Basbakan Yildirim’in 81 ilden gelen ögretmenlerle bulustugu yemekte yaptigi konusmanin tam metni
Oradaki yavrularımızın heyecanlarına ortak olduk.
Ve Allah’a şükür şunu gördük ki; artık yavrularımız, çocuklarımız ne yapmak istediklerini biliyorlar, nereye gitmek istediklerini biliyorlar. Bizim çağımızda liseden mezun oluncaya kadar, sonrasını göremezdik, sonrasını hesap edemezdik, ama şimdi ortaokula geçecek yavrularımız ilk 4 yıldan sonra öğretmen mi olacağım, doktor olacağım, mühendis mi olacağım, bütün kararını vermiş, kafasını netleştirmiş. Bu bir özgüvendir, yavrularımıza bu özgüveni veren siz değerli öğretmenlerimizsiniz.
Değerli öğretmen kardeşlerim, ülkemiz hakikaten çok kritik günlerden geçiyor. Bu kritik günlerde genç kuşaklarımıza, yavrularımıza yapacağımız her telkin, her yatırım ülkemizin geleceğine yapılan yatırımdır.
Dolayısıyla şunu sizlerle paylaşmak istiyorum: Eğitimin 4 tane unsuru var; bunlardan birisi öğretmen, diğeri öğrenci, bir diğeri veli ve sonuncusu da müfredattır. Bu dört unsur birarada olmadan eğitimde mükemmeliyet olmaz, eğitimde mutlak bir ayak eksik kalır.
Dolayısıyla Allah’a şükrediyoruz ki, ülkemiz bütün evlatlarına ve gençlerine sahip çıkacak bir güce, kuvvete erişmiştir. Yarınki Türkiye’yi hak ettiği itibara kavuşturmak için birinci önceliğimiz, gelişmiş ülkelerle aramızdaki eğitim açığını, öğretim açığını azaltmaktır, ortadan kaldırmaktır. Bu manada Türkiye son 14 yılda tarihi denebilecek adımları gerçekleştirdi, Türkiye’nin hiçbir çocuğu haksız rekabete ve fırsat eşitsizliğine kurban edilmedi. Türkiye’nin demokratikleştikçe eğitim sistemimizde de demokratikleşmiş çoğulcu bir karakter gözükmeye başladı, tek tipçi eğitim sona erdirildi, üniversite kapılarında en temel haklarını kullanmakta zorlanan gençler üzerindeki baskılar gittikçe azaldı. Türkiye’nin 81 vilayetinde en az bir üniversitemiz var. Üniversite kapıları bugün vatan evlatlarına daha fazla açıldı, okullaşma oranımız neredeyse yüzde 100’e ulaştı.
Türkiye zenginleştikçe eğitimle ilgili sorunlarımız da gittikçe azalıyor. Yüzyıllardır konuşulan beyin göçü artık geriye dönmeye başlamış, Batının en kaliteli öğretim elemanları, hocaları bizim üniversitelerimize gelmeye başlamıştır.
Eğitimin altyapısında hakikaten güzel mesafeler aldık. Şu anda ilkokuldan üniversiteye yaklaşık 25 milyon gencimiz eğitim görüyor, 1 milyona yakın öğretmenimiz, 200 bine yakın akademisyenimiz evlatlarımızı geleceğe hazırlıyor, en kadar gurur duysak azdır. Lütfen öğrencilerimizi, sevgili çocuklarımızı çağın ihtiyaçlarını dikkate alarak eğitelim, onları modern çağın gereklerine göre donatalım.
Çok değerli öğretmenlerim, bizim geleneğimizde insan yaratılmışların en seçkinidir, en üstünüdür, işte bu yüzden de öncelikli meselemiz insandır. Sadece maddi kalkınma değil, manevi olarak güçlü bir toplumsal dokuya sahip olmamız için de iyi eğitim almak, iyi eğitim vermek şarttır. “Eğitim şart” cümlesi yetersizdir, nitelikli eğitim şarttır mesleki eğitim şarttır, aldığı bilgiyi hayatta nasıl ve nerede kullanacağını öğretebilmek şarttır.
Evet, son 14 yılda başardıklarımızın arkasından yeniden büyük ve güçlü bir ülke haline geldik. Dünyanın lider ülkelerinden biri olabilecek potansiyele ve birikime Allah’a şükür fazlasıyla sahibiz. İşte bunun için değerli kardeşlerim, bizim gençlerimizi hayata en iyi şekilde hazırlamamız gerekiyor. Gençlerimize eşit rekabet ortamı sunarsak, gençlerimiz bizim istediğimiz seviyeye mutlaka ulaşacaktır. Bunun içindir ki, Hükümet olarak geçmiş yıllardan gelen açığa kapatmak adına önemli işler yaptık, eğitim sistemimizi bütün boyutlarıyla iyileştirmeyi, herkes için en uygun şartlarda eğitim imkanı sağlamayı en önemli hedeflerimiz arasında sayıyoruz.
Hükümet programımızda da belirttiğimiz gibi, bu dönemde yoğunlaşacağımız 6 konudan bir tanesi eğitim. Önümüzdeki dönemde eğitimde uzmanlaşmaya, her seviyede kaliteyi artırmaya daha fazla hız vereceğiz; bu idealimiz başından beri hükümetlerimizin en önemli öncülüğü oldu. Ancak şu hususun altını çizmek isterim: Fiziki şartların iyileştirilmesi şarttır, ama asıl mesele dönüp dolaşır insana gelir, müfredata gelir. Biz fizik şartları ne kadar iyileştirirsek iyileştirelim, eğitim kalitesini tayin edecek olan sizlersiniz, siz öğretmenlersiniz.
Sevgili öğretmenlerim, gençlerimizin kullandığı teknolojik ürünler ne yazık ki bazen onları toplumdan uzaklaştırıyor, yalnızlaştırıyor, sanal dünyalara onları götürüyor. Teknolojik erişim araçları gençlerin yetişmesinde bazen olumsuz etki de yapabiliyor. Bu hususta özellikle dikkat etmenizi istirham ediyorum. Sınıftaki her çocuğun özel dünyasına eğilmenizi, onları birer birey olarak tanımanızı istirham ediyorum. Farklıklarımızın zenginlik olduğunu, tek tip insan yetiştiren eğitim sisteminden dolayı başımızın ne kadar ağrıdığını hepiniz biliyorsunuz. Milletçe bunun problemleriyle bugün bile uğraşmaya devam ediyoruz. Çocuklarımızın farklılıklarını lütfen müsamahayla karşılayalım, empatiyle karşılayalım. Onların her bir farklılığı Türkiye’nin yeni bir zenginliğidir. Bu noktada sizlerin emeği, sizlerin gayreti hayati öneme sahiptir. Zira öğretmenlikte asıl olan, sizin rehberliğinizdir.
Sizlerden özellikle bekliyoruz ki, eğitim dilinizin merkezinde mutlaka ve mutlaka sevgi olsun, ırkçılığın, etnik düşüncenin her türlüsünü peşinen ret eden, insanın saygınlığına ihtimam gösteren nesillerin sevgi diliyle yetiştirileceğine, bunun sizler tarafından başarılacağına yürekten inanıyorum.
Biz, demokrasi, hak ve özgürlükler, ayrımcılıkla mücadele gibi konulara ders kitaplarımızda önem veriyoruz. Ancak görüyoruz ki, geçmişinde insanlık ayıbı olan ve sömürgeci duygular, uygulamalar olan birçok ülke, bizim geçmişimizi sorgulamaya kalkıyor, geçmişimizden dolayı bize hesap sormaya kalkıyor. Şunu herkes bilmelidir ki, bizim geçmişimizde başımızı öne eğdirecek hiçbir şey yoktur. Biz ecdadımızın 3 kıtada asırlarca hüküm sürerken ne sömürgecilik yaptığını, ne dili değiştirdiğini, ne dinleri değiştirdiğini asla ve asla hiçbir tarih, hiçbir tarihçi şahit olmamıştır. Ama bize ders vermeye kalkanlar 50 yılda Kuzey Afrika’da insanların resmi dilini kendi dilleri haline getirdiğini unutmuş gözüküyorlar. Kim ne derse desin, Türk tarihi şanla, şerefle dolu bir tarihtir, geçmişimizle gurur duyuyoruz, geleceğimize de inanıyoruz.
Değerli öğretmenler, tabi konuşmayı çok uzatmak istemiyorum, son 14 yılda eğitimin fiziki şartlarını hakikaten çok geliştirdik ve 250 binden fazla yeni derslik yaptık, derslik başına düşen öğretmen sayısını artırdık. Bugün eğitim ordumuzda 1 milyon civarında öğretmenimiz var. Allah’a şükür, bizim zamanımızdaki o 100 kişilik, 80 kişilik ikili öğretim sistemi gittikçe azaldı, birçok Anadolu şehrinde ortalama dersliklerde 30 öğrencinin altına düştü. Ama bunlar yeterli değil, biraz daha müfredata, içeriğe daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Öğrencilerimizin ezberden ziyade geleceğe yönelik ilgileri, kabiliyetlerini ön plana çıkaracak çalışmaları bundan böyle yeni Hükümet döneminde çok fazla önemsiyoruz, bu konuda Milli Eğitim Bakanlığımız bugüne kadar elde edilen tecrübeyi bundan sonraki uygulamalarla hayata geçirecektir.
Öğretmenlik sadece eğitim almakla olmuyor, öğretmenlik insan yönetme sanatıdır. Bunu bir örnekle sizinle paylaşıp ondan sonra konuşmamı tamamlayacağım.
Benim eşim Semiha Hanım da öğretmendir, bir ilkokul öğretmenidir. Yıl 1976, ben İstanbul Teknik Üniversitesinde bir öğrenciyim, kendisi de İstanbul Bahçelievler Kirazlı diye bir muhitte öğretmen. Öğretim görülen okul bir baraka, bildiğiniz bir baraka. Bir gün Semiha Hanım rahatsız oldu okula gidemedi, ilkokul birinci sınıflara öğretiyor, çok da canı sıkılıyor çocuklar öğretmensiz kalacak diye. Ben dedim ki, ben bugün dersim yok, gideyim onlara senin yerine öğretmenlik yapayım. Tamam dedi. Ben kalktım gittim, sınıfa girdim değerli öğretmenlerim, bir baktım sınıfta göz gözü görmüyor, herkes birbirinin üzerine atlıyor, sıraların üzerinde koşuşanlar, kitaplarını fırlatanlar. Şöyle biraz tahtaya falan vurdum hiç aldırış eden yok, bağırdım yine hiç aldırış eden yok. Yani şaşkınım, sınıfta benim girdiğimi, varlığımı hiç kimse görmüyor, hiç kimse hissetmiyor, canım sıkıldı, hani öğretmen olduk ya, Tuttum o yavrulardan birini şöyle sırtından havaya kaldırdım elimle, bu sefer bütün çocuklar bir anda ses kesildi, herkes dona kaldı, yavaşça bıraktım yavruyu ve ondan sonra hiç çıt çıkmadı. O dersi tamamladım, geldim. Evvelsi gün Hanım okula gitti, müdür ne dese beğenirsiniz? Hoca Hanım, dersler boş geçsin tek de, senin beyin gelmesin. İşte orada gördüm ki, öğretmek, öğretmen olmak apayrı bir şey, bir sabır işi. O yavrularımızın psikolojisini anlamak, onlara anne-baba şefkatini vermek, hem de geleceğe hazırlamak zor bir iş, yaptığınız iş çok ulvi bir iştir, Allah yar ve yardımcımız olsun.
Bugün Babalar Günü, şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Babaları şehit olan yavrularımızın gözlerinden öpüyoruz. Babası olan bütün öğretmenlerimiz, bütün vatandaşlarımızın Babalar Gününü kutluyorum.
Ve bu mübarek günde, bereket, rahmet ve mağfiret ayında bizi biraraya getiren Cenabı Mevla’ma şükürler ediyorum.
Sizler burada 1 milyon eğitim ordusunun temsilcileri olarak bizimle biradasınız, tekrar hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Güzel yurdumun, Anadolu’nun her köşesinin renklerini, kokularını Çankaya’da bizlerle buluşturdunuz.
Ramazan’ınız mübarek olsun, yaklaşan bayramınızı da şimdiden tebrik ediyorum.
İyi bir tatil dönemi diliyorum. Yeni eğitim yılında buluşmak üzere hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum, Allah’a emanet olun.