Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Avrasya Ekonomi Zirvesinde yaptigi konusmanin metni

 

 … çok değerli temsilcileri,  hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Aramızda değerli Makedonya Cumhurbaşkanı var, Bosna Hersek Cumhurbaşkanı var, önceki dönem önceki dönem Balkanlar’dan, Orta Asya’dan başbakanlar var, cumhurbaşkanları var, oldukça yüksek ilgi ve katılım olan bir toplantı.

21’incisi gerçekleştirilen Avrasya Ekonomi Zirvesi, esasında hem içinde bulunduğumuz bölgesel şartlar, hem de aynı zamanda yaşanan bu bölgedeki çok sıcak gelişmeleri dikkate aldığımızda ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.

Avrasya Ekonomi Zirvesinde Türkiye’nin ve bölgenin kalkınmasına çok önemli katkı yapan siz değerli dostlarımızla birarada olmaktan mutluluk duyuyoruz. Böyle önemli bir toplantıya ev sahipliği yapan Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’na, Vakıf Başkanı Akkan Suver Beyefendinin nezdinde bütün emeği geçenlere teşekkür ediyorum, şükranlarımı sunuyorum.

Değerli misafirler; dünya çok hızlı değişiyor, hızlı bir dönüşüm yaşıyoruz. Bu sancılı süreçte küresel ve özellikle bölgesel gerilimler belirsizliği arttırıyor, ekonomileri olumsuz yönde etkiliyor. Çevre ülkelerde devam eden otorite boşluğu, istikrarsızlık, iç savaş, terör örgütleri bölgenin istikrarına şüphesiz zarar veriyor.

Bölgemizde bu sıkıntılar yaşanırken Türkiye ne yapıyor? Türkiye’nin yaptığı şey çok açık; bir yandan terörle mücadele yaparak hem Avrasya bölgesinin, hem de Avrupa’nın güvenliğini sağlıyor. Ve çok büyük bir mülteci sorununu tek başına göğüsleyerek bölgemizde ve dünyada mülteci sorununun daha da kötüleşmesinin önüne geçiyor. Diğer yandan da ülkeyi kalkındırmak, ekonomimizi daha da güçlendirmek için kararlar alıyoruz, uygulamalar yapıyoruz. Çok şükür bu mücadelemizde bugüne kadar başarıyı elde ettik. 15 yıldır biz bunu yapıyoruz ve 15 yılın her geçen yılı da bütün zorluklara rağmen, istediğimiz hedeflere ulaşmakla sonuçlanıyor.

Türkiye aralıksız olarak büyüyen bir ülke. 2002’den 2017’ye kadar Türkiye 2008 sonlarında başlayan küresel krize rağmen, dünyanın küçülmeye başladığı yıllara rağmen kesintisiz yüzde 5.8 oranında büyümeyi başarmış bir ülkedir. Bu ne anlama geliyor? Bu Çin ve Hindistan’dan sonra dünyada istikrarlı olarak büyümeyi sağlayan ülke anlamına geliyor.

Türkiye’nin göstergeleri bundan ibaret değil. Türkiye geçen yıl yine G-20 ülkelerinde büyümede 1 numara oldu. Bizim önümüzde, az önümüzde İzlanda var. Bu bir şeyi gösteriyor; coğrafi konumumuz, jeopolitik riskler ne olursa olsun ülkemizde uzun zamandan beri var olan güven ve istikrar, güçlü siyasi iktidar sayesinde hem yurt içinde, hem bölgesel sorunlar, hem de kontrolümüz dışında gelişen küresel problemleri göğüsleyebiliyoruz ve bunların üstesinden gelerek üstüne üstlük ülkeyi de büyütmeye devam ediyoruz.

Az önce değerli Bosna Hersek Cumhurbaşkanı söyledi, Balkanlar büyük bir acı yaşadı, bu acının üzerinden 23 yıl geçti, ama izleri hala devam ediyor, hala istikrar, güven istediğimiz noktada değil. 90’lı yıllarda başlayan savaşın ortaya çıkardığı yıkım, tahribat tam anlamıyla giderilmiş değil. O savaşın acılarını en iyi o bölgede yaşayan dostlarımız bilir. Bugün Balkanlar’da barışın, güvenin, istikrarın sürdürülebilir hale gelmesi için hepimizin üzerine büyük görevler düşüyor. Çünkü Ortadoğu’da zaten yeterince sorunumuz var, başka bölgelere de bu sorunun yayılmasının önüne mutlaka geçmemiz gerekiyor. İşte bunun için Türkiye Balkanlar’da bu anlayışla hareket ediyor. Türkiye’nin emperyal hedefleri hiç olmadı, bundan sonra da olmaz. Türkiye gittiği yere iyilik için gider, dostluk için gider, barış için gider. Biz Balkanlar gelişsin, Türkiye gelişsin diyoruz. Balkanlar’da kalıcı, sürdürülebilir istikrarın sağlanması hem Türkiye’nin geleceği için, hem Avrupa’nın geleceği için, hem de küresel huzur ve barış için lazım. Unutmayalım, Balkanlar son 100 yılda üç tane büyük acı yaşadı; Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve 90-91’de yaşanan iç savaş. Bunlardan çok büyük bedel ödedi, biz de bu bedeli ödedik. Onun için Avrasya coğrafyası her zaman risklerin ortasında olan bir coğrafyadır. Çünkü kültürlerin, medeniyetlerin buluştuğu bir coğrafyadır. Kim var bu coğrafyada? Balkanlar var, Ortadoğu var, Kafkaslar var, Orta Asya var, Karadeniz’in kuzeyi var. Bakalım bu bölgeye, Suriye’de iç savaş, Irak’ta keza aynı, Kafkaslar’da Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığı, Filistin-İsrail meselesi, Balkanlar’da her an istikrarın bozulmasına yönelik riskler. Kuzeyde Kırım meselesi, Ukrayna-Rusya, Gürcistan-Rusya, İran-Suudi Arabistan, Katar-Körfez ülkeleri, say say bitmiyor, bütün dünyanın olayları Avrasya coğrafyasında oluyor. Bu coğrafyanın ortasında ne var? Türkiye var. Türkiye bir yandan Avrupa’ya, bir yandan Asya’ya iki medeniyeti buluşturan, uzlaştıran bir görevi var. Bu görevimizi nasıl yapıyoruz? Terörle mücadelede yapıyoruz. Yani bu Suriye’deki, Irak’taki, Ortadoğu’daki bu bölgelerde oluşan savaşların sonucu ortaya çıkan veya çıkarılan terör örgütleri var. Bu terör örgütlerinin dünyanın başına bela olmaması için Türkiye büyük bir mücadele veriyor. Bizim Zeytin Dalı’yla Afrin’de, Fırat Kalkanı’yla Cerablus’a, El Bab’a gitmemizin arkasında Suriye’nin topraklarında gözümüz yok; ne var? Terörü orada kontrol etme, ortadan kaldırmak ve ülkemize gelmek zorunda kalan kardeşlerimizin huzur içinde, barış içinde kendi bölgelerine gitmesini sağlamak, bunu da başardık. Bugün Fırat Kalkanı bölgesinde 140 bin kişi döndü, yerleşti, normal hayata geçti, çocuklarını okullara gönderiyorlar, sağlık destekleri alıyor. Aynı şey Afrin’de olacak, çünkü terör örgütü maalesef zulmediyor oradaki insanlara, ellerinden topraklarını alıyor, çocuklarını alıp dağa götürüyor, çocuk yaşta ellerine silah veriyor, kalem tutacak eller silahla tanışıyor; bütün bunların üstesinden gelmek için büyük bir mücadele veriyoruz, bugüne kadar da başardık. Ama bunun özellikle takdir edilmesini beklerken ne çıkıyor karşımıza? Aşırıcılık çıkıyor, İslam düşmanlığı çıkıyor, radikalizm çıkıyor, terör örgütlerine karşı muhabbet olarak bize dönüyor. Bunlar Türkiye’nin hak ettiği şeyler değildir, dost ve müttefiklerimizden biz daha fazla empati bekliyoruz. Bölgede yaptığımız bu fedakarlığın, bu büyük bedel ödemenin karşılığı bu olmamalı, Balkanlarda da bu olmamalı, Ortadoğu’da da bu olmamalı ve Türkiye’de de bu olmamalı. Balkanlar’da sorun olursa, huzursuzluk olursa Avrupa rahat mı olacak, Avrupa bu işten etkilenmeyecek mi? Tabi ki etkilenecek. Onun için hepimize ortak sorumluluk düşüyor.

Özellikle ellerinde büyük güç bulunan ülkeler, Birleşmiş Milletler’in daimi temsilcileri bugünlerde çok daha büyük sorumluluk altındalar. Yaptıkları ne? Tweetler atarak birbirlerini tehdit ediyor. Kardeşim, dünyanın, bölgenin geleceğini sizin karşılıklı atışmanıza, milyonlarca insanın yok olmasına seyirci mi kalacak? Efendim, benim daha iyi füzem, yok öbür diyor benim daha iyi füzem var, gönder bakalım, göndermezsen işte şöyle olur; sokak kavgası, sokak kabadayıları gibi kavga ediyorlar. Ama sonucu kim ödüyor, bedeli kim ödüyor? Garip gureba, sivil insanlar ödüyor. Onun için zaman rekabet zamanı değildir, zaman bölgede yaraları sarma zamanıdır, bir araya gelme, sen daha güçlüsün, ben daha güçlüyüm kavgasını bir kenara bırakma zamanıdır. El ele vererek, gerçekten Suriye’nin de, Irak’ın da toprak bütünlüğünü sağlayarak, terör örgütleriyle çifte standart yapmadan, terör örgütleri arasında sıralama yapmadan topyekûn mücadele zamanıdır. Biz Türkiye olarak bunu yapıyoruz, başından beri bunu yapıyoruz. Ama bunun da başarılabileceğini gösterdik; Suriye’de gösterdik, Irak’ta gösterdik, Türkiye’de gösterdik. Çok açık, kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok; tekrar ediyorum. Ama başkalarının da bizim toprağımıza göz koymasına asla müsamaha göstermeyiz; böyle de bir hassasiyetimiz var, her ülkenin aynı hassasiyeti var.

Değerli dostlar; Avrasya Ekonomi Zirvesi’nin o yüzden de hem bölgesel hassasiyet açısından, hem de yaşadığımız şartlar açısından önemi daha da artıyor. Dolayısıyla bu toplantı bir anlamda bölgemizin ve dünyanın içinde bulunduğu bu karmaşık durumdan nasıl çıkabiliriz; bunların da burada tartışılıp farklı görüş açılarının ortaya konacağı geniş katılımlı, değişik kültürden, değişik dinden, değişik anlayıştan gelen, sorumluluk taşıyan, geçmişte sorumluluk taşımış katılımcıların görüşlerini ortaya koyacağı çok kaliteli, çok güzel bir platform.

Türkiye bu bölgede üstlendiği sorumluluğun yanı sıra, bir yanda da ülkemizi geliştirmek için hedeflerimize, 2023 hedeflerine erişmek için planladığımız şekilde işlerimizi yapıyoruz, yolumuza devam ediyoruz. Ne dedik? 2023 hedeflerimiz var. Dünyanın parmakla sayılan ülkeleri arasına gireceğiz inşallah. Satın alma gücü paritesine göre 13. Sıradayız, hedefimiz ilk 10’a gelmek, adım-adım bu yönde gidiyoruz. Geçen 15 yılda Türkiye 190 milyar doların üzerinde küresel doğrudan yatırım geldi. Nasıl geldi? Bu insanlar 190 milyar dolar, borsaya para yatırma değil fabrika açma, iş kurma, doğrudan yatırım, uzun vadeli. Üretim yapıyor, istihdam sağlıyor. Peki, bu 2002’den önceki 15 yılda ne kadardı? 15 milyar dolar, yılda 1 milyar dolardan neredeyse 15 milyar dolara, ortalama 12 milyar dolara yıllık yükselmiş. Bu neden oluyor? Güçlü iktidardan dolayı oluyor, güvenden dolayı oluyor, istikrardan dolayı oluyor.

Şimdi göstergelere bakalım. Yani Türkiye’nin göstergeleriyle ilgili hiçbir sorunu yok. Benzer ülkelerden, hepsinden daha iyi durumda. Mesele reel büyüme, dediğim gibi Çin’den ve Hindistan sonra art arda 2017’ye kadar 5.8 olarak gerçekleşmiş. Bu olmasaydı zaten Türkiye 15 yılda 230 milyar dolardan 850 milyar doların üzerine çıkmazdı, bir büyüme öyküsü var. Sonuca da yansıyor, kişi başı milli gelir 3 bin dolarlardan 10 bin doların üzerine çıkmazdı. Başka? Türkiye büyümede kapsayıcılığı da sağladı, nasıl sağladı? Son 10 yılda, yani küresel krizin başladığı 2008’den bu tarafa yaklaşık 9 milyon insana vatandaşımıza iş sağladık, iş-aş sağladık; bu Avrupa Birliği ülkelerinin tamamının sağladığından fazla. Başka? Kamu borcu, ülkelerin durumunu gösteren bir başka önemli büyüklük kamu borcu. Türkiye’nin kamu borcu 15 yıl önce yüzde 70’lerden fazlaydı, şu anda yüzde 28. Peki, bizim benzerimiz ülkeler var, gelişmekte olan ülkeler. Gelişmiş ülkelerin çok daha fazla borcu var, ama onlara soran yok, niye borcun var bu kadar diye soran yok. Çünkü onlar dünyanın sahibi olarak kendilerini görüyor. Canları sıkıldıkça sana şu kadar vergi koydum diyor, demir-çeliğe bu kadar vergi koydum, şunların girişini yasakladım diyor, ekonomik savaşı başlatıyor. Bunun bedelini kim ödüyor? Diğer ülkeler ödüyor. Demek ki idarecilik de sorumluluk gerektiriyor. İstediğim işi istediğim zaman yaparım, istediğim kararı veririm demek iyi idarecilik demek değildir. Aldığınız kararların sadece kendi ülkenizi değil başka ülkelere ne gibi sonuçlar doğuracak, bunu da hesap etmeniz lazım. Bugün Amerika’nın başlattığı bir ekonomik savaş var, bunu görelim. Buna cevap veren ülkeler var; Çin cevap veriyor, başka ülkeler cevap veriyor, bu da belirsizlikleri arttıran başka bir faktör. Demek ki bizim kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 28. Bizim gibi ülkelerinki yüzde 48. Oldukça emniyetli bir alandayız. Kamu açığı nedir? İthalatla ihracat arasındaki fark veya bütçe açığı, bunların toplamı. Burada da durumumuz iyi, gayrisafi milli hasılanın yüzde 2’si civarında seyrediyor ve yine benzer ülkelerin yarısından az yüzde 4.4’de gidiyor. Bankaların öz kaynak yeterlilik oranı, yine mevcut ülkelerinkinin iki katı. Ne kadar? Yüzde 16.7. Kriter yüzde 8, yüzde 8’in altı olursa Maastricht Kriterlerine göre risk alanı oluşuyor, iki katın üstünde. Peki batık kredilerde? Yüzde 3’ün altındayız. Firmaların sayısı artıyor, ihracatçıların sayısı artıyor, PMI dediğimiz, yani yöneticiler endeksi bu ay da arttı, artmaya devam ediyor, yüzde 51.5; bütün göstergeler olumlu. Peki, bütün bunlar oluyor da, böyle olumlu gidiyor, ayrıca yatırım ortamını iyileştirici birçok tedbir aldık. Mesela Türkiye’de şu anda şirket kurmak aynı gün kuruluyor, çalışmaya başlıyor, fatura kesiyor, yarım saatte kuruyorsunuz. Ve bu sene sonunda hedefimiz, iş yapma kolaylığı bakımından ilk 20 içerisinde yerimizi almak. Bunun için yasal düzenlemeleri yaptık.

Teşvik sistemimizde çeşitliliğe gittik. Sıradan, harcıalem üretimlere verilen teşvikler yanında, bölgesel teşvikler yanında teknolojik, katma değeri yüksek ürünlere özel teşvik veriyoruz. Daha iki gün önce Sayın Cumhurbaşkanı’mızın riyasetinde 135 milyar liralık 23 projeye olur verdik. Ne olacak böylece? Bu 19 firma 135 milyar liralık bir yatırım yapacak, yani dolar olarak bu ne kadar ediyor desek 35 milyar dolar. 35 milyar dolar 19 firma yatırım yapacak. 24 bin 34 bin doğrudan çalışan olacak. Ayrıca 134 bin de dolaylı olarak o sektöre hizmet eden çalışan olacak. Başka ne olacak? Cari açığa ithalata verdiğimiz o ürünler için ödediğimiz paralarda düşme olacak 19 milyar dolar. Bu işin tabi ithalat, ihracat dengesiyle ilgili bir şey, ama daha önemlisi bu yatırım kararını verenler, yani laf olsun diye vermiyor milyar dolarlardan bahsediyoruz. Neye karar veriyor? Ülkenin geleceğine karar veriyor. Yani laf olsun diye vermiyor milyar dolarlardan bahsediyoruz. Neye karar veriyor? Ülkenin geleceğine karar veriyor. Ülkenin geleceğini parlak görüyor, güvenli görüyor ve bu yatırım kararını veriyor. Tabi bu günlerde maalesef bölgemizde yaşanan bu gelişmeleri fırsat bilerek ekonomimiz üzerinde bazı spekülasyonlar yapıldığını görüyoruz. Bizim ekonomimizle ilgili bu göstergelerin dışında 3 tane konumuz var. Birisi enflasyon, birisi faiz, bir diğeri de kur, kurlardaki dalgalanma. Bunlarla ilgili bazı sığ, bilimsel temeli olmayan, gerçeklikten yoksun değerlendirmeler var. Buradan bu vesileyle milletime vereceğim mesaj şudur: 2017’de olduğu gibi 2018’de de büyümeyi sürdürülebilir şekilde devam ettireceğiz soğutma falan yok, aşırı ısıtma da yok, kararın da büyüme devam edecek. Hedeflediğimiz orta vadedeki planda hedeflediğimiz büyüme oranını devam ettireceğiz onun altına değil, üstüne çıkabiliriz.

İki, enflasyonla mücadelede hiçbir rehavet yok. Enflasyon mücadelesi önemli, çünkü bu yatırımcının kararını da etkiliyor, vatandaşın ekonomisini de etkiliyor, yani iğneden ipliğe herkesin ilgilendiği vatandaştan firmalara kadar herkesin ilgilendiği konu dolayısıyla, burada dikkatimiz üzerinde olacak enflasyonun yükselmemesi için alınması gereken anlık tedbirler, orta, uzun vadeli tedbirler alıyoruz, almaya devam edeceğiz.

Faizler ve kur konusu bunların konjonktürel gelişmelerle ilgili olduğunu biliyoruz, çünkü göstergeler bu durumu doğrulamıyor, göstergelerimiz başka bir şey söylüyor. Bu ayrışma tamamen küresel şartlardan ve bölgemizdeki jeopolitik risklerin etkisiyle oluyor. Bir tedirginlik oluyor insanlarda savaş mı olacak, oldu mu? Amerika, Rusya tehdit ediyor birbirlerini. Bunların getirdiği geçici yaşanan dalgalanmalardır. Bunun etkileri de sınırlı olacaktır hem geçici olacak hem de sınırlı olacak gereken tedbirleri tabi ki alınacak. Para politikası kurun karşılığı para politikasıdır. Para politikasından kim sorumludur? Merkez Bankası. Merkez Bankası gündemine hakimdir gerektiği zaman gerekli tedbirlerini de almıştır, bundan sonra da alır.

Peki, fiyat istikrarı yani enflasyonu kontrol altına alma kimin görevi? Hükümetin görevi. Hükümette enflasyona sebep olan unsurlar neyse gıdadan tutun, efendim petrole varıncaya kadar birçok ana kalemde çalışmaları ilgili bakanımızın koordinasyonunda Ekonomi Koordinasyon Kurulu yapıyor.

Bunları niye anlattım? Bunları bazı kafa karışıklığı yapmaya çalışan maksatlı olarak ekonomimiz üzerine soru işaretleri oluşturmaya çalışanlar var bunlar duysun diye. Vatandaşımız bunları duysun ve itibar etmesin diye bunları ifade etme ihtiyacı duydum. Tabi istikrarın devamı herkesin menfaatine. Bilinmezlik herkes için büyük bir risktir sadece yatırımcı için değil. Hiçbir projesi olmayan, hiçbir hedefi olmayan insanlar için bile bilinmezlik, belirsizlik can sıkıcı bir şeydir, ruh hali bozulur. Onun için öngörülebilirliği arttıracak tedbirlerimizi bundan sonra da almaya devam edeceğiz.

Evet, Türkiye tabi turizmde de hamdolsun ilerliyor bu sene yüzde 50’nin üzerinde bir rezervasyon artışı var. Muhtemelen turist sayısında 26 milyon mu? 30 rakamı tam hatırlamıyorum 38 milyon civarına gelmesi bekleniyor ve bu 2015 öncesinin seviyesi, Bir ara darbede azaldı, düştü, sonra tekrar toparladı. Bu da şunu gösteriyor yani Türkiye’ye insanlar daha çok gelmek istiyorsa demek ki bir güvenlik problemi yok. Aslında güvenlik problemi olmayan ülke yok. Eğer işi tersinden alırsak hiçbir ülke güvenli değil. Yani İstanbul ne kadar güvenliyse Londra’da o kadar güvenli. Berlin ne kadar güvenliyse Ankara’da o kadar güvenli, çünkü terör artık küresel bir baş belası oldu. Onun için biz diyoruz çifte standardı bırakalım, terörle ama demeden, fakat demeden topyekun savaşalım o zaman bu işin üstesinden geliriz.

Aynı şekilde Türkiye’nin 2018-2019 hatta 2023’e kadar önünde ne yapacak, neyi yapmayacak bunların hepsini belirledik. Bütün bunları yaparken cömertliğimizi de ihmal etmiyoruz. Şu anda dış yardımlar bakımından dünyanın en cömert ülkesi Türkiye. Milli gelirine oranla ve TİKA eliyle, Kızılay eliyle, devlet yardımları marifetiyle milli gelire göre en faza dış desteği yapan ülke konumundayız. Bunun da zararını görmedik, faydasını gördük, uzun vadeli dostluklar kazanıyoruz, kısa vadeli menfaat peşinde koşmuyoruz. Bunlar bölgemizde ihtiyacı olan biri varsa onun desteğine o ihtiyaç olduğu anda koşmazsak sonra bir anlamı olmaz. Bu sıkıntıları tarihte yaşamış bir ülke olarak, bunun tecrübelerinden etkilenmiş bir ülke olarak bir görev biliyoruz ve bu anlamda yapıyoruz. Yani resmi kalkınma yardımlarında 2002’den bu tarafa 75 kat artış sağlamışız. Suriyeli 3,5 milyon insanı bağrımıza başmışız, ekmeğimizi paylaşmışız, evimizi paylaşıyoruz, onların çocuklarını geleceğe hazırlıyoruz, sağlık hizmeti veriyoruz, eğitim hizmeti veriyoruz.

Peki, ne diyorlar? Ya çok güzel, aferin, sizi takdir ediyoruz. Tamam da, takdir edin de, biraz da çıkış yapın, biraz da destek olun, sadece sırt sıvazlamakla olmaz, destek olmak da lazım. Ama destek olsalar da, olmasalar da biz bunu gönüllü olarak yapıyoruz, bunu bir görev olarak biliyoruz. Biliyoruz ki biz de benzer bir şey yaşasak böyle dostlarımız mutlaka olacak, bu anlayışla çalışıyoruz.

Evet değerli dostlar, tabi konuşulacak çok şey var, burada bütün konular ele alınacak, etraflıca değerlendirilecek, ülke tecrübeleri paylaşılacak ve ortaya coğrafyamız için, Avrasya coğrafyası için çok güzel karar çıkacak, ben buna inanıyorum. Zaten 20 yıldır da Marmara Grubu bunu yapmaya çalışıyor, kalitesini, markasını hiç bozmadan bunu gerçekleştiriyor. Bu bakımdan yurt içinden, yurt dışından bu güzel toplantıya teşrif eden dünya şehri İstanbul’da ağırladığımız bütün misafirlerimize teşekkür ediyorum.

Ev sahibimiz Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfını bir kez daha tebrik ediyorum.

Bütün bu coğrafyanın yöneticilerini, üst düzey siyasetçilerini biraraya getirdiğiniz için sizi yürekten kutluyor, milletçe daha güçlü, daha müreffeh, hem ülkemiz için, hem bölgemiz için çalışmaya devam edeceğiz, bölgemizin huzuru, istikrarı için gayret göstermeye devam edeceğiz.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrasya bölgesi aslında insanlık tarihi kadar eskidir, aslında tarihiyle, kültürüyle dünyanın kalbidir. İnsanlık burada doğmuş, savaşlar burada olmuş, her şey buradadır. Burayı saymazsak dünya tarihin geriye kalan bir şeyi yok. Dışarıdakilerin en fazla 200 yıllık bir geçmişi var, dünyanın merkezi burası.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor, beni sabırla dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum.

 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.