Basbakan Yildirim’in 9. Büyükelçiler Konferasi‘nda yaptigi konusmanin tam metni
Çok uzaklardan gelen oradaki gözümüz, dilimiz, kulağımız olan siz değerli büyükelçilerimizle geleneksel bu buluşmada bir araya geldiğimiz için duyduğum bahtiyarlığı ifade ediyor; hepinize hoş geldiniz diyorum.
2023’e doğru milli değerler ve küresel hedefler başlığıyla düzenlenen bu konferansın hayırlı, uğurlu olmasını ülkemize, milletimize, hayırlar getirmesini Cenabı Mevla’mdan niyaz ediyorum.
2016 geride kaldı iyi yönleriyle, kötü yönleriyle bir yılı artık geride bıraktık. 2016 kolay bir yıl olmadı. Türkiye için genel olarak dünya içinde hakikaten ciddi sıkıntıların yaşandığı, bölgesel sorunların, ekonomik krizin devam ettiği bir yıl olarak kayıtlara geçti.
Ancak şüphesiz bunlar arasında mensup olduğumuz ve sizlerin yurt dışında gururla temsil ettiğimiz ülkemiz için, Türkiye’miz için en büyük bıraktığı iz 15 Temmuz darbe girişimi. 15 Temmuz darbe girişimi 2016 yılına damgasını vuran ülkemiz açısından en önemli yaşadığımız olaydır. 15 Temmuz gecesi milletimiz demokrasi tarihimize kendisine yöneltilen en büyük ihanetle karşı karşıya kaldı. Aslında bu darbe girişimleri ülkemiz yakın tarihi bakımından çok da yabancı olmadığımız bir şey. 1960 yılından bu tarafa 15 Temmuz’a gelinceye kadar 6 darbeyi görmüş bir ülkeden bahsediyoruz. Ama 15 Temmuz darbesinin bir farkı var o farkta şudur: İlk defa Türkiye’de silahlı asker kılığına girmiş FETÖ terör örgütlerinin mensupları bu ülkenin tankını, topunu, tüfeğini, uçağını, helikopterini gasp ederek milletin üzerine ateş açmışlar ve milletin göğsünü bu silahlara siper etmesiyle bu alçak emellerine ulaşamamışlardır. Belki de dünyada bunun başka bir örneği yoktur. Silah karşısında sadece bayrak sevgisiyle, vatan sevgisiyle, demokrasi sevgisiyle göğsünü siper eden, liderine, başkomutanına güvenen bir millet bu alçak girişimi akamete uğratmış, darbecilere darbeyi vurmuştur. İşte böyle bir milletin bir ferdi, bir vatandaşı olmaktan hepimiz gurur duymalıyız. Türk milleti bir demokrasi destanı yazmıştır, Türk milleti 15 Temmuz’da ikinci istiklal mücadelesini açık ve net bir şekilde kazanmıştır. Ülkeyi, ülkemizin geleceğini, gençlerimizin geleceğini alçaklara çiğnetmemiştir, karartmamıştır. Bu vesileyle ülkemizin savunmasında, ülkemizin bekası için mücadele eden bütün şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Gazilerimize, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Değerli büyükelçiler, şimdi en az 15 Temmuz’daki alçak girişimin akamete uğratılması kadar önümüzde bir konu daha var o da 15 Temmuz sonrasında olup bitenleri dünyaya en doğru şekilde anlatmak. Bu alçak terör örgütünün aslında darbede yenilmesine rağmen, algı operasyonları bütün dünyada devam ediyor, bunu biliyoruz. Ve bunların sadece bunların değil, diğer bölücü terör örgütlerinin de, PKK’nın da yine algı operasyonları Avrupa ağırlıklı olmak üzere devam ediyor. Bugün DEAŞ’da, PKK’da, Avrupa’da terör örgütü olarak tanınıyor. Ama DEAŞ’ın propagandasına orada izin veriliyor mu Avrupa’da? Katiyen izin verilmez. Onların bayrakları Avrupa Parlamentosunun koridorunda teröristlerin resimlerini görebiliyor musunuz? Ama PKK’nın bayrağını da, reklamını da Avrupa’nın her yerinde görüyoruz. Bu da bize şunu gösteriyor: Avrupa dostumuz, müttefikimiz Avrupa terör örgütleri arasında ayrım yapıyor. PKK’ya gelince müsamahakar, DEAŞ’a gelince müsamahakar değil. Terör örgütlerinin birini diğerine tercih etmek insanlığa, dünya barışına yapılabilecek en büyük ihanettir dostlarımıza sürekli bunu söylüyoruz. Terör örgütlerinin hepsi aynı merkezden yönetilir, bir terör örgütüyle, bir başka terör örgütünü yok edemezsiniz, böyle bir gaflet içerisinde olmayın. Terörle mücadeledeki başarının sırrı işbirliğidir, birlikte harekettir, bilgi paylaşımıdır, terör örgütlerinin arasında ayrım yapmamaktır. Bu konuda yaşadığımız acı tecrübeleri nihayet söylediklerimizin daha iyi anlaşılmasına gün geçtikçe vesile olmaktadır.
Değerli arkadaşlar, sizler yurt dışında 200 civarında ülkede Türkiye’nin bayrağını dalgalandırıyorsunuz, ülkemizin oralardaki gurursunuz. Tabi ki işlerinizin kolay olmadığını biliyoruz, çünkü Türkiye bugün tek boyutlu değil, birçok boyuta sahip bir mücadeleyi tek başına sürdürmek mecburiyetindedir, Türkiye bir asimetrik saldırı altındadır.
Bakınız bir yandan PKK terör örgütüyle, bir yandan DEAŞ terör örgütüyle, bir yandan da FETÖ terör örgütüyle aynı anda kapsamlı bir mücadele yapıyoruz. Birçok ülke terörle özellikle DEAŞ terör örgütüyle mücadelenin sadece lafını yapıyor. Fırat Kalkanıyla Suriye’de, Başika’da, Irak’ta ve Türkiye’de gerçek anlamda bu terör örgütüyle mücadeleyi Türkiye yapıyor. Bunu artık dünya görmelidir, görmek mecburiyetindedir. Türkiye bölgenin istikrarı için çok büyük mücadele veriyor. Bizim hedefimiz ve amacımız dış politikada dostlukları arttırmak, düşmanlıkları azaltmak. Bunu yaptığımız zaman hem bölgenin huzurunu, istikrarını, güvenliğini sağlayacağız, aynı zamanda da bölgesel barışa, küresel barışa anlamlı bir katkı vermiş olacağız. Bunun da ötesinde değerli dostlar, milyonlarca insanı günahsız insanın geleceğini kurtaracağız. Bakın bütün etrafımıza bakalım ateş çemberi, ama biz Suriye’de 5 senedir, 6 senedir koalisyon güçleri var, Rusya var, İran var, ama Suriye’de durum gittikçe kötüye gitti. Sonunda inisiyatif almak, oradaki akan kanı durdurmak ve ülkenin acılarını sona erdirmek için başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Hükümetimiz çok daha aktif bir rol aldı ve ateşkesi Rusya’yla, Türkiye ve İran’ın da katkılarıyla başlattık. Bu bir adım geçte olsa önemli bir adım. Tekrar o mazlum, mağdur, günahsız insanların geleceğe yönelik umutları yeşerdi, moralleri düzeldi. Bununla da kalmadık, bu ateşkesi Birleşmiş Milletlere taşıyarak bütün dünyaya mal ettik bu bir adımdır. Eğer burada tekrar bir iş kazası, yol kazası yaşamazsak bundan sonrası artık siyasal çözüme giden yolun başlangıcı olacak ve bunun içinde Türkiye yine aktif bir rol oynuyor. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Hükümetimiz, Dışişleri Bakanımız bu konuda büyük bir gayret içerisinde. Eminim ki yakın bir gelecekte artık bu acılar sona erecek. Bugün Suriye’nin arkadaşlar nüfusundan yarıdan fazlası ülkeyi terk etmiş 10 milyondan fazla insandan bahsediyoruz. 3 milyonun biz ağırlıyoruz, biz bağrımıza bastık. 300 binden fazla öğrenciyi okullarımızda okutuyoruz. Bu ülke topraklarında 200 bine yakın bebek gözlerini dünyaya açtı. Bütün bunları biz severek yapıyoruz, isteyerek yapıyoruz, çünkü bu çocukların bu korumasız insanların bu savaşta bir günahı yok. Onlar bu anlamsız savaşın bedelini ödüyor, onun için insanlık ölmedi diyoruz ve bunları bağrımıza basıyoruz. Ekmeğimizi paylaşıyoruz, evimizi paylaşıyoruz, zor günlerinde komşularımıza yardımcı oluyoruz. Dünyaya bakıyoruz ya Türkler çok güzel iş yapıyor hakikaten örnek bir ev sahipliği yapıyor, sırtımızı sıvazlamaktan başka hiçbir şey yaptıkları yok. Avrupa ülkeleri bol bol konuşuyor ya bırakın konuşmayı kardeşim, siz de gelin el atın, biraz yük alın. Bu tehlike sadece bu yük Türkiye’nin sırtında kalmamalı.
Avrupa’nın güvenliği Türkiye’den başlar, eğer Türkiye güvenli olmazsa Avrupa’da hiç güvenli olmaz. Terörün olmadığı yer mi var? Bizde bir olay oluyor bir gün sonra Avrupa’da oluyor, bir gün sonra Amerika’da oluyor. Onun için terör karşısında güvenli ülke yok. Her ülkenin güvenliği ve güvensizliği aynı konuma gelmiştir. Onun için bana değmeyen yılan bin yaşasın anlayışı artık terk edilmek mecburiyetindedir. Bugün bizde, yarın sizde. Elbirliği yapacağız, birlikte olacağız terörü teröristleri cesaretlendirecek hal ve hareketlerden, politikalardan süratle vazgeçeceğiz. Özellikle Avrupa’da görev yapan büyükelçilerimize büyük görev düşüyor. Avrupa ülkeleri ne yazık ki bu konuda intikal sıkıntıları var, geç intikal ediyor. Özellikle iç siyasetteki belirsizlik, seçim dönemi de buna ilave olunca burada bu işin boyutlarını anlatmak çok kolay olmuyor. Sizlerin sadece resmi temaslarınızla değil ve bulunduğunuz ülkelerdeki medyayı, bulunduğunuz ülkelerdeki diğer paydaşları da araştırarak, ziyaret ederek, ikili, çoklu, çeşitli etkinlikler organize ederek mutlaka bu algı operasyonunu kırmamız lazım. Buraya gelinceye kadar başka düşünüyorlar, gelip Türkiye’yi görüp bizlerle konuşunca, vatandaşla konuşurken ya biz böyle bilmiyorduk. Demek ki, daha fazla gayret göstermemiz lazım, bu algı operasyonunu kırmamız lazım. Türkiye bunu hak etmiyor algıyla olgu dışarıda aynı değil, bunun tesadüfi olduğunu da düşünmeyin. Burada bir yapı var, bir organizasyon var arkadaşlar, bu organizasyon çalışıyor.
Bu FETÖ’cüler garip gurebadan, fakir fukaradan Allah rızası diye topladıkları o paraları şimdi algı operasyonu yapmak, Türkiye’nin turizmine, Türkiye’nin ekonomisine, Türkiye’nin güvenliğine zarar verecek her türlü faaliyetler için oluk oluk para harcıyorlar. Kimin parasını harcıyorlar? Bu vatandaşın parasını harcıyorlar. Oradan buradan çalıp çırptıkları o paraları harcıyorlar, ama hazırın ardı tez gelir, o da bitecek. Nasıl Türkiye Cumhuriyetine kafa tuttular derslerini aldılarsa nerede olursa olsunlar bulunduğumuz ülkelerle yapacağımız diplomatik temaslarla, yapacağımız faaliyetlerle bunların da varlığını yok etmek Türkiye’ye düşmanlık edenlerin hak ettikleri cezayı verecek, güce, kudrete bu ülke sahiptir. İşte görüyorsunuz Irakla yakın zamanda bir ziyaretimiz oldu, orada da aramızdaki yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmaya çalıştık, işleri tekrar bir noktaya getirdik.
İsrail’le uzun zamandan beri devam eden sıkıntılarımız vardı onu bir noktaya getirdik. Rusya’yla uçak kriziyle başlayan ilişkilerdeki bozulma tamamen ortadan kalktı. Bölgesel iş birliği konusunda, ekonomik iş birliği konusunda ciddi bir mesafe kat ettik ve çok hızlı da hareket ediyoruz.
Balkanların umudu Türkiye arkadaşlar, Balkanların istikrarı güçlü Türkiye’den geçiyor. Biz hem bölgemizde güçlü olmaya devam edeceğiz, hem ülkemizde güçlü olmaya devam edeceğiz ve böylece bölgesel ve küresel barışa da katkımızı sürdüreceğiz.
Şimdi Kıbrıs’la ilgili görüşmelerimiz var ümit ederiz ki Kıbrıs’ta da daha doğrusu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle, Rum tarafının arasında görüşmeler devam ediyor Cenevre’de. Birtakım alınan mesafeler var, anlaşılan konular var, ama tabi Türkiye’yi ilgilendiren tarafı da var bu işin. Ada’da adil, eşit bir yönetişim sistemi garanti altına alınmalıdır. Sadece toplumların birbirine güvenleri yetmez, geçmiş dönemlerde yaşanan acı tecrübelerin ışığında her şeyin teminat altına alınması lazım. Teminatta Türkiye’dir Türk tarafı için, Rum tarafı içinde teminat Yunanistan’dır. O bakımdan buradaki görüşmelerin adil ve kalıcı bir barışı birlikte iki federasyonlu bir devletin dönüşümlü başkanlığı da oluşturacak şekilde tesis ederek sürdürülmesi en büyük dileğimizdir. Bunun için katkı sağladık, sağlamaya da devam edeceğiz. Tabi burada Avrupa Birliği geçen sefer olduğu gibi işin kenarında durmamalı. Bakın 2004’deki işte bize kazık attılar, daha doğrusu Kıbrıs Türk tarafına kazık attılar, bu sefer aynı şeyi yapmayın dedim. Eğer burada bir çözüm olacaksa Türk tarafı, Rum tarafı Birliğin aynı anda üyesi olacaksa bu dörtlü özgürlükten taviz verilmemesi lazım. Ne yapıyorsunuz? Siz Kıbrıs’ı, Kıbrıs Türk tarafını Avrupa Birliği’ne sokmuş oluyorsunuz. Peki, ne olacak Kıbrıs Türk tarafına Türkiye’nin ilişkileri nasıl olacak? Orada bir adaletsizlik olmaması lazım. Serbest dolaşım, insanların, hizmetlerin, sermayenin serbest dolaşımını mutlaka Türkiye’ye de sağlanması lazım, yani Avrupa Birliği girişin bir provasını Kıbrıs’ta başlatabiliriz. Bu yeterince güvenceyi de bir anlamda sağlamış olur. Bütün bunlar konuşulacak, görüşülecek ve ümit ederiz ki güzel bir sonuç ortaya çıkar.
Değerli arkadaşlar, siz gittiğiniz bölgede sadece bizim diplomatik temsilcilerimiz olarak kendinizi görmeyin. Bunun daha fazlasını yapmak zorundayız, yapıyorsunuz. Siz ülkemizin her bakımdan birer mümessilisiniz. Diplomatik alanda, siyasi alanda bizim gözümüz, kulağımız mesajımızı ileteceksiniz. Sorunlarımız varsa çözüm yoluna gideceksiniz, karşılıklı ziyaretler organize edeceksiniz, ama bununla sınırlı değil. Ülkemizin daha iyi tanıtılması, ülkemize olacak yatırımların sağlanması için birer iş adamı gibi bulunduğunuz ülkede ziyaretler yapacaksınız, oranın yatırımcılarına Türkiye’deki imkanları tanıtacaksınız, Türk yatırımcıların o bölgedeki verebilecekleri katkıyı, bütün bunları siz yapabilirsiniz. Bugün geçtiğimiz 15 yıla bakınca, Türkiye’nin dünyadaki bütün ülkelerle bağları çok güçlendi. Bugün dünyada en fazla yere sefer yapan bir milli havayolu şirketimiz var, Türk Hava Yolları var. Afrika’ya, Amerika Kıtasına, bütün dünya üzerindeki hemen hemen her yere, 300’e yakın noktaya seferler yapılabiliyor.
Afrika ülkelerine eskiden gidebilmek için Avrupa üzerinden gidiyorduk, şimdi artık doğrudan 40’tan fazla noktaya uçuş yapıyoruz. Oralarda yine 40’ın üzerinde büyükelçiliğimiz var.
Aynı şekilde Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya, çok önemli bölgesel stratejik projeleri gerçekleştiriyoruz. Bakın, 2009’dan beri dünyada yaprak kımıldamıyor. Ekonomiler istendiği gibi büyümüyor. Büyüme var, ama büyüme yeni istihdam oluşturacak oranda değil. Yüzde 1, yüzde 2 büyümeyle istihdam olmaz, mevcudu ancak korursunuz, koruyamazsınız bile. Onun için mutlaka ve mutlaka bölgesel işbirliklerini güçlendirmemiz lazım. Türkiye gittikçe enerji, ulaşım ve iletişimin merkezi haline geliyor. Onun için dünyanın en büyük havalimanını biz yapıyoruz. Bu bir hava olsun diye yapılan proje değil, bu dünyanın geleceğinin, dünyadaki zenginliğin batıdan doğuya doğru hareke etmesinin doğal bir sonucudur. 2003 yılında bizim transit yolcu sayımız sadece 1 milyondu, şu anda 40 milyona yaklaştık. Bu ne demektir? Artık Türkiye bir buluşma merkezi haline geliyor. İşte onun için 200 milyon yolcu kapasiteli dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz. Hangi şartlarda yapıyoruz? Küresel krize rağmen yapıyoruz. Ve 2018’in ilk yarısında 1. Etabını, 90 milyon yolcu kapasiteli kısmının açılışını gerçekleştirmiş olacağız. Yani bizim yeni İstanbul havalimanı, Berlin Havalimanının hikayesine benzemeyecek, benzemez. Şimdi bizim bir Keçiören Metromuz vardı, aşıklara konu olmuştu, aşkımız hiç bitmesin Keçiören Metrosu gibi olsun diye, o bitti. Şimdi Berlin Havalimanı için söylüyorlarmış, aşkımız hiç bitmesin Berlin Havalimanı gibi olsun. Neyse, o onların işi, biz kendi işimize bakarız, istiyorlarsa yardım gider onu da yaparız, bu kadar basit yani.
Değerli arkadaşlar; Avrupa Birliği’yle ilişkilerimiz inişli-çıkışlı. Bu 2016’nın başında bir hızlı gelişme oldu, hadi vizeleri kaldıralım, geri kabul anlaşmasını yapalım, mülteci akınını önleyelim, mültecilere yardım yapalım, kesenin ağzını açalım falan güzel bir başlangıç yaptık, sonra arkası gelmedi. Şimdi efendim, tekrar Avrupa Birliği Bakanımız, Dışişleri Bakanımız temaslarını sürdürüyorlar, bizden istedikleri bazı şeyler var, bunların yapılabilecek olanları var, ama hiç konuşamayacağımız bir şey daha var; efendim, terörle mücadele yasasının değiştirilmesi. Siz bizle dalga mı geçiyorsunuz? Amansız bir mücadeleye girmişiz, ölüm-kalım mücadelesine girmişiz, terörle mücadele yasasını değiştir. Avrupa ülkelerine alınganlığımız şudur arkadaşlar: FETÖ darbe girişiminden sonra ya yüksek bir sesle kınamak yerine, ya darbecileri fazla hırpalamayın demeleri bizim kanımıza dokundu, böyle bir şey olamaz. Önce darbeyi hiç tereddüde mahal bırakmadan kınayacaksınız, sonra da Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna sonuna kadar inanacaksınız. Hukuk dersine Türkiye’nin ihtiyacı yok. Türkiye kendi hukukunu üniversal şartlar neyi gerektiriyorsa aynı şekilde uygular. İşinize geldiği zaman, efendim şunu dokunmayın, şunu yapmayın-bunu yapmayın. Biz söylediğimiz zaman; efendim, bu hukuku işi, biz karışamıyoruz. Orada da tam bir çifte standart. Ver şu teröristleri kardeşim, efendim yargı. Bize gelince, ya siz isterseniz verirsiniz. Öyle yağma yok, hukuk herkes için geçerli, hukuk devleti her ülke için geçerli. Hiç kimse kendi hukukunu başka ülkenin hukukundan daha üstün görmesin. İlişkilerimiz karşılıklı saygı, birbirimizin hakkına, hukukuna riayet etmek suretiyle devam edecek.
Biz diyoruz ki; Avrupa Birliği Türkiye’yi üyelik meselesinde bir lütuf olarak görmesin. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bizim Avrupa Birliği’ne olduğundan daha fazla ihtiyacı var. Avrupa Birliği, Türkiye’yle daha güçlü hale gelecek. Avrupa Birliği, Türkiye’yle içinde bulunduğu krizleri daha kolay aşacak. Ama Avrupa, gelecek vizyonunu yeniden gözden geçirmesi lazım. İngiltere niye çıkmaya çalışıyor, niye Avrupa Birliğindeki yaşayan insanların yüzde 59’u Birliğin işlerinden-işleyişinden memnun değil bunu gözden geçirmesi lazım. Çünkü Avrupa Birliği’nde süreçler yavaşladı. İşler hızlı yapılmıyor, bürokrasi çok fazla hantallaştı. Bu da, Birliğin geleceğini sorguluyor, Birliğin gelecek vizyonunu der demez etkiliyor.
Değerli arkadaşlar; önümüzde bu FETÖ mücadelesi birinci konumuz. Bulunduğunuz her ülkede hiç yılmadan-yorulmadan bu mücadeleyi yapacaksınız. Bu iş bitmiş değil. Bu sadece bizim için tehdit de değil, bu aynı zamanda bulunduğunuz ülkeler için de büyük bir tehdittir, bu farkındalığı oluşturmak en önemli önceliğimizdir, görevimizdir.
İkincisi de; ülkemizle bulunduğunuz ülkeler arasındaki ilişkileri nasıl çeşitlendiririz, nasıl geliştiririz? Diplomatik ve siyasi ilişkilerin ötesinde ekonomik anlamda ilişkilere nasıl bir boyut katarız, buna özellikle kafa yormanızı istiyoruz.
Biliyorsunuz bir anayasa değişiklik çalışmamız var. Meclis genel kurulunda dün akşam itibariyle başladık. Ve geneli üzerinde görüşmeleri tamamladık, maddelere geçilmesine karar verdik. Bu çalışma daha önceki anayasa değişikliğinden biraz farklı. Fark şudur: Burada biz hükümet sistemini değiştiriyoruz. Yani parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine geçiyoruz. Bir başka deyişle; artık bakanlar kurulu, başbakanlık pozisyonları kalkıyor, cumhurbaşkanı, yardımcıları ve kendi kabinesi oluyor. Yürütme seçimle iş başına gelecek, Meclis de yine seçimle oluşacak. Meclisin içinden hükümet çıkma dönemi bu değişiklik gerçekleşirse bitmiş olacak. Bu aşağı yukarı Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapılan en köklü değişiklik. Aslında bunun temelini 2007’de attık, 2007’de cumhurbaşkanı seçilemeyince bu mesele halka gitmek mecburiyetinde kaldı ve vatandaş da cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesine karar verdi. Ve Sayın Cumhurbaşkanımız bu şekilde seçilmiş ilk cumhurbaşkanıdır. Bu yapı artık bu şekilde sürdürülemez, yürütmede erkin tek olması lazım. O yüzden de bu değişiklikle beraber yürütme ile yasamayı aynı anda seçiyoruz. Yürütme millete ayrıca hesap veriyor, yasama da yasaları çıkarıyor ve yürütmeyi denetliyor.
Bunların ikisinin birbirini denetlediği bir sistem de getiriyoruz. Bir şekilde cumhurbaşkanı, yani yürütmenin başıyla yasama arasında herhangi bir anlaşmazlık olursa cumhurbaşkanı seçime götürebiliyor ülkeyi. Ama kendisi seçim kararı aldığında meclis de otomatik seçime gidiyor veya tersi, meclis seçimleri yenilemeye karar veriyor, bu sefer cumhurbaşkanı da aynı anda seçime gitmiş oluyor. Yani bir anlamda yürütme erkiyle yasama erkinin birbirini güç olarak dengelemesi. Bu neyi getiriyor? Bu da çözümü getiriyor, uzlaşmayı getiriyor. Eğer gidiyorsan kendini de yakıyorsun, onun için oturup uzlaşacaksınız, çözüm üreteceksiniz. Bu diğer başkanlık sistemlerine göre biraz yeni bir boyut, inşallah bunun da sonuçlarını göreceğiz. Ülkenin daha demokrasisinin gelişmesi, çözüme yönelik uzlaşma kültürünün daha da armasına vesile olur diye düşünüyoruz. Tabii sonunda kararı millet verecek. Bununla ilgili de mutlaka size sorular gelecektir. Efendim, nasıl bir sistem değişikliği yapılıyor? Bu nedir? Geriyi mi gidiyor-ileriye mi gidiyor filan, bu sorulara ilk ağızdan sizin en iyi cevapları vermeniz lazım, sizden bunu bekliyoruz. Onun için sistem ne getiriyor-ne götürüyor, bunu ayrı bir başlık altında Dışişleri Bakanımıza ben buradan öneriyorum; bu konuyu ayrı bir başlık altında arkadaşlarımıza ilgili uzmanlarımız, bakanlarımız anlatsınlar. Görüyorum ki dış dünyada da buna karşı bir ilgi var. Bunu da yine bizim o bildik örgütler istismar etmek için bir hazırlık içerisine girmiş vaziyetteler. Onlar hareket etmeden siz hareket edin ve bunu anlatın.
Arkadaşlar; Türkiye’nin doğru tanıtılması, algı operasyonlarına maruz kalmaması için elinizden ne geliyorsa onu yapacaksınız. Bu konuda ne imkan, ne ihtiyacınız varsa hazırız. Şundan adım kadar eminim: Türkiye aleyhinde yapılabilecek her türlü faaliyet bizden daha fazla sizi rahatsız eder, bunu biliyorum. Onun için yapacağınız iş, burada çok aktif olmanız. Hemen, tepkinizi hemen vermeniz. Kaynağını bulmanız, bu mücadelede kararlılığınızı her geçen gün arttırmanızdır.
Değerli arkadaşlar ben bir kez daha bu geleneksel toplantıda sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.
Önümüzde artık ülkeler mutlak üstünlükleriyle öne geçemeyecek, mukayeseli üstünlük artık önemli hale geliyor. Her petrolü olan, her doğalgazı olan en önde değil. Ama iyi yetişmiş insanı olan, üretken, katma değer üretebilen, yenilikçi teknolojileri ıskalamadan geliştiren ülkeler bir adım öne çıkıyor. Türkiye’mizin bundan sonraki hedefi, harcıalem işlerle değil katma değeri yüksek işlere daha fazla zaman ayırması, daha fazla kaynak ayırması, alın teriyle akıl terini birleştirerek bir adım öne çıkmasıdır. Bunun için son güzel tedbirler aldık, mesela yatırımcılar için güzel önlemlerimiz var.
Bakın, yurt dışından gelip vatandaşlık alma şartlarını çok kolaylaştırdık. Efendim, yurt dışındaki yatırımcılara oturma izninden tutun yatırımlardaki teşviklere varıncaya kadar muazzam bir teşvik paketi hazırladık. Bütün bunların elinizde olması lazım, bunları hazırlayıp… Yatırım Ajansımız nerede? Arda Bey, bak bunların hepsini, ne alındı, ne verildi yabancı yatırımcılar için, örnekleriyle detaylı kitapçıklar hazırlayıp her dilde büyükelçilerimize ulaştıralım. Onlar da, ha geldin mi? Kardeşim, ne yapıyorsunuz, neler var neler yok? Gittiğiniz yerde verin. 10 tane yere giderseniz, bir tanesinde tutarsa bu güzel bir şey olur. Artık bütün ülkeler birbirine muhtaç hiç kimse kendi kendine ben başkasına ihtiyacım yok diyecek hali yok. Dünya artık bilişimle beraber küçük bir köy haline geldi. Şurada ufak bir olay olsa, anında daha bizim haberimiz olmadan başka yerden haberi geliyor. Ben Irak’ta temaslarda bulunuyordum, Irak’ta bizim o anda hangi görüşmeyi yaptığımız benim telefona geliyor, işte bilmem ne,
Başbakan şununla görüşüyor, fotoğrafıyla, bilmem neyiyle. Ya müthiş bir bilgi akışı var. Devletlerin resmi kanalları artık işin takibinde bile zorlanmaya başladı. Onun için, küreselleşen bu dünyada mutlaka biz de hızımızı artırmamız lazım.
Türkiye güzel işler yapıyor. Bakın, Avrasya Tüneli var hizmete aldık, Yavuz Sultan Selim Köprüsü var hizmete aldık, Osman Gazi Köprüsü var hizmete aldık, bu sene Çanakkale Köprüsünün Mart’ta ihalesini yapıyoruz, dünyanın üçüncü büyük tünelini açıyoruz, Kars-Tiflis-Bakü demir yolu projesini Mart’ta, Nisan’da hizmete alıyoruz. Bir yandan 7 düvelle, terör örgütlerinin alayıyla mücadele ederken, bir yandan da dünyada parmakla gösterilen projeleri de yapıyoruz. Ama ne oluyor? Bu büyük projeler bu olaylar nedeniyle gölgeleniyor, bunları da tanıtacağız.
Bugünler gelip geçecek, bu sıkıntıları aşacağız, biraz daha sabır, biraz daha gayret edelim. Önümüzdeki aylar çok daha güzel olacak ülkemiz açısından, bölgemiz açısından da çok güzel olacak. Çünkü artık kaynaklarımızı iç karışıklıklar, terörle mücadeleye değil, daha fazla refaha, daha fazla geleceğe, daha fazla gençlerimize ayırma imkanı bulacağız.
Ben bu duygu ve düşüncelerle 9’uncusu düzenlenen Büyükelçiler Geleneksel Toplantısında sizlerle birarada olmaktan ve bazı düşüncelerimi paylaşmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bu toplantının gerçekleştirilmesinde emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum, Dışişleri Bakanımıza teşekkür ediyorum, AB Bakanımıza teşekkür ediyorum. Her birinize bu hedeflere yönelik olarak özveriyle yürüteceğiniz çalışmalarınızda başarılar diliyorum, afiyet olsun.
Allah’a emanet olun.