Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Ankara STK temsilcileri ile bir araya geldigi toplantida yaptigi konusma

 

Evet, yarından sonra inşallah halk oylaması için sandığa gideceğiz, oylarımızı vereceğiz, vatandaşlık görevimizi yapacağız.

Demokrasilerde siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları çok önemli yer alır. Siyaset kurumu-sivil toplum irtibatı koparsa, toplumla da irtibat, bağ kopmuş olur. Bu yüzden sivil toplum örgütleri ülkenin gelişmesi için, demokrasinin gelişmesi için olmazsa olmaz kuruluşlarımızdır. Sivil toplum kuruluşlarımızın da siyasi partiler kadar hayatımızda yeri var. AK Parti iktidarında sivil toplum kuruluşlarının önündeki engelleri birer birer kaldırdık, dernek kurmanın kolaylaştırıldığı, kapatılmasının zorlaştırıldığı ve örgütlü toplum teşvik edildiği, her anlamda demokrasimizin daha da gelişmesi, siyasi partilerimizle beraber toplumun, ülkenin gündeminde yerini alması için ciddi çalışmalar yaptık. 2003’ten bu tarafa sivil toplum örgütlerinin üye sayısı 2 kattan fazla oldu, 5 milyon toplam dernek, vakıflarda üye varken, bu üye sayısı bugün 11 milyona çıktı. 80 bin civarında derneğimiz varken, şu anda 110 bin derneğimiz var, vakfımız var, sivil toplum kuruluşlarımız var.

Bu da şunu gösteriyor: Ülke yönetimini sadece siyasi kadrolara bırakmak değil, aynı zamanda siyaseti bir anlamda desteklemek, denetlemek amacıyla da sivil toplum örgütlerinin toplumda sosyal hayatımızda, ekonomik hayatımızda yerini almasını sağlamak, gelişen demokrasilerin olmazsa olmazı sivil toplum örgütlerini çoğaltmak, sivil toplum örgütlerini ülke konusunda daha fazla sorumluluk almayı sağlamak.

Değerli Ankaralılar, sivil toplum örgütlerimizin çok değerli temsilcileri; Pazar günü kararımız ortaya çıkacak. Vatandaş sandığa gidecek ve bir karar verecek, verilen karar ülkemiz için, milletimiz için en iyi karar olacaktır, bunda hiçbir endişemiz yok. Biz bazıları gibi hayır verenleri denize dökmeyi vaat etmiyoruz, hayır verenleri hain ilan etmiyoruz. Biz sadece şunu söylüyoruz: Türkiye bugünkü şartlar altında bundan sonra 1982 yılı darbe anayasasıyla yoluna devam mı edecek, yoksa ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak yeni bir toplumla, milletle devlet arasında yeni bir sözleşme mi yapacak? Anayasalar bir anlamda milletle milleti yönetenler arasındaki hakları, ödevleri belirleyen yazılı metinlerdir.

Biz diyoruz ki millete, size görev veriyoruz, bu görevinizi yaparken şunlara şunlara dikkat ederseniz, şunları şunları yapmayacaksınız, bunları da yapmayacaksınız; işte anayasanın özü budur. Getirdiğimiz değişiklik değerli kardeşlerim, defalarca söyledik, bir hükümet sistemi değişikliğidir, bu bir rejim değişikliği değildir. Türkiye’nin rejim meselesi 1923’te bitmiştir, Cumhuriyet kurulmuştur, Ankara Başkenttir, dili Türkçedir, bayrağı ayyıldızlı Albayrak’tır. Türkiye milletiyle, ülkesiyle bölünmez bir bütündür.

Bugünlerde artık başka bir şey bulamayanlar Türkiye eyalet sistemine geçecek diyorlar, şimdi onu yaymaya başlıyorlar. Değerli kardeşlerim, eyalet sistemi dediğiniz şey, bir merkezi hükümet olur, federal hükümet, bir de hükümetçikler olur, eyalet sistemi budur. Yani Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin yanında bir de Konya’da bir yerel hükümet; böyle bir şey var mı? Türkiye’nin Cumhuriyetle beraber üniter devlet yapısı anayasanın ilk 3 maddesinde tanımlanmıştır, yerini almıştır. Bunun üzerine tartışma yapmak bu ülkeye çok büyük haksızlıktır.

Biz neyin mücadelesini veriyoruz, soruyorum, biz 40 yıldır neyin mücadelesini veriyoruz? PKK’yla, FETÖ’yle, bütün şer odaklarıyla verdiğimiz mücadele, bayrak mücadelesidir, millet mücadelesidir, üniter devlet mücadelesidir. Bu gerçek ortadayken abuk sabuk birtakım yalanlarla, dolanlarla milletin kafasını karıştırmak doğru mu?

Değerli kardeşlerim, anayasanın ilk değiştirildiği madde 9’dur, ondan önce hiçbir maddede değişiklik yok. 9’uncu madde de yargı bağımsızdır diyor, onun yanına biz CHP’nin de, MHP’nin de, bütün partilerin de istediği yargı bağımsız ve tarafsızdır ibaresini koyduk, hepsi o, bunun dışında bir değişiklik yok, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, hiç değişmedi. Nereden çıktı bu? Eğer bu anayasanın herhangi bir yerinde eyalet varsa, eyalet sistemine yol açacak bir madde varsa, ben bugün bu görevi, hem Parti Genel Başkanlığını, hem de Başbakanlık görevini anında bırakacağım.

Biz hayatımızı bu iş için verdik, mücadelemiz bunun için. Böyle bir iftirada bulunmak, şehitlerimizin ruhunu incitmektir, gazilerimize en büyük hakarettir. Ama buradan soruyorum, bu iftirayı atanlar aynı şeyi yapabilecekler mi? Burada açıkça söylüyorum; getirin şu anayasanın neresinde eyalet varsa gösterin, ispat edin, ben bütün görevlerimi bırakacağım. Siz aynı şeyi yapacak mısınız, soruyorum?

Değerli kardeşlerim, üniter devlet yapısı, tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan, bunlar bizim vazgeçilmez 4 prensibimizdir, Cumhurbaşkanımız, biz başından beri hep bunu söylüyoruz. Milliyetçi, ülkücü kardeşlerimizin üniter devlet konusunda hassasiyeti neyse, en az bizimki de o kadardır, aşağı değildir. Bu anayasa değişikliğini Sayın Bahçeli’yle beraber, Milliyetçi Hareket Partisi’yle beraber yaptık. Bu konu bizim en öncelikli maddemizdi, husustu. Bu konulardaki o titiz çalışmaları şimdi lekelemek, kafa karıştırmak, muazzam bir reformu tartışılır hale getirmek bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Onun için değerli kardeşlerim, açık ve net söylüyorum, yapılan bu anayasa değişikliğini içinde yer almayan hususlarla, eyalet gelecek, eyalete kapı açılacak gibi laflarla itibarsızlaştırmaya çalışanlar, toplumdan gerekli desteği bulamayanların başvurduğu bir iftira dışında bir şey değildir, bunun özellikle bilinmesini istiyorum, milletimiz bunu bilmelidir. Bu konuda esas olan anayasanın içinde yazılanlardır, esas olan bu ülkenin Başbakanı olarak bizim söylediğimizdir, Cumhurbaşkanımızın söylediğidir, bunun dışındaki söylenenlerin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Evet, bu hususu ifade ettikten sonra şunu anlatmak istiyorum: Hayır tarafında yer alanlar bugüne kadar söyledikleri tek şey var, her şey tek adam üzerinde toplanıyor, tek adam, diktatörlük, otoriterleşme, padişahlık. Efendim, Meclisin yetkileri tek adama veriliyor, hükümet yetkisi tek adama veriliyor, yargı tek adama veriliyor. Şimdi ne kadar ilginç, FETÖ, PKK, Avrupa’daki bazı ülkeler de aynı şeyi söylüyor, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı da onların ağzından konuşuyor. Kardeşim, sen Ana Muhalefet Partisi’nin Genel Başkanı’sın, anayasa metnini açacaksın okuyacaksın, orada ne yazıyorsa ona göre konuşacaksın, aklına geldiği gibi, başkalarından duyduğun gibi konuşamazsın, bir sorumluluk taşıyorsun. Ana muhalefet demek, iktidar alternatifi demektir.

Peki, ben şimdi sizlere soruyorum, milletime soruyorum, siyasi partilerin olduğu yerde, siyasi partilerin seçime girdiği yerde, patronun millet olduğu yerde tek adam olur mu, padişahlık olur mu? 5+5 iki dönem ancak görev yapılacak bir yerde diktatörlük olur mu, tek adamlık olur mu?

Tek adam nasıl oluyor? Tek adamın olduğu ülkelere bakın, demokrasi, seçim yok, halkın iradesi yok, belirli güçlerle diktatörler ayakta kalıyor, sonunda da yaptıkları zulüm sebebiyle millet isyan ediyor, alaşağı ediyor, hatta hayatını da sona erdiriyor.

Türkiye 94 yıllık bir demokrasi tecrübesi var, bir demokrasi kültürü var, bir Cumhuriyeti var, 23’te kurulmuş, Cumhuriyeti kuranlar kan verdi, can verdi, şehit verdik. En zor şartlarında Türkiye Osmanlı’dan sonra istiklal mücadelesini kazandı. Bu ülkeyi kuran, bize emanet eden Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmetle, şükranla anıyoruz. Onlara şükran borcumuz var, bizi herhangi bir ülkenin esareti altına sokmadılar, topyekun bir mücadeleyle bağımsızlığımızı kazandık ve bugün Allah’a şükür dünyanın birçok ülkesi arasında onurlu yerimizi aldık.

Değerli kardeşlerim, efendim, Meclis etkisiz hale geliyor. Nasıl geliyor? Bakalım, mevcut halde Meclis ne yapabiliyor? Araştırma yapıyor, yeni sistemde de Meclis araştırma yapıyor. Mevcut sistemde Meclis genel görüşme yapıyor, yeni sistemde de yapıyor. Mevcut sistemde soruşturma yapıyor, yeni sistemde de yapıyor. Mevcut sistemde Mecliste milletvekilleri sözlü, yazılı soru sorabiliyor, yeni sistemde yazılı soru sorabiliyor, sözlü değil. Ama mevcut sistemde ister yazılı, ister sözlü sorular sorulsun. Bakanlar cevap vermezse ne oluyor? Hiçbir müeyyidesi yok. Yeni sistemde soruyu soracak, 15 gün içinde bakan, başkan yardımcısı gereken cevabı verecek, 15 gün. Bir dilekçe bile 30 günde devlette cevaplandırılıyor. Bu mu Meclisi etkinsiz hale getirmek? Meclis soruşturması kim için yapılıyor? Cumhurbaşkanı için, cumhurbaşkanı yardımcıları için, bakanlar için yapılabiliyor. Nasıl yapılıyor? Mevcut Anayasayla bu soruşturmalarda yargılama için gereken oran dörtte üç. Meclisteki bütün her dört milletvekilinin üç tanesi kabul verirse yargılamaya gidiyor. Ancak yapılan değişiklikle bu oran üçte ikiye iniyor, azaltılıyor, yüzde 75’ten yüzde 67’ye düşüyor; bu mu Meclisin zayıflaması. Meclisin yargılama gücünü artırıyor. Neye rağmen artırıyor? Cumhurbaşkanı şu anda mevcut Anayasaya göre sadece vatana ihanetten suçlanabilir. Vatana ihanet diye de bir suç aslında yok, soyut bir şey. Diyelim ki var, sadece bir suçtan Meclis üye sayısının dörtte üçünün kabulüyle gidebiliyor yargılamaya. Mevcutta ne oluyor? Bütün suçlardan, görev süresince işlediği varsayılan bütün suçlardan yargılanabiliyor, hakkında soruşturma istenebiliyor, bu mu Meclisin zayıflaması? İnsanlara doğruları söylemek mecburiyetindeyiz. İnsanları bir şey bilmez yerine koymak, en büyük saygısızlıktır. Sizin bilmediğinizi vatandaş daha iyi biliyor. Çünkü iletişim gelişti, artık hangi bilgiyi arıyorsanız giriyorsunuz internete arama motorlarıyla her şeyi öğrenebiliyorsunuz. Eskiden olduğu gibi değil. Seçimlerde bir sürü vaat söyle, bir sürü abuk sabuk laflar et, duyulmuyor, bilinmiyor. Ama şimdi ağzınızdan çıkan dakikasında bütün toplum tarafından duyuluyor. Onun için sorumlu davranmak mecburiyetindesiniz. Söylediklerinizin doğru olmasına dikkat etmek zorundasınız. Çünkü siz sıradan biri değilsiniz, bir sorumluluk taşıyorsunuz, ülkeyi yönetme sorumluluğu taşıyorsunuz, söyleyeceğiniz her şey vatandaşı bağlar, ülkeyi bağlar. Onun için başka? Meclis savaş ilanı yapıyor, eskiden de, yeni teklifte de. Meclis para basıyor; eskide de var, yenide de var. Meclis ayrıca kanunları çıkarıyor, yine kanunları çıkarıyor. Ama bir tek fark var; yeni sistemde kanun teklif etme münhasıran sadece milletvekillerine veriliyor, aslında milletvekilleri yeni sistemde güçlenmiş oluyor. Şimdi nasıl oluyor? Kanunları iktidar partisi hükümet tasarısı olarak verebiliyor veya teklif olarak verebiliyor. Ama iktidar partisinin istemediği hiçbir kanun Meclisten çıkmaz. Asıl şu anda Meclis iktidar partisinin baskısı altındadır, bu kalkıyor. Çünkü icrayla Meclisi birbirinden ayırıyoruz. Milletvekili bakan olursa milletvekilliği gidiyor. Hem onu yapayım, hem onu yapayım yok. Hem yasamada olayım, hem denetleyeyim, hem de denetleneyim, hem savcı, hem hakim olmuyor. Milletvekili bölgesinde bakanla eşit hale geliyor. Şimdi bir bölgede milletvekili varsa, bakan varsa, oradaki siyasetin nasıl yürüdüğünü görüyorsunuz. Hepsinin gelecek beklentisi var. Dolayısıyla Meclis kendi işine dönüyor, kendi işinde odaklanıyor, daha da güçleniyor, icra da cumhurbaşkanının kurduğu kabinesiyle yoluna devam ediyor. Peki, neden böyle oluyor? Çünkü mevcut mecliste güvenoyu var, bunda güvenoyu yok. Niye yok? Çünkü güvenoyunu sandıkta millet veriyor, doğrudan seçiyor, iktidar doğrudan seçiliyor. Öyle hadi seçimleri yapalım, milletvekillerini gönderelim, Ankara’da otursunlar hükümet kursunlar. Siz başkasını seçiyorsunuz, bakıyorsunuz memleketi yöneten bir başkası. Bu nereden çıktı diyorsunuz, biz bunu seçmemiştik. Bu sistem bunu getiriyor. Bunu ortadan kaldırıyoruz, işi sağlama alıyorsunuz sağlama. Sandıkta garantili hükümet sistemi kuruyorsunuz, garanti. Kimi seçtiysen o, 5 sene muhatabın o, onun dışında kimse yok.

Değerli kardeşlerim; bütün yaygara niye biliyor musunuz? Bütün yaygara, Türkiye maalesef çok partili hayattan başlayıp 60 ihtilalinden çok kötü bir sınav verdi. Yüzde 57-60 oyla seçilen iktidarı hiçbir sebep yokken siyasi ihtiraslar uğruna darbeyle alaşağı ettiler, Başbakanı astılar, bakanları astılar. Ve ondan sonra bu vesayet alışkanlığı devam etti. 71’de bir darbe tehdidi, o da cumhurbaşkanlığı seçimi. Cumhurbaşkanını siyasi irade seçemez. Türkiye’de iki tane devlet var. Bir siyaset, vatandaşın belirli hakları var, sokakları süpür, su-elektrik getir, ama ülkenin gidişatına karışma, ülkenin iç-dış siyasetine karışma. Büyük büyük laflar etme, vatandaşın işi değil. Vesayet, 60’da başladı, 60 ihtilalinden sonra 71’de. Daha sonra 80’de açık darbe, 71’de kapalı darbe, 60’da açık darbe, 80’de açık darbe, 28 Şubat’ta yine kapalı darbe ve 2007 27 Nisan’da yine kapalı darbe, 15 Temmuz’da açık darbe girişimi. Bakın bu darbelerin içerisinde sonuç alamayan iki tane girişim var. İkisi de AK Parti döneminde; birisi 2007 elektronik muhtırasıdır, birisi de 15 Temmuz darbe girişimidir. Buna 17-25 Aralık’ı da ilave edebilirsiniz, o da yargı yoluyla bir darbe girişimidir. Bu üç girişim de akim kalmıştır, çünkü biz AK Parti olarak bize verilen emaneti millet dışında kimseye vermeyiz dedik. Milletimizin emanetini yere düşürmeyiz dedik, düşürmedik de elhamdülillah.

Değerli kardeşlerimiz, burada iş adamlarımız var, hayır kurumlarımız var, derneklerimiz var. Yani toplumun nabzını tutan bütün kesimler burada, siyaset var. Bakın Türkiye çok partili hayatından 67 yıl içerisinde 6 dönemden bahsedebiliriz. Bu 6 dönemin 3’ü Türkiye’nin sıçrama yaptığı dönemdir. Diğer üçü de kazanımlarını tamamen kaybettiği dönemdir.

50-60 arası Türkiye dünya ortalamasının iki katı büyüdü, yüzde 6’nın üzerinde büyüdü. 60-79 arası bütün bu kazanımlarını kaybetti. Niye? İhtilal oldu, 27 Mayıs. Ondan sonra kısa bir süre Adalet Partisi dönemi var, ama ondan sonra da 80’e kadar hep koalisyon, hep istikrarsızlık dönem, hep zayıf ve parçalı hükümetler. Ülkenin temel konularına, meselelerine çözüm bulmak yerine hep ötelemeyi tercih ettiler. Ve sonunda Fahri Korutürk’ten sonra cumhurbaşkanı seçemediler, Meclis seçemedi, seçtirmediler. 124 tur oylama oldu. Seçilemedi, bunu da bahane bilip yönetime el koydular, meclisi feshettiler ve Kenan Evren arkadaşları demokrasiyi kesintiye uğrattı iş başına geldi.

82’de Anayasa yapıldı. Bu Anayasa yapılırken kime soruldu? Türkiye’de maalesef ne 60 Anayasası, ne 82 Anayasası milletle yapılan bir anayasa değildi. Milletin dışında yapılmış bir anayasadır. Olağanüstü şartlarda darbe hükümetleri döneminde, darbe yönetimleri döneminde yapılan anayasalardır. Şimdi işte o Anayasanın bize artık ayak bağı olduğunu görüyoruz. 15 yıldır gördük, 15 yıldır biz bir Türkiye’yi üç Türkiye yaptık, üçe katladık, ama neye rağmen? Bütün engellemelere rağmen. Tabiri caizse engelli koşu yaptık. Şeytan taşlamaktan vakit buldukça yol yaptık, okul yaptık, hastane yaptık, ticaretimizi, ekonomimizi büyüttük, 8 milyon vatandaşımıza iş bulduk. Eğer bunlar olmasaydı ne olacaktı, soruyorum? Türkiye bugün üç kat büyümeyecekti, beş kat büyüyecekti. Milli gelirimiz 11 bin dolar olmayacaktı, 19 bin dolar olacaktı, yazık değil mi bu ülkeye? Bu ülkenin hızını kesmeye hakkı var mı hiç kimsenin? İşte şimdi bütün gürültü, patırtının arkasında vesayetin ortadan kaldırılması. Siyasetin artık gizli ortakları olmayacak. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletin olacak. Sandıkta ne diyorsanız, Ankara’da da olacak; gelen sistem bu. Ne diyoruz? "Evet." Ne diyoruz? "Evet." İşte o kadar.

Millet ne diyorsa, biz de onu diyoruz. Millet ne diyor? "Evet." Ne diyor? "Evet." Ne diyor? "Evet." Ankara işi bitirmiş, sağ olun.

Yani anlatılacak çok şey var, fakat biz yalanların arkasında yorulduk. O kadar çok yalan var ki hangi birine cevap verelim diye zorlanıyoruz. Her gün bir şey çıkıyor, bir bakıyorsun Ana Muhalefet Partisi Başkanı muhtarlarla biraraya geliyor, diyor ki; bak 16 Nisan’da evet verirseniz muhtarlıklar kapanacak. Şu hale bak. Kardeşim, bu anayasa çok açık seçik yazıyor, muhtarlıkların kurulması kanunla, muhtarların gelmesi seçimle. Böyle bir şey yok, muhtarların buna inanacağını mı zannediyorsun? Kimse inanmaz, kargalar bile güler buna.  Şimdi yetmedi, geliyor kahvecilere; bak diyor kahveler kapanacak, evet demeyin. Korkutarak milleti ikna edemezsiniz. Millet korksaydı 15 Temmuz gecesi meydanlara inmezdi. Bayrağını alan herkes meydandaydı. Az önce de çıkmış diyor ki; efendim, milletvekili sayısını 600’e çıkarıyorlar, yazık değil mi bu memlekete, 187 milyon fazladan para ödenecek. Biz bu adamı hesap uzmanı biliyorduk, orada da çaktı, hesabı da bilmiyor. Bilmediğini biliyorduk da, kendisi söyledi. 50 milletvekilinin 5 senede alacağı para 45 milyon, çıkardı 187,5 milyona. Bildiği hesap da bu, Anayasayı da böyle okuduysa vay haline, vay haline. Sen onu soracağına, bir tane milletvekilinin 1 yıllık 2 trilyon fatura nasıl yaptı, onun hesabını sor önce, önce onun hesabını sor, bırak bu işleri.

Bir de, geçmişte yaptıklarını da bunlar unutuyor. Cemil Bey, çok iyi bilir. Bunlar 1995’te Türkiye’nin seçmen sayısı 29 milyon, bugün 59 milyon ha. 29 milyon, getirdikleri Genel Kurula milletvekili sayısı 450’den 600’e çıkıyor. Orada tepki olunca Genel Kurulda hiçbiri sahip çıkmıyor. Ya kim getirdi, sen mi dedin, ben mi dedim, altında bunların imzaları var; CHP’nin imzası var, DYP’nin imzası var. Sonra komisyona çektiler, 550’ye düşürdüler tepkiyi alınca. 450’den 550’ye çıkarıyorlar, şimdi Türkiye’nin nüfusu olmuş 80 milyon, seçmen sayısı olmuş 59 milyon, 550’den 600’e çıkmaya laf ediyorlar.

1960 ihtilalinden sonra ne kadar oldu biliyor musunuz senato ve Meclis? 640 oldu 640. Eski cumhurbaşkanların koydular, bilmem neyi koydular, 640 oldu vekil sayısı. O zaman ne kadardı nüfusumuz? 40 milyon. 40 milyonken 640’tı. Şu anda dünyada bütün ülkelerden en az Türkiye. Neye göre hesap ediliyor? Kaç kişiye bir vekil. Gelişmiş demokrasilerde 50 bin, 60 bine bir vekil düşüyor, bizde de 145 bine bir vekil düşüyor. Şimdi eğer 600 olursa bu 123 bine düşecek. Hala Avrupa’daki ülkelerden iki katı. Biz ülkemizin şartlarını biliyoruz. Maksat iş yapmak değil, maksat kafa karıştırmak. Efendim, ne kadar memleketi düşünüyormuş. Sen kardeşim memleketi o kadar düşünüyorsan 92-98 arasında 2 katrilyon zarara soktun SSK’yı önce onun hesabını ver. O dönemlerde milletin o SSK hastanelerinde neler çektiğini hepimiz biliyoruz. Gece yarısında kuyruğa girip muayene fişi almak, eczane eczane ilaç dolaşmak o günleri gençler bilemez ama biz iyi biliyoruz biz yaşadık. Ama bugün şehir hastaneleriyle 5 yıldızlı otellerden daha iyi hizmet veren sağlıkta dünyaya örnek bir Türkiye var.

Şimdi bir de gençlere takılmış, gençler efendim ne işi varmış 18 yaşındaki gençleri seçilme hakkı veriyorlar askerlikten kurtarmak için şu hale bak. Bunu kim söylüyor? Ana muhalefet partisi genel başkanı söylüyor. Söylerken de dedik ya bunlar böyle söylüyor hakikaten böyle mi düşünüyorlar? Baktırdım parti tüzüklerinde özel madde koymuşlar genç kotası.  Parti meclisine 18 yaşında şu kadar seçimle 18 yaşında üye olacak. Parti meclisine koyuyor, o da seçimle oluyor, olmadı 2011 beyannamelerinde, seçim beyannamelerinde diyor ki, biz seçilme yaşını 21’e indireceğiz. Dahası var, 5 Şubat 2015’te bir milletvekilleri teklif veriyor Meclis’e, seçilme yaşı 18 olsun diye, bunu da Kılıçdaroğlu onaylıyor. Şimdi bütün bunları yapacaksın anayasada biz bunun gereğini yapıyoruz çıkacaksın buna karış duracaksın. Bu tutarsızlıktır, bu dün söylediğini, dün yaptığını bugün inkar etmektir. Yakışmaz, tutarlı olacaksın. Siyaset dürüstlük gerekiyor. AK Parti siyaseti olarak bugüne kadar ne aldanan olduk, ne aldatan olacağız. Topluma karşı hep dürüst olduk, dürüst siyaset yaptık.

Değerli kardeşlerim, efendim diyor 18 değil ki 18-25 arası. Tam 8 yaş grubu var 9,5 milyon seçmen var burada potansiyel seçmen. Bunları yok sayıyor 9,5 milyon seçmen ne demek? Toplam seçmen sayısının neredeyse yüzde 20’sine yaklaşıyor yok sayıyor. Gelsinler oy versinler, ama aday olmasınlar anlamak mümkün değil.

Askerlik peki bu 9,5 milyonun yarısı genç kızlarımızdan, kadınlarımızdan oluşuyor onları ne yapacağız? Hadi erkeklere bir bahane buldun, askerlik için yapıyorlar diyorsun, onları da yok sayıyor. Kafasında kadınlarımız, kızlarımız yok, yok kabul ediyor, hepsinin erkeklerden oluştuğun zannediyor bu kadar bir haber dünyadan bir haber Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı var.

Değerli kardeşlerim bu anayasa halk oylamasında bir şeye karar vereceğiz. Türkiye artık egemenliğin kayıtsız, şartsız milletin mi olacak, yoksa egemenlik birileri tarafından gizli ortakları mı olacak bu kararı vereceğiz. Biz diyoruz ki egemenliğe milletten başka kimse karar veremez bu anayasayla bunu getiriyoruz. Ne FETÖ’cüler, ne bölücüler, ne vesayet odakları, ne de darbe heveslilerinin devri bitiyor, bunun neresi kötü? Ülkenin ne kadar büyük tehlikeyle karşı karşıya kaldığını gördük 15 Temmuz’da gördük. Ankara’nın 149 şehidi var o beğenmediğiniz gençlerin meydanlarda bayrak elde bu ülkenin demokrasisi için, bu ülkenin geleceği için hayatlarını ortaya koyduğunu hep beraber gördük. Ankara 149 şehit verdi, 249 şehidin 149’u Ankara’da. Ne yazık ki tablo buyken Kılıçdaroğlu böyle bir gece için, bu darbe kalkışması için kontrollü darbeydi diyor, bir tiyatroydu diyor. Kontrollü bir darbeyse kontrol edeni de biliyor herhalde. O gece bu ülkenin cumhurbaşkanına, başbakanına, vatandaşına o alçaklar ateş açarken Kılıçdaroğlu’na da yol açtılar yol. Öyle konuşma sen darbenin karşısında dimdik duran bir millet var. Size kalsaydı bu memleketin halini hayal bile edemiyorum. Allah’a şükür ki milletine güvenen, milletinden güç alan bir lider var, Recep Tayyip Erdoğan var bir AK Parti var ve onun ekibi var.

Değerli kardeşlerim, evet bu arada biraz da Ankara’yı konuşalım, yani anayasanın konuşulmayan bir tarafı kalmadı soracağınız sorular varsa onları da cevaplarım.

Ankara Başkentimiz, ha bir ara şeyi de söyledi bir sabah kalktınız Başkent Ankara’dan başka bir yere taşınmış olabilir diyor duydunuz mu? Duymadınız mı? Söyledi bunu söyledi. Okumamış. Anayasanın ilk 3 maddesinde zaten yazıyor başkentin Ankara olduğu ayan beyan belli. Ankara’ya başkentimize 15 yılda 182 milyar lira yatırım ve destek yaptık. Dünyanın en büyük kentsel dönüşüm projesini Ankara’da gerçekleştiriyoruz. Hacı Bayram ve etrafındaki tarihi değerlerimizi ortaya çıkaracak önemli projeyi hayata geçirdik. Ankara’ya Avrupa’nın üçüncü büyük hızlı tren garını yaptık. Sincan-Batıkent ve Kızılay metrolarının açılışını gerçekleştirdik. Geçen günde Keçiören metrosunun açılışını gerçekleştirdik. Böylece Ankara’da toplu ulaşıma yönelik önemli adımlar attık. Hızlı treni Ankara çıkışlı olarak Eskişehir’e, Konya’ya, İstanbul’a yaptık, tamamladık. Şu anda Ankara-Kırıkkale-Yozgat-Sivas ve Kayseri bağlantıları da devam ediyor. Ankara’yı bütün komşu illerle, bölünmüş yollarla bağladık. Ayrıca Ankara’ya çok güzel bir kongre merkezi yapacağız, muazzam bir yeni otogar ve hal binası yapacağız. Dolayısıyla, Ankara’nın ihtiyacı olan ne varsa biliyorsunuz şehir hastaneleri yapılıyor Ankara’da. Bunlar önümüzdeki sene hizmete girmiş olacak. Şehir içerisindeki o trafik sıkışıklığına sebep olan hastane binaları yeni yapılan şehir hastanelerine taşınmış olacak. Çayyolu’ndan daha doğrusu banliyö hattı hem batıdan hem doğudan Sincan’dan başlayarak ta Ayaş’a kadar tamamen yenileniyor. Önümüzdeki yılsonu onu da tamamlamış olacağız. Ayrıca banliyö hattı Yenikent’e kadar uzanacak. Yine Sincan’da çok büyük bir tren garı istasyonu yaptık orada muazzam bir fabrika niteliğinde. Kapalı spor salonları, yüzme havuzları, futbol sahası, yeni stadyum yapılacak. Yani Ankara’nın ihtiyacı neyse hepsini mutlaka birçoğunu yaptık, birçoğunu da önümüzdeki yıllar yapmaya devam edeceğiz inşallah.

Değerli kardeşlerim, bütün bunlar olur, bunları yapacak Türkiye’nin imkanı da var, gücü de var hiçbir problem yok. Önemli olan birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimizin daim olması, halel gelmemesi. Bunun yolu da güçlü iktidardan geçiyor. Güçlü iktidarın yolu da cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden geçiyor. İki başlılık ortadan kalkması lazım, bunu söyleyen Başbakan. Şimdi CHP’liler bir de tutturmuş biz Binali Bey’i çok seviyoruz onun için hayır diyoruz diye kampanya yapıyorlar. Birden bire bana kara sevdalı oldular ne diyeceğiz buna? Ya sen beni sevmeyi bırak da memleket için çalış. Biraz daha çalışta iktidar olmak için çabala, bırak ne yapacaksın beni? Ben koltuk meraklısı değilim, ben memleket sevdalısıyım. Memleketimiz için doğru neyse onu yapmamız lazım. Bak, Ecevit’in kafasına bir kitap fırlatıldı, anayasa kitabına, onun kafasına değmedi ama, milletin tepesine balyoz gibi indi, 2001 krizinde Türkiye bir gecede yüzde 26 servetini kaybetti, bunu yaşadık. O gün batan bankalar, uçup giden dövizler; 638 milyar lira değerli kardeşlerim biz ödedik biz, 2011 yılına bunları ödeyerek geldik. Hem yol yaptık, hem okul yaptık, hem hastane yaptık, hem ihracatımızı 4 kat artırdık, hem ekonomimizi 3 kat büyüttük, 8 milyon vatandaşımıza iş sağladık, dünyanın ısırtan büyük projeleri yaptık, Osman Gazi, Yavuz Sultan Selim, Avrasya Tüneli, Marmaray, dünyanın en büyük havalimanı. Avrupalılar baklayı ağzından çıkardı, Türkiye nasıl olur da dünyanın en büyük havalimanını yapar? Size mi soracağız.

Şimdi eğer o 638 milyar lirayı ödemeseydik… Bugün hep bölünmüş yollarla övünüyoruz haklı olarak, çünkü 6 bin kilometre yolumuz vardı, bunun üzerine 19 bin 500 kilometre bölünmüş yol koyduk. Ne kadar zamanda? 15 yılda. 6 bin kilo metre ne kadar zamanda? 80 yılda. 80 yılda 6 bin, 15 yılda 19 bin 500, fark bu. 80 yılda bu ülke 50 kilometre tünel yaptı, 15 yılda 350 kilometre yaptı.

Değerli kardeşlerim, bu parayı ödemeseydik ne olurdu? 130 bin kilometre bölünmüş yol yapabilirdik, 75 tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapardık. Onları geçtik, 15 tane Kanal İstanbul yapardık, dünyanın en büyük projesi. Bunları da geçtik, bugünkü milli gelirimiz, yani o paraları ödemeseydik, uçmasaydı, 11 bin dolar değil 15 bin dolacaktı. Nereden gitti? Milletin servetinden gitti, milletin refahından gitti. Hakkımız var mı buna? Ne o? İki tane adamın arasındaki hırstan.

Sistemin içinde var bu, kişilerden bağımsız. Mevcut anayasa, darbe anayasası çalışmamak üzerine kurulmuş, birbirlerini kontrol etmek üzerine kurulmuş. İki tane irade tanımlamış, bir başbakan, bir cumhurbaşkanı, ikisinin de yetkisi var, birinin sorumluluğu var, birinin yok. Düşünebiliyor musunuz, bir tane genel müdür yardımcısını gönderdim, Başbakan imzaladı, Cumhurbaşkanı geri gönderdi. Bir sürü genel müdür yardımcısı var, Cumhurbaşkanı nereden biliyor bunun yarar adam, yaramaz adam olduğunu? Gittim sordum, dedim ki, tanıyor musunuz siz bunu? Yok. Niye gönderdiniz? İşte arkadaşlar öyle uygun görmüş. İyi de be kardeşim, sen bir bakansın, genel müdür yardımcısını da atayamayacaksan nasıl o ekibinin arasında iş yapacaksın? Ve nitekim adam geldi, karşıma geçti, sırıtarak, ne haber Bakan Bey dedi. Dediği şu aslında: Benim patronum Cumhurbaşkanı, sen değilsin. Sistem bu arkadaşlar, bu sistemle Türkiye bir yere varamaz. Yetkiyi vermiş gibi yapıyoruz, ama arkadan bir sürü düzenlemeyle bu yetkilerin kullanılmasını engelliyoruz; bu doğru bir şey değil. Yetkiyi vereceksin, mazereti yetkiyi verdiğinin elinden alacaksın, hesabı da soracaksın, bu kadar basit. Siz iş adamısınız, siz nasıl yapıyorsunuz? Ekibinizi kurarken istediğiniz gibi seçiyorsunuz. Hatır, gönülle mi yapıyorsunuz? Önemli olan sizin işiniz, işinizi en iyi şekilde kim yapacaksa onlarla çalışmayı tercih edersiniz, buna da hakkınız var. Siyasette de bu farklı bir şey değil, siyasette de aynı. Onun için bu sistem babayla oğulu birbirine düşürür, o kadar açık söylüyorum.

İrade tek olmalı, iradeyi de millet vermeli, yetkiyi de millet vermeli, hesabı da millet sormalı; bu gelen sistem onu yapıyor. Hem yetki veriyor, hem sorumluluk veriyor, hem de hesap soruyor. Hesabı da seçimden seçime sormuyor, Meclise görev veriyor, arada benim için de hesap sorun diyor yanlış yaparsa.

Sivil toplum kuruluşları yine aynı şekilde ülkenin konuları hakkında, meseleleri hakkında fikirlerini ortaya koyacaklar, her şeyi söyleyecekler, uyarıları yapacaklar, önerileri yapacaklar. Demokrasinin güzelliği bu değerli arkadaşlar; bundan niye korkuyoruz? Milletten korkulmaz, millete tabi olunur. Millete tabi ol rahat et, itaat et rahat et. Milletin aklını kendi aklından daha yetersiz görmeye çalışırsan demokrasi olmaz, demokrat da olamazsın. Demokrat olmanın şartı, her türlü yetkinin, egemenliğin, iradenin millete ait olduğunu kabul etmektir. Milletten başka hiç kimseye bir güç izafe etmemektir. Başkalarına güç izafe ederseniz, o zaman siz demokrat değilsiniz. Türkiye inşallah Pazar günü yapılacak bu halkoylamasında artık vesayet dönemini sona erdirecek, milletin geleceğini belirleyecek, milletin ihtiyaçlarını görecek hükümetleri doğrudan sandıkta kendisi seçecek. Yasamayı yapacak, Meclisi kendisi seçecek, denetlemeyi yapacak, Meclisi kendisi seçecek. Dolayısıyla aracılar, tefeciler, gizli ortaklar artık sistemden ayıklanmış olacak, iş budur.

Peki, Ankara STK’ları hazır mı? "Evet." Pazar günü için hazır mıyız? "Evet." Sesiniz biraz zayıf çıkıyor. Türkiye’nin aydınlık yarınları için var mıyız? "Evet."

Tek bayrak için Evet.

Tek devlet için Evet.

Tek millet için Evet.

Tek vatan için Evet.

Kararımız... "Evet." Kararımız... "Evet." Kararımız... "Evet." Allah sizden razı olsun, sağ olun, var olun, size de yakışan bu.

Hepinize teşekkür ediyorum sabırla beni dinlediğiniz için.

Cuma’nız mübarek olsun, geleceğimiz aydınlık olsun diyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.