Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in 8. Karayolu Trafik Güvenligi sempozyumu ve sergisi açilisinda yaptigi konusma

 

Hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

3 gün sürecek Karayolu Trafik Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi hayırlı, uğurlu olsun.

Ülkemizin en büyük trafik etkinliği olan bu organizasyonunun gerçekleşmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Başta İçişleri Bakanımız ve Teşkilatı, Milli Eğitim Bakanımız ve Teşkilatı, Ulaştırma Bakanımız ve Teşkilatı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olmak üzere bütün katılımcılara, bütün paydaşlara şükranlarımı sunuyorum.

Ayrıca, bu organizasyonun gerçekleşmesine önemli ölçüde destek veren sivil toplum kuruluşlarına, Belediyeler Birliğine, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonuna ve diğer katkı sağlayan kişi ve kuruluşlara da teşekkür ediyorum.

Tabi hepsinden önemli, ilginiz ve katılımınız için siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum. Sevgili öğrencilere, o gülen güzlere, gülen yüzlere, geleceğimiz gençlere teşekkür ediyorum.

Değerli misafirler, işimiz milletin yolunu açmak, işimiz milletin yolunun üzerindeki engelleri kaldırmak. Bizim için yol sadece bir ulaşım altyapısı değil, aynı zamanda hayatı anlamlı kılmanın da yoludur. Yolların en iyisi istikameti doğru olan yoldur.

Bildiğiniz gibi, kara yolu ulaşım sektörüne yönelik yatırımlar ile bunlara ilişkin stratejiler oluşturmak, bu sektörü düzenlemek, gözetmek, denetlemek ayrı ayrı ayrı bakanlıkların işidir. İşte az önce bakanlarımız yaptıkları faaliyetleri anlattılar.

Ne lazım? Trafik için yol lazım. Yolları kim yapacak? Ulaştırma Bakanımız yapacak, ekibi yapacak? Ne lazım? Yollardaki araçları denetlemek. Onu kim yapacak? İçişleri Bakanlımız ve ekibi yapacak. Başka ne lazım? Kurallara uyuluyor mu, uyulmuyor mu, yol emniyeti, trafik güvenliği, ta okul öncesi çağdan mezara kadar eğitecek, bunun önemini anlatacak, farkındalığını oluşturacak kim? Milli Eğitim Bakanlığı ve ekibi, onlar da bu işi yapıyor. Bize düşen, koordinasyonu sağlamak, koordinasyonu da biz sağlayacağız, etkin çalışması için koordinasyon sağlayacağız. Bir de kim? Araçlar var, araçları imalinden sorumlu olan bakanlığımız da Bilim Sanayi Teknoloji Bakanlığımız, onlar da bu araçların emniyetli, yola dayanaklı olarak yapılıp, yapılmadığını yakından denetleyecekler. Demek ki, bu bir kolektif çalışma gerektiren iş.

Son 15 yılda Türkiye’ye bakıyoruz, her alanda gelişiyoruz, kara yolu üzerindeki her türlü taşımacılık faaliyetlerinde de artış var. 2002 yılında Türkiye 80 yılda, 79 yılda geldiği nokta, yüzde 95’in kara yoluna bağımlı bir ulaşım. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bizim o dönemde Bakan olarak göreve başladığımızdaki en baştaki işimiz, ulaşım ana plan stratejisi hazırlamak. Neyi hedefledik, bu tek modlu kara yoluna bağımlı ulaşım sistemini acaba nasıl çeşitlendirebiliriz? Nasıl çeşitlendireceğiz? Bir kısmını hava yolu, bir kısmını demir yoluna, bir kısmını deniz yoluna ve büyük bir kısmını da yine kara yoluna. Dünyanın hiçbir ülkesi yoktur ki, kara yolu ağırlıklı taşıma olmasın.

Bir kere, biz kara yolu payını yüzde 30’a, 50’ey düşüreceğiz desek bu hayal olur, bu hiçbir şekilde mümkün değildir, ülkemizin şartları da buna müsait değildir. O halde hedef nedir? Orta ve uzun vadede yüze 95’lerden yüzde 80’in altına geriletebilmektir, tercihen yüzde 75 ideal bir orandır. Ama bu 10 senede olmaz, 30 senede gerçekleşen bir şeydir, çünkü 80 senede gelinen çarpık yapılaşmayı geri döndürmenin yolu budur. Bunu nasıl sağlarsınız? Aslında yolları yapmazsınız, trafikte fiilen gitmek mümkün olmaz, öylece gerçekleştirebilirsiniz, ama bu sürdürülebilir bir şey değil. Eğer biz bu bölünmüş yolları yapmasaydık, bu kendiliğinden olacaktı, şehirlerarası trafik de şehir içi, İstanbul, Ankara trafiği gibi olacaktı. Dolayısıyla oradaki kayıplar, fuzuli yanan yakıtlar, havaya verilen egzoz miktarı, bütün bunlar bu ekonominin kayıpları. Şimdi ne oldu? Hava yolunda ciddi bir büyüme oldu, 4 kat büyüme oldu. Demir yollarında aynı şekilde, demir yollarında hızlı tren ağlarının yaygınlaşması, mevcut mevcut demir yolu altyapısının yenilenmesiyle birlikte orada da büyüme oldu. O büyüme istediğimiz düzeyde değil, ama mesela yolcuda 4 katı geçti. Bugün Konya’yla Ankara arasındaki seyahatlerin, Ankara’yla Eskişehir arasındaki seyahatlerin yüzde 72’si demir yoluyla yapılıyor, eskiden bu yüzde 100’dü. Şimdi insan niye arabaya binsin? Araba sürmek öyle her zaman zevkli bir şey değil, bir müddet sonra yük oluyor, yorgunluk başlıyor, dikkat dağılıyor, risk artıyor, tehlike artıyor ve kaza Allah göstermesin meydana gelebiliyor. Az önce burada da söylendi, sadece sizin dikkatli olmanız yetmiyor, kurallara uymanız yetmiyor, başkalarının hatasını da kollayıp gözetleyip ona göre süreceksiniz, yani dikkatiniz 3 kat, 4 kat sürekli nereden birisi hata yapacak da üstüme gelecek diye düşünerek bir seyahat yapacaksınız. Bu sürdürülebilir bir şey değil.

Peki, bu gelişmelerde neler oldu? Trafik güvenliği açısından geldiğimiz noktayı yeterli görmüyoruz. Az önce İçişleri Bakanımız söyledi, 2020’ye kadar, 10-20 arası yüzde 50 azaltma. Aslında başlangıcı 2002 alırsak, biz bugüne kadar yüzde 30’u geçmiş vaziyetteyiz. Trafik kazalarında, ölümlü kazalardaki can kaybını yüzde 30 son 15 yılda aşağı çektik. Nasıl söylüyoruz? Aslında bölünmüş yolları sadece alırsak bu oran daha yüksek, ama biz genel anlamda söylüyoruz. Sadece bölünmüş yolları konuşursak yüzde 62. Ama Türkiye’nin her tarafı şu anda tam bölünmüş yol değil, 400 bin kilometrenin üzerinde köy yolları var, belde yolları var, 26 bin kilometre bölünmüş yol var. Nereden geldi 26 bin kilometreye? 6 bin kilometreden geldi. 80 yılda 6 bin kilometre, son 15 yılda bunun üzerine 19 bin kilometre yeni yol yapılmış. Bu bir rekordur, bunu başaran dünyada başka bir ülke yok. Bu konuyu biz vaktiyle Bakanken muhataplarımızla konuştuğumuzda, nazikçe bize, Sayın Bakan, galiba bir sıfır hatası yaptınız. Yılda biz 1500 kilometre bölünmüş yol yapıyoruz dediğimizde, bir sıfır hatası yaptınız galiba derlerdi. Yok yok, 1500, ne söylediğimi biliyorum. Onun için Türkiye bu anlamda, Ulaştırma Başkanımız az önce bütün detayları verdi, tüneller, viyadükler vesaire.

Şimdi buradan nereye geleceğim? Bölünmüş yollar hayat kurtarıyor. Niye bunu söylüyorum? 2003’te kaza yerinde ölenlerin sayısı 4 bine yakındı, 3800 civarında, bugün de aynı. Neye rağmen? Trafikteki araç sayısı yüzde 130 attı, 8 milyondan 21 milyona çıktı. Yolculuk miktarı 3 kat arttı, 2 milyona yaklaştı, 500 bindi. Kaza sayısı da arttı, ama ölümlü kazalardaki sayı neredeyse sabit kaldı. Bu başlı başına ne demektir? Yılda ortalama 8 bin insanın hayatını kurtarmak demektir. Bakın 8 bini, bizim inancımızda bir kişinin hayatını kurtarmak, bütün insanlığı kurtarmaya eşdeğer. Yeter mi? Yetmez, hedef sıfır ölümlü kaza. Bazı ülkeler bunu başardı, ama bizim önümüzde daha çok yol var. Çözüm ne? Çözüm, eğitim eğitim eğitim, beşikten mezara kadar eğitim.

Çünkü 2003’te hatırlıyorum, Emniyet Genel Müdürlüğü trafik istatistiklerine baktığımızda kazalarda kusurlar yazar, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, liste başı her zaman yol kusuru bir numarada yer alır, yol kusuru, insan hatası 4’te, 5’te yer alıyordu. Şimdi raporlara bakın, birincisi insan kusuru. En güzel yolu yapabilirsiniz, en akıllı aracı yapabilirsiniz, ama insanın hatasını önleyecek henüz bir alet icat edilmedi. İnsan hatası her zaman trafik kazalarında azaltmada, artmada birinci derece rolü var. Demek ki, insan hatasını azaltmanın, hatta sıfıra indirmenin yolu eğitimden geçiyor. Anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, burada memnuniyetle gördük ki Milli Eğitim Bakanlığı okullarda bu derslere ağırlık vermiş. Ancak Sayın Bakan, yeterli değil, daha fazla vermemiz lazım,  uygulamalı eğitimi daha da artırmamız lazım, müfredata trafik güvenliği, trafikle ilgili öğretici bilgileri çok daha fazla yer alması lazım, çünkü yavrularımızın küçük yaşta alacakları bu bilgiler onlar büyüdüğü zaman, hayata atıldığı zaman, yollarda sürücü olduğu zaman hatırlayacakları ve uygulayacakları en büyük rehber olacaktır. Biz bu kadar, 200 milyon yolculukta her bir aracı tek tek her an nerede gidiyor, hata yaptı mı, yapmadı mı denetleme şansımız yok. O halde her sürücü, her vatandaş kendi vicdanı, kendi bilgisi polis olacak ve ona göre denetleyicilere de, uygulayıcılara da daha az iş kalmış olacak ki görevlerini en iyi şekilde yapsınlar. Durum buyken, aynı zamanda tabii İçişleri Bakanlığımızda da trafikle ilgili bölümü güçlendireceğiz, güçlendirmemiz gerekiyor. Çünkü Türkiye’de trafik yükü artıyor, yolculuklar artıyor ve teknoloji çok gelişti, yol standartları çok arttı, buna uygun yapılanmaya yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Bu konuda Bakanlığımızın atacağı adımları öncelikli olarak ele alacağız ve destekleyeceğiz. Çünkü biz insanı yaşat ki devlet yaşasın kültüründen gelen bir milletiz, insanı yücelt ki devlet yücelsin kültürüne sahip bir milletiz.

Şu ana kadar hizmete giren yatırımlar ve yapımı devam eden dev yatırımlarla ülkemizin dünyadaki konumu çok daha güzel bir yerde olacaktır. Bakın son 10 yıl içerisinde dünyada bir kriz var, 2008’in sonunda başladı, halen de devam ediyor, 10 yılı buldu. Bu 10 yıla dönüp baktığımızda dünyada 10 tane büyük proje başlamış. Topu topu bütün dünyada 10 tane büyük proje başlamış, mega proje diyorlar. Bunlardan 6 tanesini kim yapmış biliyor musunuz? Türkiye yapmış Türkiye, 10 dünya projesinin 6’sını yapan ülke Türkiye’dir. Nasıl yapmış? Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın ve ekibinin sayesinde yapmış. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor, dilin kemiği yok, freni de yok.

Değerli kardeşlerim; Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve otoyol, Osman Gazi Köprüsü, İzmir-İstanbul Otoyolu, Avrasya Tüneli, Çanakkale Köprüsü, Marmaray, daha sayayım mı? İstanbul-Ankara hızlı tren ve dünyanın en büyük havalimanı, işte bunlar. Hayal anlatmıyoruz hayal, gerçekleri anlatıyoruz, hayalleri gerçeğe dönüştüren kadroların eserlerini anlatıyoruz. Türkiye büyük atılımlar içerisinde bugün nerede? Ovit’te de, Zigana’da de, Kop’ta de, Cankurtaran’da de, Eğribel’de de, de oğlu de. Söyledi zaten, hepsini ben söyleyecek değilim, Ulaştırma Bakanının işi, ben niye söylüyorum? Onun işini o anlatacak, biz de işimizi anlatacağız. Bugünlerde 15 Temmuz’da mesafe alamayanlar, Türkiye’yi dize getiremeyenler, bu millete boyun eğdiremeyenler bugünlerde başka bir film çeviriyorlar. Acaba ne yapar yaparız da 15 Temmuz’da beceremediğimiz işi sonlandırırız. Ekonomiyle, baskılarla, kriz senaryolarıyla, kaos senaryolarıyla bu milleti dize getireceklerini zannediyorlar. Hiç boşuna heveslenmeyin, bu millet Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, Anafartalar’da ve Kut’ül Amare’de dünyaya, emperyalistlere gereken dersi vererek bugünlere geldi. Bu bayrak sevgisi, bu vatan sevgisi, bu millet sevgisi, bu devlet sevgisi bu milletin sinesinde olduğu müddetçe hiç kimse, hiçbir güç bu ülkeye hiçbir şey yapamaz.

Değerli kardeşlerim, önemli bir konuyu işliyoruz; trafik güvenliği, trafik güvenliğinin geliştirilmesi, iyileştirilmesi. Hakikaten biraz sonra da gideceğiz sergilere bakacağız, orada yerli ve milli akıl terinin, alın terinin ürünlerini hep beraber göreceğiz. Ülkemiz her alanda gelişmeye devam ediyor. Bakın trafik güvenliğini geliştirmek için sadece bölünmüş yollar yapılmadı, araç muayene sistemi yeni baştan yapıldı. Nasıl oldu? Eskiden, bizim gençliğimizde hatırlayın, nasıl oluyordu araç muayeneleri? Ben İstanbul’dan biliyorum, Merdivenköy’de bir kulübe vardı, bu trafik muamelecileri vardı, torbaya doldururdu ruhsatları, orada kötü bir masa, önünde bir sandalye oturur, bir mühür bir ıstampa, oraya basar buraya basar, oraya basar buraya basar, ne o? Muayene oldun, bitti. Ne araç var, ne denetim var, ne inceleme var? Bugünlerle devraldık Türkiye’yi, unutmayın. Şimdi ne var? Şimdi her ilde, büyük ilçelerde 205 tane sabit, 76 tane seyyar olmak üzere 5 adet de motosiklet, 19 adet traktör olmak üzere toplam 305 tane Türkiye genelinde ne var? Muayene istasyonu var. Bu aynen bir insanın hastanede muayenesi gibi. İçeri giriyorsun, tepeden tırnağa her şeyine bakıyorlar, bütün parçalara bakıyorlar, tek tek işaretliyorlar, bujisi tamam, gaz kolu tamam, freni tamam, lastikleri tamam, hepsini gözden geçiriyorlar, eksikleri varsa kusura bakma diyorlar, otomatik bir ay süre veriyor, tekrar gelip muayene oluyorsun.

Eskiden hatırlayın, muayenelerde yine yolda falan yapılırken millet kontrollerden önce birbirlerine sinyal çakardı; radar var, dikkat et diye. Gelişmiş ülkelerde de yanındaki hız aşımı yapıp gittiği zaman hemen polise sinyal çakar, hız aşımı yaptı haberin olsun diye. Bizde dayanışma kural ihlali üzerine, orada da dayanışma kurala uyma yönünde; gelişmişlik böyle bir şey. Bunları eğiteceğiz, bunları öğreteceğiz. Yıllar önce Norveç’e gittim, otelden çıktık bir fabrikaya gideceğiz. Adamcağız açtı kapıyı, şoför oturuyor, ben de yanındaki koltuğa oturdum, kapıyı kapattım bekliyoruz, gideceğiz. Hareket etmiyor, dedim acaba başka birini mi bekliyoruz. Üç dakika geçti, beş dakika geçti, hareket yok, dedim ya ne bekliyoruz, birisi mi gelecek? Kemeri işaret ettiler, kemeri bağlamanı bekliyorum dedi, beş dakika bekledi adam, sormasam belki yarım saat de bekleyecek.

Trafiğin ana unsuru insandır. Trafiğin güvenli hale gelmesi için alınan her türlü tedbiri uygulayacak olan da insandır. İnsanlarımızın bu konuda daha bilinçli hale getiremezsek, yapacağımız en güzel yollar, yola koyacağımız en güzel arabalar hiçbir anlam ifade etmez. Demek ki eğitim eğitim eğitim, eğitime çok ama çok önem vereceğiz. Bu doğrultuda karayolu taşımacılık sektörüne yöneticilerin yanı sıra sürücülerin de eğitimi bir program dahilinde Ulaştırma Bakanlığımız tarafından yerine getiriliyor. Artık belirli bir eğitim almadan, taşımacılık sektörüne girmek ve sürücü olmak mümkün değil. 2006 yılından bu yana ticari taşımacılık faaliyetlerinde yönetici olmak, sürücü olarak katılmak isteyenler için eğitim ve sınav şartı var. Bugüne kadar 742.600 kişi bu eğitimlerden geçmiş ve sertifika almıştır. Aslında bu kadar kişi eğitime girmiş ve 45 sınav yapılmış, ancak 716 bin kişinin 616.800’ü başarılı olmuş ve mesleki yeterlilik belgesi verilmiştir. Demek ki her eğitime giren de başarılı olamıyor. Sınava giriyor, olmadı bir daha giriyor, başarılı oluncaya kadar girebiliyor.

Diğer taraftan kaliteli ve güvenli yollar yapılmaya devam ediyor, o yollarda kullanılacak sürücülerin eğitiminin de kesintisiz devamı var.

Önümüzdeki dönemde elde edilen bütün bu gelişmelerin trafik güvenliğine olumlu katkılarını çok daha gözle görülür şekilde yaşayacağız, hissedeceğiz.

Değerli katılımcılar, 3 gün boyunca devam edecek bu sempozyum ve sergi mutlaka ülkemizde trafik güvenliğinin ve trafik kazalarını azaltmaya yönelik farkındalığın oluşmasına çok önemli katkı sağlayacak.

Sadece denetim görevini polislerden beklemeyelim, jandarmamızdan beklemeyelim, aslında hepimizin böyle bir fahri görevi var. Kıyakçılık olsun diye kırmızı ışıkta geçeni söylememek, başka bir insanın hayatına mal olabilir. Onun için mutlak ve mutlaka yoldaki bütün vatandaşlarımızın kurallara uymayanları gerekli mercilere bildirmesi lazım, bu bir vatandaşlık görevidir, onun da ötesinde insanların hayatını kurtarmak için bir insanlık görevi, bunu lütfen herkes yapsın. Trafikte saygıdan trafik güvenliğine, sürücülerimizin yaşadığı problemlerden trafik denetimine yönelik yeni yaklaşımlar, akıllı sistemlerden bahsediyorum, pek çok konu buralarda konuşulacak, sergilerde ürünler tanıtılacak, kurum ve kuruluşlar, firmalarımız ürünlerini tanıtma imkanı bulacak.

Elbette yavrularımızı unutmamışlar, onlar için de bu 3 gün içerisinde çok ama çok güzel etkinlikler var. Evlatlarımızın, yavrularımızın trafik kültürünü geliştirmek için tiyatro gösterisi, eğitim parkı gibi etkinlikler de bu 3 gün içerisinde yerini almış olacak. Dolu dolu zengin bir program, katkısı olan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.

Sözlerimi tamamlarken, hep söylediğim bir laf var, tekrar ediyorum, unutmayın, yolların kralı yok, yolların kuralı var.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, Allah’a emanet olun diyorum, sağ olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.