Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Endüstriyel Yetkinlik Degerlendirme Toplantisi‘nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Bu işi yaparsın, şöyle kenara gel bakalım, sen yapamazsın, işine bak. Daha sonra bu envanter tespiti bitince bunlara görev verilecek. Kim ne iş yapacak, hangi alanda uzmanlaşacak, bir nevi bunlara hocalık yapılacak. Hangi futbol takımlarının çalıştırıcıları olur ya, onun gibi Savunma Sanayi Müsteşarlığımız da bunlara hocalık yapacak, abilik yapacak ve onların hangi alanlarda ilerlemeleri gerektiğine karar verecek, destek olacak; benim anladığım bu mevzudan.

Şimdi savunma sanayi esasında bölgemizdeki yaşanan olaylara da baktığımızda gittikçe daha önemli hale geliyor. Bunu terörle mücadele harekatlarında, Fırat Kalkanında, Zeytin Dalı Operasyonunda gördük. Ama bunu yakın tarihimizde biz ilk olarak 1974 Kıbrıs Barış Harekatında gördük. Ben de o zamanlar gemi inşa tahsili yapan mühendis adayı biriydim. Daha sonra çalıştığım tersanelerde bu Kıbrıs Harekatının bizi savunma sanayi konusunda ne kadar yetkinliğimizin, yeterliliğimizin olmadığını o zaman acı tecrübelerle yaşadık. En ufak, hiçbir teknolojik üstünlüğü olmayan ufak çıkarma tekneleri bile maalesef ambargo kapsamına alındı ve Türkiye o Kıbrıs Barış Harekatından sonra ciddi bir savunma sanayinde yerli ve milli imkanlardan yoksun olduğunu gördü. Esasen orada yaşanan olumsuz tecrübe üzerine rahmetli Özal, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın kuruluşunu gerçekleştirdi ve burada ilk adımları attı. Fakat 2002 yılına kadar, yani AK Parti iktidarına gelinceye kadar savunma sanayi alanında tabii çalışmalar oldu, bunu yok sayamayız, fakat zaman odaklı, zaman ekonomisini esas alan, zamanı etkin kullanan çalışma pek yapılamadı. Ben hatırlıyorum 1985 yılından beri savunma sanayinin gündeminde olan mesela çıkarma gemileri vardır, sahil güvenlik botları vardır, muhripler vardır, en az 10 sene, 15 sene hep gündemde olmaya devam etti, bir türlü bunlar hayata geçmedi. Ancak 2002’de AK Parti iktidarı Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde savunma sanayine özel bir önem verdi. Ve biriken bu projeleri hızlı bir şekilde hayata geçirmeye başladık. Hayata geçirirken aynı zamanda da yerlilik oranını artırdık.  Yüzde 24’lerdeydi, şimdi yüzde 65’in üzerinde hesap ediliyor.

Tabii her şeyi yüzde 100 yerli de yapabilirsiniz, bir problem yok, ama bu işin bir de ekonomisi önemli. Dünyada hiçbir ülke her şeyi kendim yapacağım hevesinde değil. O kapalı ekonomilerde mümkün, yani ticari, iktisadi, ekonomik hayatın tamamen devletin elinde olduğu 1950’den önceki devlet eliyle kalkınma modelinde her şeyi yapmaya çalışıyorduk. Mesela fabrikalarımız vardı, cıvatayı bile ihtiyacı cıvatayı da kendileri yapıyordu. Nasıl yapıyor? Piyasada daha 70’li yıllara kadar devam etti. Piyasada 10 kuruş, bizde maliyet 10 lira. Ama ne var? Biz yapıyoruz. Bu alışkanlıklar artık gitti.

Şimdi burada esas olan, savunma sanayinde bizim dünya ölçeğinde şirketlerimiz var, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Savunma Sanayi Güçlendirme Vakfı altında şirketlerimiz var. Milli Savunma Bakanlığına bağlı fabrikalarımız var, tersanelerimiz var. Esasında geçmişten gelen bir altyapımız var. Ama bu altyapıyı değişen dünya şartlarına göre, değişen teknolojik gelişmelere göre uyumlu hale getirmek, bu dönüşümü gerçekleştirmek şu anda bu şirketlerin geleceğini, kaderini belirleyecek. Acaba bunlar yine o kamu anlayışıyla zaman odaklı olmayan, maliyet odaklı olmayan, rekabetçi anlayışı yerleştirmeyen şekilde çalışmaya devam mı edecekler, yoksa dünyadaki emsalleriyle yarış halinde hem teknolojik gelişmelerini tamamlamış, hem zaman bakımından, fiyat bakımından rekabetçi hale gelecekler mi? Ben, kamu tersanelerinde gemi yapılıyordu, bir müddet kamu tersanelerinde çalıştım, oradaki yapılan sözleşmelerin ne zaman bakımından, ne fiyat bakımından tutturulduğuna hiç şahit olmadım. En sonunda bu sözleşmeleri yapanlara dedik ki; ya niye bu kadar birbirimizi yoruyoruz, kavga-niza, sonuçta hiçbir şey olmuyor. Bir cümle yazalım; kaça mal olursa, ne zaman biterse. En doğrusu bu, evet şaka değil, böyle gitti uzun süre. Niye? Çünkü karşılarında onu zorlayacak kimse yok, başka kuruluş yok. Ama şu anda tersanecilikte, gemi inşaatında Türkiye çok büyük mesafe aldı. Türkiye belirli alanlarda marka konumuna geldi. Mesela büyük ölçekli yat yapımında, küçük ve orta ölçekli kimyasal tanker yapımında, servis botları dediğimiz özel amaçlı tekneler konusunda Türkiye ihracat ağırlıklı çalışıyordu. Ciddi ilerlemeler kat ettik, hele tamir bakımından müthiş bir kapasiteye ulaştık.

Dolayısıyla şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Bu dönem sanayi 4.0 ve sanal gerçeklik. Daha fazla insan faktörünün devreden çıktığı, daha fazla bilişimin, teknolojinin, yazılımın alın teri yerine akıl terinin daha fazla kullanılacağı bir döneme giriyoruz.

Şimdi 100 büyük şirket içerisinde Türkiye’nin 3 tane savunma sanayi şirketi ön plana çıkıyor. Şimdi bu şirketler önemli, ama tek başına bunlar bir şey yapamaz, burada bir ekosisteme ihtiyaç var. İşte bu projenin amacı bu ekosistemi tamamlamak. Biz bunu Bakan olduğum dönemde demiryolları sektöründe yaptık. Demiryollarında ne yeni demir yolu yapılıyor, ne mevcut hatlar yenileniyor dolayısıyla, herkes rahat iş yok. İş olmayınca da iş yapacak, kafa yoracak firmalar da oluşmuyor. Geldik dedik ki, biz bu böyle olmaz artık demir yolları kendini taşımakta bile acze düşmüş. Bırakın milleti taşıyacak, milletin yükünü taşıyacak kendi kendini taşıyamıyor. Ne yapalım? Önce hızlı tren işini başlatalım, mevcut hatları yenileyelim. Sinyalli olmayanları sinyalli hale getirelim, elektrikli olmayanları elektrikli hale getirelim. Ve tabi cumhuriyetin ilk yıllarında, Osmanlı’nın son zamanında yapılan çok keskin kulplar var bunları mümkün mertebe düzeltelim. Böyle olunca ne oldu? Sektörde bir talep oluşmaya başladı ve bu taleple birlikte bizim o atıl duran TÜVASAŞ, TÜLOMSAŞ, efendim TÜDEMSAŞ gibi fabrikalar tekrar heyecanlandılar, bir şeyler yapma gayreti içine girdiler. Yetmedi İstanbul’da, Sakarya’da, Ankara’da, Eskişehir’de 400’ün üzerinde firma oluştu firma. Ne yapıyor? Demiryollarına bir şeyler yapıyor, yani yapılan o lokomotiflerden, vagonlardan altyapı, ray döşeme vesaire elektrifikasyon, sinyal işinin her bir parçasının bir yerinden tutan firmalar oluştu. Eğer iş olmasaydı, proje olmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı. Şimdi de savunma sanayimize bakıyoruz önümüzde 60 milyar dolarlık bir iş hacmimiz var, 600’den fazla projemiz var. Bu ne kadar süre? En fazla 10 yıl, 10 yıl içerisinde bu projeler gerçekleşecek. Bunların zaten 12-13 milyarlık kısmı sözleşmeye bağlanmış durumda, diğerleri de peyderpey devreye giriyor. Hele mesela bu NATO diğer ülkelerle geliştirdiğimiz efendim bu yeni nesil uçak projeleri onlar da ortak yapım, bunlar da ayrıca başlı başına 100 milyar dolarlık bir iş. Orada da Türkiye hem ortak hem tedarikçi konumunda. 2023’e kadar ciddi miktarda hava filomuzu yenilemeyi düşünüyoruz. Bunun dışında TF-X projesini İngiltere’yle beraber yürütüyoruz dolayısıyla, önümüzde bolca proje var.

Bu projeleri yaparken yetkinliğe sahip mutlaka firmalarımızı da oluşturmamız gerekiyor, yani savunma sanayi ekosistemini oluşturmamız gerekiyor. Sadece savunma sanayinin kamuya ait firmalarıyla bu işi yapamayız. Bu artık eski model bu geçti, yeni model herkesin işin içine dahil olması. Belirli uzmanlıkların görev taksimi yaparak belirli firmalara verilmesi. Demir yollarında ray bile yapamıyorduk, şimdi ray da yapıyoruz, lokomotif de yapıyoruz, boji de yapıyoruz birçok şeyi artık yapar hale geldik. Niye? Çünkü şartlar bizi zorladı. Savunma sanayinde de önümüzde böyle bir fırsat var, böyle bir imkan var mutlaka kendi kendimize yeterli hale gelmemiz gerekiyor, yani yerli ve milli, aklı, fikri, fikri mülkiyet hakları kendimize ait olan, yazılımları kendimize ait olan teknolojisini alıp kullandığımız değil, sahip olduğumuz bir alt yapı. Bunu yapamazsak savunma sanayinde biz bağımsız hale geldik diyemeyiz. Bu yönde attığımız adımlar var, önemli adımlar var, gerçekleşenler var. İşte helikopter projesi silahlı, silahsız İHA’lar. Bakın Afrin Harekatının kaderini değiştiren budur bu silahlı İHA’lar, silahsız İHA’lar. Orada bir üstünlük oluşturdu karşı tarafa verilen mühimmatlar, silahlar bizim bu mukayeseli üstünlüğümüzün altında kaldı. Olunca da böyle istediğiniz gibi alanda nasıl sonuç almak istiyorsanız o sonucu elde ettiniz.

Tabi Türkiye’nin amacı hiçbir ülkeyi işgal etmek değil, saldırgan bir politikamız yok. Dostlukları arttırma, düşmanlıkları azaltma politikamız var. Ancak şunu da unutmayacağız: Hazır ol harbe, istiyorsa sulhu sükûn. Elinde imkan ve kabiliyetlerinin olduğunu bilirse hasımlık yapmaya kimse cesaret edemez. Caydırıcı kabiliyeti Türkiye’nin mutlaka geliştirilmelidir. Savunma zaten şart, ama caydırıcı kabiliyetimizi de geliştirirsek o zaman bölgesel krizlerin, bölgesel sorunların üstesinden daha kolay geliriz. O yüzden özellikle küçük ve orta ölçekli firmaların tespiti, bunların desteklendirilmesi, yönlendirilmesi ve belirli konularda uzmanlaşmalarının sağlanması olmazsa olmaz. Savunma Sanayi Müsteşarlığımızın başlattığı projede tam bu amaca hizmet ediyor. Yalnız buradaki ayrılan kaynak miktarını çok düşük gördüm 50 milyon lira bir şey değil. İsmail Bey, 50 milyon lirayı bir başlangıç için, mutlaka bu kaynağın çok daha fazla arttırılması gerekir.

Eski alışkanlıkları artık bırakalım, bizim işadamlarımız, iş alemimiz, patronlar akla para vermeyi asla düşünmezler. Ben gençliğimde hatırlıyorum, adam gemi yaptıracak, 10 milyon dolarlık gemi yaptıracak, projeyi nereden bedava temin ederim, onun derdine düşünüyor, armatör. Tersanedeki ressamları ayarlıyor, oradaki arşivden mevcut projelerden kesip-biçip proje bir günde, kumcu demir kızağa koyacak, proje istiyor bir günde. Ya bir günde proje olmaz, bunun hesabı var, kitabı var, çalışması var, endazesi var, tulanisi var, en kesiti var, boy kesiti var, falanı-filanı. Hiç anlamamı diyor, yarın projeyi al gel. Ne yapsın, orada ressam ne buluyorsa kesiyor-biçiyor götürüyor. Böyle bir projeyi götürmüş Balatta koymuşlar kızağa, gemi de yapılmış bitmiş, kapatmışlar, ondan sonra kontrole geliyor klas kuruluşu, bakıyor ki geminin makine dairesi yok, aceleden unutmuşlar. Tabi saçını başını yoluyor, hemen ressamı arıyor, lan diyor ne yaptın diyor. Ne oldu patron diyor. Ya diyor daha ne olacak diyor, gemi bitti, makine dairesini koymamışsın. Ne kızıyorsun patron diyor, adamlar fark etmeseydi daha çok yük taşıyacaktın. Ressamı da aynı, patronu da aynı kafadan. 

Dolayısıyla şimdi bugünler geride kaldı, artık bilgisayar var, bir günde 10 tane farklı endaze yapıyorsun 3 boyutlu, önden, arkadan, alttan, üstten, en ufak aletin bile nereye nasıl yerleştirileceğini… Şimdi yapılıyor, bir tane ev istiyorsun, geliyor bakıyor, şurayı kes, burayı biç, hop bakıyorsun 5 dakika sonra önüne geliyor, teknoloji çok gelişti.

Eskiden 3 yada biz o planın bir tanesini zor çizerdik, o hesaplar, kitaplar. Küp değil, kara değil, küre değil, birtakım işte diferansiyel denklemlerle o eğrinin zarfını çıkarıyorsun, ondan sonra onun hesabını yapıyorsun falan, zor işlerdi, şimdi bunların hepsi kolaylaştı, çünkü teknoloji, bilgisayar, yazılımlar çok gelişti. O halde bu altyapı, bu birikim elimizde mevcut, bunu en iyi şekilde kullanacağız. Bazı firmaları, türbin mi yapacağız, sen bu türbin sisteminin alt bileşenlerinde şu şu şu konularda kafa yor, uzmanlaş. Efendim, bir yerde silah sistemi mi yapılacak, onlarla ilgili görev verilecek. Aviyonikler mi yapılacak, seyir aletleri, edevatları vesaire, bunlarla ilgili görev verilecek veya konstrüksiyon işi mi yapılacak, her neyse bütün bunların görev taksimi yapılacak, uzman olmaları sağlanacak. Ve bu sadece bizim ihtiyacımızı da karşılamayacak, aynı zamanda küresel anlamda da iş yapacak.

Bir uçakta 30 bin tane parça var, bunu hep bir firmanın yapması mümkün değil. Nitekim ne yapıyorlar? Dünyanın her tarafına dağıtıyorlar, işte kanatları sen yap diyorlar, gövdenin birini sen yap, kapıyı sen yap, koltukları sen yap diyor, veriyor. Bir tane entegratör firma var, o da bütün bunları derliyor topluyor, birleştiriyor, al sana uçak. Ama bir de bu işin aklı var. Aklı nedir? O işin planı, projesi, IP’leri elinde olacak, başkasının hacetiyle iş yapamazsınız, darda olduğu zaman gelir ister. Onun için kendi işimizi kendimiz yapacağız ve bu yöndeki yetkinliğimizi, etkinliğimizi böylece geliştirmiş olacağız. Bu yönde Allah’a şükür iyi bir mesafe aldık, ama yeterli görmüyoruz, daha yolun başındayız.

Şunu söyleyeyim: İnsan kaynak kapasitesi olarak bir sorunumuz yok, tecrübe birikimi olarak da bir sorunumuz yok, ancak organizasyon ihtiyacımız var, yani nerede hangi değerimiz var, kim nerede hangi işi yapıyor? Bizim hiç duymadığımız, bilmediğimiz firmalar var, dünyanın bir numaralı şirketlerine alt yüklenici olarak görev yapıyor. Siemens, Bombardie, Aston gibi şirketlerin lokomotiflerini, tren çekerlerini yapan Türkiye’de firmalar var. Yapıyor, oradan gidiyor adam markasını vuruyor, kendi adını koyuyor satıyor. Nereye satıyor? Uzakdoğu’ya satıyor, Afrika’ya satıyor, satarken de aldığını 3’le satıyor, fiyatı da koyup öle satıyor. Tıpkı tekstilde olduğu gibi, geçmişte de tekstilde Türkiye alt yüklenici, hala da öyle, marka üretemeyince oluşan katma değeri de maalesef siz sahip olmuyorsunuz, sizin elinizde kalmıyor, başkaları ondan daha fazla istifade ediyor.

O bakımdan bu çok hayırlı, güzel bir girişim, destekliyoruz, sonuna kadar da desteğimiz devam edecek. Yeter ki savunma sanayinde yetkinliğe, ehliyete sahip, kapasitesi gelişmiş şirketlerimiz olsun, bunun için elimizden gelen desteği de veriyoruz.

Zeytin Dalı başarıyla tamamlandı, şu anda temizlik yapılıyor. Maalesef terör unsurları giderken sağı-solu EYP’lerle her tarafı tuzaklamışlar. Bunların temizliğiyle uğraşırken kayıplarımız da oluyor, maalesef bugün 3 şehidimiz var, el yapımı patlayıcı temizliği yaparken şehit oldular. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

Bir yandan tabi terörden bölgeyi temizledik, şimdi de orada tıpkı Cerablus’taki gibi El Bab’daki gibi, Azez’deki gibi, El Rai’deki gibi bölgeye hayatı normale döndürecek, sağlığıyla, eğitimiyle, sosyal hayatıyla, ticaret hayatıyla tekrar insanların dönüp oraya yerleşip hayatını sürdüreceği altyapıyı da oluşturuyoruz. Yani nasıl Suriye görev gücü diye ÖSO birimlerinin koordinasyonunda, daha doğrusu onların icraatın içinde olacağı, Türkiye’nin de dışarıdan destek vereceği bir modeli Afrin’e de uygulayacağız. Bunun çalışmalarına da başladık, her geçen gün bu uygulama hayata giriyor. Şu anda insanlar sıcak yemeğe eriştiler, fırınlar yanıyor, altyapıdaki tahribatlar birer birer giderilmeye çalışılıyor. Terör örgütünün verdiği tahribat ve acı yavaş yavaş izleri siliniyor. Bu mücadele bitti mi? Yok, bitmedi. Orada bitti, Fırat’ın batısı aşağı yukarı şu anda kontrol altına alındı. Ama Fırat’ın doğusunda, Kuzey Irak’ta daha tehdit devam ediyor, dolayısıyla batıda olur, doğuda olur, tehdit neredeyse biz oradayız. İster içeride, ister dışarıda terör örgütü Türkiye’nin hedefidir, milli güvenlik meselesidir. Vatandaşın can ve mal emniyeti yüzde 100 sağlanıncaya kadar. Bu terör unsurlarının bir daha ortaya çıkmamak üzere tamamen yok edilinceye kadar bu mücadeleyi millet olarak sürdürmeye kararlıyız. Bu konuda da hiç kimsenin icazetine, inayetine ihtiyacımız yok. Eğer dostlarımız bizi düşünüyorsa gölge etmesinler. Önümüzde terör örgütünün arkasına geçip onların arkasından namlularını bize çevirmesinler, onlara silah vermesinler, terör örgütleriyle iş tutmasınlar, stratejik ortak olduklarını, dost olduklarını Türkiye’ye göstersinler, biz bunu istiyoruz. İnşallah bu konuda da milletimiz bizimle beraber bu hareketin başarıya ulaşmasının en önemli sebeplerinden biri, tabii askerimizin, jandarmamızın, polisimizin, güvenlik korucularımızın ve ÖSO mensuplarının kararlılığı, donanımı, yetkinliği. Ama ondan daha önemlisi siyasi irade, yani Cumhurbaşkanımızın ve Hükümetimizin bu konudaki duruşunun dik olması, tavizsiz olması ve şüphesiz hepsinin ötesinde milletin desteğini arkamızda hissetmemiz. Bugün 81 milyon vatandaşımız terörle mücadele konusunda zerre kadar kafasında tereddüt yok, devletiyle, Hükümetiyle, Türk Silahlı Kuvvetleriyle beraber. Onların arkasında duasını, desteğini esirgemiyor.

Ben sözlerimi burada tamamlarken, böylesine güzel, hayırlı bir hizmetin savunma sanayimize ve ülkemizin güvenliğine, bu alandaki sektörün gelişmesine, özel sektörün gelişmesine çok büyük katkılar sağlayacağına yürekten inanıyorum.

Savunma Sanayi Müsteşarımız, Savunma Bakanımız başta olmak üzere bütün emeği geçen arkadaşları tebrik ediyorum, kutluyorum.

Hepinize hayırlı günler diliyorum, sağ olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.