Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Il Müftüleri Toplantisi‘nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Değerli Başkan, değerli müftülerimiz, hanımefendiler, beyefendiler; bu önemli toplantıda hepinizi sevgi ve muhabbetle selamlıyorum. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını Mevla’mdan niyaz ediyorum.

Evvela buradan Diyanet Teşkilatımızın burada olmayan, yurdun her köşesindeki mensuplarını da sevgiyle selamlıyorum. Bütün camilerimizde Allah’ın adını yücelten, insanları kitabımız Kur’an’ın ebedi hakikatine davet eden hoca efendilerimizi de saygıyla yad ediyorum.

Müftülerimize, vaizlerimize, imamlarımıza Kur’an öğreticilerimize, müezzinlerimize de aynı şekilde selamlarımı iletiyorum.

Diyanet Teşkilatımızın çok önemli görevlerini ifa eden, yurt dışında görev yapan mensuplarını da özellikle selam gönderiyorum.

Diyanet İşleri önceki dönem başkanları Ahmet Hamdi Akseki, Ömer Nasuhi Bilmen, Tayyar Altıkulaç, Ali Bardakoğlu, Mehmet Görmez ve diğerleriyle değerli Başkanımız Ali Erbaş’ı köklü ve sağlam bir ilim geleneğini vatandaşlarımıza aktarmada gösterdiği gayretlerden dolayı tebrik ediyorum. Dolayısıyla buradan İslam’ın sahih çizgisini, orta yolu taşıyan bütün alimlerimizi tebrik ediyorum. Allah onların cümlesinden razı olsun. Ehil din alimleri sayesinde her türlü aşırılıktan, ifrattan, tefritten uzak, İslam’ın değişmez hakikatine sadık, Kur’an-ı Kerim’in ve rehberimiz, önderimiz Hazreti Muhammed Sallallahü Aleyhi Vesellem’in izinden gidiyoruz. Allah sıratı müstakimden ayırmasın bizleri.

Alimler, peygamberlerin varisidir diye buyuruyor Sevgili Peygamberimiz. Allah sahih ilim çizgisinden bizi, nesillerimizi ve evlatlarımızı ayırmasın.

Diyanet Teşkilatımız dinimizi, mukaddesatımızı temsil eden köklü bir kurum olarak memleketimizin bekası için son derece önemli görevler ifa ediyor. Dini bilgimizi sahih bir temel üzerinde tutan bu güzide müessese toplumsal hayatımızın da mihenk taşıdır. Türkiye’de herkesin, her vatandaşın bu güzide kuruluşumuza hürmeti ve güveni tamdır.

Değerli müftülerimiz, şahsım olarak ilahiyat ve ilimler konusunda tabii ki kendimi konuşmaya ehil görmem. Bir Müslüman olarak milletimize karşı sorumlu olduğum makamın mesuliyeti gereği bazı hususlara değinmekte yarar görüyorum.

Hepimizin bildiği gibi toplumsal düzenimizin merkezinde, hafızasında, kalbinde mukaddes dinimiz İslam var. Üzülerek söylemek isterim ki, bazı tartışmalar gözümüzün ışığı gibi korumamız gereken bu teşkilata da gölge düşürüyor. Tartışmalar hakikatin bulunmasına hizmet ettiği zaman hiçbir sorun yok, ama kafa karıştırmaya, kaos çıkarmaya dönük olduğu zaman gerçeklere gölge düşmüş oluyor. Elbette hepimizin, her Müslümanın görevi hakikate ulaşmak. Zira İslam ebedi hayatımızın bir güvencesidir. Herkesten, bütün vatandaşlardan beklentimiz; Diyanet’in tartışmalar dışında, tartışmaların üstünde tutulmasına hassasiyet göstermesidir. Dini meselelerle ilgili kurulan her cümle büyük bir özen gerektiriyor. Bu arada tabii yazılı-görsel medyaya da önemli sorumluluklar düşüyor. Din ve Diyanet bahsinde haber yaparken illa ki mutlaka Başkanlıktan, Din İşleri Yüksek Kurulundan doğru malumatı alalım ve ona göre haber yapalım, çünkü yaptığınız haber sadece sizleri ilgilendirmiyor, milyonlara vereceğiniz haberin yanlış olması telafisi imkânsız kanaatlerin oluşmasını da sebep oluyor. Fitneye, fesada, ayrılığa, gerilime, kin ve nefret duygularına karşı kamu düzeni adına, kamu ahlakı adına uyanık ve sorumlu olmamız gerekiyor. Medyamız bazı haberlerde özensiz, bazı haberlerde de aceleci davranabiliyor.

Zaman zaman bazı aşırı görüşleri, uç karakterleri toplumda önemli bir karşılığı varmış gibi sunma gayretlerine şahit oluyoruz. Bunu doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Doğru olan, sahih olan, öne çıkartılması gereken hem dini düşünce, hem de toplumsal huzurumuz açısından daha değerlidir, daha önemlidir. Müftülerimiz, imamlarımız, vaizlerimiz, müezzinlerimiz son ve ekmel din olan İslam’ın temsilcileridir. Unutmayalım ki, sorumluluğumuz sadece cemaatimize karşı, sadece ülkemize karşı değil, bütün insanlığa karşıdır.

Evet, bütün insanlık İslam’ın ebedi hakikatine muhtaçtır. Doğudan batıya bütün yeryüzü adalete, merhamete ve şefkate hasrettir. İslam, insanlığın şeref ve haysiyetinin, can ve mal emniyetinin, dünya ve ahiret saadetinin güvencesidir. İslam’ı gölgelemek isteyenler, Allah’a kul olarak özgürleşmemizi değil de kula kul olmamızı isteyenlerdir. İnsan hayatını güvence altına almayan, kula kulluk isteyen düzenlerin hepsi batıldır, yok olmaya müstahaktır. Bize düşen, fıtratın yolunda İslam’ın hakikatine sadakatle istikamet üzere yürümektir. Bu yol her türlü aşırılığa kapalı emin bir yoldur.

Değerli hocalarım, sahih İslam’ı, bilgiyi muhafaza etmek ve öğrenmek mecburiyetindeyiz. İslam kıyamete kadar bütün hurafelerden, tahrifatlardan uzak tutulmalıdır. Bugünkü Müslümanların muhatap olduğu sorular, sorunlar ise çok daha dikkatli olmamızı gerektiriyor. Mutlaka hayatın nabzını tutmalı, olan bitine müdahil olacak kadar haberdar olmalısınız. Diyanet Teşkilatımızın hiçbir kademesinde görevli arkadaşımız bürokratik alışkanlıklara kendini teslim etmemeli. Müftülerimiz, vaizlerimiz, imamlarımız, müezzinlerimiz, cami kürsüsü kadar hayatın içinde, esnafın, çalışanın, çiftçinin, köylünün yanında olmalı. Cemaatini tanımayan bir imam, müftü vazifesini hakkıyla yapmış sayılmaz, sizlerin bu bakımdan sorumluluğu büyüktür.

Az önce ifade ettiğim gibi, sorumluluğumuz sadece Türkiye’ye karşı değil, bütün insanlığa karşıdır. Bunun için özellikle evlatlarımızı aşırılıklardan korumak, doğru İslam’ı, bilgiyi öğrenmelerini sağlamak üzerimize önemli bir vazifedir. Yüce dinimiz İslam kıyamete kadar bütün hurafelerden, tahrifattan uzak tutulmalıdır. Diyanet Teşkilatımızın bırakacağı her boşlukta merdiven altı din tüccarları, istismarcılar, üfürükçüler, hurafeciler insanların itikadını bozan yalan yanlış işler yapacaktır. Bunlar tabiatıyla esas değil, istisnadır, azdır, ama yine de mide bulundurmaktadır.

Aşırı, keyfi, indi yorumlar bugün İslam dünyasının başına yeni sorunlar açıyor. İslam akidinin, İslam fıkhının kabul etmediği hurafelere yerinde ve zamanında tepki konmaması toplum önünde büyük maliyetler oluşturuyor. FETÖ tecrübesi bize bunu en açık şekilde göstermiştir. Müslümanların iyi niyetini istismar etmeye asla ve asla izin vermemeliyiz. Tarikatların işi irşat etmektir, tarikatların işi ticaret değildir, siyaset değildir, vatandaşın dini duygularını istismar ederek kendi karanlık menfaatleri uğruna vatandaşları ifsat etmek değildir, bunun bedelini bu ülke 15 Temmuz’da ödedi.

Yıllarca hayır için, hasenat için, İslam için, insanlık için bir milleti, bir İslam dünyasını sömüren bu karanlık mihraklar sonunda gerçek yüzünü 15 Temmuz’da gösterdi. Şekilci, hurafeci eğilimlere meydan vermemek için hayatın her yerinde olmak durumundasınız. Dinimiz İslam’ı, Kuran’ı, sünneti seniyyeye uygun bilgileri mutlaka insanlara siz aktarmalısınız, ancak bunu yaptığınız zaman sapkın eğilimler, hurafeciler kendilerine zemin bulamayacak, yer bulamayacaktır. Esas mesele itikattır, tevhittir. Unutmayalım ki, temel itikadı bilgiyi almayan insanlar yanlış eğilimlere açık hale geliyor.

Bunun için benim önereceğim şey; Türkiye’nin tamamında ve dünyanın birçok merkezinde teşkilatı bulunan din görevlilerimizin cami cemaatiyle arasında mesafe koymaması, aradaki mesafeyi kaldırmasıdır. İslam’ın sesini boğmaya gayret edenlere karşı hakikati daha gür bir sesle dillendirmelisiniz. Bu manada yeni bir sese, yeni bir soluğa, yeni bir üsluba ihtiyacımız var. İşte Hükümetimiz de yeni bir adım atarak Diyanet Akademisinin kurulmasına karar verdi. Her şeyin akademisi var, siyasetin akademisi var, Diyanet’in akademisi en önce olması gereken maalesef en sona kalmış durumda, geç olsun güç olmasın. Ama Diyanet Akademisi çok güzel hizmetlere vesile olacak, buna inanıyoruz ve bir an önce de hayata geçmesi için gerekli gayreti gösteriyoruz.

İslam’ın dili ve üslubu Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’ndeki dili kadar sade ve anlaşılır olmalıdır. İslam dini kolaylık dini. Dinimiz diyor ki, zorlaştırmayın, kolaylaştırın. Onun için insanları dinden soğutmak değil, dini sevdirmek için görev yapmamız lazım. Kolaydan başlayın, adım adım insanlar daha fazlasını yapmaya kendileri karar versin. Baştan korkuyu verirseniz, ya bu iş zaten benim işim değil, bu saatten sonra biz bu yanlıştan kurtulamayız diye bir umutsuzluğa kapılabilir. Ama dinimizde umutla umutsuzluk bir aradadır, ben tabi uzman değilim, yanlış bir şey söylemekten imtina ediyorum. Yani hem umutlu olacağız, her zaman umutlu olacağız. Cenabı Mevla’mız diyor ki, yanlış yapabilirsiniz, günah işleyebilirsiniz, ideal olan işlemememiniz, ama işledim diye artık benden hayır gelmez diye mahzun olmayın, dinden uzaklaşmayın, her tövbe yeni bir başlangıçtır diyor. Onun için mümkün mertebe esas olan günah işlememeye gayret etmek. Ama insanız, peygamberler bile hatadan beri değil, öyle mi Bekir Bey? Hocam, öyle mi? Yani ben öyle duydum Hocalarımdan. Yani kuluz, her şeyden önce kul hata üzerinedir. O bakımdan esas olan az hata yapmak, daha fazla doğru şey yapmaktır. Hata yapınca da umudumuzu yitirmemektir, her tövbe yeni bir kapının, yeni bir geleceğin başlangıcıdır.

Minberde, mihrapta, kürsüde ilmin izzetini doğru temsil etmeliyiz. Vaaza çıktığınızda, kürsüye çıktığınızda, insanlar keşki bitmese diyebilmelidir, bir an önce bitse de gitsek duygusuna kapılmamalıdır. Süleyman Çelebi’nin, Yunus Emre’nin, Eşrefoğlu Rumi’nin dili ve üslubu yol gösterici, temiz ve arı bir üsluptur. Nefret ettirmeyen, müjdeleyen, gönüller kazanan bir dile, bir üsluba bugün her zamankinden daha büyük ihtiyacımız var. Hakikatin dilinin geleneğe uygun bir üslupla bugün insanlara ulaştırılması gerekiyor. Üslubu beyan ayniyle insan diye boşuna büyüklerimiz dememiş, gönüllere giden dili, yolu mutlaka bulmalıyız. Çocuklarımıza kardeşçe yaşamanın, kardeşçe paylaşmanın, adaletle ürütmenin yolunu aşılamalıyız. Gençlerimize, evlatlarımıza hem bu dünyalarını, hem öbür dünyalarını kurtaracak yolu mutlaka göstermeliyiz. Bunun için siz din görevlilerimiz kendilerinizi özel mekânlara çekmemeli, sürekli hayatın içinde olmalısınız. Halk içinde Hakk’la beraber olmalısınız. Bizim rahmetli bir hocamız hep bunu derdi, çok güzel bir haslet; halk içinde Hakk’la beraber olmak. Din görevlisi mutlaka ve mutlaka bulunduğu semte, mahalleye en uç noktalara nüfuz etmelidir. Genç, yaşlı demeden cemaatiyle, cemaatinin her bir ferdine ismiyle hitap edecek bir tanışıklık içinde olmanız gerekir. Mahalledeki ihtilaflardan, hastalardan, ihtiyaç sahiplerinden, bakıma muhtaç olanlardan en önce sizin haberiniz olmalı. Toplumsal dayanışmamızı bu şekilde daha güçlü hale getireceğiz.

Dine hizmet, insana hizmet demektir. Türkiye’nin her köşesinde teşkilatı ve görevlisi olan bu güzide kuruluşumuz Diyanet’in bütün birimleriyle gençlerimizi zehirleyen madde bağımlılığı, uyuşturucudan, şiddet yanlısı ırkçı her türlü tehlikeye karşı bilgilendirme, uyarma görevini yerine getirmelisiniz. Özellikle sosyal medya üzerinden yaygınlaşan nefret dilinden gençlerimizi mutlaka uzak tutmaya gayret etmemiz lazım.

Sosyal medya sorumsuz medya değildir, hukuksuz bir alan değildir. Onun için burada yapılacak her türlü yanlış cezai bir sonuç doğuracaktır. Bu konuda özellikle siz din adamlarımızın büyük katkıları olacağına inanıyorum. Din görevlilerimiz, müftülerimiz bu konuda mutlaka kuşatıcı, kucaklayıcı, herkese hitap eden bir üslupla konuşmalısınız, bir üslup kullanmalısınız. Unutmayalım camilerimiz herkesindir. Camilerimiz sosyal hayatımızın merkezidir, kalbidir. Ayrıştırıcı dilden, yanlış imalardan bu nedenle uzak olmalıyız. Diyanet orta yolu temsil ediyor. Onun için her işimiz ve her söylemimizde itidali gözden uzak etmeyelim.

Büyük bir iftiharla öğrendim ki bugün 66 bin camimiz kadınlarımızın da ibadet edeceği şekilde teçhiz edilmiş. Bunu son derece önemli ve takdire şayan buluyorum. Bu gayretlerinizden dolayı zatıâlinize ve bütün Diyanet Teşkilatına halkım adına teşekkür ediyorum.

Ayrıca, büyük camilerimizde mutlaka kütüphaneler oluşturmamız şart. Camilerimizde sahih İslam’ın, sahih İslami metinlerin bulunduğu kütüphaneler mutlaka teşkil edilmeli.

Ayrıca, camilerimizin çevresi insanlarımızı cezbedecek şekilde yeşillendirilmeli ve park şeklinde düzenlenmelidir. İçerisiyle-dışarısıyla nezih bir ortam oluşturmalıdır. Oradaki manevi havanın cami dışında da devam etmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Değerli müftülerimiz; hükümetlerimiz ayrımcılığın her zaman karşısında olmuştur. Herkesin haklarını kullanabilmesi için 16 senedir büyük bir gayret içerisindeyiz. Vatandaşın devlete erişiminin önündeki engelleri bir-bir kaldırdık, kaldırmaya devam ediyoruz. İnanç özgürlüğünün, fikir hürriyetinin sınırlarını genişletiyoruz. Dini özgürlüklerin ve taleplerin önündeki engelleri kaldırmak için tarihi adımlar attık. Biliyorsunuz yıllarca yavrularımızın önündeki başörtü engelini kaldırdık, bu zulmü sona erdirdik. Üniversiteye girişteki kısıtlamaları, katsayı engellerini ortadan kaldırdık. Kamuda kılık kıyafet bahanesiyle başörtülü kadınlarımızın çalışmasının önündeki engeli kaldırdık. Kur’an kurslarına gitmeyi kısıtlayan, yaz Kur’an kurslarını 12 yaş altı çocuklarımızın gitmesini yasaklayan düzenlemeleri tamamen kaldırdık. Yani çocuk 12 yaşına kadar ne öğrenirse o yaşa kadar öğrenir, ondan sonra öğrenmesi zor. Bu yasağın asıl amacı, Kur’an-ı öğrenmesini kısıtlamak. Dolayısıyla bu yasak da artık yok.

Diyelim ki belirli bir sınıftayken hafızlığa gitti, hak kaybına uğramıyor 1 sene, 1 sene sonra tahsiline yavrumuz kaldığı yerden devam ediyor. Çocuklarımızın doğru dini bilgiyi öğrenmeleri için okullara Kur’an ve siyer dersleri koyduk.

Cemevleriyle ilgili kısıtlamalar vardı, bu kısıtlamalara son verdik. Din dersi kitapları içerisinde Alevilikle ilgili bölümler ekleyerek Alevi kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın bu yöndeki taleplerini yerine getirdik. Diyanet İşleri Başkanlığımız ayrıca Aleviliğin ve Bektaşiliğin 14 temel eserini basarak kültür hayatımıza kazandırdı. 2007’den bu yana Muharrem ayında Avrupa’daki vatandaşlarımızın niyaz ve erkân konusundaki taleplerini karşılamak üzere Alevi kanaat önderlerini yurt dışına Diyanet İşleri Başkanlığımız görevlendiriyor, gönderiyor.

Değerli müftüler, değerli katılımcılar; Batıdaki İslam karşıtlığı, İslam korkusu son yıllarda yükselişe geçmiş durumda. Batı ne yazık ki hoşgörüyü kaybediyor ve farklılıklara tahammülünü yitiriyor. Çoğulcu, çok kültürlü demokrasiden daha az söz ediliyor. Batı içine kapandıkça da eski alışkanlıkları, eski hastalıkları nüksediyor. Demokratik, insani değerlerin yerine ırkçı, şiddet, nefret, ayrımcılık ve çatışma ön plana çıkıyor. Son günlerde camilerin kundaklanması, Müslümanlara karşı açıktan ayrımcılık Avrupa’da vaka-ı adiye haline geldi. Bu zehirli fikirler onların geleceğini de aynı zamanda tehdit ediyor. Oysa biz Müslümanlar şiddetin her türüne hayır diyoruz, reddediyoruz. İslam barış dinidir, İslam kardeşlik dinidir, İslam güzellik dinidir. Bizim için her can mukaddestir. İslam, belli bir kavmin, belli bir kültürel haritanın değil bütün yeryüzünün, bütün insanlığın dilidir. İslam’ı temsil makamında bulunanlar bütün insanlığa, hatta bütün mahlûkata karşı sorumludur. İnsanlığa karşı sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirmek için lüzumsuz tartışmalardan özenle kaçınmalıyız.

Değerli müftülerimiz; 2002’de 74 bin civarında olan güzide kuruluşumuz Diyanet’in personel sayısı 1,5 kat artarak bugün 117 bin seviyesine çıkmıştır. Buna ilave olarak 23 bin 177 geçici personeli de dahil edersek bu sayı daha fazladır. Türkiye’de sadece 2002’de 78 vaize vardı, bugün 850’nin üzerinde vaize var. Kadınlarımızın dinimizin öğretilmesinde daha aktif görev alması çok büyük bir aşamadır, memnuniyet vericidir. Bugün Diyanet tarihinde ilk defa bir kadın Başkan Yardımcımız var, kendisini de tebrik ediyoruz, başarılar diliyoruz.

Bakın, bu önemli bir rakam, 11 kat artıştan bahsediyoruz, ama yeterli değil Hocam. Madem nüfusumuzun yarısı kadın-yarısı erkek, 74’ten 850’ye çıkınca övünüyoruz, ama yeterli olmadığını da söylemek istiyorum. Kadın vaizelerimizin, kadınlarımızın çok daha etkin teşkilat içerisinde yer almasında büyük fayda var.

Avrupa, Asya, Amerika, Avustralya’da, Balkanlar’da, hatta Japonya’ya kadar dünyanın her köşesindeki camilerde 1850 Diyanet personeli hizmet veriyor. Gurbetteki vatandaşlarımızın manevi ve milli duygularını muhafaza etmelerini ve kendi aralarındaki dayanışmaları güçlü tutması için de Diyanet Teşkilatımız önemli işler yapıyor. Her bir vatandaşımızın bütün hizmetlerden aynı şekilde faydalanması çok önemli bir husustur.

Diyanet İşleri Başkanlığımıza bağlı 69183 cami gün boyu bütün vatandaşlarımızın hizmetindedir. Türkiye’de birçok camimizde işaret diliyle hutbe veriliyor. Son dönemde Diyanet Center of Amerika, Hollanda, … Ulu Camii, Kırım Seyyid Settar Camii Kompleksi, Belarus Minsk Tatar Camii kazandırıldı, hizmete alındı. Almanya Köln’de dini sosyal, kültürel faaliyetlerin gerçekleştirilmesine imkân tanıyan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Merkez Camii ve Kompleksi de yakın zamanda hizmete girdi, resmi açılışı henüz yapılmadı. Geçtiğimiz yıl 10 milyona yakın Diyanet İşleri eseri dağıtımı gerçekleştirildi. 2018 içinde de bu eserlerin dağıtımı devam edecek. Kur’an-ı Kerim’in meali 27 farklı dilde basılıyor, bu yıl içerisinde buna 20 dil daha eklenecek. Ayrıca yazılı eserlerin basımı dışında Diyanet Televizyonu, Diyanet Radyosu, Diyanet Kur’an Radyo ve Risalet Radyo da kuruldu hizmet veriyor, irşat yapıyor. Tabii bütün bu söylediklerimiz yapılan çalışmalardan küçük bir kısmı oluşturuyor. Zamanımız yetseydi de daha birçok önemli hizmete burada yer verebilseydim.

Değerli müftülerimiz; dini hayatımızın korunmasında elbette Diyanet İşleri Başkanlığımıza, size çok önemli vazifeler var. Ancak bu konu sadece Diyanet’in değil bütün toplumsal kesimlerin vazifesidir. İlim geleneğinin onaylamadığı, tahrifata karşı çok ama çok dikkatli olmalıyız. İlahiyat fakültelerimiz, sivil toplum örgütlerimiz, imam hatiplerimize de önemli görevler düşüyor. El ele vererek sorunlarımızı birlikte çözeceğiz. Vatandaşımıza daha iyi hizmet vermenin yollarını hep birlikte bulacağız. Dinimize hurafelerin bulaştırılmasına müsaade etmeyeceğiz. Dini alanda edindiği itibarı kişisel ikbaline, ticaretine tahvil eden istismarcılara göz açtırmayacağız. Vatandaşlarımıza doğru dini bilgiyi ulaştırmak için görevimizi hakkıyla yerine getireceğiz.

Sizlere hizmetlerinizde üstün başarılar diliyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.