Basbakan Yildirim’in Habertürk TV, Bloomberg HT ve Show TV canli yayinindaki konusmasinin tam metni
VEYİS ATEŞ- Çankaya Köşkünden mutlu akşamlar sevgili seyirciler.
Çankaya Köşkünde ev sahibiyle bir özel röportaj için burada ağırlanıyoruz. Gazete Habertürk yazarları Sevilay Yılman, Muharrem Sarıkaya ve bendeniz ekranlarımızda Çankaya Köşkünde Sayın Başbakanı ağırlıyoruz, Sayın Başbakan da bizi Çankaya Köşkünde, mekânında ağırlıyor. Öncelikle ev sahipliğiniz için çok teşekkürler efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben teşekkür ederim. İyi yayınlar diliyorum.
VEYİS ATEŞ- Sağ olunuz efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sevilay da soyadını değiştirdi böylece, Sevilay Yükselir.
SEVİLAY YILMAN- Yılman oldu efendim, lütfen o konuda çok hassasım.
VEYİS ATEŞ- Bloomberg ve Habertürk Televizyonu ortak yayınında ekranlarınıza geldiği bilgisini de hatırlatarak bu gece her iki yazarımızı modere ederek Sayın Başbakana sorular yöneltmeye çalışacağız müsaadenizle efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkür ederiz. Yayın spikeri olmak, dünya kadar tecrübeli olmak, yine de heyecanı yatıştırmıyor bazen.
VEYİS ATEŞ- Peki, teşekkür ederim.
SEVİLAY YILMAN- Onu fark etti Sayın Başbakan.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arıza çıkabiliyor, hepimizde oluyor.
VEYİS ATEŞ- Sağ olunuz efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Vatandaşımız çok hoşgörülü bu işlere aldırış etmez.
Buyurun.
VEYİS ATEŞ- Moderasyon hakkını kullanarak müsaadenizle soruyu ben yöneltmek isterim.
Şimdi Almanya ve Hollanda’dan sonra yapılan analizler bölgede yükselen aşırı sağcılıktan dolayı bir domino etkisiyle de Türkiye ile Hollanda ve Almanya arasında yaşanan gerginliğe de izah eden var, hassaten Türkiye ile Almanya ve şimdi Türkiye-Hollanda ve bazı yine Batıdan gelen, yükselen sesler. Konuştuklarımızın gördüklerimizin dışında kamuoyunun bilmesi gereken, bilmemiz gereken, Batıyla hassaten şu yüzden bu durumdayız’a söyleyeceğiniz bir şey var mı efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabii Avrupa ülkeleriyle bugünlerde ilişkilerimizde sıkıntı var, bu bir sır değil. Özellikle de halkoylaması kampanya sürecinde bu biraz daha belirgin hale geldi, tırmandı. Aslında öncesinde de vardı bu. Doğrusu Avrupa’nın belli başlı ülkelerinde seçimler var. Fransa’da var, Almanya’da var, Hollanda’da var, onların da bu sürece bir şekilde olumsuz katkısı olduğunu düşünüyorum. Sizin ifade ettiğiniz gibi Avrupa’da son yıllarda İslam korkusu, İslamofobi, ırkçı söylemler ve milliyetçilik akımları, aşırı sağ siyaset zemin kazanıyor, bu da merkez siyaseti tehdit ediyor. Bunun üzerine tabii iç siyaset bir yandan da oluşan rekabet karşısında aşırı söylemleri de beraberinde getiriyor Avrupa’da. Burada da Türkiye tabii bulunmaz bir ülke ve malzeme bu söylemler için. Çünkü bizim 5 milyonun üzerinde orada yaşayan soydaşımız var, bunların bir kısmı o ülke vatandaşı, bir kısmı iki kimlik taşıyor, bir kısmı Türk vatandaşı. Dolayısıyla buradaki her türlü söylem Türkiye’yle doğrudan ilişkilendiriliyor ve bu yaşadığımız durum ortaya çıkıyor. Bizim buradaki duruşumuz çok net. Avrupa’ya diyoruz ki; siz gelecek vizyonunuzu gözden geçirin. Şu anda İngiltere’nin ayrılma kararı Avrupa Birliği içerisinde yaşayan milyonlarca insanın Avrupa Birliği’nin artık bir bürokrasi devleti olduğunu ve her şeyin yavaş işlediğini, büyümenin gerçekleşmediğini, dolayısıyla insanların refah endişesinin günden güne arttığını ve bundan dolayı da bir içe kapanma yoluna gittiklerini görüyoruz. Burada iki şeyi birbirinden ayırt etmek lazım. Ve Avrupa’nın aklıselimi olan, vicdanı olan büyük bir kitle var. Bunların çok sesi çıkmıyor. Bir de marjinal, siyasetin içinde olan ve bundan siyasi rant sağlamaya çalışan partiler var, söylemler var. Onlar bizi hedef alıyorlar. Ama eminim ki Avrupa’nın o sessiz yığınları Türkiye’yle ilişkilerin iyileştirilmesinden yana, Türkiye’yle Avrupa ülkelerini bize bağlayan en önemli varlık, oradaki bizim soydaşlarımızdır. Onlar aramızda bir dostluk köprüsü oluşturuyor. O bakımdan ilişkileri germenin bize şüphesiz faydası olur, ama Avrupa’ya daha fazla… Faydası olmaz, düzeltiyorum. Avrupa’ya daha çok zararı olur, bunun da bilinmesinde yarar var.
SEVİLAY YILMAN- Ben hemen Hollanda’yla efendim devam edeceğim. Hafta sonu Sayın Aile Bakanımıza yapılan muamele, zorbalık, bunları bütün dünya canlı canlı, diri diri izledi. Ardından çok acayip bir kriz çıktı, yani tırmandı, ister istemez çok başka noktalara geldi. Dün de Sayın Başbakan Yardımcımız Numan Kurtulmuş Hollanda ile ilişkilerin diplomatik olarak askıya alındığını 4 maddede açıkladı. Ben tabii, biraz önce de siz dediniz ya hani, yani sonuçta tamam bir kriz var, ama orada da soydaşlarımız var, yani yurttaşlarımız var, bunu da düşünmek zorundayız, gerilimi olabildiğince aşağıda tutmak durumundayız. Biz şimdi pik noktasında mıyız Hollanda’yla, yani krizde artık aşılamayacak bir noktada mıyız? Biz Hollanda’dan ne bekliyoruz efendim? Yani dün Sayın Cumhurbaşkanımız da dedi ki; kuru bir özürle olmaz bu iş dedi. Bence de olmaz da, nasıl bir şey yapması lazım Hollanda’nın ki bizim gerçekten incinen gururumuzu, milli gururumuzu tamir edebilsin.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi oradaki Dışişleri Bakanımıza izin verilmemiş olması, uçağının indirilmemiş olması, zaten diplomaside gelinebilecek en uç noktadır, yapılan en büyük ayıptır, en büyük yanlıştır. Üstüne üstlük Aile Bakanımıza da bu muamelenin yapılmış olması artık işi kontrolden çıkarmıştır, burada bir fiili durum vardır. Bu fiili durumun karşılığı, aynı yöntemlerle verilecektir; işin bir boyutu bu, başlamıştır. Bu konuda özür artı bu işin müsebbipleri, bu işe sebep olanların ortaya çıkarılması, hesabının sorulması, oradaki vatandaşlarımıza yönelik işte köpekli saldırılar, coplamalar vesaire şiddet olaylarının mağdurlarının haklarının iade edilmesi, gözetilmesi. Artı, Türkiye bütün diplomatik uçuşları, üst düzey ziyaretleri askıya aldı. Bunlar hemen alınabilecek. Bir de, Büyükelçilerinin gelmesini istemiyoruz dedik, gelmesin Ankara Büyükelçisi. Bunlar alınabilecek hemen tedbirlerdir. Bundan sonrası izlenecek ve zamanı, zemini, şartları oluştuğunda karşılık verilecektir. Ama bizim amacımız ne Hollanda’yla, ne Avrupa’yla tamamen ilişkileri kesmek değildir. Bunu yapan biz olmayız. Ama bu yönde ısrarları devam ederse, tırmandırmaya devam ederlerse, Türkiye de bunun altında kalmaz, o da karşılığını verir muhakkak, bunun da bilinmesi lazım. Doğrusu bölgede, bizim bulunduğumuz bölgenin güvenliği bir yandan da Avrupa’nın güvenliği anlamına geliyor. Dolayısıyla bu işin sonunda muhasebesini, hesabını, kitabını yaparken biz 1 düşüneceksek, onlar 2 düşünmesi gerekir.
SEVİLAY YILMAN- Efendim, Hollanda Başbakanıyla telefonda görüştünüz…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru, o gece tabii kriz tırmanınca biz açıklama yapmadan önce görüşmeyi arzu ettik, kendisi de aradı görüştük, birkaç sefer de görüştük. O görüşme tamamen bu yapılan işin yanlış olduğunu, bunun düzeltilmesi gerektiğini, bunun ilişkilerimize zarar vereceğini ihtiva eden bir görüşmedir. O görüşme esnasında biz bu noktaya gelmesini de biz de istemiyorduk, ama kendine göre haklı gerekçelerini sıraladı. İşin sonunda da, yani bu işler geçtikten sonra bir oturalım yemek yiyelim diye bir laf da etti, doğru.
MUHARREM SARIKAYA- Bugün Hollanda basınına da yansımış bu.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tamam, yani bunu söyledi, biz de ona herhangi bir karşılık vermedik…
SEVİLAY YILMAN- Siz ne dediniz efendim, yani yemek…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biraz herhalde oradaki konuşma tonumuzdan öyle bir teklifte bulunma ihtiyacı da duydu diye düşünüyorum.
SEVİLAY YILMAN- Sert miydiniz yani efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabii oradaki yaşanan olayın getirdiği can sıkıntısıyla bazı şeyler konuştuk. Karşılıklı o da sesini yükseltti, biz de sesimizi yükselttik, öyle geçti.
MUHARREM SARIKAYA- Devam edelim, isterseniz buradan yürüyelim efendim. Bizim Büyükelçimizi çekme gibi bir durumumuz olacak mı, çünkü…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Büyükelçimiz burada zaten bizim, burada tabii bir müddet devam edecek.
MUHARREM SARIKAYA- Bizim büyükelçimiz de gitmeyecek.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayır, şu anda gitmesi söz konusu değil.
MUHARREM SARIKAYA- Efendim, bu kapsam içerisinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bir davadan söz edildi dün Sayın Hükümet Sözcüsü tarafından. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidilmesi halinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 16. maddesi yabancılara bir başka ülkede siyaset yapma yasağı getiriyor. Onun yerine neden Lahey’i denemiyoruz. Çünkü Büyükelçiliğimizin Maslahatgüzarına ve Konsolosluğuna Viyana Anlaşmasına aykırı olarak bir işlem yapılmış bulunuyor, neden Lahey Adalet Divanı değil de AİHM’e götürüyoruz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bizim Maslahatgüzarı ve Başkonsolosu bir ara gözaltına aldılar, sonra bana bunun yanlışlıkla olduğunu ve bu konuda özür diledi Başbakan telefonda.
Muharrem Bey, şunu söylemekte yarar var: Bir kere AİHM’e gitmek için iç hukuk yollarını tüketmek gerekiyor, Türkiye’de de böyle, Hollanda’da da böyle.
MUHARREM SARIKAYA- Devletler de başvurabiliyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Vurabiliyor da, ama bana verilen bilgiye göre oradaki mağdurlar, bu işten müşteki olanlar müracaat edecek, orada önce hak arama yollarını deneyecek ve sonra AİHM’e gidecek; verilen bilgi böyle, yanlış olabilir bilemiyorum. Dolayısıyla o yol da çalışacak, başka yollar da çalışacak. Yani uluslar arası hukuktan doğan bütün haklarımız, Viyana Sözleşmesi, diplomatların seyahat serbestisi, dokunulmazlığı vesaire, kendi Konsolosluğumuzun münhasıran kendi toprağımız olması ve buna aykırı uygulamalar, bütün bunlar hepsi hukuki açıdan incelenecek ve takibi yapılacak; bu, işin bir tarafı. Diğer tarafı da siyasi ilişkiler ve alınacak idari kararlardan oluşuyor.
MUHARREM SARIKAYA- Efendim, yine bu hukuki süreçten yola çıkarak bugün Avrupa Birliği’nin üst mahkemesi Avrupa Adalet Divanı Fransa ve Belçika’daki iki kadının başörtüsü konusundaki başvurusuna ilişkin bir karar açıkladı. Bu kararda da kadınların çalışırken başörtüsü takıp-takmamasına dair verdiği kararda işverenlerin gözle görülebilir dini semboller giyilmesini yasaklayabileceğini, yani dilerse başörtülülere işverenin başörtüsünü çıkartabileceğine hükmetti. Buna nasıl bakıyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu çok yanlış bir şey, bunun kabul edilebilir bir yanı yok. İnanç özgürlüğüne de aykırı, insan haklarına aykırı, kılık-kıyafet özgürlüğüne de aykırı. O zaman oradaki Sihlerin özel başlıklarını falan da yasaklasınlar veya burka giyenlerin, onları da çıkarsınlar. Bu işte aşırı sağ söylemlerin etkisinde kalarak dönemsel olarak böyle kararlar alınıyor. Bunların barışa katkısı olmaz, dostluğa katkısı olmaz. Bunlar gerilimi daha tırmandırır, iç huzursuzlukları daha da artırır ve ondan sonra ciddi anlamda bunun bir bedeli de olur. Hollanda’da hatırlayın bir Atletico Madrid-Eindhoven maçından sonra oradaki Kuzey Afrikalı kökenlere para atmaları, onları aşağılamalarıyla nasıl bir manzarayı gördük, günlerce bu konuşuldu dünya kamuoyunda. Dolayısıyla bu ve buna benzer işler, kararlar hiçbir şekilde bölgesel, küresel barışı da etkiler ve bu kararı alanlar içeride olabilecek, doğacak sonuçlarını da nereye varacağını göremeyebilirler.
VEYİS ATEŞ- Efendim, biz 1, onlar 2 düşünsün derken, bunların arasında mülteci geri kabul anlaşmasını, yani herkesin anlayacağı şekilde kapıların açılması da var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben burada bir tehdit falan yaptığım yok, bir gerçeği ifade ediyorum. Türkiye’nin bulunduğu konum, üstlendiği rol ve bölgede yaşananları dikkate aldığımızda Avrupa’nın hangi tehditlerle karşı karşıya olduğunu anlaması için yeter, bunu düşünmelerini istiyorum.
MUHARREM SARIKAYA- Peki bu konuda, hemen devamında; bu konuda işte son olarak Merkel de Amerika’ya giderken bu trene katıldı. Avrupa’yla ilişkilerin tekrar düzelmesi ve eski yoluna gelmesi için ne yapılması lazım? Seçim süreçleri bitince, acaba çok fazla kırık dökük mü kalacak, yoksa bunu suhuletle ve diplomasi yoluyla çözüm üretecek bir zemine mi taşınacak.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunları onlar düşünecekler, yani top onlarda. Düzeltmek için gayreti Avrupa ülkelerinin yapması lazım. Bu konuda bizden isteyecekleri bir şey yok. Biz Türkiye olarak açık ve net bir tutum izliyoruz. Herhangi bir hasmane düşmanca bir tavrımız yok, kararımız yok, orada bulunan milyonlarca insanımızın ülkemizde yapılacak bu önemli Anayasa değişikliği için bilgilendirilmesinden daha doğal bir şey olamaz. Buna bile tahammül edememek, Avrupa Avrupa değerleri diye sakız gibi ağızlarından düşürmedikleri bu kavramı boşaltıyor. Avrupa değeri ne? Avrupa değeri demokrasi, Avrupa değeri insan hakları, Avrupa değeri fikrini rahatça ifade etmek; hani bunlar? Bu uygulamalarda onu görebiliyor muyuz? Dolayısıyla ya seçimlerden önce, ya seçimlerden sonra Avrupa Birliği bir tercih yapmak durumunda ve Türkiye’yle ilişkileri yeni baştan gözden geçirecek, başka bunun yolu yok.
MUHARREM SARIKAYA- Avrupa Adalet Divanının hemen öncesinde Venedik Komisyonundan da benzer bir karar geldi, onu nasıl değerlendirdiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Venedik Komisyonunun kararı tamamen siyasi bir karar. Güya bizim işte Anayasa değişikliğini çeşitli yönlerden inceleyip rapor oluşturmuşlar. Rapora bakıyorsun, burada HDP’lilerin, marjinal örgütlerin, CHP’nin Meclis’te konuştukları ne varsa o rapora aynen koymuşlar, işte tek adam geliyor, efendim denge-kontrol sistemi yok, Meclis etkinsiz hale getiriliyor falan falan, yani bir sürü zırva. Türkiye’nin yapacağı bir değişikliği kabul edecek olan merci millettir. Milletin kararının üzerinde hiç kimse bir tasarrufta bulunamaz. Venedik Komisyonu aklı sıra bu referandumun sonucunu etkilemeye çalışıyor. Rapor onu diyor, ya bu yanlış iş, bundan vazgeçin. Öyle bir şey demeye hakkı yok, kusura bakmasın, herkes haddini bilsin. Avrupa da şimdi sıraya girmiş hayır’cılarla aynı şarkıyı söylüyor. Size ne kardeşim, siz kendi seçiminize bakın. Türkiye’nin seçimi size mi kaldı?
VEYİS ATEŞ- Bu yakın ilgiyi neye bağlıyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu yakın ilgi tabii Avrupa’da FETÖ terör örgütü, PKK terör örgütünün iletişim ağları çok sıkı çalışıyorlar ve bu ülkelerin kamuoyunu, gerçeği kabul etmek lazım, bizden daha çok etkililer. Şimdi aylardır ben bakıyorum, Avrupa’da, Almanya’da, başka ülkelerde, Türkiye ile ilgili olumlu bir haber yok. Verilmiyor mu haber? Veriliyor, ama işlerine gelmiyor, değerlendirmiyorlar. Türkiye’nin aleyhindeki haberlerin piyasası çok, onun için onlarla... İsviçre’de Blick diye bir gazete, işte Türkçe manşet atmış; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne hayır, Erdoğan’ın diktatörlüğüne hayır filan. Yani buna benzer çok örnekler var. Ne yaparlarsa yapsınlar, bizim milletimiz basiretlidir, neye karar vereceğini bilir. Bu ve buna benzer yönlendirmeler, telkinler ters teper. Bu millete dayatma sökmez.
SEVİLAY YILMAN- Ben burada bir şey sorabilir miyim, sökmez dediniz, hemen aklımdaki soruyu getireceğim; şimdi muhalif kanat bu son kriz dolayısıyla, özellikle Hollanda’yla tırmanan mesele üzerine şöyle bir argüman geliştirdi efendim: İşte yani bu krizi de iktidar, AK Parti, işte Cumhurbaşkanlığı, evet bloku yani lehte kullanmaya başladı, buradan bir fırsatçılık peşinde. Evet oylarının artabilmesi için bu işte Avrupa ile yaşanan krizi fena halde kullanıyor diyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ne demek, yani bu krizi biz mi çıkardık?
SEVİLAY YILMAN- Yani evet tarafının bu krizi kullandığını, fırsata çevirdiğini söylüyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Böyle bir şeye ihtiyacımız yok, açık konuşayım. Bizim böyle bir senaryoya, böyle bir tezgaha ihtiyacımız yok. Biz milletimizin kararından eminiz, yani 16 Nisan’da inşallah millet enine-boyuna değerlendirecek ve ülkemizin geleceği için en güzel kararı verecek.
SEVİLAY YILMAN- Peki, realitede gerçekten faydası oldu mu efendim? Tabii ki krizi siz çıkartmadınız, hiçbir şeyi planlamadınız, senaryo değil bu, her şey kendiliğinden oldu, ama sonuçta böyle bir kriz patladı, realitede yani evet oylarına bir katkısı oldu mu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Mutlaka artısıyla-eksisiyle değerlendirilecek. Bunun hiçbir etkisi olmayacak demiyorum, olumlu-olumsuz yönden değerlendirilecek, ama yani kocaman bir halk oylamasını getirip buraya bağlamak haksızlık olur. Yani buradaki olay bizim arzu ettiğimiz bir olay değildi. Ama olduktan sonra da yutkunup sineye çekeceğimiz bir olay da olamaz. Gereken karşılık verildi, verilmeye devam edecek.
VEYİS ATEŞ- Buradan yavaş yavaş referandum meselesine de gelelim.
Az önce bir şey dediniz, oradan tersinden okursak Sayın Başbakan; millet kararını vermiştir, onlar bunu yaptıkça millet de bunun aksini yapacaktır.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben öyle mi dedim?
VEYİS ATEŞ- Batıdaki bu çıkışın.
SEVİLAY YILMAN- Milletimiz bu tip dayatmalara eyvallah yapmaz.
VEYİS ATEŞ- Karşı koyar. Şöyle de bir kaygı da var mı, olur mu, oluşur mu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ne gibi?
VEYİS ATEŞ- Bir referanduma gidiyoruz, daha öncesinde aynını 2010’da yaptık, Cumhurbaşkanlığı seçimi yaptık, onca seçim yaptık, dünya, Avrupa bu kadar ilgilenmedi. Fakat şimdi burada bir şey var, bir blok var ve aman bu olmamalı derken vatandaşta, işverende, ithalat-ihracat yapanda bir kaygıya sebebiyet verir mi? Batıyla biz karşı karşıya gelmedik ama, bu denli karşı-karşıya geliş, bunu evet-hayır bağlamında sormuyorum, bir kaygıyı doğurur mu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bizim vatandaşımız şunu mu düşünsün: Batılılar bu işi istemiyor, herhalde ilişkilerimiz bozulur, biz bu işten vazgeçelim; böyle bir göz var mı Türk milletinde? Yani bunu onuruna, kimliğine hakaret sayar. Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli cevheri, en önemli serveti özgürlüğüne düşkün olan bir millet olması lazım. Hiçbir şekilde de tarih boyunca esaret altına girmemiş olmasıdır. Yani bu Türkiye’nin en kötü şartlarında bile olmamış. Bugün Türkiye bölgesinde de, dünyada da etkin bir ülkedir, sözüne itibar edilen bir ülkedir. Zaten böyle olduğu için gürültü fazla oluyor, bunu da bilmek lazım. Özgül ağırlığı arttı Türkiye’nin Bu da tabii ister istemez birtakım sorunları da beraberinde getiriyor.
MUHARREM SARIKAYA- CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir yaklaşımı var.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ne diyor?
MUHARREM SARIKAYA- Diyor ki; Başbakanlığı kaldırıyor, acaba Sayın Yıldırım kendi başbakanlığını kaldıran kampanyayı yaparken ne hissediyor?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben çok iyi şeyler hissediyorum. Çünkü gelecek ülkemizin geleceği, gençlerimizin geleceği, torunlarımızın geleceği Binali Yıldırım’ın geleceğinden daha önemli İnsanlar fani, gelir-geçer. Ama biz kalıcı bir eser bırakmak istiyoruz. Darbe tehditlerinin olmadığı, zayıf hükümetlerle zaman kaybının yaşanmadığı ve sandıkta iktidarın belli olduğunu, bir dahaki sandığa kadar da kesintisiz çalıştığı bir sistemi getirmeye çalışıyoruz. Burada kişilerin isimleri, kim olduğunun önemi yok. Önemli olan; buradan çıkacak sonuçların ülkemizin refahına, kalkınmasına katkı sağlaması. Kılıçdaroğlu beni düşüneceğine biraz daha millet için çalışsın, kendisi de bu sistemin getireceği nimetlerden yararlansın. Benim tavsiyem ona; evet versin. Niye evet biliyor musun? Çünkü Kılıçdaroğlu bu Anayasa değişikliğiyle ilgili bizim anlatamadığımız şeyi en güzel şekilde anlattı. Hatırlayın, eğer dedi, bu Anayasa geçerse Cumhurbaşkanı ile Başbakan ayrı partilerden olursa o zaman ne olacak dedi. Aslında bu her şeyi özetliyor, biz de bunu diyoruz ve onu değiştiriyoruz. Onun yardımcısı da çıktı dedi ki; biz Anayasayı tersten okuyoruz. Bırakın düzden, Kılıçdaroğlu tersinden bile okur, belli ki tersinden okumuş, o da böyle.
SEVİLAY YILMAN- Sorayım mı? Bende sıra.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Buyurun buyurun, her şeyi sorun, hiçbir sınırlama yok.
SEVİLAY YILMAN- Yok, soruyoruz zaten gayet rahat.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Aklınıza ne geliyorsa sorun. Bildiğimizi söyleriz, bilmediğimizi de bilmiyoruz deriz.
SEVİLAY YILMAN- Efendim, sizin enteresan bir üslubunuz, meselelere enteresan bir yaklaşımınız var. Tabii bu hayır cephesinin, yani başını Cumhuriyet Halk Partisi’nin çektiği hayır cephesinin en büyük gerekçesi; bu sistem, yani başkanlık sistemi ya da yeni cumhurbaşkanlığı sistemi eğer devreye girerse, artık ülke tek adamın eline geçecek. Tek adam, tek adam, tek adam dediler, sürekli bunu vurguladılar. Siz de çıktınız dediniz ki geçen gün; tek adamsa tek adam. Siz bunu muhalefete kızgınlıkla ya da bir serzenişle yine böyle bu farklı üslubunuzdan dolayı mı dile getirdiniz, tek adamsa tek adam, evet tek adam gibi bir şey dediniz. Yoksa yine orada bir kinaye mi yapıyorsunuz? Onlar diyor ki tek adam, siz de diyorsunuz ki evet, tek adam, tek adamın eline geçecek.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sevilay Hanım, ben yani ne diyeyim, iki tane mi cumhurbaşkanı mı seçeceğiz? Bir tane tabii, tek adam seçeceğiz. Yani Kılıçdaroğlu’nun hatırı için iki tane mi seçelim? Şimdi iki tane muhtar seçiyor muyuz? Kılıçdaroğlu HDP’yle çok herhalde haşır neşir olunca, bu eşbaşkanlığa kafayı taktı anladığım kadarıyla, o zaman CHP’den başlasınlar, iki aday göstersinler, belediye başkanları ikişer tane olsun, muhtarlar ikişer tane olsun. Kaymakam iki olsun, vali iki olsun, madem tek adam istemiyorlar, böyle bir saçmalık olmaz. Mutlaka tek olacak, ama arkasında millet olacak. Millet arkasındaysa önemli değil tek olması. Sandık geldi geldi, sandık geldi gitti. Seçilirsen, yetki sana verilirse görev yaparsın, onun kafasındaki tek adam diktatörlük. Diktatörlükte seçim falan yok zaten. Dolayısıyla burada öyle bir şey yok. Padişahlık dönemi bitti, babadan oğula geçen yönetim sistemi 1923’te sona erdi. Ondan sonraki bütün süreçlerde seçim var. Ha tek parti döneminde de göstermelik de olsa seçim var. Ama 1950’den sonra Türkiye’de terleyerek, yarışarak, milletin önüne giderek, milletin desteğini isteyerek herkes işbaşına geliyor. Yani doğrusu Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu sistem yürürlükten girdikten sonra başbakanlık için çok gayret oldu, olmadı, yeni bir şans doğdu, cumhurbaşkanlığı için en azından bir fırsat doğdu, o yüzden Sayın Kılıçdaroğlu doğrusu şey yapabilir, yani biraz daha gayret etse buna olur diyebilir, evet diyebilir. Neticede ona da bir fırsat doğmuş olabilir.
Kılıçdaroğlu durmadan kafa karışıklığı yaşıyor. Kampanya süresince boyuna sürekli taktik değiştiriyor. Bir çatıyor, sonra yumuşak bir üsluba geçiyor, sonra duygusal konuşmalar yapıyor. Kim akıl veriyorsa, bu kadar kısa zamanda böyle fikir değişikliği bir fayda getirmez, milletin kafası karışıyor. Evveliyatını bilmeseler Kılıçdaroğlu’nun, ya ne güzel diyecekler. Ama birtakım taktiklerle, telkinlerle kampanya yaparsanız, vatandaş sizin evvelki sicilinize gider oradan bir kıyaslama yapar. Onun için çok sık taktik değiştirmesi, bugünlerde sosyal medyada çok yoğun çalışmalar var. Eğer Kılıçdaroğlu böyle yeni yeni yöntemler, yeni yeni söylemler meraklısıysa, bir sosyal medyada gitsin bir slime hesabı açsın, bir kanal açsında orada videolar çekip YouTube’da yayınlasın, bu da etkili olabilir, bunu da tavsiye ediyorum. Gerçi o genç kuşakların işi, ama öğrenmenin yaşı yok.
VEYİS ATEŞ- Bu süreçte, bu kampanyada ilk defa Cumhuriyet Halk Partisi’nin daha pozitif bir kampanya AK Parti’ye AKP dememek, daha evet diyen muhafazakar merkez sağdakilere gitmek, daha pozitif bir dil, daha pozitif bir kampanya yürütme saikiyle yola çıkmıştı. Buradaki yaklaşımı diğer önceki kampanyalara göre nasıl buluyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz Sayın Başbakan?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Burada bir kampanya aklı var, belli ki bir model seçilmiş. O aklın ne kadar hayır tarafına faydası olacağını 16 Nisan’da göreceğiz. Ama yani onu tam anlamıyla da takip ettiklerini söyleyemem. İletişim şirketleri, piar şirketleri size bir şeyler söyler, ama sizin siyaset yapma üslubunuz, sizin fıtratınız onu aynen almayabilir. Ben bunu kendimden de biliyorum. Bana da çok telkinde bulunuyorlar, efendim şöyle otur, şöyle konuş, şunu söyle, bunu söyleme; biz film çevirmiyoruz ki, biz vatandaşımızla dertleşiyoruz, vatandaşımıza bir şey anlatmaya çalışıyoruz, rol yapmamızın anlamı yok, neysek o, bu kadar.
MUHARREM SARIKAYA- Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılından bu tarafa hep seçimlerde bir başarı öyküsü yarattı ve seçmen 14 yıla dayalı olarak, yani bu 15. yıl, 15 yıla dayalı olarak hemen hemen her seçimde de Adalet ve Kalkınma Partisine çok yüksek oranlı bir destek verdi. Fakat geldiğimiz dönemde seçmen şimdi bugün tercihini yaparken 14 yıllık geçmişteki aldıklarına veya gördüklerine dayalı bir oy tercihi mi yapacak, yoksa sizin ona sunacağınız bir projeksiyona, bir geleceğe göre mi oy verecek, siz hangisini daha önde görüyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Vatandaş tercihini nasıl yapacak, onun kararını ben veremem, baştan söyleyeyim. Herkesin tercihini yapması için bir sebebi olacak mutlaka. Onu bizimle paylaşır veyahut paylaşmaz, onu da bilemem. Ama 14 yıllık, 15 yıllık geçmişimizin mutlaka bir katkısı olacağı gibi gelecek vizyonumuzun, gelecek hedeflerimizin bu sistem değişikliğinin getireceği, ülkemize, milletimize sağlayacağı faydaları da dikkate alarak geçmişle, geçmiş bir anlamda geleceğin ispatıdır. Yani geçmişte şunları şunları yaptı bu adamlar, dolayısıyla bu getirdikleri değişiklikle de geleceğe yönelik söyledikleri bunları da yapar veya yapamaz şeklinde bir kanaatle oy verecekler. Biz vatandaşımıza karşı hep dürüst olduk.
MUHARREM SARIKAYA- Ben işi biraz tersinden sorayım.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Buyurun.
MUHARREM SARIKAYA- Vatandaşı siz yaptığınız icraatlarda, yani Binali Yıldırım adı toplumsal tabana inilip sorulsa yolla, duble yollarla, hızlı trenle, hep bunlarla anılır. Yani bir şekilde toplumun hafızasında sizin olumlu ve önemli bir yeriniz var, çünkü icracı kimliğiniz, mühendis kimliğiniz daha çok öne çıkıyor ve vatandaş da her seçimde buna bakarak size bir daha yapacak diye oy verdi. Bugün geldiğimiz noktada bu ileriye dönük projeksiyon yapmakta bir problem mi var ki kararsızlar daha çok yüksek oranda karşınıza çıkıyor?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Kararsızların bizim karşımızda olduğunu kabul etmek doğru bir yaklaşım değil. Kararsızlar var, her seçim döneminde de bu olur. Ama gün yaklaştıkça kararsızlık karara dönüşür ve orada da kararını vermişlerin oranıyla benzer bir tablo ortaya çıkar.
VEYİS ATEŞ- Bu kez daha mı fazla Sayın Başbakan?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Günden güne azalıyor, 20 ile başladı, şimdi belki 10 civarında, hatta 10’un da altına düşmüş olabilir. Dolayısıyla kararsızların ne yönde karar vereceği konusunda bizim bir endişemiz yok. Bizim görevimiz anlatmak, her şeyi anlatacağız. Benim bu AK Parti iktidarında başından beri Ulaştırma Bakanlığı olarak görev yaptım, sürenin 2 seneyi hariç tutarsak görev yaptım. Hakikaten çok büyük projeleri gerçekleştirdik. Ama biz bir ekibiz, bir ekip çalışmasının ürünü, bir kişinin başarısı değil. Ha ne var? Biz o ekibin başındaydık. Ama bizim başımızda da Cumhurbaşkanımız vardı, onun iradesi olmadan, onun istikamet vermesi olmadan yapamazdık. O yüzden bu tip sonuçları, elde edilen bu kazanımları benim işimdir, onun işi değildir gibi bir ayrım bizim partide olmaz. Biz biriz, beraberiz, bir takımız ve başarı da müşterektir, başarısızlık da ortak sorumluluklardır.
SEVİLAY YILMAN- Ben buradan girebilir miyim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Buyurun.
SEVİLAY YILMAN- Dediniz ya bizim işimiz anlatmak, anlatmaya çalışıyoruz. Ben biraz eksik anlatıldığını düşünüyorum, kusura bakmayın, söylemek zorundayım.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru.
SEVİLAY YILMAN- Çünkü yani işte geziyorum dolaşıyorum, vatandaştan edindiğim izlenim; mesela konuştuğumda, çok sık taksi seyahatleri yapıyorum Sayın Başbakanım, İstanbul’u Akbil’le dolaşıyorum, metroya biniyorum, metrobüse biniyorum, değişik bir stil var bende. Soruyorum, mesela şöyle düşünüyor bazı vatandaşlar: 16 Nisan’da bu oylanacak, velevki evet çıktı ertesi günü 17 Nisan’da biz başkanlık sistemine geçecekmişiz gibi böyle biliyor, bunu anlatamadınız. Çok özür dilerim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru.
SEVİLAY YILMAN- Bunun bir zamanı, bu sistemin bir kere devreye gireceğinin ne kadar süre alacağını anlatamadınız. Mesela şöyle biliyor: 17’sinde siz Başbakanlığı bırakacaksınız, sistem devreye girecek, çoğu insan böyle biliyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- O zaman siz böyle bir fırsat sağladınız, ben ne olacağını anlatayım.
SEVİLAY YILMAN- Evet, anlatın, çünkü bilmiyor insanlar.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi şöyle: Bu 18 madde değişiyor. Bu 18 maddenin bir maddesinde cumhurbaşkanının partisiyle ilişiği kesilir hükmü kaldırılıyor, dolayısıyla bu hemen yürürlüğe giriyor. Yani partisiyle cumhurbaşkanının ilişiği kurulmuş oluyor, bu hemen kabul edildikten sonra yürürlüğe giriyor.
Bir başka yürürlüğe giren…
VEYİS ATEŞ- Çok özür dilerim, fiili yansımasını nasıl göreceğiz mesela bunun?
SEVİLAY YILMAN- Genel Başkan mı olacak?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayır, şimdi partisiyle ilişkilendirmek ayrı bir şey, genel başkanlık ayrı bir şey.
SEVİLAY YILMAN- Anlatın efendim, söyleyin.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Söylüyorum, partisiyle ilişkilendirilince genel başkan olacak diye bir şey yok. Yani bu şu anda nasıl tenkit ediliyor Cumhurbaşkanı? Ya siz seçildiniz ama, hala partinizle ilişkiniz var. Ama bu seçilme şekli Cumhurbaşkanının mevcut 2007 referandumundan önceki sistemle değil, partisi aday gösteriyor, seçime giriyor, halkın desteğini alıyor, yüzde 50’nin üzerinde oy alarak seçiliyor. Ama anayasaya göre işte partili olmayacak, sorumsuz olacak, yetkiler maşallah bayağı da geniş, Evren Paşa kendine göre yazmış, ne parlamenter sistem, ne başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanı yetkileri adeta başkanlık sistemi gibi, diğer yetkiler parlamenter sistem, yani karmaşık bir sistem.
VEYİS ATEŞ- Özür dilerim efendim, mesela bir dahaki Cumhurbaşkanı seçiminde AK Parti Sayın Erdoğan’ı, Cumhuriyet Halk Partisi mesela Kılıçdaroğlu’yu cumhurbaşkanı adayı gösterecek ve destekleyecek açık ve aleni…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet. Kimin olacağını bilemiyorum ama, neticede cumhurbaşkanı nasıl aday? Bir kere onu anlatayım. İkinci hemen yürürlüğe girecek 1 ay, 40 gün içerisinde, HSK, Hakimler Savcılar Kurulu, burada birtakım değişiklikler var, bunlar yürürlüğe girecek.
SEVİLAY YILMAN- Ne olacak efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Orada şey değişiyor, 22 üyeden 13’e düşüyor. Adalet Bakanı, müsteşarı doğal üye, kurulun başkanı adalet bakanı, 4 tanesini cumhurbaşkanı seçiyor, yani detayları var girmeyeyim, 7 tanesini Meclis seçiyor. Burada en büyük değişiklik o. Yani Meclis şimdiye kadar HSK’ya üye seçmiyordu? Kim seçiyordu? Yargı bürokrasisi kendi arasında seçiyordu, oluşuyordu. Şimdi biz bir bürokratın seçimine güveneceğiz, 59 milyon seçmenin diyelim 50 milyonu oy kullandı, onların seçtiği Meclisin seçtiği üyelere güvenmeyeceğiz; böyle bir mantık olur mu? Cumhurbaşkanı niye seçiyor efendim? Önceden de seçiyor. Cumhurbaşkanını kim seçiyor? Millet seçiyor, yani milli iradenin Meclise yansıması, Cumhurbaşkanlığı makamına yansımasının sonuçları olarak diğer kurumlar oluşuyor. Ya bunun karşısında olmak, burada bir tarafsızlık yok, bağımsızlık yok gibi söylemler hakikaten akla ziyan şeyler. Böyle bir şey kabul edilemez. Asıl bugün yaşanan sorunları gideriyor.
Bu nedir biliyor musunuz? Bu statükocu kafasıdır, bu vesayetçi bir anlayıştır. Bu değişecek, bu anayasa değişikliği bu değişimi getiriyor. Tek vesayet makamı var millet, millet yetkiyi verecek 5 yıl, 5 yıl sonra beğendi bir daha. 3’üncü sefer yok kardeşim, tamam, sen iyi çalıştım ama, 2 dönem yeter, bitti. Nerede burada diktatörlük, nerede tek adamlık? Milletin seçtiğine kim diktatör diyebilir, hangi demokrasilerde var bu. Yani Türk seçmenin tercihinin doğru olamayacağını iddia ediyorsunuz. Ya Türk seçimi bu işlerden anlamaz vatandaşlar, kime oy verdiğini, niye oy verdiğini bilmez, onun için de bu işi millete bırakmamak gibi bir sonuç çıkıyor, bu çok yanlış bir şey.
VEYİS ATEŞ- Bu paketle ilgili şöyle değerlendirmeler var: Paket…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunların ikisi, orayı tamamlayım, yürürlüğe giriyor, diğer hüküm cumhurbaşkanı bu halkoylaması yapılınca, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan otomatik olarak bu sistemle seçilmiş oluyor, yani 82 Anayasasındaki Kenan Evren’in modeli yok burada. Biliyorsunuz anayasa oylanırken oraya bir madde ilave ettiler, bu oylama kabul olursa cumhurbaşkanı da Kenan Evren olur, böyle bir şey yok burada. Bu sistem yapılacak ilk genel seçimde, 3 Kasım, son tarihini söylüyorum, tabi milletvekili seçimiyle cumhurbaşkanlığı seçimi birleştiriliyor; nerede birleştiriliyor? Milletvekilliği seçiminde birleştiriliyor, 3 Kasım 2019, bu seçimlerden sonra kabul edilirse 16 Nisan’da bu anayasa değişikliği bu sistem yürürlüğe girecek. Sonra bunun…
SEVİLAY YILMAN- Ama sene senedir…
MUHARREM SARIKAYA- Efendim, tam bu noktada…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunun tabi hazırlıkları var, yani mümkün değil. Hemen 17’sinde geçmek, zaten değişiklik buna izin vermiyor, verse bile mümkün değil, çünkü mevcut parlamenter sistem, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve Bakanlar Kuruluna, Başbakanlığa atıf yapan bir sürü kanun değişikliği var, bunların hepsinin yapılması lazım, bunlar için de zamana ihtiyaç var.
MUHARREM SARIKAYA- Tam da bu nokta, madem 2019’da seçim olacak, o zaman mevcut anayasada 67. maddeydi hatırladığım kadarıyla, seçim kanunlarında yapılan değişiklikler 1 yıl içerisinde uygulanmazdı, yapılacak seçimde uygulanmazdı. Ama siz bu maddeyi de değiştirdiniz, buna neden gerek duydunuz? Yani seçim kanunlarında değişikliklerin 1 yıl içerisindeki uygulanmaz hükmünü geçici maddeyle kaldırdınız.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu rahmetli Özal döneminde konmuş bir maddedir, hiçbir anlamı da yok, yani uygulanmaz 1 yıl kala. Niye 1,5 yıl, niye 6 ay değil? Hiçbir mantığı yok. Kaldı ki, 1 yıl filan da kalmıyor, daha fazla süre var. Yani o anayasada geçiş maddeleri var, uyum maddeleri var, bu çerçevede dikkate alınan konular, özel bir amacı yok.
MUHARREM SARIKAYA- Ama geçici bir maddeyle getirdiniz, yani hüküm duruyor, ama sadece bir defaya mahsus olmak üzere yapılacak ilk seçimde uygulanmaz hükmünü getirdiniz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayır, o konuya bakmam lazım, yani şu anda ben öyle olduğunu düşünmüyorum.
SEVİLAY YILMAN- Ben hızlı hızlı geçeceğim, gerebilir miyim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, buyurun buyurun.
SEVİLAY YILMAN- Şimdi evet çıkarsa, çıktı diyelim, yürürlüğe girdi, bazı kesim diyor ki, ya aslında evet, ben başkanlığı destekliyorum, hani Amerika’daki gibi…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Cumhurbaşkanlığı sistemi, yerli ve milli.
SEVİLAY YILMAN- Neyse, cumhurbaşkanlığı sistemi. Sayın Bahçeli’nin hatırını kırmamak…
MUHARREM SARIKAYA- Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi.
SEVİLAY YILMAN- Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, ben yine de başkanlık demeyi tercih ediyorum kusura bakmayın, siz cumhurbaşkanlığı sistemi…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sen öyle de, biz demeyelim.
SEVİLAY YILMAN- Şimdi efendim, bazıları diyor ki, evet, ben destekliyorum, bu sistemi destekliyoruz, eksikleri var…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkür ederiz, bir oyumuz garanti.
SEVİLAY YILMAN- Eksiklikleri var, destekliyor. Ama benim şöyle bir kaygım var: Benim arkadaşım var efendim, gerçekten kafası hani biraz Amerikan sistemine örnek aldığı için destekliyor. Diyor ki, ya tamam da, Amerika’yı örnek alıyorsa eğer, yakında diyor o zaman bu sistem devreye girdikten sonra eyaletlere bölünecek Türkiye, bölüneceğiz diyor. Bu acaba diyor hani bir böyle başlangıç, önce biz bir sistemi getirelim, sonra eyaletlere bölünüp sonra işte Türkiye o üniter devlet yapısı bozulacak mı? Benim en büyük korkum bu diyor; benim birçok arkadaşım böyle düşünüyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani bu yersiz bir korku. Çok samimiyetle söylüyorum, Türkiye’nin üniter devlet yapısını getirecek bu değişlikte hiçbir düzenleme yok, hiçbir yerinde yok. Bu tamamen kasıtlı olarak ortaya atılmış bir iddiadır, Türkiye bölünme konusunda çok hassastır, acaba buradan bir alan oluşturabilir miyiz, kafa karıştırabilir miyiz diye söylenen şeydir bu? Bu anayasanın ilk 4 maddesini okumadıkları belli. Vatandaşlarımıza benim tavsiyem, 4 maddeyi okusunlar ve bu maddelere hiçbir şekilde değinilmedi, hiçbir şekilde el sürülmedi, bu maddelerde Türkiye’nin üniter devlet yapısının aynen korunduğu açık, seçik şekilde ifade ediliyor. Bu bir sistem değişikliği, yani cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi. Eyalet sistemine geçmek apayrı bir şey, o bambaşka bir iştir, yani onu Türkiye’de tartışmaya açmak bile akla ziyan bir iştir. Dolayısıyla biz niye meydanlarda bağırıyoruz? Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak. Şu hareketi niye yapıyoruz? Bu bizim Cumhurbaşkanımızın, bizim en hassas olduğumuz konu.
Terörle amansız bir mücadele verirken, çevrimizde bunca sorunlar olurken böyle bir şey olabilir mi? Milliyetçi Hareket Partisi buna destek verir mi? Milliyetçi Hareket Partisiyle biz bunu hazırladık. Bu ne demektir? Milliyetçi Hareket Partisi işte eyalet sistemine olur verdi; böyle bir şey düşünebilir misiniz? Hadi diyelim bizim hakkımızda düşünülüyor olsa bile, bizde böyle zinhar olmaz, ama Milliyetçi Hareket Partisinin varlık sebebi bu. Türkiye’nin üniter yapısının korunması, tek bayrak, tek devlet, tek vatan, tek millet olgusunun devam ettirilmesi. Onun için bunların hiç gerçekle uzaktan, yakından alakası yok, bu işe artık çok inanan da yok.
Baştan efendim, rejim değişiyor dediler, tutmadı. Efendim, eyalet sistemi gelecek, o da tutmadı. Tek adam, o da tutmadı. Meclis ortadan kalkıyor, o da tutmadı. Bakalım ne çıkaracaklar, her gün bir şey çıkarıyorlar.
MUHARREM SARIKAYA- Efendim, tam bu noktada, siz Muş gezisi yaptınız, ne gördünüz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Çok iyi şeyler gördüm, yani öyle güzel şeyler gördüm ki, Güneydoğu’daki vatandaşlarımız…
MUHARREM SARIKAYA- Bir de zorlukla indiniz helikopterle.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hava muhalefeti gelir geçer, ama siyasetteki müzmin bir muhalefettir o geçmez.
Şimdi dolayısıyla orada coşkuyu gördüm, heyecanı gördüm, bayrağa sevgiyi ve sahiplenmeyi gördüm, terör örgütünün ortaya koyduğu o canından bezdiren uygulamalardan kurtulmanın sevincini, heyecanını gördüm, çok mutlu oldum. Yani ciddi anlamda bu anayasa değişikliğine bölgeden destek olacak. Orada dedim ki, vatandaşlarım, sevgili kardeşlerim, Türklüğünüzle iftihar edin, bu sizin iftihar nişanınızdır, ama bayrağınızla da iftihar edin, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmakla da iftihar edin. Bunu orada zihninde insanlar bitirmiş; terör örgütünün o çukur siyaseti, çocukları dağa kaldırması, geleceğini karartması, bölgenin gelişmesinin, büyümesinin geciktirilmesinin ne anlama geldiğini orada insanlar çoktan anlamış. Biz şimdi oraya o kadar önemli projeler yapıyoruz ki arkadaşlar, şurada gördüğünüz gibi…
MUHARREM SARIKAYA- Cazibe merkezleri mi efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Cazibe merkezi, artı bu çukur, hendek siyasetiyle oluşan tahribatların yeniden baştan oraların yenilenmesi; 25 bin konut yapıyoruz, Sur’u yeni baştan inşa ediyoruz, Şırnak’ı, Cizre’yi, Nusaybin’i.
SEVİLAY YILMAN- Nasıl tepki efendim? Oradaki mesela Sur, Diyarbakır, hani Muş biraz daha bu tarafta, Sur çok diri yaşadı, hani çok canlı yaşadı orada çukur ve hendek siyasetini, terörü hakikaten çok içeriden yaşadı…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu, Sur’un yeniden yapılanması…
MUHARREM SARIKAYA- Ne zaman bitecek efendim? Onun epeyi bir projesi…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bir sene içerisinde.
SEVİLAY YILMAN- Aldığınız veriler ne efendim oradan?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Çok iyi.
SEVİLAY YILMAN- Yani bize ev yapıyorsunuz, bize işte… Hani şey vardır ya, bu zımni olarak bu terör örgütüyle bir gönül bağı vardır denilir ya hani bölge halkının, siz de biliyorsunuz…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şu anda yok, yani şu anda…
SEVİLAY YILMAN- 7 Haziran’da aralarında benim de olduğum birçok insan barış ve işte demokrasi adına, Türkiye’nin partisi olacağı adına HDP’ye umut bağladı, oy verdi ve gerçekten büyük bir hüsranla karşı karşıya kaldı. Bu hüsranın ötesinde siz mesela o işte yaptığınız bu kentsel dönüşümler, Sur’a yapılanlar ve ötesi-berisi. Oradan ne geliyor size efendim, vatandaş ne diyor?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi şöyle: Vatandaş bir kere bizim bir kafamızın içinde bir planımız olmadığını gördü, yapmak istediğimiz her şeyin vatandaşımızın geleceği için, bu ülkenin terörden kurtulması için, onlar için de, bizim için de, doğu için de, batı için de en büyük tehdidin bölücü terör örgütü olduğunu, yapılması gereken bu terör örgütünün aradan çıkarılması olduğunu anlamış durumda. Şimdi bunlar gidiyorlar, 100 kişi, 200 kişi arkalarına katılmıyor; bu ne demektir? Bu, burada muazzam bir değişim olduğunu gösteriyor. Bunu zaten fotoğraflar da veriyor, gittiğimiz zaman vatandaşın ilgisi, coşkusu bize bunu açıkça gösteriyor.
Ama hala tabi bölgedeki vatandaşın zihninde bazı sorular var mı? Var. Acaba devlet bu uyguladığı politikayı, bu cazibe politikaları, bu altyapının yenilenmesi, vatandaşın yaralarının sarılması konularını, bir müddet sonra vaz mı geçecek, bizi tekrar bu alçak terör örgütünün insafına mı bırakacak sorusu henüz ortadan kalkmış değil.
SEVİLAY YILMAN- Bu göstermelik mi diyorlar değil mi?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Öyle demiyorlar ama, hala bazı vatandaşlarımızın kafasında bu var, biraz izlemeyi tercih ediyorlar, yani bizimle gönül bağı kurmuş olmalarına rağmen bir müddet daha izlemeyi tercih ediyorlar, tamamı için söylemiyorum, bir kısım…
VEYİS ATEŞ- Şu…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Efendim…
VEYİS ATEŞ- Özür dilerim efendim. Şunun yansımalarına ne derseniz: Mesela belediyelerdeki kayyum atamaları.
İki, Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin bir partisidir, ona da oy veren hiç şüphesiz Kürt vatandaşlarımız vardır, yanlış anlaşılamasın, karşıtlandırma için söylemiyorum. Az önce de dediniz ki üniter meselede örnek verirken, biz Milliyetçi Hareket Partisiyle hareket ediyoruz, bizi hadi geçelim, onlar için olmazsa olmazdır; parantezi kapatıyorum.
Bölgede referandum sürecinde AK Parti Milliyetçi Hareket Partisiyle evet ortaklığına gidiyor, bunun uyandırdığı başka bir milliyetçi söylem, karşıt bir söylem, kayyum atamaları filan, bunun bir etkisini, tesiri kulağınıza gelen, gözlemlediğiniz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi kayyum atamalarıyla bunun arasında bir bağ kurmanın anlamı yok. Kayyum atamaları belli, yani oradaki yerel yönetimler, belediyeler oradaki ihtiyaçlarını, hizmetlerini görecekleri yerde, terör örgütüne lojistik destek vermeye başladılar, vatandaşın bin bir zorlukla dişinden, tırnağından arttırdığı vergileri terör örgütüne kaynak olarak aktardılar, bu apaçık ortada; bu kepazeliği son vermek için böyle bir uygulamaya gittik. Bunun Milliyetçi Hareket Partisinin söylemiyle falan alakası yok. Milliyetçi Hareket Partisi bölge insanını dışlamıyor ki. Milliyetçi Hareket Partisi orada terör örgütünün ayrı bir devlet kurmasına karşı, buna herkes karşı. Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı, ay-yıldızlı bayrağı hepimizin ortak değeri, Milliyetçi Hareket Partisinin de, bizim de, Cumhuriyet Halk Partisinin de, herhangi bir sıradan vatandaşın da ortak değeri; burada ayrıştığımız bir şey yok. Yani o bakımdan burada bir çelişki varmış gibi düşünmek çok doğru değil.
MUHARREM SARIKAYA- Efendim, bunun devamında bir şey soracağım. Adalet ve Kalkınma Partisi özellikle Sayın Cumhurbaşkanının Başbakanlığı döneminde 2005’te, 2009’da ve 2013’te hatırladığım kadarıyla Nevruz kutlamalarında Diyarbakır’da bulunmuştunuz, en son kutlamaya hatırladığım kadarıyla Barzani de gelmişti. Yine 21 Mart’ta Nevruz kutlaması çok yakın kaldı, yani şunun şurasında 1 hafta var, 1 hafta sonra Diyarbakır’da siz Nevruz’a dönük bir kutlamaya katılmayı düşünüyor musunuz, yoksa bu yönde bir çabanız olacak mı; bir?
İkincisi; adına ister çözüm süreci diyelim, isterseniz kardeşlik süreci diyelim, böyle bir isim konulmuştu, buna ilişkin yeni bir süreç başlatılması da söz konusu olacak mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayır, çözüm süreci terör örgütünün, çözüm daha doğrusu terör örgütünün bütün faaliyetlerini sonlandırması, bölgede yaşayan vatandaşlarımızla aramızdan defolup gitmesidir, onun dışında bir çözüm yok, bunun net olarak bilinmesi lazım. Terör örgütünün bu milletin başının belası olmaktan kurtaracağız, buna baş koyduk. Bu bir kere Türkiye’nin kardeşliğine zarar veriyor, kaynaklarını koy ediyor, insanlarını birbirine husumet içerisine düşürüyor, birçok zararı var. Bölgesel kalkınmada maalesef farklılıkların ortaya gelmesine sebep oluyor. Havaalanı yapıyorsun, şantiye yakıyorlar, insanları kaçırıyorlar. Yüksekova Havaalanını yapıncaya kadar 99 sefer şantiyeyi bastılar, makineleri yaktılar, iki sene geciktirdiler. Yani dolayısıyla bölgeyle ilgili…
Nevruza gelelim, Nevruz konusu, Nevruzun o bölgeyle de alakası yok. Asırlar önce bir Türk adetidir bu, yani yazın gelişidir, yeni gündür, gün dönümüdür, yani artık kıştan çıkıyoruz yaza geliyoruz. Bunun kutlanması her tarafta yapılır, bizim…
MUHARREM SARIKAYA- Gündüzün geceyi yendiği gündür.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet. Yani biz çocukluğumuzda bile bunu yapardık, navruzlar çıktı derdik, giderdik tarlalarda karın altından çıkan…
MUHARREM SARIKAYA- Çiğdem.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Çiğdem, navruz, onları gider toplardık. Yani bu adetlerimizi, geleneklerimizi en iyi şekilde yaşayalım. 21’inde benim programım nedir şu anda yanımda yok, malum seçim kampanyası devam ediyor, 21’inde Bakanlar Kurulu var, 21’i Salı’ya geliyor, o gün ne var doğrusu bilmiyorum. Hassaten bir Nevruz programı da yapmadım. Bunlar göstermelik işlerle olmaz, göstermelik Nevruza katılayım, şöyle yapayım, böyle yapayım. Önemli olan, süreklilik arz eden düşüncemizdir.
Çözüm süreci bir fırsatı, ama o fırsatı teptiler, o sürece ihanet ettiler, dolayısıyla o defter kapandı.
SEVİLAY YILMAN- Ben bir şey sorayım referandumla ilgili.
Şimdi efendim, evet, biliyoruz FETÖ bu ülkenin, bu milletin, yani Türkiye’nin karşısında ve Türkiye’nin altını oymak için, altını üstüne getirmek için çabalayan bir örgüt. Dolayısıyla mevcut iktidarla da, yani sizlerle ve Sayın Cumhurbaşkanıyla ters düştüğü için hayır cephesinde olması çok normal. PKK yine bir terör örgütüdür, yine sizinle birtakım, yani iktidarla uzlaşmazlığı var, iktidara karşı hasmane tavırları var, hayır cephesinde olması çok normaldir. Yani birçok terörü size olan hasmane tavırlarından dolayı elbette ki hayır’cı, hayır’ı destekliyor.
Ama bunun yanı sıra, hayır’cı olup, ama gerçekten endişe içerisinde hayır’cı olan, sistemin, rejimin, işte biraz önce sizinle konuştuk, tek adama verilecek de, tek adam hükmedecek sisteme, ülkeye, işte rejim değişecek kaygılarıyla hayır diyenler de var, yani hayır’cı tek bir düzlemde değil. Benim birçok mesela Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laik arkadaşım hayır’cı, hiçbirinin PKK’yla ilişkisi yok, hiçbirinin FETÖ’yle ilişkisi yok. Ama bazen şöyle söylemler çıkıyor: İşte efendim, hayır diyen haindir, teröristtir. Hayır diyen PKK’yla aynı yerdedir, hayır diyen FETÖ’yle aynı yerdedir. Bu çok incitiyor insanları, farkında mısınız acaba? Bu çok incitiyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Böyle anlaşılıyorsa bunu düzeltmek lazım. Bizim dediğimiz şu: Yani vatandaşlarımıza diyoruz ki, FETÖ kendini parçalarcasına hayır için kampanya yapıyor, PKK hayır kampanyası yapıyor, hayır verin, bütün imkanları zorlayın, evet çıkarsa biz biteriz diye beyanatlar veriyor. Biz de diyoruz ki, bu terör örgütleri bu kadar hayır için kendilerini yırtıyor, parçalıyorsa, burada evet vermenin bu ülkenin geleceği için büyük faydası var. Yoksa normal vatandaşlarımızın tercihlerini, hayır tercihini veya evet tercihini bir sınıflandırmaya tabi tutup, haşa vatandaşlarımızı terör örgütleriyle ilişkilendirmek bizim haddimiz değil, böyle bir şey yapamayız. Yani böyle bir manaya çekilmesi bizi çok rencide eder, asla böyle bir şeyi kabul etmiyoruz. Biz bir hakikati ortaya koymaya çalıştık ve onun da arkadan dedik ki, bu terör örgütlerini sevindirmeyelim, bu değişikliğe evet verelim diye bir çağrıda bulunuyoruz, bunda yanlış ne var? Yalnız şu var…
VEYİS ATEŞ- Hayır’cılar bu örgütlere bakarak bir daha düşünsün demek istiyorsunuz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Öyle diyoruz, yani bunları sevindirmeyelim. Bunlar ha babam de babam hayır kampanyasını bu kadar canla, başla yapıyorlarsa, biz bunları sevindirmeyelim, ülkemizin geleceği için evet verelim diye çağrıda bulunuyoruz; bundan doğal bir şey yok.
VEYİS ATEŞ- Efendim, referandum maddelerini sıralıyordunuz, tabi gazeteciler konu konuyu böldü.
18 yaş meselesini çok önemsediğinizi biliyoruz. Fakat 18 yaş meselesine de askerlikten muafiyetten tutun da pek çok argümanla yine Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun sık sık itiraz ettiğini biliyoruz. Bu süreçte öne çıkan unsurlardan, daha doğrusu maddelerden biri de bu.
Bir taraftan Sayın Kılıçdaroğlu’nun bakışıyla baktığınızda, sahiden 18 yaşında, evet, bir hüviyet kazanıyor, bir kimlik, bir kişilik, en azından resmi olarak tanımlanıyor ama, hani Mecliste şöyle bir baktığınızda, düşündüğünüzde nereye tekabül eder, bakanlığı, görevi, pozisyonu, bugünkü Meclis yapısıyla diyelim ki grup başkanlığı filan. Bunu biraz açar mısınız 18 yaş meselesi niye bu kadar önemli?
MUHARREM SARIKAYA- Bunun devamında desteklemek için, yani lisede, üniversitede okuma çağında olması gereken bir çocuk, siyasetle cezp edilmiyor mu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet güzel bir soru, hakikaten beklediğim bir soru ve size şöyle bir şey okuyorum: “Bu seçim bildirgesinin ana omurgasını gençler oluşturuyor, umudumuz, geleceğimiz olan gençler oluşturuyor. Gençleri yarının umudu olarak görüyoruz, ama gençler bugünün de ortaklarıdır. Onlara sus demeyeceğiz, önce sen konuş diyeceğiz, söz vereceğiz onlara. Bu gençleri baş tacı yapacağız. Gençleri bu ülkenin umudu olmanın yanında ortağa yapacağız. Peki, size ne vaat ediyoruz? Sizden sadece siyasete girmenizi istiyorum.” Bunu söyleyen 30 Eylül 2015 Kılıçdaroğlu seçim bildirgesini okurken söylüyor.
“Anayasada yapacağımız değişiklikle gençlerin temel hak ve özgürlüklerden eşit biçimde yararlanmasını, toplumsal ekonomik ve siyasal yaşama etkin biçimde katılmasını sağlamak konusunda devleti yükümlü kılacağız”; seçim bildirgesi sayfa 107.
Kılıçdaroğlu şimdi ise ne diyor? 18-25 aralığında 8 milyonu aşkın genç var, milletin vekili olmasına veya başka seçilmiş görevlere gelmesine karşı çıkıyor. Diyor ki; “ömür boyu askerlikten muaf olacak. İki yıl milletvekilliği yaptıktan sonra ballı emekli aylığı almaya hak kazanacak. Kendi çocuklarına ikbal hazırlıyorlar. Bu millet bu kadar kusura bakmayın ama herhalde bu gerçeği görecektir. Bakkalın, çiftçinin, manavın, memurun, işçinin 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olacak mı? Açıkçası hayır. Ya bu CHP’nin popülist, sorumsuz muhalefet anlayışının bir yansıması.
Bir kere, seçilme yaşı 30’du, 25’e biz düşürdük, sonra 25’ten de 18’e seçme yaşını düşürdü, ama seçilme yaşını düşürmedi. Bu bütün partilerin vaadidir, seçen seçilir, prensip bu. Yani eğer bir seçme ehliyetiniz varsa, seçilme ehliyetiniz de var demektir. Seçerken, tamam, sen bize lazımsın, gel oyunu ver, ama sen daha küçüksün, bu işlere aklın ermez, büyü de gel demek adil değildir, demokratik değildir. Kaldı ki, bu 18 yaş değil bu, 18’i bitirecek, 25’e kadar, 25’i bitirinceye kadar bu kesimi ilgilendiriyor. Niye 18’e kilitleniyoruz? 25 yaşını doldurmamış bile bugün seçilemiyor. Ama 18 yaşında ehliyet veriyoruz, ama araba kullanamazsın diyoruz.
MUHARREM SARIKAYA- Efendim, ağır vasıtayı 23’ünde alıyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 23’ünde bu sisteme göre de alamıyor, yani 23’ünde de seçilemiyor, 24’ünde de seçilemiyor, 25’i doldurmadan seçilemiyor. Yani evleniyorsun, askerlik yapıyorsun, ondan sonra ehliyet alıyorsun…
SEVİLAY YILMAN- Aileden ayrı yaşayabiliyorsun.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani birlikte yaşıyorsun ailenle vesaire, ama seçilmeye gelince yok. Sanki 18 yaş olunca bütün milletvekilleri 18 yaş olacak, Kılıçdaroğlu dışarıda kalacak, yani herhalde öyle bir endişesi var. Bırakalım da gençler girsin siyasete be kardeşim, belediye başkanı olsun, meclis üyesi olsun, milletvekili olsun. Bu bir yarıştır, yani siyasete rekabet geliyor. Gençlerin sırtını sıvazlama, git bayrak as, git oraya buraya poster as, gece-gündüz direklerde ömrün geçsin, sen ben de seçileyim deyince, ya dur bakalım, biz bir kere daha tadını alalım, ondan sonra sen seçilirsin; böyle bir mantık olabilir.
MUHARREM SARIKAYA- Efendim, sahaya çıktığınızda sizi en çok zorlayan anayasa değişiklikleri konusunda nedir, rejim meselesi mi, bu 18 yaş meselesi mi?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğrusunu istersen, sahada çok samimi söylüyorum beni zorlayan bir konu olmadı, her şeyi sordular, her şeyi anlattım, hiçbirinde de zorlanmadım, çok açık yüreklilikle anlattım. Ama aldığım bilgilere göre, en fazla kafa karıştırmak amacıyla kullanılan 18 yaş meselesi, bir de milletvekili sayısı meselesi, bunları çok fazla maalesef istismar ederek kampanya yapılıyor, bunu da…
MUHARREM SARIKAYA- Peki, rejim mi değişiyor kaygısı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok, başlangıçta onu vermeye çalıştılar ama, yemedi, tutmadı millet. 1923’te bitti bu mesele dedik, noktayı koyduk. Yok, olmayan şeyin endişesi olmaz, millet emin. 15 Temmuz’u yaşadıktan sonra bu millet, artık rejimi kolay kolay kimse değiştiremez bu ülkede.
MUHARREM SARIKAYA- Biraz da dış politikaya, ama başka bir…
SEVİLAY YILMAN- Efendim, dış politikadan önce özel bir şey var, onu sormazsam olmaz, sonra siz dış politika konuşun, vallahi sormayacağım, söz veriyorum, yani dış politikada…
VEYİS ATEŞ- Sor canım, sen de sor, niye sormayasın?
SEVİLAY YILMAN- Sayın Başbakanım, dejavu yaşıyorum şimdi, sizinle biz bir program yapmıştık Ankara’da başka bir kanal için hatırlarsanız. Siz o zaman emekli moduna geçmiştiniz.
MUHARREM SARIKAYA- 2007.
SEVİLAY YILMAN- Hayır, ne 2007’disi canım? 2014, yani Sayın Başbakanım 3’üncü dönemi bitişti sizin, 3’üncü seçilme hakkınız tüzüğünüz gereği, o zaman Sayın Başbakanım…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 2015’tir o zaman.
SEVİLAY YILMAN- 2015’ti, yani 7 Haziran seçimlerinden önceydi…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 2015 7 Haziran, evet, doğru.
SEVİLAY YILMAN- Siz sadece Sayın Cumhurbaşkanının Danışmanı olarak görev yapıyordunuz, sizinle bir program yaptık, siz böyle bayağı bir emekli moduna geçmiştiniz, torun seveceğim, bundan sonra torun sevmek istiyorum ve hatta torununuzla gezip AVM’lerde falan size dair söylenen şeylerin torununuzun yanında duyulmasından çok hoşlandığınızı falan. Bayağı bir emeli moduna geçmiştiniz, ama birden devran döndü, siz yeniden, yani öyle bir şey oldu ki böyle, geldiniz ülkeye Başbakan oldunuz. Şimdi maşallahınız var, iyi de görüyorum sizi, yoruldunuz mu; bir?
Emekliliği özlüyor musunuz o günleri gerçeği söylemek gerekirse? Torunları falan görmeyi özlüyor musunuz? Biraz kendinizden…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi torunlara fazla vakit ayırmayı emeklilik gibi algılamak yanlış olur. Yani keşke şimdi de daha çok vakit ayırsam, onlar benim bütün sinirlerimi alıyor, beni hayata döndürüyor. Onun için, yani o bambaşka bir şey.
SEVİLAY YILMAN- Şu an ama çok vakit ayıramıyorsunuz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Maalesef, yani ancak böyle ayaküstü İstanbul’a gittiğimde bir fırsat bulursam havaalanında, orada-burada görüşüyorum. Yani insanoğlu için emeklilik diye bir şey olmaz, her yaşta yapacağınız iş var, hangi zamanda hangi sorumluluğunuzu üsteleneceğinize siz karar veremiyorsunuz, şartlar, kader çizginizde ne varsa onu yaşayacaksınız.
VEYİS ATEŞ- Sinirlerimi alıyor dediniz. Neye sinirlenirsiniz efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani ben çok kolay sinirlenen bir adam değilim ama, ben de etten, kemiktenim, zaman zaman stres doruğa ulaşıyor. Ama o işi torunum gelip kafama sıçrayıp saçımı başımı yolup benden uğraştığı zaman rahatlıyorum yani.
SEVİLAY YILMAN- Kaç torun var efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 5.
SEVİLAY YILMAN- Maşallah.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Allah razı olsun.
MUHARREM SARIKAYA- Peki…
VEYİS ATEŞ- Özel bir soru mu?
MUHARREM SARIKAYA- Buradan devam edelim istersen, biraz insani bir yönden.
Siyaset dışında en çok neden hoşlanıyorsunuz, neyi yapmaktan hoşlanıyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani şimdi Kılıçdaroğlu’nun şeyi aklıma geldi, efendim, işte kendi çocukları, bilmem ne falan. Yani bunlar çok çiğ söylemler, popülist söylemler.
Kardeşim, bu Türkiye Cumhuriyeti 1923’te kuruldu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetin kurucu heyeti bize güzel bir ülke verdi, güzel bir rejim getirdiler ve bugünlere geldik. Ben bunu daha önce de söylemiştim, Erzincan’ın Refahiye Kayı Köyünden topal Dursun’un oğlu Binali Yıldırım üniversiteye kadar okuyor, ondan sonra çeşitli hizmetleri oluyor ve geliyor ülkede de önemli bir sorumluluk alabiliyor. Yani dolayısıyla Cumhuriyette herkese bu fırsat var. Örnekse ben kendimden örnek veriyorum. Onun için, yani böyle işte kendi çocuklarını, bilmem ne, yani bunlar biraz rahatsız edici şeyler, bir de gerçeklerle örtüşmüyor.
Siyaset dışında, bir şey soruyordunuz.
MUHARREM SARIKAYA- En çok neden hoşlanıyorsunuz? Yani siyaset dışı bir uğraş yapmak isterseniz, ne yapmak isterdiniz?
VEYİS ATEŞ- Veya yapıyor musunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bir kere yapma fırsatımız yok.
SEVİLAY YILMAN- Olsa…
MUHARREM SARIKAYA- Onu bildiğim için soruyorum.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Öyle bir imkanım olsa, herhalde çok seyahat ederdim.
MUHARREM SARIKAYA- Ne tarafa gitmeyi çok isterseniz, yani en çok gitmek istediğiniz coğrafya neresi?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bir kere ülkemde gidecek çok yerler var. Ben vatandaşın içinde olmayı çok seviyorum, bana en fazla huzur veren şey, böyle protokolsüz, hiçbir görseli olmayan şekilde sessizce gidip bir yerde selam verip oturmak. Ama artık o şansımız kalmadı. Biz şu andaki bulunduğumuz görev ve sorumluluk gereği denetimli serbestliğe tabi mahkumlar gibiyiz, böyle bir hayatımız var maalesef, bu da çok benim hoşuma gitmiyor ama, güvenlik diyorlar, o diyorlar, bu diyorlar, bizi böyle…
VEYİS ATEŞ- Efendim, son eğer sizi sıkmıyorsak, az önce Sayın Kılıçdaroğlu’ya ithafen söylediğiniz cümleyi…
En çok gidip seyahat etmeyi severdiniz ama, şimdi Refahiye Kayı Köyünden…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Köyümü mesela çok severim, yılda bir-iki sefer giderim, o çocukluğumun geçtiği yerlere giderim, oralardaki anılarımı hatırlarım, onlar beni biraz günlük konulardan koparır, güzel bir şey.
MUHARREM SARIKAYA- Hiç eşinize şiir okudunuz mu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok. Şunu söyleyeyim: Benim duygusal tarafım biraz körelmiş vaziyette.
VEYİS ATEŞ- Vardı mı köreldi?..
SEVİLAY YILMAN- Vardı köreldi mi, yoksa hiç mi yoktu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ne yalan söyleyeyim, onu yaşama fırsatı bulmadım. Çok genç yaşta çok ağır sorumluluklar aldık, hayatı hep bir şeyi başarmak, yeni bir şey ortaya koymak olarak gördük, hep o boyutta gördük, ama romantik tarafını, duygusal tarafını yapamadık.
VEYİS ATEŞ- Ben başka bir şey sorarak sizi rahatlayım efendim. Şunu soracaktım: Şimdi o köyün oğlu ve bu ülkenin Başbakanı olan biri olarak, az önce de dediniz ya öyle şeylerim yoktur. Fakat ne bileyim bir gün bir helikopterde seyir halindeyken, uçaktan aşağı bakarken, o köyün oğlu Binali olarak, bu yolların yapılmasına da sebep oldum, vesile oldum, bu köprülerin yapılmasına vesile oldum, bravo bana deyip kendi kendinize gururlandığınız…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok. Yani böyle bir hizmetin bir aracı, bir parçası olmaktan her zaman mutluluk duydum, ama kibirlenmek, gururlanmak…
VEYİS ATEŞ- Zaten kastım o değildi.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şunu yaptım, bunu yaptım havasına hiç girmedim, girmem de yani. Cenabı Mevla’m nasip etmeyince hiçbir şey yapamazsanız.
VEYİS ATEŞ- Hiç şüphesiz efendim.
MUHARREM SARIKAYA- Fazla vaktimiz kalmadı, süratle ben bu Suriye’de ne oluyor, hiç sormadık çünkü. Nedir Suriye’de son durum, özellikle Münbiç konusunda? İki gün önce sohbet ederken bu Münbiç de çok mümbit bir yermiş dediniz ve herkes oraya akın ediyor dediniz. Son durum nedir orada?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Son durum, tabi Münbiç biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri önceki yönetimi PYD’yle, YPG’yle falan bir uzun mücadeleden sonra, 70 gün, belki daha fazla, orayı DEAŞ’tan kurtardık dediler. Ve bize dediler ki, bunları biz kullandık, göndereceğiz dediler, ha bugün, ha yarın, göndermediler, onlar orada kaldı. Şimdi ne oldu? Rusların desteğiyle rejim güçleri geldi, Amerikalılar zaten orada, yerli halkın birçoğu Arap, ama bir de PYD, YPG var. Şimdi bu PYD, YPG sorun, bunların mutlaka oradan çıkarılması lazım, bu bizim önceliğimiz. Bunlar zaman zaman Özgür Suriye Ordusuna da ateş açıyorlar, orada birtakım çatışmalar da yaşanıyor. Yani bir yandan da orada Rusya destekli rejim güçleri var, Rusya var, Amerika Birleşik Devletleri var, PYD, YPG var, bir de sessiz sedasız yığınlarca oranın yerli Arap halkı var; şimdi ne anlama geliyor? Doğrusu karmaşık bir denklem, bekleyeceğiz göreceğiz, bakalım buradan ne çıkacak.
Ama bizim istediğimiz, yani herkesin istediği, Suriye’de DEAŞ’ın ortadan kaldırılması, kalıcı siyasi çözümün oluşturulması. Bu konuda biz üstümüze düşen yaptık, yani diğer ülkelerden fazla yaptık, Fırat Kalkanı’yla ciddi anlamda bir mücadele ortaya koyduk, hem kendi ülkemize olan tehditleri bertaraf ettik, hem sınır güvenliğimizi sağladık, diğer yandan da ülkemize daha önce gelmiş olan mültecilerin bu temizlenen bölgelere taşımasına destek olduk.
VEYİS ATEŞ- Buradaki bekle ve gör duruşumuzdan Amerika ve Rusya’nın rahatsız olduğu iddiaları için ne derseniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunlarla koordinasyon içerisindeyiz, bir rahatsızlık yok, askeri düzeyde yakın koordinasyon içindeler. Yani ne olacak, Amerikalılar oraya yerleşip ne yapacak? Ruslar oraya yerleşip ne yapacak? Böyle bir şey yok.
VEYİS ATEŞ- Münbiç bizim için son durak mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ne anlamda?
VEYİS ATEŞ- Yani oraya geldik, dediniz ya bir karışıklık var, Amerika var, Rusya var…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bizim için önemli şey, PYD, YPG’nin PKK’dan sonra yeni bir örgüt olarak karşımıza çıkmaması Suriye’de, biz bunun mücadelesini veriyoruz ve bunu anlatmaya çalışıyoruz muhataplarımıza. Diyoruz ki, bunlar isminin ne olduğunun önemi yok, bunlar PKK’dır, PKK’nın kuzenidir, dolayısıyla bunları PKK’yı nasıl görüyorsanız öyle görün, ona görün, ona göre bunlarla iş yapın, bizim bütün feryadımız bu.
VEYİS ATEŞ- Akşam saatlerinde Irak Başbakanı Sayın Abadi’yle bir görüşmeniz olmuştu…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru, telefon görüşmesi yaptım.
VEYİS ATEŞ- O görüşmeye ilişkin…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Musul’daki operasyonları anlattı, oradaki mücadelenin nasıl gittiğini anlattı. Türkiye’yle Irak arasındaki ilişkilerin öneminden bahsetti. Diğer yandan Sincar’la ilgili daha önce benim ziyaretimde verdiği bir söz vardı, Sincar’da PKK’nın oralara yayılmasına asla müsaade etmeyeceğiz, Peşmergeyle birlikte oranın güvenliğini Irak güvenlik güçleri olarak ele alacağız, şimdi onun adımlarını attık dedi, bu konularda bilgi verdi.
MUHARREM SARIKAYA- Yani bundan sonraki süreçte PKK’nın Sincar’da barınması söz konusu olmayacak.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet. Yani biliyorsunuz Irak Bölgesel Yönetimi de aynı şeyi düşünüyor, Irak merkezi yönetimi de aynı şeyi düşünüyor ve bu konuda da gereğini yapacaktır.
MUHARREM SARIKAYA- Efendim, son iki şeyim var.
Birincisi, Rakka operasyonundaki durum nedir?
İkincisi de, hemşehrilerim Ürgüp’ten mesaj atıyor, diyor ki, bu Avrupa’yla gerilim bizim buradaki turizmi de etkilemeye başladı, acaba biraz firene basabilirler mi diye bir talep var, onu da üstüme yük olarak iletiyorum.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani Ürgüp’teki, Nevşehir’deki vatandaşlarımız merak etmesin, biz hiçbir zaman sebepsiz yere gerilimi tırmandırma yoluna gitmeyiz, ama ülkemize, milletimize yönelik saldırılara da suskun kalmayız. Her şey turizm değil, her şey para değil. Ülkenin onuru, itibarı her şeyin önünde gelir. Dolayısıyla her zaman yapıcı olduk, bundan sonra da yapıcı ve aklıselim davranmaya gayret edeceğiz. Tabi ki bizim için ekonomi önemli, istihdam önemli, büyüme önemli. Allah’a şükür son aldığımız kararlarla birlikte istihdamda artış var, ekonomide iyi sinyaller var. Sadece cazibe merkezlerine 83 milyar liralık yatırım talebi geldi, 3200 firma başvurdu ve 300 bine yakın istihdam sözü geldi; bunlar müthiş şeyler. Bölgede ne kadar heyecan olduğunu, ne kadar bölgeye yönelik talepler olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Diğer bir soru vardı orada.
MUHARREM SARIKAYA- Rakka operasyonu.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Rakka’yla ilgili Amerika Birleşik Devletleri bir hazırlık içerisinde, bu hazırlıklarını da yoğunlaştırdı ve bizim buradaki teklifimiz başından beri çok net. Diyoruz ki; buradaki operasyon bizim terör örgütü olarak gördüğümüz YPG-PYD ile yapmayın. Biz Fırat Kalkanında ÖSO’yla bu işi nasıl başardıksa, 3 binden fazla DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdikse, burada da aynı modeli uygulayabiliriz, birlikte çalışabiliriz, buna göre kararınızı verin dedik. Ama bugünlerde herhalde bir karar verilir.
MUHARREM SARIKAYA- Önceki yönetimden farklı bir karar bekliyor musunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğrusu bu yönde umutluyuz, ama henüz garantisi de yok.
VEYİS ATEŞ- Efendim, son soruyu Sevilay Yükselir…
SEVİLAY YILMAN- Yine soyadımı şaşırdı, çok fena.
VEYİS ATEŞ- Sevilay Yılman’dan alacağız, evet son soru.
SEVİLAY YILMAN- İhtimalleri konuşmak durumundayız, konuştuk, diyelim yarın hayır çıktı…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Nasıl?
SEVİLAY YILMAN- 16 Nisan’da cevap hayır oldu, kamuoyundan, halktan gelen cevap hayır oldu. Şimdi bazı partinizin mensubu veya danışmanlığını yapan üst düzey, mesela Sayın Cumhurbaşkanının Başdanışmanı şey yazıyorlar, yazdılar, gerçi sonra sildiler, ama zaman zaman böyle mesajlar; işte hayır çıkarsa 7 Haziran’dan sonraki kaostan daha beter olur Türkiye, Türkiye inanılmaz bir uçuruma sürüklenir. Hayırcılara böyle kaos ve olumsuzluk veren mesajlarla, yani şöyle söyleyeyim: Tehditvari mesajlar veriliyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz korku siyasetinden yana değiliz, böyle bir şey yok.
SEVİLAY YILMAN- Diyelim hayır çıktı, ne olacak Sayın Başbakanım, olabilir.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Vatandaşın kararı başımız-gözümüz üstüne. Evet de karar verebilir, hayır da karar verebilir. Ama biz evet kararının ülkemiz için çok daha güzel günleri yaşatacağını söylüyoruz, yani hayır çıkması halinde dünyanın sonu değil, böyle bir şey yok, bunu asla kabul edemeyiz. Tehdit olarak vatandaşın algılayacağı bir anlayışı toptan reddederiz. Ama varsayımlar üzerine hüküm vermenin bir anlamı yok, daha önümüzde 1 ay süre var, bu süreyi en iyi şekilde değerlendireceğiz, vatandaşlarımıza anlatacağız. Biz rahatız, yaptığımız işin ne olduğunu biliyoruz. Milletimizin geleceği için güzel bir iş yaptığımızı düşünüyoruz. Onun için de bugüne kadar bizi hep yaptığımız işlerde aldığımız kararlarda destek veren milletimiz bunda da gerekli desteği verecektir, buna da yürekten inanıyoruz.
VEYİS ATEŞ- Efendim, çok teşekkür ederiz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz teşekkür ederiz bu fırsatı verdiniz, böyle bir vatandaşlarla sohbet etme imkanı bulduk, sağ olun, var olun.
VEYİS ATEŞ- Sağ olunuz efendim, çok teşekkürler, çalışmalarınızda kolaylıklar.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sağ olun.
VEYİS ATEŞ- Show TV, Habertürk Televizyonu ve Bloomberg TV ortak yayınında Çankaya Köşkünde Muharrem Sarıkaya, Sevilay Yılman ve bendeniz Sayın Başbakan Binali Yıldırım’a…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sana bir garezi var herhalde.
SEVİLAY YILMAN- Yok yok, doğru söyledi.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru mu söyledi?
VEYİS ATEŞ- Şimdi doğrusunu yakaladım.
SEVİLAY YILMAN- Doğru söyledi.
VEYİS ATEŞ- Sizler adına sorular yönelttik efendim, bizlerle beraber olduğunuz için çok teşekkürler, iyi akşamlar.