Basbakan Yildirim’in Kocaeli Is Dünyasi ve STK temsilcilerine hitabinda yaptigi konusmanin tam metni
Hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bugün sizlerin arasında olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum.
Evet, bugün Kocaeli’ndeyiz. Kocaeli, az önce değerli Valimiz, Başbakan Yardımcımız, Bakanımız da ifade etti, Türkiye’nin üreten şehri. Türkiye ekonomisinin, Türkiye istihdamının, ihracatının, ticaretinin önemli bir kısmı. İstanbul’dan sonra Bursa’yla beraber gerçekleştirildiği bir şehrimiz. Yüzölçümü çok büyük olmamasına rağmen ürettiği ekonomik değer bakımından Türkiye’nin gözbebeği bir şehrimizden bahsediyoruz. Tabii bu kadar küçük bir alana bu kadar çok fazla tesis, bu kadar fazla üretim, bu kadar fazla insanın birarada yaşıyor olması doğal olarak bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Bu sadece Kocaeli’nin problemi değil, büyük şehirlerin hemen hemen hepsinde var olan bir problem. Türkiye’nin de problemi değil, dünyada mega kentler dediğimiz şehirlerde altyapı, trafik her zaman sorundur. Amaç, bunu tamamen bu sorunu gidermek değil sürdürülebilir bir hale dönüştürmektir.
Bu anlamda neler yaptık, neler yapmadık? Son 15 yıla baktığımızda Kocaeli’nde eğer bugün ne kadar yapılanlar yapılmamış olsaydı, ben size çok emin olarak şunu söyleyebilirim: Kocaeli’nde arabalarınızla adım atamazdınız, 1 metre bile hareket edemezdiniz. Çünkü Kocaeli’nde son 15 yılda yüzde 40 araç sayısında artış oldu, yüzde 40 artış demek, o günkü trafiğin neredeyse yarısına yakın yeni bir trafik yükünün şehre yüklenmesi demektir. Peki, biz ne yaptık, Belediyemiz ne yaptı? Yaptıklarımız anlatıldı, ama kısaca birkaç önemli şeyden bahsetmek istiyorum.
Bir kere Ankara-İstanbul hattını hızlı tren standardına yükselttik ve orada ciddi bir yük almasını sağladık. Bunun dışında yıllardan beri Türkiye’nin gündeminde olan Körfez Geçiş Köprüsü var biliyorsunuz. Ta 70’li yıllardan beri ihale ediliyor, iptal ediliyor ve sürekli her seçimde siyasetçilerin en önemli konularından biri. Geldik, bu köprüyü de yaptık, onun devamı olan otoyolu Bursa’ya kadar da açtık. Şu anda o yolun açılmasıyla birlikte Kocaeli üzerindeki trafik baskısını yüzde 25 oranına bu proje tek başına azalttı. Tabii araç sayısı artmaya devam edecek, ekonomi büyüdükçe, refah arttıkça bunlar olacak, bundan kaçış yok. O halde ne yapmamız lazım? Tedbir almamız lazım. Tedbirlerden bir diğeri de, Yavuz Sultan Selim Köprüsünden gelen otoyolu TEM’e bağlamıyoruz, yani şu anda TEM’e bağlı, E5’e bağlı, Kuzey Marmara Yolu dediğimiz Kocaeli’nin hemen şehrin dağın öbür tarafından kuzeyinden geçen bir üç şerit gidişli-üç şerit gelişli otoyol yapıyoruz. Bunun da yapımı süratle devam ediyor, Akyazı’ya kadar bu yol yapılmış olacak. Böylece Kocaeli’nin içinde üretilmeyen trafik, transit trafiği şehrin içinden çıkarmış olacağız.
Bu arada başka bir şey daha yaptık biz; Kocaeli’ndeki E5 bölünmüş yol değildi, onu da bu zaman içerisinde iki gidiş-iki geliş haline getirdik. O kadar dar ve sıkışık bir aynen şişe boğazı gibi Kocaeli geçişi bütün Avrupa’nın, İstanbul’un, Anadolu’nun yükünü adeta alan bir şehrimiz. Dolayısıyla bu şehre nefes aldıracak mutlaka köklü çözümler de üretmek mecburiyetindeyiz. Bu saydığım dört tane iş, Kocaeli’nin bugün trafiğini bir ölçüde sürdürülebilir hale getirdi, Kuzey Marmara Yolu bittiğinde rahatlamayı daha iyi bir şekilde hissedeceğiz. Yeter mi? Yetmez. İşte 35 limanımız var, yüzlerce sanayi tesisimiz var, burada çalışanlar var, yeni tesisler kurulacak, bilişim vadisi açılacak, büyük bir istihdam orada olacak. O bakımdan Kocaeli’nde daha yapmamız gereken işler olduğunu biliyoruz. Ne yapacağız? Artık Kocaeli toplu ulaşımda metroya, raylı sisteme daha fazla önem vermesi gerekiyor. Bugün Büyükşehir Belediye Başkanımız İbrahim Bey söyledi, ilk zannediyorum 12-13 kilometrelik bir etabı Gebze’den başlayarak bu tarafa doğru inşallah Belediye başlıyor ve devamını da daha sonra Ulaştırma Bakanlığı planlayıp yapacak. Böylece toplu ulaşımı, raylı sistemi yer altına aldığımız zaman şehrin uzun vadede sürdürülebilir bir trafik sorunu ortadan kalkmış olacak. Bunlar tabii büyük paralar, büyük yatırımlar. Bu yatırımlar 3-5 yıla sari yatırımlar değil. Bunlar şehrin gelecek 100 yılına yapılan yatırımlardır.
Kocaeli bunların daha fazlasını hak ediyor, neden hak ediyor? Çünkü Kocaeli üretiyor, ürettiğiyle de ihtiyacı olan bölgeleri besliyor. Türkiye’de üreten, katma değer sağlayan 13-14 tane il var. Bu illerde üretilen katma değerler diğer illerin eksiğini gideriyor, onların açığını kapatıyor. Onun için buraya ne kadar çok altyapı yatırımı yaparsak üretim daha fazla olacak, istihdam daha fazla olacak ve kalkınma açığı olan diğer bölgelerimizdeki fark da, makas da kapanacak. Böylece toplumsal barış, kardeşlik tesis edilmiş olacak.
Kocaeli’nin bir şanssızlığı var, tabii tesisler Kocaeli’nde, merkezler İstanbul’da. O yüzden de tabii hesap yapılırken emeği olmadan İstanbul’un hanesine yazılıyor. Örnek vermek gerekirse, şimdi mesela bu yılın başından itibaren Kredi Garanti Fonu kefaletinde biliyorsunuz işletmelerimizin nakit ihtiyacını karşılamak için bir karar aldık ve yürürlüğe koyduk. Bugüne kadar bu kredilerden yararlanan firma sayısı 322 bin, verilen kredi miktarı 206 milyar lira Türkiye çapında, bu büyük bir kaynak. Ne oldu? Firmalar işlerini büyütmek için aldılar, borçlarını yeniden yapılandırmak için aldılar, nakit ihtiyaçlarını karşılamak için aldılar ve dolayısıyla yaşadıkları sıkıntıları ortadan kaldırdılar. Bunun sonucu ne oldu? İlk çeyrek büyümesi yüzde 5.1 oldu. İkinci çeyrek büyümesi yine aynı şekilde oldu. Üçüncü çeyrek büyümesi yüzde 7 ve üzerinde olacak belki de. Dolayısıyla alınan her karar, ekonomi konusunda alınan idarenin her türlü kararı topluma, ülkeye kaynak olarak dönüyor, katma değer olarak dönüyor. Mesela KGF’den bugüne kadar Kocaeli’nde 7854 firma yararlanmış ve ödenen toplam miktar 4 milyar 987 milyon. Geçen 6 ay içinde 5 milyar para girmiş bu bölgeye. Ekonomiye, üretime can suyu olmuş, destek olmuş. Aslında bu miktar daha fazla, burada İstanbul’da merkezi olup da kaydı olmayan firmaları dahil ettiğimizde 7,5 milyarı aşıyor, firma sayısı 10 bini buluyor.
Dolayısıyla değerli dostlar, değerli kardeşlerim; Hükümet olarak biz son 1 senede çok büyük badirelerden geçtik, ülke olarak geçtik. 15 Temmuz hiçbirimizin beklediği, hayal ettiği, düşündüğü bir şey değildi. Ama 15 Temmuz gibi bir hainliği bu ülke yaşadı. Allah’tan milletimiz, sizler, hepimiz hangi görüşten, hangi düşünceden olursa olsun mesele bayrak olunca, mesele istiklal olunca, mesele ülkenin bekası olunca bir olduk, beraber olduk, sokaklara indik, alçaklara geçit vermedik. Allah hepinizden razı olsun. Bu vesileyle o gece göğsünü kurşunlara, silahlara siper eden ve hayatını kaybeden şehitlerimize ve ülkemizin varlığı, bekası için mücadele eden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize hayırlı ömürler diliyorum.
Böyle bir millet olduktan sonra bu ülkenin sırtı yere gelmez. Milletimiz hakikaten basiret sahibi, feraset sahibi. Nerede hangi adımı atacağını çok iyi biliyor. Bunun en son örneği 15 Temmuz’dur. 15 Temmuz sonrası ekonomimiz daraldı, küçüldü, bunun üzerine bir de Amerika başkanlık seçimi ve dünyadaki belirsizlik eklenince, aslında biz 2017’ye çok iyi girmedik ve bir de referandum meselemiz vardı. Bütün bu zorlukların üstesinden geldik ve 2017’nin birinci çeyreğinden itibaren büyümeyi tekrar yaşamaya başladık. Şu anda geldiğimiz nokta itibariyle dünyada büyümede üçüncü sıradayız, Avrupa’nın iki katı büyüyoruz. IMF’in en son yaptığı araştırmaya göre Türkiye satın alma gücü paritesine göre dünyanın 13. büyük ekonomisi. Avrupa’da altıncıydık beşinciliğe yükseldik, İspanya bizim arkamıza düştü. Türkiye her bakımdan büyüyor, gelişiyor. Siz öyle kulak asmayın, moral bozmaya çalışanlar, felaket tellallığı yapanlara aldırış etmeyin, işinizi büyütün, daha çok çalışın. Ne kadar çok istihdam yaparsanız ülkemiz o kadar daha sorunlarından kurtulmuş olur. Türkiye, Avrupa gibi değil, nüfus ortalaması 30. Doğu’ya-Güneydoğu’ya gittik ki mi bu 20’ye düşüyor, dolayısıyla genç ve dinamik bir nüfusumuz var. Bu bizim hem avantajımız, hem sorunumuz. İşte geçtiğimiz yıllarda yılda 3 binin üzerinde genç dağa çıkarılıyordu o bölgemizde. Şu anda 3-5 tane bile bulamıyorlar. Niye? Gençler artık geleceğin dağda değil geleceğin Türkiye’nin birliğinde, beraberliğinde ve kardeşliğinde olduğunu gördüler, teröre olan bu alakaları tamamen kayboldu, teröre sırtını döndüler, ülkesine sırtını yasladılar. Bunlar önemli gelişmeler. PKK ile çok ciddi mücadele ediyoruz. Son 24 saat içerisinde 30 tane terörist etkisiz hale getirildi. Bunlar tabii güç kaybedince, bu sefer her türlü alçaklığı yapıyorlar. Sivillere saldırıyorlar, askere, polise, korucularımıza saldırıyorlar. Ama Allah’a şükür şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Terörle mücadele konusunda bugün inisiyatif tamamen devlettedir ve terör örgütleri, özellikle PKK Kuzey Irak’ta ve Suriye’de yaşanan gelişmelerden medet ummaktadır. Onlar devlet olacak, işte bağımsız devlet olacaklar, bu sayede onlar da amacına erişecekler gibi bir tatlı hayalin içine girmişlerdir.
Ama burada, Kocaeli’nde sivil toplum örgütlerimizin, ekonomiye yön veren siz değerli kardeşlerimizin huzurunda şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne zarar verecek, insanının hayatına kastedecek kim olursa olsun, ister Suriye’de, ister Irak’ta sınır değişikliğine cüret edecek, statü değişikliğine yeltenecek kim olursa olsun bu ülkemizin ulusal güvenlik meselesidir ve gereken karşılık hiç tereddütsüz verilecektir, bundan hiç kimsenin zerre kadar şüphesi olmasın.
Bugün Kuzey Irak’ta kişisel ihtirasları uğruna o bölgede yaşayan Kürtleri, Arapları, Türkmenleri ateşe atanlar, onların sırtını sıvazlayanlara çok güvenmesin. Yarın-bir gün işler kötüye gidince onların hiçbirini göremeyecekler, tekrar o insanlarla baş-başa kalacaklar. Onun için bir macera arayışı olsa olsa kendilerinin sonunu hazırlar. Biz tarih boyunca bu coğrafyada, Mezopotamya’da, Anadolu topraklarında, Kafkaslarda hep bir olduk, kader birliği yaptık, her türlü mezhep-meşrep ayrımı yapmadan birlikte yaşadık. Kürtlerle, Türklerle, Araplarla, Çerkezlerle, Lazlarla, Asurilerle, Ezidilerle, her türlü mezhep ve meşrepten insanlarla hep beraber olduk, bundan sonra da beraber yaşamaya devam edeceğiz. Burada huzuru bozmaya çalışanlar maalesef buranın yerlileri değil bura üzerinde emperyal hesapları olanların yaptıkları oyunun bir parçası oluyorlar oradaki yerel yöneticiler. Bunu defalarca uyardık, ama fayda etmedi. Yeterince zaten bölgede insanlar çile çekti, daha fazla onları bir çileye sürüklemenin ne anlamı var? Ama bazen kişisel ikbal ve ihtiraslar ülkenin ve tabi olduğu halkın ötesine geçiyor, önüne geçiyor ve böyle durumlar ortaya çıkıyor.
Biz ikazlarımızı yapmaya devam edeceğiz, ama ülkemizin milli güvenliğine yönelik herhangi bir adım da olursa karşılığını da tereddütsüz anında vereceğiz. Türkiye’nin bunu yapmaya gücü var. Türkiye eski Türkiye değil değerli dostlar. Türkiye, günden güne kendi kendine yetebilen bir ülke haline geliyor. Savunma sanayinde caydırıcılıkta, ekonomisinde, ticaretinde, üretiminde, akıl terini alın terine katmada Türkiye önemli mesafe kat etti. Tam istediğimiz yerde miyiz? Değiliz. Daha gayret etmemiz lazım, bakın Orta Vadeli Planımız açıklandı, 2020’den itibaren Türkiye orta gelir grubundan üst gelir grubuna çıkacak; hedefi böyle koyduk. Nedir o? Kişi başına milli geliri 13 bin doların üzerine çıkacak. Bu artık üst gelir grubunda olan ülkelerin sınırıdır. Aslında birçok konuda Türkiye ilk 20 ülkenin ortalamasına yakın. Mesela havacılıkta Türkiye dünyada 11. sırada, Avrupa’da 2. sırada. Altyapı, yollar, 128 ülke arasında Türkiye 13. sıraya yükseldi son 15 yılda, altyapı ve yol çok önemli. Yol medeniyet, yol olmazsa ürettiğinizi nasıl taşıyacaksınız, nasıl limanlara indireceksiniz, nasıl ekonomik değer elde edeceksiniz? Bütün bunlar bugünün, yarının yatırımları değil Türkiye’nin geleceğinin yatırımlarıdır.
Değerli dostlar; Türkiye bütün bunları etrafında yaşanan sorunlara rağmen yapıyor. Avrupa’yla ilişkilerimiz fevkalade değil, maalesef Avrupa’da ırkçılık söylemleri, İslam düşmanlığı, Türk düşmanlığı prim yapıyor, oradaki siyasetçiler de kısa vadede bundan yararlanmaya çalışıyorlar. Ama unutmayalım, bizim orada 7 milyona yakın soydaşımız var, vatandaşımız var, kardeşimiz var, onların geleceği de bizim için önemli. O yüzden Avrupa’yla olan politikalarımızı da dikkatle belirliyoruz. Biz hiçbir zaman Avrupa Birliği’nin halkıyla, orada yaşayan ülkelerin insanlarıyla bir sorunumuz olmadı. Sorunumuz, bazı Avrupalı yöneticiler maalesef seçim zamanları gelince Türkiye onların birinci gündemi oluyor. Hollanda bunu yaptı kaybetti, Almanya da yaptı o da kaybetti. İnşallah bundan sonra tecrübe olur, bir daha böyle Türkiye’yle uğraşmak cihetine gitmezler. Avrupa ile Türkiye’nin ilişkilerinin gelişmesi şarttır. Türkiye, hem Avrupalı, hem Asyalıdır; coğrafi olarak da böyle, kültür olarak da böyle. İki kıtayı birleştiren başka bir ülke yok, biz iki kıtayı birleştiriyoruz. Yüzyıllar boyunca medeniyetlerin buluştuğu yer olmuşuz. Dolayısıyla bundan sonra Avrupa Birliği oturup kendi vizyonunu gözden geçirmesi lazım. Geleceğe bir Hristiyan kulübü olarak mı devam edecek, yoksa Balkanlar’ı, Anadolu coğrafyasını dahil ederek daha geniş bir coğrafyada ilerlemesini mi sürdürecek; buna kendileri karar verecekler. Eğer Türkiye’yle ilgili alacakları karar olumlu veya olumsuz yönde alacakları bir karar Türkiye’ye 1 kaybettirirse, Avrupa’ya 2 kaybettirir. Türkiye, Avrupa’ya yük olmadı hep Avrupa’nın yükünü aldı. Nasıl aldı? İşte Suriye-Irak, bu bölgedeki istikrarsızlığın bedelini biz ödüyoruz. Eğer biz burada umursamaz olsak, biz değerlerimize sahip çıkmasak, bu sorun onların sorunu haline gelecek. Dolayısıyla Avrupa’nın güvenliği Türkiye’den başlıyor. O yüzden de Avrupa konuya bu açıdan bakmalı ve bundan sonraki süreçte kısa vadeli siyasal hesapları bir kenara bırakıp uzun vadeli bölge barışı, bölgenin güvenliği, bölgenin gelişmesi için Türkiye’yle daha yakın işbirliğini geliştirmelidir.
Değerli dostlar; Türkiye bulunduğu konum itibariyle dünyanın merkezindedir. Niye merkezinde? Diyeceksiniz ki, ya nereden çıkardın, dünya bir küre, parmağınızı nereye koyarsanız orası merkezdir; doğru. Ama merkezden merkeze fark var, Avustralya da dünyanın merkezinde, bir ucundan bir ucuna 6 saat uçuyorsunuz ortasından kuzeyine, güneyine, doğusuna, batısına, hala memleketin içindesiniz. Ama Türkiye’den 3 saat uçuşla 56 ülkeye gidiyorsunuz, 1,5 milyar insanın yaşadığı bir bölgeye hitap ediyorsunuz. Yıllık 30 milyar dolar gelirin, gayrisafi hasılanın oluştuğu bir bölgedeyiz; bu bize büyük bir imkân, büyük bir fırsat. Petrolümüz, doğalgazımız yok, ama mukayeseli coğrafi üstünlüğümüz var, mukayeseli insan kaynağı üstünlüğümüz var. Bunları bizim ülkemizin geleceği için, kalkınması için en iyi şekilde kullanmanın yoluna bakıyoruz.
Dünyada son 10 senede 10 tane büyük proje var, bunun 5 tanesi Türkiye’de. Yani Türkiye’yi küçümsemeyin, dünyanın 10 büyük projesinin 5’ini Türkiye yaptı veya yapıyor. Bunlar hangisi; Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü, dünyanın en büyük havalimanı, Çanakkale Köprüsü, Marmaray, Avrasya Tüneli, bunlar dünyada marka projeler ve bu projeler gibi toplam 10 tane yapıldı. Çünkü dünyada kriz var, 2009’dan beri var olan kriz henüz bitmiş de değil, yavaş yavaş toparlanıyor. Bir toparlanıyor, yeni bir kriz geliyor. Şimdi Kuzey Kore-Amerika atışması, Çin’le olan ilişkiler, yani dünya kaynıyor tabiri caizse. Biz bu kaynamanın merkezindeyiz. Burada ülkemizi istikrar içinde tutmak, güçlü iktidarı sürdürmek için biz durup dururken bu referandumu yapmadık, bu kararı durup dururken almadık. Çünkü bir 15 Temmuz yaşadık, 15 Temmuz bize şunu gösterdi: Türkiye bölgesinde güçlü olması lazım. Her türlü bölücü, ayrıştırıcı faaliyetlere kapısını kapatması lazım. İşte 16 Nisan’da verdiğiniz karar bu anlama geliyor. Çünkü vatandaş iktidarı sandıkta belirleyecek, 5 yıl boyunca vatandaşın işini-gücünü, ihtiyaçlarını o iktidar görecek. Hükümet kuruldu-kurulmadı, o oldu-bu oldu, böyle bir mesele yok, zaman kaybı olmayacak. Ama her şeyden önce ne olacak? Türkiye’nin bölünme riski ortadan kalkacak. Yüzde 50+1 oy almak ne demek? Türkiye’nin her köşesinden oy almak demek, bu da ülke bütünlüğünü getiriyor, üniter yapının korunmasını getiriyor, Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini getiriyor. İşte bu sistemin belki de en önemli iki özelliği bu; istikrar, sürekli iktidar ve tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan ülküsünün ilanihaye devam etmesi.
Değerli dostlar; tabii az önce Bakanımız, Başbakan Yardımcımız da, Valimiz de bahsetti, Kocaeli’nin faal 13 tane OSB’si var, 100 bin kişinin üzerinde çalışanı var. Bu şehrin, bu kadar üretken bir şehrin 35 tane limanı var, üretimin yüzde 13-14’ü yapılıyor tek başına Türkiye’deki üretimin. Bursa’yla beraber, İstanbul’dan sonra en fazla üretim yapan şehri Kocaeli. Buraya tabii modern bir hastane yapıyoruz 1200 yataklı bir hastanemiz devam ediyor. Onun dışında Muallim Köyü konuşuldu, 3 bin dönümde tamamı yapıldığında çok büyük bir bilişim vadisi olacak. Gelecek bilişimde, gelecek akıl teriyle alın terinin birleştirilmesinde. Sadece alın teriyle kalkınamayız. Tamam tekstilde iyiyiz, makine sanayinde iyiyiz, gemi inşaatında iyiyiz, demir-çelikte iyiyiz, birçok alanda şeyimiz var, ama stratejik üstünlük sağlayacak alanlar akıl terinin daha fazla olduğu işler. Dünya değişiyor, şimdi yazılım, uzay teknolojileri, havacılıkla ilgili yazılıma sahip olursanız, sanayi 4.0 gelişmesini ıskalamazsanız dünya üzerinde söz söyleyen ülke haline gelirsiniz. Şu anda en büyük güç bilgidir. Bundan böyle bilgiye sahip olan, bilgiyi üreten, bilgiyi katma değere dönüştüren ülkeler yol alacak, diğerleri tabiri caizse offline olacak. Bu şekilde bir gidişattayız, bunu görmemiz, tedbirlerimizi hemen almamız lazım. Bunu nasıl sağlayacağız? Eğer kendi iç meselelerimizle, kısır çekişmelerle zamanımızı heba edersek bunu yapamayız. Önümüze bakacağız, işimizi yapacağız, kafamızı ülkenin yarınları için daha çok meşgul edeceğiz.
Evet, söylenecek çok şey var, tabii belki söylenmesi gereken konuların birçoğu da Sanayi ve Ticaret Odası Başkanımız bize kapsamlı bir dosya verdi, onların hepsine bakacağız. Bunlarla ilgili de çözümlerimizi aktaracağız.
Son günlerde kamuoyunda zamlar oluyor, şunlar oluyor-bunlar oluyor, çeşitli şeyler var. Doğru, zam yapmak çok, yani nasıl söyleyeyim; çok makbul bir şey değil. Ama ülkenin ihtiyaçları, ülkenin gerçekleri ortadaysa, bazı tedbirleri de kalıcı ferahlık için almak gerekiyor. Çünkü son 1 yıldan itibaren biz savunma sanayinde çok ciddi gelişmeler sağladık, çok ciddi ihtiyaçlarımız var, bu ihtiyaçlarımızı karşılamak ve savunma sanayinde yetkinliğimizi artırmak için ilave kaynağa ihtiyacımız var. Bunun bir kısmını kamuda tasarruf ederek, kamudaki bazı harcama önceliklerini yeniden gözden geçirerek sağlayacağız. Bir kısmını da, doğrusu tabii vergi artışı gibi yollarla karşılamış olacağız. Ama 2018, 2015’te turizmdeki kayıplarımız, 2016’daki kayıplarımız ve darbe dolayısıyla yaşadıklarımızın bir birikimidir. 2018 zor bir yıl olacak, o zorluktan hasar almadan çıkabilmek için bazı tedbirleri almak zorundaydık, bu tedbirleri alıyoruz. Ama 2019 ve sonrası için evvel Allah daha güçlü bir şekilde gireceğiz ve büyük hedeflere emin adımlarla yürüyeceğiz.
Benim sizden istediğim şu. Sizin istekleriniz var, biliyorum, hepsine değilse de birçoğuna vakıfım. Ama benim sizden istediğim; geleceğe bakın, olabildiğince ileriye bakın, 2023’e odaklanın, daha sonrasına odaklanın. İşinizi, aşınızı büyütmek demek, ülkeyi büyütmek demek. Benim yaptığımdan ne olacak demeyin, sizin yaptıklarınız biraraya geliyor toplanıyor, Türkiye’nin değeri oluyor, Türkiye’nin katma değeri oluyor ve Türkiye bir basamak daha yukarı çıkıyor. Bir basamak daha yukarı çıkmak demek, daha çok insanımıza iş bulmak demek. Daha çok insanımızın yüzünü güldürmek demek. Bakın biz 1 milyon insanımıza her yıl iş buluyoruz. Ama iş gücüne katılanların sayısı 1 milyondan fazla, 1 milyon 300 bin. Bu ne demektir? Daha fazla insanımıza iş bulmamız lazım. Nasıl bulacağız? Yeni iş yerleri açacağız. Onun için de Orta Vadeli Planda inşallah 2019’dan itibaren işsizliği tek rakamlı hale getireceğiz. Enflasyonu yüzde 6-7 bandına çekeceğiz ve büyümeyi 5,5 ortalama seviyesinde sürdüreceğiz. İnşallah bu hedefleri hep birlikte dayanışmayla, zorlukları birlikte aşmak suretiyle başarmış olacağız.
Ben bir kez daha bana bu fırsatı verdiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum. Beni sabırla dinlediğiniz için de şükranlarımı sunuyorum, sağ olun, var olun, afiyet olsun.