Basbakan Yildirim’in Bloomberg News’e yaptigi konusmanin tam metni
SUNUCU- Teşekkürler Sayın Başbakan, bizimle tekrar görüşmeyi kabul ettiğiniz için.
Çok önemli tarihi bir referandumu ardınızda bıraktınız ve istediğiniz, kampanyasını yaptığınız evet oyunu da aldınız. Ancak, oyların oranı sizin ve liderliğinizin tahmin ettiğinden çok daha yakın çıktı. Acaba bu oyların birbirine yakın olması ve yerel ve uluslararası gözlemcilerin referandumun adilliği konusundaki endişeleri sizin politika yaklaşımlarınızda değişiklik yapacak mı? Bazı politikalardan vazgeçmenize ya da bazı yeni politikalar benimsemenize yol açabilir mi?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, teşekkür ediyorum.
16 Nisan’da halkoylaması yapıldı ve evet diyen vatandaşlarımızın oranı yüzde 51.41, hayır diyenlerin oranı da yüzde 48.59, dolayısıyla arada 1 milyon 400 bin civarında oy farkı var, yani birisi 25 milyonun üzerinde, diğeri de 24 milyonun altında.
Başından beri bu halkoylamasında ben bir şey söyledim çok açık bir şekilde, bana hep sordular bu referandumun sonucu ne olur, yüzde kaç bekliyorsunuz? Ben şunu söyledim: Ben yüzde vermem, çünkü bir oran vermek vatandaşın bir anlamda vereceği oya müdahale anlamına gelir, onlara saygısızlık anlamına gelir. O yüzden ölçü şu benim için dedim: Yüzde 50+1, yani evet oylarının hayır’dan bir tane fazla çıkması bu işin meşruiyetini, tartışmayı ortadan kaldırır. Hep bunu söylediğimiz için, sonuçta da bizim açımızdan az oldu, fazla oldu, bu kadar oy var, bu kadar oy yok demenin bir anlamı yok.
Ama şunu da söylememde yarar var: Hayır diyenler de, evet diyen de bizim vatandaşımız, hepsinin başımızın üzerinde yeri var. Asla verenlere niye hayır verdin diye sorgulayacak değiliz. Bundan sonraki politikalarımızda onların niye hayır verdiklerini daha iyi anlamak için çalışma yapacağız. Artık bu halkoylaması geride kaldı, şimdi artık önümüze bakmamız lazım, bütün vatandaşlarımızı kucaklayarak Türkiye’nin gelecek hedeflerine doğru birlikte enerjimizi birleştirerek yol almamız icap ediyor.
SUNUCU- Peki, sonraki adımlar ne olacak o zaman? Bu parti liderliğinin kimde olacağına dair sorular, Sayın Cumhurbaşkanının yeniden iktidar partisinin liderliğine geçip, geçmeyeceği soruları var. Acaba bir olağanüstü parti kongresi olacak mı AK Parti başkanlık seçimi için? Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuya daha yakın görünüyor; bunu netleştirebilir miyiz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Bu anayasa değişikliğinin tam, eksiksiz olarak uygulamaya girmesi önümüzdeki yıllarda, yani şu anda belirlenen tarih 3 Kasım 2019, bu tarihte genel seçimle cumhurbaşkanlığı seçimi aynı günde yapılacak ve bu seçim sonuçlarına göre yeni anayasa değişikliğinde öngörülen cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi devreye girecek. Ama bazı konular var, 3 tane konu var, bunlar hemen halkoylamasının resmi sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte yürürlüğe giriyor.
Bunlardan bir tanesi; Sayın Cumhurbaşkanımızın partiyle ilişiğinin tekrar kurulmasıdır. Yani şu anda partiyle ilişiği kesildi Cumhurbaşkanı seçilince, üye değil, dolayısıyla hemen üye olabilecek, biz de memnuniyetle Cumhurbaşkanımızı partimize davet edeceğiz, çünkü Cumhurbaşkanımızın partimizin kurucusu, Genel Başkanlığını yapmış ve şu anda da Cumhurbaşkanlığı yapıyor, biz bundan ziyadesiyle mutlu oluruz.
İkincisi; Sayın Cumhurbaşkanımıza aynı zamanda parti üyeliğiyle beraber genel başkan olması yönünde de bir engel kalmıyor, anayasal engel. Bu da gayet tabi kendi arzusudur, bunu da yerine getirmekte hiçbir tereddüt göstermeyiz.
Benim önceki açıklama şuydu, yani orada bir yanlış anlaşama…
Buyurun.
SUNUCU- Bu acaba 2018’den önce mi olur? Çünkü zannediyorum bir sonraki kongre önümüzdeki yıl olacak öyle değil mi?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Normal şartlarda bizim şimdi ilçe, il kongrelerimiz var, o kongre takvimine bakarsak, bu 2018’e kadar devam ediyor, 2018’de de olağan kongremiz var, ancak daha önce bu ilçe, il kongrelerini yapmadan genel kongreyi yapma kararı elbette her zaman alınabilir, geçmişte de var, şimdi de bu mümkün Buna asıl karar vereceğiz? Bizim Merkez Karar Yönetim Kurulumuz var, Merkez Yürütme Kurulumuz var, toplanacağız… Önce birinci adım, Cumhurbaşkanımızın partimize üyeliğinin tekrar sağlaması. Ondan sonra partimiz yetkili kurullarında konu değerlendirilecek, ona göre karar vereceğiz. Yani bu konuda herhangi bir tereddüdümüz yok.
Ben daha önce olağanüstü kongre olmaz demedim, kongre sürecini anlattım, yani ne zaman kongre yapılacağını anlattım. Bunlar normal şartlarda olacak şeyler, ama bu takvim her zaman değişebilir, buna yetkili kurallar karar verir.
SUNUCU- Şundan da bahsettiniz: Erken seçimler olabilir demiştiniz. Şu anda seçimlerin 2019 Kasım’ında olması öngörülüyor. Acaba hangi şartlar gerçekleşirse bu değişebilir? Hangi şartlar altında seçimler öne çekilebilir?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğrusu biz AK Parti olarak 15 yıllık iktidarımız döneminde mecbur kalmadıkça erken seçim yapmadık, yani prensip olarak da erken seçimi benimsemiyoruz, çünkü erken seçim belirsizlik getiriyor, öngörüler tam anlamıyla yapılamıyor, gerek ekonomide, gerek diğer konularda bir beklemeye sebep oluyor. O yüzden erken seçim çok tercih ettiğimiz bir şey değil. Şimdi de normal şartlarda herhangi olağanüstü bir gelişme olmazsa seçimler 3 Kasım 2019’da yapılacak. Ancak, ondan önce 2019’un Mart ayı sonunda, son Pazar günü de genel yerel seçimler, belediye seçimleri yapılacak. Yani önümüzde 2019 Mart’ında yerel seçimler var, 2019’un Kasım ayının başında da, 3 Kasım’da da cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler var, bunun dışında şu anda gözüken bir seçim yok, olay bundan ibaret. Yani erken seçime gidecek şu anda bir durum da söz konusu değil. Artık daha projelere, ekonomiye, geleceğe yönelik, Türkiye’nin kalkınma çalışmalarına daha çok zaman ayırmamız lazım.
SUNUCU- Sizin bahsettiğiniz projeler vardı, odaklanmak istediğini söylediğiniz gelecek politikalarınız içerisinde. Acaba kabine değişikliği fikri var mı, kabinde bir değişiklik olacak mı, eğer olursa bu ne zaman gerçekleşebilir? Mesela kulağımıza gelen, Ali Babacan’ın yeniden kabineye dönebileceği gibi bilgiler var, yeniden üst kademelerde görev alabileceğine dair?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle söyleyeyim ben: İsimler üzerinde konuşmamız çok doğru olmaz, kimin geleceği, kimin gideceği, bunları daha böyle bir atmadan konuşmak yanlış olur, o arkadaşlarımıza karşı da uygunsuz bir durum olur. Ama siz de takdir edersiniz ki, zaman zaman Bakanlar Kurulunda kan tazelemesi yapmak demokrasilerin gereğidir. Bu anlamda tabi ki şartlar oluştuğunda, ihtiyaç hasıl olduğunda bakanlarda da değişikliğe gidilebilir. Bunu da tabi Sayın Cumhurbaşkanımızla bir istişare süreci içerisinde gerçekleştiririz.
SUNUCU- Peki, başka şartların şu anda uygun olduğunu mu düşünüyorsunuz, bu şartların mevcut olduğunu düşünüyor musunuz bu taze kan için?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Mutlaka önümüzdeki aylarda bu konuyu ele alacağımızı düşünüyorum.
SUNUCU- Ekonomik anlamda, ekonominin gidişatı anlamında yatırımcılar bir sonraki adımın, yeni adımların neler olacağını merak ediyor, Türk Hükümetinin hangi adımları planladığını merak ediyor. Son görüşmemizde Varlık Fonundan bahsetmiştiniz. Hangi yeni fikirler ya da projeler var şu anda aklınızda Hükümet olarak gelecekte?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğrusu Türkiye yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen dünya ekonomisine göre 2016 yılında da, dünyanın ortalama ekonomik büyümesi 2.2, Türkiye 2.9’la kapattı. Neye rağmen? Bir, darbe girişimi yaşamasına rağmen. İkincisi, dünya ekonomisindeki belirsizlik, Amerikan seçimleri ve Suriye’den gelen çok sayıda mültecilerle dolayısıyla meşgul olması, ayrıca gerek Avrupa Birliği, gerek bölgede yaşanan bazı gelişmelere rağmen Türkiye, bunun tabi turizmdeki gelirlere etkisi çok önemli ölçüde olmuşuz yansıdı, bütün olumsuz şartların biraraya gelmesine rağmen Türkiye 2.9 büyümeyle, hedef 3.2 idi, kapattı. Bu da dünya büyümesinin üzerinde.
Şimdi tabi 2017’de gerek uluslararası değerlendirme kuruluşları, gerek IMF gibi kuruluşlar Türkiye’nin göstergelerinin yukarıya doğru artacağı yönünde açıklama yapıyor, bunlar da doğal. Çünkü bir anlamda hatalarını da telafi ediyorlar, çünkü 15 Temmuz’dan sonra peş peşe hemen Türkiye’nin bütün göstergelerinin aşağıya ineceği yönünde açıklamalar yaptılar, bunlar da bizim tabi ekonomimizin 2016’da zorlandığı konulardan bir tanesiydi. Şimdi öyle zannediyorum ki, 2017’de hem büyüme oranı, biz 4.4 hedef koymuştuk, buna yaklaşacağımızı düşünüyorum. Aynı zamanda doğrudan yabancı yatırımcıların daha fazla ülkeye geleceğini düşünüyorum. Ayrıca, Türkiye’nin gerek iç ekonomisindeki canlanma daha artacak, çünkü artık halkoylaması da bitti, önümüzü görüyoruz, ne yapacağımız biliyoruz, ne yöne gideceğimizi biliyoruz. Burada da bir rahatlama mutlaka sağlanmış olacak, böylece Türkiye’nin yarını bugününden daha iyi olacak, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bakın, bütün bu karışıklıklara rağmen Türkiye 2016’da yabancı sermaye girişimi bakımından gayet iyi. 1,5 trilyon dolar dünyada bir yabancı sermaye hareketi var, Türkiye bundan 12 milyar doların üzerinde bir pay aldı, 2016 yılı için konuşuyorum; bu da küçümsenmeyecek bir rakam. Bu aslında AK Parti iktidarından önceki 15 yılda elde edilen yabancı doğrudan yatırım miktarıydı, Türkiye bunu artık bir yıl içinde çekmeyi başarmış durumda. Türkiye ekonomisi büyüyen bir ekonomi, Türkiye ekonomisi hem dünyaya, hem de kendi vatandaşına güven veren, gelecek büyüme hedefleri olan, gelecek vatandaşımızın beklentisini sağlayacak potansiyeli olan bir ekonomiden bahsediyoruz.
SUNUCU- Yine de IMF’nin Türkiye’nin büyüme öngörülerinin, yüzde 4,5 gibi sizin bahsettiğiniz seviyelerin altında olduğunu biliyoruz. Acaba Hükümetinizin bu konuda almayı planladığı büyümeyi artırıcı tedbirler var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Mutlaka mutlaka. Şöyle: Bir kere biz mali disiplini asla elden bırakmayacağız; bu madde bir, bu bizim bütçemizin dengeleri açısından gerekli.
İkincisi; yapısal reformlara kararlılıkla devam edeceğiz.
Üçüncüsü de, üretime, yatırım yapmaya devam edeceğiz, teşvik yapmaya devam edeceğiz. Üretim demek istihdam demektir, üretim demek ihracat artışı demektir, üretim demek ülkedeki refah artışına katkı sağlamaktır. Yani üretim olmadan kalkınma olmaz, sadece finansal araçlarla bir ülke kalkınamaz. Ülkenin gerçek kalkınması, alın terine, akıl terine yatırım yapmasıdır ve bu yatırımın hem ülke içi ekonomide canlılık sağlaması, hem de ülkeye döviz kazandırıcı hizmetlerin getirilmesi bakımından önemli. O bakımdan biz bugüne kadar yabancı kuruluşların tahminlerinin hep üzerinde neticeler aldık, bunda da inşallah aynı şekilde 2017’de o tahminleri olumlu anlamda yanıltacak bir sonuç alacağımıza inanıyorum. Çünkü bu kararlılık Hükümetimizde var, milletimizin de Türk ekonomisinin geleceğe olan güveninde artış var. Bunu 2 ay önce söyleseydik doğru olmazdı, ama şimdi artık Türk milleti Türkiye’nin gelecek yıllarda, bu yıl da dahil olmak üzere, ekonomisinde iyimser bir düşünceye sahip, bu da bize cesaret veriyor, ümit veriyor ve heyecanımızı artırıyor.
SUNUCU- Yeniden yapılanma dediğinizde bu oldukça çok vurgulanan bir şey Türk Hükümeti tarafından, bundan epeyi çok bahsettiniz. Spesifik olarak neyi kastediyorsunuz yeniden yapılanma derken? Ekonominin hangi kısımlarında yeni yapılandırmayı düşünüyorsunuz? Üretim, imalat tarafından mı bahsediyorsunuz, istihdam imkanını artırmak derken burada spesifik tedbirler ar mı acaba, değişiklikler planlıyor musunuz iş yasasında, çalışma hukukunda? Bahsettiğiniz bu tedbirler neyi içeriyor, bahsettiğiniz yeniden yapılanmayı gerçekleştirmek için.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, teşekkür ediyorum.
Bir kere, biz aslında geçen 2016’nın Kasım ayında Amerikan başkanlık seçiminden sonra, sizin de bildiğiniz gibi gelişmekte olan ekonomilerde bir dalgalanma oldu, yani yerel paralar Amerikan doları karşısında değer kaybetti, Türkiye bundan etkilendi. Biz bunun üzerine, Türkiye’nin dövizle borçlanmadan dolayı özel sektörün, girişimcilerin olumsuz etkilenmemesi için birçok tedbirler aldık ve bu aldığımız tedbirler de doğrusu sonuçlarını gösterdi ve Türk ekonomisi kısa süre içinde toparlandı. Mesela, bütün olumsuzluğa rağmen 2016’da 584 bin kişiye iş sağladık. İstihdam seferberliği başlattık 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber ve burada da ilk 3 ay içerisinde 800 binin üzerinde yeni istihdam.
Nedir, bunu nasıl sağlıyoruz? Bir yandan kamu yararına çalışma adına İşsizlik Fonundan kaynak ayırarak iş alanları seçiyoruz.
İkincisi, işverenlerin sigorta primi, çalıştıracakları kişilerin vergilerinden ve sigorta primlerinden bir kısmını devlet olarak biz üstleniyoruz?
Üçüncüsü, mesela iç tüketimi canlandırmak için beyaz eşyada, otomotivde vergi oranlarını düşürdük, konutta vergi oranlarını düşürdük, ayrıca bunun yanında mevzuatlarda kolaylık yaptık, birçok böyle Damga Vergisi, o, bu, birbiriyle tekrar eden vergiler vardı, bunları basitleştirdik. Buna benzer tedbirleri almaya devam edeceğiz, yani istihdam üzerindeki yükleri azaltacağız.
Çalışma hayatının düzenlenmesi konusunda da tabi ki atacağımız adımlar var. Burada ölçü şu olacak: Ne çalışan mağdur olacak, ne de çalıştıran bütün bu yüklerden olumsuz etkilenecek. İkisini de, çok kolay bir iş olmadığını biliyorum, ama iki tarafı da mutlu edecek bir şekilde geleceğe yönelik bu düzenlemeleri yapacağız. Tabi Türkiye bir hukuk devleti, aynı zamanda demokrasiyle yönetilen bir ülke, dolaysıyla çalışan taraf, çalıştıran taraf, her iki tarafın uzlaşacağı bir yöntemle biz de hakem olmak suretiyle çalışma hayatının gelecek yıllara yönelik düzenlemelerini yapacağız. Buna ihtiyaç var, bu Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak, üretimi artıracak, ekonomisini büyültecek, yatırımlarının sürekliliğini sağlayacak çok önemli bir araç.
Başka? Altyapı yatırımlarını hızlandıracağız. Türkiye bu yıl ve gelecek yıllarda artık demir yollarına çok büyük yatırım yapacak. Yani gelecek 10 yıl içerisinde demir yollarına 100 milyar TL civarında minimum yatırım yapacağız, bu da tabi Türkiye’nin gelecek yılarına yatırım anlamına geliyor. Şu anda son 15 yılda kara yolları, hava yolları, denizcilik konusunda önemli yatırımlarımız oldu, bu yüzden de Türkiye 3 kat büyüdü milli gelir olarak, ihracat olarak 4 kat büyüdü. Ve şimdi şu anda dünya krizden krize koşarken Türkiye biliyorsunuz dünyanın en büyük projelerini hayata geçirdi, örneğin Marmaray, Avrasya Tüneli, dünyanın en büyük havalimanı, Osman Gazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, şimdi İstanbul’un Boğaz’ından hem trenlerin geçeceği, hem de otomobillerin geçeceği 3 katlı bir tünel projesi üzerinde de çalışıyoruz.
Ayrıca çok büyük sağlıkta dönüşümü gerçekleştirdik, 2 bin yataklı, 3 bin yataklı büyük hastane şehirleri kuruyoruz, şehir hastaneleri diyoruz ama, sadece bir hastane değil, kendi içinde her türlü altyapısıyla, konaklamasıyla, yaşam alanlarıyla, ameliyathaneleriyle, poliklinikleriyle muazzam bir külliye gibi bir yapı kuruyoruz, bu da sağlıkta çok büyük dönüşümü ifade ediyor. Bunlar da, yap-yaptır-kirala-devret modeliyle, bir de yap-işlet-devret modeliyle bugüne kadar yaptığımız yatırımların tutarı yaklaşık 50 milyar doların üzerine çıktı bu modelle. Halihazırda otoyol projeleri var bu yap-işlet-devret modeliyle yapacağımız, onun dışında hastane projelerine devam ediyoruz, üniversite öğrenci yurtları projeleri var, elektrik enerji projeleri var benzer şekilde. Takdir edersiniz ki, büyük projeler artık devletin genel bütçe imkanlarıyla yapılamıyor, çünkü öncelikler değişiyor. Şimdi önce insanların sağlık harcamaları yapacaksınız, eğitim harcaması yapacaksınız, savunma harcaması yapacaksınız, sosyal devlet olmanın gereği, sosyal gruplara destekler vereceksiniz, bütün bunlardan para kalırsa büyük altyapı yatırımlarına harcayacaksınız. Bu da mümkün olmadığı için biz, ben de Bakan olduğum dönemde bütçe dışı kaynaklardan, yani PPP metodu veya işte yap-işlet-devret, yap-yaptır-kirala-devret gibi yöntemlerle büyük projeleri gerçekleştirme yoluna gittik ve çok başarılı bir model oldu. Birçok büyük havalimanlarımızı yeniledik bu şekilde, aynı şekilde devam eden projelerimiz var.
Bir de, Türkiye’nin önünde iç ekonomisini canlandıracak, istihdamı artıracak kentsel dönüşüm var. Türkiye bir deprem ülkesi, dolayısıyla hem depreme karşı daha sağlıklı, daha sağlam binalar yapmak, aynı zamanda marka şehirler oluşturmak adına uygun yapılmayan yapıları, imarsız yapıları kentsel dönüşüme tabi tutuyoruz, bu da önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye’nin gerçekleştireceği önemli projelerden biri. Bizde proje çok, kaynak, kaynak da çok, yeter ki doğru projeler yapalım, insanımızı mutlu edecek projeler yapalım.
Türkiye bütün şartlara rağmen, bölgedeki olumsuz şartlara rağmen hala küresel sermaye çeken bir ülke, çünkü Türkiye’nin potansiyeli yüksek genç insan kaynağı var, yetişmiş insan gücü var, bütün civardaki pazarlara erişimi kolay, yani 3 saat uçuşla 53 ülkeye ulaşıyorsunuz, başka bir ülkede bu mümkün değil. O yüzden biz dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz, çünkü İstanbul artık gittikçe bir transfer merkezi haline geliyor, doğuyla batı arasında, kuzeyle güney arasında insanlar İstanbul’da buluşuyor, İstanbul’dan Afrika’ya gidiyor, Avrupa’ya gidiyor, Amerika’ya gidiyor veya Uzak Doğu’ya gidiyor veya Kafkaslar’a gidiyor.
SUNUCU- Burada doğrudan yabancı yatırım ve uluslararası yatırımcıların sizinle gelip bu projelerde işbirliği yapmasından bahsettiniz, yatırımcıların bu konuda güven sahip olmaları lazım. Mali disiplinden bahsettiniz ve bunun hayati önem taşıdığını söylediniz Hükümetiniz için. Bazı Cumhurbaşkanı danışmanları ise daha farklı bir yol izliyor gibiler, daha düşük faiz oranlarının gerekli olduğundan bahsediyorlar ve büyüme projelerini de hükümet harcamalarıyla sürdüreceklerini söylüyorlar. Örneğin Cemil Ertem şunu söyledi: Biz büyümeyi durduracak şekilde firene basmak istemiyoruz 2012’deki gibi dedi. Acaba yatırımcılar bundan ne anlamalı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yatırımcılar şunu düşünmeli: Hesabını bilmeyen kasap, elinde kalır masat. Dolayısıyla hesap-kitap bilmeyen devlet ortada kalır. Yani yatırımı yapacak, onun devamlılığını sağlamak için kendi hesabınızı iyi yapacaksınız. Siz hesabınızı iyi yapamazsanız, başkası gelip sizin adınıza niye gelip yatırım yapsın? Yatırımcı niye gelir? Ülkede güvenlik varsa gelir, ülkede istikrar varsa gelir, ülkede hukuk kuralları tam anlamıyla işliyorsa gelir veya iş kuruyor, kurduğu işte mevzuata, bürokrasiye boğulmuyorsa, bürokratik engellerle karşılaşmıyorsa o ülkeye gelir, bir de rekabet şartları varsa gelir. Şimdi bütün bu şartlar var mı Türkiye’de? Var.
Biz bir kere yaptığımız düzenlemelerle şirket kurulma sürelerini çok kısalttık, ödenmeyen çeklerle ilgili çok ciddi tedbirler aldık, hileli iflasları ortadan kaldıracak düzenlemeleri yaptık. Bütün bunlar yatırımcıyı güvence altına alan düzenlemeler.
Bir de, yatırımcılara bölgesel teşvikler veriyoruz. Ne demek? Yani daha az kalkınan bölgede yatırım yaparsan ilave teşvikler var, çok gelişmiş bölgede yatırım yaparsan daha az teşvik var.
Bunun dışında, proje bazında destekler veriyoruz, yani stratejik bir projen var, bilişimle ilgili, petrokimya sektörüyle ilgili, enerji sektörüyle ilgili, savunmayla ilgili veya denizcilikle ilgili birçok büyük proje, büyük ölçekli diyelim. Büyük ölçekten kastımız ne? 500 milyon dolar ve üzeri. Bütün bu projelere, oturuyoruz karşılıklı sizinle bizim gibi, ne istiyorsun kardeşim? Şunları şunları şunları istiyorum. Bunun karşılığında ne vereceksin? Şu kadar insan çalıştıracağım, bu kadar yatırım yapacağım, şu kadar ihracat yapacağım, bu kadar da iç piyasaya satacağım. Bütün bunları konuşuyoruz, bunlar karşısında bizim sana vereceğimiz, işte şu şu şu vergilerden muaf, enerji maliyetinden şu kadar sana indirim, buna benzer “…” veya işte ısmarlama teşvik sistemini de devreye soktuk ve uygulamaya başladık.
Bak Ar-Ge Kanunu çıkarttık, Patent Kanunu çıkardık ve muazzam dönüşümler. Şimdi uzay ajansını kuruyoruz, TÜBİTAK Kanununu yeniliyoruz, tarım reformuyla ilgili ciddi çalışmalarımız var.
İşte bu 2016 sonunda başlayan o ekonomik dalgalanmaya paralel olarak firmalarımızın dövizle borçlandıkları için sıkıntıya düşme ihtimaline karşı tedbir aldık, 2 tane önemli tedbir aldık.
Bir tanesi, yükümlülüğünü yerine getirmekte zorlanan, yani borçlarını vadesinde ödemeyenlerin bankalar tarafından sıkıştırılmaması için Kredi Garanti Fonunu devreye soktuk. Yani devlet bir anlamda Kredi Garanti Fonu marifetiyle teminat veriyor, bankalar da kredi kullanıyor, bu şekilde zannediyorum 140 milyar TL civarında bir kredi kullanıldı, bu büyük işletmeler için. Küçük işletmeler için de 3 yıllık faizsiz, ilk yılı ödemesiz bir KOSGEB kredisi kullandırdık. Bu KOSGEB kredisinde tabi şu ana kadar 157 bin firma bunu kullandı, bunun da tutarı zannediyorum 5 milyar doları geçti. Asıl hedef, tabi 460 bine kadar çıkmak, miktar olarak da 12 milyara ulaşmak.
Şimdi bunları niye anlatıyorum? Türkiye bundan sonra, yatarım, üretim, istihdam, ihracat, 4 ayakta büyüyecek. Bunu yanı sıra, kamu tarafında mili disiplin devam edecek, devlet imkanları ve yatırım öncelikleri çok titiz bir şekilde belirlenecek. Yani işte borcunuzun gayrisafi milli hasılaya oranı, bütçe açığınız bu tip konular eğer dengeli bir şekilde gitmezse yani çok açılırsanız, çok fazla para alıp verimsiz alanlara yatırım yaparsanız sonunda sıkıntı yaşarsınız. Biz bu sıkıntıyı 15 yıl önce yaşadık, onun içinde şu anda bankalarımız sağlam, sermaye rasyoları 15’in üzerinde. Efendim finans sistemimizle ilgili herhangi bir sorunumuz yok. Yapacağımız biraz daha zaman ekonomisine yatırım yapmak. Zaman ekonomisinden kastım ne? Yani yatırımcının işlerini daha kısa sürede yapabilmesi için bürokratik mevzuatı biraz daha azaltmak süreçleri hızlandırmak. Artık referandum da oldubitti belirsizlikte kalmadı, bahane de yok dolayısıyla, bundan sonra birde tabi yabancı yatırımcılara oturma izni de veriyoruz. Belirli bir miktarın üzerinde yatırım yapanlara oturma izni veriyoruz. Yine belirli bir miktarın üzerinde yatırım yapanlara vatandaşlıkta veriyoruz. Bunlar da… tedbirler.
Aşağı yukarı 1 yıla yaklaştı bizim Hükümetimiz o günden bugüne ekonomik alanda yaptığımız reformların, çıkardığımız yasaların sayısı 100’ü buldu. Çok büyük bir yandan darbeyle mücadele ederken, bir yandan terörle mücadele ederken, bir yandan küresel piyasaların bozulmasıyla ülkemiz kendi sorunlarını düzeltirken, bir yandan da reformlara ara vermeden devam ettik.
SUNUCU- Siz Kredi Garanti Fonundan bahsettiniz ki bu konuya geri dönmek istiyorum, ama önce bir sorum daha olacak bu fikir ayrılığıyla ilgili, en azından yatırımcıların fikir ayrılığı olarak gördüğü Hükümetin ve Cumhurbaşkanı danışmanlarının söylediği şey faiz oranlarının düşürülmesiyle ilgili yorumlarına bazı yatırımcılar merkez bankasının bağımsızlığına bir müdahale olarak gördüler. Stabil olmayan ya da değer düşüklüğüyle mücadele eden bir TL’yi risk olarak görebilir bazı yatırımcılar. Siz bu söylemin yatırımcı güvenine ve Merkez Bankası bağımsızlığını etkileyecek bir yol olduğunu düşünüyor musunuz acaba?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi geçtiğimiz 6-7 ayı düşünün yani daha geriye gitmeye lüzum yok, Merkez Bankasının kararlarını almasında herhangi bir tereddüt oldu mu? Merkez Bankası kendi kararını aldı ve uyguladı. Ama biz ayrıca dövizle borçlanan yatırımcılarımızı korumak adına tedbirler aldık, Merkez Bankasının tedbirlerini yeterli görmedik, bunu da başardığımızı düşünüyorum ve şu anda öyle bir endişe, tereddüt yaşamıyorlar. Çünkü biz döviz borcu olanlara dedik ki, siz Türk Lirası olarak getirin Merkez Bankasına verin biz belirli bir kurdan onu kabul edeceğiz dolayısıyla, sizin sıkıntı gidip oradan, buradan dövizi de daha da arttıracak bir gayret içine girmenize gerek yok bu tedbiri aldık. Merkez Bankası mutlaka kendi yetkisi içerisindeki her türlü kararı alır.
Buradaki yanlış anlaşılma şudur: Biz diyoruz ki, yüksek faiz yüksek enflasyon anlamına gelir dolayısıyla yüksek faizle yatırım yapamazsınız. Yatırımcı yüksek faizle kredi alırsa siz mevduata, vatandaşın parasına yüksek faiz verirseniz, yani politika faiziyle, reel faiz arasındaki makas açılırsa, efendim kredi maliyetleri de çok yüksek olursa yatırımcının iştahı azalır yatırım yapmak istemek, çünkü yatırımcı para kazanmak için yatırım yapıyor. Bizim dediğimiz o şekilde ekonomiyi orta ve uzun vade de öngörülebilir hale getirelim ki faizler kendiliğinden düşsün, maliyetler azalsın, yatırım miktarı artsın. Hem yatırımcı hayal kırıklığına uğramasın, yaptığı yatırımdan para kazansın hem de ülkemiz kalkınsın. Dediğimiz budur yoksa söylenen şeyler Merkez Bankasının bağımsızlığına zarar getirecek şeyler değildir. Danışmanlar her şeyi söyleyebilir, ama sorumluluk bizde.
SUNUCU- Kredi Garanti Fonuna geri dönecek olursak ki bu çok da başarılı oldu ciddi bir toparlanma sağladı. Ancak neredeyse çok fazla başarılı oldu denebilir, çünkü mevcut limit 250 milyar Türk Lirası. Acaba bu limiti arttırmayı düşünüyor musunuz? Talebe bakacak olursak böyle bir şey olursa ne zaman olur?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi biz onu biliyorsunuz 250 milyar TL’ye kadar belirlemiştik düzenlemeyi ona göre yaptık, şu anki uygulamada böyle bir ihtiyaç gözükmüyor. Ve firmalarımızın taahhütlerine, borç yüklerine baktığımız zaman ilave bir imkan sağlama ihtiyacı gözükmüyor. O yüzden de çok acil olarak böyle bir düzeltme yoluna gitmeyeceğiz. Çünkü daha elimizde imkan var şu anda 157 milyar kullanılmış, daha 100 milyara yakın bir kaynağımız var, potansiyelimiz var dolayısıyla yeni bir şeye gitmeye ihtiyaç yok.
SUNUCU- Ama çok kısa bir dönemde eğer buna devam edecek olursanız 250 milyar TL çok kısa sürede bitecek.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Kullandırırız, ama piyasada kimin ne kadar geleceğe yönelik taahhüdü olduğunu bildiğimiz için beklenmedik bir artış olacağını düşünmüyoruz. Ama ihtiyaç hasıl olursa her zaman ilave tedbirler alınır.
SUNUCU- Varlık Fonuyla ilgili olarak acaba yatırım planları nedir bu fonun? Çünkü henüz size sunulmadı diye anlıyorum, yatırımcılar da bu konuda net değil, tam olarak Varlık Fonu ne yapacak? Ve nihai tahlilde bu fonun kontrolü kimde olacak ve bu varlıkların kullanımıyla ilgili kararları kim alacak?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet sondan başlayayım. Türkiye Varlık Fonu Başbakanlığın altında kurulan bir fondur. Üyelerini Başbakan atıyor, efendim genel müdürünü, yönetim kurulu üyesini Başbakan atıyor ve Varlık Fonunun bir kısa, orta, uzun vadeli stratejik plan çalışması var. Bir tane ön çalışmayı tamamlayıp getirdiler, şimdi onu arkadaşlarımız inceliyorlar ona göre bu planın hayata geçirilmesine olur vereceğiz bu bir.
İkincisi, Varlık Fonu böyle hemen 3 ayda, 5 ayda, 1 senede, 2 senede sonuç almak üzere kurulmuş bir fon değil. Varlık Fonunun amacı, Türkiye’nin özellikle kaynak ihtiyacı duyduğu uzun vadeli dönüşü olan projelere destek vermek. Esas itibariyle yani bütçeye yüklenmeden maliyeti daha makul projelere destek vermek. Kamunun elindeki varlıkları çok daha iyi şekilde yönetmek ve oradan oluşturulan ilave kaynaklarla açığı kapatmak. Ayrıca tabi iç ve dış ortaklıklara da girebilir. Her türlü firma alım satımı, efendim parasal işlemler, tahvil çıkarma vesaire bütün bu işlemleri yapabilir. Yani Varlık Fonu bir anlamda Türkiye’nin yatırımla ilgili konular öncelikli olmak üzere finansal işlemlerde yükünü faiz yükünü azaltmaya yönelik ülkeye katma değer sağlayacak her türlü fırsat sağlayan işlemlere girmesini öngören bir yapı. Dünyada bunun örnekleri var o örnekler gibi çalışacak ama çok yeni daha çok yeni. Şu anda zannediyorum üç ülkeyle iyi niyet anlaşması imzaladılar, bir takım görüşmeler yapıyorlar, bazı projeler, o projelerin finansmanı. Mesela geçmişte kaynak kullanılarak yapılmış projeler var onların maliyetlerini düşürücü bir destek de verebilir Varlık Fonu ve böylece o bankaların elindeki kaynaklar yeni projelere aktarılır bu da ciddi bir imkan. Tabi ki sıradan, rasgele alanlara yatırım yapmayacak stratejik yatırım. Stratejik yatırım demek, ülkeyi daha yukarılara taşıyacak ve bir mukayeseli üstünlük sağlayacak yatırımlar. Tamamen Başbakan sorumludur, Başbakanın sorumluluğunda yönetiminin oluştuğu ve profesyonellerin atandığı uluslararası test edilmiş kuruluşların audit yaptığı denetlediği bir yapı.
SUNUCU- Başka hangi projeleriniz var üç projeden bahsettiniz zannediyorum, bazı ön anlaşmalar imzalandı dediniz, acaba bunlar spesifik projeler mi sizin atıfta bulunduğunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok şimdi üç tane ülkeyle üç tane ülkenin varlık fonlarıyla işbirliği anlaşması, iyi niyet anlaşması. Ama onun dışında çalıştıkları projeler var, ama projeleri henüz sonuçlanmadığı için altyapı projeleri var, altyapı projelerinin finansmanı var. Ayrıca mevcut projelerin yeniden finansmanı var daha düşük maliyetle. Amaç Varlık Fonunun amacı yapılan projelerin mali imkanlarla dış kaynak kullanılarak yapılan projelerin maliyetini düşürecek bir araç sağlamak, yani yeni bir finansman modeliyle maliyeti düşürmek.
SUNUCU- Ve eğer biraz da Avrupa Birliği’yle ilişkilere bakacak olursak Avrupa Birliğiyle müzakerelere oldukça kararlı görünüyorsunuz. Ancak Cumhurbaşkanı üyelik müzakerelerini sonlandırmaya daha açık gibi görünüyor. Acaba Türkiye ve AB’nin üyelik müzakerelerini sonlandırma ve Türkiye’nin başka bir yöne gitmesi olasılığı var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi Avrupa Birliği maalesef bu halk oylaması sürecinde çok anlamsız, çok taraflı bir tutum içerisine girdi ve Türkiye’yle Avrupa Birliği ilişkilerinin gerilmesine çok ciddi katkı sağladılar. Haklı olarak Sayın Cumhurbaşkanımız da bu tutuma tepki gösterdi. Avrupa Birliği özellikle son 1 yıl içerisinde ciddi anlamda Türkiye’yle olan ilişkilerinde bir bozulma var, bir olumsuzluk var. Avrupa Birliği oturum gelecek vizyonuna karar vermesi lazım. İngiltere çıkış kararı alıyor, Avrupa Birliği değerleri aşınmaya devam ediyor yani. Avrupa Birliği değerlerinin hepsinin yok olduğunu biz cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili halk oylaması sürecinde gördük. Yani oraya giden bakanlarımıza engel çıkardılar, milletvekillerimize engel çıkardılar buna rağmen hayır kampanyası yapanlara destek verdiler. Açık destek vermenin ötesinde terör örgütünün Kandil’deki mensupları bile video konferansla katıldı, o kampanyaya dahil oldular. Hatta bazı Avrupa ülkelerinde Türkçe başlıklı gazeteler çıkardılar. Yani baştan daha kampanyanın başında Türkiye’deki yapılacak halk oylamasını gayrı meşru ilan etme çabasına girdiler, hayır verin dediler, diktatörlük geliyor dediler, tek adam sistemi geliyor dediler. Yani bütün bunlar hatta Cumhurbaşkanını öldürün diye, daha geçen günlerde bir densiz Fransa’da birisi de Erdoğan’dan kurtulmanın yolu onu bir suikast yapıp ortadan kaldırmaktır diyor. Bunlar akla ziyan şeyler, bunları yapanların tabi hukuki yönden gereken cezalar verilecek bunu takibini yapıyoruz. Ama o ülkelerin yöneticilerinin bu duruma sessiz kalmaları, seyirci kalmaları kabul edilemez. Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizi olumlu yönde seyrine katkı sağlamıyor bunu görmemiz lazım.
Bakın 2017 içerisinde Gümrük Birliğinin tekrar gözden geçirilmesi konusu vardı henüz başlayabilmiş değiliz. Efendim 2016 18 Mart’ta imzaladığımız anlaşma var bu mültecilerin geri kabul konusu efendim Türkiye’de yaşayan 3 milyondan fazla mülteciye mali destek sağlanması, vize serbestliği bütün bunlar hep ortada kaldı. Yani şu ana kadar 3 milyar euro destek verilecekti verilen miktar 790 milyar 1 sene geçti hani nerede 3 milyar euro. Vize serbestisi uygulanacaktı Haziran sonunda geçen yıl o da gitti orada da bir şey yok o da yalan oldu. Yetmedi üstü üstüne Türkiye’ye böyle parmak sallayarak şunu yapmayın, bunu yapmayın filan sanki Türkiye onların öğrencileri onlar da öğretmen öyle bir şeyi bu millet kabul etmez. Bunlar Türkiye’deki Avrupa Birliğine olan ilgiyi, isteği arttıran değil, azaltan şeylerdir. Bunu tabi milletimiz ve biz de kasıtlı yaptıklarını düşünüyoruz. Yani aslında sizi Birliğe almak istemiyoruz diyemiyorlar böyle yollarla efendim bizi uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Biz girmiş değiliz ki çıkmaya karar verelim.
SUNUCU- Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz üyeliği mi devam ettirmeye niyetlisini yoksa fikrinizi değiştirip baka bir yöne mi gitmeyi düşünüyorsunuz, sizin ideal çözümünüz nedir?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Üyelik konusunda önce Avrupa Birliği onları bir samimiyete davet ediyoruz. Bir kere onlar gelecek vizyonunu belirlesinler Türkiye’yle yol yürümeye devam edecekler mi, etmeyecekler mi? Bunu açık ve seçik ortaya koymaları lazım. O kararı görelim ondan sonra biz de yolumuzu belirleriz. Biz şu anda Avrupa Birliği’nin bazı ülkelerinde seçim var dolayısıyla oradaki söylemler çok farklı, o söylemlerin o seçimlerden sonra da devam edip etmeyeceğini de göreceğiz. Ve Avrupa Birliğinin bu referandum öncesi yaptıkları ortada, Birliğin demeyeyim de bazı ülkelerin. Dolayısıyla bu işlerin bundan sonra sağlıklı bir zeminde yürümesi için Avrupa Birliğinin kendisi gelecek vizyonunu belirlemesi lazım. Türkiye’yle nasıl bir yol yürüyeceğini veya yürümeyeceğini ortaya koyması lazım. Zihinlerinin arkasında ne plan var onu bu millet öğrenmesi lazım. Yani Avrupa’yı bir dini birlik olarak mı görüyorlar? Yani Hıristiyan olmayan bir ülkenin bu birlikte yeri yok düşüncesi kafalarının arkasında mevcutsa bunu dürüstçe, samimice ortaya koymaları lazım yoksa her iki tarafında zaman kaybetmesinin bir anlamı yok. İki sözlerinin biri Avrupa değerleri. İyi anladık da kardeşim Avrupa değerlerini katleden sizsiniz önce Avrupa değerlerine sahip çıktığınızı biz görmedik bu referandum döneminde. Bir tarafa gittiniz destek oldunuz, diğer tarafa engel oldunuz bu Avrupa değeri midir? Bunu zannediyorum önümüzdeki günlerde, aylarda bu iş daha net bir şekilde ortaya çıkacak.
SUNUCU- Bir yolu da mülteci anlaşmasıydı Avrupa Birliğine başka sunmayı düşündüğünüz şeyler var mı Mayıs’ta?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayır biz onlara bir seçenek falan sunma orada düzelteyim yani bir seçenek falan sunmak konumunda değiliz. Şu anda bizim konumumuz Avrupa Birliği bize verdiği sözlerin arkasında duruyor mu, durmuyor mu bunun sonucunu bekliyoruz, biz onlardan bekliyoruz. Vize serbestliği efendim göçmenler konusu, göçmenlere yardım konusu, Gümrük Birliğinin yenilenmesi konusu ve Avrupa Birliğine girip girmeme konusundaki çok sesliliğin sona erdirilmesi. Birisi efendim Türkiyesiz olmaz diyor, öbürü diyor Türkiye ile asla olmaz diyor yani ne diyorsunuz kardeşim? Yani siz Birlik olarak bir söyleminiz yok bir kere biz bunu bekliyoruz. Ondan sonra da kararımızı veririz yolumuza devam ederiz.
SUNUCU- Başkan Trump göründüğü kadarıyla çok farklı bir yaklaşık izliyor dış politikada selefi Obama’ya göre. Siz burada bu ilişkinin ABD yönetimiyle bazı konularda mesela Gülen’in teslimi gibi ya da Suriye’de Kürtlere verilen destek gibi konularda farklı görüşlere mi sahipsiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle tabi: Amerika Birleşik Devletlerinin yeni yönetiminin geçmiş dönemde yaptığı yanlışları yapmayacağını ümit ediyoruz, düşünüyoruz. Ama bütün bu bahsettiğiniz konuları 16-17 Mayıs’ta NATO zirvesi öncesinde Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Trump’la biraraya gelecek ve en üst düzeyde bu konular ele alınacak. Hem Suriye’deki DEAŞ’la mücadele konusu, aynı zamanda Türkiye-Amerika’nın stratejik ortaklığının düzeyi ve bundan sonraki hedeflerinin ne olacağı. Ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olduğundan zerre kadar şüphemiz olmayan Fethullah Gülen’in geleceği konusu, iade konusu. Ve Fethullah Gülen’in Amerika Birleşik Devletlerindeki adamlarının faaliyetlerinin kısıtlanması, önlenmesi konusu. Ayrıca tabi Amerika’da Türkiye aleyhine veya Türk vatandaşları aleyhine açılmış davalar var onlarla ilgili bütün bu konular görüşülecek. Ama unutmayalım referandumun hemen arkasında Sayın Trump yeni Amerikan Başkanı aradı ve referandumdaki büyük başarısından dolayı Sayın Cumhurbaşkanımızı kutladı bizzat telefonda.
SUNUCU- Darbe girişiminden sonraki soruşturmalara bakacak olursak darbenin hemen ardından sizle konuştuğumuzda bu sürecin uzun sürmeyeceğinden bahsettiniz, ancak bu süreç bitmiş gibi görünmüyor. Sonuna ne kadar yaklaştık acaba bu tutuklanma ve soruşturmaları?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi şöyle: 27 ilde 100’ün üzerinde 107 tane dava açıldı 126 dava, 27 il 126 dava. Şimdi bu davalar takdir ederseniz görüşülürken o sanıklar birtakım ifşaatlarda bulunuyorlar. Kimisi pişmanlık yasasından yararlanmak istiyor, kimisi yaptığından pişman oluyor ve detaylar anlatıyorlar. Bu detaylar anlatıldıkça yeni gözaltılar gündeme geliyor, yeni tutuklamalar gündeme geliyor dolayısıyla, dava çok karmaşık bir dava. Yani içeride, dışarıda boyutları olan çok derin bir çalışma sonucu bu noktaya gelmiş bir konu. O yüzden de bundan sonrası mahkemelerin işi olduğu için biz artık işi mahkemelere bırakmış durumdayız. Ama biz bir şey yapıyoruz o da şu: Soruşturma kapsamında, bu dava kapsamında bir gözaltına alınanlar var, işte hakimler var efendim asker var, polis var, sivil memur var, birde görevlerinden açığa alınanlar var, şimdi bunlarla ilgili bir itiraz mekanizması kurduk. Önceden kurulan sistem yargı yolunu kapamıştı. Şimdi ne yaptık? Yeni bir kanun çıkardık bu kanuna göre 7 kişilik bir itiraz heyeti var bunu da bugünlerde atamasını yapacağız. Bu kampanya dolayısıyla biraz gecikti, birde bunların güvenlik soruşturması uzun sürdü, ama atamalarını yapacağız. Bunu yapınca ne olacak? Artık bana diyelim ki birisi geldi haksız uygulama yapıldı. Ben FETÖ’cü değilim beni haksız yere memuriyetten çıkardınız. Bu komisyon inceleyecek durumunu eğer itirazı yerinde görülürse görevine iade edilecek. Eğer aksi şekilde tamam bu uygulama doğru yapılmış derse bu sefer o itiraz edenin yargı yolu açılıyor, şimdi yargı yolu kapalı. Nereye gidecek? Mahkemeye gidecek. Mahkeme bu sefer kararını verecek ona göre işlem yapılacak. Bu önemli bir gelişmedir, bu da mağduriyetlerin önüne geçecek. Yani bir kere bu davada Amerika’dan bizim beklentimiz FETÖ’nün iade edilmesidir, burada hiçbir tereddüt yok. Bu darbenin planlayıcısı, azmettiricisi, talimatlarını verenin FETÖ olduğuna hiçbir tereddüdümüz yok.
SUNUCU- Sayın Başbakan, çok teşekkürler bize vakit ayırdığınız için.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkür ediyorum, iyi yayınlar diliyorum.