz, hangi alanda ülkeyi büyüteceğiz; bunları içeren kapsamlı bir rapor arkadaşlarımız hazırladı, çalıştı. Aynı zamanda tabii 2017 bütçemiz de hazır, 16’sında Meclise teslim ediyoruz. Orada bütün göstergeler, bütün planlarımız var. Büyüme bir kere vazgeçilmez, büyümeye devam. Enflasyonla mücadeleye devam, istihdam oluşturmaya, yeni iş alanları açmaya devam. Büyümeden taviz yok. Enflasyonu düşürmekten taviz yok, yeni iş-aş alanları oluşturmadan taviz yok. Bunları nasıl yapacağız? Bunları yaparken çıkaracağımız bazı yasalar var, bir kısmı Mecliste, bir kısmı gelecek; iş hayatını ilgilendiren yasalar var, eğitimi ilgilendiren yasalar var, yargıyı, adaleti ilgilendiren yasalar var, sanayiyi, teknolojiyi ilgilendiren yasalar var, altyapı geliştirmeye yönelik yasalar var. Mali sistemin iyileştirilmesini öngören yasalar var, bunların hepsi teker teker gelecek.

Mesela Milli Eğitimde ne yapacağız? 2019’a kadar artık sabahçı-öğlenci yok, sabah, öğlen tam gün eğitime geçeceğiz. Hiçbir yerde ikili eğitim kalmayacak. Niye? Çocuklarımız, gençlerimiz daha iyi yetişsin, daha iyi donanımlı hale gelsin, gençlerimiz bizim geleceğimiz, geleceğe onları hazırlamış olacağız.

Bir başka yapacağımız şey; bir lisan bir insan, lisan eğitimini 4+4+4’ün ikinci 4’ün başında, yani 5. sınıfta 1 yıl boyunca bütün okullarda mecburi hale getiriyoruz. Bu eğitimdeki.

Yargıda bilirkişilik müessesesini yeni baştan ele alıyoruz. Şimdi maalesef yargı sistemimiz soruşturma kollukta, kovuşturma bilirkişide; bu hale gelmiş, böyle bir yargı sistemiyle biz bir yere varamayız. Kolluk kendi işini yapacak, mahkemeler de, hakimler de kendi işini yapacak. Diğer konular destek hizmetleridir. Bilirkişilik yargılamanın esası haline gelirse orada adalet tecelli etmez. Ne oluyor? Şimdi bir bilirkişiye hemen dosya gidiyor, o bir rapor hazırlıyor, getiriyor veriyor. Diğeri itiraz ediyor, yeni bir bilirkişi atanıyor, o da bir rapor hazırlıyor, bu sefer ikisi birden ona itiraz ediyor. Bir bilirkişi daha atıyor, yıllar geçiyor, dava uzuyor uzuyor, bilirkişiler kazanıyor, vatandaş kaybediyor; böyle bir yargılama olmaz, bunu değiştireceğiz, bunu özünden değiştireceğiz, zaten kanun Meclise geldi.

Aynı zamanda bir şey daha yapıyoruz; ihtisas mahkemelerini çoğaltacağız. Bilişimle ilgili herhangi bir mahkeme bakınca olmuyor. Finansla ilgili, bunlar uzmanlık istiyor, denizcilikle ilgili, burada ihtisaslaşmaya gideceğiz.

Bir şey daha yapıyoruz, nasıl diğer alanlarda yaptığımız gibi bazı konularda bir uzlaşma mekanizması getireceğiz, öyle değil mi? Yani şimdi her şeyi mahkemeye taşımaya lüzum yok. Mahkemeden önce kardeşim gel otur barışalım, birisi hakemlik yapacak, barıştıracak, helalleşeceğiz, herkes yoluna gidecek.

Bunlar ne için yapılacak? Hem vatandaş birbiriyle daha az davalı, nizalı olsun diye, hem de zaman kaybı. Yargılamada zaman çok uzuyor, bunların da önüne geçeceğiz. İstinaf mahkemeleri bu anlamda çok ciddi bir adımdır, büyük bir adımdır ve istinaf mahkemelerinin sonuçlarını birkaç sene içerisinde göreceğiz. Öyle Yargıtay, Danıştay yüzbinler, milyonlarca dosyayla uğraşmak zorunda kalmayacak. Dosya sayısı çok olunca hem zaman kaybı oluyor, hem üstün körü bakılıyor, yeterli zaman ayrılamıyor, aynen AK Parti dönemi öncesindeki sağlık sistemi gibi. 300 kişiyi muayene edeceksin. Nasıl edeceksin? Aç ağzını, öh de, püh de, hadi dışarı. Böyle muayene olur mu? Ne film var, ne röntgen var, ne MR var, ne tetkik var, laboratuvar var. Ne o? Muayene oldu.

Değerli arkadaşlar;  15 Temmuz darbe girişimiyle patlama yapması beklenen döviz hareketleri maalesef spekülatörlerin istediği gibi olmadı, vatandaş hem darbecileri halletti, hem de onları yerle bir etti, 12 milyar dolar parayı cebinden bankalara yatırdı. Ya bu milletle dans edebilir misin kardeşim? Bu millet baş tacı bir millet. Sen Türk milleti deyip… Çıkaracağız çıkaracağız merak etmeyin.

Sonuç olarak, Türkiye hem terör saldırılarına, hem ekonomik saldırılara, hem diplomatik saldırılara karşı evvel Allah direncini artırarak yoluna devam ediyor. Bizi 2023 hedeflerimize ulaşmaktan, 2053, 2071 vizyonumuzu gerçekleştirmekten hiçbir güç alıkoyamaz. Yeter ki milletimizle olan bağımızı sımsıkı tutalım, yeter ki millete hizmet yapmaya devam edelim, milletin hayallerini gerçeğe dönüştürelim.

Kaderin üstündeki kadere teslim olan bizler için girdiğimiz her mücadele bir imtihandır değerli kardeşlerim. Her imtihan aynı zamanda bir şükür vesilesidir.

Bu duygu ve düşüncelerle başladığımız yeni yasama yılının ülkemiz için, milletimiz için hayırlı, uğurlu olmasını dilerken; 2 tane notum var.

Bir tanesi, 2 Ekim’den itibaren biliyorsunuz 1438 yeni Hicri yıl başladı, Muharrem ayına girdik. Muharrem ayı önemli aylardan biri, özellikle de Aşure Günü İslam tarihinde, dinler tarihinde önemli güzel günlerin yaşandığı bir gündür, ama üzücü bir olayın da yıldönümüdür, Kerbela. Peygamber Efendimizin Ehlibeyti’nin, hunharca Hazreti Hüseyin Efendimizin şehit edildiği gündür. Muharrem ayında da Alevi’siyle, Sünni’siyle dayanışma içinde kardeşliğimizi güçlendirerek bugünün feyzinden, bereketinden hep birlikte istifade edeceğiz.

Bu vesileyle hem Aşure Gününü, hem de idrak etmiş olduğumuz Hicri yeni Muharrem ayını tebrik ediyorum, hayırlar vesile olmasını diliyorum.

Bu aylar haram aylardır, ama anlayana, teröristlere değil. İnşallah bu ay anlaşmazlıkların, çatışmaların sona erdiği bir ay olur, Suriye’de, Irak’ta gözyaşlı insanların kurtuluşuna vesile olur diye niyaz ediyorum.

Ayrıca bildiğiniz gibi, 20-21-22 Ekim tarihlerinde partimizin Afyon’da istişare toplantısı yapılacak, hep beraber orada olacağız ve memleket meselelerini, partimizin gündemindeki konuları kapsamlı bir şekilde değerlendirmiş olacağız.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, başarılar diliyorum, Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.