Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in hemsehri dernekleriyle bulusmasinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Bugün bir aradayız. Maşallah İzmir’de çok derneğimiz var, çok sivil toplum kuruluşumuz var, 7 bin civarında. Tabii ki hepinize tek tek zaman ayırmak, görüşmek gönlümüz arzu ederdi. Bu mümkün olmadığına göre hep biraraya gelmek, bir olmak, birlikte daha güçlü olmak, Türkiye olmak amacıyla beraberiz, biriz. Bu vesileyle bütün sivil toplum kuruluşlarımızın mensupları da birbiriyle buluşma fırsatı oldu. 

Öncelikle bu buluşmayı, bu kahvaltı toplantısını hazırlayan il başkanımıza ve emeği geçen Balçova İlçe Başkanımız ve İlçe Teşkilatına, bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Memleketimde, İzmir’de olduğum zaman çok ama çok mutlu oluyorum, moral depoluyorum. Dolayısıyla iki gündür buradayım. Bugün üçüncü gün, hiçbir anını boş geçirmedim. Allah’a şükür ilçelerde açık hava toplantılarıyla, esnaf ziyaretleriyle ve buna benzer toplantılarla hemşehrilerimizle her fırsatta biraraya geldik, hasret giderdik, sohbet etme fırsatı bulduk. Bu aslında İzmir’in dayanışma gücünü ortaya koyuyor. 

Değerli kardeşlerim, sivil toplum kuruluşları demokrasinin, demokratik hayatımızın vazgeçilmez kurumlarıdır. Efendim, işte seçim oluyor, partiler kazanıyor, hükümetler kuruluyor, sivil toplum kuruluşlarına ne lüzum var, derneklere-vakıflara ne lüzum var diye düşünenler de olabilir. Ama gelişmiş demokrasilerde toplumun bütün kesimleri, bütün paydaşlarının memleketin temel sorunlarına, konularına duyarlı olması ve ülkeyi yönetenlere gerekli önerilerde bulunması, uyarılarda bulunması o ülkenin sağlıklı bir şekilde yol almasına, doğru işlerin, doğru zamanda yapılmasına vesile oluyor. Sizler toplumun kalbisiniz, vicdanısınız. Aidiyet duygumuzu, memleket sevgimizi diri tutmak için çalışıyorsunuz. 

İzmir, Türkiye’nin batısında Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı. Ama İzmir, aynı zamanda Anadolu’nun bir özeti. Bu salonda Anadolu’nun her köşesinden, mübarek vatan toprağının her köşesinden kardeşlerimiz var. Bizi buralara getiren nedir? Bizi buralara getiren, buraya getiren daha iyi bir gelecek. Çocuklarımız için, gençlerimiz için daha güzel bir dünya, daha kardeşçe, refah içinde yaşayacağımız bir dünya. Asıl bizim şu anda mücadele etmemiz gereken konu da bu. Peki, bir insan doğduğu, büyüdüğü, havasını teneffüs ettiği, bütün hatıralarının olduğu bir yeri bırakır gelir mi kolay kolay? Gelmez. Ama şartlar insanı mecbur tutuyor. Hepimiz farklı farklı yerlerde doğduk, ben Erzincan’da doğdum. Ama şartlar bizi batıya doğru göçe, batıya doğru seyahate zorladı. Kimimiz Almanya’ya gittik, kimimiz Avustralya’ya kadar gittik, dünyanın her tarafında vatandaşlarımız var, kardeşlerimiz var. Ama nerede olursa olsunlar onlar hep beyinlerinin yarısı bu memlekettedir. Türkiye sevdasıyla, bayrak sevdasıyla orada yaşamaya, heyecanlarını diri tutmaya çalışıyorlar. Bu her millette yok arkadaşlar, öyle her millette böyledir diye düşünmeyin. Aidiyet duygusu, milliyet duygusu, vatanseverlik bize mahsus bir şey. Çünkü biz Türk toplumu, Türkiye olarak tarihin hiçbir döneminde başka bir ülkenin esareti altına girmemişiz. O yüzden onurumuza, bayrağımıza, milletimize, ülkemize çok düşkünüz; bu bizim özelliğimiz. 

Avrupa’da yaşananları hatırlayın değerli kardeşlerim. Bakın orada Bakanımızı durdurdular, milletvekillerimizi durdular, kampanya yapılmasını engellediler,  toplantılarını iptal ettiler, atlarıyla-itleriyle üzerlerine gittiler. Bizim vatandaşımız ne yaptı? İnadına gitti sandıkları doldurdu, cevabını sandıkta verdi. Onların hiçbir engeli gönüllerindeki bayrak sevdasını, Türkiye sevdasını yok edemedi, korkutamadı; bu kadar açık ve net. 

İzmir’in bir özelliği var; İzmir’e Mardin’den, Konya’dan, Sivas’tan, Erzurum’dan, Türkiye’nin her tarafından, 81 vilayetinden gelen kardeşlerimiz var. Ama burada İzmir’in diğer batı illerinden bir farkını gördüm. Ben İzmir milletvekili olduktan sonra tespitim şudur: İzmir’deki Anadolu 1,5-2 sene içerisinde İzmirli oluyor. Kendini İzmir kimliğiyle özdeşleştiriyor, bu çok önemli bir şey, İzmir aidiyeti gelişiyor. Tamam, memleketimizin farklı yer olması eyvallah, ama İzmirlilik bilinci, İzmirlilik şuuru çok çabuk gelişiyor. Bazı illerde böyle değil. Almanya’da da böyle değil, İsveç’te böyle değil. Gidiyor, ama ben orada kul olayım diyor, o toplumla asimile olmamak için kimliğini muhafaza ediyor. O anlaşılabilir, ama Türkiye içinde bazı illerde de bu olmuyor. Gittiği ilde memleketinin kimliğini, özelliğini korumaya çalışıyor, bulunduğu şehrin kendisini adeta yok edeceğini düşünüyor. Bu İzmir’in farklı özelliği İzmir’e güç katıyor. Siz İzmir’in değerine değer katıyorsunuz. Onun için değerli kardeşlerim; bizleri güçlü kılan, kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, nereye gideceğimizi bilmemizdir. Bütün vatandaşlarımızı birbirine bağlayan ortak değerlerimizdir, ortak kültürümüzdür, ortak vatan sevgimizdir, millet sevgimizdir. Farklılıklarımız asla bizi ayrıştıran şeyler değil, bizi birbirimize daha fazla bağlayan zenginliklerimizdir. Zeybek de, halay da, horon da bizimdir. Önemli olan, bu farklılıkları birlikte kabul etmek, zenginlik olarak görmek ve buna göre yol almaktır. Ötekileş. Eyvallah, Yiğido, Sivas’tan ses geldi bak. 

Ötekileştiren, ayrıştıran, bölmeye çalışanların karşısında uyanık olmalıyız. Biz bu sınavdan geçtik, 7 Haziran öncesi geçtik ve ülkemizin ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu yakından gördük. Onun için değerli kardeşlerim; bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, birlikte Türkiye olacağız. Başka Türkiye yok, başka vatanımız yok. Bu vatanda, bu bayrak altında güçlenerek yolumuza devam edeceğiz. Bu topraklar üzerinde hesabı-kitabı olanlara asla fırsat vermeyeceğiz. Edirne’den Kars’a, Urfa’dan Sinop’a, Hakkari’den İzmir’e uzanan verimli topraklarıyla, zengin kaynaklarıyla önemli bir coğrafyadayız. Bu coğrafya her zaman dinamik olmuştur tarihin her döneminde. Çünkü biz adeta kıtaları birbirine bağlıyoruz, medeniyetleri birbirine bağlıyoruz, doğu ile batıyı birbirine bağlıyoruz. Bu zor bir iştir. Petrolümüz yok, doğalgazımız yok, ama öyle bir stratejik konumumuz var ki, öyle bir insan potansiyelimiz var ki bunlar o doğal kaynaklardan daha kıymetli. Onlar gelir-geçer, rezervler tükenir, depo biter, ondan sonra ne yapacağını bilemezsin. Ama coğrafi konumumuz, insan yapımız, genç-dinamik nüfusumuz bizim en büyük zenginliğimizdir, en büyük kaynağımızdır. En büyük gücümüz insan gücümüzdür, insan olmayan yerde hiçbir şey olmaz. 

Değerli kardeşlerim; bakın 2008’den beri bir kriz yaşıyor, dünya bir kriz yaşıyor ve hala bu krizi atlatamadı dünya. Neden? Çünkü küresel sistem, kapitalist ekonomi bakış açısı insanı ihmal etti. İnsanı üretim aracı olarak gördü. İnsanı finansman aracı olarak gördü. Ve sonunda geldiğimiz nokta, gözyaşı, daha fazla ekonomik sıkıntı, dünyanın değişik bölgelerinde daha fazla problem. İşte bunu iyi görmemiz lazım. Biz o yüzden ne dedik? 15 yıl önce dedik ki; insanı yücelt ki devlet yücelsin. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Bu bizim icadımız değil, bu 619 yıl üç kıtada hüküm süren Osmanlı’nın kuruluş prensibidir.

Değerli dostlar, her şey insanla başlar, insanla biter. İnsanın olmadığı yerde hayat olmaz, ticaret olmaz, siyaset olmaz, dernekler de olmaz, vakıflar da olmaz, hiçbir şey olmaz. Onun için ecdadımız, dedelerimiz nasıl bu vatanın her karış toprağını savunmuşsa, biz de bugün Türkiye’nin her köşesini kalkındırmak için mücadele ediyoruz. 

Değerli kardeşlerim; bakın Güneydoğu’da, Doğu’da sorunlar yaşadık. Bir fırsat, herkes dedi ki bir fırsat verelim, barışa-çözüme bir fırsat verelim. Verelim kardeşim. Verildi mi? Verildi. Ama bu fırsatı terörü azdırmak için fırsata dönüştürenlerin bölgeyi ne hale getirdiğini gördük; yıktılar, yaktılar, çukurlar kazdılar, hendekler kazdılar, insanları acımasızca katlettiler. Yetmedi, evlerinden-yurtlarından göç etmek zorunda bıraktılar, bunları yaşadık. Bölgeye en az beş sefer gittim bir yıl içerisinde; gördüm, konuştum. O gün HDP diye bir parti; ben Türkiye partisiyim, bölgecilik yapmayacağım, etnik milliyetçilik yapmayacağım, Türkiye’nin birliğini beraberliğini savunacağım diye güzel bir çıkış yaptı ve insanlar ona inandı; Kürtler de inandı, Türkler de inandı, herkes inandı ve destek verdi. Çünkü Türkiye’nin birliğinden bahsediyor, yeni bir ses herkesi heyecanlandırdı. Ama ne oldu? 8 Haziran olunca bu partinin, bu partiyi yönetenlerin iradesi olmadığını gördük. Açıklamalarının hemen arkasından Kandil düzeltme yaptı ve nihayet çıktılar bizim arkamızda Kandil var dediler. Kandil işte sizi tükürükle boğar dediler ve bu ülkenin onuruna, gururuna, kardeşliğine büyük zarar verdiler. Esasında bu bölücü terör örgütünün değerli kardeşlerim, Kürtler, Kürt vatandaşlarımız diye bir sorunu yok. Sorun ne biliyor musunuz? Sorun, Kürtlerin de, Türklerin sorunu da PKK’dır, bölücü terör örgütüdür. Bizim görevimiz; aradan bu bölücüleri çıkarmak, milleti buluşturmak, doğuyla batıyı buluşturmak. Bu kampanya dolayısıyla ben bütün illere gittim; Hakkari’ye, Şırnak’a, Mardin’e, Siirt’e, Bingöl’e, Muş’a, Diyarbakır’a, hepsine gittim, Ağrı’ya, Iğdır’a, bölgedeki bütün illere gittim. Önce de gittim, fakat müthiş bir değişim var, büyük bir değişim var. İnsanların üzerinden tehdit kalkmış, korku kalkmış, sindirme kalkmış. Sokaklarda bölücü terör örgütüne elinde ay-yıldızlı bayrak lanet okuyor; işte gerçek Türkiye bu. 

Bu bölge değerli kardeşlerim, 15 Temmuz’da İzmir nasıl sokağa döküldü, meydanları nasıl doldurduysa bayraklarıyla, Hakkari de aynısını yaptı, Diyarbakır da aynısını yaptı. Ne dedi ortak ses? Mesele memleket meselesiyse gerisi teferruattır. 

Değerli kardeşlerim, bizi biz yapan değerlerimizden ne zaman uzaklaşırsak, o zaman içimize tefrika giriyor, ayrılık giriyor, muhabbetimiz kardeşliğimiz zarar görüyor. Onun için 15 Temmuz’da İzmir çok büyük bir sağduyu gösterdi. İzmir’in hem o gece, hem de devam eden 27 gün boyunca meydanları boş bırakmaması bir İzmirli olarak, bir İzmir milletvekili olarak beni doğrusu çok mutlu etti, gurur duydum. İzmir’le sizlerle bir kez daha iftihar ettim. 

Değerli kardeşlerim, tabii ki sorunlarımız var. Sorunları olmayan ölülerle delilerdir derler. Aslında onların da sorunları var, ama biz onların dünyasına giremiyoruz. Onun için sorunlarımızı torunlarımıza bırakmayacağız, sorunların üzerine gideceğiz, üzerini örtmeyeceğiz. Örttüğümüz zaman sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz. Bu ülkeyi devredeceğimiz, bu bayrağı devredeceğimiz gelecek kuşaklarımıza borçlu olmamız lazım. Onlara daha güzel bir Türkiye bırakmak gibi bir görevimiz var. Bunları bırakıp, bu önemli hedefi ıskalayıp işe yaramayan, hiçbir fayda sağlamayan, boş tartışmalarla zamanı tüketmememiz lazım değerli kardeşlerim. Bunun için ne yapacağız? Daha fazla kenetleneceğiz, daha fazla konuşacağız. Ayrılıklarımızı hoşgörüyle karşılayacağız. Hepimizin aynı olması şart değil, olamaz, insan fıtratına aykırı. Yüce dinimiz bile diyor ki; Allah’a giden yollar nefes alıp veren canlıların sayısı kadardır. Hiç kimse benim dediğim yol en doğru yoldur, diğerleri batıldır deme lüksü yok, öyle bir şey yok. 

Değerli kardeşlerim; o halde gün bir olma, beraber olma günüdür. Biz Pazar günü üç günümüz var, halk oylaması yapacağız. Bu halk oylaması bir seçim değil, bir kere bunun altını çizelim. Partiler seçime girmiyor, adaylar yok, partilere oy vermeyeceğiz, kimseyi de seçmeyeceğiz. Neye karar vereceğiz? Karar vereceğimiz şey çok açık. Türkiye bir yol ayrımında. Türkiye 15 Temmuz’da çok büyük bir darbeyle karşı karşıya geldi. O gece sabaha kadar bunu her saniyesini dolu dolu yaşamış ve mücadelesini yapmış bir kardeşiniz olarak söylüyorum. O gece Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlikenin ne kadar büyük olduğunu bizatihi gördük. İnsanların üzerine bombalar yağdıran, gözünü kırpmadan Özel Harekat Binasını bombalayan, Meclisi bombalayan, köprüde, Emniyette her yerde rastgele insanları tarayan bu gözü dönmüş asker kılığına girmiş alçaklar ne yapmaya çalışıyorlardı? Yapmaya çalıştıkları şey, demokrasiye son vermek, Meclisi dağıtmak ve ülkeyi tekrar 30 yıl geriye götürmek. Ne uğruna? Kafalarını kiraya verdikleri orada oturan, Pensilvanya’da oturan adama, Feto. Kimin yönettiği, kime hizmet ettiği bilinmeyen bir adam; bilinen veya bilinmeyen. 

Değerli kardeşlerim; bakın o gün diyorum ki arkadaş, insanların üzerine bomba yağdırıyor uçuklar, uçak kaldırın bunları buradan uzaklaştırın. Ne dese beğenirsiniz? Efendim, yazılı izin gerekli. Ben sana sabah yazılı izini gösteririm dedim. Şimdi yazılı izin orada, bol bol hatırasını yazsın. 

Bu da, bize bir şey gösteriyor, bu sistemin arızası var, arkadaşlar bunun arızası var. Ben torunuma cevap veremedim. Bana diyor ki, dede, bunlar bizim askerimiz değil mi? Evet. Niye bizim insanların üzerine bomba atıyorlar? 11 yaşındaki çocuk söylüyor bunu. Ne diyeceksiniz, söyleyin bana? Bunun cevabı Pazar günü verilecek.

Milletin gücünden başka hiçbir güç yok, bunun kararını vereceksiniz arkadaşlar, kim ne söylerse söylesin. Verilecek karar, irade kimdedir, onun kararıdır; irade millette mi olacak, yoksa millet iradesini çalanların elinde mi olacak? Pazar günü inşallah bu kararı hep birlikte vereceğiz. 

Çok şey söylendi, çok şey konuşuldu, efendim, bu bir rejim değişikliğidir, bu Cumhuriyetin artık yıkılmasıdır, bu bir tek adamlıktır, padişahlıktır, Meclisin yok olup gitmesidir, neler neler neler, çok şey duydunuz, ben burada bunları tekrar edecek değilim.

Bakın, 2-3 cümleyle bu getirilen değişikliğin ne olduğunu, ne olmadığını basit bir şekilde anlatacağım. Yeni sistemimiz, bu değişiklikle birlikte değerli kardeşlerim, Türkiye’nin her köşesinden oy almayan bir kimse iktidar olamayacak. Biz 780 bin kilometrekare vatan toprağı, 80 milyon kardeş diyoruz ya, bunun gereği işte bu sistemde geliyor. Yüzde 50+1 oyu almak için sadece Akdeniz’de değil, sadece Doğu’da değil, Güneydoğu’da değil, Marmara’da değil, Türkiye’nin her köşesinden oy alman lazım, yoksa dolduramıyorsun yüzde 50’yi, iktidar olamıyorsun. Dolayısıyla iktidar kucaklayıcı oluyor, kuşatıcı oluyor ve bütün renklerini Türkiye’nin içinde barındırıyor; bunun neresi kötü, soruyorum? Yani yüzde 30’larla, yüzde 20’lerle, çeşitli pazarlıklarla, kirli oyunlarla iktidar olmak mı iyi, yoksa doğrudan yüzde 50+1’le Türkiye’nin partisi olmak mı iyi? Bunun kararını vereceğiz. Bu karar şüphesiz milletimiz için, geleceğimiz için en güzel, en doğru karar olacak; bir bu.

İkincisi; bugüne kadar mevcut sistemde iktidarı vatandaş belirlemiyor, vatandaş sadece oy veriyor. Oy veriyorsunuz, diyorsunuz ki, tamam, ben oy verdim, vatandaşlık görevimi yaptım, bundan sonrası oy verdiklerimin işi. Ama bakıyorsunuz Ankara’ya gidiyor, işler değişiyor, sizin dediğiniz değil, bambaşka bir tablo çıkıyor önünüze, vekalet asılın dediğini yapmıyor; ne yapacaksınız? Tedbiriniz var mı? Yok. İşte burada o zaman kardeşim, ben sandıkta 5 sene memleketi kim yönetecek kararını vereceğim, güvenoyunu da vereceğim. Sistem, garantili hükümet sistemi, unutmayın, garantili hükümet sistemi.

Kim görev veriyor? 80 milyon görev veriyor, daha doğrusu o veren 59 milyon vatandaşımız görev veriyor. Efendim, işte görevi verdik, 5 sene içinde yanlış yaparsa ne olacak? Hani sen kafan cin fikirlilikte ise soracak soru çok, yani düzgün düşünmüyorsan, olumlu düşünmüyorsan, olumsuzluk gani. Onun da cevabı var, şimdi vatandaş yüzde 51 oy vermiş, göndermiş, bu gönderdiği insan vatandaşa rağmen hata yapabilir mi? Diyelim ki gözünü kararttı yaptı, olur ya anlayamadı, aldandık, inandık, gitti bildiğini yaptı. Onun da çaresi var, hemen denetim ve soruşturma sistemi devreye giriyor, sistemde bunların hepsi var. Seçtik, 5 sene gezdi-tozdu, yedi-içti, memlekete bir hayrı olmadı, ne olacak canım, 5 sene sonra değiştiririz; buna bırakmıyoruz, 5 sene değil, 1 günün önemi var, 5 saatin önemi var, Türkiye aradaki farkı kapatması lazım. 

Şimdi biz 70’li yıllarda Kore’yle aynıydı, milli gelirimiz de aynı, kalkınma düzeyimiz de aynı, şu anda Kore 30 bin dolara geldi, bizi 3’e katladı. Niye? Sistemi değiştirdiler, 87’de değiştirdiler, 87’den beri Kore’de 6 tane hükümet kuruldu. 87’den beri bizde kaç tane kuruldu, bir hesap edin bakayım? Bir anda sayamıyorsunuz bile. Sadece 90-2001 arasında 8-10 tane hükümet. 

Değerli kardeşlerim, çok hükümet değişmesi demek, iş yapılmaması demek, projelerin kalması demek, istikrarın olmaması demek. Sizin aranızda iş yapanlar da var, iş adamları da var, esnaf var. Peki, siz şimdi ne yapıyorsunuz, hele Pazar’ı görelim de ondan sonra bakalım diyorsunuz değil mi? Der, bu seçim değil ama, hele bir bekleyelim. Eğer 1,5 yılda bir seçim olursa, hele bir bekleyelim hele bir bekleyelim, yıllar geçiyor yerimizde sayıyoruz. Yazık değil mi bu ülkeye, yazık değil mi bu insanlara? Yaptığımız budur. Bu yapılan düzenlemeler bütün partiler için geçerli, AK Partiye yarar diye yazmıyoruz parantez içinde. Enim ki, çalışan, çabalayan, milletin gönlüne giren herkes için iktidar yolu açılıyor, Türkiye’yi kucaklayan herkes için iktidar yolu açılıyor. Ama ben bölücüyüm, bölge partisi olacağım, ben filanca etnik grubum, falanca dini grubu iktidarı için çalışıyorum diyenin iktidar yolu kapanıyor, bölücülüğün, ayrımcılığın yolu kapanıyor, birliğin, beraberliğini yolu açılıyor; sistem bu. Bunun memleket için ne zararı var, soruyorum? İşte bunun için hayır tarafında yer alanlar anlatmıyorlar, anlatamazlar, çünkü anlatacakları, ikna edecekleri bir şey yok. O yüzden de ne yapıyorlar? Korku, tehdit ve umutsuzluk, bunun dışında bir şey yok, gerçek olmayan birtakım laflar. 

Ben takip ediyorum, Sayın Kılıçdaroğlu’nu, o da bizi takip ediyor, bakıyorum söylediklerine, bugün muhtarlarla buluşuyor, diyor ki, -bugün dediğim bir gün- bakın diyor ha tek adam her şeyi eline alıyor, 17’si sabahı muhtarlıkları kapattım diyecek, iki dudağı arasında. Allah Allah nereden çıktı bu ya? Bakın değerli kardeşlerim, bu anayasa değişikliğinin bütün aşamalarında bunlar konuşuldu, Mecliste konuşuldu, anlatıldı, bu itirazların hepsi cevaplandırıldı, bizatihi bütün detaylarında Milliyetçi Hareket Partisiyle beraber çalıştık. Ama onların adamları, onlar bu işlere kafa yormak yerine, kürsü işgalleri, tekme-tokat, şiddet, bununla meşgul oldular, hiç dinlemek istemediler, dinlemediler, yanlış bildiklerinin doğrusunu öğrenme gayretinde olmadılar, şimdi de gidiyorlar milleti korkutmaya çalışıyorlar. 

Kardeşim, gelen değişiklik diyor ki, bir konu münhasıran özellikle anayasada düzenlenmişse, kanunla düzenlenmişse, bu konuda cumhurbaşkanının yapacağı hiçbir şey yok; madde bir. 

İki; cumhurbaşkanı temel hak ve hürriyetlerle ilgili bir kararname çıkaramaz.

Madde üç; siyasi haklarla ilgili cumhurbaşkanı kararname çıkaramaz. 

Madde dört; cumhurbaşkanının kararnamesiyle aynı konuda kanun çelişirse geçerli olan kanundur diyor. Buna rağmen diyelim ki her şeyi göze aldı, kararname çıkardı, hemen Anayasa Mahkemesine götürüp iptal ettiriyorsun, bu kadar kontrol mekanizması var.

Peki, ne yapabilir cumhurbaşkanı? Cumhurbaşkanı bakanlarının sayısını belirler, cumhurbaşkanı bakanlıkların adını belirler, yardımcılarını seçer, müsteşarları seçer, genel müdürleri seçer, büyükelçileri atar, valilileri, kaymakamları atar; muhtarı atayamaz, muhtar seçimle geliyor. Seçimle gelen hiç kimseye cumhurbaşkanı değip dolaşamaz, seçimle gelenin patronu sizsiniz. Seçimle gelenlere değip dolaşanların da nefeslerini kesiyoruz darbecilerin, cuntacıların, vesayetçilerin, aradan sisteme dahil olmaya çalışanların önünü kesiyoruz. Gürültü bunun için, başka bir şey yok, bütün gürültü bu. Milletin iradesini almadan, milletin iznini almadan yetki kullanmak.

82 Anayasası değerli kardeşlerim, öyle kurgulanmış ki veya parlamenter sistem, ama cumhurbaşkanı yetkilerine bakıyorsun başkanlık sisteminin bütün yetkileri var; niye? Evren kendisi Cumhurbaşkanı olacak ya, o maddeye gelince yaz kardeşim demiş, her şeyi yaz. Bir yandan başbakana yetki vermiş, bir yandan istediği kadar bir ton yetki almış; ne yapacak? Ondan sonra çöküyorlar birbirlerine. Bakın Ecevit-Sezer, Ecevit, Ahmet Necdet Sezer’i az mı aradı mahkeme köşelerinde, sağda-solda? Buldu, en iyi adam dedi, herkesi de ikna etti, getirdi. Kitabı fırlattı Ecevit’in kafasına, Ecevit’in kafasına değmedi ama, milletin tepesine balyoz gibi indi, bir gecede Türkiye yüzde 26 fakirledi. 638 milyar lira bize borç bıraktı o kriz, 638 milyar lirayı ödedik ödedik ödedik, 2011 yılına kadar ödedik. 

Şimdi biz 19.500 kilometre bölünmüş yol yaptık, 6 bin kilometreyle devraldık, 3 katı bölünmüş yol yaptık diye haklı olarak övünüyoruz. Eğer o borcu ödemeseydik, 130 bin kilometre bölünmüş yol daha fazla yapacak. Bırakın illeri, ilçeleri, köylere bile bölünmüş yol yapılabilirdi. Kim kaybetti? Türkiye kaybetti. O kriz yüzünden bugün biz 3200 dolardan 11 bin dolara çıktık, 3 katı Türkiye’yi büyüttük, o kriz olmasaydı 14 bin dolar olacaktı bizim milli gelirimiz. Demek ki, sistem babayı oğula düşüren bir sistem. Çalışma, ilerleme üzerine değil, birbirini kontrol üzerine kurulmuş, çekişme üzerine kurulmuş. Çekişince ne oluyor? Ya bunlar anlaşamıyor kardeşim, bunlar bu işi beceremiyor diyor, hemen yanda duranlar, fırsatçılar harekete geçiyor. 28 Şubat’ı hatırlayın, tankları yürütüp demokrasiye balans ayarı verdik diyenleri hatırlayın. Millet de onlara balans ayarını verdi ama. 

Değerli kardeşlerim, onun için biraz lafı uzattım kusura bakmayın, dertleşiyoruz, anlatıyoruz. 

Daima dürüst olacağız, siyaset de dürüst, ticarette de dürüst, toplumun hangi tarafında sorumluluk alırsak alalım vatandaşlarımıza karşı dürüst olacağız. Her şeyi söyleyeceğiz, kararı vatandaş verecek, ama doğrusunu söyleyeceğiz. Bizim görevimiz, biz bu anayasayı yapıp, tamam, yaptık, oldubitti deme şansımız var mı? Yok. Sahibine getirdik, size getirdik, karar sizin, verdiğiniz kararın başımız gözümüz üstünde yeri var, ister olumlu, ister olumsuz. 

Bizden şunu beklemeyin: Efendim, hayır çıkarsa İzmir’de düşmanı denize döktüğümüz gibi sevineceğiz; bu laflar bize yakışmaz, bunu biz söylemeyiz, söyleyeni de şiddetle kınıyoruz, bunu söylediler. Daha da ileri gittiler, evet çıkarsa, nasıl Yunan’ı denize döktük, sizi de denize dökeceğiz. Biz evet çıkarsa onları da çağıracağız, yanaklarından öpeceğiz. Bizim işimiz sevgi, nefret değil arkadaşlar, bize nefret yakışmaz, inancımıza nefret yakışmaz, bu millete nefret duyguları yakışmaz, çünkü biz farklılıklarımızla zenginiz. 

Dolayısıyla maalesef bu kampanya döneminde İzmir’in adını da iyi kullanmadılar. Bir İzmir milletvekilinin yaptığı küfürleri gördünüz. Yani bir İzmirli olarak hakikaten rahatsız oldum. İzmir hoşgörü şehri, İzmir demokrasi şehri, İzmir ilklerin şehri, İzmir’e bu yapılmaz, İzmirli bunu kabul etmez. 

Değerli kardeşlerim, toparlayalım, epey uzattık, sizin de işiniz var, biz de çıkacağız şimdi, hemşerilerimizle başka programlarda görüşeceğiz. 

Doğrusunu isterseniz, 3 gün sonra Türkiye önemli bir karar veriyor. Az önce de söyledim, bu karar şunu getirecek: Ya Türkiye sorunlarıyla boğuşmaya devam edecek, sorunlarını torunlara devam aktaracak yahut da Türkiye geleceğe yeni ümitlerle, yeni hedeflerle, yeni projelerle yol alacak. Milletin ufku, vizyonu doğrultusunda bir anayasayı, 2017 model bir anayasayı devreye sokacağız. 82 model anayasa artık bu bölünmüş yollarda, bu otoyollarda iş görmüyor, çünkü dökülüyor, şanzıman dağılmış, vites kolu elinde. 

Biliyorsunuz Temel’le Dursun fıkrası var. Temel’le Dursun bir kamyon almışlar ortak, kamyonu da Temel sürüyor, Dursun da yanında muavin. Gidiyorlar gidiyorlar, yolun ortasında kamyon birdenbire duruyor. Dursun diyor, ne oldu diyor, Temel, niye durdu kamyon? Temel diyor ki, vites kolu koptu diyor, çıktı. Diyor ki, ben diyor bindiğimizden beri bakıyorum, bunun kırılacağı belliydi, durmadan onunla oynuyorsun diyor. 

Şimdi onun için bu anayasa otomatik vitesli, yeni anayasa da otomatik vites var, vites kolunun elde kalması diye bir şey yok. 

Şimdi tek millet için evet.

Tek devlet için evet.

Tek bayrak için evet.

Tek vatan için evet.

Kararımız evet. Kararımız evet. Kararımız evet. Allah razı olsun, sağ olun, var olun. 

Davetimize icap ettiniz, geldiniz, Allah hepinizden razı olsun. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.