Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Anadolu Ajansi Editör Masasi Programi konusmasinin tam metni

 

 

MODERATÖR- … nasıl geldiğimize bir bakalım istiyorum ben hızlıca, müsaade ederseniz.

Bir gün sabah kalktık kahvaltı yaptık, Editör Masası Programımızı yaptık. Biz basın mensupları olarak işimiz gereği grup toplantılarını takip ediyorduk. Orada Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanını, Sayın Bahçeli’yi bir tarih de zikrederek, 26 Ağustos tarihini de zikrederek bir erken seçim daveti içerisinde bulduk. Takip eden dakikalarda Sayın AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı izledik. Grup Toplantısında kendisi bu konuya hiç temas etmedi, fakat çıkarken gazetecilerin soruları üzerine ertesi gün için bir randevulaşmadan bahsetti ve ertesi gün gerçekleşen o randevu sonrası Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle yaptığımız mutabakat neticesinde 24 Haziran’da erken seçime karar vermiş bulunuyoruz dedi ve süreç başladı.

Siz zaten cumhur ittifakını kurmuştunuz ve adayınız Recep Tayyip Erdoğan oldu. Karşınızdaki blokta bir ara bir aday belirleyememe olduysa da, sonrasında Muharrem İnce cumhurbaşkanı adayı olarak CHP tarafından belirlendi. Aynı zamanda ittifakı oluşturan diğer partilerin de, Saadet Partisi’nin Temel Karamollaoğlu, İyi Parti’nin Meral Akşener adayları oldu. Ve biz aynı zamanda sizin partinizin kongreleri üzerinden de Türkiye’yi taradığınız bir süreci birdenbire seçim kampanyasına taşıdığınızı gördük.

Siz yine İzmir’e gittiniz, İzmir’de kampanyanızı yürüttünüz, ama aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte paylaştığını gördüğümüz bir Türkiye haritası üzerinden illere de ziyaretleriniz ve mitingleriniz oldu. Dün de Yüksek Seçim Kurulu kesin sonuçları ilan etti. Efendim, seçim sonucunu, kampanyayı, o süreci Devlet Bahçeli’nin çağrısından bu tarafa kadar nasıl değerlendiriyorsunuz? Seçmen kime ne dedi, özellikle size ne dedi, muhalefete ne dedi efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, güzel kapsamlı bir soru yani zaman sınırlı olduğu için mümkün mertebe özet yapmakta fayda var. İşin safahatını siz anlattınız ben oralara girmeyeceğim, yani Sayın Bahçeli’nin zaman zaman böyle çıkışları oluyor sürpriz çıkışları. Tabi biz ittifak yaptık birlikte hareket ediyoruz. Ama seçim tarihinde bir ittifak yapmadık Sayın Bahçeli 26 Ağustos’u telaffuz etti, ama bizim için de yetkili kurullarımızda değerlendirip en uygun tarihin madem erken yapılacak 24 Haziran olması benimsendi ve o şekilde süreç başladı. Çünkü seçim bir kere sokağa ağızdan düştü mü ondan sonra yönetmesi zor. Herkes frene basar hele şu seçim geçsin de ondan sonra bakalım gibi bir davranışa yöneliyor. O yüzden de bu seçimler yapılması gerekiyordu ve elhamdülillah seçimler geride kaldı, artık seçim bitti geçim zamanıdır. Hayat devam ediyor yatırımcı yatırımını planlayacak. Efendim tatile giden tatilini planlayacak ve hayat bütün yönleriyle devam edecek. Tabi bu seçimden seçimin tabi arzu etmezdik böyle bir ittifaklar arası bir keskin rekabete dönüşmesini istemezdik nihayet bir cumhurbaşkanı seçeceğiz ve Parlamento’da vekilleri seçeceğiz. Ama iş döndü dolaştı karşı taraftaki ittifak tek bir noktada anlaştı. Adaylar da tek olarak teke düşüremediler, ama anlaştıkları tek bir nokta vardı Recep Tayyip Erdoğan olmasın ne olursa olsun. Yani bir hedef yok, hedef bir başkan seçmek, cumhurbaşkanı seçmek üzerine değil, mevcut cumhurbaşkanının seçilmemesi üzerine bir ittifaktı. Tabi bu ittifakı millet gördü, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları değerlendirdi, iç ve dış tehditler, ülkemizin kısa, orta, uzun vade hedefleri bunlara dikkat ederek, birde karşı taraftaki adayların retorikten, söylemden öteye elle tutulur bir şeyleri de yok arka planında bir tecrübe de yok, yapılmış işler de yok. Tabi bütün bunları vatandaş değerlendirdi. Vatandaş niye değerlendiriyor? Çünkü kendisinin geleceğini ilgilendiriyor vereceği karar ondan sonraki yaşamını da çok yakından ilgilendiriyor. Bütün bunların özeti olarak sonuç ortada, açık ara farkla en yakın adayla arasında 11 milyon oy farkı var ve böylece bu süreç tamamlandı.

Tabi şu soru sorulabilir: Yani AK Parti’nin oyunda düşme var, milletvekili sayısında düşme var bir önceki seçime göre 1 Kasım seçimlerine göre bu da doğrudur. Bu da bize bir mesajdır, biz AK Parti olarak bu mesajı aldık. Ama şu unutulmamalı ki biz hem cumhurbaşkanı adayımızla hem de milletvekili seçimlerinde ittifaktık, aynı sütun altında seçime girdik. Seçmen şöyle değerlendirdi: Ya bunlar bir parti gibi hareket ediyorlar ha buraya vermişiz, ha oraya vermişiz diye düşünenler de oldu. Böyle kampanya da tabanda yapıldı yani hem MHP tarafında hem bizim tarafta da bu kampanya sınırlı da olsa yapıldı. Bazen bu üst düzeyde rahatsızlık oluşturdu, biz bunu şey yaptık tabi hemen müdahale ettik. Ve bir burada bir iç yarışa ihtiyaç olmadığını, bizim amacımızın bir olduğunu ve neticede sonuçlar ortada. Yani bizim kaybolan oylarımız ortağımızda, ortağımızın da kaybolan oyları da başka bir partide dolayısıyla, sonuçta herkes memnun halinden. Memleket için hayırlı olsun. Yani Parlamento yapısı da bu haliyle herhangi bir sorun teşkil etmiyor. AK Parti’nin içinde olmadığı hiçbir yasama faaliyeti sonuç çıkarmaz, bu da ortaya çıkmıştır. Kaldı ki AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi grubu olarak meclisin en güçlü grubunu oluşturuyoruz. Ama yeni sistemde Şenol Bey artık uzlaşma kültürünün daha çok gelişmesi gerekiyor, çünkü artık icraat tamamıyla sandıkta Sayın Cumhurbaşkanımıza verildi ve onun işlerini yapması içinde ihtiyacı olan araçları var, yasal araçları var, cumhurbaşkanlığı kararnameleri var. Yani memleketin işlerini görmek, vatandaşın beklentilerini karşılamak için ihtiyacı duyduğu yasal altyapı mevcut.

Bundan sonra parlamento ne yapacak? İki şey yapacak. Bir tanesi, ola ki işte milletvekilleri seçim bölgelerine gidiyorlar, vatandaşın taleplerini alıyorlar, bir düzenleme ihtiyacı var. Cumhurbaşkanı kararıyla olmayacak yeni bir talep var onu değerlendirecek ve Meclis’te asgari müştereklerde bir araya gelerek partiler bu düzenlemeyi yapacaklar.

İki, yürütmenin etkin denetimini yapacaklar. İşte yazılı soru önergeleriyle, efendim komisyon kurmak marifetiyle, bütçe denetimiyle birçok yönden zaman zaman bakanlar da Meclis’e gelip bilgi verecek vesaire. Denetim ve yasama faaliyetlerinde Meclis daha etkin hale gelecek bunu bilmemiz lazım, yeni dönemde Meclis’in önemi artıyor. Geçmiş dönemi hatırlayın, iktidar partisi ne isterse Meclis’te o olur. Onun dışında hiç muhalefet partisinin verdiği bir kanun teklifinin eğer uzlaşma olmazsa çıktığı vaki değil. Şimdi Hükümet teklif veremiyor, tek bir istisnası var bütçe kanunu. Bütçe kanunu dışında hükümetin Meclis’e kanun getirme yetkisi yok. Yani bu neyi gösteriyor? Meclisin yasama konusunda mutlaka gücünü, hakimiyetini gösteriyor.

Biraz uzun oldu kusura bakmayın.

MODERATÖR- Estağfurullah. Bu yeni sistemde biraz evvel sizin tarif ettiğiniz Meclis aynı zamanda bizim daha önce görmediğimiz, ilk defa oluşacak bir meclis. Böylelikle biz bir son Başbakandan bu kadar yasama ve denetim faaliyeti güçlendirilmiş yeni Meclisin ilk başkanının ismini Binali Yıldırım’ı diye zikredebilir misiniz?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Onun kararını ben vermem, yani şöyle söyleyeyim: Benim Liderim, Partimizin Genel Başkanı, Partimiz ne yönde karar alırsa, neyi münasip görürse biz her türlü görevi yaparız. Bu da çok uzun bir süre değil yakında ne olacağı belli olur.

MODERATÖR- Teşekkür ederim.

Metin Mutanoğlu.

SORU- Sayın Cumhurbaşkanının başkanlık sistemini ilk dile getirmesinden sonra Türkiye bu konuyu tartışırken siz de bunu benimsediniz Başbakan olarak. Seçim sürecinde de, daha öncesinde de çok yoğun bir şekilde başkanlık sisteminin gelmesi için ciddi bir çaba sarf ettiniz, bunu bir Başbakan olarak yaptınız.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru.

SORU- En son TİM’de yaptığınız konuşmada koltuk elimizde kaldı dediniz, dükkanı kapattık dediniz. Bir Başbakan olarak başkanlık sistemine geçiş için ciddi bir çaba sarf ettiniz. Hatta sizinle ilgili Sayın Muharrem İnce’nin “Başbakan kendi kendini imha ediyor” gibi bir ifadesi de oldu. Başkanlık sistemi, daha doğrusu bugünkü ifadesiyle cumhurbaşkanlığı sistemi neden çok önemli efendim Türkiye için?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabii bunun üzerinde saatlerce konuşabiliriz, ama sadece ben işin 140 yıllık geçmişini ele almayayım da, 1982’den başlayayım. Esasında bu tartışma 140 yıldır yapılıyor Türkiye’de, Cumhuriyet’ten de önce başlayan, Tanzimat’tan itibaren devam eden bir tartışma. Ama 1980 İhtilali işin tuzu-biberi oldu. 1980 İhtilaliyle birlikte parlamenter sistemden biraz daha uzaklaşıldı, nasıl uzaklaşıldı? Önceden cumhurbaşkanları temsili makamlardı, icraat yetkisi yoktu, bütün iş başbakanlıkta başlıyordu, hükümette başlıyordu, cumhurbaşkanı onun yasal gereğini yapıyordu. 82 Anayasasında darbeyi yapanlar cumhurbaşkanı olmaya da karar verdikleri için, hatırlayın, Anayasayla cumhurbaşkanı beraber oylandı. Anayasayı kabul ettiğiniz anda cumhurbaşkanını da seçiyorsunuz. Oraya Evren Anayasayı Orhan Aldıkaçtı’ya yazdırırken cumhurbaşkanlığı kısmına gelince dokun demiş, ne yetki varsa hepsini dizmiş arka arkaya, aynı yetkileri parlamenter sistemden de silmedikleri için, bu sefer ikisi beraber aynı yetkiyle donatılmış. Nasıl çalışacak? Tabii doğal bir çift başlılık ortaya çıktı. Cumhurbaşkanının tek başına yetkileri var, hükümetin zaten parlamenter sistemden başbakanın yetkileri var, ama bir fark var; başbakan sorumlu, cumhurbaşkanı sorumsuz. Sürdürülebilir bir şey değil, yani bunu 90’lı yıllar boyunca hep gördük. Ama en çarpıcı özelliği; Ecevit’in böyle çok özenle arayıp bulduğu, seçtirdiği Ahmet Necdet Sezer’le bir Anayasa kitapçığı fırlatmasının Türkiye’ye maliyeti bir gecede 53 milyar dolar. Ve Türkiye sıfırladı, tekrar AK Parti iktidara geldi işleri toparladık bugünlere geldik. Şimdi biz bunun 15 yılı geride bıraktık, 16 yılın içindeyiz, biz iktidara ilk geldiğimiz günden beri bunun zorluklarını yaşıyoruz, ama biz mazeretlere sığınan bir iktidar olmadığımız için, parti olmadığımız için hep sabrettik. Ve zaman zaman ilk günden beri bu sistem mutlaka değişmelidir dedik. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Yani düşünebiliyor musunuz, 19 Kasım 2002’de iktidara gelmişiz, askerler bize 8 Ocak’ta muhtıra verdi; efendim laiklik elden gidiyor, irtica aldı başını gidiyor. Daha kardeşim, Allah’tan korkun, 1.5 ay bile olmamış, nasıl oluyor bu? Ve o gün belki çoğunuz hatırlamazsınız, o gün Diyarbakır’da uçak düştü, 56 vatandaşımız hayatını kaybetti ve bu muhtıra güme gitti. Daha sonra sürekli her MGK toplantısında aynı sürtüşme, efendim e-muhtıra, cumhurbaşkanı seçemezsiniz. Ya Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca olan iş birdenbire olmaz hale geldi, 367 icadını çıkardılar, icat, başka tabir bulamıyorum. Ve ondan sonra biliyorsunuz artık dedik ki ya bu iş yürümüyor, seçim kararı aldık. Bu sefer millet bizi 2007’de daha güçlü şekilde iktidara getirdi. Dedik, madem cumhurbaşkanını biz seçemeyeceğiz bu Meclisten, millet seçsin dedik. Ve referandum yapıldı hatırlayın, kısa bir süre sonra, 21 Ekim miydi neydi. Ve referandumda cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesi benimsendi, kabul edildi. Esasında orada başkanlık sistemi şekillenmiş oldu Şenol Bey. Ondan sonra artık bunu devam ettirip tamamlamak gerekiyordu ve tabii o ara işte birtakım işte Ergenekon, efendim Ayışığı, Yakamoz, bilmem ne, bir sürü konularla uğraştık. Olmadı, sonra FETÖ’cüler ortaya çıktı, onlarla uğraştık, bu süreç içerisinde bu işleri yapamadık.

İkinci adımı, artık 15 Temmuz’u yaşadıktan sonra bu işin dönüşünün olmadığını ve mutlaka bu meseleyi kökünden çözmek gerektiği kanaati iyice toplumda da yerleşti, bizde de yerleşti. Ve biz tabii o dönemde önceki yıllara göre aynı gücümüz yoktu, tek başımıza bu işi yapma şansımız yoktu. Olduğu zaman yapamadık başka işlerle uğraşmaktan, olmadığı zaman da tabii bu sefer yine orada da Sayın Bahçeli’yle hatırlayacaksınız 2016’nın 4 Ekim’i falandı, böyle yine bir sürpriz yaptı, çıktı dedi ki; bu işler böyle gitmiyor, fiili durumu hukuki şekle dönüştürmek lazım, başkanlık sistemi olması lazım dedi ve ondan sonra bu süreç başladı. Sayın Bahçeli’yle görüşmelerde bire-bir ben bulundum, arkadaşlarımızla beraber yaptık Meclise getirdik. Meclisten komisyonlardan, Genel Kuruldan derken 16 Nisan 2017’de milletin onayına sunduk, orada da kabul edildi.

24 Haziran, aslında 16 Nisan’ın uygulamasıdır. Şimdi vatandaş diyor ki; tamam, yani ben kabul ettim bir sene önce kardeşim, şimdi de seçim yapılıyor, kabul ettiğim şeyin gereğini yapıyorum. Ama bizim muhalefet adayları Allah canlarını sağ etsin, ona karşı çıktılar. 16 Nisan’ı kabul etmediler, çıktılar biz bunu değiştireceğiz, geri götüreceğiz, sistemi değiştireceğiz. Vatandaşın bu tabi ağırına gitti, ya ben bir sene önce bu kararı vermişim, sen benimle niye inatlaşıyorsun, sen bu sistemde ne yapacağını söyle. Bu mesajı verselerdi belki daha iyi olurdu, çok ümit etmiyorum, ama biraz daha iyi olabilirlerdi.

MODERATÖR- Dolayısıyla bu zorunlu bir geçiş süreciydi, biraz daha erkene alındı…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunun kaçışı yok, yani bu bakın şimdi şöyle bir şey söyleyeyim: Niye buna ihtiyaç var? Türkiye 1924-2002 arası yüzde 4.7 büyüdü ortalama. 2003-2017 arası 5.7 büyüdü ortalama. 1 puan fark var, diyeceksiniz ki ne var yani 1 puan? AK Parti 1 puan fazla büyümüş, ne böbürleniyorsunuz? Şimdi bunun anlamı ne biliyor musunuz? Eğer Türkiye 24’ten bugüne 5.7 büyüseydi, Türkiye bugün dünya ekonomileri içinde 7. sırada olacaktı. 2.3 trilyon dolarla Fransa’dan sonra gelecekti, şimdi 17’deyiz. Yani 2.6 kat büyümemiz gerekirken bu kadar az büyüdük. Sırf bu sistemin getirdiği sorunlardan dolayı darbe girişimlerinden dolayı, vesayetten dolayı yani hesap ortada.

SORU- O zaman siz efendim yani başkanlık sistemi mantığı yeni bir mantık değil yani siz iktidara geldikten hemen sonra sistemi gördükten sonra bunun gerekli olduğunu düşündünüz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bizim programlarımızda zaten var yani bizim Sayın Cumhurbaşkanımızın ta Belediye Başkanlığından var bu sistem değişikliği meselesi Türkiye’nin sadece AK Partinin politikası da değil. Bakın geçmiş dönemlerin hepsine 50 ihtilalinden bu tarafa bu sistem hep tartışılıyor ve değişmesi yönünde seçim vaatlerine bunu koymayan hemen lider yok.

MODERATÖR- Üstelik yetki kullandıkları halde Özal mesela bunun yürümeyecek bir…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bizimki bir şeydir yani istisnai haldir güçlü oluyorsun iktidarda istikrar oluyor efendim güven oluyor iş yapıyorsun, ama eğer güçlü olmazsan ne olacak? Bakın Türkiye’nin 90’lı yılları kayıp yıllardır, 70’li yılları kayıp yıllardır. 80’de Özal geldi Türkiye bir sıçrama yaptı 90’da kaybetti. 2000’li yıllarda AK Parti geldi sıçrama yaptı bundan sonrasını teminat altına almak lazım.

MODERATÖR- Teşekkür ediyorum.

Mustafa Özkaya.

MUSTAFA ÖZKAYA- Efendim, konuşmalarınızda zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanlığımızla olan yol arkadaşlığınızdan dolayı Allah’a şükür diyorsunuz. Bunu neden böyle düşündüğünüzü biraz açabilir misiniz efendim? Ayrıca Erdoğan’la çok yakın çalıştınız Sayın Erdoğan’la. Zor mu oluyor, kolay mı oluyor bu çalışma yakın arkadaşlık? Ayrıca cumhurbaşkanlığı sisteminde sizce nasıl bir halkımız Sayın Erdoğan görecek?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Cumhurbaşkanımızla çalışmak zor mu, kolay mı? Soru da çok zor hem de kolay. Cumhurbaşkanı rahatı sevmeyen bir adam, rahat olmak isteyeni de sevmiyor, yani onu anlatabiliyor muyum? Kendi de rahat etmez, yanındakilerini de rahat ettirmez öyle bir şeyi var yani böyle bir iş tutuş şekli var. Bu tabi biz alışık olmayanlar bu yolculukta dayanamazlar. Bunda nereden kaynaklanıyor? Memleketin meselelerine olan hassasiyetinden kaynaklanıyor. İstiyor ki hiçbir yerde aksaklık olmasın, hiçbir yerde yanlışlık olmasın, ama Türkiye büyük bir ülke. Yurdun kilometrelerce uzağında bir yerde bir olay oluyor yani onu sizin an be an yönetmeniz mümkün değil oradaki idarecilerin aynı hassasiyeti taşıması lazım, tabi ondan üzülüyor çok da büyük duygusal yönü çok kuvvetlidir yani. Mesela o seçim akşamı İstanbul’da toplanan kalabalığın içinden bir yavrumuzun ayağının sıkışması onu o kadar çok etkiledi ki yani duygu doruktaydı ağlıyordu telefonda konuştuk. Yani ne seçim kazanması, ne o coşku hepsi gitmiş bütün dikkatini oraya vermiş. Ve hatta bir ara gelmemeyi, iptal etmeyi bile düşündü, sonra tabi işler biraz daha normalleşince geldi ve buradaki binlerce insanın da tabi orada bekliyordu onları da ihmal etmedi.

MODERATÖR- O kardeşimiz de gayet iyi onun da notunu almış olalım.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İyi o da Allah’a şükür şeyi atlattı sıkıntıyı. Yani kısacası Cumhurbaşkanımızla çalışmak keyifli bir iş. Ben tabi kendisini 1978’den beri bilirim beraber belediyede çalıştık. Son 16 yılda yine onun kabinesinde görev yaptık, son iki yıldır Başbakan olarak yine birlikte çalışıyoruz inşallah bundan sonra da ömür verirse Rabbimiz bu birlikteliğimiz devam edecek ve ülkemiz, milletimiz için çalışmaya devam edeceğiz.

MODERATÖR- İnşallah teşekkür ediyorum.

Yusuf Çelebi.

YUSUF ÇELEBİ- Sayın Başbakanım, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce seçimin ertesi günü yaptığı açıklamada önümüzde yürü denirse ben yürümeye hazırım gibi bir ifade kullanmıştı, daha sonra da CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’yla bir otelde akşam ailecek yemekte buluştular ve ertesi günü yine bir açıklama daha yaptı CHP Genel Başkanına onursal genel başkanlık teklifinde bulunduğunu belirtti. Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki kampanyasını ve tarzını nasıl buluyorsunuz? İnce’nin Türk siyasetine nasıl bir katkısı olur?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani tabi yürüyecek miymiş, neye yürüyor, seçim bitti niye yürüsün? O zaman beraber Kılıçdaroğlu’nu alıp tekrar Ankara İstanbul yapabilirler yani yalnız başına niye yürüyor.

MODERATÖR- Efendim, gidemediğim illeri ziyaret edeceğim dedi ve Erzurum’dan da başladı orada hatta İyi Parti’de ziyaret etti bunun üzerine de İyi Partiden bir açıklama geldi bu ittifak nihayete ermiştir gibi Aytunç Bey’den sözcüden. Dolayısıyla, bir Muharrem Bey’de sanki böyle bir yer çıkış arıyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Muharrem Bey tabi haklı olarak, yani seçimlerde partisinin üzerinde bir oy destek aldığı için biraz şey oldu yani, yani bunu bir sonuca dönüştürmek istiyor. Fakat isterseniz biz onların işlerine fazla bulaşmayalım kendi aralarında halletsinler.

MODERATÖR- Teşekkür ediyoruz.

Fırat Gazel.

FIRAT GAZEL- Sayın Başbakanım, şu anda ekonomide bir yandan çok iyi veriler geliyor büyüme rakamları gibi bir yandan da olumsuz verileri görüyoruz. Bir genel bakışınızı almak istiyoruz piyasada duymak istiyor geleceğe ilişkin beklentilerinizi.

İkincisi de, döneminizde çok proje yapıldı, sizin için özel olan bir tanesi var mı?

MODERATÖR- Yani Bakanlığınızı da söyleyebilirsiniz, Başbakanlığınızı da çünkü bir kısmı da sizin Bakanlığınızda önemli bir kısmı.

FIRAT GAZEL- Sizi çok zorlayan, girmeseydik bu işe dediğiniz herhangi bir proje oldu mu?

MODERATÖR- Japonlarla bir şeyinizi ben biliyorum efendim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani hangi birini söyleyeyim yani? Yani hoşuma gitmeyen proje 15 Temmuz.

MODERATÖR- Başımıza geldi, ama…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Keşke olmasaydı, öyle bir şeyle yüzleşmeseydik, ama Allah’a şükür Cumhurbaşkanımızın dirayeti, Hükümetin kararlılığı, milletin ülkeye, demokrasiye, bayrağa sahip çıkması. Vatansever polislerin ve askerlerin o gece verilen emirleri yerine getirmesi ve her şeyden önemlisi sizler medya yazılı, görsel medya, sosyal medya o gece büyük iş gördü. Ve bu kalkışmayı yapanlar, darbeciler hiç hesap edemedikleri bir sonuçla karşı karşıya kaldı. Yani yoksa onun dışında yaptığımız bütün projeler büyüğünden küçüğüne binlerce saymaya vakit yok hepsi hoş şeyler. Yani şimdi geçen gün birisi mesaj atmış, Cankurtaran Tünelinden geçiyorum yapanlardan Allah razı olsun diyor, bizim için hoş olan bu. Yani insanların yapılan hizmetin hayatını kolaylaştırdığını, hayat kalitesini yükselttiğini hissetmeleri bizim için en büyük mutluluk. Çalışırsınız, çabalarsınız birçok gayretiniz olur, ama sonuç alamazsanız iki türlü kahroluyorsunuz. Hem giden emeklere hem giden kaynağa, bütçeye hem de milletin memnuniyetsizliğine.

Ekonomiyle ilgili konuya gelince, yani ekonomi konusu esas itibariyle istikrar ve güvenle ilgili bir şeydir istikrar ve güven artık gündemden çıkmıştır. Yani Türkiye çok açık bir şekilde kararını vermiş, Türkiye’yi 2023’e taşıyacak Hükümeti, Cumhurbaşkanı’nı seçmiş dolayısıyla, hükümetine karar vermiş, sandıkta karar vermiş, güvenoyunu da sandıkta vermiş, Meclisini de aynı şekilde aynı gün seçmiş. Bundan sonra yapılması gereken milletin verdiği bu krediyle ülkemizin önündeki sorunları çözmektir. Şimdi şunu gerçekçi olmamız lazım: Türkiye açıkla büyüyen bir ülke. Nasıl açıkla büyüyor? Türkiye petrol üretimi yok, buradan enerji açığı var. Türkiye aynı zamanda bütçe açığı da veren bir ülke çift açıkla büyüyor, büyümesini de sürdürmesi lazım. Yani bekleyelim de açığımız olmasın, ondan sonra büyüyelim dediğiniz zaman bu Türkiye’yi konuşmuyorsunuz, 20 yıl öncesinin Türkiye’sini konuşuyorsunuz demektir bunu bir olumsuz anlamda söylemiyorum. Kontrol edebildiğiniz müddetçe tabi ki dış kaynak kullanarak ülkeyi hedeflediğiniz noktaya getireceksiniz, projelerinizi gerçekleştireceksiniz, biz de 15 yıldır bunu yapıyoruz. Bundan sonra da aynı kararlılıkla bir kere projeleri yapacağız. Ama burada yaparken şuna dikkat edeceğiz: Bütçemiz kısıtlı olduğu için başka yöntemlerle, kaynaklarla projeleri yap-işlet-devret modellerini daha çok kullanacağız, dış kaynağı daha çok kullanacağız. Dolayısıyla, buradan artan kısımları da nereye harcayacağız? Sosyal projelere harcayacağız. Efendime söyleyeyim şeye sektörel desteklere işte tarımdı, efendim sanayiydi üretimdi. Türkiye’nin mutlaka üretim, istihdam, ihracat ekseninde büyümesini sürdürmesi lazım. Yani üretim tarafında, ihracat tarafında, istihdam tarafında çok iyi işler yaptık. Yani Türkiye geçen sene bütün Avrupa Birliği üyelerinin bir senede sağladıkları istihdamın üzerinde istihdamı yani tek başına yaptı. Tek başına 1 milyonun üzerinde 1 milyon 100 bine yakın bu büyük bir başarı, zaten bunu yüzde 7.4 büyümede teyit ediyor. Burada bir sorunumuz yok. Peki, sorun ne? Sorun şu: Bizim şeylerimizin taahhütlerimizin para politikalarıyla ilgili taahhütlerimizle kaynaklarımızın dengelenerek yönetilmesi lazım, bu dönemde en fazla ona dikkat edeceğiz. Nasıl, Türkçesi ne bunun, yani vatandaşın anlayacağı türde. Faizleri aşağıya indirmek ana önceliklerin başında geliyor dolayısıyla, enflasyonu da aşağıya çekmek yine ana önceliklerin başında geliyor. Bunun için tedbirler alınacak, reform yapısal reformlar yapılmaya devam edecek yeni Hükümet döneminde. Verimsiz projelerin yerine öncelikleri olan daha fazla verimli projeleri tercih edilecek, kamuda kendi içinde tasarrufa gidecek, böylece kaynak ihtiyacını daha da azaltmış olacağız. İnşallah bir sıkıntı yok, yani Türkiye’ye yatırım yapmaya gerek küresel, gerek yerli yatırımcılar iştahlı, bu iştah devam ediyor. Neye rağmen devam ediyor? Bu çok önemli bir şey söylüyorum, petrol fiyatları son 1 yılda yüzde 70’in üzerinde arttı bu bizim için olumlu bir gelişme değil, yani dış şartlar açısından olumsuzluklarımız var biri bu. Diğeri de hem DCB Avrupa Merkez Bankası hem FED Amerika Merkez Bankası faiz arttırıyor ve bundan sonraki dönem içinde faiz arttıracağını söylüyor. Bu ne demektir? Amerika kaynaklı 4,5 trilyon dolar fon var. Bu fonları diyor ki artık siz dışarıya yatırımı bırakın gelişmekte olan ülkelere, kendi ülkenize gelin, biz size daha iyi faiz vereceğiz. Bu bizim için tabi kaynağa erişme noktasında bir olumsuzluk.

İki, Avrupa Merkez Bankası da aynı şeyi yapıyor onlar da faiz politikasını değiştiriyorlar onların da 2.4 trilyon eurosu var dış piyasalarda onları geriye davet ediyorlar ülkelerine çünkü büyüme yok yani Avrupa’da büyüme çok sınırlı, istihdam sorunu artıyor genç istihdam bazı ülkelerde yüzde 50’yi buldu, bizde de 20 civarında gençlerde işsizlik oranı. Dolayısıyla, şimdi bu olumsuzluklara rağmen biz de niye iyi taraftayız? Çünkü biz pazarlarımızı hedef kitle ülkeleri çeşitlendiriyoruz. Yani sadece eskiden Avrupa Birliği’ne çok daha bağımlıydı, şimdi Afrika var, Asya piyasası var, Uzakdoğu piyasası var, bu çeşitlendirme komşularımız var, Kafkaslar var, Ortadoğu var dolayısıyla, biz bu birkaç yıldan beri bu çeşitlendirmeyi birkaç dediğim 2006’dan beri bunu yapıyoruz dolayısıyla, bu şartların oluşacağını öngörerek bu politikaları hayata geçirdik. Özeti şu: İşler yolunda sıkıntılarımız olmakla beraber bu sıkıntılardan vatandaşımızın, çalışanlarımızın, üretim yapan üreticilerimizin tarımda, diğer alanlarda çalışan müteşebbislerimizin asgari oranda etkilenmesi için veya hiç etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alacağız. Tabi bu yeni Hükümetin konuları.

MODERATÖR- Efendim, bu bahsettiğiniz teorik olarak finansmana erişim, finansman maliyeti konularında somut, pratikte gördüğümüz bazı uygulamalar var. Mesela Çanakkale 1915 Köprüsü ondan biraz bahseder misiniz bu bahsettiğiniz konu orada da çalıştı mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Çanakkale 1915 Köprüsü dünyada ayak açıklığı ayak açıklığı en fazla olan köprü. Yani şöyle: Köprüyü dersek şöyle iki ayak arasındaki açıklık 2023 metre.

MODERATÖR- Bilinçli bir tercih gibi duruyor?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi bu 2023 projesi olduğu için Cumhuriyet’in 100. yıl projesi 2023 metre köprü. Bu köprüyü kamu kaynağı kullanmadan yapıyoruz, yani bütçeden kaynak kullanmadan yapıyoruz. Nasıl yapıyoruz? Yap-işlet-devret modeliyle yapıyoruz.

MODERATÖR- Güney Koreliler mi?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Güney Kore ve Türk ortaklığıyla beraber finansmanını da firmalar sağlıyor, bir problem de yok ciddi bir yatırım yani bu.

MODERATÖR- Mesela orada bu finansmana erişimi konusunda bir Türkiye farkı ortaya kondu mu?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hiçbir sıkıntı yok yani.

MODERATÖR- İyi bir oranda.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi tabi çok makul o oran zaten bizim borç aldığımız bir şey değil, yapımcı firmalar borçlanıyorlar, krediyi projeye veriyor.

MODERATÖR- Pek çok banka bu proje için.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi projeye cazip olduğu için, fizibil olduğu için projeye parayı veriyor ve hiçbir sorun yok, başladılar yapıyorlar, 2023’ten önce de muhtemelen tamamlanmış olacak.

MODERATÖR- Yani siz de buraya harcayacağınız kaynağı belki başka bir alanda esnafa sosyal…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi eğer biz bunu genel bütçe imkanlarıyla yapmaya kalksak başka alanlardan kesip buraya harcamamız lazım. Bu sefer daha çok insana dokunan, daha çok ihtiyaç duyulan konularda sosyal politikalara daha az kaynak ayıracaktık böyle bir artısı var.

MODERATÖR- Teşekkür ediyorum.

Mehmet Öztürk.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu tabi sadece bu değil ki yani Avrasya Tüneli aynı, Osman Gazi Köprüsü aynı şu anda devam eden 1000 kilometrenin üzerinde otoyol projesi var bunlar aynı, hava limanları aynı, şehir hastaneleri. Yani biz bugüne kadar yaptığımız yatırımların aşağı yukarı 3’te 1’nden fazlasını temel altyapı yatırımlarını bu alternatif finans modelleriyle yaptık.

MODERATÖR- Teşekkür ediyorum.

Mehmet Öztürk.

MEHMET ÖZTÜRK- Efendim, Türkiye’nin önemli meselelerinden bir tanesi terörle mücadele. Hem yurt içinde hem de yurt dışında TSK operasyonlarına devam ediyor. Türkiye’nin terörle bu kadar güçlü mücadele etmesinin arkasında yatan idare nedir?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Türkiye terörle mücadelede doğrusu son iki yılda çok farklı bir yöntem denedik, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra terörle mücadelede Sayın Cumhurbaşkanımızın da Başkanlığında Milli Güvenlik Kurulunda bir karar aldık dedik ki, artık terörle mücadele de savunma değil, taarruz esas olacak. Yani bekleyelim teröristler saldırdı, yapacaklarını yaptılar tahribatı yaptılar, can ve mal kaybı oldu, ondan sonra harekete geçelim öyle bir şey yok üzerlerine üzerlerine gideceğiz. Ve bunu sadece yurt içinde değil, yurt dışında da yapacağız dedik. Bu kararı aldıktan sonra zaten işler farklı bir noktaya geldi.

Hatırlayın, ben göreve geldiğimde söylediğim ilk şey terörü Türkiye’nin gündeminden çıkaracağız. Alt sıralara birinci sırada terördü, alt sıralara düşüreceğiz ve Türkiye artık her gün terörü konuşmayacak dedik ve elhamdülillah bunu yaptık. Hemen biliyorsunuz 15 Temmuz’dan sonra Ağustos’ta Fırat Kalkanı Harekatını başlattık, yine takip eden bu senenin başında 20 Ocak itibariyle Zeytin Dalı’nı gerçekleştirdik. Bu bize şunu veriyor: Terörle mücadele sadece içeride olmayacak, içeriyi temizliyorsun, zor bir sınırımız var, 1400 kilometreye yakın Suriye ve Irak’la sınırımız var. Özellikle Irak tarafı çok engelli, yani bastığınız yerde zor duruyorsunuz, derin vadiler, dağlar, sürekli buradan tehdit, sızmalar devam ediyor. Onun için mutlaka ve mutlaka biz terörü bulunduğu yerde etkisiz hale getirmemiz lazım. Şimdi mesela Akdeniz’den Fırat’ın batısına kadar olan aşağı yukarı 400 kilometrelik bölümünü hallettik. Şimdi tabii Irak tarafında 350 kilometrelik alanda İran sınırından ta Habur’a kadar orada da sahadayız, Kandil de dahil bu bölgeyle ilgili de çalışmalar devam ediyor.

MODERATÖR- Operasyon nasıl gidiyor efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi orada tabii…

MODERATÖR- Çok özür diliyorum Sayın Başbakanım, seçimden hemen önce bunun seçime yönelik bir yatırım olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapıldı. Oysa daha önce…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok yok, bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Terörle mücadele seçime endekslenen bir iş olamaz, bunu böyle düşünmek bu ülkeye en büyük haksızlıktır. Bu Türkiye’nin bir beka meselesidir. Bunu seçime indirgemek hiç ahlaki değil. Bu ta yılbaşından beri planlanan bir çalışma, hala da devam edecek. Seçim bitti, bitti mi bu? Devam ediyor. O bölgeleri emniyete alıncaya kadar da aynen işte Fırat Kalkanında olduğu gibi, Afrin Zeytin Dalı’nda olduğu gibi oralarda biz bir emniyetli alan oluşturduk, burada da aynı emniyetli alan oluşacak ki hududumuzdan içeri sızıp tahribat yapmasın, vatandaşlarımıza, mallarına, canlarına zarar vermesin, orada keselim; yaptığımız iş bu.

MODERATÖR- Efendim, çok yoğun bir diplomasi trafiği yaşandı özellikle göreve geldiğiniz ilk aylarda ve sizi belki farklı kılan bir ilişki de oldu, siz Irak’la Türkiye’nin oldukça gerilimli bir zeminde ilerleyen ilişkilerini birdenbire iyi bir diplomasi yönetimiyle diyelim, hem ağırlayarak, hem de orayı ziyaret ederek bir noktaya getirdiniz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru.

MODERATÖR- Bu ilerlettiğiniz ilişkilerimizden faydalanıyor muyuz yeteri ölçüde mesela şu Kandil Operasyonunda?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gayet tabii, mesela şimdi gerek Irak Merkezi Hükümeti, gerekse Irak’ın kuzeyindeki yerel Kürt yönetimi bizim oradaki faaliyetlerimize herhangi bir şey demiyorlar, diyemiyorlar. Sebebi şu: Çünkü birinci derecede oradaki terör unsurlarını temizlemek onların işi. Onların topraklarını kullanarak, üs yaparak her türlü melaneti bizim ülkemize yapıyorlar. Bu nedir? Önce onların bu işi halletmesi lazım. Edemedikleri için biz tabii uluslararası ve ulusal güvenliğimiz açısından haklarımızı kullanmaktan çekinmiyoruz, yaptığımız da o. Aramızda koordinasyon zaten var, bir sıkıntı yok. Şu var: Yani biliyorsunuz yine biz başladığımızda dostlukları artıracağız, düşmanlıkları azaltacağız dedik. Bununla ilgili adımları attık, Rusya’yla ilişkilerin normale dönmesi, işte Suriye’de çözümün kalıcı hale getirilmesi, Irak’la ilişkilerin normalleştirilmesi ve diğer ülkelerle. Bu konuda cumhurbaşkanımızın çok büyük gayretleri var, İran’la, Rusya’yla beraber yapılan çalışmalar var, ayrıca koalisyon güçleri Birleşmiş Milletler, bir kanaldan da onlar çalışıyor. Arada bu Filistin meselesi, İsrail’in yaptıkları falan, bütün bunlarda bu prensip çerçevesinde hareket ettik ve çok mesafe aldık. Yani burada Irak’ta olsun, Suriye’de olsun, dışarıdan gelenler çekip gidecek, ama biz onlarla baş başa kalacağız, asırlardan beri birlikte yaşıyoruz, bundan sonra da birlikte yaşayacağız. Dolayısıyla onlar tortuları bize bırakıp gitmesin istiyoruz. Yani orada bir karar verilecekse, bir proje varsa, Türkiye bu projenin dışında olamaz, sonuçlarından Türkiye etkileniyor arkadaşlar. Yani bir savaş çıkıyor, iç savaş çıkıyor, karışıklık çıkıyor, en önce Türkiye’ye insanlar koşarak canlarını atıyorlar. Hal böyle olunca, ya biz ne yapalım, bize değmeyen yılan bin yaşasın diyecek halimiz yok. Yani etrafımızda olan işler bizi birinci derecede ilgilendirir, hem oradaki insanların korunması açısından, hem ülkemizin zarar görmemesi açısından bunları çok önemsiyoruz ve gereğini yapıyoruz.

SORU- Efendim, müsaade ederseniz ben biraz devam etmek istiyorum bu konuya. Siz göreve geldiğinizde terör Türkiye’nin gündeminden çıkacak demiştiniz. Bugün ise Türk Silahlı Kuvvetleri gerek Kandil’de, gerek Suriye’nin kuzeyinde birtakım operasyonlar yapıyor, bu hattı tamamen temizleyecek miyiz, öyle bir planımız mı var?

Bir de, özellikle Suriye açısından baktığımızda, bölgede PYD, PKK tehdidinin kaldırılması, Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından da bir anlam ifade ediyor mu?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili bir sorunumuz yok bizim, yani Suriye’nin toprak bütünlüğünü öngörüyoruz. Şimdi bizim şuradan, Akdeniz’den, Hatay’dan İran sınırına kadar, İran, Irak ve Suriye, bu hat yaklaşık 1370 kilometre, şimdi buradan Fırat’ın batısında şu bölgeyi terörden temizledik, şimdi bu bölgede faaliyetlerimiz devam ediyor, geriye kalan kısımda da, Münbiç’te Amerika’yla beraber çalışıyoruz, ama Fırat’ın doğusunda da biz herhangi bir tehdit istemiyoruz diye Amerika’ya açık açık söylüyoruz. Tamam, DEAŞ’la mücadele PKK’yla mücadele kadar önemli, buna bir itirazımız yok, ama şu anda bitti bu, yani DEAŞ diye bir şey kalmadı. O halde niye bu PYD, YPG örgütleri desteklenmeye devam ediliyor? Bunun bir izahı olması lazım. Yani NATO’da birlikte olduğumuz, yıllardan beri derin ilişkilerimiz olan Amerika bu konuyu değerlendirmesi lazım. Zannediyorum bu konular Sayın Cumhurbaşkanımızın Brüksel’de yapacağı 12-13 Temmuz toplantılarında sadece bu konular değil, işte FETÖ meselesinden tutun Amerika’nın bizden beklentilerine varıncaya kadar hepsi görüşülecek, konuşulacak. Yani bizim kanaatimiz, Amerika’yla ilişkilerin normalleşmesi ve iki NATO müttefikine yakışır bir şekilde devam etmesi. Ama bunun tek başına bizim kararımızla olmayacağı bilinmesi lazım, Amerika’nın da atması gereken adımlar var, Münbiç’te atılan adımlar ümit vericidir, olumludur, iki taraf için de, bunun diğer sorunlara da aynı şekilde, yapıcı bir şekilde yansıtılmasına ihtiyaç var.

MODERATÖR- Bağlantılı bir soru, Faruk Tokat.

SORU- Sayın Başbakanım, Adalet Bakanlığı FETÖ elebaşı Fethullah Gülen’in iadesine ilişin örgütün sivil imamı Hakan Çiçek’in Gülen’le doğrudan görüştüğünü ortaya koyan yeni delilleri ABD’ye gönderdi. 24 Haziran seçimleri sonrasında ABD makamlarının Gülen’in iadesine bakışında bir değişiklik oldu mu, bu yönde bir emare var mı?

Ayrıca, 15 Temmuz darbe girişiminin faili FETÖ’yle mücadelesinde Türkiye başarılı oldu mu? FETÖ unsurları devletten tam olarak temizlenebildi mi?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Yani bir kere 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılması başlı başına bir başarıdır, ama ilk adımdır. Yani orada sorunun büyüklüğü ortaya çıkmıştır, yani terör örgütünün boyutlarının devletin bütün kılcal damarlarına, Türkiye’nin bütün alanlarına nasıl nüfuz ettiği ortaya çıkmıştır. Şimdiki yapılan çalışma, darbe sonrası örgütün bütün bağlantılarını tespit etmek, hem yurt içinde, hem yurt dışında ortaya çıkarmak ve gereğini yapmak. Biliyorsunuz bu konuda açılan davalar var, darbeye doğrudan iştirak edenlerin yargılamaları büyük oranda tamamlandı, zannediyorum bu sene sonuna kalmaz tamamı bitmiş olur; bu çok önemli bir sefahat. Bundan sonraki kısımlarda da tabi bu yargılamalarda ortaya yeni yeni şeyler çıkıyor, işte bahsettiğiniz olay gibi başka olaylar da var, onlara göre de yeni soruşturmalar genişliyor vesaire, faaliyetler sürüyor. Tabi Türkiye sürekli bu meseleyle de yatıp kalkmamalı. Tamam, darbeye katılanlar en ağır şekilde cezayı almalı. Cumhurbaşkanımız ölçüyü koydu, ibadet, ticaret, ihanet. İhanet tarafı tamam, ticaret tarafı tamam, ama ibadet tarafındakilerin bu işte bir taksiratı yok, bunların ayıklanması lazım. Ama bunun örgütün ilişkileri şeffaf olmadığı için ve kayıt dışı bir örgüt olduğu için kolay olmuyor. Yani burada ne kadar dikkat etsek muhtemeldir birtakım yanlışlar, hatalar olabilir, bunu telafi etmek için bundan sonra daha fazla gayret göstereceğiz. Nitekim İtiraz İnceleme Komisyonu kurduk, kanunu çıkardık, bütün bu dosyaların tamamını, ister yargılanan, ister hüküm giymiş olsun, ister açıkta olsun, ister ihraç edilmiş olsun, hepsinin dosyalarını topladılar, çok mükemmel bir çalışma yaptılar. Şimdi itiraz geldikçe bakıyorlar, hakikaten haklıysa iade veriyorlar, değilse ret ediyorlar. Ama ne getiriyor bu? Hukuki yolu açmış olduk. Şimdi OHAL de olduğu için hukuk yolu kapalı, onunla açılmış oluyor ve bu şekilde mahkemelerde, idari yargıda, adli yargıda haklarını arıyorlar…

MODERATÖR- Mağduriyet varsa giderilmiş oluyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Mağduriyet gideriliyor. Tabi bunun çok fazla gündemde kalması dediğim gibi bizim hedefimiz değil, bir an önce şu kararların çıkıp bu dosyanın kapanması ve işlerin normale dönmesi en büyük arzumuz. Yani dolaylı olarak birçok kesim etkileniyor.

Bu FETÖ’cüler şöyle de bir cambazlık yapıyorlar, başkalarını da işin içine çekmek için yalan-yanlış beyanlar yaparak… Aynen bu işi şeyde de yaptılar, Ergenekon, Balyoz’da da, esasında o girişimler yok değil, var, ama FETÖ’cüler orada da maalesef işi abarttılar, öyle bir algı oluşturdular.

Ama bu mücadelede rehavet yok, devam edecek. Yani işin özeti, burada mağduriyetlerin giderilmesi için de bir yandan da çalışmalar yapılacak. Büyük bir felaketin eşiğinden döndük, kolay bir iş değil. Sadece Türkiye’de değil bunlar 160 ülkede ayın işleri yapıyorlar. Bir yandan bunu yaparken, bir yandan da Maarif Vakfıyla ilgili ülkelere gidiyoruz, onlarla konuşmalar yapıyoruz, oradaki temizliğin yapılmasını sağlıyoruz, bir kısmını devralıyoruz, bir kısmını o ülkenin el koymasını sağlıyoruz; hala bırakmış değiller.

Yani şunu ben tabi anlamakta zorlanıyorum: Amerika’ya bu FETÖ’cülerin yapmadığını söyleyen bir Allah’ın kulu var mı? Yok, herkes bunların yaptığını söylüyor, dünyada da böyle, Türkiye’de de böyle. Ama Amerika garip bir şekilde bu konuda isteksiz, yani bu meselenin sorgulanması lazım. Bu kadar işten sonra hiçbir hayatına kısıtlama getirmeden, hiçbir zorluk yaşamadan burada bu terör örgütü başının faaliyetlerini sürdürmesi Türk halkı tarafından kabul edilmiyor, yani milletimiz bu konuda çok hırslı ve çok sinirli. Amerika’ya diyoruz ki, kardeşim bak burada adım atın, bir sürü belge, bilgi, her şey var. Nihayet o paralı okullarla ilgili onların hesap kitaplarında bir sürü yolsuzluk, usulsüz, yanlış var, onları incelemeye başladılar, ümit ederiz oradan bir mesafe alırız. Ama mutlaka ve mutlaka Amerika’nın önümüzdeki süreçte bu meseleyi birinci dereden Türkiye’yle Amerika arasındaki ilişkileri zehirleyen konu olduğunu kabul etmesi ve adım atması gerekiyor.

MODERATÖR- Teşekkür ediyorum.

İstanbul’a bağlanacağız müsaade ederseniz Sayın Başbakanım.

Eyüp Karakuş karşımızda, Eyüp Bey buyursunlar.

SORU- Efendim, İstanbul’dan saygılar, hürmetler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimlerden önce yaptığı açıklamada, 24 Haziran’dan sonra bu göreve devam edersem ilk işlerimizden birisi olağanüstü hali kaldırmak olacaktır demişti. Olağanüstü hal devam edecek mi, kaldıracaksa ne zaman kaldırılacağına ilişkin net bir tarih mevcut mu?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Cumhurbaşkanımız kampanya sırasında bunu kamuoyuna açıkladı, yani olağanüstü hal 18 Temmuz’da dönem olarak sona eriyor, yenilenme için hükümetin tezkere vermesi lazım Meclise, yani daha doğrusu olağanüstü halin devamı kararını alıp Meclise göndermesi lazım, bunu yapmayınca olağanüstü hal kalkmış oluyor. Dolayısıyla zannediyorum hükümet önümüzdeki Pazartesi açıklanacak, kabine işbaşı yapacak ve olağanüstü hal de böylece tamamlanmış olacak.

MODERATÖR- Efendim, siz, biz o geceden hatırlıyoruz, 11 sularında bir televizyon kanalına bağlanmak suretiyle ilk defa -biz gazeteciler olarak çok beğenip kullandık o tabiri- kalkışma ifadesini kullandınız. Ve bu takip eden süreçte OHAL’e geçtiğimizde de yine ilk defa siz, biz bunu vatandaşa değil devlet kendisine OHAL ilan ediyor, hiç kimsenin hayatı bundan etkilenmeyecek dediniz. O süreçte ekonomik yatırımlar açısından sermaye girişi açısından sıkıntılar oluşturuyor mu OHAL, onun için?..

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani çok sınırlı… Bu iş, yani şöyle söyleyeyim: Bu işin algısıyla olgusu arasında Şenol Bey, çok fark var. Esasında bir şey yok, OHAL’in olması… Ben soruyorum, bu odada bulunanların, sizin hayatınızda olumsuz yönde ne değişiklik yaptı? Hiç kimsenin hayatında olumsuz değişiklik... Ama kimin hayatında olumsuz değişiklik yaptı? Bu darbeye katılanların, bu darbeyle irtibatı olanların, onlar için hayat zorlaştı, hesap veriyorlar.  Onun için dışında yatırımcıya falan herhangi bir şey yok. Ama uluslararası piyasalar, bir de yine bu FETÖ’cülerin, bölücülerin yurt dışında çok geniş ağları var, Avrupa’da, Amerika’da, sürekli bu olağanüstü hali istismar ederek oradaki yatırım kararı verenlerin, yatırımcıların kafasını bulandırmaya çalışıyorlar; işte efendim olağanüstü halle Türkiye’de hukuk askıya alındı, temel haklar kullanılamıyor falan filan. Bunların hiçbiri doru değil, ama maalesef kuvvetli kara propaganda, bazen algı olunun yerine geçebiliyor.

Biz de mesela burada da bir çiftçe standardı görüyoruz, zannediyorum Fransa 700 küsur gün, 729 gün mü, tam olarak rakamı hatırlayamıyorum, olağanüstü halle yönetildi; neyin üzerine? Bir saldırı, yani bir terör saldırısından sonra, bir darbe falan değil, kalkışma değil.

SORU-  Çok daha zayıf…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok bir şey yani. Sonradan da kaldırdılar ama, gerekli oradaki olağanüstü halde kullandıkları yasal yetkileri normal kanunlarına taşıdılar.

MODERATÖR- Taşıyarak kaldırdılar.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi. Yani biz de ihtiyaç varsa bunu yapacağız onu söyleyeyim. Yani Türkiye çok daha 719 günmüş düzeltiyorum.

MODERATÖR- Terörle mücadeleyi boşlayacak bir boşluk bırakacak bir alan değil bu.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi tabi şimdi biz muhtemelen yarın bir son KHK’mızı, olağanüstü KHK’mızı yayınlayacağız ve orada bu terörle mücadelenin OHAL kalktığı zaman zaafa uğramaması için ihtiyaç olan düzenlemeler de yer alacak, çünkü bu güvenlik meselesi ve böylece bu süreci tamamlamış olacağız.

MODERATÖR- Efendim, ben oldukça uzun sayılabilecek bir süreden beri sizi tanıyorum ve Türkiye’nin bildiği o espritüel tavrınızı da biliyorum. Ama ben sizi hiç öyle görmemiştim. Meclis’te bütçe görüşmeleri esnasında birden çok sinirlendiniz 15 Temmuz’du yine konu. Şimdi de yaklaşıyoruz biz da ajans olarak hazırlığımızı yapıyoruz, 15 Temmuz’u anma programları için. Sizi o derece şey neydi efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani yalan yalana ben nefret ederim, yani yalanı konuşan adamdan nefret ederim. Yani doğruyu söyle canımı al kardeşim, yalana hiç tahammülüm yok. Ya o gecenin nasıl geçtiğini, kimin ne yaptığını millet çok iyi biliyor.

MODERATÖR- Birde gözümüzün önünde oldu.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hal böyleyken yani buradaki yanımdaki arkadaşlarımın bir kısmı yakın şahit o geceye ait bütün kayıtlar, konuşmalar ortaya çıktı, her şey belli, her şey gün ışığı gibi belliyken kalkıp bize efendim darbede saklandın, ettin filan gibi laf edince bu benim çok ağrıma gitti, yani mesele ondan ibaret.

MODERATÖR- Birde talimatınızın yazılı olması noktasında ısrar eden bir askere cevabınız vardı.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet doğru. Ya ne diyeyim, adam diyor ki ya yazılı emir ver diyor gecenin yarısında göz gözü görmüyor, efendime söyleyeyim bir yandan bombalar atılıyor, bir yandan insanlar şehit ediliyor, yani ortalık toz duman olmuş, yazılı emir ver diyor memur adam. Yani ben sana yazılı emri gösteririm sabahleyin. Bu söylediklerim yazılı emir kardeşim dedim sen daha ne istiyorsun, bu telefonun kaydını al.

MODERATÖR- Sesimi kaydet.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yazılı emir bundan daha başka ne istiyorsun dedim ve nitekim öyle oldu yani. Onlar hep notlara geçti yani yazılı emir yerine geçti, biz de şu hareketi aldık, bu uçakları talimat verdik, yükledik, getirdik. Yani o iş darbenin kaderini belirleyen iştir, Erzurum’dan kalkan uçakların…

MODERATÖR- Akıncı pisti.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gelip buradaki tırnak içinde düşman uçaklarını baskılaması onları uzaklaştırması darbenin kaderini belirlemiştir büyük ölçüde. Tabi Cumhurbaşkanımızın, Meclisimizin herkesin yaptığı işler var.

MODERATÖR- Elbette efendim görev süreniz boyunca her ne kadar siz bu 15 Temmuz’dan da sonra başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru.

MODERATÖR- Aslında kısa bir süre iki yıl, ama çok hani futbol maçında kırmızı kartın, golün efendime söyleyeyim, penaltının her şeyin olması gibi neredeyse demokratik bir siyasi hayatta 70-80 geçirse bir ülkenin karşılaşmayacağı durumları iki yılda yaşadık. O çerçevede, siz aynı zamanda dış politikada da aktif oldunuz, Rusya, Irak, Kuzey Kıbrıs, Kore, Moğolistan, Amerika, İngiltere, Almanya ziyaretleriniz hafızalarda yer tuttu. Pek çoğuna bizi de davet ettiniz, onun için de çok teşekkür ediyorum, biz de şahit olduk. Toplamda kaç ziyaretiniz oldu Sayın Başbakanım, kaç kişiyi de ağırladık?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 44 başbakan gelmiş, yani ağırlamışız, 178 ülkeden bakan düzeyinde ağırlama yapmışız, 29 ülkeye de ziyaret yapmışız. 11 Avrupa, 6 Asya, 5 Orta Asya, Kıbrıs’a 3 sefer gitmişim, Amerika falan, Balkan ülkeleri, Körfez ülkeleri dahil.

MODERATÖR- Ağırladığınız isimler arasında Pompeo de vardı yanılmıyorsam.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Pompeo o zaman İstihbarat Başkanı tayin edilmişti.

MODERATÖR- Şimdi Dışişleri Bakanı.

Amerika ziyaretimizde de Pence ile görüşmüştük…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ondan önce, seçim öncesi Joe Biden geldi biliyorsunuz.

MODERATÖR- Biden’i burada ağırlamıştık.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz de orada Mike Pence’yi ziyaret ettik, doğru.

MODERATÖR- Efendim, Brüksel’de NATO toplantısında baş başa yapılacak görüşmeler, seçim tebrikleri esnasında da, zikredildiği için söylüyorum, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türkiye’yi seçimden hemen sonra olması hasebiyle ve yeni bir yönetim sistemi, cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçmiş bir lider olarak bizi biraz daha güçlü oturtur mu masaya, ne dersiniz?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Tabi seçimden çıktık, seçim gündeminden çıkmış, Türkiye artık kararını vermiş, önünde bir beş yıl var en az, dolayısıyla karşı muhataplar da konuları görüşünce bunu dikkate alacaklar der demez, yani hele bekleyelim ne olacak modundan çıkmak mecburiyetindeler. O bakımdan bu Brüksel toplantısını ben çok önemli görüyorum sadece Amerika açısından değil, Avrupa Birliği ülkeleri bakımından, bütün NATO ülkeleri bakımından. Artık geçmiş dönemde seçim havasında birtakım yanlış anlaşmalardan kaynaklanan aramızdaki sorunlar, soğukluklar giderilebilir, bu bir fırsata dönüştürülebilir, öyle de olacağını düşünüyorum.

MODERATÖR- Teşekkür ediyorum.

Behçet Güngör…

SORU- Sayın Başbakanım, kamuoyunda bedelli askerlikle ilgili bir beklenti var. Daha önce bedelli askerliğin 24 Haziran seçimden sonrasında ele alacağınızı söylemiştiniz, bu konuda ayrıntılı bir çalışma yapıldı mı, bir tarih var mı? Aynı zamanda bu konuyla ilgili yaş ve ücret konusunda bazı rakamlar bazı basın yayın organlarında yazıldı çizildi. Bu konuda yaş alt sınırı ve ücret belli mi?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani bu konu biliyorsunuz biraz olacaktı-olmayacaktı başlangıçta böyle bir tereddüt oluştu, ama sonunda zaten Cumhurbaşkanımız açık şekilde seçimden sonra bu konuyu ele alacağız demişti. Şimdi ne yapacağız? Yeni hükümet açıklanacak, önündeki birçok gündem maddesinden bir tanesi de bu olacak. Ben bunu daha önce de söyledim, ben bir bedelli meselesinin üzerinde bir konu olarak görüyorum. Yani neden öyle görüyorum? Şimdi bedelli, zaman zaman birikmeler oluyor, işte bir karar alıyorsunuz, şu kadar para ver askerlikten muaf ol diyorsunuz belirli yaştakilere. Ama şu andaki geldiğimiz noktada 5 milyonun üzerinde askerlik çağında insan var, bunları ya askere alacağız ya da yakalarından düşeceğiz. Adam diyor, ya beni askere al kardeşim diyor. Alamayız, o kadar kapasitemiz yok, ancak 350 bin kişi alırız. Yeniler gelmese bile 16 sene sürüyor; yani nasıl olacak? Yani adam gelecek 35-36 yaşına kadar, evlenmemiş, iş kurmamış, ne o? Askere gideceğim. Böyle bir şey yapmaya hakkımız var mı? Dolayısıyla getirilecek çözüm daha kapsamlı…

MODERATÖR- Ve daha kalıcı bir şey mi?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi, yapısal bir çözüm, kalıcı olması lazım. O zaten başladı, özellikle geçtiğimiz yıllarda başladı ve 15 Temmuz’dan sonra da hızlandı. O bakımdan, güvenlik zafiyeti, savunma zafiyeti söz konusu değil. Zaten vatani hizmet için gidenler cepheye sürülmüyor, operasyona, arka lojistikte kalıyorlar. O bakımdan böyle bir sıkıntımız yok. Sıkıntı, ülkemizin en büyük kaynağı olan enerjisiyle, heyecanıyla bu gençlerimizin önündeki belirsizliği ortadan kaldırmak, yapmamız gereken bu. O yüzden bunun kapsamlı bir çalışması tabi Silahlı Kuvvetlerle Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, hükümet bu konuyu birlikte ele alıp kapsamlı bir çözüm üretilecek mutlaka.

MODERATÖR- Teşekkür ederim.

Selçuk Abal.

SELÇUK ABAL- Efendim, 2019 Mart’ında yapılacak yerel seçimlerin 2018 Kasım’ına alınacağına dair iddialar bulunuyor. Yerel seçimler erkene çekilebilir mi, AK Parti’nin buna bakışı nedir?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İyi de şimdi daha seçimden yeni çıktık millet bir oh diyecek, tekrar seçim öne aldık, arkaya aldık bilmem ne, ya bunlarla ülkeye yazık ediyoruz. Şu var: Bu Mart seçimleri için bir şey söz konusu olmaz, yani anayasa değişikliği gerekiyor bir, birde şurada aylar kalmış seçime. Bu seçimler yapılır, ondan sonra Parlamento’da partilerin bir uzlaşma sağlamak suretiyle bu seçimler bir dahaki seçimden geçerli olmak üzere bu Mart seçiminde değil, takip eden 2023 seçimleri Kasım’a alınabilir. Niye alınmalı? Şunun için alınmalı: Şimdi Mart’ta seçim yapıyorsunuz bir o sene gidiyor, baştan 3 ay kampanya sonra da seçildi yerine oturdu, ağzım, gözüm derken sene gitti yaz da geçti. Bu sefer ne oldu? Bir kayıp dört yıla kalıyor. Halbuki Kasım’da olsa sene sonuna kadar toparlanır, işte belediye başkanı, meclisleri vesairesi ortaya çıkar seneye tertemiz güçlü bir şekilde programıyla başlar. Bir bu yönden, bir de mevsimsel şartlar yönünden. Şimdi Mart ayı Türkiye’nin yarısı kar kış, yarısı işte toprak uyanıyor, tabiat işte yaz geçişi dolayısıyla, mevsimsel şartlar ve yılın bölünmemesi açısından doğru bir şey. Tabi bunların hepsi etraflıca konuşulup Meclis’te şimdi Meclis’te partiler de biliyorsunuz 5 tane mi grubu olan parti. Ayrı grubu olmayan partiler de var dolayısıyla, bunlar etraflıca konuşulur bir mutabakat olması lazım ki 400 üzerinde kabulle yaparsanız bu değişiklik olur sırf bunun için referanduma gidilmeyeceğine göre dolasıyla burada bir uzlaşmaya ihtiyaç var. Bugünün konusu değil, bu seçimin konusu değil özet yanlış anlaşılmasın. Önümüzdeki yerel seçimlerden sonra veya sonraki seçimi ilgilendirecek yönde bir çalışma yapmakta fayda var.

MODERATÖR- Ama bu Meclis yapacaktır çalışmayı.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi bu Meclis yapacak.

MODERATÖR- Demek ki yine bize çok tecrübeli bir Meclis Başkanı lazım olacak kast ettiğiniz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Artık orası bizi aşar.

MODERATÖR- Sayın Başbakanım, müsaade ederseniz tekrar İstanbul’a son soru için bağlanacağım.

İhsan Gürsoy, İhsan Bey buyursunlar.

İHSAN GÜRSOY- Efendim, son günlerde toplumu rahatsız eden bir mesele olması hasebiyle hayvan hakları konusunda yürütülen çalışmalar olduğunu biliyoruz. Hayvanlara yapılan işkence ve kötü muamelenin önlenmesine yönelik caydırıcı tedbirler içeren bir yasa ne zaman çıkacak, ne tür cezalar verilmesi öngörülüyor bu suçları işleyenlere acaba?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu çocuk istismarı gerek hayvanlarla ilgili, hayvan haklarına yönelik çalışmalar zaten biz yaptık bir tasarı hazırladık, bunun hayata geçmesi tabi an meselesi. Yeni Hükümetin konuları arasında bu da olacak. Yani bakalım belki bu konu özelikle çıkaracağımız KHK’ya da uygunsa içerik olarak burada da değerlendirebiliriz. Ama henüz çalışmaları yaptılar, bugün üzerinde konuşacağız.

MODERATÖR- Teşekkür ediyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanvekili aynı zamanda İzmir Milletvekilimiz 65’nci Cumhuriyet Hükümeti Başbakanı, Başbakanımız Anadolu Ajansını ilk ziyaret eden son Başbakan. Sayın Başbakanım size hem şahsım hem de Anadolu Ajansı ailesi adına çok çok teşekkür ediyorum.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani son üç gün artık tepe tepe Başbakanım diyebilirsin.

MODERATÖR- Ben sizi bugün birkaç kere arayım efendim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Dördüncü gün yok artık.

MODERATÖR- Çok çok teşekkür ediyoruz şeref verdiniz Sayın Başbakanım ayaklarınıza sağlık.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben teşekkür ediyorum bize bu fırsatı verdiğiniz için. Bizim Sinan’da canlı yayındayız diye not vermiş yanlış bir şey mi söyledik.

MODERATÖR- Siz her zaman canlı yayındasınız efendim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Anladım faydası yok artık yani olan oldu yani.

 

 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.