Basbakan Yildirim’in Esnaf ve Sanaatkarlar Odalari Birligi toplantisinda yaptigi konusmanin metni
Çok değerli esnaf ve sanatkâr kardeşlerim, oda başkanlarım, kooperatif başkanları, hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
AK Parti İzmir İl Başkanımızın tertip ettiği Esnaf Buluşmasında sizlerle birarada olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.
İzmir’in can damarı esnaf ve sanatkârlarımız bugün burada, Kefalet Kooperatifleri burada, Esnaf Sanatkâr Odaları burada, velhasıl İzmir’in üreten, istihdamını sağlayan, İzmir ekonomisini ayakta tutan belkemiği kuruluşlarımız burada bugün bizimle beraber.
Biz AK Parti olarak 16 yıldan beri esnaf sanatkârımıza çok büyük önem verdik. Zaten burada Zekeriya Bey de konuşmasında yapılanların sadece bir kısmından bahsetti. Ben bunları tekrar edecek değilim. Mutlaka mükemmel iyinin düşmanıdır. Mükemmeli ararsanız iyiyi de elde edemezsiniz. Dolayısıyla biz iyiyi yapmanın gayreti içerisinde olduk ve biliyoruz ki esnafı güçlü olan, sanatkârı güçlü olan, ticareti canlı olan şehirler gelişiyor. Bir şehrin kalkınmışlık düzeyini anlamak için esnafa bakmak lazım, çarşı-pazara bakmak lazım. Şehrin huzuru, zenginliği çarşı-pazara da bereket olarak yansıyor. Eğer şehirde huzursuzluk varsa, dertler varsa, bunun en önce bedelini de esnaf ödüyor. Bu bilinçle esnafımızla, sanatkârımızla biraraya gelmeyi, onları dinlemeyi, zaman zaman sorunları konuşmayı ihmal etmiyoruz. Bugün de bu amaçla biraradayız. Hemen yapılacak bir seçim arifesinde biraradayız. Onun için bu toplantı biraz daha da anlamlı hale geldi.
Değerli dostlar; 24 Haziran seçimlerine yaklaştık, bugünü saymazsak 4 günümüz var. 4 gün sonra sandığa gideceğiz ve Türkiye’yi gelecek 5 yıl yönetecek cumhurbaşkanını seçeceğiz. Bir de, bizleri temsil edecek, sizleri temsil edecek vekillerimizi seçeceğiz.
Bu seçimin bir hususiyeti var; bu seçim ilk defa 16 Nisan 2017 halkoylaması sonucu kabul edilen Anayasanın, yani parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine geçişi öngören Anayasa değişikliğinin ilk uygulaması olacak. Milletvekili seçimiyle cumhurbaşkanı seçimi aynı gün yapılacak. Bir yandan milletvekillerini seçeceğiz, bir yandan da cumhurbaşkanı adayları arasından seçimimizi yapacağız. Böylece esasında geçmiş dönemde parlamenter sistemde var olan ve zaman zaman da büyük sorunlara sebep olan vesayet uygulamaları, darbe girişimleri, çeşitli engellemeler, siyasi zaaflar, bunların hepsi bir anlamda tarihe karışıyor. Çünkü seçeceğiniz ülkeyi yönetecek cumhurbaşkanı sandıkta güvenoyu alıyor. Güvenoyunu siz veriyorsunuz, seçmen veriyor. Ankara’ya gönderelim de vekilleri, orada otursunlar, hükümet kursunlar mevzusu artık ortadan kalkıyor. Siz ülkeyi kim yönetecek, bizi kim temsil edecek; ikisini ayrı ayrı seçiyorsunuz, burada sandıklar kapanıyor, sayımlar yapılıyor işi bitiriyorsunuz, Ankara’ya iş bırakmıyorsunuz. Bu demokraside Türkiye’nin yönetim alışkanlığında köklü bir değişiklik anlamına geliyor. 94 yıllık yönetim sistemimizi değiştiriyoruz. Bunun ilk onayını 16 Nisan’da yaptık. 16 Nisan’da biliyorsunuz iki fikir kampanya yaptık; birisi hayır grubu, birisi evet grubu. Hayır grubu ne dedi? Biz iyiyiz böyle, darbeler devam etsin, vesayetler devam etsin, Türkiye zayıf siyasi hükümetlerle zaman zaman tökezlesin, kalkınması, büyümesi geciksin, biz durumumuzdan memnunuz diyenlerle artık bu vesayetler bitsin, Türkiye zaman kaybetmesin, 2023 hedeflerimize, 2053 vizyonumuza doğru daha kararlı bir yürüyüş içinde olalım diyenler arasında geçti ve yaklaşık 1 milyon 400 bin oy farkla evet oyları yüksek çıktı ve Anayasa değişikliği kabul edildi. Bu yaptığımız iş, esasında o değişikliğin onaylanması, daha doğrusu kişilerinin belirlenmesi. Onayı verdiniz, şimdi seçimi yapacağız. Seçimde de adaylar var, 40-50 gündür herkes meydanlarda dinliyorsunuz, herkesten bir şey alıyorsunuz, kıyaslama yapıyorsunuz, kararınızı vereceksiniz. Vereceğiniz karar, mutlaka ülkemiz için en doğru kara olacak. Bundan hiçbir şüphem, tereddüdüm yok. Bugüne kadar milletimizin terazisi milim şaşmadı. Siyasetçiler yanlış yapabilir, ama millet yanlış yapmaz, o yanlışı da düzeltir. Nerede düzeltiyor? Sandıkta. Millet konuşmaz, vara yoğa konuşmaz. Günü geldiğince bir konuşur pir konuşur, kararını verir, ona göre ülke gideceği yönü, yolu belirlemiş olur.
Değerli dostlar; bu seçimle ilgili değerlendirmelere şimdilik bir ara vereyim, esnaf-sanatkarlarla ilgili konularda Sayın Zekeriya Beyin söylediği hususlar var, bunlara kısaca değinmek istiyorum. Yani yapılan çok şey var, ama yapılması gereken konular da var, bunları gördük. Tabii taleplerin tamamını yapacağız desem yanlış olur, bir kısmı makul, yapılabilir, hakikaten düzeltilmesi gereken, sadece bürokrasinin dar yorumlarından kaynaklanan akla da, izana da çok uymayan hususlar. Efendim, işte BAĞKUR borçlanmasında daha sonra işe devam etmiş, prim gününe ilaveler getirmiş, önceki bir hakta 5 binde ısrar etmenin anlamı yok, ne kadar açığı varsa o kadar versin; makul olan budur, doğru olan budur, bu düzeltilebilir.
Bunun yanı sıra başka ne olabilir? Perakende Kanunuyla ilgili çıktı, ama işimizi görmüyor, uygulamayla ilgili sorunlar var belli ki, bunu tekrar ele almak lazım. Bu konu üzerinde çalışılabilir.
Bu iş sağlığı, iş güvenliği konusu erteleniyor, bir geçici çözüm bulundu, ama bunu da temelli bir çözüme kavuşturmak gerekir. Burada iş sağlığından, iş güvenliğinden taviz vererek değil esnafın taşıyabileceği yük kadar bu mükellefiyeti, bu sorumluluğu getirmek şeklinde sürdürülebilir bir çözüm üretmemiz gerekir.
Sosyal güvenlik destekleme primi zaten kalktı biliyorsunuz, orada bir sıkıntımız yok.
Basit usul 8 bin dediniz, benim bildiğim 9 bin, 9 bin aşağısı herhangi bir şekilde vergiye tabi değil, kazançları 9 binden aşağı olan hiçbir şekilde vergi ödemeyecek.
Tabii ÖTV, akaryakıt desteği, yani nakliyeciler ÖTV’nin kaldırılması; bu gerçekçi değil Başkan. Şu içinde yaşadığımız şartlar altında bizim gelirlerimizin çok büyük bir kısmını bu oluşturuyor, bunu bilmekte fayda var. Yerlileştirme ve millileştirme, eğer petrol kaynaklı yakıtlardan yavaş yavaş işte elektriğe geçiyoruz, başka kaynaklara geçiyoruz, doğalgaza geçiyoruz, bunlar oldukça, burada bir çeşitlendirme yaptıkça burada iyileştirme yapabiliriz. Tarımda biliyorsunuz yarısını veriyoruz, kullanılan mazotun yarısını bir önceki yılın kullanılan bütün mazotun yarısını veriyoruz. Şu ana kadar 2017 yılına ait 3 milyar mazot desteği yaptık. Bu ne demektir? 5,5 liraysa yarısı kadar maliyet gelmiş oluyor, yarısını biz karşılıyoruz. Bu uygulama devam edecek, ama ÖTV orta ve uzun vadede ele alınması gereken bir konu. Devletin dört tane gelir kalemi var, bu dört tanenin bir tanesi de bu.
Engelli rampa konusu önemli bir konu. Sen şimdi Selahattin … ne yapacağız, yani şimdi sen, olacak, kolaylaştırmamız lazım, bundan kaçış yok. Engellileri yok sayamayız. Onların hayatını kolaylaştıracak tedbiri almamız lazım. Ama bu esnaf üzerine baskı yapıyorsa, bunun da çaresine bakmamız lazım. Yani bunu terk etmek çözüm olmaz. Çözümü, sorunu başkasının üzerine atmak olur. Tıpkı kantin-bakkal işi gibi; yani kantinde yasaklansın, bakkalda satılsın. Yani bakkal da senin üyen, bakkalda da yasaklarsak o zaman ne olur, o da sıkıntı olur. Dolayısıyla buradaki yasağın mantığı, kantindeki yasağın mantığı; çocukların sağlıklı beslenmesi, uygun gıdaya erişiminin sağlanması. Yoksa keyfi bir yasak yok, mamafih bu da elden geçirilebilir, bakılabilir. Arkasındaki mantık, oradaki kantincinin mağdur olması değil. Onu en azından öyle biliyorum.
Stopaj konusu önemli bir konu, bunu yeni dönemde ele alacağız, hakikaten bu stopaj konusunda bir haksızlık var, yani nasıl bir çözüm üretilecekse alternatifini oluşturmak suretiyle, ele alacağımız konulardan bir tanesi.
Bu e-haciz konusu da, haklısınız burada kıst usulü uygulanması lazım, toptan bakış açısı yanlış, bunu da kolayca düzelteceğimizi düşünüyorum.
Prim gün ödemelerindeki farklılık, benim için yeni bir konu, bunun da notunu aldık, bakacağız.
Emeklilikte yaşa takılma konusu değil de, BAĞKUR borçlanması, ona değindim, o reformu tekrar bozmanın bir anlamı yok, onun altından kalkamayız, bir kere onu söyleyeyim. Yani Türkiye 92-93 rahmetli Demirel döneminde bu sistem bozuldu, Türkiye ondan sonra süratle krize sürüklendi. Dolayısıyla bu sistemle bir daha oynamak Türkiye’ye çok büyük kaldıramayacağı bir yük getirebilir.
Sigorta vergi ödenmiş BAĞ-KUR’lulara ilişkin borçlanma, onu söyledim, yani orada mutlaka ihtiyacı olan alınmalı. 2008 öncesi yapılıyor, sonrası yapılır-yapılmaz, bunlar teknik olarak çalışılması gereken konular, buna da bakacağız.
Katı atık meselesi belediyelerin uygulamaları, bazıları az uyguluyor, bazıları uygulamıyor, başka kalemlerin üzerine koyuyorlar, yani neticede değişmiyor, yani nihai ödediğin paraya bak sen. Katı atık diye yazmıyor, başka hizmet bedeli yazıyor, bilmem ne yazıyor, neticede senin cebinden çıkan para değişmiyor. Biz yalnız bu arada katı atık bedeliyle ilgili bir tahdit getirdik, farkındasınız değil mi? Yani onu keyfine, kafasına göre yapamayacak. Galiba yüzde 50’sini mi geçemeyecek, bir şey var yani, bir ölçü getirdik. Orada bir kolaylık getirdik, şu anda detay aklımda değil, ama iyi hatırlıyorum bir kolaylık getirdik.
Fikri mülkiyet önemli bir konu, ama bunu biraz ifrata kaçırmalar da oluyor. Yani bu herkesin emeğinin karşılığı olmalı, buna karşı çıkmak doğru değil. Bu alışkanlığın toplumda yerleşmesi lazım, ama bunun da ticaretini yapanların önüne geçmek lazım. Yani bu 8 tane, 10 tane dernek, her biri ayrı telden çalarsa olmaz. Burada da fikri mülkiyet kanunu yeni baştan ele alınıyor. Velhasıl bu ve buna benzer konular var, bunların hiçbiri çözülmeyecek işler değil. Nasıl çözülür? Bu işleri bilen, çözüm üreten kadrolarla çözülür. Bir tecrübesi olmayan, memlekette en ufak bir izi olmayan, emeği olmayan, eseri olmayanlarla bu iş çözülmez. Onun için istikrar lazım değil mi? İstikrar için ne lazım? Durmak yok, yola devam lazım; bu kadar basit. Yeni baştan şunu nasıl yapacağız, bunu nasıl yapacağız deyip Türkiye’nin zaman kaybetmesine gerek var mı? Konuları bilen, bugüne kadar çözüm üreten kadrolar aynı şekilde bu sorunların üstesinden de pekala gelebilirler.
Durgunluk konusuna vurgu yaptınız, önemli. Yani bu durgunluğun seçim süreciyle alakalı olduğunu bilmenizi istiyorum. Yani seçim öncesi ihtiyacı olan da, olmayan da, herkes hele dur bir bakalım, seçimleri görelim der; genel kaidedir bu, bu seferki de aynı. İnşallah seçimlerden sonra tekrar herkes gelecek planlarını yapacak, yatırım planlarını yapacak, yeni hedeflerini ortaya koyacak ve yolumuza devam edeceğiz.
Ekonomide bazı değişmeler, gelişmeler var. Türkiye ekonomisinden ziyade küresel ekonomide bazı son 1 senedir gelişmekte olan ülkelerin aleyhine bir durum söz konusu. Özellikle Amerika bütün dünyada gelişmekte olan ülkelerde 4,5 trilyon dolar fonu var. Bu fonu tekrar yuvaya döndürmek için ha babam faiz artışı yapıyor. Yani diyor ki; artık siz dışarılarda yatırım yapmayın, gelin ülkenizde yapın. Benzer şeyi Avrupa Birliği yapıyor, 2,5 trilyon avro da onların var. Bu tabii dış kaynağa ihtiyacı olan bizim gibi, bize benzer Meksika’ydı, Arjantin’di, Venezüella’ydı, Rusya’ydı, İran’dı vesaire bu ülkeleri olumsuz etkiliyor. Buradan kaynak çıkışı olunca biraz yerli parada dalgalanmalar meydana geliyor, bu bir sorun. Bunun için tedbirlerimizi alıyoruz. Ve inşallah seçimden sonra da yapısal reformları, vergi reformu başta olmak üzere reel sektörü daha fazla destekleyecek, üretimi, ihracatı çok daha artıracak birtakım düzenlemeleri yapıyoruz. Teşviklerde çok ciddi mesafe kat ettik. Şu anda proje bazlı teşvik sistemi uyguluyoruz. Bunun anlamı ne? Bunun anlamı eğer proje döviz kazandırıcı bir projeyse, yüksek teknoloji getiriyorsa, katma değer getiriyorsa bu projelere özel bire-bir konuşarak destek veriyoruz. Bu şekilde ilk paket 23 projeyi onayladık, toplam tutarı 135 milyar lira. 10 yıl boyunca işte vergi, sigorta, yatırım indirimi, işletme kredisi cazip şartlarda, bütün bunları koyunca 10 yılda 19 milyar dolar ithalatımızda azalma olacak. Yani cari açığımıza bu kadar katkı sağlayacak. Benzer şekilde Doğu-Güneydoğu Anadolu’da Cazibe Merkezleri Kanununu çıkardık, bu kanunun amacı da şu: Bölgede terör Allah’a şükür tamamen bitme noktasına geldi, şehirlerde, kırsalda artık terörden ziyade devletin otoritesi, ağırlığı geçerli. Bu şartlar altında yatırımların bölgeye kazandırılması lazım. Bu yatırımları çekmek için şimdi bütün o bölgedeki illere 6. bölge teşviki veriyoruz, ister OSB’de olsun, ister olmasın, bu teşvikten yararlanacaklar. Dolayısıyla can ve mal güvenliği meseli hallolduktan sonra artık oralarda gençlerimize, orada yaşayan vatandaşlarımızın daha ziyade üretim yapması, daha ziyade yeni yeni iş yerlerinin açılması, istihdamın artması için teşvik vermeye devam edeceğiz.
Bu arada tabii taksicilerle ilgili güzel düzenlemeler yaptık, halk otobüsleriyle ilgili düzenlemeler yaptık, yani birçok düzenlemeler aslında sessiz sedasız yapılıyor. Belki de bunların tanıtımını tam olarak yapamıyoruz.
Atık suyla ilgili, temiz su bedelinin yüzde 50’sini geçemez diye bir şey, yani bir tahdit getirmişiz. Bu da, daha önce benim İzmir’de geldiğim bir toplantıda verdiğim bir sözdü, İzmir’de çok yüksek, atık su-temiz su toplamı çok yüksekti. Atık suyu, temiz suyun yüzde 50’siyle sınırlamışız. Ama burada tabii başka hileli yollara gidiyorlar; hizmet bedeli diyor, yok geldim sayaca baktım, okudum yazdım, çeşitli başka kalemlerle ilave edebiliyorlar.
Ama bunun yasal dayanağı yok, bu haraca girer. Dava edin, hemen iptal olur, dava açın kardeşim, biz destek verelim. Kafasına göre para alırsa bu iş nasıl olacak yani, Allah Allah.
Ne yapacağız, ya değiştireceğiz, zamanı var yahut da dava edeceğiz, başka çaresi mi var yani? Günü gelince de, ya kardeşim, sen bize niye bunları yaptın, biz seni bunun için mi seçtik deme hakkınız da var.
Dolayısıyla Zekeriya Bey, bu işler not edildi, ben de tebrik ediyorum, çok titiz bir çalışma yapmışsın her zamanki gibi. Şu siyaset merakını da gidereceğiz yakında... Siyaset herkesin hakkıdır, yani siyaset bu ülkenin derdiyle dertlenen herkesin içinde olması gereken bir durumdur ve esasen de öyledir. Yani ben siyasi değilim, siyasetle aram yok diyen hiç kimse yok, yani en azından oy veriyor. Oy vererek ülke hakkındaki kanaatini belirtiyor, görüşünü ortaya koyuyor, kendini ifade ediyor. Tabii orada şu ayrıntı var, tabii biraz hukukçuların çalışması lazım: Sizleri birileri seçiyor, memurları ise atıyoruz. Şimdi atanmış olanlara uygulanan rejimle, seçilmiş olanlara uygulanan aynı olmayabilir. Ama şu görüşe ben de çok uzak değilim: Yani aday olursa, hatta seçilirse bitsin, seçilemezse, yani hemen peşin aday olmadan istifa etme şeyi gelmesin. Bunun üzerinde çalışılabilir, yani bütün artılarıyla-eksileriyle bu çalışılabilir. Çünkü Selahattin Beyin ekibinde böyle bir şey yok. Onlar bu mevzuata tabii değil. Abdulkadir hem milletvekiliydi, hem de bunların büyük başkanıydı, o nasıl oluyorsa, siz de bir akıl alın da öyle gidin yani.
Orası esnaf değil mi? Susam, öyle değil mi, esnaf değil mi onlar? Muaf tutmuşuz, yani işte böyle bir imtiyaz tanınmış. İmtiyazlar yüzünden bu işler oluyor, onun için imtiyazları mümkün mertebe, istisnaları-imtiyazları kanunlarda çok az koymak lazım, öbür türlü mutsuzluk oluyor, kesimler arası bir şey oluşuyor.
Evet, şimdi ekonomiyi konuştuk, sorunlarınızı konuştuk. Nefes Kredisi işliyor, diğer krediler işliyor, KGF’den güzel sonuçlar aldık. Geçen sene büyüme olarak da yüzde 7.4 olarak da geriye dönüşü oldu; bunlar güzel şeyler. Türkiye ekonomisi güçlü bir ekonomi, bunu bilmenizi istiyorum. Ve buna benzer birçok şoklarla karşı karşıya geldik. Elhamdülillah hepsinden yüzümüzün akıyla çıktık. Seçim gelecek, 4 gün sonra da seçim de bitecek, geçim süreci tekrar başlayacak. Normal hayatımıza döneceğiz, çalışacağız.
Tabii ben şunu samimiyetle sizlerle paylaşmak istiyorum: Ben AK Parti’nin kuruluşunda yer aldım, 12 yıl Ulaştırma Bakanlığı yaptım ve 12 yıl boyunca da ülkemizin her köşesine muazzam hizmetler getirdik. Tabii bunda en büyük desteğimiz milletimiz, sizlersiniz. Sizler destek verdiniz, arkamızda durdunuz. Ama başımızda bir de liderimiz vardı, Recep Tayyip Erdoğan, o da bize liderlik yaptı, önümüzü açtı, bu hizmetleri yapma fırsatı bulduk.
Bakın sadece size bir şey söyleyeyim bu bölünmüş yollarla ilgili; Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası bir rapor yayınlandı geçen günlerde. Bu projeyi dünyada örnek olarak gösteriyor. Diyor ki; bu kadar sürede bu kadar büyük bir performans çok mümkün değil diyor, imkansıza yakın bir işi başardı Türkiye diyor. Bu yolların getirdiği faydaları sıralıyor.
Bir; ölümlü kazalarda yüzde 62 azalma olmuş trafik iki kata çıkmasına rağmen.
İki; çevreye egzoz salınımında 3 milyon ton azalma olmuş.
Üç; yolların kalitesini güzelliğinden yakıt tasarrufu, zaman tasarrufu ve araçların amortisman tasarrufuyla yılda 20 milyar lira kar elde ediliyor. Yani bu projeye, bizim bölünmüş yollara harcadığımız para 110 milyar lira. Yani 5 yıl gibi bir sürede yaklaşık bu yollar geri dönüyor. Böyle bir yatırım var mı yani, siz esnafsınız, 5 yılda? Yol para kazanamıyor, bir şey alıp-satmıyorsunuz. Sadece para kazanmak için bir altyapı. Bu bile kendi kendine 5 yılda amorti eden bir proje. Bu şunu gösteriyor: Bu iş geç kalmış bir iş Türkiye için. Düşünün, şu Çevre Yolu olmasaydı, efendim şu Manisa Yolu yapılmasaydı, Balıkesir Yolu yapılmasaydı, ne olacaktı bu İzmir’in hali? Şimdiden yetersiz kalıyor.
Bu arada ilk defa da burada açıklıyorum. Kuzey Otoyolu başladı, yapılıyor biliyorsunuz. Menemen’e kadar yapmıştık, Menemen, Çandarlı Limanı ve İstanbul-İzmir Otoyoluna Savaştepe civarında bağlantısı var. O otoyolun İzmir’de ikinci bir dış çevre yoluyla birleştirilip İstanbul-İzmir Otoyoluna bağlanması projesi var. Şu anda bunun etüt çalışmaları yapılıyor, muhtemelen mevcut Çevre Yolunun daha kuzeyinden, Bayraklı Şehir Hastanesinin kuzeyinden geçen bir hatla gelip Kemalpaşa’da İzmir, Ankara yollarına bağlantısı olacak bir etabı. Bir etabı da ondan sonra Körfez Geçişine olacak şekilde bir çalışma, bunun etüt çalışması devam ediyor. Orta ve uzun vadede yapılacak bir proje, ama şimdiden hazır olsun diye düşünüyoruz.
Bu yolların bir başka özelliği de; yine o rapordan alıntı olarak söylüyorum; bölünmüş yol bağlanan illerdeki yerel ticaret yüzde 40 artmış ve ülkenin ihracatına yüzde 1 katkı yapmış, genel ihracatına. İşsizliğine yüzde 1,5 katkı sağlamış ve iller arasındaki mesafe ortalama 1,5 saat azalmış. Yani 5 saat azalan var, yarım saat azalan var, ortalaması 1,5 saat. Şimdi şu Sabuncubeli’ni geçtiniz mi bilmiyorum açıldıktan sonra. Artık Manisa’yla İzmir arası birleşti neredeyse, Manisa ile İzmir birleşti, her gün on binlerce insan gidiyor-geliyor, 400 yıl sonra büyük bir kolaylık oldu. İnşallah daha güzel projeleri İzmir’imize yapacağız. İzmir Alacatı Havalimanının da ihalesini yaptık, yapımına başlandı.
Türkiye’de aynı anda iki tane büyük proje yapılan şehir yok. Bir İstanbul-İzmir Otoyolu, bir İzmir-Ankara hızlı tren; bunların ikisi de hem Türkiye’nin kaderini değiştirecek projeler, hem de İzmir’in kalite, marka değerini yükseltecek projeler.
Değerli arkadaşlar; şu imar barışının en fazla faydası olacak il İzmir’dir. İzmir’deki yapı stokunun yüzde 62’si imara aykırılıkla dolu; ya ruhsatsız, ya imarsız, ya mülkiyet sorunu var, ya imar aykırılıkları var. Yani bütün bunları kökünden halledecek, İzmir’in kentsel dönüşümü için bir hukuki zemin hazırlayan çok önemli bir reform, çok büyük bir reform. Türkiye’de 13 milyon yapı stokunu ilgilendiriyor. İzmir’de işte 1 milyon, 1 milyon 200 bin yapı stoku varsa bunun neredeyse yarıdan fazlasını doğrudan-dolaylı ilgilendiren bir kanundur. Bunu da İzmirli hemşerilerimizin en iyi şekilde değerlendirilmesini, bu fırsatı kaçırmamalarını özellikle bu vesileyle anlatmak istiyorum.
Hepimizin zamanı çok kıymetli.
Değerli arkadaşlar; dört gün sonra sandığa gideceğiz ve ülkemize gelecek 5 yılını hükmedecek yöneticileri seçeceğiz. Daha doğrusu bir cumhurbaşkanı seçeceğiz, ayrıca şehrimizin vekillerini seçeceğiz. Ben de Başbakanlığı bırakıyorum, ama İzmir’i bırakmıyorum, İzmir vekilliğine tekrar adayım. İzmirlilerden destek istiyorum. Hem Cumhurbaşkanımız için, hem milletvekillerimiz için destek istiyorum. Ne diyor İzmir esnaf sanatkarı? Bunu destek bizden, hizmet sizden diye anlayabilir miyiz?
İstikrar sürsün Türkiye büyüsün. Türkiye’nin güçlü olması lazım, güçlü kalması lazım. Her türlü siyasetten ayrı söylüyor; Türkiye’nin bugün tarihinin hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü olmaya ihtiyacı var. Neden? Çünkü bölgemizde bir plan var, bu plan güney sınırlarımızda bir terör devleti kurulmak isteniyor. Açık, emperyal güçler burada 100 yıl sonra tekrar bir oyun peşindeler. Bu oyunu ilk defa biz Fırat Kalkanıyla bozduk, 2 bin kilometrekarelik bir alanı kontrol altına aldık. Daha sonra Zeytin Dalı Operasyonuyla bir 2 bin kilometrekareyi daha kontrol altına aldık. Şimdi kuzey Irak’ta Kandil’e kadar uzanan o bölgeyi kontrol altına almak için uğraşıyoruz. Münbiç’te Amerika’yla uzun görüşmeler sonucu bir mutabakata vardır, bir sıcak karşılaşmaya meydan vermeden o operasyonu yürütüyoruz.
Fırat’ın doğusuyla Kamışlı’ya kadar, yani yaklaşık işte 650 kilometrelik alanı Kobani, Kamışlı, Haseke, bu bölgelerde de maalesef şu anda PKK’nın uzantısı PYD-YPG ciddi anlamda Amerika’nın da silah desteğiyle güçlü duruma geldi. Bundan sonraki hedef, o bölgeleri de güvenli bölge haline getirmek. Çünkü ülkemizde hudutlarımız içinde terörü temizlemek yetmiyor. Dışarıdan Suriye’de, Irak’ta otorite boşluğu olduğu için oradan sürekli terör sızmaları oluyor, canlar yanıyor, ülkemizin güvenliği tehdit altında oluyor. Onun için Türkiye’nin güçlü olması lazım, güçlü olması için de güçlü iktidara ihtiyaç var. Bu oyunları ancak öyle bozarız.
Şimdi diyorlar ki; efendim, biz işte Kürtlere devlet kuracağız. Size mi kaldı Kürtlere devlet kurmak? Kürtlerin devleti var, bin yıldır Anadolu topraklarında Kürtler-Türkler etle tırnak gibi. Savaşlarda da beraberiz, tasada da beraberiz, sevinçte de beraberiz, İzmir’de de beraberiz, Hakkari’de de beraberiz. Bizi hiç kimse bölemez, aramıza hiç kimse nifak tohumları sokamaz. Onun için terörün akıl hocalarının oyununa gelmeyeceğiz.
Ben doğrusu, yani Cumhuriyeti kuran partinin bugün ne yapmak istediğini anlayabilmiş değilim. Cumhurbaşkanı adayı Edirne’ye gidince herhalde dedim ki, ya Edirne Fatihi Şükrü Paşa’nın kabrine gidip orada bir Fatiha okuyacak. Edirne Cezaevine gitti, Kobani olaylarının baş sorumlusu Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti. Bunun Türkiye’nin birliğine bir faydası yok arkadaşlar. Kürtlerle PKK’yı ve PKK karşısında ses çıkaramayan siyasi uzantılarını sahiplenmenin bu ülkeye katacağı hiçbir şey yok. Kürtlerin de, Türklerin de 1 numaralı sorunu PKK’dır, İzmir’de de böyledir, Hakkari’de de böyledir, Türkiye’nin her tarafında böyledir. Onun için iki işi birbirinden ayıralım. PKK’ya destek olacak hiçbir hareketi hoş karşılamamız mümkün değildir. Orada büyük bedeller ödedik. Şu çukurda, hendek siyasetinde ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok bırakın maddi kayıpları. 9 tane il-ilçe yerle bir oldu, tarihi eserlerimiz yok oldu, onların hepsini yaptık, şu anda hepsini yaptık. 26 bin tane konut yaptık bir senede. Yani yakılan-yıkılan yerler yerine geliyor, ama yok olan insan, canlar yerine gelmiyor. Onun için yapmamız gereken; bir olmak, beraber olmak, birlikte Türkiye olmak. Bunun için gayret ediyoruz, Allah yar ve yardımcımız olsun.
Hepinize çok teşekkür ediyorum bu fırsatı verdiğiniz için. Saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun.