Basbakan Yildirim’in Ege Ekonomik Forumunda yaptigi konusmanin tam metni
Sayın bakanlar, değerli katılımcılar, sivil toplum örgütlerinin değerli temsilcileri, hanımefendiler, beyefendiler; Ege’nin kalbi, ilklerin şehri İzmir’de böylesine anlamlı bir toplantıda sizlerle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Tüm katılımcıları sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
İki gün boyunca burada Ege’nin ekonomisi, geleceği, vizyonu konuşulacak. Her alanda tarım, sanayi, ticaret, üretim, Ege’nin avantajlı olduğu fırsat pencereleri bir bir ele alınacak ve burada önemli bir sonuç ortaya çıkacak.
2017’nin sonuna yaklaşıyoruz. Küresel ekonomi toparlanmaya başlıyor. 2008’de başlayan, halen devam eden küresel ekonomide iyileşme var. Özellikle Avrupa ekonomisinde de bir toparlanma söz konusu. Ancak yine de dikkat etmemiz gereken hususlar olduğunu işaret etmek isterim. İçinden geçtiğimiz bu dönemde küresel kriz sonrası ortaya çıkan ekonomik kırılganlık ve bölgesel gerilimler henüz bitmiş değil. Küresel ekonominin önemli bir ağırlık merkezi olan Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni yönetimle birlikte ortaya çıkan korumacılık yönündeki söylemler yeni bir küresel tehdidin habercisi gibi. Ancak ekonomi tarihi bize korumacılık politikalarının hiçbir zaman küresel ekonomiye, küresel barışa katkı sağlamadığını göstermiştir.
Avrupa hiçbir zaman parasal genişleme sürecini bu kadar açmadı. Parasal genişleme Avrupa’da tüm hızıyla devam ediyor. Bu gelişme tabii ki Türkiye bakımından olumlu. İhracatımızdaki artışın arka planında bir anlamda Avrupa’daki parasal genişlemenin de ciddi bir katkısı var. Çünkü bizim ihracatımızın neredeyse yarısı Avrupa ülkeleriyle yapılıyor. Ancak kıtadaki en büyük risk ve tehdit doğrusu gittikçe artan borç seviyesidir. Borç seviyesi aslında gelişmiş bütün ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere göre daha büyük bir riskidir, yumuşak karnıdır. Bugünkü küresel şartlar altında belki bunun sonuçları tam anlamıyla hissedilmese bile değişecek konjonktürlerde burada ortaya ciddi bir kriz alanı çıkabilir. Bugün gelişmiş ülkelerin gayrisafi hasılalarının en az 2,5-3 katı kadar bir borç seviyeleri var. Tabii rezerv para kullanmak suretiyle şu anda işlerini yürütüyorlar. Ama dünya değişiyor, şartlar değişiyor, bölgedeki dengeler değişiyor, zenginlik merkezleri değişiyor. Şimdi zenginlik merkezleri artık eskisi gibi batıda değil doğuya doğru hicret ediyor. O bakımdan yakın gelecekte orta ve uzun vadede dünya ekonomisinde ve jeopolitik dengelerde de önemli bir değişimi hep beraber göreceğiz. Son dönemde ayrılma istekleri, referandum, Brexit gibi gelişmeler de bölgesel ekonomiyi önemli ölçüde etkiliyor. Çin ekonomisi ise ayrı bir fasıl, orada da büyüme odaklı gelişme tüm hızıyla gidiyor. Özellikle metal sanayisindeki kapasite fazlalıkları dünyanın geri kalanında korumacılık yanlılarının da ekmeğine yağ sürüyor.
Ortadoğu’da şu an için durum ümit verici değil. Kuzey Irak’ta verilen yanlış karar, az önce bu kararı veren Kuzey Irak Bölgesel Yönetim Başkanı Barzani referandum öncesi şartlara dönüyoruz diye açıklama yaptı. Buna bizde çok kullanılan bir tabir var, Harab-ül bad’el Basra. Peki, buraya gelecektin, niye bu yanlışta ısrar ettin, niye yıllardır sizi himaye eden, hayat alanı oluşturan Türkiye’nin sözünü dinlemedin. Her neyse, yanlış hesap Bağdat’tan döner derler ve nihayet yanlış hesap Bağdat’a gitmeden dönmüş oldu.
Tabii özetle Suriye’de ve Irak’ta devam eden siyasi otorite boşluğu, iç savaş, terör örgütlerinin alandaki varlığı, bölgemiz için Orta ve uzun vadede öngörü yapmamızın önündeki en büyük engeldir. Bütün bu şartlar altında Türkiye diye bir ülke var. Türkiye, bölgenin de teminatı, Avrupa’nın da güvenliğinin giriş kapısıdır. Düşünün, 10 milyondan fazla nüfus hareketi olan bir bölge var ve bu nüfus hareketinin Avrupa’ya akın etmesi demek, Avrupa’daki bütün her dengeyi alt-üst etmesi demek. Türkiye, geçtiğimiz 6 yıl içinde 3,5 milyondan fazla evinden barkından, yurdundan edilmiş insanlara kucak açıyor, onlara ev sahipliği yapıyor. Bununla da yetinmiyor, Avrupa’ya gidecek göç istilasının da önüne geçmiştir. Bugün Ege Denizindeki eski yıllar, 2-3 yıl öncesine göre Avrupa’ya geçişler büyük oranda kontrol altına alınmıştır. Tabii bütün bunları yaparken, biz arzu ederiz ki Avrupa dostlarımız Türkiye’nin katlandığı bu yüklerin, bu fedakarlığın daha iyi farkında olsunlar, takdir etsinler. Ancak burada şunu söylemek isterim ki; özellikle Avrupa’da son yıllarda yükselen milliyetçi akımlar ve din, İslam düşmanlığı Avrupa’da gelecek vizyon öngörüsünü tamamen ortadan kaldırmıştır. Avrupa şu günlerde aşırılıklarla baş etmenin yollarını aramaktadır.
Türkiye olarak söylediğimiz bir şey var; biz, bize bir adım gelene iki adım yaklaşırız. Bu yaklaşımımız devam ediyor. Ege’yi birlikte paylaştığımız Yunanistan-Türkiye, burası ortak coğrafyamız. İbn Haldun’un dediği gibi, coğrafya kaderdir, coğrafyamızı biz seçmedin, ama bu coğrafyada birlikte yaşayacağız. Sorunları ön plana çıkarmayacağız, fırsatları ön plana çıkaracağız. Doğru, Sayın Bakan da ifade etti, ekonomi birleştirir, siyaset ayrıştırır, katılıyorum. Onun için siyasi tartışmalardan uzaklaşıp ortak fırsatlarımız, ortak zenginliklerimiz, potansiyelimiz nedir bunun üzerinde konuşmamız lazım. Geçer Haziran ayında Atina ve Gümülcine’ye yaptığımız ziyaretlerde Sayın Çipras’la ve bakanlarla kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdik. İki ülke arasındaki ilişkilerin, özellikle turizm, ticaret, denizcilik alanında nasıl geliştirileceğini kapsamlı bir şekilde müzakere ettik. Ve önümüzdeki bir-iki ay içerisinde de bu Selanik’te başbakanlar ve bakanlar biraraya gelip yine bölge ekonomisinde ikili ilişkilerde geldiğimiz düzeyi göreceğiz, değerlendireceğiz. O bakımdan Ege Denizinde özellikle Avrupa’ya göçmen geçişine engellenmesi konusunda Yunanistan’la gayet uyumlu bir çalışma içerisindeyiz, rakamlar binlerden 20’lere, 30’lara geriledi. Hemen hemen bitti diyebiliriz. Buna benzer işbirliğinin turizm alanında da çok hızlı geliştiğini görüyoruz. Bugün Ege Bölgesi başta olmak üzere Türkiye’den birçok vatandaşımız hafta sonlarını, bırakın yıllık tatillerini hafta sonlarını Yunan adalarında geçirmek için gidiyorlar ve bu da bölgenin ekonomisinde bir hareketlenmeyi beraberinde getiriyor.
Avrupa Birliği, Türkiye’nin 50 yıllık bir hedefidir, bir beklentisidir. Bu bakımdan Türkiye bugüne kadar Birliğe tam üyelik konusunda kararlılığını sürdürmüştür. Ancak son 1-2 yılda yaşanan gerginlikler sonrası ilişkilerimizin arzu etmediğimiz bir düzeyde olduğunu biliyoruz. Bunun geçici bir durum olduğunu kabul ediyoruz.
Bizim Avrupa’dan beklediğimiz şudur: Avrupa gelecek, Brexit’ten sonra özellikle gelecek vizyonunu gözden geçirmesi lazım. Türkiye’nin de içinde olduğu bir genişleyen Avrupa mı düşünüyor, yoksa kendi sınırlarını yüksek duvarlarla kapatmış bir Avrupa kulübüne mi dönüşmek istiyor, bu kararı Avrupa verecek, biz buradayız. Gümrük Birliği’nin yenilenmesi, Avrupa’yla kesilen müzakerelerin tekrar başlaması konusunda karar bizim değil Avrupa Birliği’nindir. Doğrusunu söylemek gerekirse, komşumuz Yunanistan başından beri Türkiye’nin içinde olacağı bir Avrupa Birliği istemektedir, bu konuda yaklaşımının müspet olduğunu biliyoruz, bunun için de teşekkür ediyoruz.
Değerli konuklar; bütün bu şartlar altında Türkiye bu küresel gelişmeler, bölgedeki yaşananlara rağmen nerededir? Türkiye’nin konumu ne, gideceği yol neresi? Şunu açıklıkla belirtmek isterim ki; bu krizler ortasında, az önce Ekonomi Bakanımız da ifade etti; 2017 yılında Türkiye’nin önünü açacak çok önemli kararlar aldık. Aslında bu kararları 2016’nın son ayında aldık, Aralık ayında, 8 Aralık kararlarıdır. Bu tam da Amerikan seçimlerinin arkasından gelişen piyasalardaki döviz dalgalanmasının başladığı günlere rastlıyor. Bu esnada aldığımız kararlarla Türkiye’de kredi genişlemesini öngören bir uygulama başlattık. Ve bugüne kadar Türkiye’de KOBİ’ler, iş alemimiz yaklaşık olarak 230 milyar liralık bir kredi kullanım hacmine ulaştı. Burada önemli olan bu kadar kredinin kullanılması, ama bunu kullananların sayısına baktığımız zaman yarım milyonu buluyor, KOBİ’ler vesaire. Yaygınlık, yani büyük hacimli krediler büyük firmalar değil bütün, her ölçekte, küçük ölçekten orta-büyük ölçeğe kadar bütün sektörlere ciddi anlamda bir kaynak temini sağlandı. Bu kadar para genişlemesine rağmen bakıyoruz büyüme artmaya başladı. 15 Temmuz darbe girişiminde Türkiye o çeyrekte yüzde 4 küçüldü, yüzde 4 küçülmeden yüzde 5.1 büyümeye geçen bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bu kadar kısa bir sürede bu kadar keskin bir değişim dünyanın hiçbir ülkesinde mümkün değil. Bunlar zamanında alınan cesur kararların bir sonucudur. Gelişme, refah hep siyasi istikrarın olduğu ülkelerde oluyor. Demek ki iki tane sihirli kelime var; güven ve istikrar. Güven ve istikrar varsa orada gelişme var, kalkınma var, büyüme var. Buna bir örnek vermek gerekirse, bakın 90’la 2000 yılları arasında dünyada sorun yok, dünya krizi de yok, her şey güzel, bütün dünyada büyüme var. Türkiye de durum ne? 90-2002 yılı arasında yüzde 3 ancak büyüyebilmişiz hiçbir sorunumuz yok. Ama 2000’li yıllarda dünyada da kriz var, Türkiye’de de birçok olay yaşadı. Buna rağmen Türkiye 2003-2016 yılları arasında da ortalama yüzde 5.6 büyümüş işte güven ve istikrarın en somut sonucu budur. Şartlar ne olursa olsun eğer güçlü bir siyasi irade varsa, güven varsa her halükarda ülke büyümeye devam ediyor. 2002’de Türkiye’nin Avrupa Birliği refah ortalamasının yüzde 37’sine sahip. Yani ortalama milli gelirin kişi başı milli gelirin ancak yüzde 37’sinde Türkiye’deki ortalama kişi başı milli geliri vardı, 2016 sonunda bunun 25 puan arttırdık, yüzde 62’ye çıkarttık. Yeter mi? Yetmez bunu daha da büyütmemiz lazım. Bu da istikrarın ve güvenin getirdiği bir sonuçtur.
İş dünyamızın değerli temsilcileri, iş adamlarımız, ekonomik kararları almak kolay değildir. Kararlarınızı alırken tabi ki 2018 ve daha sonrasına yönelik bir öngörü yapmamız lazım. O öngörü için bizden bir şeyler duymak istiyorsunuz, yani biz nasıl hesap yapalım? 2018’e, 2019’a, 20’ye yönelik nasıl bir tutum içinde olalım, bekleyelim mi, daha fazla yatırım mı yapalım?
Kısa bir süre önce orta vadeli planımız yayınlandı. Orta vadeli planın özeti yatırım, iş, üretim, ihracat. Onun için Türkiye’nin 2018’i 2017’den daha iyi olacak bunu kesinlikle bir yere not edin. Hem enflasyon tek haneli olmaya devam edecek büyüme hedefimiz en az yüzde 5,5. Bakın bu, bu yılın üçüncü çeyrek büyümesi çift haneli olursa şaşırmayın hiç şaşırmayın, yılsonu büyüme 7 olursa yine şaşırmayın. Türkiye olarak iş dünyamızın önüne açacak, sektörü bir anlamda güvence sağlayacak bir toplumsal sözleşmeye imza attık birinci madde demokrasi sözüdür. Milletimiz 15 Temmuz’da bu sözün ötesine geçmiş ve demokrasi yemini yapmıştır. İkincisi ise 16 Nisan’daki milletin verdiği karardır, bu kararda istikrar sözüdür. Getirilen yeni hükümet sisteminde sürekli iktidar, sürekli istikrar formülü geçerlidir. Seçimler olacak ondan sonra ne olacak, kim hükümet kuracak, kuracak mı, kurmayacak mı? Bu mesele artık bitiyor. Sandıkta vatandaş ülkeyi kimin yöneteceğine gelecek beş sene için karar veriyor. Vesayetler birtakım kapı arkasındaki çalışmalar iktidar kavgaları ortadan kalkıyor. Milletin gözü önünde, sandıkta iktidarın sahibi sorumlusu belli oluyor.
Kısacası demokrasi ve istikrar konusundaki bu mutabakat iş dünyası için en büyük gelecek güvencesidir. Bu sebepten önümüzdeki yıllar için Türkiye büyüme de hız kesmeden devam edecek, reformları da gerçekleştirmeye aynı şekilde devam edecek. Ekonomiye dair kararları alırken bunu lütfen bir kenara not edin.
Değerli konuklar, bu coğrafyanın ortak mirasçısı Türkiye ve Yunanistan. Yunan Heraklitos’un binlerce yıl önce Efes şehrinde şunu söylüyor: Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Son 15 yılda dünyada, bölgede, Türkiye de çok şeyin değiştiğine şahit olduk. Bir örnek vermem belki yeterlidir, 15 yıl önce nüfusumuz 66 milyondu, şimdi iki ay sonra yıl tamamlanıyor 81 milyonun üzerine çıkıyoruz. 15 yılda 15 milyon daha fazla vatandaşımız var. Yurt dışında yaşayanları, mülteci misafirlerimizi saymıyorum bunları üst üste koyduğumuz zaman 90 milyondan bahsediyoruz. 15 milyon ne demek? Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan’ın toplam nüfusu demek. Üç ülke kadar Türkiye 15 yılda nüfusunu arttırmış. Bu nüfusa iş bulacaksınız, bunlara gelecek hayali vereceksiniz, ümidi vereceksiniz. Bakın küresel krize rağmen Türkiye son 10 yılda ortalama her yıl 950 bin vatandaşına iş bulmuş. Bu seneki bulduğumuz istihdam, ürettiğimiz istihdam 1 milyon 150 bini geçmiş. Ama genç bir nüfusumuz var, dinamik bir nüfusumuz var dolayısıyla, istihdama katılan özellikle de kadın istihdamı Türkiye’de artıyor bundan da büyük bir memnunluk duyuyoruz. 2002’de yüzde 21’ken, şimdi yüzde 35’e çıkmış. Üniversitedeki üniversitelerimizdeki akademik personelin yüzde 54’ü kadınlardan oluşuyor işte gelişen Türkiye’nin en büyük göstergelerinden biri budur.
Tabi bir de hareketli nüfus var az önce söylediğim mülteciler. Suriye başta olmak üzere belli ülkelerde yaşanan iç savaş ve karışıklıklar insan akınıyla bizi yüzleşmek zorunda bıraktı. Biz şunu yapabilirdik: Bazı ülkeler gibi bana ne kardeşim ben kabul etmem, onları kaderine terk edebilirdik, ama bu bizim geleneğimize de sığmaz, inancımıza da sığmaz, genlerimize de uymaz. Biz darda, zorda kalana her zaman yardım eden bir kültürün, bir medeniyetin evlatlarıyız. Bize yakışanı biz yaptık, ama bir yandan da bölgede kalıcı barışın tesis edilmesi ve Irak’ta, Suriye’de misafir ettiğimiz bu kardeşlerimizin doğdukları, büyüdükleri hatıralarının olduğu o ülkelere geri dönmelerini tabi ki arzu ediyoruz, onlar da bunu arzu ediyor. Nerede yaşarsanız yaşayın kendi vatanınızdan daha güzeli yoktur. Bülbülü altın kafese koymuşlar ille de vatanım, ille de vatanım demiş. Onun için içinden geçtiğimiz değişim süreci bizlerin de değişime ayak uydurmasını zorunlu hale getiriyor.
16 Nisan’da aldığımız karar Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle beraber yeni bir değişim, yeni bir reform, yeni bir büyüme ve gelişme dönemi olacaktır. Zaman ekonomisinin en iyi şekilde geliştiği bir döneme giriyoruz. Bazen zamanın bir değer olduğunu, bir para olduğunu insanlar maalesef unutuyor. Kaybettiğiniz parayı tekrar kazanabilirsiniz, ama kaybettiğiniz zamanı bir daha geri getiremezsiniz, onun için mutlaka zaman ekonomisine yoğunlaşmamız gerekiyor.
Değerli iş dünyası temsilcileri, değerli basın mensupları 2017’nin sonlarına geldik. Olumlu ekonomik gelişmeler sonucunda Türkiye küresel ekonominin gündeminde var olmaya devam ediyor. Bakın geçtiğimiz 9 ayı şöyle bir hatırlayın, 2017’ye girerken uluslararası değerlendirme kuruluşları IMF’si, Dünya Bankası, diğerleri, reyting kuruluşları ardı ardına Türkiye’ye darbe vurdular. İşte Türkiye’nin notu düştü, Türkiye yatırım yapılamaz hale geldi filan falan. Ve 2017’nin ikinci çeyreğinden itibaren de ardı ardına inandırıcılıklarını sorgulatmamak için ardı ardına Türkiye’nin tahminlerini düzeltmeye başladılar. Bugüne kadar Nihat Bey 2 mi, 3 mü düzeltme yapan oldu 3 düzeltme yapan oldu. Önce yüzde 2 büyüme dediler, sonra yüzde 4 dediler, sonra yüzde 5 ve üzeri olabilir dediler gidiyor. Ancak şunu söylemem gerekir ki az önce de söyledim üçüncü çeyrekte Türkiye büyük bir ihtimalle G-20 içinde en fazla büyüyen ülke olacak. Belki dünyada da üçüncü çeyrek itibariyle bir rekor yakalama ihtimalimiz var.
Diğer taraftan gerek yüzde 28’e gerilemiş kamu borcunun, gerek güçlü finans sistemimizle Türk ekonomisi önümüzdeki dönemde büyüme performansını sürdürecek. Dış ticaret ve yatırımlarla büyüyen bir ekonomi Türkiye’nin orta ve uzun vadede maratonunun en büyük gücü haline gelecek ve burada da ihracat ve yatırım ön plana çıkacak. Yılın ilk yarısında yüzde 5.1 büyümenin 3.9 puanı yatırımlar ve ihracattan geliyor büyümenin kalitesinden bahsediliyor. Büyümenin kalitesi görüldüğü gibi 3’te 2’sinden fazlası yatırımlardan geliyor, ihracattan geliyor, tüketimden gelmiyor. 2017 başında 2017’den itibaren bir ihracat seferberliği başlatıyoruz aslında başlattık. Eximbank’ın sermayesini 3 milyardan, 10 milyara çıkardık. Bunun anlamı şu: İhracatçı sayısı artacak, ihracat miktarımız artacak. Sonuçlarını gördük mü? Gördük. Nasıl oldu? 153.3 milyar dolar belirlemiştik bu gidişle bunun üzerinde gerçekleşecek belki 156’yı da geçecek. Evet, ortalama büyüme yüzde 8-10 dilimler halinde baktığımız zaman yüzde 14-15’e varan ihracatta büyüme gözlüyoruz. Uluslararası kuruluşlar bir kez daha Türkiye’nin büyüme tahminlerinde sınıfta kaldılar tutturamadılar. Ama hükümet olarak biz de tutturamadık ihracat hedefimiz yüzde 53’tü, yüzde 57’yle kapatacağız varsın bu yöndeki yanılmalar olsun. Aşağı doğru yanılma olunca iyi değil de, yukarıya doğru yanılmadan bir zarar gelmez. Yılın ilk 9 ayında yüzde 10.6 ihracatta ortalama artışımız var. Ekim ayı rakamları da daha iyi gözükecek az önce kulağıma söyledi neyse resmen açıklanınca ifade edelim. İhracat seferberliğimizin bu başarısı işçiden işadamımıza kadar bütün ekonomi dünyamızın başarısıdır. Sadece mal ihracatında değil, hizmet ihracatında da önemli bir gelişme kaydettik hızlandık.
Bugün dünyanın en büyük 250 müteahhitlik kuruluşu içinde 45 Türk firması ve bu sayıyla Çin’in ardından ikinci sırada geliyoruz.
Bakın bir şey daha söyleyeyim, Türkiye etrafındaki ateş çemberine rağmen, istikrarsızlıklara rağmen, küresel krize rağmen 2008’den bu tarafa dünyada 10 tane mega proje yapılmış. Adından söz ettirilen 10 projenin 6 tanesi Türkiye’de, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, İstanbul-İzmir Otoyolu, Marmaray, Avrasya Tüneli ve dünyanın en büyük havalimanı, şimdi de Çanakkale Köprüsü, diğerleri de var da bunları saymak istemiyorum, hızlı trenler, bölünmüş yollar vesaire.
Türkiye’nin kabiliyetini gösteren bir başka rakam da şunu söyleyebiliriz: 2016 yılında müteahhitlik sektöründe proje hacminde dünya devleri Almanya ve Japonya’yı da geride bırakmış durumdayız.
Turizm sektöründe ilk 8 ayda turist sayısında yüzde 26 artış var, ama 2015’in seviyesine henüz dönebilmiş değiliz, ama süratle bu yönde gidiyoruz. Benzer şekilde Türk Hava Yolları kendi hizmet ihracatında küresel bir marka olma yolunda adı emin adımlarla ilerliyor, bunun detaylarına girmeyeceğim. Yatırımlar tarafında da özellikle proje bazlı yatırım teşvik sistemi, buraya dikkatinizi çekmek istiyorum, şimdi artık konfeksiyon usulü teşvikten ısmarlama usulü teşvike geçtik. Bir yatırımınız var, bu yatırım stratejik yatırım olarak değerlendirilebilir. Neye göre değerlendiriliyor? Oluşturacağı katma değer, ülkenin ekonomisine yapacağı katma değer, oluşturacağı mukayeseli üstünlük. Her kesin yaptığı iş değil, yeni bir şey yapıyorsunuz. Hem ithalatınızı azaltacak bir farkı var, hem de ihracatınızın birim fiyatını arttıracak bir katkısı var, işte bu ve buna benzer yenilikçi, teknoloji yoğunluklu yatırımları özel stratejik yatırım sınıfına aldık ve bunlara ucu açık teşvikler veriyoruz. Bunun birkaç örneğini bugünlerde yaptık.
Ege ve İzmir ekonomisi, biraz da buradan bahsetmekte fayda var.
Değerli konuklar, küresel ve bölgesel ekonomiyle Türkiye ekonomiyle karşılaştırılması, buna yönelik birkaç göstergeden bahsettik. Ege üzerinde de birkaç şey söylememiz lazım. Ege’deyiz, İzmir milletvekiliyiz, İzmirliyiz, dolayısıyla hemşerilerimizin de duymak isteği mesajlar var, bunları da bu vesileyle aktarmak isterim.
Ege, tarih boyunca bereketli coğrafyası sayesinde her zaman her dönümde ekonominin canlı olduğu bir yer olmuştur. Unutmayalım, Ege Bölgesi cumhuriyetten öncede, cumhuriyetin kuruluşunda da hala bugün de Türkiye ekonomisinin belkemiği niteliğindedir, ilk ihracatın yapıldığı yerdir. Türkiye’nin dünyaya açılan kapısıdır, penceresidir. Ege Bölgesinin ağırlık merkezini de İzmir oluşturur. 15 yılda Ege tekrar tarihi misyonuna yakışır şekilde yatırımla büyüme stratejisine uygun olarak önemli mesafe kat etti. Bunu yine rakamlarla anlatmak gerekirse 2002 yılında Ege Bölgesinin toplam ihracatı 4 milyar dolar. Bugün ne olmuş? 14,5 milyar dolara çıkmış, yani genel artışın üzerinde olmuş. Denizli’den Manisa’ya, İzmir’den Aydın’a toplam Mehmet Ali Bey 10 ilden bahsetti, 10 ili kapsayan Ege Bölgesinde üretim gücü günden güne artıyor, bölgedeki büyüme devam ediyor. Burası bir başarı tabi güzel bir gelişme, ama yine Efesli Heraklitos’un öğüdüne bakarsak 21.yüzyılda Ege ekonomisinin daha büyük değişimleri, daha büyük dönüşümleri başaracağını görmekteyiz. Nedir bu? Yeni teknolojiler sanayi 4.0, yapay zeka ve bilgi iletişim alanındaki yenilikler, rüzgar ve güneş enerjisi, alternatif enerji kaynakları gibi alanlarda ciddi potansiyellerimiz var. Gelecekte biyoteknoloji, sağlık turizmi, organik tarım bugüne göre daha çok konuşulan, daha çok aranan sektörler haline gelecek.
Ege Bölgesi tüm bu alanlarda Türkiye’nin merkezi olmaya adaydır hem iklimiyle, hem potansiyeliyle hem yetişmiş dinamik insan kaynağıyla bunu rahatlıkla başarabilir. Unutmayalım Ege hala tarımda bir numaradır. İhracatta önemli bir yerdedir, üretimde tartışmasız belirli ürünlerde lider konumundadır. Dünyayı dönüştürecek yeni teknolojilerde Ege ülkemizin en önde giden bölgesi olmaya devam edecek. Ege bölgesi ve şehirleri tarih boyunca bir lojistik merkezi oldu. Konumu itibariyle 21.yüzyılda da Ege limanları, Ege şehirleri tarihi görkemine yakışır bir şekilde yine bir lojistik merkez olmaya aday. Avrupa’nın en büyük limanlarından biri olacak Çandarlı Limanı ve limana bağlanan otoyol şu anda o yapılıyor. Gelirken dün uçaktan baktım bayağı bütün yol izi Çandarlı’ya kadar çıkmış. Zaten Menemen’e kadar Menemen girişine kadar yapılmıştı, ondan sonrası da 70 kilometrelik bölümde yapılmaya başlandı. Bu bir hazırlık yani Ege’nin geleceğine hazırlık. Diğer yandan İstanbul, İzmir, yine baktım Belkahve’den Manisa’ya doğru yol büyük oranda tamamlanmış. Aynı şekilde İzmir, Manisa arası Sabuncubeli Tüneli tamamlandı şimdi ince işleri yapılıyor. Yani bunu şunun için anlatıyorum: Ankara’dan İzmir’e hızlı tren geliyor, Afyon’a şimdi Uşak, Eşme’ye kadar ihalesi yapıldı. Adım adım bir yandan Ankara’dan İzmir’e hızlı tren, diğer yandan İstanbul’dan İzmir’e otoyol Osmangazi Geçişi. Bu ne anlama geliyor? Türkiye’nin üç büyük şehri birbiriyle hızlı tren ağlarıyla, otoyollarla bağlanmış oluyor. Yani İzmir’den çıkan bir hemşerimiz aynı gün içerisinde hem Ankara’yı, hem İstanbul’u dolaşıp tekrar akşam evine gelebiliyor, işte zaman ekonomisi dediğimiz şey bu. Ege tüm Doğu Akdeniz’in bir lojistik merkezi haline geliyor. Aynı masa, aynı yemek, aynı deniz birlikte kalkınma tabi tüm bu gelişmeler yaşanırken komşumuz Yunanistan’la da ekonomi, ticari ve turizm ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. Bölgede birlikte kalkınmaya istekliyiz, bununla ilgili adımları da atıyoruz. Ekonomi birleştirir evet ekonomi birleştirdiğine göre daha çok ekonomiyi konuşacağız, daha çok olumlu gündeme yoğunlaşacağız. İtilafları daha az konuşacağız, onları da zamanı geldikçe mutlaka çözülecektir. Dolayısıyla, biz aynı coğrafyadayız, aynı kaderi paylaşıyoruz, geleceğimizi, gelecek kuşakların daha iyi şartlarda yaşaması için bizim sorumluluğumuz var bu sorumluluğumuzu yerine getirmemiz lazım. 21.yüzyıldaki ekonomik yükselişimiz bölgede birlikte olmalıdır. Biz birlikte ticaret yaparsak, birlikte yatırım yaparsak, kalkınmada yine bölgesel olur. Bir ülkenin fazla kalkınmasının tek başına bir anlamı yok, etrafındaki ekosistem eğer aynı şekilde kalkınma yapmamışsa bugün yaşadıklarımızı yaşarız. Ortadoğu’da yaşadığımızın sebebi budur dünyadaki büyümenin adil bir bölgesel dağılıma geçememiş olmasıdır. Adil bölgesel dağılım refahın dağılımı adil olsaydı ne DEAŞ olurdu, ne başka terör örgütleri olurdu. Onun için gelişmiş ülkelerin terörle mücadelede göz ardı ettiği bir şey var, terörle mücadele sınırları kapatmakla olmaz veya teröristleri etkisiz hale getirmekle de olmaz bunlar geçici tedbirlerdir. Kalıcı tedbir bölgeler arasındaki refah farkının ortadan kaldırılması ve küresel barışın, kardeşliğin tesis edilmesidir.
Evet, biz Egelilerin İbn-i Haldun’un dediği gibi, güzel bir geleceği var, güzel bir kaderi var. İnşallah bugün burada ve yarın bu organizasyonlarda Ege Bölgesi başta olmak üzere Türkiye’nin gelecek vizyonu ve kalkınması için bölge ülkeleriyle ortaklıkların daha da ileriye taşınması için çok güzel fikirler ortaya konulacak, tartışmalar yapılacak ve bu şekilde de inşallah 2018 ve sonrasında çok daha huzurlu, çok daha gelişmiş bir bölge vizyonuyla yolumuza devam edeceğiz.
Bu önemli organizasyonunun gerçekleştirilmesinde en başta Doğuş Grubu önayak oldu. Sayın Ferit Şahenk’e ve ekibine teşekkür ediyorum. Ekonomi Bakanlığımız organizasyonda koordinasyonu sağladı, Ekonomi Bakanımıza, ekibine teşekkür ediyorum. Bölgesel ortak da Ege Geliştirme Vakfı Sayın Mehmet Ali Susam ve ekibine teşekkür ediyorum. TOBB, TESK, İzmir’imizin ticaret sanayi odaları ve bütün sivil toplum kuruluşları, ihracatçıları herkesin burada katkısı var. Bütün paydaşlara katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Hoşça kalın.