Basbakan Yildirim’in Kentsel Dönüsüm Sempozyumu’nda yaptigi konusmanin tam metni
Sadece Türkiye’nin değil dünyanın en güzel şehirlerinin başında gelen Antalya’da bugün sizlerle beraber olmaktan duyduğum mutluluğu ifade ederek sözlerime başlıyorum.
Antalya, uygarlığın kalbidir, özellikle Akdeniz uygarlığının kalbidir. Dünyanın gelişme hızı ve Türkiye’nin bugün geldiği seviye göz önüne alındığında şehirlerimizi çok daha büyük hedeflere ulaşmamızın zaruri olduğunu görüyoruz. Artık dünyada sadece devletler yarışmıyor, aynı zamanda şehirler de yarışıyor. Şehirlerimizin kadim değerlerini, tarihi ve kültürel atmosferini koruyarak çağın getirdiği şekilde yeniden ele almamız gerekiyor.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ısrarla söylediği bir şey var, bize verdiği bir hedef var; yatay mimariyi tercih etmek dikey mimari yerine. Daha insani, ruhu daha hakim, insanların birbiriyle kaynaşması, gelişmesi, dostluğu, kardeşliğini artırması için yatay mimari ve geniş alanlar tabii ki herkesin özlediği bir şey.
Kültürümüzün, kültür dokumuzun korunmasını şehircilikte, kentsel dönüşümde olmazsa olmaz önceliğimiz olarak görüyoruz. Çocuklara, gençlere, yaşlılara, kadınlara, engelli-engelsiz bütün vatandaşlarımızın ihtiyacına cevap verecek şekilde planlama mecburiyetimiz var.
Değerli katılımcılar, 15 yıl önce büyük bir kentsel dönüşüm seferberliği başlattık. Bizler depremlerin yıkıcı etkilerini ve ortaya çıkardığı acıları yaşayarak bilen bir milletiz. Az önce Bakanımız söyledi, Çevre Şehircilik Bakanımız; 100 yılda 56 yıkıcı deprem olmuş, 80 binden fazla insan hayatını kaybetmiş. Tabii depremin ne demek olduğunu yaşayan biri değilim, ama 39 depremiyle büyüyen biriyim. Erzincan depremiyle büyüyen biriyim. Babaannemden, anneannemden o depremde nasıl büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldıklarını hep dinledim. Öyle ki benim babamın halası bir hafta sonra sağ-salim çıkarılmış tesadüfen, 1 hafta yerin altında kalmış. Erzincan 39’da yerle bir oldu, tek ayakta kalan bir bina olmadı. Şimdiki gördüğünüz Erzincan, önceki Erzincan değil, tamamen değiştirildi, daha kuzeye şehir taşındı. Sağlam olduğu düşünülen biraz daha Bayburt-Gümüşhane tarafına, yani Keşiş Dağları’nın eteğine yeni şehir kuruldu. Dolayısıyla hani deprem öldürmüyor da, depreme hazırlıksız olmak öldürüyor, çok doğru bir tespit. Depreme hazır olmak için de çok ama çok sıkı çalışmamız lazım, zaman çok geniş değil, ne zaman olacağını bilmiyoruz, ama mutlaka olacak, istatistikler bunu gösteriyor. O halde her yıl 500 bin konut dönüştürülmesi lazım, deprem dönüşümü lazım. Bakanımız söyledi, demek ki 15 sene olsa, 7 milyon, 7,5 milyon yapı yeniden yapılması lazım, deprem dönüşümüne tabi tutulması lazım. Türkiye’nin yapı stoku ne kadar? 20 milyon civarında, öyle mi Ergun Bey? 20 milyon yapı stokuna karşı, demek ki neredeyse 3’te bire yakın binalar ya ruhsatsız, yahut planlarına, projelerine uygun olarak yapılmamış, yahut da deprem yönetmeliğinin isteklerini 99 öncesi karşılamayan yapılar. Bütün bunları dikkate aldığımızda, bugünkü performansımızın yeterli olmadığı ortada.
TOKİ başta olmak üzere, birçok kurumsallaşmış yapı şirketleri çok ciddi çalışmalar yapıyor, ama sadece milletvekili olduğum İzmir’de yapıların yüzde 62’si dönüşüme tabi yapılardan oluşuyor. Hal böyle olunca, onlarca yılın getirdiği bu büyük sorunu halletmek için yine 40 yıla, 50 yıla ihtiyacımız var ama, bu kadar zamanımız yok, bunu 15 yıla sığdırmamız lazım. Ciddi bir bütçe getiriyor, ciddi bir çalışma ihtiyaç var, ama bu kaynak kendi kendini finanse edecek bir potansiyele de sahip bu dönüşüm, bu imkan da var. Bizim yapmamız gereken, bir yandan kamu olarak TOKİ, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Emlak Konut, diğer yandan da belediyelerimiz ve belediyelerin yapı şirketleri, aynı şeklide çok şükür inşaat sektöründe, bina sektöründe Türkiye küresel bir markaya dönüştü, elde çok büyük şirketlerimiz var, büyük tecrübeleri var, bu deprem dönüşümü, şehir yenileme işlerini en güzel şekilde yapabilme kabiliyetine sahipler.
Bu belki birçok ülkede yok, neden yok? Çünkü inşaat sektörü o ülkelerde dinamik değil, inşaat sektöründe fazla canlılık yok. Bizde 15 yıldır hemen hemen hiç krize girmeyen sektör inşaat sektörüdür. İnşaat sektörü de deyip geçmeyelim, tepeden tırnağı bütün sektörleri etkileyen bir iş kolundan, bir sektörden bahsediyoruz. İşte inşaat işi olunca kaç tane malzeme kullanılıyor; kaç çeşit? Binlerce, ahşabından mermerine, botundan demirine, aklına ne gelirse, iğneden ipliğe her şey bu sektörde birlikte ekmek yiyor, canlı hale geliyor.
TOKİ mesela son 14 yıl içinde kentsel dönüşüme yönelik 17 milyarlık ihale gerçekleştirmiş. TOKİ’nin ürettiği toplum konut sayısı, toplam projeleri konuşmuyorum, sadece bu kentsel dönüşmeye, deprem dönüşüme yönelik kısmından bahsediyorum. Bu kentsel dönüşüme tabi yaptığı işlerin oranı yüzde 38’e çıkmış, yüzde 10’lardan yüzde 38’e çıkmış. 2012-2017 arasında 52 farklı vilayetimizde 212 riski alan, 25 ilde 72 tane rezerv alan, 110 adet kentsel dönüşüm ve proje gelişim alanı belirlendi ve bunlara peyderpey giriliyor. Bazı yerde belediye yapıyor, bazı yerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapıyor, bazı yerlerde müteahhitler yapıyor, bazı yerlerde TOKİ yapıyor.
Ayrıca, 81 vilayetimizde deprem dönüşümüne tabi tutulması gereken yapıların tespiti gerçekleşti, büyük oranda tamamlandı. Şu anda 54 il ilde 72,5 milyon metrekare alanda toplam 191 kentsel dönüşüm ve şehir yenileme projesi devam ediyor.
Değerli katılımcılar; Sayın Cumhurbaşkanımızın himayesinde topladığımız Şehircilik Şûrasında kentsel dönüşümü bütün yönleriyle ele aldık, değerlendirdik, sorunlar, çözüm önerileri, kapsamlı bir şekilde görüşüldü, konuşuldu. Bugün bu toplantıyla beraber de kentsel dönüşümde gelecek stratejileri masaya yatırılıyor, ele alınıyor ve buradan çıkacak sonuçlar da bizler için bir bilgi kaynağı haline geliyor. Yapacağımız idari tasarruflarda, yasal düzenlemelerde tabi ki buradaki ortaya çıkan fikirlerin önemi büyük, bunları dikkate alacağız.
Şimdi siyaset maalesef her zaman hakikatle örtüşmüyor. Mesela kentsel dönüşüm dediğin zaman siyasi rakibiniz, ha, rantsal dönüşüme niyetiniz var, daha niyet okumaya başlıyor. Ya kardeşim, rantsal dönüşüm diye bir şey yok, burada bir şehri yenilememiz lazım, bu çarpık yapılaşmadan kurtulmamız lazım. Ve taştırma işin özünden çıkıyor, bambaşka bir yere taşınıyor. Ne oluyor? Zaman kaybı oluyor. Zaman kaybının bedeli paradan daha değerli, bugün zaman paradan çok daha kıymetlidir. Çünkü parayı kaybedersiniz tekrar kazanırsınız, ama zamanı tekrar kazanma şansınız yok. Her gün hesabınıza 86400 saniye yatıyor, o gün ne kullandıysanız kullandınız, ertesi güne bakiye yok, sıfır, tekrar yatıyor, zaman böyle bir şey. Ama parada kullandığınız miktarı gidiyor, kalan öbür güne devroluyor. O yüzden de boş tartışmaları, lüzumsuz işleri bir tarafa bırakıp memleketin menfaati için, insanlarımızın mutluluğu için aynı noktaya hedeflenmemiz lazım, kilitlenmemiz lazım.
Şimdi kentsel dönüşümdeki temel prensibimiz yerinde dönüşümdür. Vatandaşın içine sinmeyen, rızası alınmamış, dayatma çözümlerle biz bir yere varamayız. Vatandaş diyecek ki, biz bu iş benim için, geleceğim için, emniyetim için, çoluğum çocuğum için iyi bir iştir, bu noktaya vatandaşı getirmeden emrivakiyle hadi kardeşim çık dışarı, biz buraları yıkacağız, daha güzelini yapacağız dediğin zaman vatandaş ondan anlamaz. Çünkü hayal satmak zordur, önündeki evi görüyor, içine sinmese de bir evim var, acaba yerine yenisi mi gelir, yoksa ortada mı kalırım? Aynen bizim 16 Nisan gibi, hayırcılar mevcudu anlattılar, elle tutulanı anlattılar, biz geleceği anlattık, onun için bizim işimiz zordu, biz zoru başardık.
Şimdi tabi 2 yolu var; ya vatandaşın her halükarda rızasını alacağız, yerinde dönüşüm yapacağız, bütün teknik nizamına, evsafına uygun dönüşümü gerçekleştireceğiz veya hiç vatandaşın evine, barkına değmeyeceğiz, bir rezerv alanda dönüşümü yapıp götürüp göstereceğiz, diyeceğiz ki, bak böyle bir şey yaptık, sen o evini bırak, gel buradan istediğin evi al, seninkine muadil bir evi al, bunu yapınca iş daha kolay oluyor. Ama bunu her yerde yapma şansımız yok, büyükşehirlerde lebalep her taraf bina dolu, rezerv alan yok. Onun için, tek tek dönüşüm yerine alan dönüşümünü düşünmemiz lazım, ona daha fazla … ada bazında dönüşüm yapmamız lazım. Çünkü dönüşüm için de sadece binayı depreme dayanaklı, mimarisi, estetiği, ruhu olan bir bina yapmakla kalmayacağız, aynı zamanda burası bir yaşam alanına dönüşecek, ticaret merkezleriyle, ortak kullanım alanlarıyla, eğitim alanlarıyla, yeşil alanlarıyla, sosyal tesisleriyle adeta bir külliye gibi, bir mahalle gibi bir eser ortaya koymamız lazım, aksi halde dönüşümün anlamı kalmıyor. İşte bunun zorlukları olmasına rağmen önümüzde çok zorlu bir hedef var ve bu hedefi de gerçekleştirmek için öyle enine boyuna uzun bir zamanımız da yok. Ne yapacağız? İşi dağıtacağız, hepsini TOKİ yapsın diye beklemeyeceğiz, hepsini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapsın diye beklemeyeceğiz. Ne yapacağız? Kuralları koyacağız, kuralları koyduktan sonra herkes o çerçevede yapacak. Hem bu istihdam da oluşturacak, iş de oluşturacak ve piyasada hareketlilik de devam edecek.
Mesela vatandaşımıza dönüşüm yapacağımız binanın metrekaresi kadar harç muafiyeti sağlıyorduk, geri kalan bölüm için ise harç alınıyor. Bu doğru bir şey değil, bu binasını yenileyen vatandaşlarımız için bir yük teşkil ediyor. Bunu dikkate alarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı harç muafiyetini yükseltme kararı aldı, öyle mi Mehmet Bey? Bu çerçevede harç muafiyeti yüzde 150’ye çıkarılacak; hayırlı, uğurlu olsun. Bu önemli bir adım.
Maliklere yapılan yardımlarda hak kaybını gidermek amacıyla ikamet şartını kaldırıyoruz. Yani ikamet ediyorsan verilecek, yoksa verilmeyecek; böyle bir şey olmaz. Madem bu işi yapacağız, buradaki engelleri de kaldırmamız lazım. Eğer bir deprem dönüşümü, bir şehir dönüşümüne, şehir yenilemeye karar verilirse, burada bu haklardan yararlanma imkanı getiriyoruz. Gecekondu sahipleri, kiracılar, mülkiyetini belgelendiremeyenler veya tapusunu alamayanlarda da aynı sorun var, zaten bunun her tarafı dört dörtlük olsa, böyle bir ihtiyaç olmaz. Tapusu, bilmem nesi, her şeyi, mülkiyet sorunu yoksa, muhtemelen dönüşüm ihtiyacı da yok. Dolayısıyla bir karar alıyoruz, ama uygulamaya gelince aldığımız kararlara bakıyoruz, hiçbirinin sahada tatbik imkanı yok. Bu mağduriyeti gidermek için de mülkiyetini belgelemeyenlere de destek vereceğiz.
Değerli katılımcılar; dönüşüm sürecinde vatandaşı yanlış yönlendirenler, akıllarına başka başka değişik fikirler sokanlar da olduğunu gördük. Maalesef bu yanlış yönlendirilmelerle hileli hisse devirleri, yurt dışına küçük bir hisse satışıyla tebligat sorununu oluşturma ve böylece dönüşümün hızını kesme, engelleme girişimlerini de müşahede ettik. Yıllarca süren bu tıkanıklığın giderilmesi için de bu tebligat oyununun önüne geçilmesi için kentsel dönüşümde elektronik tebligat uygulamasına geçeceğiz, bunun da hazırlıkları devam ediyor. Böylece artık, şimdi artık her şey cep telefonundan yapılıyor, para çek, para yatır, haberlere bak, uçak bileti al, otobüs bileti al, olmadı alışveriş yap. Buraya gelmeden önce PTT’nin düzenlediği bir uluslararası toplantı vardı e-ticaret diye, orada çıkarken bir alışveriş yapmak ister misiniz dedi. Peki, yapalım. Şu numarayı gir, şuraya bas, 2-3 talimattan sonra bizim malzeme geldi. Karşı tarafta da şeyleri koymuşlar, oradan da şifre giriyorsun, sana bir şifre gönderiyorlar, açıyorsun paket orada, malzeme hazır. Nereden nereye gitti dünya, çok değişti. Onun için biz artık böyle gitti muhtara, muhtarda bulunamadı, bulunamamıştır diye imza aldı, geldi-gitti, 15 gün, 20 gün, bir ay tebligat yapılamadığı için tahsilat da yapılamıyor veya vatandaşı masaya oturup bu meseleyi görüşemiyorsun.
Kentsel dönüşümle ilgili olarak belediyelerin bazı zorluklar yaşadığının da farkındayız. Belediyelerimiz dönüşüm konusunda aslında çok arzulular, istekliler, ancak bazı zorlukları var, bazı sınır kısıtlıkları var, bunları da gidereceğiz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kredilendirme noktasında İller Bankasından, mesela limitleri var, limiti dolmuş kredi alamıyor kentsel dönüşüm için, bunu hariç tutacağız, çünkü zaten bunun kendi içinde teminatı var, o teminat onu karşılıyor, dolayısıyla ayrıca İller Bankası borçlanma sınırlarına bunu dahil etmenin bir anlamı yok, işi kolaylaştırmıyor, aksine daha da zorlaştırıyor. Onun için böyle bir uygulamayı da Bakanlık yakın zamanda inşallah devreye almış olacak.
Kentsel dönüşüm yapan belediyelere hem finans, hem de kaynak desteği öngörülüyor. Ayrıca kentsel dönüşümde bürokrasi fazla, buradaki bürokrasiyi de biraz azaltmak gerekiyor. Bunun için de inşallah gene Bakanlığımız bir çalışma başlattı. Plan parselasyon süreçleri ve dönüşüm alanlarındaki imar planları için askı süresini kısaltmak mesela bir tedbir olarak. Bu sayede ne olacak? Süreç hızlanmış olacak. Bina ve parsel bazlı dönüşümünden, az önce de söyledim, alan bazlı dönüşüme geçişi teşvik edeceğiz.
Şu gerçeği iyi biliyoruz: Planlamayı başaramıyorsak, başarısızlığı planlıyoruz demektir. Bu çerçevede daha fazla yeşil alan, daha geniş yol, sosyal alanları dikkate alan yaşayan şehirler yapmamız lazım, yaşayan mahalleler yapmamız lazım, ruhu olan dönüşümü gerçekleştirmemiz lazım. Ruh olmazsa binada, o binada yaşayanın da ruhu sıkılır. Hiçbir şey bilmiyorsak ecdadımızın yaptıklarına dönüp bakalım, onlardan ders alalım, o örnekleri görelim.
Bankalardan, finans kuruluşlarından temin edilecek kaynaklara destek, kira yardımı sağlamaya devam edeceğiz ve bireysel parsel bazlı desteklerde bu miktarları da artıracağız.
Hatta önümüzdeki yıldan itibaren kentsel dönüşüme yönelik çok özel bir faiz tarifesini devreye koyacağız öyle mi? Sizden aldık ha, yanlış çıkarsa hesabını sorarız.
Ayrıca, bundan böyle kamu idareleri kendi aralarında işbirliği protokolüyle kentsel dönüşümü gerçekleştirebilecek. Belediyelerimiz birbirleriyle çalışabilecekler, dönüşüm hizmetlerini… Niye bunları söylüyorum? Bu işleri hızlandırmamız lazım, zamanımız fazla değil.
Dönüşüm alanındaki hak sahiplerini öncelikli olarak gözetmek ve kamunun üzerindeki kamulaştırma yükünü de azaltmamız lazım. Şimdi tabiatıyla bir yerden yol geçiyor, yol geçen yer değeri artıyor. Şimdi öyle bir uygulama var ki, hem yol geçiyor, yol geçen yerden binası, arsası değerleniyor, bir de yol için para alıyor, yol için yoldan da yolunu buluyor, bu haksız bir şey. Eğer orada bir artı değer oluşuyorsa, bunun mutlaka adil bir paylaşımına ihtiyaç var. Oradaki dönüşüme buradan kazanç elde edenlerin katkı sağlaması lazım, yani kaynak üretmek için herkes üzerine düşen sorumluluğu üstlenmesi gerekiyor.
Şimdi dönüşüm yapılan yerlerde yüzde 100 mutabakat aranıyor değil mi? Şimdi bu oranı düşürüyoruz, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız yüzde 66 veya 3’te iki nispetinde dönüşüme karar verirse, hani apartman yöneticiliğinde de galiba benzer bir uygulama var, böylece dönüşüm kararı alınmış olacak. Bütün bu hamlelerin amacı kentsel dönüşümü hızlandırmak.
Türkiye’yi karış karış yeniliyor, bir yandan altyapıları, yolları, havaalanları, demir yolları, limanlarıyla yenilirken, bir yandan da geleceğin marka şehirlerini inşa etmek için gayret gösteriyoruz. Bu ülkenin geleceği olan dev projeler, önemli yollar, körüler, havalimanları günden güne büyüyor, gelişiyor. Toplu konutlar, okullar, üniversiteler açılıyor. Bitmek, tükenmek bilmeyen bir şevkle milletimize Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hizmet etmeye devam ediyoruz. Biz bunları yaparken, ülkemiz hakkında, ülkemizin geleceği hakkında plan yapanlar da boş durmuyor, onlar da çalışıyor, biz hayra çalışıyoruz, bazıları da şerre çalışıyor, ama hayır da, şer de Allah’tandır. Biz iyi niyetle çalışacağız, çabalayacağız, milletimizin yüzünü güldürmeye devam edeceğiz.
Biz bugüne kadar birçok engelle karşılaştık, her türlüsünü denediler, şimdi başka yollar deniyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu ülke bu topraklarda çok büyük sınavlar verdi, bu millet en son sınavı 15 Temmuz’da verdi, orada da bu bayrak inmedi, bu ezanlar dinmedi, ülkeyi alçaklara bu millet teslim etmedi. Onun için, bu hesabı yapanlar bir kere değil bin kere düşünmesi lazım. Her şeyi hoş görür bu millet, ama asla ve asla hürriyetinden, istiklalinden taviz vermez. Egemenlik bizim milletimizin karakteridir.
Bizi ekonomi üzerinden sıkıştırarak dize getirmek isteyenler, yeni bir yanlışın içine girmiştir. Evvel Allah reel sektörümüz, ekonomimiz gün geçtikte daha da büyüyor, ihracatımız daha da artıyor. İstihdam, bir 1 yıl içerisinde Türkiye’nin sağladığı istihdam Ağustos’tan Ağustos’a 1 milyon 300 bin vatandaşımıza iş sağladı. Geçtiğimiz Ekim ayında son 9 yılın en büyük ihracat oranına ulaştık yüzde 15,5. Ayrıca, üretimdeki artış devam ediyor.
Bu finans piyasalarındaki bu dalgalanmalar geçicidir. Genellikle Amerika’da ekonomiyle ilgili alınan kararlar, bölgesel istikrarsızlıklar ve gelişmekte olan ülkelere yönelik bazı aleyhte söylemlerle kısa dönemli piyasalarda bu hareketlenmeler olacaktır, bu bizim öngördüğümüz bir şeydir. Ama hiç kimse unutmasın, Türkiye hala göstergelerde dünyanın en önde gelen ülkeleri arasındadır. Bütçe açığı Maastricht Kriterlerinin altında, bankalarının sermaye yeterlilik oranı Maastricht Kriterlerinin çok çok üstünde. Ayrıca bütün özel sektör, genel sektör borçlarının gayrisafi milli hasılaya oranı bile gelişmiş ülkelerin yarısından daha az. Kamu borcu milli gelirinin yüzde 30’unun altında. Bütün göstergeler ortada, dolayısıyla endişeye mahal yok. Bu dalgalanmaları biz hatırlayın geçen sene darbeden sonra da o reyting kuruluşları art arda açıklamalar yaptı, Türkiye göçtü, iflas etti, yatırım yapılamaz vesaire vesaire büyük büyük laflar ettiler ve ondan sonra da Amerikan seçimleri oldu, bir dalgalanma daha yaşadık, ama 2017’de Çin’den ve Hindistan’dan sonra dünyada en fazla büyüme oranını yılın yarısında sağlayan ülke Türkiye oldu.
O not kırma yarışına giren reyting kuruluşları bu sefer de reytinglerini düzeltme yarışına girdiler, bir revizyon, iki revizyon, üç revizyon yapanlar oldu. İnşallah bütün bu şartlara rağmen 2017 büyüme oranımız 6’yla 7 arasında bir noktaya oturmuş olacak; bu önemli bir oran. Bu tabi orta vadeli plan içerisinde 18-19 da dahil olmak üzere; 20 de dahil mi? 20 de dahil, 3 yıl içinde yüzde 5,5 asgari büyüme hedefliyoruz. Türkiye 2023 hedeflerini gerçekleştirmek için böyle bir oranını tutturmak mecburiyetindedir.
Her yıl iş gücüne katılım artıyor, kadınların iş gücüne katılımı son 10 yılda yüzde 23’ten yüzde 35’e çıktı. Bugün üniversitelerimizdeki akademik personelin yarıdan fazlası kadınlarımızdan oluşuyor.
Değerli katılımcılar; Türkiye her geçen gün büyük bir kararlılıkla hedeflerine yürüyor. Ülkemiz üzerinde, bölgemiz üzerinde yapılan spekülasyonlar ne olursa olsun, istikrardan ve kararlı yürüyüşümüzden asla taviz vermeyeceğiz. Geleceğimiz için milletle birlikte önümüze hangi hedefleri koyduysak Allah’ın izniyle hepsini tek tek gerçekleştireceğiz. Bunu niye söylüyorum? Geçmişe bakarak söylüyorum, geçmişte ne söz verdiysek hepsini yaptık, yapamayacağımız hiçbir şeyin de sözünü vermedik. Dolayısıyla geçmişteki tecrübemiz geleceğimizin bir anlamda teminatı gibidir. Dışarıdan olan biten şeylerin üzerimizde bir atalet oluşturmasına asla müsaade etmeyeceğiz.
Ülke olarak önemli hedeflerimizden biri de, bugün bizleri biraraya getiren ve bu sempozyuma konu olan kentsel dönüşümdür. Kentsel dönüşüm özet olarak, sadece eski evleri, ruhsatsız binaları yıkıp yeniden yapmak değildir, yaşanabilir marka şehirler oluşturmaktır, vatandaşımızın yaşam kalitesini artırmaya yönelik işleri başarmaktır, aynı zamanda gelişen ve değişen dünyanın getirdiği konfora sahip çevre dostu mekanlar üretmektir. Hedef, Türkiye’yi bu kayıt dışı, kaçak, kimliksiz yapılardan kurtarmak ve daha güzel, ruhu olan mekanlara, bol yeşil alanı, sosyal donatı alanları ve insanımızın günlük yaşamı için ihtiyacı olan her şeyin düşünüldüğü yeni mekanlarla buluşturmak. Yani kentsel dönüşüm, deprem dönüşümü bir anlamda geleceği inşa etmektir. Bu sempozyumun böylesine önemli bir meseleyi ele alması ve bu konuda yeni ufuklar açmasını önemsiyorum ve emeği geçenleri, Sabah Grubu, Turkuaz Grubu başta olmak üzere burada gördüğünüz bütün destek veren kişi ve kuruluşlara teşekkür ediyorum.
Ve bu vesileyle, sizlerle, vatandaşlarımızla düşüncelerimizi, hedeflerimizi paylaşma fırsatı bulduğum için de sizlere şükranlarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun, hayırlı akşamlar diliyorum.