Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Kayseri Kanaat Önderleri ve STK temsilcileri ile bulusmasindaki konusmasi

 

Hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 

Bu güzel şehre, Kayseri’ye her gelişimizde ziyadesiyle heyecanlanıyoruz, bu ziyaretimizde de aynı heyecanı, aynı mutluluğu yaşattınız bize, teşekkür ediyoruz. 

Millet iradesine her başvurduğumuzda Kayseri bizim gücümüze kat kattı, her zaman güçlü destek verdiniz. Kayseri’nin o bakımdan bizim gönlümüzde başka bir yeri var. 

Kayseri ekonomik gelişmişliğiyle ülkemizin şehirlerine de ilham kaynağı var. Kayseri’nin özellikle iş camiası, özel teşebbüsü, ticaretle, emekle, alın teriyle, üretimle, istihdamla özdeşleşmiş olması ayrı bir özelliğidir. Zira bu kadim şehrimiz her alandaki yüksek randımanı bütün illerimiz için bir örnek teşkil ediyor. Kayseri’nin bu tecrübesinin Malatya, Sivas, Yozgat, Kırşehir, Niğde gibi komşu vilayetlerle de paylaşıyor olması son derece önemi. Kayseri, markalaşma becerisi, yenilikçilik, ticaret becerisi, üretim potansiyeli, rekabetçilik alanlarında önemli mesafe kat etti. Bugün dünyaya açılmış bir ekonomisi var Kayseri’nin. 

Sadece ticaretteki başarısıyla, ekonomiye kattığı yüksek değerle değil, demokrasi, hukuk mücadelesine verdiğiniz destekle de Kayseri bizim gönlümüzde taht kurdu. 15 Temmuz gecesi meydanları doldurup darbe yapmaya çalışan alçaklara geçit vermediniz. 27 gün boyunca nöbet tuttunuz, demokrasiyi korudunuz, Cumhurbaşkanımıza, Meclisimize, Hükümetimize, bayrağımıza, ezanımıza sahip çıktınız. Kayseri 15 Temmuz’da 3 şehit verdi, 2’si kadın 1’i erkek. Cennet Yiğit, Kübra Doğanay kardeşlerimiz istiklalimiz için, istikbalimiz için şehit oldular. Ayın şekilde Murat Kocatürk kardeşimiz de şahadet şerbetini içenler arasında. 

Bütün şehitlerimize bu vesileyle Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Bu ezan, bu bayrak, bu vatan bizlere şehitlerimizin en kutsal emanetidir. Onların emanetine sahip çıkmak bizim boynumuzun borcudur. 

Değerli kardeşlerim, sizler var oldukça Türkiye her türlü zorluğu aşacak ve her türlü hain oyunu bozacaktır. Bugün FETÖ, PKK, DEAŞ, Avrupa bazı ülkeleri bir hedef, bir masa etrafında birleşmiş, hayır kampanyası yapıyorlar. Bu çok anlamlı, yani bu anayasa değişikliği Avrupalıları ne ilgilendiriyor? Avrupalılar bizim bu anayasa değişikliğine oy mu verecekler? Bunlar neden PKK’nın yanında yer alıyor, neden FETÖ’nün yanında yer alıyor. İçeride hayır kampanyasını yapan başta Ana Muhalefet Partisi olmak üzere, diğer partiler, gruplar bunu iyice düşünmesi lazım. 

Türkiye’nin geleceğini, büyümesini, gelişmesini istemeyen bütün çevreler hayır kampanyasında sınır tanımıyorlar. Bakın Avrupa’ya, bölücü başının posterleri sokaklarda, sokaklar ağzına kadar PKK, FETÖ sempatizanlarıyla, taraftarlarıyla dolmuş taşmış çıt çıkaran yok, Türkiye’den memleket sevdalılarıyla, gurbetçilerimizle buluşmak üzere giden milletvekillerimize, bakanlarımıza, hatiplere kapılar kapalı. Bunu hepimiz gördük, yaşadık Avrupa değerleri diye yıllardır bize nasihat çekenlerin gerçek yüzünü bir kez daha gördük.

Değerli kardeşlerim, Türkiye bölgesinde güçlü olmak mecburiyetinde. Sadece güçlü olması yetmiyor, güçlü kalmak mecburiyetinde. Çünkü Türkiye tarihin her döneminde çok stratejik bir konumda olmuş ve bu topraklar dünyanın gidişatını değiştiren bölgeler olmuştur. Bugün bakalım etrafımıza, bizim etrafımızda bütün olaylar var, kuzeyimizde, güneyimizde, doğumuzda, hatta batımızda, her tarafta bir huzursuzluk var, bir karışıklık var. Bütün bu şartlar içerisinde Türkiye’nin dimdik ayakta kalması gerekiyor, bunu bildikleri için de Türkiye geleceği inşa edecek adımları atmasın diye var gücüyle, en son gayretleriyle çalışıyorlar, tam bir ittifak, şer ittifakı var. 

Kandil oradan bas bas bağırıyor, aman evet çıkmasın, evet çıkarsa biz biteriz. Buradan, Kayseri’den söylüyorum, evet çıkacak, onlar da bitecek. Onların Kandil’lerini söndüreceğiz. 

Dün Van’daydık, Cumhurbaşkanımız Diyarbakır’daydı, 2 yıl önce oralarda bırakın bayrak sallamayı, insanlar sizi gördüğü zaman, devletten birini, bir bakanı, bir görevliyi gördüğü zaman kapıyı kapatıp içeri girerdi.  Aman terör örgütü görmesin, sonra hayatım tehlikeye girer diye. Ama bugün meydanlarda, sokaklarda bayrağını dalgalandıra dalgalandıra teröre lanet okuyor ve terörü en şiddetli şekilde kınıyor. Bugün terörün güdümüne giren, terörün sultasına giren parti orada, sokaklarda dolaşamıyor; Türkiye’nin geldiği nokta bu elhamdülillah. Ama bunu burada bırakamayız, oradaki inşalarımıza bir daha hayal kırıklığı yaşatamayız, asla ve asla hiçbir vatandaşımızı terörün insafına terk edemeyiz. 

Orada da söyledim, hepimizin farklı özelliği var, farklı kimliği var, kimimiz Kürt, kimimiz Türk, kimimiz Zaza, kimimiz Laz, kimimiz Avşar, kimimiz yerli, kimimiz Sünni, kimimiz Alevi, kimimiz Caferi, ne olursak olalım, bunlar bizim tercihimiz değil, ama bizi birbirimizi bağlayan ay-yıldızlı bayrağımız var ve gurur duyacağımız bir devletimiz var, Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz var. Bu bayrak altında tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak şeklinde yolumuza devam edeceğiz.  Bizim kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi bozmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecek. 

Bölgeyi geziyorum, doğuyu geziyorum, batıyı geziyorum, kuzeyi, güneyi, her gün iki il’e gidiyorum, Türkiye gelecek heyecanını, gelecek hedeflerini, gelecek rüyasını bütün millet satın almış durumda. Allah’a şükür günden güne yapılan tezviratlar, yapılan karamalar, yalan dolanla Türkiye’nin bu muazzam dönüşümünü gölgelemeye çalışan gayretler bir bir yok oluyor.

Değerli kardeşlerim, 14 yıldır bize güvendiniz, bize destek verdiniz. Bu yola çıkarken bir şey dedik, ne aldatan olacağız, ne aldanan olacağız. Bu yola çıkarken Kayseri bizimle beraberdi, Rize bizimle beraberdi, Konya bizimle beraberdi, Sivas bizimle beraberdi, 81 vilayetimiz bizimle beraberdi. Sizin evladınız, Kayseri Abdullah Gül bu harekette bizimle beraberdi, AK Parti iktidarında Başbakanlık yaptı, Cumhurbaşkanlığı yaptı, yol arkadaşlığı yaptı. Kendisine hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyoruz.

Değerli kardeşlerim, şunu samimiyetle sizlerle paylaşmak istiyorum: Getirdiğimiz anayasa değişikliği niye bu kadar ilgi görüyor veya niye bu kadar çok konuşuluyor? Biz ilk defa halkoylaması yapmıyoruz, AK Parti iktidarında 3’üncü sefer milletin hakemliğine gidiyoruz. Çünkü bu anayasa değişikliği önemli bir değişiklik. 

Önemi nereden geliyor? Önemi şuradan geliyor: Anayasayı öyle bir şekilde değiştiriyoruz ki, bütün vesayetleri kaldırıyoruz, tek vesayet sahibi oluyor, o da millet, milletten başka hiçbir vesayet kalmıyor. Adına vesayet derseniz, tek vesayet sahibi millet oluyor, millet patron oluyor, her şeyin sahibi oluyor. Bu anayasa değişikliğinde seçim yapalım, ondan sonrasına bakalım yok. Seçimi yapıyorsunuz… Siz Kayserilisiniz, masarifi sevmezseniz, hesabı-kitabı iyi yaparsınız. Ne o, yazın seçim, kışın seçim; yok. İki sandık geliyor, birinde hükümeti seçiyorsunuz, birinde vekillerini seçiyorsunuz, işi bitiriyorsunuz, işinize, gücünüze bakıyorsunuz. 

Şimdi hiç iktidar emeli, hırsı olmayanlar buna karşı çıkacak, çünkü onların milli iradeyle değil, zayıf hükümetlerde müdahalelerle iktidarın bir tarafından tutunma şansları var, o şans kayboluyor. Çünkü iktidar garanti, seçim oldu, sandıklar kapandı-açıldı, yüzde 50+1’i alan iktidar oluyor, 5 sene sen sağ, ben selamet. Aynı şekilde Meclisi de seçiyoruz, Meclise de vekilleri de gönderiyoruz.

Efendim, bu değişiklik Meclisi etkisiz hale getiriyor, Meclis kayboluyor, yok oluyor gibi iddialar var. Bunlar da külliyen yanlış, yok böyle bir şey. Bakın, Meclis kendine geliyor, milletvekillerinin etkinliği, özgüveni daha çok artıyor. Çünkü bugünkü Mecliste, size soruyorum, iktidar partisi olursanız ancak iktidar partisi Mecliste kanun çıkarır veya çıkarmaz, onun dışında kimsenin kanun çıkarma şansı yok. Ama bu sistemde artık partiler, öyle ana muhalefet partisi, diğer bilmem muhalefet partisi diye bir şey kalmıyor, bütün partiler aynı, hepsi aynı konumda. Ve milletvekilleri teklif veriyor, kendileri bizatihi teklif veriyor, Mecliste istediği gibi kulis yapıp bunun sonucunu alabiliyor. 

Aynı şekilde Meclisin denetimi hiç eksilmiyor, bilakis artıyor. Nereden artıyor? Gene Mecliste genel görüşme var, Meclis araştırması var, yazılı soru var, yazılı soruyu 15 günde cevaplama mecburiyeti var, mevcut anayasada bu yok. 

Efendim, gensoru yok, güvenoyu yok. Kardeşim, 80 milyonun güvenoyu verdiğinde vekiller güvenoyu verse ne olur, vermese ne olur? Güvenoyunu millet veriyor, hükümeti millet kuruyor, gensoruyu kime vereceksin? Millet zaten gensoruyu veriyor, seçime geldiği zaman çalıştıysa tamam diyor, yoksa biletini kesiyor. Yetmedi, Meclis soruşturması var, cumhurbaşkanını yargılayabiliyor, bakanları yargılayabiliyor, yardımcılarını yargılayabiliyor. 

Şimdi bir yalan tutturmuşlar, ömür boyu koruma var diyor; yok böyle bir şey. Bunlar değişikliği falan da okudukları yok, hakikaten okumuyorlar. Olay şudur: Şu andaki anayasada ne varsa, aynı şey var koruma için.  10 sene görev yaptın, görevin bitti, görev bittikten sonra bir suç işledin cumhurbaşkanlığı falan sökmüyor orada, vatandaş gibi hesabını veriyorsun. Ama görev yaptığın 10 seneyle ilgili bir suçlama olursa, burada belirli kurallar var, Meclise geliyor, Mecliste belirli sayı isteniyor, kabul edilince komisyon kuruluyor, komisyon inceliyor, onun sonunda oylama yapılıyor, ondan sonra yargılama süreci başlıyor. 

Peki, buradaki oranlar ne? Mevcut Cumhurbaşkanının aynı yetkilere sahip, tek bir suçtan sulanabiliyor değerli dostlar, vatana ihanet. Adalet Bakanımız burada, vatan ihanet diye bir suç var mı mevzuatımızda? Yok. Olmayan bir suçtan suçlayabiliyorsun, onu da yarıya götürebilmek için her 4 milletinin 3’ünün kabul etmesi lazım, kabul oyu vermesi lazım. Yeni sistemde de her şeyle suçlayabilirsiniz, hiçbir sınırlama yok. Birinin aklına bir şey geldi, efendim şu işi yaparken suç işledi, onunla suçlayabilir, yargıya taşımak için 4 milletvekilinin 3’üni ihtiyaç yok, 3 milletvekilinin 2’si olur verirse gidiyor. Yani güvenceyi biraz daha düşürüyoruz, suçlamaları olabildiğince çeşitlendiriyoruz. Nerede bu Meclis etkinliği yok oluyor? Nerede tek adam? 

Bir de tek adam var, bütün yetkiler kendi elinde toplanıyor, kimseye hesap vermiyor. İşte hesabı söyledim, Meclise hesap veriyor, millete hesap veriyor, yargıya hesap veriyor, siyasi sorumluluk var, hukuki sorumluluk var, idari sorumluluk var, cezai sorumluluk da var.

Değerli kardeşlerim, bakın şu anda cumhurbaşkanının yetkileri neyse yüzde 90’ı aynı. Fark ne? Şimdi parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiyoruz, dolayısıyla Bakan Kurulu, başbakan yetkileri cumhurbaşkanlığına taşınıyor, iki tane irade olmuyor. İki iradenin olduğu yerde mutlaka sorun çıkıyor.

Geçmişe bakalım, ta rahmetli Adnan Menderes döneminden bu tarafa gelelim, ondan önceye gitmiyorum, rahmetli İnönü’yle Atatürk’ün arasında yaşananlara gitmiyorum, orada tek parti vardı, oraya girmeyelim. Çok partili hayatta Adnan Menderes’le Celal Bayar bile anlaşamadı, hatıralarından okudum, bazen canımdan bezdiriyor diyor. Gelelim, ne oldu? Sonunda darbe. İrade olmayan yerde idare olmaz. Darbe, ondan sonra kayıp yıllar. 

Bakın, 50-60 arası dünya ortalamasının 2 katı büyüdü Türkiye, 60’dan 79’a kadar dünya ortalamasının yarısı kadar büyümedi. 82’den 92’ye kadar 10 yılda rahmetli Özal döneminde yine dünya ortalamasının 2 katı büyüdü, 90’lı yıllar dünya ortalamasını altındayız ve nihayet 2001 krizi. 

Rahmetli Özal’la Demirel arasında yaşananlar, Demirel’le Tansu Çiller, Erbakan arasında yaşananlar, rahmetli Özal’la Akbulut arasında yaşananlar, anlaşamadılar. Gelelim, Ecevit aradı taradı, gitti bir hakimi buldu, bu Türkiye’nin en iyi adamıdır dedi, seçti, ondan sonra en önce kendi bozuştu, bir kitap fırlattı, ondan sonra bedelini memleket ödedi. 

Bakın, 2001 krizden itibaren 23 banka battı, bir gecede 7 milyar doları Türkiye’nin yok oldu, faizler yüzde 7500’e çıkardı, Türkiye yüzde 26 geriye gitti milli gelir olarak. Ne kadar para ödedik biliyor musunuz? O krizden 2011 yılına kadar 368 milyar lira ödedik, faizleriyle o borcu ödedik. Peki, biz o borcu ödemeseydik ne olacaktı şimdi biliyor musunuz? Türkiye’de kişi başı milli gelir 20 bin dolar olacaktı, 11 bin dolar değil 20 bin dolar olacaktı. İşte bedelini görüyorsunuz, zayıf iktidarların Türkiye’ye nasıl maliyet ödettiğini görüyorsunuz. Yani mehter desen mehter değil, iki ileri bir geri değil, iki geri bir ileri, bu sistemle biz bir yere varmayız, mehter bile bundan iyi, öyle. 

Dolayısıyla değerli dostlar, bunu karşı çıkmanın olsa olsa tek sebebi var, iktidar umudu olmama, geleceğe yönelik iktidar umudu taşımayanlar, o heyecanı yaşamayanlar buna karşı çıkar, bunun başka izahı yok. Yeni sistemde aday olacaksınız, seçildiniz mi ülkeyi yöneteceksiniz, seçilmediniz mi ortadasınız, bir şey olamıyorsunuz. 

Böyle mevcut sistemde seçil-kaybet koltuk sağlam, seçil-kaybet koltuk sağlam. 7 sefer, 8’incinde de ben niye bırakacağım diyor canım, bu seçim değil ki, bu halkoylaması diyor, nereden çıkardınız? Ben Binali Bey için çalışıyorum diyor. Yani CHP’de bir haller oldu, kuzu oldu kuzu. Kuzu taktiği yapıyor, gayet kibar, hiç kızmıyor. Minibüsçülerle oturuyor, onlara diyor ki, 17’sinde sizin hatlarınız kapanıyor, haberiniz olsun. Kahvecilerle oturuyor, kahveler kapanacak. İş adamlarıyla oturuyor, mallarınız elinizden alınacak, fabrikalarınız elinizden alınacak. Olmadı muhtarlarla oturuyor, muhtarlıklar kapanıyor, haberiniz olsun. Tam bir felaket tellallığı; böyle bir şey olur mu arkadaşlar ya? Ana Muhalefet Partisi sorumluluk taşır, iktidar alternatifidir. Ana Muhalefet Partisinin geleceği yönelik korku, tehdit, umutsuzluk verme lüksü yok, ufuk verecek, heyecan verecek, büyük Türkiye, Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesi hedeflerini nasıl gerçekleştireceğini anlatacak. Millet bunu bekliyor. HDP’nin gölgesine girmiş, HDP’yle birlikte hayır kampanyası yapıyor. HDP’nin mayası belli, gerçek kimliğini 7 Haziran’da gördük, 8 Haziran’da başladılar bizim arkamızda Kandil var dediler, bir tükürsek sizi tükürüğümüzle boğarız dediler, gerçek kimliklerini ortaya koydular. Kendi kimliklerini muhafaza edemediler, çünkü irade kendilerine ait değil.

Şimdi tutturmuş, tek adam. Ya kardeşim, seçim olan yerde tek adam olmaz. İki tane cumhurbaşkanı mı seçeceğiz, anlamadım ben. İki tane mi belediye başkanı seçeceğiz? İki tane mi muhtar seçeceğiz. Bugünlerde HDP’yle çok haşır neşir oluyor bizim Kılıçdaroğlu, bir eşbaşkanlık merakı sardı bunu, başka türlü izah edemiyorum. 

Değerli kardeşlerim, bakın şimdi bu sistem garantili hükümet sistemi, garantili. Ya hükümet kuruldu-kurulmadı, ne zaman kurulacak, hangi gazetecinin evinde toplanılacak, hangi otelde buluşulacak, böyle şeyler yok. Sandıkta buluşuyorsun, sandıktan hükümetini alıp gidiyorsun veya dersini alıyorsun, bu kadar basit. Her şeyin sahibi millet, başka kimseye ekmek yok. 

Şimdi biz iktidar olduk 2002’de tek başımıza, çok da milletvekili verdiniz sağ olun, 363 milletvekili. Ankara’ya gittik, hoş geldiniz, her kapının arkasında bir kafa uzanıyor, ne oluyor? Hoş geldiniz, biz sizin ortaklarınızız. Yok ya, lan biz meydandayken neredeyseniz siz? Dağ, bayır dolanırken sizleri hiç görmedik. Burası Ankara, siz burayı tanıyacaksınız. İşte tanıdık, 27 Nisan’da elektronik muhtıra, Balyoz, Ergenekon, Gezi olayları, 17-25 ve nihayet altın vuruşlarını 15 Temmuz’da yaptılar. Ama bir şeyi hesap etmediler, önceki darbelerde hep başarılı oldular, zannettiler ki, o kadar güvenleri yüksekti ki bu sefer de aynısı olacak. Ama milletin adamları, milletin iktidarı, dur kardeşim dedi, ben seni tanımam, milletten başka bir güç tanımam dedi, gereğini yaptı. Ve millet, ey aziz milletim, in meydanlara deyince akın akın yürüdü millet. Orada parti rozeti yoktu, orada fikir farklılığı yoktu, orada bayrak vardı, istiklal vardı, demokrasi vardı. Hepiniz o gece ülkeye sahip çıktınız, Türkiye’ye sahip çıktınız, dünyaya örnek oldunuz, sizlerle gurur duyuyorum, bu aziz milletle gurur duyuyorum.  

Değerli kardeşlerim, şimdi bir de, yargı bağımsız olmayacak, yargıyı bir adam belirleyecek. Değerli kardeşlerim, Kayserililer; hatırlayın, 28 Şubat’ta 5 tane otobüsle Anayasa Mahkemesi Başkanını tut, Yargıtay Başkanını tut, Danıştay Başkanını tut, 420 tane üst düzey üst düzey yargı mensubunu cübbeleriyle bir yere taşıtıp ayakta alkışlatmadılar mı? Bunları biliyoruz. O zaman neredeydiniz? O günlerde sesiniz çıkmıyordu, onların arkasına saklanarak bize bir ekmek çıkar mı diye kenarda bekliyordunuz. Şimdi yargının tarafsızlığını, bağımsızlığını sorguluyor. Okumamış, orada da yazıyor. 

Mevcuttan fark ne? Tek fark var, yargının, HSK’nın 7 üyesi yargı mensupları kendi aralarında sanki milletvekili seçimi gibi biraraya gelip seçiyorlar, 12 bin kişi oy kullanıyor, ondan sonra da birbirlerine düşüyorlar, kaybedenlerle kazananlar birbiriyle kanlı bıçaklı oluyor, sonra işlerini bile yapamıyorlar. Bu yanlış bir şeydi, bunu düzelttik, şimdi o yetkiyi aldık Meclise verdik. Meclisi seçen kim? Millet. Milletin vekillerinin seçmesini çok görüyor, bürokratların seçmesini yargı bağımsız, tarafsız görüyor. Bunların demokrasi anlayışı bu kadar, bundan bir hayır gelmez. Kafalarında millet iradesi yok, kafalarının bir yerinde hep vesayet var. Millet iradesi olan, milletin iradesine, milli egemenliği ram olanlar böyle yapmaz. 

Bir de, 18 yaş çok küçükmüş, ne gerek varmış? 600 milletvekili fazlaymış, ne gerek varmış? İstismar. Efendim, milletvekillerini seçecekler, oradan yakınlarını milletvekilleri yapacaklar, askere gitmekten kurtaracaklar. Ya akla ziyan iddialar. Bir kere bilmiyor, AK Partide bizim kuralımız var, AK Parti öyle yakınlarını, kardeşini, anasını, babasını milletvekili yapmıyor. Böyle bir akılla, böyle bir işle nereye varacağız biz? Diyor ki, askerlikten kurtaracaklar diyor. Şimdi 9 milyon insana siyasetin önün açılıyor, sadece milletvekilliği değil, muhtar olur, il genel meclis üyesi olur, ilçe meclis üyesi olur, belediye başkanı olur, seçimle gelen her yerde aday olabilir. 

Peki, erkekler askerlik nedeniyle getiriyorsunuz, 9 milyonun yarısı da kadın, onları hiç saymıyor, yok sayıyor, tamamen bir çelişki. 

Vaktiyle 2011’de seçim beyannamesinin 14’üncü sayfasında diyor ki, seçilme yaşını 21’e düşüreceğiz diyor CHP. Yetmedi, 2015’te milletvekillerinin bir tanesi kanun teklifi vermiş, seçilme yaşı 18 olsun, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun da mührü var, imzası var, çünkü o mühürlemeden, imzalamadan verilemiyor; Elitaş bilir bu işleri. Yani bu kadar unutkanlık olur mu ya, bu kadar çelişki olur mu? Geçmişte savunduğunuz şeyi şimdi ret ediyorsunuz. 

600 milletvekilini de bunlar önce getirdiler biliyor musunuz? 1995, açın bakın, 600 milletvekili teklifini yapan bunlar, Genel Kurulda 550’ye indirilmiş; bunu da unutmuşlar. Neresinden tutacaksın bunların, her tarafı dökülüyor. 

Değerli kardeşlerim, şunu söylemek istiyorum: Bu sistemle ne olacak? Mala, davara ne faydası var; sizin anlayacağınız … Bu sistemde engelli koşu yok, hem koşup hem engel atlama yok, bu sistemde sürekli koşu var, sürekli büyüme var, sürekli refah var, daha az bürokrasi var, çünkü basitleştiriyoruz, yani yönetimde çekişmeyi ortadan kaldırıyoruz.

Şimdi bakın, bir cumhurbaşkanı başbakanı atar, ama görevden alamaz; öyle mi? Mümkün değil, çile çekmek zorunda, öyle. Sistem çalışma üzerine değil, birbirlerini firenleme üzerine kurulu, birbirlerini kontrol etme üzerine kurulmuş. Bakan için de aynı, bürokrat için bile aynı. Ben hatırlıyorum, bir daire başkanını 6 ay atatamadım, Cumhurbaşkanı geri gönderdi. O daire başkanı ondan sonra geldi bana, sırıtarak, Sayın Bakanım, nasılsın, iyi misin, ne haber? Demek istediği ne? Benim patronum cumhurbaşkanı, sen değilsin. Bununla biz nereye kadar gideceğiz? Bir yere varmayız. Yetkiyi vereceksek, sorumluğu vereceksek, ikisini de vereceğiz, hesabı da soracağız.

Efendim, işte kaç tane başkan atayacak, kaç tane bakan atayacak; neler neler. Ya Türkiye’nin gelenekleri var, Türkiye’nin teamülleri var, yönetim birikimi var, yani olmayacak şeylerin üzerinde niye uğraşıyorsun be kardeş ya? O fırsatları kullanan kim olduğunu biliyoruz. AK Parti iktidara geldiğinde 36 tane bakan vardı, 24’e kim düşürdü? AK Parti düşürdü, daha da düşmesi lazım. Artık devlet yüklerinden kurtulması lazım. 

Devlet eskiden 4 şeye hakim olacak diyorduk, adalet, emniyet, eğitim, sağlık. Şimdi bu ikisini saymıyorum, eğitim, sağlık yavaş yavaş artık özel sektöre de geçiyor. Emniyet ve adalet, emniyet ve adalete devlet sahip olacak, ondan sonra elindeki bütün zenginlikleri millete verecek. Devlet zengin olduğu müddetçe devlete ilgi artar. Gelişmenin şartı da devletin elindeki zenginliklerin mutlaka vatandaşa verilmesi lazım, sizlere verilmesi lazım. Devletin elinde ticaret olmaz. Devlet ticaret yaparsa vakıf gibi yapar, kar olmaz, zarar olmaz, bunların hesabını bilmez, bir dönem iyi yapılır, bir dönem olduğu gibi bütün kazanımlar yok olur gider. Siz iş adamısınız, ticaret para kazanmak için yapılır, ayakta kalmak için yapılır, hayır-hasenat için ticaret yapılmaz. Hayır-hasenatı ayrı yaparsın, yap ticaretini, kazan paranı, okul mu yapacaksın, hastane mi yapacaksın, spor tesisi mi yapacaksın, onları yap. Ama ticaret yapılınca istihdam olacak, iş olacak, Türkiye’nin büyümesine katkı sağlanacak.

Dolayısıyla değerli kardeşlerim, sürekli tek başına iktidar, sürekli istikrar ve güven. Bu büyüme demek, refah demek, Türkiye’nin 10 yıl sonra parmakla gösterilen ülkeler arasına girmesi demek. Ne terör örgütleri, ne etraftan Türkiye’ye afra-tafra yapanlar bunu yapamayacak. 

Bakın, bu 15 yıl işte neyiniz eksikti de değiştiriyorsunuz diyorlar. İyi de kardeşim, AK Parti 100 sene iktidar olacak değil ki; bunu sürekli hale getirmemiz lazım. Bu bir dönemsel başarıdır. Burada nasıl bir tehlike olduğunu 7 Haziran’da görmedik mi? Gördük, 5,5 ay sürdü. Dünyanın hangi ülkesinde 5,5 ayda seçmen kanaatini bu kadar keskin değiştiriyor? İşte bu fazilet, bu basiret de Türk insanında var. Tehlikeyi gördü, hemen kararını verdi, çünkü Türkiye çok kötü bir döneme girmişti. Bu sistemde birlik var, beraberlik var, 80 milyonun kardeşliği var, ayrı-gayrı yok. Birlikte Türkiye’yiz, farklıklarımız zenginliğimiz, ötekileştirme yok. 

Bölge partisi olup iktidara gelme şansı yok, yüzde 51. Diyarbakır’dan da destek alacaksın, Edirne’den de, İzmir’den de, İstanbul’dan da, Türkiye’nin bütün renklerini kucaklayarak ancak iktidar oluyorsun, başka türlü yüzde 51 alamazsın. Onun için burada ayrılık olmaz, burada ötekileştirme olmaz, burada birlikte Türkiye olma yolu var.

Biz 14 sene yollar yaptık, okullar yaptık, hastaneler yaptık, bir Türkiye’yi 3 Türkiye yaptık. İsterseniz 5 şerit gidiş, 5 şerit geliş yeni yollar da yaparız, ama anayasa otoyolunu biz yapamıyoruz, yapamadık, onu da siz yapacaksınız. Bu yolu açacaksınız, ondan sonra ne isterseniz isteyin emrinizdeyiz. 

Bu duygularla hepinizi, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. 

16 Nisan ülkemiz için, milletimiz için aydınlık yarınların kapısının açılacağı gün olacak.

Ben burada Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli’ye teşekkür ediyorum. 15 Temmuz’da gördü, neyi gördü? Meselesinin memleket meselesi olduğunu, biz biliyorduk, biz yaşadık, ayrıca bu işin beka meselesi olduğunu gördü, biraraya geldik, önce ülkem, önce milletim dedi, sonra partim dedi ve bizimle ortak sorumluluğu aldı, bu anayasa değişikliğini milletin önüne getiriyoruz.

Değerli Kayserililer, değerli iş adamları; bu bir seçim değil, burada partiler seçime girmiyor, partilere oy vermeyeceğiz, Türkiye’nin geleceğine oy vereceğiz. Onun için, lütfen hangi partiye verdiyseniz başımız, gözümüz üstünde yeri var, ama Türkiye’nin geleceği için, Türkiye’nin birliği için, tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak için hepimiz aynı noktada buluşmamız lazım. Dolayısıyla 16 Nisan’da güçlü Türkiye için evet. İstikrar için evet. Geleceğimiz için evet. Gençlerimiz için evet. 

Allah sizden razı olsun, sağ olun, var olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.