Basbakan Yildirim’in Firat Üniversitesi Akademik Yil Açilisi‘nda yaptigi konusmasi
Sayın Rektör, değerli Senato üyeleri, Fırat Üniversitesinin çok değerli hocaları, mensupları, sevgili öğrenci arkadaşlar, hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
2017-2018 akademik öğrenim yılınız hayırlı, uğurlu olsun.
Üniversitenin şahsıma tevdi ettiği fahri doktora unvanından dolayı başta değerli Rektör Hocam ve Senato üyeleri olmak üzere, üniversitemizin bütün mensuplarına şükranlarımı sunuyorum.
Gittiğimiz yerlerde üniversitelere ziyareti ihmal etmiyoruz, çünkü üniversiteler ülkemizin geleceği. Üniversitelerle ancak muasır medeniyetler seviyesi hedeflerini yakalayabiliriz. Ülkemizin kalkınma ve ilerleme yolunda çok büyük mesafe kat etmesinde şüphesiz üniversitelerimizin rolü çok büyük, çok büyük görevleri var. Sadece bununla da sınırlı değil, demokrasimizin gelişmesi, kalkınma sürecimizin tamamlanması, hukuk devleti anlayışının daha da güçlenmesinde üniversitelerimiz öncü rol oynamaktadır.
Türkiye’yi son 15 yılda nereden nereye getirdiğimiz anlamak için sadece üniversitelerimize bile bakmak yeterlidir. Hepimiz biliyoruz, gelecek gençler, sizin. Bugün sizlerin nüfusu toplam nüfusumuzun yüzde 100’ünü oluşturmuyor, ama gelecek nüfusumuzun tamamı sizden oluşacak. Türkiye’yi taşıyacak nesilleri yetiştirmek de bizim görevimiz. Dolayısıyla Türkiye’nin geleceği siz değerli hocalarımızla inşa ediliyor.
Üniversite gençliğimiz Türkiye’nin gelecek hedeflerine cevap verecek, ufku açık, bilgili, donanımlı, özgüveni gelişmiş bir şekilde yetişen siz değerli gençlerimizin gayret ve çabalarıyla salanmış olacak. Bugüne ve yarınına ülkemizin yapmış olduğunuz değerli katkılar için sizlerin şahsında bütün üniversite, akademik çevreyi ve bütün idareci kadroları tebrik ediyorum.
Sevgili öğrenciler, sevgili gençler; sizlerin en donanımlı şekilde yetişmesi, bizim en öncelikli amacımızdır. Üniversite yılları altın yıllardır. Benim size tavsiyem, önünüzde birkaç seneniz var, ondan sonra bu yılları, bu güzel zamanları bulamazsınız. Biliyorum hepiniz düşünüyorsunuz, bir an önce şu üniversiteyi bitirsek de işimize, gücümüze baksak. Buradayken bu duyguya hakimsiniz, ama unutmayın, mezun olduktan sonra bu ortamı çok özleyeceksiniz. Onun için, sizin için altın değerinde fırsat olan bu zamanı en iyi şekilde değerlendirmelisiniz.
Sizin gibi üniversite yıllarında bulunan bir ağabeyiniz olarak yaşadığım şu tecrübeyi burada paylaşmak istiyorum: Biz üniversitede, daha doğrusu ortaokulda, lisede, üniversite, yüksek lisansta hep yabancı dil okuduk, mezun olduk hayata atıldık, baktık ki hiçbir şey bilmiyoruz. O kadar sene dil okumamıza rağmen uygulamaya geçtiğimizde bir şey öğrenmediğimizi fark ettim ve bunun meslek hayatında ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu hep gördüm, hep yaşadım. O yüzden de 40 yaşından sonra evli, çocuk sahibi bir adam olarak yabancı memleketlere gidip lisan öğrenmek zorunda kaldım.
Benim size önerim, bu yılları değerlendirin, bu yıllar sizin lisan işini, dil işini halletmeniz için çok ama çok önemli bir dönemdir. Mezun olduğunuzda artık yabancı dil problemi kalmamış, hayata hazırlanmış gençler olarak yetişmenizi canı gönülden arzu ediyoruz.
Dünya artık küresel bir köy haline geldi, sadece Türkiye’nin meseleleri değil, bugün internet, bilişim teknolojileri ve yapay zeka gibi yeni yeni hayatımıza giren alanlar bizi küresel birer aktör haline getiriyor. Bu bakımdan yarışta geride kalmamak ve başa güreşen, söz sahibi milletler arasında yerimizi almak için zamanı çok iyi değerlendirmemiz lazım. Şu anda aslında zaman paranın önüne geçmiştir, hani vakit nakittir deriz ya, bu gerçekten doğru. Parayı kaybedersiniz, tekrar bulabilirsiniz, ama zamanı kaybettiğinizde geri getirme şansınız yok. Onun için, yapacağımız her işte zamanı en etkin şekilde kullanıp kendimizi tam donanımlı halde geleceğe hazırlamamız lazım. Gençlik yılları, öğrencilik psikoloji, aman bugün olmazsa yarın olur, yarın olmazsa öbür gün olur gibi düşünceler doğal olarak hakim olur, hepimizde bu var. Ama unutmayın, zaman su gibi akıyor, çok çabuk geçiyor.
Evet, üniversiteler sadece eğitim ve öğretim aldığımız yerler değil. İşte Hocamız söyledi, mühendislik fakültesi benim öğrencilik yıllarımda daha üniversite kurulmamıştı, en azından ben üniversiteye başladığımda mühendislik akademisi vardı. Şimdi bakıyoruz geriye, fakülteleriyle, yüksekokullarıyla, enstitüleriyle 50’den fazla birimi var, 45 binden fazla öğrencisi var, idari personel, akademik personel 3500’den fazla bir kadrosu var, dolayısıyla başlı başına bir şehir. Aslında Elazığ’ın gelişmesini, kalkınmasını da sürükleyen en önemli varlığımız üniversitemiz.
Son 215 yıla bakalım, son 15 yıl Türkiye’nin her alanda değişimi yaşadığı yıllardır. Çok uzağa gitmeyelim gençler, 2002’in Kasım ayında göreve başladığımda Elazığ’a doğru dürüst uçak seferi yoktu. Yaz ayları Elazığ’dan uçaklar o kısa pistten dolayı yarım yükle ancak kalkabiliyordu, 100 kişilik uçak, 50 kişiyi ancak alabiliyor kaptan, niye? Kalkamıyor, basınç düştü, dolayısıyla risk oluşturuyor. 2003 sonunda Elazığ Havalimanının toplam yolcu sayısı 70 bin, 2016 sonuna geldiğimizde 1 milyon 25 bine ulaşmış; nereden nereye. Yani Türkiye’deki gelişimi, değişimi, anlamak için sadece Elazığ’daki havacılığın gelişimine bakmak bile yeterli, eğer görmek isterseniz başka delile ihtiyaç yok.
Ama Elazığ’daki işler bunlarla sınırlı değil ki. Elazığ’ın komşu illerine bağlantısı yoktu, Bingöl’e, Malatya’ya, Diyarbakır’a şimdi otoyol gibi bölünmüş yolları var. Elazığ’ın 3 şerit giden, 3 şerit gelen çevre yolu var. Şimdi bir çevre yolu da kuzeye yapıyoruz, dolayısıyla artık Elazığ dünyanın en gelişmiş şehirlerindeki gibi dış çevre yoluyla kuşatılmış ve geleceğini inşa etmiş bir şehir haline geliyor.
Sevgili gençle, 15 yıl içinde bir Türkiye’yi 3 kat büyüttük, 230 milyar dolardan 863 milyar dolar milli gelir seviyesine çıkarttık. Zaman zaman aklınıza geliyordur, ya sürekli bunları görüyoruz, 15 yıldır artık yüzlerine alıştık, başka bir değişiklik olsa iyi olur diye düşündüğünüz olabilir. Biz değişime karşı değiliz, daha iyi yapacak varsa buyursun gelsin, başımız gözümüz üstünde yeri var. Bugüne kadar hep ülkemizin, hem içeride, hem dışarıda itibarını yükseltmek, insanımızın gelecek umudunu, hedefini, özlemini gerçeğe dönüştürmek için çalıştık, çabaladık, taş üstüne taş koyduk, laf üstüne laf koymadık. Sorunlarımızı torunlarımıza havale etmedik, sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Yolları böldük hayatları birleştirdik, yolları böldük gönülleri birleştirdik. Yolları böleriz de Türkiye’yi böldürtmeyiz.
Etrafımızda bir şer çemberi oluşturulmaya gayret ediliyor. Bu oyun yeni değil gençler, bu oyunun 100 yıldan fazla geçmişi var, ta 1860’lar gidiyor, o günden bugüne bu bölgede yarım kalmış hesaplar var. O gün Osmanlı’yla o hesabı görmeye çalıştılar, şimdi de Türkiye Cumhuriyeti’yle bu hesabı görmeye çalışıyorlar. Ama şunu herkes bilsin: Bu aziz millet 15 Temmuz’da herkese, bilen-bilmeyen 7 düvele Türk milletinin nasıl bir millet olduğunu göstermiştir, bayrağı indirmemiş, ezanları dindirmemiştir.
Onun için değerli konuklar, ülkemizin geleceği her bakımdan parlaktır. Yarınımız bugünümüzden çok daha güzel olacak hiç endişeniz olmasın. Biz sizlere her yönüyle gelişmiş, sorunlarını çözmüş bir ülke emanet etmek için başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere ekip olarak çalışıyoruz, gayret ediyoruz, milletvekillerimiz Elazığ’da aynı gayretin içinde, Belediye Başkanımız, belediye başkanlarımız aynı gayretin içinde,
Üniversitemiz; bakın Türkiye’de ilk 20 içinde almak az bir şey değil, ama bununla yetinmeyeceğiz, uluslararası alanda da başarıdan bu üniversitenin, Fırat Üniversitesinin bahsedilmesi, söz edilmesi için daha çok çalışacağız.
Değerli Hocalarım, sevgili genç kardeşlerim; üniversitelerle ilgili son 15 yılda neler oldu bir bakalım.
Türkiye’nin 81 ili var, 76 üniversitesi vardı, her ilde de bir üniversite değil. Aslında her ile koyduğumuz zaman 50 ilinde ya var ya yok, çünkü bazı büyük illerde çok üniversite var, birçoğunda da yok. Bugün her ilimizde üniversite var, 76’dan 185’e çıkmışız. Fakülte sayısı 15 yılda 3 katlamış, 1665 bütün üniversitelerde fakültemiz var. Öğrenci sayımız 7 milyonu aşmış. 7 milyon demek, Birleşmiş Milletler’e üye olan 60 ülkenin nüfusundan fazla.
Okullara bilgi, iletişimle ilgili her türlü altyapıyı yapmışız. Sadece yol yapmadık, akıl yolu da yaptık, geniş bant interneti de en ücra köşeye götürdük. Doğuda ne varsa batıda da o var. İletişimde sayısal uçurumu ortadan kaldırdık. Şu anda okullarımızda etkileşimli tahtalar var, internet bağlantısı var, hocalarımız merkezi sistemle Ankara’dan icabında sınav soruları alıp imtihan yapabiliyorlar.
Bir ilden başka bir ile gelen öğrencilerimizin en büyük problemi yurt ihtiyacıdır. Burada eksiğimiz henüz bitmiş değil, yurt kapasitesinin daha da arttırılması lazım, bunun için gayret ediyoruz. Ama 190 öğrenci yurdumuz vardı yurt genelinde, 562 yeni yurt buna ilave ettik ve 752’ye sayıyı çıkarttık. Hizmet standartları yükseldi, koğuş sistemi vardı, şimdi yurtlarımızda otel odaları gibi 3 öğrencinin birarada kalacağı bir standartta yurtlarımız var.
Öğrencilerimiz de aslında burs ve krediyle destekleniyor. İlk başladığımızda 45 lira, 2003’te öğrenci başına 45 lira burs veya kredi veriyorduk, 2018’de bu rakam 470 lira olacak; 425’ti bu sene, hadi bakalım 425’ten 470’e çıktı, hayırlı olsun. Bunu da ilk Elazığ’da açıklamış oluyoruz. Bunlar önemli gelişmeler, ancak yeterli mi? Yetmez.
Şimdi Türkiye dünyanın 17’nci büyük ekonomisi itibarıyla ülkesi. Ama hedefimiz ne? Hedefimiz, Türkiye’yi parmakla gösterilen, şu 2 elin parmaklarıyla gösterilen ülkeler arasına sokmak. Aslında satın alma gücü paritesine göre 13’üncülüğe yükseldik, daha çok gayret edeceğiz. Avrupa’da son 15 yılda 3 tane ülkeyi geride bıraktık, Hollanda’yı, İspanya’yı, satın alma paritesine göre İsveç’i geride bıraktık ve Avrupa’nın 5’inci ülkesi konumuna geldik. Türkiye’nin potansiyeli büyük, imkanları büyük, çünkü Türkiye’nin geçmişi var, tarihi derinliği var, medeniyet birikimi var. Yıllardan beri dünyanın batısıyla doğusunu buluşturmuş, çatışmaları kardeşliğe dönüştürmüş bir ulustan, bir milletten bahsediyoruz.
Bakın, Irak’ta birtakım gelişmeler oldu, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi bir referandum kararı aldı. Dedik ki, yapmayın, etmeyin, kendi halkınıza karşı yanlış yapıyorsunuz, onları mağdur edeceksiniz, Kafanıza göre bu kararları alırsanız, sonuçlarından hadi siz bedel ödeseniz neyse, ama oradaki Kürtlere, Türkmenlere, Araplara, Ezidilere, Asurilere, her türlü etnik kimliğe bu bedeli ödetmeye hakkınız yok. Fakat dinleyen mi oldu? Şimdi ne oldu? Başladıkları yere geldiler, bütün kazanımlarını kaybettiler. Tabi şartlar ne olursa olsun bu coğrafyada biz biriz, beraberiz, hiçbir zaman burada olup bitenden orada yaşayan kardeşlerimize bir zarar gelmesini istemeyiz.
Bizim derdimiz, burada birliği, beraberliği, kardeşliği bozmaya çalışan dış aktörlerledir. Buradaki dış aktörler ülkemizin güney sınırları boyunca hem Irak’ta, hem Suriye’de yeni bir yapay devlet hevesi içerisine girmiştir. Ancak şunu herkes bilmelidir ki; bu aziz buradaki şer ittifakına asla müsamaha göstermeyecektir.
Bölgedeki statü değişikliği, Irak’ın, Suriye’nin toprak bütünlüğü üzerine oynanan oyunlar doğrudan Türkiye’yi ilgilendirir, bu hiç kimse bu Türkiye’nin işi değildir diyemez. Tarihsel geçmişimize baktığımızda bu sınırların hangi şartlarda oluştuğunu biliyoruz. Sınırın o tarafıyla bu tarafı arasında bir fark yok, yapay bir çizgi, akrabalık, her şey var. Dolayısıyla bu yapıyı bozmaya çalışanlar, burada bir şer odağı oluşturmaya çalışanlar eninde, sonunda hüsrana uğrayacak.
Bu, Türkiye’nin milli güvenlik meselesi olmaya devam edecek. Bizim amacımız, bölgede barışın, huzurun, kardeşliğin yerleşmesidir. Buradaki olacak her türlü olumsuzluğun faturasını, yükünü biz karşılıyoruz. Hiçbir katkısı olmayan, sorun üretmekten başka hiçbir rolü olmayan ülkelerin burada racon kesmesi asla ve asla kabul edilir bir şey değildir.
Onu niçin değerli katılımcılar, sevgili gençler; aman oyuna gelmeyelim, birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi gözümüz gibi koruyalım, buna ihtiyacımız var. Biz bir olursak, iri olursak, diri olursak, birlikte Türkiye olursak evvel Allah hiç kimse bize bir şey yapamaz. Tarih boyunca hiç etnik kimliğimizi ön plana çıkarmadık. AK Parti olarak ilk gün de dedik ki, bölgesel milliyetçilik yok, dini mezhepsel milliyetçilik yok ve etnik milliyetçilik yok, hala bu prensiplerimize sadık kalıyoruz. Bizi bağlayan, birleştiren inancımız var, dinimiz var, yüce İslam var.
Etnik kimliğimizi biz seçmiyoruz, böyle bir takdir yetkimiz yok. O halde bize bahşedilen özelliklerimizi ayrıştırmak için değil, birleştirmek için kullanmalıyız. Bunlar bizim zenginliğimiz. Ne diyor Aşık Veysel: “Ne Sünni’si, ne Alevi’si, değil miyiz hep bir gardaş? Bizi yakar bizim ateş, söndürmektir çaresi.”
Zaman zaman böyle oyunlar maalesef oynanıyor. Bir zaman sağ-sol, bir zaman Alevi-Sünni, olmadı PKK, olmadı DEAŞ, olmadı FETÖ, maalesef bizim enerjimizi azaltan, medeniyet yolculuğumuzu yavaşlatan bu şer yapılanmalarına karşı artık daha tedbirli olmamız lazım, daha uyanık olmamız lazım, büyük fotoğrafa, geleceğe odaklanmamız lazım gençler. Gelecek bizim, gelecek sizlerin.
Buradan 30 yıl öncesine gidin, göç doğudan batıya doğruydu, şimdi tersine dönüyor, zenginlik noktaları doğuya doğru gidiyor. Hangi yöne giderse gitsin geçeceği yer bu topraklardır, Anadolu topraklarıdır. Havacılık 1970 yılında Amerika’daydı, 80’li yıllarda, Avrupa’nın batısına geldi, 90’lı yıllarda Orta Avrupa’ya geldi, şimdi havacılığın kalbi, merkezi Türkiye oldu. Bunu nereden söylüyorum? Türkiye 2003 yılında dünya havacılık pastasından yüzde yarımdan az pay alıyordu, 0.45, şimdi 2’nin üzerine çıktı, başka deyişle 30 milyon iç-dış hat yolcudan çıktı 200 milyona çıktı 15 sene içinde. Onun için dünyanın en büyük havalimanını biz yapıyoruz, 200 milyon yolcu kapasiteli havalimanını yapıyoruz.
Tabi bunu yapınca bazılarının keyfi kaçıyor, kıskançlık başlıyor, ne yapalım da bu işleri yavaşlatalım, engelleyelim; Gezi olayları. Gezi olaylarının arka planında ne var biliyor musunuz? Türkiye’nin 100 yıl sonra faizlerinin yüzde 5’in altına düşmesi var, enflasyonunun yüzde 6’lara inmesi var, IMF’ye olan borcunu ödemiş olması var, dahası dünyanın en büyük hava limanının ihalesini yapmış olması, dünyanın en geniş köprüsünün, Yavuz Sultan Selim’i inşa etmeye başlamış olması, Marmaray’ı, Avrasya’yı, Osman Gazi Köprülerini yapmış olması.
Hatırlayın o günleri, o günlerde toplumsal olaylar Latin Amerika ülkelerinde de var, Türkiye’de de aynı anda, Meksika’da, Venezuela’da, Arjantin’de, Brezilya’da. Onlar sokaklarda ne diye bağırıyorlar? Paraları çarçur etmeyin ey baştakiler, yol yapın, köprü yapın, okul yapın, israf etmeyin, paraları çarçur etmeyin diye bağırıyorlar. Bizimkiler ne bağırıyor? Yol yapmayın, köprü yapmayın, havalimanı yapmayın. Maksat başka, yeşil, çevre işin bahanesi, amaç Türkiye’nin medeniyet yolculuğunda tökezlemesi.
Bakın gençler, 2008’de küresel bir kriz oldu, hala devam ediyor. Dünya ekonomik olarak küçüldü, 80 trilyon dolarlık dünyanın serveti 40 trilyona geriledi. Şu anda eski günlere gelebilmiş değiliz, hala dünyadaki büyüme oranları yüzde 3’te seyrediyor, Türkiye elhamdülillah yüzde 5. Son 12 yıl boyunca ortalama büyümemiz yüzde 5.6, dünyanın 2 katı. Peki, neye rağmen? Yaşadığımız olaylara bakın, küresel kriz var, darbe girişimleri var, cumhurbaşkanı seçtirmemek için 367 icadı var, Gezi olayları var, 17-25 darbe kalkışması var, 15 Temmuz var, küresel kriz var, bütün bunlara rağmen Türkiye büyümeye devam ediyor. İşte bu Türkiye’nin farkını ortaya koyuyor. Bu olayların 10’da biriyle karşı karşıya başka bir ülke kalmış olsaydı yerle bir olurdu, bir daha belini doğrultamazdı. Evvel Allah hem bu odaklarla, darbelerle, kumpaslarla, engellerle mücadele ettik, hem de ülkemizin kalkınması, gelişmesi için lazım olan hizmetleri yaparak bugünlere geldik. Tabiri caizse şeytan taşlamadan arta kalan zamanlarda ülkeyi imar etmek, kalkındırmak için var gücümüzle çalıştık.
Evet gençler, bu biraz fahri doktora işinden derse döndü, kusura bakmayın, fazla zamanınızı aldık. İsterseniz burada noktayı koyalım, ama bundan önce iki hususa değinmek istiyorum.
Madem üniversiteyiz, eğitimin merkezindeyiz, sizi ilgilendiren üniversite sınavları. Sizi ilgilendirmiyor da, sizin arkanızdan gelecekleri ilgilendiriyor, yani önemli sayıda, 1 milyonun üzerinde gencimizi, daha doğrusu eski birikenlerle birlikte 3,5 milyon gencimizi ilgilendiren bir konu.
Üniversite giriş sınavlarında bir değişikliğe gidiliyor, aslında bu biraz sadeleştirme. Yani iki kademeli seçimden yine iki kademeli, ama aynı günde yapılacak bir sisteme dönüşülüyor. Yükseköğretim Kurumları sınavı adı altında sabah ve öğle oturumu olarak 2 oturumda gerçekleşecek bir sınavdan bahsediyoruz. Böylece öğrencilerimiz 3 ay, 4 ay boyunca bu üniversite giriş telaşıyla, o stresle yaşamasın istiyoruz, düzenleme bunu hedefliyor.
Esasında üniversitelerde geldiğimiz nokta şu: Bugün liselerimizin mezun ettiği öğrenci sayısıyla üniversitelerimizin kabul ettiği öğrenci sayısı hemen hemen aynı, çok az fark var, başa baş. Diyebilirsiniz ki, sınava ne gerek var? Madem her mezun olana üniversitede bir yer var, o halde niye sınav? Ama geçmişten gelen 2 milyon 400 bin öğrencimiz var; bir.
İkincisi de, tabi hepsi Fırat Üniversitesine girmek istiyor diyelim, en güzel üniversite, bu sefer ne oluyor? Orada bir sıkışma oluyor. O yüzden de tabi bir seçici sisteme ihtiyaç var. Bunu belirleyecek olan da ortaokuldan, liseden, 12 yıllık temel eğitimden bilgi, beceri, birikim, artı sınav, bunlarla nereyi hak ediyorsanız oraya girmiş olacaksınız. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda üniversiteye girişin bu kadar stresli olmasını gerektirecek bir durum yok, gittikçe rahatlıyor.
Yapmanız gereken, lisede, ortaokulda ve temel öğretimde kafanızı şekillendirmek, hangi alana gideceğinize karar vermek. Onun için de şimdi lise geçiş sınavı, TEOG, bunu da değiştiriyoruz. Yani değişim değişim de, her şeyi değiştiriyorsunuz diye sorabilirsiniz. Değişim eğer daha iyisini getirmeye hizmet ediyorsa, durmadan değişim lazım ama mevcudu daha da geriye düşüyorsa orada değişime ihtiyaç yok. Hem üniversitede, hem de lise geçişteki değişimin amacı, TEOG’un amacı, öğrencilerin öğrenim hayatını bir sınavın stresine sıkıştırmak değil. 5’nci sınıftan başlayarak, 5, 6, 7, 8, ortaokuldaki elde ettiği beceri, başarı, bilgilerin sonucu hak ettiği yere gitmesi, istediği okula gitmesi. Detayları var, burada zamanınızı almayacağım.
Veliler, vatandaşlarımız rahat olsun, hiçbir şekilde öğrencilerimizin aleyhine olacak bir düzenleme asla olmayacak, daha iyisi olacak, daha rahat edecekleri, streslerinin azalacağı, rahat rahat geleceğe hazırlanacakları bir yeni geçiş sistemi getiriliyor. Bu vesileyle de bunu da hatırlatmış olayım.
Fırat Üniversitesi her geçen gün büyüyor. Sadece memleketin her köşesinden gelen öğrencilerle değil, aynı zamanda dünyanın değişik ülkelerinden gelen bin civarında öğrenci kardeşimiz var, arkadaşlarınız var, bunlar çok büyük imkan. Rektör Hocama söyledim, hedefimiz bu bin sayısını en az 2500’e çıkarmak olmalı. Neden? Çünkü buraya gelen öğrenciler burada arkadaşlıklar kuruyor, Türkçe öğreniyor, Türkiye’yi öğreniyor, Türkiye’nin kültürünü, gelenekleri öğreniyor, memleketine gidiyor, orada bizim gönüllü bir elçimiz oluyor. Bütün onlar gün gelecek büyük sorumluluklar alacaklar, ülkelerinde önemli konuma yükselecekler ve o zaman bu Türkiye’ye olan dostlukları ve muhabbetleri karşılıklı olarak ülkelerimiz arasındaki ilişkilere de aynı şekilde yansıyacak.
Bu bir varsayım değil, bunu tecrübe etmiş bir arkadaşınız olarak söylüyorum. Nasıl tecrübe ettin derseniz, ben 1990-1991 yılında İsveç’te denizde can ve mal emniyeti ihtisası yaptım, o üniversitede 102 farklı ülkeden öğrenci vardı. Onlarla biz arkadaş olduk, şimdi onların hepsi ülkelerinde belirli bir konuma geldi, bakan olan var, genel müdür olan var, işadamı olan var, ülkelerinde önemli konuma geldiler. Biz şimdi bir ülkeyle bir meselemiz olduğu zaman, diplomatik kanallar daha oraya ulaşmadan bir telefonla arkadaşımızı arıyoruz, hemen işi bağlıyoruz, çok önemli bir şey. Benimle beraber giden arkadaşlarımızdan şu anda ben de işte Hükümette görevliyim, İsmet Yılmaz da benimle beraberdi, o da Milli Eğitim Bakanı olarak görevli, yani iki arkadaş okuldan buraya da geldik, burada da beraber çalışıyoruz.
Evet, üniversitemizle ilgili Hocamız ne tür imkanlar, teknokenti, burada yeni kütüphane yapılıyor, 2019’da mı bitecek Hocam.
BİR KATILIMCI- …
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Onu biraz daha öne çekelim; para istiyorsun, tamam. Kütüphaneyi 24 saat açık tutacaksın değil mi? Bak söz veriyor gençler. O halde para gönderelim.
Evet, üniversitemiz daha da büyüyecek, gelişecek, inşallah küresel bir marka olacak, buna inanıyorum.
Fırat Üniversitesinin akademik yıl açılışında bugün sizlerle, değerli hocalarımızla, genç öğrenci kardeşlerimizle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duydum. Şahsım, genel başkan yardımcılarım, Grup Başkanvekilimiz, bakanlarımızla birlikte, milletvekillerimizle birlikte sizlerle beraber olduk.
Bu arada, şahsıma tevdi ettiğiniz fahri doktora unvanı için de ayrıca teşekkür ediyorum. 21. oldu, maaşıma bir fark getirmiyor ama, en azından bir manevi tarafı var. Dolayısıyla bu düşünüzden dolayı teşekkür ediyorum.
Muallim Naci’nin meşhur sözü var: Marifet iltifata tabidir. Alıcısı olmayan meta zayidir. Yani alıcısı olmayan malın kıymeti yoktur. Demek ki, bu taltif, bu iltifat bizim daha fazla sorumluluğumuzu artırıyor, daha çok memleket için, millet için hizmet yapma gayretimizi artırıyor. Bunun için de teşekkür ediyorum.
Yeni akademik yılın gençlerimize, kardeşlerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum, başarılar getirmesini diliyorum.
Bütün öğrencilerimize, hocalarımıza, bütün üniversite camiasına başarılı bir öğretim-eğitim yılı temenni ediyor, hepinize saygılar, sunuyorum, sağ olun, var olun.