Basbakan Yildirim’in Azerbaycan 6. Küresel Bakü Forumunda yaptigi konusmanin metni
Önemli bir forum vesilesiyle sizlerle birarada olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bütün katılımcıları saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Azerbaycan’ın uluslararası meselelere ilişkin diyaloğu geliştirmek amacıyla kurmuş olduğu Nizami Gencevi Uluslararası Merkezin çalışmalarını yakından takip ediyor ve takdir ediyorum.
2012 yılında kurulmuş olmasına rağmen Nizami Gencevi Merkezi son 6 sene içerisinde 20 ülkede etkinlik gerçekleştirmiş ve 100’den fazla devlet-hükümet başkanının biraraya gelmesini başarmıştır.
Genceli Nizami 13. yüzyılda yaşamış Azeri Türk bir bilimadamıdır, bir şairdir, bir düşünürdür. Leyla ile Mecnun, Hüsrev ile Şirin, Haft Paykar ve İskendername gibi önemli efsanevi eserleriyle Türkçe, Farsça ve Arapça edebiyatına mühür vurmuş önemli bir şahsiyettir. Bu vesileyle büyük bilgin Nizami’yi hürmetle, muhabbetle anıyorum.
Genceli Nizami bugünkü dünya meselelerinin çözümü için ta o devirde altın anahtar veriyor ve diyor ki; bağlı bir kapıya anahtar arıyorsan, onu sadece alimlerde aradığın takdirde bulabilirsin. İşte bu sebeple Küresel Bakü Forumu her yıl farklı bir konu, farklı bir temayla dünyanın güncel meselelerinin ele alındığı saygın bir platform olarak kabul görmeye başlamıştır. Ele alınan konular üzerinde ehil ve saygıdeğer kişilerin görüş alışverişinde bulunması, bölgemizin ve dünyamızın ihtiyaç duyduğu ufuk açıcı düşünceleri de ortaya koyuyor. Forumun özellikle bu seneki teması olan “katılımcı toplumlar oluşturmak için farkları azaltmak” başlığı gittikçe kutuplaşan dünyada nasıl kuşatıcı, barışçı toplumlar inşa edeceğimizi göstermesi bakımından sonra derece isabetli bir temadır.
Her meselenin merkezinde insan var. Hepimiz gelecek nesillere huzur, refah dolu sürdürülebilir bir dünya bırakmakla sorumluyuz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın, insanı yaşat ki dünya yaşasın prensibini önemsemeliyiz. Bunun için küresel barışın korunması, sürdürülebilir kalkınma, adil bölüşüm, bölgesel refah ve kalkınmada uçurumun azaltılması önemli hedeflerimiz arasında yer almalıdır.
Eldeki veriler maalesef bu konuda iyimser olmamıza imkân vermiyor. Bu zorlukların aşılması için çok ama çok daha fazla çaba sarf etmemiz gerekiyor. Bir yandan dünyada yeni teknolojilerin, bilişimin, iletişim teknolojilerinin gelişmesi, sanayi 4.0, yapay zekâ gibi yenilikçi teknolojilerimizin hayatımıza girmesi, diğer yandan da çalışma alışkanlıklarımızın iş ve meslek türlerimizin süratle değişmesi, bunlar dünyanın geleceği için güzel şeyler. Ancak bu gelişmelerin bütün dünya için, bütün ülkeler için verimli ve hayırlı olması için mutlaka bölgesel ve küresel anlamda daha fazla işbirliğine ihtiyaç var. Bir ülkenin fazla kalkınması, hemen yanı başındaki ülkenin yarışta geri kalması, küresel huzursuzluğun önemli kaynaklarından biri olmaktadır.
Toplumların karşı karşıya kalabilecekleri sorunların toparlanma kabiliyetlerinin geliştirilmesinin de aynı derecede önemli olduğuna inanıyoruz. Diğer taraftan kalıcı bir toplumsal ahenk için farklılıkların ayrıştıran değil zenginleştiren husus olduğunu da görmemiz gerekir. Çağımızda aşırıcılık, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslam düşmanlığı gibi sorunlar ne yazık ki daha çok konuşulmaya başlandı. Özellikle gelişmiş ülkelerde bu gibi durumlarla karşı karşıya kalıyoruz. Barış içinde yaşayan çoğulcu, demokratik toplumlar inşa etmek için bu yıkıcı akımlara karşı mutlaka ortak mücadele şart. Irk, cinsiyet, sınıf farkı gözetmeksizin bütün insanlara eşit imkân sağlandığı ve kimsenin kendisini dışlanmış hissetmediği bir toplumda istikrar kalıcı olacaktır. Nitekim Türkiye olarak biz bu yaklaşımdan hareketle insan odaklı barışçı dostlukları arttırma düşmanlıkları azaltma yönünde bir istikrarlı politika uyguluyoruz. Ayrıca, genç nesillerin eğitiminde evrensel değerler, hoşgörü ve farklılıkların zenginlik olduğu tezini daima göz önünde bulunduruyoruz. Bu değerlerin toplumdaki adaletsizliğe, nefrete ve hatta terör gibi tehditlere karşı etkin bir mücadele için şart ve gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Ülkemizin zengin farklı kültürel geçmişe sahip olduğunu söylemek isterim. Türkiye, medeniyetlerin buluştuğu, dinlerin buluştuğu, yüzyıllardan beri Asya-Avrupa arasında bir buluşma noktasıdır. Ve bu özelliğiyle yüzyıllar boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Bunun yansımasını kültürümüzde, dilimizde, hayatın her alanında görmek mümkündür.
Değerli konuklar; ülkelerin birbirine gittikçe daha bağımlı hale geldiği bir dünyadayız. Bu durumda geniş bölgelerin ekonomileri ve halkları birbirine bağlayan projelerle ancak bölgesel ve küresel refahı sağlamamız mümkün olacak.
Az önce Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev’in ifade ettiği gibi Kafkaslar bölgesinde Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye olarak hakikaten bölgesel işbirliğini, hatta küresel refahı yakından ilgilendiren önemli projeleri hayata geçirdik. Ben bu projeleri tekrar sayacak değilim, ama mesela bizzat görev de aldığım Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi sadece Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye’yi ilgilendirmiyor. Uzak Doğu’dan ta Batı Avrupa’ya kadar büyük bir coğrafyayı ilgilendiren ve yüzyıllar boyunca tarihi İpek Yolu olarak hizmet veren orta koridoru modern demir yolu hattıyla birleştiren bir projedir. Bu projeyle Uzak Doğu, Orta Asya, Kafkaslar, Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasıyla Balkanlar ve Avrupa birleştirilmiş oluyor. Aynı şekilde Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı da bu yıl içerisinde tamamlanmış olacak, böylece Azerbaycan gazı Anadolu üzerinden Balkanlara ve Avrupa’ya sevk edilmiş olacak. Bu aslında bölgesel ve küresel işbirliğinin en güzel örneklerinden biridir. Bir yandan enerji güvenliğinin sağlanması, bir yandan da ülkelerin birbirinin ihtiyacını karşılaması bakımından çok anlamlı bir projedir. Evet, Türkiye müttefikleri ve dostları için güvenilir, bölgesel barış ve refaha kendini adamış bir ülke olduğunu Ortadoğu’da, Balkanlarda, Kafkasya başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde göstermiştir. Son 7 yıldır Suriye’de yaşanan iç savaş ve yönetim boşluğundan kaynaklanan mülteci akınının 3,5 milyondan fazla mülteciyi misafir eden, ekmeğini-aşını paylaşan ülke Türkiye’dir. Eğer bunlar yapılmamış olsaydı bölgede huzursuzluk daha da artacak ve devam eden terör olaylarını kontrol altına almak belki de mümkün olmayacaktı.
Evet, bugün burada bugün, yarın düzenlenecek panellerde konuşmacılar, uzmanlar, bilim adamları farklılıklar nasıl ortadan kaldırılabilir ve ülkeler birbirlerine nasıl yaklaştırılabilir bunu enine boyuna tartışacaklar. Bunun en önemli başarılabileceği husus daha fazla empati, daha fazla karşılıklı dostluk ilişkilerini geliştirmek ve Birleşmiş Milletlerin küresel olaylarda daha güven arttırıcı bir yapıya kavuşturulması. Rekabetin değil, sorun çözmeyi esas alan bir Birleşmiş Milletler reformunun artık kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğu da bu vesileyle gün gibi ortada. Bir yanda insanlar ölüyor kimyasal gazlar kullanılıyor, çocuk, büyük, yaşlı, genç, ama Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi sadece rekabet uğruna ülkelerin birbiriyle rekabeti uğruna bu insanlık dramına gerekli cevabı veremiyor bu vahşeti durduramıyor. Küresel barışı, kardeşliği sağlamak ancak ve ancak herkesin olaylar karşısında çifte standart gözetmeden insanlığı, insani değerleri esas alarak çözüm üretmesiyle mümkün olacaktır. İşte çok uzakta değil, Yukarı Karabağ sorunu yıllardan beri Azerbaycan’ın kanayan yarasıdır. Topraklarının yüzde 20 fazlası haksız bir şekilde işgal edilmiş, 1 milyondan fazla insan evsiz, barksız, mülteci konumuna düşmüştür. Birleşmiş Milletler, AGİT, Minsk birçok uluslararası örgüt, organizasyon bu haksızlığı kabul ettiği halde, bunun düzelmesi gerektiğini ifade ettiği halde maalesef bu konuda gerekli adımlar atılamamıştır. Eminim ki eninde sonunda hak yerini bulacaktır ve yanlış yapanlar bunun karşılığını bir şekilde görecektir.
Bu duygularla konuşmamı burada tamamlarken Türkiye olarak küresel meselelere önemli çözümler sunan ve dünyadan birçok siyasetçiyi, bilim adamını, uzmanı bir araya getiren böylesine seçkin bir forumun etkinliklerinden birine de Türkiye olarak ev sahipliği yapmak istediğimizi ifade etmek istiyorum. Ve bu önemli etkinliğe davet ederek siz değerli katılımcılara fikirlerimizi paylaşma fırsatı verdiği için Nizami Gencevi Uluslararası Merkezine, Başkanlarına teşekkür ediyorum. Forumdan elde edilecek sonuçların bizlere toplumlarımızın refahı için, daha güzel bir dünya için güzel sonuçlar doğurmasını ve güzel fikirler ortaya koymasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.