Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Dünya Müslüman Azinliklar Zirvesi’nde yaptigi konusma

 

Kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri selamların en güzeli Allah’ın selamıyla selamlıyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Dünyanın dört bir köşesinden davetimize icabetle nezaket gösteren bu seçkin topluluğa hitap etmenin gururunu yaşıyorum, bunu ifade etmek isterim.

Sizler Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar olan, dünya incisi kültür başkenti İstanbul’da buluyorsunuz. Sizleri bu dünya şehrinde ağırlamak bizim için büyük bir onurdur. Varlığınızla şehrimizin güzelliğine güzellik kattınız.

Buradan sizlerin şahsında ülkelerinizi de hürmetle selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz üçayların bütün İslam coğrafyasına huzur, barış, kardeşlik getirmesini Cenabı Mevla’mdan niyaz ediyorum.

Dünya Müslüman Azınlık Zirvesine değerli fikirlerinizle şüphesiz büyük katkılar sunacaksınız. Temel sorunların tespiti, çözüm önerileri ve işbirliği imkanlarının belirlenmesi konusunda birlikte kafa yoracağız. Birbirimizle tanışıklığımızı daha da artıracağız, ihmal edilmiş kardeşlik bağlarımızı yeniden ihya etme imkanı bulacağız. Din eğitimi, din hizmetleri alanında işbirliği tesis etmek veya var olan işbirliğini daha ileri seviyelere taşıma imkanına sahip olacağız. Zirveye yapacağınız katkılar için şimdiden hepinize teşekkür ediyorum.

Bu çalışmanın bütün Müslüman kardeşlerimiz ve insanlık ailesi için hayırlara vesile olmasını Mevla’dan diliyorum.

Bu programa ev sahipliği yapan Diyanet İşleri Başkanımızı ve arkadaşlarını da tebrik ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım, değerli katılımcılar; modern dünyanın adalet ve eşitlik sağlamada hiç de iyi bir sicile sahip olmadığını biliyoruz. Bilim, hikmetten, akıl, vicdan ve merhametten uzaklaştıkça insani değerler, insan ilişkilerinde neredeyse ihtiyaç duyulmayan anlamsız bir algı hakim oluyor. Dünya nüfusunun az bir kısmı bütün imkanlardan sınırsız bir şekilde istifade ederken, büyük bir çoğunluğu ise yiyecek, barınma, eğitim, sağlık gibi temel hak ve imkanlardan mahrum kalıyor. Irk, inanç ve kültür değerlerinden dolayı insanların ayrımcılığa, ötekileştirilmeye, asimilasyona ve şiddete uğramadan yaşayabilecekleri bir dünya için bütün insanlık adına sorumluyuz, sorumluluk üstlenmek zorundayız.

Azınlık sorunu küresel bir meseledir ve biz Müslümanları da çok yakından doğrudan ilgilendirmektedir. Bugün dünya Müslüman nüfusunun yaklaşık 3’te 1’i yaşadığı ülkelerde azınlık muamelesi görmektedir. Müslüman azınlıkların yaşadığı en yakıcı sorun, Batıda yükselen İslam karşıtlığı, diğer adıyla İslamofobi ve azınlık düşmanlığı meselesidir. İslamofobi bir dinden ziyade, bir insan hakları sorunudur. Müslümanlara karşı temelsiz korku, düşmanlık ve nefret söylemi İslamofobinin ırkçılık ve yabancı düşmanlığının çağdaş yansımalarından biridir. Bu tanımıyla İslamofobi tıpkı antisemitizm gibi tarihi, sosyolojik, siyasi, dini birçok nedeni bünyesinde barındıran özel bir ırkçılık türü olarak ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Özel bir ayrımcılık türü olarak İslamofobi, haklar arasında diğerlerinin yanı sıra en fazla din özgürlüğü, iş hakkı, eğitim hakkı, ifade özgürlüğünün kullanımıyla ilgili olarak gündeme gelmektedir.

İslam düşmanlığının yol açtığı nefret söylemi, sosyal dışlanma, toplumlarda uyumu, çok kültürlülüğü ve ortak yaşamı ciddi olarak tehdit etmektedir. İnsan hakları, demokratik değerler İslamofobi yüzünden günden güne örselenmektedir. Hal böyleyken, Avrupa’da yükselen aşırıcılık ve İslam karşıtlığının boyutları eğer gerekli müdahaleler olmazsa daha da vahim bir boyuta ulaşacak.

Şu rakamlar sanırım söylenenleri daha iyi açıklayacaktır: 2016 yılında Avrupa’da 128 adet yabancı düşmanlığı motifli saldırı meydana gelmiştir. Bu yılın sadece ilk üç ayında Avrupa’daki kardeşlerimize 33 tane saldırı gerçeklemiştir. Türkiye yurt dışında 6 milyonu aşkın vatandaşı bulunan bir ülke olarak bu saldırıları derhal kınamış ve gerekli tedbirlerin alınması için siyasi, diplomatik girişimlerini başlatmıştır. Sorun sadece Müslümanların değil, bütün din ve inançlara mensup kişileri ilgilendiren bir sorundur ve endişe vericidir.

Avrupa’da, Amerika’da kaygı verici boyuta ulaşan İslam düşmanlığı güvenlik açısından da tehlike oluşturan bir olguya dönüşmüştür. Buna karşı topyekun mücadele vermemiz, bütün küresel anlamda bir mecburiyet haline gelmiştir. Ülkeler İslamofobi konusunda yasal, idari ve eğitim alanında tedbirleri vazgeçmeden almalıdır. Sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde bu tür suçların izlenmesi, raporlanmasına yönelik adımlar mutlaka atılmalıdır, mağdurlara destek sağlanmasına yönelik projeler geliştirilmelidir.

Türkiye, ırkçılık, ayrımcılık, hoşgörüsüzlükle mücadele konusunda gerek bölgesel, gerek küresel düzeyde bütün yapılacak çalışmalara ve düzenlemelere katkı sağlamıştır, katkı sağlamaya devam edecektir. Bu örgütlerle yakın ve yapıcı işbirliğini sürdüreceğiz. Her yıl Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı grubu tarafından Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyini sunulan din ve inanç özgürlüğü, din temelli hoşgörüsüzlükle mücadele karar tasarılarının her ikisi de ülkemiz tarafından desteklenmektedir.

2016 yılında Türkiye’de gerçekleşen İslam Zirvesinde Sayın Cumhurbaşkanımız önemli bir adım yapmıştır, öncülük etmiştir. İslam İşbirliği Teşkilatı içerisinde Avrupa Müslümanları Temas Grubu oluşturulmuştur. Böylece Avrupa’da artan şiddet eylemlerine karşılık önlemlerin alınabileceği önemli bir platform teşkil edilmiştir. İslam İşbirliği Teşkilatı Müslüman azınlıklara elini uzatacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Sivil toplum örgütleri, vakıflarımız bu noktada odaklanarak kazanım elde edeceğimiz işler gerçekleştirmelidir.

İftiharla söyleyebilirim ki, ülkemizin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince bugüne kadar köken temelinde herhangi bir ayrımcılık yasağı ihlali söz konusu olmamıştır, yani bu konuda tek söz söyleyecek ülke varsa o da Türkiye’dir. İslam karşıtlığıyla mücadele ancak her türlü çifte standarttan, maksatlı propagandalardan, ön yargılardan vazgeçilerek sağlıklı bir şekilde yürütülebilir.

Burada kastımız şudur: Terörist Müslüman ise, eylemin türü hemen İslami terör oluyor. Ama Myanmar’da yaşananlar karşısında Budist terör diye tanım yapmıyoruz, Gazze’deki insanlık dramını Yahudi terörü olarak kategorileştirmiyoruz, Avrupa’da Müslüman kardeşlerimize yönelik saldırıları Hristiyan terörü olarak nitelendirmiyoruz; doğru olan da budur. Terör terördür, dini yoktur, mezhebi yoktur, insanlığı yoktur. Hiçbir dini teröristin kimliği üzerinden karalamak biz Müslümanlara yakışmaz ve böyle bir şeyi de biz asla düşünmeyiz. Ancak bu saygının karşısında saygı görmek Müslümanların da hakkıdır. Eylemcinin dini üzerinden İslami terör yaftasıyla Müslümanları ötekileştiren bu İslamofobi belasına durmak zamanı gelmiştir. Bu çerçevede bütün Müslümanların birlikte hareket etmesinin önemini de özellikle hatırlatmak istiyorum. Ne yazık ki bu birliği tehdit eden en önemli unsur; FETÖ’dan tutun DEAŞ’a, El Kaide, Boko Haram’a kadar İslam kılığına büründürülmüş proje örgütleri, taşeron teröristlerdir. Emperyalist aklın oluşturduğu proje örgütlerle dinimizin ve coğrafyamızın dizayn edilmesine izin vermemeliyiz. Bu yapılanmaların provokasyonları karşısında uyanık olmak, birlikte hareket etmek mecburiyetindeyiz. Diğer yandan dünyada sağduyunun hakim olması için daha çok çaba sarf etmemiz gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanım, değerli katılımcılar; Müslüman azınlıklar asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Kimlik probleminin hemen ardından dikkati çeken en önemli sorun eğitim ve öğretimdir. Örneğin Avrupa’daki Müslüman gençlerin sadece yüzde 5’i lise eğitimi görmekte, diğer kısmı ise erken yaşlarda eğitim hayatından uzaklaşmaktadır. Böyle olunca da Müslüman birey, idareci, bilim adamı, aydın olmak yerine bir işçi olarak hayatına devam etmek zorunda kalmaktadır.

Müslüman azınlıkların önemli bir diğer sorunu da; İslam ilimlerinde yetişmiş uzman azlığıdır. Azınlık Müslümanların kimliklerini korumada hayati öneme sahip cami, okul, dernek, diğer sivil toplum kuruluşlarını finanse edecek mali kaynak sıkıntısı da bir başka sorundur. İslam ülkelerinden gelen yardımlar önemli bir miktar olsa da, ihtiyaçlar dikkate alındığında yeterli olduğu söylenemez.

Bilindiği üzere Afrika söz konusu olduğunda Müslümanların mücadele ettiği en büyük sorun açlık ve fakirliktir. Bu konuda coğrafi şartların etkisi olmakla beraber, siyasi nedenler başlıca etken olarak önümüze çıkmaktadır. Sömürge dönemi ve sonrası ortaya çıkan siyasi durumdan en fazla Müslümanlar etkilenmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanım, Zatıalinizin öncülüğünde Afrika’ya yönelik kardeşliğimizi pekiştirme, sorunlara ortak çözüm arama konusunda özel ilgi ve alakanızı da burada ifade etmek durumundayım.

Değerli konuklar; Kur’an-ı Kerim’in mesajıyla şereflendirilmiş, Peygamberimizin sünnetiyle terbiye edilmiş Müslümanlar olarak adaleti, hakkaniyeti, merhameti, barışı ve bütün insanlığın esenliğini gözetmek mecburiyetindeyiz. Bu nedenle Müslüman azınlıklara olduğu kadar bütün insanlığa karşı sorumluluğumuz olduğunu hatırda tutmalıyız. İslam’ın barışseverliğini, Müslümanlığın asıl duruşunu bir mücevher gibi muhafaza etmeliyiz. Sahip olduğumuz birikime sıkıca sarılım birliğimizi yeniden inşa etmek için birbirimizin sesine kulak, omuzuna omuz verme zamanıdır. Aramızdaki işbirliğini daha da güçlendirmeliyiz. Müslüman coğrafyadaki açlık ve fakirliği ortadan kaldırmak için birlikte daha çok çaba göstermeliyiz. Bilgisizliği, cehaleti ortadan kaldırmak üzerimize bir borçtur. Kız çocuklarımızın eğitimine daha çok önem vermeliyiz. Dinine, diline, rengine bakmadan hep beraber insanlığa hizmet etmeliyiz.

500 milyon Müslüman azınlık olarak yaşadığını ve bu kardeşlerimizin her gün kendisini kanıtlamak zorunda olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Onlara dua edelim, gayretleri takdir görsün, çalışmaları yankı bulsun, sesleri daha çok duyulsun. Eğitim konusunda daha duyarlı olup Müslüman bilim adamlarının, aydınların sayısını artıralım. Biz bütün bunları Rabbimizin izniyle yapacak güçte ve kararlılıktayız. Yeter ki bir olalım, kardeşliğimizin bilinciyle hareket edelim.

Hatırlayalım, bir zamanlar yeryüzünde sayıca az, zayıf bir toplumdunuz da, insanların sizi esir alıp götürmesinden korkuyordunuz. Şükredesiniz diye Allah size yer, yurt verdi, yardımıyla sizi destekledi ve temiz şeylerle rızıklandırdı diyor Cenabı Mevlam ayeti kerimesinde. Gayret bizden tevfik Rabbimizdendir.

Bu duygularla bir kez daha hepinizi saygıyla selamlıyorum, Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.