Basbakan Yildirim’in 81 ilden gelen ögretmenleri kabulünde yaptigi konusmanin tam metni
… dört bir yanından gelen siz değerli öğretmenlerimiz nezdinde bütün öğretmenlerimizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Öğretmenler Gününüzü yürekten tebrik ediyorum.
81 vilayetimizin her köşesinden kar-kış demeden, uzak-yakın demeden birer eğitim neferi olarak çalışan bütün öğretmenlerimizi yürekten kutluyorum. Nice öğrenciler yetiştirmiş, bu topraklara, bu ülkeye nice değerler kazandırmış emekli öğretmenlerimizin de ellerinden öpüyorum.
Bugünlere gelmemize vesile olan şahsım olarak bütün öğretmenlerine ve kendisi de öğretmen olan eşim Semiha Hanıma da bu arada teşekkür ediyorum.
Ülkemizde misafir olan ve bu topraklarda dünyaya gözünü açan 300 bin civarındaki mülteci çocuklarını okutma görevini üstlenerek onlara sadece sayıları, harfleri değil, dilimizi, kültürümüzü de öğretme görevi üstlenen fedakar öğretmenlerimize şükranlarımı sunuyorum.
Van depreminde kaybettiğimiz 75 öğretmenimizi, eğitim şehitlerimiz de rahmetle anıyorum.
15 Temmuz şehitlerimiz Fevzi Başaran’ın eşi Özge Başaran aramızda, hoş geldiniz.
Emin Güner, eşi İlknur Güner, hoş geldiniz.
Şehidimiz Bülent Aydın’ın eşi Şehnaz Aydın bugün aramızda, hoş geldiniz.
Lütfi Gülşen şehidimizin babası Metehan Gülşen aramızda, hoş geldiniz.
Resul Perçin şehidimizin oğlu Necmi Perçin aramızda, hoş geldiniz.
Yasin Naci Ağıroğlu şehidimizin oğlu Osman Ağıroğlu aramızda, hoş geldiniz.
Ferhat Koç şehidimizin eşi Gizem Koç Hanımefendi aramızda, hoş geldiniz.
Dursun Acar şehidimizin eşi Özgül Acar ve kızı Elifnaz aramızda, hoş geldiniz.
Yusuf Elitaş şehit öğretmenimizin eşi Serpil Elitaş aramızda, hoş geldiniz.
Ve ayrıca bu ülkenin bağımsızlığı için canlarını seve seve veren görev başındaki şehit Kaymakamımız Muhammet Fatih Safitürk’ün eşi Ayşegül Safitürk öğretmen Hanımefendi de aramızda, hoş geldiniz.
Yine Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimizin babası Sadık Yalçın, annesi Zehra Yalçın aramızda, hoş geldiniz.
Yine Dilay Kerman öğretmenimizin babası ve annesi Hava Bakır Turan ve Salim Turan aramızda, hoş geldiniz.
Lütfi Ölmez şehit öğretmenimizin eşi Nilgün Ölmez aramızda, hoş geldiniz.
15 Temmuz gazilerimiz Osman Karaca, Abdülaziz Güven, Abdullah Cansız, Muhammet Fatih Zengin, Mehmet Halim Arslan, Recep Küçükşahin, Fikri Erol, Hacer Konuş, İlyas Dirin gazilerimiz öğretmenlerimiz de aramızda, sizler de hoş geldiniz.
Ve 15 Temmuz’da yurt savunmasında ülkenin bağımsızlığı, bayrağı ve bütünlüğü için şehit olan bütün şehitlerimizi bu vesileyle rahmetle, şükranla yad ediyoruz, gazilerimize hayırlı uzun ömürler diliyoruz.
Şu anda karşımda bulunan, gözleri ışıl ışıl parlayan meslektaşlarınız bayrağı sizden aldı değerli şehitlerimiz.
Öğretmenler Türkiye’nin geleceğidir. Yazar Nuri Pakdil’in ifade ettiği gibi, Türkiye’nin bir adı da umuttur. Türkiye yeryüzünün umududur, insanlığın umududur. İşte öğretmenlerimiz böylesine büyük bir emaneti üzerinde taşıyor.
Sevgili öğretmenler; anaokulundan üniversiteye varıncaya kadar 18 milyon öğrencimiz var, üniversiteyi de sayarsak 25 milyonun üzerinde öğrencimiz var. Dünyanın diğer ülkeleriyle mukayese ettiğimizde, elhamdülillah nüfusumuz çok genç, çok dinamik, öğrenmeye, değişime çok açık bir nüfusa sahibiz.
Dünyadaki birçok ülkenin nüfusu bizim öğrenci sayımız kadar bile yok. Hiç şüphesiz bu genç nüfusumuz ülke olarak bizim en büyük zenginliğimizdir, en büyük kalkınma için, refah için kaynağımızdır. Ancak bu potansiyeli harekete geçirebilmek için dinamik, yenilikçi, modern bir eğitim sistemine sahip olmamız gerekiyor. Eğitim sistemimizi kalkınma hedeflerimize ve hızımıza uygun bir şekilde geliştirmeliyiz. Çok donanımlı, becerikli gençler yetiştirmek, çocuklarımızın kabiliyetini, yeteneğini ve potansiyelini erken yaşlarda fark edip zekayı ilmik ilmik işleyip azami derecede açığa çıkarmamız önemlidir, bunu da başaracak olan sizlersiniz. Tabi burada yükü omuzlarınıza alıp sizleri yalnız bırakmak gibi bir düşünceye sahip değiliz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önümüze koyduğu muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefi öncelikle eğitim konusundaki sorunlarımızın çözülmesi ve bu alanda yapısal dönüşümleri sağlamamıza bağlıdır. Elbette Hükümet olarak, bakanlık olarak burada bizleri üzerine düşen önemli görevler vardır. Sizin için uygun eğitim alanlarını, fırsatlarını oluşturmak bizim görevimizdir. Sizler de geleceğimizin garantisi olan yeni nesilleri, evlatlarımızı en güzel şekilde yetiştireceksiniz. Bu bilinçle göreve geldiğimiz ilk andan itibaren eğitimi en öncelikli alan olarak belirledik ve bunun için de eğitim bütçesini diğer bütün bakanlıkların bütçesinin üzerine çıkardık, birinci sıraya aldık.
Eğitim bütçesi değerli öğretmenlerim, 2003 yılında 11 milyar, şimdi ne kadar? 134 milyar 727 milyon; 11 milyardan 134, yaklaşık 135 milyara yükseltmiş bulunuyoruz.
Yaklaşık 3 milyar ders kitabını 15 yıldır öğrencilerimize sene başında dağıtıyoruz. Benim öğrencilik yıllarımı hatırlıyorum, ders kitapları için, okul açılırdı, biz Babıali’de, İstiklal Caddesi’nde kırtasiye kırtasiye dolaşır, aylarca kitapları tamamlamaya çalışırdık, birinci sömestr Şubat tatiline yakın ancak tamamlayabilirdik. Böyle günlerden bugünlere geldik, şimdi okul açılınca kitaplar da hazır, hem de çocuklar, nasıl alırım, param var mı yok mu diye endişe etmiyorlar. Bunlar belki unutulur, küçük şeyler gibi gelebilir ama, bir öğrenci için donanımlı olması bakımından bunun ne kadar önemli, ne kadar öğretime başlarken moral açısından faydalı olduğunu o yaşlardakiler daha iyi anlıyor.
Şimdi FATİH Projesi var, FATİH Projesiyle 65 bin civarındaki okulumuzun her bir sınıfına akıllı etkileşimli tahtalar yerleştirdik, büyük oranda yerleşti, belki eksik olanlar vardır, onlar da peyderpey yapılıyor. Tablet bilgisayar dağıtımı başladı, zannediyorum bu 1,5 milyonu aşmış durumda, bunlar da peyderpey dağıtılmaya devam edecek.
Bugün 1 milyonun üzerinde bir öğretmen topluluğumuz var. Buraya nereden geldik? 500 binden 1 milyonun üzerine çıktık. Geçen 15 yılda bizim iktidar dönemimizde 584 bin 288 yeni öğretmen atası yaptık, eğitim camiamıza kazandırdık.
Ayrıca, yine bu dönemde 4 bin 522 engelli kardeşimizi de öğretmen mesleğine atamasını yaptık. Bu rakam 2002 öncesi bin 668’di, onun da 3 kattan fazlasını bu dönemde atamış bulunuyoruz. Önümüzdeki sene içerisinde de yine 500 civarında engelli öğretmen ataması gerçekleştireceğiz senenin ilk aylarında.
950 milli sporumuzun öğretmen olarak atamasını gerçekleştirdik.
Hükümetimiz döneminde atanan öğretmen sayımız mevcut öğretmen sayısının yüzde 64’ünü oluşturuyor, yani her 3 öğretmenden 2’si son 15 yılda göreve başladı.
Şunu size rahatlıkla söyleyebilirim: Şu anda öğrenci sayısı bakımından, okul sayısı bakımından, derslik sayısı bakımından, öğretmen sayımızla yeterli gözüküyor. Böldüğümüz zaman, öğrenci sayısını öğretmen sayısına böldüğümüz zaman, sınıf başına düşen öğretmen sayısı 17, bir sınıfta 17 öğrenciye bir öğretmen düşüyor, bu gayet ideal bir sayı. Peki, sıkıntı nerede? Dağılımda, bazı yerlerde eksik var, dolayısıyla sınıflar kalabalık, bazı yerlerde de fazla var. Zaman içerisinde inşallah bu dengelemeyi, eşleştirmeyi de yapmış olacağız.
Ortaöğretimde öğretmen başına öğrenci sayısı 13’ü düşmüş oldu, ortalamasını söylüyorum. Norm kadro doluluk oranı Doğu Anadolu Bölgesinde yüzde 92, Güneydoğu’da yüzde 90 seviyesine çıktı. Daha önce buralarda öğretmen maalesef çalışamıyordu, güvenlik sorunlarımız vardı, çok şükür artık güvenlik sorunumuz yok, ülkemiz, otorite her yerde hakim ve oradaki öğretmenlerimiz çok büyük bir fedakarlıkla, büyük bir heyecanla görevlerini yapmaya gayret ediyorlar.
Tabi genç nüfusumuz gibi genç de öğretmen kadrosuna sahibiz. Rakamlara bakıyoruz, öğretmen sayımızın yüzde 66’sı 40 yaş ve daha aşağıdan oluşuyor. Şimdi ben ilkokuldaydım, o zaman eğitmen vardı, birde, ikide, üçüncü sınıflar beraber okuyorduk. Bizim eğitmen hocamız Cazim Bey çok yaşlı, artık derse geliyor oturuyor, oturduğu yerden hiç kalkmıyor. Sürekli ara ara gürültü olunca bize okuyunuz, yazınız, dersinize bakınız diyor; başka bir şey yapmıyor. Neyse günlerden bir gün müfettiş geldi, müfettiş bizlere tabii soru soruyor, test ediyor, öğretmenden şikayet gitti herhalde. Sorduğu bütün soruların hiçbirini kimse bilemiyor. Cazim Bey zavallı ter dökmeye başlıyor. Size bir soru daha soracağım dedi müfettiş. Dedi ki; şurada su var, burada saman var, ortada duvar var, duvarın üzerinde de bir horoz var. Samana mı yumurtlar, suya mı yumurtlar dedi. Hep bir ağızdan biz samana diye bağırdık. Kırılasıcalar, soru goley olunca nasıl da biliyler değil mi diye Cazim Bey… Tabii öğretim yılı tamamlanmadan Cazim Beyi gönderdiler, biz çok üzüldük, biz çok memnunduk aslında, bize deyip dolaşmıyor, hiç kızmıyordu. Çocukluk hali öyle tabii, fazla sıkıştırılmayı sevmez çocuklar.
Bugünlerden şimdi internet bağlantısı olan, akıllı tahtası olan, etkileşimli öğrenim yapan bir döneme geldik, çok mesafe kat ettik. Onun için bunun değerini yavrularımız en iyi şekilde biliyorlar ve kendilerini geleceğe hazırlıyorlar.
65 bin 793 okulumuz var, bu okullarımızdaki 282 bin dersliği son 15 yılda yaptık değerli öğretmenlerimiz. Şimdi bir karar aldık biliyorsunuz, 2019 senesinin sonunda bütün okullarımızda tekli eğitime geçeceğiz; bu iddialı bir karar. Hatta şu müjdeyi de verebilirim, belki burada teyit edecekler vardır; bazı illerimizde şimdiden geçmeler oldu. Ben hatırlıyorum, birkaç ilimizde gittiğim yerlerde söylediler bana, tekli öğretim yapılabiliyor. Bu kapsamda tekli öğretime geçmek için 58 bin yeni dersliğe ihtiyacımız var. 15 yılda 300 bine yakın derslik yapmış bir iktidar olarak, önümüzdeki 2 yılda 58 bin dersliği haydi haydi yaparız ve böylece yurt genelinde tekli öğretimi de inşallah başarmış olacağız. Sizin işiniz biraz artacak, ama öğrencilerimiz daha da donanımlı bir şekilde yetişmiş olacak. Veliler de bu işe çok seviniyorlar, sabah gönderiyorlar, öğlen programları var, geri gelmek zorunda kalıyorlar. Sabah size yavrularımızı teslim edecekler, akşamleyin alacaklar.
Benim rahmetli dedem okula beni yazdırdığında muallim bey, eti senin, kemiği benim, ne yaparsan yap diye teslim etmişti. Öğretmenimiz de bizi iyice… İyice bir şekle sokmuştu mezun oluncaya kadar. Ama şimdi siz öğrencilerimize kardeş gibi, onları yavrularınız gibi görüyorsunuz, onları sevginizle de ayrıca eğitiyorsunuz, geleceğe hazırlıyorsunuz, onların özgüven kazanmasını sağlıyorsunuz. Sadece öğretmek değil öğrencilerimizin özgüven kazanması ve dünyadaki bu amansız rekabette ayakta kalması için çok büyük gayretleriniz var.
Esasen sizler için mali ve sosyal haklardan okul ortamını iyileştirmeye kadar attığımız birçok adım var. Tabii daha iyisini yapmak isteriz, imkanlarımız olduğunca daha da iyisini yapmaya gayret edeceğiz. Müfredatta da son yıllarda değişikliğe gidildi biliyorsunuz. Yapılanları hatırlamakta fayda olmakla beraber asıl olan daha fazla neler yapılacağı, bunu akılda tutmak daha önemli diyoruz. Biz yapılması gerekeni de biliyoruz, ülkenin ihtiyaçlarını da biliyoruz, yavrularımızın beklentilerini de biliyoruz. Bu nedenle öğretmenlik mesleğini hak ettiği seviyeye ve standartlara ulaştırıncaya kadar durmayacağız, gereken her türlü adımı Cumhurbaşkanımız, Liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın direktifleriyle atmaya devam edeceğiz.
Sevgili öğretmenler, maddi ve fiziki şartlar elbette önemli. Ama yaptığınız işten haz duymuyorsanız, eğer mesleğiniz sizi mutlu etmiyorsa, o zaman başarı mümkün değildir. İşte Mersin’den gelen genç öğretmenimiz burada sadece kelimeleri ifade etmedi, kalbinden, ruhundan geçenleri de bizlerle paylaştı, duygularını konuşmasının içine kattı. Gerçekten mesleği sevmenin adı bu diye düşünüyorum ve bir kez daha bütün öğretmenlerimizi, sizleri yürekten kutluyorum.
Bu iş sadece parayla yapılacak bir iş değil, onu söyleyeyim. Yani sınıftaki o yaştaki bütün yavrularımızın hepsinin farklı farklı özellikleri var, farklı farklı davranışları var. Bunlarla bu işin yapılması parayla-pulla ölçülecek bir şey değil. Yine yaşadığım bir şeyi söyleyeyim; biz erken, ben üniversitedeyken evlendik Semiha Hanımla. Üniversitede çocuğumuz oldu. Ve ilkokul birinci sınıf öğretmeniydi, bir gün çok hastalandı, çok da meraklı öğrencilerine, sınıf boş kalmasın dedi, sen git bugün benim yerime ders ver dedi. Benim de hoşuma gitti, ne güzel iş, öğrenci olurken birdenbire öğretmenliğe terfi ettik. Gittim, sınıfa girdim, fakat çocukların hiçbiri görmezden geliyor, hiç. Herhalde tabii öğretmene gözleri alışmış, bekledim bekledim bir şey yok, masaların üstünde koşturuyorlar, birbirlerinin üzerine atlıyorlar, bir gürültü bir uğultu falan. Ondan sonra bağırdım, bir şey söyledim, hiç oralı olan yok. Ya nereden düştük buraya, düşünmeye başladım. Şöyle bir hamle yaptım, gittim çocuğun birini kavradım havaya kaldırdım, birdenbire çıt ses kesildi, hiç konuşan eden yok. Neyse biz güç bela tamamladık dersi geldik. Evvelsi gün Semiha Hanım gidince Müdür Bey çağırmış, o senin dersine giren kimdi demiş. O da işte beyim deyince, ya hocam demiş, dersler boş kalsın tek de, sen ona söyle bir daha gelmesin. Yani her bilirim diyen öğretmen olmuyor. Bu işin pedagojik formasyonu var, o çocukların ruh halinden anlamak var. O yüzden bir öğretmen eşi olarak sizin ne kadar fedakarca görev yaptığınızı çok iyi anlayabiliyorum ve sizler için neler yapsak yeridir. İnşallah en güzelini de yapmanın gayreti içerisinde olacağız.
Hangi işi yaparsak yapalım, mutlaka işimizi seveceğiz, daha da ötesi insanı seveceğiz. İnsan sevgisi yoksa, insanı yüceltme duygusu yoksa, o zaman yaptığımız işin de çok anlamı yok. Bir çocuğu kazanacak, yeteneklerinin farkına varacak, hatta onu hayata bağlayacak olan öğretmendir. Çünkü o yaşlar gelecekteki kişiliğinin şekillendiği yaşlardır. Einstein ve Edison hikayelerini hepiniz bilirsiniz, her ikisi de okulda başarısız görünmüş öğrenciler. Öğretmenleri bu çocuktan bir şey olmaz kanaatine varmışken, ikisi de bugün bilime yön veren önemli buluşları yapan isimlerdir.
Tabii her çocuğun Edison veya Einstein kadar şansı olmayabilir. Özellikle de rekabetin yoğun yaşandığı günümüzde bu şans daha da gittikçe azalıyor. Bu nedenle ihtiyacımız olan şey, senden bir şey olmaz diyerek karamsarlık aşılayan değil Urfalı Aysel öğretmen gibi sizler dünyayı daha güzel hale getireceksiniz diyerek umut aşılayan öğretmenlerimizdir. Bizim müzik öğretmeni Nuri Dağdelen gibi öğrencilerine hayatın ritmini yakalamayı başaran öğretmenlerimize ihtiyacımız var. Engelli öğrencisini dört yıl boyunca kucağında taşıyan Sivaslı Hakan öğretmen gibi fedakar öğretmenlerimize ihtiyacı var. Lösemi hastası çocuklara umut ışığı olan Nesibe öğretmenlere, yeni yazılımlar geliştirerek okul sınırlarını aşıp Türkiye için hizmet üreten bilişim teknolojisi öğretmenlere, öğrencilerine okumayı-yazmayı sevdiren, onlarla kitaplar, dergiler çıkaran edebiyat öğretmenlerine ihtiyacımız var. Öğrencileriyle deney yapan, icat ortaya koyan, onları yarışmalara hazırlayan, daima yaptıklarıyla gurur duyan sizin gibi öğretmenlere ihtiyacımız var.
Bu başarılara ve daha birçoklarına şu anda karşımda olan siz öğretmenlerimiz imza attınız. Hepinizi milletim adına yürekten kutluyorum.
Değerli öğretmenlerim, sizlere olan saygı ve minnet duygularımızın sebeplerini anlatmaya kalksak, saatler değil günler yetmez. Sizler tarihi mümkün olmayan çok önemli kutsal bir görevi yerine getiriyorsunuz. Hepinizin sevgiyle, aşkla, fedakarlıkla mesleğinizi icra ettiğinizi biliyorum. Sizlerden tek talebimiz, beklentimiz; mutlaka yavrularımıza, öğrencilerimize gelecek umudu, gelecek heyecanı aşılayın. Öğrencilerimize mutlaka vatan sevgisi, millet sevgisi, bayrak sevgisini aşılamayı ihmal etmeyin. En büyük belamız terörle mücadelenin ilacı da birliğimizin, beraberliğimizin, toprak bütünlüğümüzün küçük yaşta gençlerimizin zihnine ilmek ilmek işlenmesidir, dokunmasıdır. Mutlaka sabrı öğretin, sabır ve paylaşmayı onlara anlatın. İnanıyorum ki o kocaman yüreklerinizde yüzlerce öğrenciye yetecek kadar sevginiz mevcut.
Bizler de öğretmenlerimizi çok seviyoruz, sizler için daha güzelini, daha iyisini yapmaya her zaman hazırız. Bunu daima aklınızda tutmanızı istiyorum.
Buradan sizlerin nezdinde bütün meslektaşlarınıza doğuda-batıda, karda-kışta fedakarca görev yapan bütün öğretmenlerimize selamlarımı, saygılarımı iletiyorum.
Hatırlayın, bir yazarımız var Cahit Sıtkı Tarancı, öğretmen olmuş, hemşehrim, Eğinli, görev yerine gidecek Sivas’a, Sivas’ta bir köye, kış bastırmış, yol yok, iz yok, köyüne de gitmek istiyor, öğrencileriyle de buluşmak istiyor, fakat o yollar, o kış kıyamet geçit vermiyor. Dizlerinin üzerine çömeliyor ve ağzından şu sözler çıkıyor: “Orada bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür, gitmesek de, gelmesek de o köy bizim köyümüzdür.”
780 bin kilometrekare vatan toprağıyla, 50 bin köyüyle, 970 ilçesi, 81 iliyle Ay-Yıldızlı Bayrağıyla bu ülke bizim ülkemizdir, bu topraklar bizim topraklarımızdır.
“Erişemediğin yer senin değildir”, Halil Rıfat Paşa yüz yıl önce söylemiş. Onun için 15 yıldır ülkenin her köşesine erişmek için dağları deldik tüneller yaptık, vadileri köprülerle aştık, yeter ki yurdumuzun her köşesinde bayrağımızı dalgalandıran, ocağını tüttüren insanlarımız orada mutlu yaşasın ve geleceğe büyük bir umutla, büyük bir heyecanla planlarını yapsın, bunun için gayret etsin istiyoruz.
Eğitim ve öğretim çalışmalarında daha birçok başarılara imza atacağınıza inanıyor, Öğretmen Gününüzü… Başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal olmak üzere ahirete göçen bütün öğretmenlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.
Hepinize üstün başarılarınızın devamını diliyorum, sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.