Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in, Avrupa Parlamentosu Baskani Schulz ile yaptigi basin toplantisinin tam metni

 

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI MARTİN SCHULZ-Özgür bir şekilde seçimlerle seçilmiş olan Cumhurbaşkanı son derece zor koşullar altında bir iPhone üzerinden televizyona çıkmak durumunda kaldı. Burada son derece cesur bir spiker hanım bu telefonu canlı yayına bağladı ve aracılıkla Cumhurbaşkanı halkına bir çağrıda bulundu.

Ve bizim inancımız şu ki; hani mesleği yapıyor olursa olsun, hangi sosyal tabakadan geliyorsa olursa olsun, bütün insanların sokağa döküldüğü ve silahları olmadan salt bedenleriyle bu vahşi darbe denemesine karşı çıktı. Ben inanıyorum ki, Türk ulusunun tarihinde şanlı bir sayfadır bu. Ve seçimle gelen bir Cumhurbaşkanın vatandaşlarına bir çağrıda bulunması ve vatandaşların bu çağrıya kulak vermesi gerçekten müthiş bir şeydi ve bu Avrupa’da da bizim hayranlıkla izlediğimiz bir gelişmeydi. 

Bu konuyu görüşürken aynı zamanda şunlardan da bahsettik: İki taraf arasında belli gerginlikler, sürtüşmeler de vardı, Sayın Başbakan bu konuda eleştirilerini bize açıkça dile getirdi. Avrupa Birliği üyesi ülkeler olarak Türkiye’ye yeterince destek olmadığımızı ifade etti. Ben ise Avrupa Birliği üyesi ülkeler olarak darbe denemesinin sonrasındaki bütün süreçlerin son derece sürtünmesiz, pürüzsüz ilerlediğini ve bunun bizim kafamızda soru işaretlerine sebep olduğunu ifade ettim. Ama bu konuyla ilgili açıklamaları dinledim ve bunları halihazırda bilmiyordum yeni öğrendim ve bu bilgileri de derinleştirmemiz gerekiyor. Bu konuştuğumuz konular Gülen hareketi ve bu devlet darbesi yapmak isteyen asker içerisindeki bir kanattan bahsetti. Sayın Yıldırım’a çok teşekkür etmek istiyorum, zira bu konuyu bilmiyorduk bu kapsamıyla, o yüzden de gerekli tepkiyi zamanında veremedik. 

Şu anda bizim ziyaretim şu noktaya gelmiş bulunuyor: Biz bugünden baktığımızda Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin istikrarı için nasıl bir katkıda bulunabiliriz? Türkiye’nin son derece zorlu bir durumda olduğunu görüyoruz. Türkiye güvenli sınırlara sahip olma hakkına sahiptir ki bu ülkenin yurttaşları güven içerisinde, emniyet içerisinde yaşayabilsin. Bu nedenle Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki güvenlik anlaşması da gündeme geldi.

Bu noktada şunun altını çizmek istiyorum, Türk tarafı bize şu soruyu sormasını son derece doğal buluyorum: Siz bizim güvenliğimiz konusunda nasıl bir tutum içindesiniz? Ben bunu şöyle cevaplandırıyorum, biz şöyle bir ülkeye destek oluyoruz: Son derece çirkin bir terörle karşı karşıya olan bir ülkeyle karşı karşıyayız. Bundan birkaç gün önce Gaziantep’te yaşanan vahşi terör saldırısı ve bundan önceki terör saldırıları son derece itici ve iğrenç bir olay olduğunu söylemek istiyorum. Ve bu noktada da Avrupa Birliği’ndeki bütün meslektaşlarım adına şunu söyleyebilirim ki; Türkiye’de kurbanların, ölenlerin aileleriyle dayanışma içerisinde olduğumuzu bu ülkenin Başbakanı vasıtasıyla aktarmak istiyorum.

Bunun dışında da, kapsamlı sorunlar listesi hakkında konuştuk. Bunlar güvenlik konusu başlığı olsun, temel hak ve özgürlükler, medyanın özgürlüğü ve Avrupa Birliği’ne katılım süreci, vize serbestisi ve bu sözleşmelerle sağlanacak olan mali katkılar, ki burada bahsettiğim şey tabi ki bu göçmen durumuyla ilgili oluşan mali tabloydu. Bu konuda büyük oranda uzlaştığımızı söyleyebilirim, ama tabi ki ayrı düştüğümüz noktalar da var, bunlardan bir tanesi de vize serbestisi. Bunun için de Avrupa Birliği’nin antiterör, Terörle Mücadele Yasası değişmesi de dahil olmak üzere bütün başlıkların, fasılaların ancak tamamlanmasının ardından bir vize serbestisi olabileceğini söyledim. Ama bu anlamda Parlamentoda bu konu henüz ele alınmadığı için hala hazırda hala gündeme getirilebilir. Sayın Başbakana şunu da ifade ettim: Terörle mücadele konusunda bir değişiklik yapılmadığı sürece bu konuda elimiz kolumuz bağlı dedim.

Toplamda baktığımızda oldukça samimi ve yakın bir görüşme oldu, birçok alanda bir mutabakata ulaşabildik, ama bazı alanlarda da ulaşamadık dediğim gibi. 

Sayın Başbakan, size bir kez daha bu konuları analiz etmek ve görüşmek için vakit ayırdığınız için teşekkür etmek istiyorum. Ve benim izlenimim, bunun önümüzdeki aylar için son derece iyi bir başlangıç olduğu yönünde. 

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkür ediyorum.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Sayın Schulz ülkemize 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ilk ziyaretini gerçekleştiriyor. Kendisine darbe sonrası Avrupa Birliği’nden beklediğimiz gür sesi duymadığımızı, en azından bazı üyelerin bu konuda gereken açıklamayı gereken zamanda yapmadıklarını ifade ettim. Ancak, aradan geçen zaman içerisinde gerçekler ortaya çıkınca dostlarımızın bizzat ziyaretleri ve darbeden geriye kalan tahribatlar, yıkıntılar birebir görüldükten sonra olayın vahameti ve bu örgütün ülkemiz için ne kadar büyük bir tehdit olduğu bugün daha iyi anlaşılmış olduğunu görüyorum, kendisi de yaptığımız görüşmelerde bunu teyit etti. Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerinin çok uzun bir geçmişi var ve geleceğinin de bu kadar uzun sürmesini doğrusu biz istemiyoruz. Artık 60 yıl geride kaldıktan sonra bundan sonraki yol haritasını, güzergahı net bir şekilde Türk milleti görmek istiyor. Bu konuda 64. Hükümet döneminde başlatılan geri kabul anlaşması ve vize serbestisiyle ilgili birtakım hususlar yerine gelmeyen hususlar konusunda da görüş alışverişinde bulunduk. Bunlar içerisinde şu anda aşılamamış gibi gözüken terörle mücadele yasasıdır. Türkiye terörün her türlüsüyle amansız bir mücadele vermektedir. PKK terör örgütü, PYD terör örgütü, DAEŞ terör örgütü, YPG terör örgütü ve diğerleri. Bu terörle mücadelenin sadece Türk halkının güvenliği için değil, aynı zamanda bütün Avrupa’nın güvenliğiyle de ilgili olduğunun bilinmesini isterim, bu hususu Sayın Başkanla paylaştım. 

Bu kritik dönemde içinde bulunduğumuz şartlarda terörle mücadeleyle ilgili yasada bir gevşeme yapmak, burada bir iyileştirme yapmak asla ve asla bizim terörle mücadele konusunda bir katkı sağlamayacağı gibi, bu tehdidin daha da büyüyeceği aşikardır. Bu yüzden bu konunun bir kez daha yeni gelişen şartlar altında ele alınmasının ve başka bir çözüm yolunun bulunmasının elzem olduğunu ifade ettik. Bunun dışındaki konularda Avrupa’yla yolculuğumuzda Türkiye bakımından herhangi bir kafa karışıklığımız olmadığını, ancak zaman zaman Avrupa’daki yetkililerin açıklamalarıyla Türk kamuoyunda bazı hoşnutsuzluklar meydana geldiğini de ifade ettim. Bu konularda bundan sonraki süreçte daha doğrudan aracısız görüşüp sorunları daha gerçekçi bir düzlemde ele almanın bundan sonraki yolculuğumuza ciddi bir katkısı olacağı konusunda da fikir birliğine vardık. 15 Temmuz darbe girişimine sebep olan Fethullahçı terör örgütü hakikaten ilk bakışta anlaması zor bir örgüttür. Çünkü örgüt kapalı bir örgüttür, saydam değildir dolayısıyla, faaliyetlerini ne kadar takip etseniz bile tehlikenin boyutunu anlamanız mümkün olmuyor. Bunun 15 Temmuz gecesi yaşadığımız somut olaylarla ortaya çıktığını Sayın Schulz’a anlattım. Nasıl Genelkurmay Başkanının yıllarca yanında taşıdığı insanlar tarafından etkisiz hale getirildiği ve buna benzer birçok örnekler var. Bu örgüt küresel bir tehdittir, 160 ülkede faaliyeti vardır, bugün Türkiye bu tehdidi görmüştür ve açık mücadelesini 15 Temmuz’da vermiş ve kahraman Türk halkı göğsünü siper ederek 241 şehit, 2194 yaralı, gaziyle bu darbe girişimini etkisiz hale getirmiş, darbecilere darbe yapmayı başarmıştır. Bu yüzden 79 milyon kahraman milletimize bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, gazilerimize hayırlı, uzun ömürler diliyoruz.

Tabi Türkiye son yıllarda hiç ama hiç kimsenin hesap edemediği büyük bir tehlikeyi kendine has bir yöntemle bertaraf etmeyi başarmıştır. Burada en büyük pay şüphesiz milletine aşık olan ve milletinin emrinde olan Cumhurbaşkanımızdır, onun kararlılığıdır, dirayetidir. Tabi bunun yanı sıra onun çağrısıyla sokakları dolduran vatandaşlarımızdır, milletimizdir. Bu konuda milletin verdiği emaneti asla yere düşürmeyeceğini kararlıkla ifade eden 65. Hükümettir. Bütün bunlar sonucunda çok büyük alçakça bir darbe girişimi bertaraf edilmiş ve Türkiye’nin geleceği kurtarılmıştır. Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerinin bundan sonra daha gerçekçi bir zeminde ve daha yapıcı bir anlayış içerisinde sürdürülmesi konusunda da tam bir anlayış birliği mevcuttur. Bundan böyle konularımızı aracısız, tefecisiz doğrudan görüşerek iki toplumun Avrupa Birliği’nin ve Türkiye’nin beklentilerini ortak beklentilerini, ortak geleceğini kapsayacak şekilde çözüme bağlamak en önemli hedeflerimiz arasında olacaktır.

Bu arada terör olayları Suriye’de, Irak’ta yaşanan iç savaştan dolayı büyük bir sorun haline gelen mülteciler konusunu da kapsamlı bir şekilde görüştük ve bu tehdidin bütün Avrupa’nın bir tehdidi haline dönmemesi için yapılması gereken işler, atılması gereken adımlar konusuna da değindik. Bütün bunları dikkate aldığımızda gerek NATO’da, gerek Avrupa Birliği üyeliği yolunda, gerek ekonomik ve ticari ilişkiler bakımından tarihsel bir geçmişi olan Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri eminim ki burada bir milattır ve bundan sonra daha gerçekçi bir zemin içerisinde ilerlemeye devam edecektir.

Ben tekrar Avrupa Parlamentosu Başkanı Sayın Schulz’a bu dayanışma ziyareti için Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle gösterdikleri bu destekten, dayanışmadan dolayı teşekkür ediyorum.

Kendisine tekrar hoş geldiniz diyorum. 

Sorunuz var mı arkadaşlar?

SORU- İki sorum var. Mülteciler konusu vize serbestisiyle birleştirildi bu adım adım gidebilir mi acaba? Örneğin, diyelim ki yöneticiler ya da birtakım başka kişiler önce vize serbestisinden önce kademeli olarak yararlanabilir mi, bu kabul edilebilir mi?
İkincisi de. Terörizmle ilgili kanunların gevşetilmesi şu anki durumu ülkemiz için daha da tehlikeli hale getirir dediniz. Peki, gazeteciler şu anda parmaklıklar altında olan gazetecilerin ülkenize gelmesiyle ilgili durum ve ülkenizdeki durumuyla ilgili ne söyleyeceksiniz?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, önce bu gazeteciler meselesi çok konuşuluyor buna bir açıklık getirmekte fayda var. Bu bahsettiğimiz FETÖ terör örgütü hayatın bütün alanlarına sızmış durumda. Poliste, askerde, devlet dairelerinde, iş aleminde ve medya sektöründe çok geniş bir varlığı var. Bu gazetecilerin, medya mensuplarının efendim içeri alındığı, özgürlüklerinin kısıtlandığı yolunda sık sık Avrupa’dan tenkitler, haberler duyuyoruz. Bakınız hiçbir gazeteci bir terör örgütüne destek olmaz, terör örgütünün faaliyetlerine iştirak etmez. Eğer bunları yapmıyorsa o gazetecidir hiçbir endişeye kapılmasına gerek yok, ama bizdekilerin durumu farklı. Gazetecilik kağıdını alıyor, kartını alıyor, ama bölücü terör örgütüne ve FETÖ terör örgütüne bir fiil destek oluyor, her yönüyle destek oluyor. Sadece met etmiyor, sadece terör örgütünü övmüyor, sadece terör örgütünün lojistik hizmetlerini de yerine getiriyor. Siz terör örgütüyle iç içe olmuş, bu ülkenin insanlarını öldüren, çocuklarını gözünü kırpmadan öldüren kanlı bir örgütün mensubuna elinde gazeteci kimliği var diye hoş geldin mi diyeceksiniz? Öyle bir şey asla kimse bizden beklemesin. Gazetecilik ayrı saygın bir iştir, ama gazetecilik kılığı altında terör faaliyetleri yapmak apayrı bir iştir, bunu bir kere bir yere koyalım.

İkinci konu, daha önce kamuoyuna, Avrupa kamuoyuna ve Türkiye kamuoyuna açıklanan çok net bir şey var. Geri kabul anlaşması vize serbestisi beraber yürüyecek bunun için yerine getirilmesi gereken birtakım hususlar var Türkiye tarafından ve Avrupa Birliği tarafından. Karşılıklı olarak maalesef bu taahhütlerin bir kısmı yerine geldi, bir kısmı yerine gelmedi. Bizim de yerine getirmediklerimiz var, Avrupa Birliği’nde yerine getirmediği hususlar var. Dolayısıyla, bunları yerine getirmek için şu anda imkanımız var. Bunun bir istisnası var, terörle mücadele kanununun değiştirilmesi. Bunu açık ve seçik Avrupa Birliği’ne, Sayın Schulz’a da bir kez daha söyledik ki bugünkü içinde bulunduğumuz şartlardan dolayı biz burada terörle mücadele yasasında bir iyileştirme yapamayız. Bu bizim ölüm kalım meselemiz, bu Türkiye’nin güvenliği meselesi, bu aynı zamanda Avrupa’nın da terörle mücadelesi için olması gereken bir konu. Bunu bir kenara bırakırsak diğer bütün konuların çözüme kavuşturulmasında bir sorun görmüyoruz. Dolayısıyla, kısmı bir uygulama istisnalar getirmek burada Türk toplumunda var olan Avrupa Birliği’ne olan güveni biraz daha azaltacaktır. O yüzden biz netiz uygulama ya vize serbestliği olmalı, onun dışındaki efendim bilim adamlarına, belirli kişilerle muafiyet bunun bir alternatifi, bir çözümü değildir bunu ifade etmek isterim.

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI MARTİN SCHULZ- Ben de bir ekte bulunmak istiyorum. Bu konuyu tartışmalı bir şekilde ele aldık bunu da açık bir şekilde bunu da dile getirmem gerekiyor diye düşünüyorum. Yani basın ve fikir özgürlüğü konusunda Ankara Hükümetiyle bizim basın ile ifade özgürlüğü tanımı altında anladığımız şey arasında fark var. Ve Sayın Başbakan Türkiye perspektifiyle bir tanımdan çıkarak böyle bir şey söyledi. Ben şunu söylemek istiyorum, Sayın Yıldırım’a görüşmemizde şunu ifade ettim: Tam da bu nedenle bilhassa temel haklar ve ifade özgürlüğü konusundaki fasılalar üzerinde çalışmamız gerekiyor. Zira bizimle Türkiye Hükümeti arasındaki çatışmaları ele almak için bu daha uygun olacaktır. Ben bir demokrasinin seviyesini ve kalitesini gösteren birincil faktörlerden birinin basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü olduğunu düşünüyorum. Türkiye, tıpkı diğer vakalarda olduğu gibi gazetecilerde söz konusu olduğunda da her vakaya münferit olarak, tekil olarak bakması gerekiyor ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde belirlenmiş olan koşullara göre yargılanmalı ki Avrupa Konseyi’nin bir üyesi olan Türkiye de tabii ki bunları biliyor, burada zanlıların temel hakları gözetilerek bir yargılama yapılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Ama her konuda anlaşamadığımızı zaten başta söylemiştim, çatışmalı bir şekilde tartıştığımız konular da oldu. 

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bir küçük ilavede fayda var; Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri olduğu gibi bir hukuk devleti. Dolayısıyla Türkiye’deki yargıyla ilgili işler de hukuk devleti ilkesi çerçevesinde kuvvetler ayrılığı prensibine göre yürümektedir. Bir savcı bir basın mensubunu veya bir terör zanlısını sorgularken veya mahkemeye sevk ederken bizden izin almadığı gibi, bizim onların yargılanmasını engellemek gibi bir görevimiz de yok, bir yetkimiz de yok. Onun için bu konudaki anlayış farkı elbette olabilir, ama önemli olan algıdan ziyade olgu nedir onun üzerinde çalışmamız lazım. 

Sayın Schulz’un dediği gibi, Avrupa Birliği fasıllarla ilgili konular görüşülürken medya faslı, basın faslı, bu etraflıca ele alınır, konuşur, burada eğer bir fikir farklılığı varsa, uygulama farklılığı varsa bunları da gidermek mümkündür. Karanlığa taş atarak bu işin üstesinden gelemeyiz. 

Buyurun.

SORU- Ahmet Topal, Sabah Gazetesi. Benim sorum Sayın Schulz’a olacak. 

Sayın Schulz, siz bugün Ankara’da Türkiye’yi ziyaret ederken, aynı zamanda Avrupa Parlamentosu’nda da terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak bilinen ve Türkiye tarafından da yine terör örgütü olarak kabul edilen PYD’nin lideri Salih Müslim Avrupa Parlamentosunda ağırlandı, basın toplantısı yapıldı, buna izin verildi. Merak ettiğim, sizden bir izin alındı mı? Burada Salih Müslim Türkiye için DAEŞ’e yardım ediyor iddiasını ortaya attı, istilacı bir ülke dedi. Türkiye NATO üyesi bir ülke, Avrupa Birliği’yle müzakereler yürüten, göçmen sorununu ele alan bir ülke. Merak ettiğim; başka terör örgütleri de veya tartışmalı olan eli silahlı gruplar da Avrupa Parlamentosunda gelip basın toplantısı yapabilir mi veya orada ağırlanabilir mi? 

İkincisi; kısa süre önce de terör örgütü PKK yandaşlarının Avrupa Parlamentosu’nda PKK liderlerinin fotoğraflarının sergilendiği bir fotoğraf sergisi gerçekleşmiş, bunu duyduk. 6 Eylül’de de yine buna benzer bir sergi olacakmış, buna da izin verilecek mi? 
Teşekkürler. 

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI MARTİN SCHULZ- Bahsettiğiniz beyefendinin Avrupa Parlamentosu’nda olduğu bilgisini bugün burada aldım. Bu şahsi bir ziyarettir, Parlamentonun bir temsilcisi, bir üyesi bu beyefendiyi davet etmiş. Bu herhangi bir şekilde benim çalıştığım kurumu bağlayıcı nitelikte değildir. Avrupa Parlamentosunu hiçbir şeye mecbur bırakmaz bu ziyaret. Aynı zamanda şunu da ifade etmeliyim ki; ben şaşırdım, ben kendisini davet etmezdim. Ve Avrupa Parlamentosu’nda ifade ettiği görüşleri de kendi özel görüşleridir, bunları da herhangi bir şekilde beni temsil ettiğini düşünmüyorum. 

SORU- Efendim, benim sorum yine Sayın Schulz’a olacak. Sayın Schulz, siz burada darbe girişiminin boyutlarını bilmiyorduk, burada detaylarını öğrendik, anladık dediniz. Buradaki bu gerçekleri gördükten sonra bu FETÖ örgütünün Avrupa’daki uygulamaları, hareketleri hakkında bir değişiklik olacak mı, bir yaptırım olacak mı, orada faaliyetlerine devam edecek mi? 

Bir de, yine Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki aslında tarihi anlaşma demek istiyorum, bu tarihi anlaşmayla ilgili bazı maddeler var, vize muafiyetinin terörle mücadele yasasına bağlı olduğunu söylediniz. Türkiye 3-4 terör örgütüyle birden ayın anda mücadele ederken böyle tarihi bir anlaşmayı sadece gidip bir yasaya, bir maddeye bağlamak çok iyiniyetli olabilir mi? 

Bir de, mesela geri kabul anlaşması vardı, Türkiye yasadışı göçü günde 2 binlerden 10’lara, 20’lere düşürdü yasa dışı göçü Türkiye üzerinden Avrupa’ya giden insan sayısını. Ancak bunun karşılığında geri kabul olarak Avrupa Birliği vaat ettiği sayıdaki insanı Türkiye’den almadı. 

Yine ekonomik yardımlar konusunda 3 milyar avro destek verilecek dendi, 180 milyon avro destek verildi. Proje yapılması istendi, ancak Türkiye’de onlarca çadır kent var, hastaneler var, okullar var, bunların her biri bir proje değil midir?

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI MARTİN SCHULZ- Bir sorum var demiştiniz, öyle anladım başta ama, gördüğüm kadarıyla 3 soru sordunuz, ama yine de sırayla cevaplandırmaya çalışayım.

Ben darbenin boyutlarını göremedik, bilmiyorduk demedim, onu gördük. Biz burada tutuklamaların ve bu darbeyi desteklemiş ya da sözde desteklediği ileri sürülen insanların bu kadar çabuk tespit edilmesi bizi düşündürdü. Yani bu şiddetle dolu darbe denemesinin üzerinden 48 saat geçtiğinde binlerce insanın tutukladığının bizi şaşırttığını söyledik, bu konuda sorular sorduk, sorularımız da çok sarihti. Bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar büyük bir ülkede gazeteciler, valiler, savcılar, hakimler nasıl oldu da bu darbeyi desteklediler gibi sorular sorduk. Ve bu sorular o zaman cevaplandığından daha iyi cevaplandırıldı bugün. 

Darbenin boyutuna gelecek olursak, bu boyutu ben birçok meslektaşım en katı bir şekilde kınadık. Bunu da tekrarlamak istiyorum, o yüzden sorunuz için teşekkür etmek isterim. 

Kendi halkına ateş eden bir orduyu sadece hor görebilirsiniz, aşağılayabilirsiniz. O yüzden de zaten Cumhurbaşkanının vatandaşlarına, yurttaşlarına yaptığı çağrı ve vatandaşların bu şekilde, yani silahsız bir şekilde silahlı bir gücün karşına çıkmasını bu ülkenin şerefli bir sayfası olarak görüyoruz. Ama bunu izleyen müteakip günlerde son derece katı ve organize bir şekilde bir soruşturma başlatılması bizim kafamızda soru işaretleri oluşturdu, o yüzden de buna cevaplar aradık, o yüzden de zaten bu soruları bugün yeniden sordum ve belli oranda da cevaplarını aldım.

Türkiye’yle Avrupa Birliği arasında göçmen sorununun halledilmesi için önemli bir adım attık ve bir anlaşma imzaladık. Bu anlaşma çerçevesinde Avrupa Birliği’nin yapması gereken mali destekler de yapılıyor. Avrupa Birliği Bakanı 3 milyar eurodan 720 milyon euroluk bir kısmının aktarıldığını ifade etti ve Türkiye’de göçmenlerle ilgili çalışma yapan kurumların son derece koordineli bir şekilde güzel bir şekilde çalıştığını görüyorum.

Terör konusuna gelecek olursak, terörün hiçbirinin meşru zemini olamaz, o yüzden de silahsız masum insanları, kadınları, çocukları ya da düğün konuklarını öldüren bir örgüt hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun yüzde 100 sert bir şekilde mücadele edilmesi gerekir, bu konuda da Türkiye Avrupa Birliği’nin desteğini tam olarak almıştır.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Küçük bir düzeltme ihtiyacı var, belki yanlış tercümeden de kaynaklanabilir.

Darbeyi ordu değil, asker kıyafeti giymiş terör örgütünün mensupları yapmıştır, yoksa Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir hareketi değildir, ordu içerisindeki bazı FETÖ terör örgütü mensuplarının gerçekleştirdiği bir olaydır. Bunu düzeltmek istedim, teşekkür ederim.

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI MARTİN SCHULZ- İngilizce…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Daha soracaksınız sorun hadi.

SORU- Son bir soru sormak istiyorum iki Beyefendiye de. Terörle Mücadele Yasası hakkında çok şey duyduk şu ana kadar, peki sizce vize serbestisi konusundaki müzakereler bu sebeple sekteye uğrayabilir mi ya da başarısız olabilir mi? 

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI MARTİN SCHULZ- Çok net bir soru sordunuz, çok net bir cevap vermek istiyorum. Şu anda Türkiye’yle Avrupa Birliği arasındaki farklılıklar nedeniyle bu konuda bir adım atılamıyor, ama bu başarısız olacağı, sekteye uğrayacağı anlamına gelmiyor. Bu konuda karşılıklı olarak ne yapabiliriz ki yeniden bu süreç harekete geçirilebilsin? Ama şu ana ilişkin çok net bir cevap verebilirim, çok temel bir kriter, yani Terörle Mücadele Yasası reformu gerçekleştirilmediği için bu konuda herhangi bir adım atılamıyor, ama son söz bu olmak zorunda değil. 

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben ilaveten şunu söyleyeyim: Bugünkü görüşmemizde bir kez daha Türkiye olarak biz net görüşümüzü beyan ettik, terörle mücadele konusunda herhangi bir esneme, herhangi bir geri adım içinde bulunduğumuz şartlardan dolayı söz konusu değildir. Ancak bunu Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin tıkanması için bir sebep görmek de doğru değildir, adil değildir. Bu durumu Avrupalı dostlarımızın anladığını düşünüyoruz. Bu tehdit ortak bir tehdittir, burada tıkanan sorunu nasıl aşarız, bu konuda da birlikte daha fazla kafa yormamız gerekiyor, en azından bu konuda anlaştık. 

Teşekkür ederim.  

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI MARTİN SCHULZ- Sadece erkekler soru sordu gördüğüm kadarıyla, bir tane de kadın basın temsilcisinden soru alsak. 

SORU- Sorum da Sayın Schulz’a olacak. Darbe girişimi sonrası Türkiye’ye geciken bir destek verdiğinizi söylediniz, bunun sebebinin de bazı soru işaretleri olduğunu, bazı pürüzler olduğunu söylediniz. Az önceki soruya verdiğiniz yanıtta da yargılama sürecinin hızlı işlemesini işaret ettiniz. Sanırım sizden alacağımız bu cevapla Avrupa’dan gelen bu geciken tepkinin tamamına aslında…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tercüme yok herhalde. Evet, devam.

SORU- Sanırım sizden alacağımız bu cevapla Avrupa’dan geciken tepkilerin sebebinin de bir anlamda yanıtını almış olacağız. Yargılama sürecinde kafanızdaki soru işaretleri nelerdi? Belki aynı soru işaretleri Avrupa’dan geç gelen tepkiler noktasında da bize yardımcı olabilir. 241 şehide rağmen kafanızdaki soru işaretleri nelerdi o geceye dair?

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI MARTİN SCHULZ- Bildiğim kadarıyla henüz bir yargılama süreci sonuçlanmış değil. Benim kast ettiğim şuydu: Bir darbe denemesi yapıldı ve herkesi gerçekten şoke etti. Üniformalı silahlı insanlar, insanlar üzerine ateş ediyor ve bir Cumhurbaşkanı halkına çağrıda bulunuyor ve insanlar saatler içerisinde sokaklara dökülüyor ve bunların hepsini canlı olarak takip ettik. Ve hemen bunun akabinde Hükümet devreye giriyor ülkeyi kontrolü altına alıyor ve 48 saat ya da 72 saat içerisinde bütün Türkiye’de binlerce insan tutuklanıyor, bunun gerekçesi de zanlı olmaları. İşte bize şaşırtan şey bu, bu kadar sürede bu kadar çok insan. Çünkü biz şu soruyu sorduk kendimize biz hükümet nasıl olurda şunu bilebilir: Bir darbeye ne kadar kişinin nerelerden ve ne şekilde katıldığını nasıl bu kadar sürede öğrenebilir? Bugün yaptığımız bütün görüşmelerde şunu net bir şekilde ifade ettik: Bu dehşet verici eylem darbe eylemine rağmen demokratik bir hukuk devleti her bir davaya münferit olarak bakmalı ve gerek buradaki iddianame iddia makamı, gerekse savunma makamı aynı şartlara, aynı hak ve özgürlüklere sahip olmalı bunun altını çizdik.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Burada hiçbir tereddüt yok, adalet kanunlar ne diyorsa onun gereğini yapıyor burada herhangi bir tereddüde mahal yok. Tabi bu darbe Sayın Schulz darbe olduğu zaman bu darbeye karışanların dokümanları bizim elimize geçti ve bu dokümanlarda bütün isimler var. O sorgulananların verdiği ifadelerde de diğer ilgili olanlar var dolayısıyla çorap söküğü gibi bir anda bu işe kim katılmış bir fiil bunların hepsi ortaya çıktı, ama tabi yargılama devam ediyor, sonucunu bekleyip göreceğiz.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.