Basbakan Yildirim’in Kadin Girisimciler Heyeti’ni kabulünde yaptigi konusmanin tam metni
Saygıdeğer kadın girişimcilerimiz, hanımefendiler, az da olsa beyefendiler; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Güzide bir buluşma, değişik bir buluşma. Toplantımızın hayırlı ve yol gösterici olmasını Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Her zaman bir sözümüz vardır, güzel bir söz, kadının elinin değdiği her işte bereket vardır, zarafet vardır. Hamdolsun ülkemiz büyüdükçe, sorunlarımız çözüldükçe kadınlarımız, sizler ekonomik hayata çok katılıyorsunuz, Türkiye’nin refahına daha fazla katkı sağlıyorsunuz, daha çok değer üretiyorsunuz. Sizinle ülkemiz daha da güçleniyor, daha da itibarı artıyor. Kadın elinin, kadın yüreğinin artık her alanda belirleyici bir noktaya ulaşmış olmasından dolayı da ayrıca memnun oluyoruz.
Kadınlarımız sosyal alanda, siyasette, en çok da ekonomik alanda geçmişe göre daha fazla rol alıyor, daha fazla sorumluluk alıyor. Bugün bu salonda bulunan 150’ye yakın kadın girişimcimiz Türkiye ekonomisinin 3 milyar dolar civarında bir katkı sağlıyorlar; bu önemli bir şey. Yeterli mi? Yeterli değil, o konuda hemfikiriz, daha fazlası mümkün, buna imkanımız da var, potansiyelimiz de var, yapmamız gerekenleri zaten konuşacağız.
Bütün çalışan, üreten, girişimci kadınlarımıza gösterdiğiniz için bu özgüven ve cesaretten dolayı tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.
Değerli hanımefendiler, geçtiğimiz 14 yıl içerisinde ekonomide, sosyal hayatta, kültürel hayatımızda, siyasetimizde birçok değişiklikler yaşandı. 14 yılın tamamında da AK Parti hükümetleri olarak bizler iş başındaydık, görevdeydik, dolayısıyla bu 14 yılın her dönemindeki sorumluluk bize ait. Bir kısmını sahiplenip, bir kısmını kabul etmemek bize yakışmaz, bize olduysa 2002’den bugüne kadar bunun tamamı bizim dönemimizde oldu, bunun sorumluluğu da bize ait.
Türkiye ekonomisi 2003-2015’te, ortalama söylüyorum, yüzde 5.9 büyüdü. Bir başka deyişle, milli gelirimiz 3’e katlandı, bir Türkiye 3 oldu, dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında her dönemde yerimizi aldık. 2002’de kişi başı gelir 3600 dolar civarındayken, 2015 sonu itibarıyla da 11 bin doların üzerine çıktı. Şimdi diyeceksiniz ki, bu ne oldu, yani dolar kuru arttı, Türk Lirası değer kaybediyor, birdenbire nasıl arttı bu milli gelir kişi başına? Orada bir teknik açıklama ihtiyacı var. Milli gelir hesaplamaları bugüne kadar 1998 baz alınarak yapılıyordu, şimdi bu yıldan itibaren, geçtiğimiz haftalardan itibaren diğer ülkelerin milli gelir hesaplamalarına da uyum sağlaması amacıyla 2009’u baz aldık, yani 1998’in Türkiye’siyle 2009’un Türkiye’si aynı değil, dolayısıyla 2009’u baz aldık. Bir fark daha var, 1998 baz alındığında 99 için, 2000 için, 2005, 2015, hepsinde 98 baz olarak kalıyordu, bu yeni hesaplama yönteminde 2009 baz alınıyor ama, hesaplanırken 2009’la 2010 arasındaki değişimi de dikkate alıyoruz. Yani her yıl baz aldığımız yıl bir sonraki yılla eşitlenmiş hale geliyor, hareketli bir hesaplama şekli. Bunların daha fazla detayıyla siz yormak istiyorum. Şu andaki yapılan, TÜİK’in yaptığı hesaplama şekli tamamen dünyanın, Avrupa’nın yaptığı hesaplama şekliyle aynı.
Bu süre içerisinde tabi Türkiye ihracatta da ciddi atılım yaptı, 4 kata varan ihracatta bir atılım gerçekleştirdik. Ayrıca, Türkiye’nin önemli kalkınması için, büyümesi için ihtiyacı olan devletin öncelikle yapması gereken işler var, altyapı yatırımları. Altyapı yatırımlarında Türkiye bu dönemde dünyayla kıyasladığımız zaman müthiş derecede bir gelişme gösterdi, bunu yollarda görüyoruz, bunu havacılıkta görüyoruz, demir yollarında görüyoruz ve iletişimde görüyoruz. Yani Türkiye’nin dünyadaki gidişatın tam tersine kriz zamanları yatırımları arttırarak ülkemizdeki kriz algısını, özellikle 2008-2009’da çok düşük düzeyde kalmasını, Cumhurbaşkanımızın tabiriyle o dönemki küresel krizin Türkiye’yi teğet geçmesinin altındaki sebep, kamu yatırımlarının azaltılması yerine daha da arttırılması yönündeki kararlılığımızdır. Daha sonra biz bu uygulamayı yaptık, G-20 toplantılarında bu konu konuşuldu, biz yanlış yaptık, küresel krizde yatırımları durdurma değil, yatırımları artırmalıydık.
O dönemlerde ben Ulaştırma Bakanıydım, 4 bin şantiyede müthiş bir çalışma vardı. Şimdi yurt içinde insanlar sağa-sola gidiyor, geziyorsunuz, işiniz icabı seyahat ediyordunuz, çalışmaları görünce sizin kriz algısına yönelik fikriniz de değişiyor. Zaten ekonomi başlı başına neredeyse yarı yarıya algıdır, diğer yarısı da ekonomik gerçekliklerden oluşur. Bugün bizim yaşadığımız da odur, bizim ekonomimizin, bizim göstergelerimizin yetersizliği değildir, algı problemimiz var, bu gerçeği kabul etmemiz lazım. Halbuki finans sektörümüz olarak Avrupa’dan, dünyadan daha iyi durumdayız, sermaye yeterlilik oranından tutun, bankalarımızın sağlam yapısına varıncaya kadar bütün Maastricht kriterlerini Avrupa Birliği birer birer yok ederken, Türkiye bugüne kadar bu Maastricht kriterlerinin hiç altına düşmedi, şu son yaşadığımız haftalarda dahi düşmedi, ama buna rağmen bizim ülke risk katsayımız birçok ülkeden daha yüksek. Sebebi ne? Sebebi bölgesel sorunlar, bölgesel krizler. Bizim güneyimizde savaş var değerli hanımefendiler, Suriye’de, Irak’ta 6 yılı aşan bir savaş var. İki dünya savaşı gördü bu dünya, ikisi de 3 yılı geçmedi, 6 yıl burada savaş var ve bu savaşın komşusu da biziz, bunu görmemiz lazım. Başka bir ülke olsaydı, bu yaşanan şartlar karşısında asla ve asla ayakta kalamazdı, yani ülkemizin geçmişinden kaynaklanan tecrübesi ve istikrar ve güven sayesinde.
Bakın, 1960’dan beri hanımefendiler, 45 tane hükümet değişmiş, ortalama 16 ay. 16 ayda ne yapabilirsiniz soruyorum? Bir hükümet 16 ayda ne yapabilir? Tebrikleri kabul edenler bakanlar, bürokratlarından brifing alır, ondan sonra da masasını toplamaya başlar, hiçbir proje yapamaz; Türkiye’nin gerçeği bu. Normal şartlarda 15 hükümet olması lazımdı, 60’dan bu tarafa eğer siyasi istikrar, siyasi güven olsaydı, 15 hükümetle biz bugünlere gelmiş olacaktık.
Şimdi bütün bunları niye anlatıyorum? İstikrara ve güvene dikkat çekmek için söylüyorum. Son 14 yılda Türkiye bir şeyler başardıysa, bunun arkasındaki sihirli iki sözcük budur, güven ve istikrar. Bu güven ve istikrarı kalıcı hale getirmek de bizim görevimizdir. Bunların detaylarını konuşacağız. Bunun için anayasa değişikliği sürecini başlattık, bunların detayına girmeyeceğim, daha sonraki istişare değerlendirmemizde bütün görüşlerinizi, önerilerinizi, sorularınızı cevaplayacağım.
Sadece 2007 yılından bugüne kadar 7 milyon vatandaşımıza iş imkanı sağladık. OECD ülkeleri arasında son yıllarda en fazla istihdam oluşturan ülkelerde ikinci sıradayız. 2007-2015 arasında Avrupa Birliği’nde kadın istihdam oranını yine en fazla artıran ülkeyiz. Ha, bu şu anlama gelmesin: Avrupa ülkelerinden daha iyiyiz, OECD ülkelerinden daha iyiyiz değil, son yılların performansından bahsediyorum. Ama burada gideceğimiz çok yol var, kat edeceğimiz çok mesafe var.
İş gücüne katılımda ağır gidiyoruz, 2006’da yüzde 23, 2006 16 Temmuz’unda yüzde 33 olmuşuz kadınların iş gücüne katılımı, hala yetersiz. Bu, şu demektir… Türkiye’nin kadın-erkek nüfusu neredeyse eşit, hatta yüzde 1 kadınlar daha fazla, onun için iktidar sizsiniz esasında, yüzde 51-49 hatırladığım kadarıyla. Dolayısıyla burada yüzde 10’luk bir artış sağlayabilmişiz, bunun daha da artması lazım, bunu da siz yapacaksınız, siz hem cinslerine daha çok alan açacaksınız. Madem erkeklerden şikayetiniz var, öyle mi? Yani tercihlerinizde pozitif ayrımcılığı siz başlatacaksınız, bunu yaptığınızı da biliyorum, onun için buradayız, bu değerlendirmeleri yapıyoruz.
Değerli arkadaşlar, hanımefendiler; ben kadın-erkek ilişkilerine şöyle bakıyorum: Kadın ve erkek birbirinin tamamlayıcısıdır, mutlaka eşitlik ayrı bir mesele, ona bir itirazım yok, ama birinin eksik olduğu zaman diğeri de eksik hisseder kendini. Bu aile ilişkilerimizde böyledir, ama siz iş hayatınıza girdiğinizde orada artık beceri, performans, kabiliyet, orada herhangi bir ayrım yok, orada çok müthiş bir rekabet var, dünyada da böyle, ülkemizde de böyle. Bu rekabet alanını daha fazla açmamız lazım, siyasette açmamız lazım, kültür, sanat hayatımızda, sporda, her alanda açmamız lazım.
Bakın, kadının gücü sadece bugün konuşulmuyor, 1800’lü yıllarda -bir yerde okumuştum- Osmanlı döneminde İzmir’de yerel yönetim buradaki şehirde ekmek fiyatlarını iki kat artırıyor, büyük tepki oluyor, erkekler falan, itirazlar oluyor, hiç ses soluk çıkmıyor, kadınlar sokağa iniyor, ondan sonra bu fiyatları tekrar eski durumuna getiriyorlar. Şimdi bakan olabilirsiniz, başbakan olabilirsiniz, ama size bir bakan var arka tarafta, o olmazsa hiçbir şey olamazsınız.
Evet değerli arkadaşlar; dünyada kadın girişimcileri destekleyen … diye kentler endeksi var, buraya ancak İstanbul girebildi 25’inci sırada. Bu da kadınlarla ilgili daha çok iş yapmamız gerektiğini bize söylüyor. Yani 24’üncü Cakarta, 25’inci İstanbul kadın girişimcilerin etkinlik derecesini gösteriyor. Geride 80 ilimiz daha var, sadece İstanbul’un bu girişimciler listesinde, küresel listede yer alması bir şey ifade etmez, 80 ilimizi de aynı şekilde bu listelere sokmamız lazım. Bunun için çok çalışacağız, ama çalışırken de size güveniyoruz, siz elinizi taşın altına koyacaksınız, daha fazla sorumluluk alacaksınız. Erkeklerden beklemeyin, birisinin size bir hak vermesini beklemeyin, kolay gelen kolay gider, mücadele ederek alacaksınız. Bu mücadelede engelleri kaldırmak için de birlikte mücadele edeceğiz, öbürkü lütuf olur, kadınların lütfa ihtiyacı yok, fırsata ihtiyacı var.
Değerli hanımefendiler; medeniyetin ölçüsü, kriteri adalettir, hukukun temel ilkeleridir. Toplumun huzuru, beraberce üretmek birbirimiz saygıyla ancak sağlanır. Allah’a şükür bu yolda önemli mesafeler aldık, alıyoruz. Biz kadınımızla, erkeğimizle, 79 milyon vatandaşımızla günden güne gücümüzü artırıyoruz.
Tabi burada üzerinde durmamız gereken konulardan bir tanesi, ülkemizin bugünkü karşı karşıya olduğu tehditlerdir. Bu tehditlerin başında, ülkemizin birliğinin, beraberliğinin beka, varlığının sağlanmasıdır. Bu, bazen göz ardı ediliyor. Türkiye hakikaten büyük bir savaş veriyor, içeriden değil, dış kaynaklı, ama içeride uygulaması yapılan maalesef bir asimetrik saldırıyla karşı karşıyayız. Özellikle son 5-6 yılda Irak’ta, Suriye’deki yönetim boşluğu, otorite boşluğu orada terör örgütlerinin palazlanmasına, terör örgütleri marifetiyle o bölge üzerinde bazı ülkelerin emellerinin gerçekleştirilmesi için güzel bir zemin oluşturdu. Bize bunun zararı var. Zararı ne? Bize bu terör olarak dönüyor. Zaten 40 yıla yaklaşan bir terör sorunumuz var, bu bölgelerdeki istikrarsızlık bu terör sorununu tekrar canlandırdı.
Ne yapacağız? 911 kilometre Suriye’yle sınırımız var, 350 kilometre Irak’la ve İran’la daha fazla, 400 kilometrenin üzerinde sınırımız var, bütün bu sınırlarımızın her karışını kontrol etmemiz lazım. Ancak Türkiye zor bir araziye sahip, hele hele Irak sınırında oraları fiziki olarak fiziki olarak kontrol etme şansı yok. Onun için savunma ve caydırıcılık kabiliyetinizi artırarak bunu yapabilirsiniz. Şu anda terörle mücadelede konseptimizi savunmadan taarruza dönüştürdüğümüz için Türkiye içerisinde özellikle bu hendek, çukur siyasetinin hemen sonrasında terör örgütü büyük bir bozguna uğradı, çok ciddi anlamda güç kaybına uğradı, bunun üzerinde güneyimizdeki ülkelerden ciddi anlamda destekler gelmeye başladı. Orada maalesef yapılan DEAŞ, PYD ve diğer terör grupları elde ettikleri silahları PKK’ya silah vermeye başladılar, bunlara silah verenler de belli. Bu silahlar bu sefer yurt içinde terör faaliyetlerinde kullanılmaya başlandı. Bu da tabi terörle mücadelede bizim biraz daha işimizi zora soktu, kabul etmek lazım. Çok gelişmiş silahlar elde ettiler, bunların hepsini topladık, büyük oranda kırsalda hiçbir gücü kalmadı. Bunun için terör örgütü ne yapmaya başladı? Artık talimatlarını şöyle veriyorlar: Kuralsız asimetrik saldırılar yapın. Herkesin elinde ne imkan, kabiliyet varsa onu kullansın ve ses getiren, sivil-asker ayrımı yapmayın, ses getiren eylemler yapın. Şu anda mücadele bu boyutta. Bunun için de gerekli teknik altyapımızı da artırıyoruz, güvenlikle ilgili istihbarat altyapımızı da güçlendiriyoruz. Yani yüzlerce olayı engelliyoruz, ama bir tanesini kaçırdığımız zaman tabi çok büyük, hepimizi üzen bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz.
Bazıları diyor ki, Fırat Kalkanını niye başlattınız, bizim orada ne işimiz var? Değerli arkadaşlar, hanımefendiler: Bu Fırat Kalkanı başladıktan sonra Türkiye bölgede işin içine tam anlamıyla girdi. Peki, başlatmasaydık, Gaziantep’in ortasına füze düşüyor, Kilis’in ortasına füze düşüyor, onlarca insan ölüyor, nerede bu devlet, niye bunlara bakmıyor? Bakmanın yolu, tehdidi kapıya gelmeden durdurmaktır. Kendi topraklarımızı ekip biçsek, mamur etsek bize yeter, bizim Suriye’nin toprağıyla ne işimiz var? Bizim orada bulunma sebebimiz, güney sınırlarımızda yaşayan vatandaşımızın can ve mal emniyetini sağlamak, oradan gelen tehditleri de gelmeden önlemek, o amaçla oradayız.
Bugün bakın dünya büyük bir aymazlıkla, duyarsızlıkla, çaresizlikle izledi Halep’i, bir şey yapamadılar, ama tek Türkiye yaptı. Türkiye o ateş çemberinin içine girdi, 45 bin insanı oradan çıkardı, ölümden kurtardı. Şimdi herkes, Amerika’dan tut birçok Avrupa’ya kadar Türkler büyük iş başardı diyor. Bırakın bizim sırtımızı sıvazlamayı da biraz yük alın. Bu dünya hepimizin ortak mirası, nimetlerini paylaşırken en önde gidiyorsunuz, külfetlerine, sorunlarına geldiği zaman nasihat veriyorsunuz. Biz böyle bir dünya hayal etmiyoruz. Bizim hayal ettiğimiz dünya, nimette de, külfette de aynı şekilde yük alan, sorumluluk alan bir dünya. Bu anlamda Allah’a şükür Türkiye geleneğiyle, tarihiyle, inancıyla ters düşecek hiçbir işin içinde olmadı. Hem evimizin içini, ülkemizin içini olabildiğince güvenlikli hale getirmeye çalışırken, bir yandan evinden, barkından, yurdundan ayrılmak zorunda olan milyonlara kucak açtık, onlarla aşımızı, ekmeğimizi başlattık. Biz bize yakışanı yaptık, bundan da asla pişman değiliz, bizi farklı kılan da bu.
Değerli hanımefendiler; tabi bu yaşadığımız günler gelip geçecek, bunları kalıcı olarak görmeyelim, daha güzel günleri hep beraber göreceğiz. Bugünler o güzel günlerin sancılarıdır. Türkiye bu sorunların üstesinden gelecek güce sahiptir, özgüvene sahiptir, bunun için daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz, kendi kendimize daha fazla yeterli hale geleceğiz. Sadece savunma gücümüzü değil, caydırıcılık gücümüzü de geliştireceğiz. Bu yayılmacılık anlamına gelmiyor, bu tehditlere karşı hazır olmak anlamına geliyor. Hazır ol harbe, istiyorsan sulhu sükun diye bizim bir lafımız vardır, bu önemli bir şey. Bu anlamda bugün Türkiye savunma kabiliyetini son 14 yılda çok geliştirdi. 5 milyar yatırım yapılıyordu savunma sanayine, bugün 35 milyar yatırım yapar hale geldik. Tabi yeterli mi? Değil, daha çoğunu yapmamız lazım. Ekonomimiz potansiyelimize göre yeterli değil, yani bizim bölgesel, stratejik ve coğrafi konumumuza göre ekonomimiz daha fazla büyümesi lazım.
Havacılıktan sadece bir misal vereyim. Bakın havacılıktan aldığımız pay, ben göreve başladığımda binde 40’tı, şu anda yüzde 2 seviyesine geldi. Ve dünyanın en fazla uçuş ağına sahip bir hava yoluna sahip, başında da bir Hanımefendi var, işte Arzu Hanım, o da sizinle beraber. İşte kadın başarısı istiyorsanız burada canlı örneği var, tebrik ediyorum.
Evet değerli arkadaşlar, şimdi şunu ifade etmekte fayda var: Bakın, 2009 krizinden beri dünyada tabiri caizse yaprak kıpırdamıyor, ticaret küçülüyor, büyüme ortalaması gittikçe aşağıya doğru gidiyor, yüzde 2’nin altına düştü, ama Türkiye hala büyümeye devam ediyor, hem de dünyanın en büyük projelerini yapıyor; kendimizi bu kadar önemsiz görmeyelim. Bakın, 1 yılda 3 tane mega projeyi hizmete aldık, Haziran ayında Osman Gazi Köprüsü, dünyanın dördüncü büyük köprüsü. Ağustos’ta dünyanın en geniş asma köprüsü, kule yüksekliği en fazla, ortasından demiryolu geçen Yavuz Sultan Selim Köprüsünü hizmete aldık. Geçtiğimiz Salı günü Avrasya Tünelini… Geçtiniz mi bilmiyorum, tecrübe eden var mı aranızda? Geçtiniz. Geçmenizi dilerim. Dünyanın en derin tüneli, 106,5 metre, Asya’dan Avrupa’ya dakikalarla geçiyorsunuz. Oradan geçseniz, Yenikapı’dan Sarayburnu, Sirkeci, Eminönü, Karaköy, Beşiktaş, Yıldız, dolaşacaksınız, Haydarpaşa’ya gitmek için 110 dakikaya minimum ihtiyacınız var, ama bu tünelle Yenikapı’dan Haydarpaşa’ya 15 dakika da sürmüyor, 10 dakikada gidiyorsunuz; bu güzel bir şey. Dünyanın en zor projesidir mühendislik olarak ve biz bunu bütçeden bir kuruş para harcamadan yaptık, 1,5 milyar dolarlık iş, 5 kuruş para cebimizden çıkmadı.
Ama ben sizle bir sırrı paylaşayım, artık önemi kalmadı, bu projeyi DPT’den onaylatmak için 1,5 sene uğraştım Bakan olarak. Ve ilk günden trafik tahminleri beklediğimizin üstüne çıktı. Türkiye neden daha hızlı yol alamıyor? Bürokrasiden. Yani sen Başbakansın, şikayet mi ediyorsun diyebilirsiniz, gerçekleri saklamanın bir anlamı yok. İşte biz de istiyoruz ki, artık bu vesayet sistemini ortadan kaldıralım. Milli irade kime yetki verdiyse, o verdiği süre içerisinde mazeret üretmesin, iş üretsin, hizmet üretsin. Vatandaşın karşısına gidince, efendim, ben bu işi yapacaktım, anayasa şöyle dedi, mevzuat böyle dedi, bürokrasi böyle dedi. Bu mazeretlerden vatandaş artık bıktı, usandı, siyasete de zarar veriyor, ülkeye de zarar veriyor. Eğer ben yetki verdiysem size, sonuna kadar güvenmem lazım. Ne zaman? Ha seçim dönemi geldi, hayal kırıklığı yaşadıysam gereğini de yaparım, demokrasilerin özü budur. Ama bizde maalesef bir geçmişten gelen, 60 Anayasasından bu tarafa milli iradenin dışında milletten güç almadan siyasette, yönetime ortak olma hevesi hep oldu, bu dönemde de oldu, ama biz bu dönemde çok pabuç bırakmadık. Doğrusu 2007’de oldu, onu geri çevirdik, 17 Aralık’ta oldu, onu geri çevirdik, en son altın vuruşlarını 15 Temmuz’da yapmaya çalıştılar, ona da millet olarak herkes ayağa kalktı, orada parti yoktu artık, orada herkes vardı, millet ülkesine, geleceğine, çocuklarının geleceğine sahip çıktı, sizler sahip çıktınız. Ben bunun için sizlere teşekkür ediyorum. Eğer o duruş olmasaydı bugün hiçbirimiz burada olmayacaktık. Ülkeyi de, demokrasiyi de bu millet canı pahasına o gece korudu.
Onun için şehitlerimize bir kez daha hem 15 Temmuz’da, hem de bu Cennet vatanın savunmasında hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize hayırlı ömürler diliyorum.
Değerli hanımefendiler; sözün uzadığının farkındayım. Yine bizim büyüklerimizin bir lafı var, önce taam, sonra selam derler, önce yemek, sonra konuşma.
Artık toparlayacak olursak şunu diyebiliriz: Kadınıyla, erkeğiyle bir ve beraber olacağız, tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi. O gün sokaklardaki vatandaşlarımızın yüzde 51’i kadındı aynen nüfus yapımız gibi. Mesele memleket meselesi olunca, orada cinsiyet mefhumu ortadan kalkıyor. Dedik ya, külfette de aynı olacağız, nimette de aynı olacağız. Onun için siz öncü olacaksınız, sizin büyük sorumluluğunuz var, bizim kadar var. Sizin elinizde imkan var şimdi, imkanınız olduğu için kadın girişimcilerinin sayısını artırma, kadının siyasette de, ekonomide de daha etkin olmasını sağlama konusunda sizden sonraki kuşaklar bir anlamda sizi örnek alacak, sizi referans alacak. Bunun savunuculuğunu sizler yapacaksınız, beraber çalışacağız, birlikte çözüm üreteceğiz. Biz aksine bir şey düşünemeyiz, bu ülkenin nüfusunun yarısı kadınsa bunu görmezden gelemeyiz, hiç kimse gelemez, gelmeye kalkan da bir daha iktidar yüzü göremez. Bizim AK Parti iktidarının başarısının arkasında kadınlar var, bunu açıkça söylüyorum. Çünkü bizim kampanyalarımızı en etkin şekilde en kılcal damarlara, toplumun bütün kesimlerine yayan kadın teşkilatlarımız oldu, hala çok aktifler. Biz onlara doğrusu bu gayretlerinin karşılığını tam verememenin de ezikliğini yaşıyoruz, bu da bir başka doğrudur. Ama burada bir art niyetimiz yok, onu söyleyeyim. Dediğim gibi, bu işler lütufla değil, bu işler mücadeleyle olacak, daha çok fırsat eşitliği sağlayacağız, imkanlar sağlayacağız.
Bu yönde düzenlemeler çok yaptık, ben bunlarla şimdi vaktinizi almayayım, çok düzenleme yaptık, anayasada düzenleme yaptık, yasalarda düzenleme yaptık, çok iş yaptık. Ama Leyla Hanım çok güzel bir şey söyledi, yani zihniyet, iyi niyet değil zihniyet önemi, zihniyet değişmedikten sonra ne düzenleme yaparsanız yapın istediğiniz sonuca istediğiniz zamanda erişemiyorsunuz. Bunu nasıl değiştireceğiz? Eğitimle değiştireceğiz, her şeyin başı eğitim, ailede başlıyor, okulda devam ediyor, hayat boyunca da bütün zorluklarda eğitim karşımıza çıkıyor. Eğitime daha çok yoğunlaşacağız, daha çok kaynak arttıracağız çünkü, Tüneller, köprüler, yollar, hastaneler, bunlar güzel şeyler, ama bir ömrü var, 40 sene, 50 sene, bilemediniz 100 sene, ama insana yaptığınız yatırımın nesilden nesle sonsuza kadar devam ediyor. Petrolümüz yok, doğalgazımız yok, ama çok güzel bir şeyimiz var, insanımız var, genç insanımız var, bu bizim en büyük gücümüz, en büyük mukayeseli üstünlüğümüz; gelişmiş ülkelere karşı elimizdeki en büyük imkan. Bu çocukların dağlarda, orada, burada yok almasına ya duyarsız kalacağız ya da daha güzel bir ülke için onları en iyi şekilde hazırlayacağız.
Bakın, geçen sene dağa çıkışlar, ortalama yılda terör örgütlerine katılma 1500 kişiydi, şimdi geçtiğimiz 2 ayda sadece 3 kişi dağa çıktı. Oradaki insanlarımız artık yüzünü devlete döndüler. Ama bir soru soruyorlar, devlet tekrar bizi bu alçakların eline bırakacak mı, bırakmayacak mı? Haklı bir soru. Asla bir daha o kötü tecrübeyi yaşamayacağız, oradaki gençlerimize sahip çıkıyoruz.
Bakın 23 tane ilde süper teşvik tedbirleri aldık, daha resmi çağrı yapmadık, 10 milyar liralık müracaat oldu yatırım için. İşte size fırsat, buyurun, Doğu’da, Güneydoğu’da 23 tane ilimizde müthiş bir yatırım imkanı var. Sadece yatırım yapmayacaksınız, ülkemizin o bölgesinde yaşayan insanlarımıza da geleceğine bir katkı sağlayacaksınız; hem sorumluluk, hem ticaret, ikisi bir arada. Destek mi istiyorsunuz? Destek burada, yatırım yaparken fabrikanızı yapıyoruz, işletme için destek veriyoruz. Yetmedi, vergi muafiyetimiz var, prim istisnası var, hatta enerji desteği var, arazi, arsa, makine, hepsine imkan tanıyoruz. Bazı ürünlerde de alım garantisi de veriyoruz, devletin ihtiyacı olan ürünler var, bunları da öncelikli olarak o bölgeden alacağız.
Şimdi ben kadın girişimcilerimizden, erkek girişimcilerden önce bir adım atmalarını bekliyorum, hazır mısınız?
Bir kez daha çok teşekkür ediyorum bize bu fırsatı sağlayan Mutla Alkan Hanımefendiye ve emeği geçen bütün hanım arkadaşa teşekkür ediyorum. Benim için de doğrusu hakikaten güzel bir fırsat oldu, sizlerle bir araya geldik. Ülkemizin gücüne güç katan iş kadınlarımızın başarılarını görmek, onların başarılarıyla övünmek bizim de en büyük bahtiyarlığımız olacak diyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum, Allah’a emanet olun.