Basbakan Yildirim’in ortak canli yayindaki gündeme iliskin açiklamalarinin tam metni
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- AK Parti Afyon Kampından iyi akşamlar efendim. Bugün Sayın Başbakan Binali Yıldırım’ı konuk ediyoruz.
Sayın Başbakanım, hoş geldiniz programımıza.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hoş bulduk, iyi yayınlar diliyorum. Oldukça zengin bir kadromuz var bugün.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Kadroyu da önce tanıtayım.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sizler hoş geldiniz.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Hoş bulduk efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz ev sahibiyiz bugün.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sabah Gazetesinden Okan Müderrisoğlu, NTV’den Funda Görey, Haber Türk’ten Veyis Ateş, TV 24’ten Melik Yiğitel, CNN’den Hande ve ben Yaşar Taşkın Koç. Ortak bir yayın olacak; TRT Haber, TRT Türk, AVAZ, Kürdi, Diyanet TV ve arkadaşlarımızın her birinin kendi gruplarından haber kanalları da, Okan Bey için A Haber, NTV, Haber Türk, TV 24, CNN birlikte ortak yayındayız şu anda.
Çok fazla temel konular var, önemli konular var. Bunların birçoğunu içeride de konuştunuz, ama en sıcak olanlarından başlamak istiyoruz. Ortadoğu’daki gelişmeler, özellikle Musul ve Suriye. Bu açıdan Musul’dan başlamak istiyoruz efendim. Musul’daki son durum nedir? Dün Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanı Carter da geldi, çeşitli açıklamalar var. Türkiye’nin hem Irak Bağdat Yönetimiyle, hem Amerika Birleşik Devletleri’yle çeşitli konularda anlaşmazlığı olduğunu biliyoruz. Bunlar çözüldü mü ve bundan sonra neler olacak?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Musul’daki durum şu anda şehrin merkezinden DEAŞ unsurlarını temizlemek için kuzeyinden ve doğusundan Bağdat Hükümetinin askeri unsurları ve onlarla birlikte hareket eden milislerle harekât devam ediyor, operasyon devam ediyor. Şu anda şehir merkezine gelinmediği için ciddi bir direniş söz konusu değil, çevresini temizliyorlar. Bir harekât planı var, bu plana göre kuzeyden, doğudan, güneyden, üç koldan operasyon ilerleyecek ve şehir merkezinde DEAŞ’ı sıkıştıracaklar, Dicle’nin batısında asıl direnişin, çatışmaların olacağı varsayılıyor. Ama özellikle bu harekât planına göre şehrin batı tarafı, hafif güneybatı tarafı diyelim açık bırakılıyor ki DEAŞ unsurları oradan çekilsin gitsin, yolda da onları bir şekilde etkisiz hale getireceklerini hesap ediyorlar; plan bu, bu çerçevede harekât devam ediyor. Ama bu arada tabii DEAŞ dikkati çekmek için veya Musul üzerindeki baskıyı azaltmak, zaman kazanmak için Kerkük’te bir harekât yaptı, onunla ilgili de gerekli karşılık verildi ve orada da işler normale döndü şu anda.
HANDE FIRAT- Efendim, bu çerçevede şimdi Carter’ın açıklamaları oldu sizlerle görüştükten sonra uçakta gazetecilere; Türkiye ve Irak’ın Türkiye’nin Musul operasyonuna katılması konusunda prensipte anlaştıklarını söyledi. Ancak bugün Irak Başbakanının bir açıklaması var; Türklerin katılmak istediğini biliyorum, kendilerine teşekkür ediyorum, ama bu Iraklıların üstesinden geleceği bir şey.
Bir de, teknik heyet gitti Irak’a, dolayısıyla bir görüşmeler yapıldı. Şimdi şunu merak ediyoruz, ne konuda mutabakata varıldı? Yani, Türkiye operasyonun neresinde dahil olacak, havada mı, başka bir opsiyon mu var, yoksa Irak Başbakanın açıklaması çerçevesinde şu an için bir mutabakat yok mu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Koalisyon güçleri içerisinde hava unsurları var, kara unsurları var. Hava unsurları içerisinde Türkiye yer alacak. Bir hava harekâtında ihtiyaç duyulduğunda bizim uçaklarımız da operasyona katılacak, burada bir tereddüt yok, burada mutabakat sağlanmış durumda. Kara operasyonunda zaten şu anda Irak’ın resmi askerleri, polisi, güçleriyle Peşmergeler doğrudan yer alıyor, ayrıca bizim Başika Kampında eğittiğimiz Ninova Muhafızları var, onlar yer alıyorlar, diğer taraftan Irak içerisinde diğer misil gruplar var onlar yer alıyorlar. Dolayısıyla şu anda koalisyon güçlerinden doğrudan operasyonda yer alan başka ülke unsurları yok. Amerika Birleşik Devletleri lojistik destek veriyor, arka planda Amerika da yer alıyor. Dolayısıyla kara harekâtında şu anda bizim aktif olarak operasyonların içinde yer almamızı gerektirecek bir durum söz konusu değil.
Peki, ne zaman böyle bir şeye ihtiyaç doğar? Bizim oradaki hassasiyetimiz iki noktada ön plana çıkıyor. Bir tanesi; bir kere Başika’daki bizim varlığımız, askeri varlığımıza yönelik Bağdat ileri-geri açıklamalar yapıyor. Önceki şartları değişen bir şey yok, biz orada 2015’ten beri bulunuyoruz, bugüne kadar herhangi bir sorun olmadığı halde bugün bunun gündem yapılarak sürekli temcit pilavı gibi tekrarlanması hoş değil bizi rahatsız ediyor, bunu da açıkça ifade ettik. İtirazlara rağmen biz orada Musul’un kurtarılması, DEAŞ’a karşı etkin mücadele edilmesi konusunda birliğimiz ciddi bir katkı sağlıyor. Binlerce orada yaşayan aşiretlerin, sivil unsurların eğitimini yaptı ve DEAŞ’la yapılan mücadelede de önemli bir başarı kazandı, bunu ispat etti. Bütün bu şartlar ortadayken, amaç eğer DEAŞ’ı Irak’tan temizlemek ise, tam da bizim oradaki Başika askeri varlığımız bunu yapıyor. Irak’ın bize bu konuda teşekkür etmesi lazım. Biz bunu beklerken maalesef “ne işi var burada Türk birliğinin” şeklinde rahatsız edici sürekli bunu iç siyaset saikleriyle veya başka ülkelerin yönlendirilmesiyle yapıldığını düşünüyorum.
Tekrar edeyim, ikinci önemli orada husus; bizim Musul operasyonundan sonra demografik yapının değiştirileceği ve Musul’da yaşayan 2 milyona yakın insanın mülteci durumuna düşüp ve büyük bir mülteci akımının Türkiye’ye doğru geleceği yönünde endişelerimiz var.
Burada birinci husus; yeni Kerbela’lar oluşmasın, böyle bir tehlike görüyoruz ve bunu da vakitlice uyarıyoruz.
İkinci husus; buradan çıkacak mültecilerin Türkiye’ye gelmesi demek, mevcut 3 milyonun üzerine 1 milyon daha ilave olması demektir. Bir başka konu da; burada mezhep savaşı riskinin çok ama çok artması demektir. Bu da, büyük bir katliam, ikinci bir Felluce vakası demektir.
Bütün bunları dikkate alarak biz diyoruz ki; biz bu işe kayıtsız kalamayız, çünkü bizim Irak’la beraber 350 kilometre sınırımız var, dolayısıyla Irak’tan gelecek her türlü terör tehdidine karşı, her türlü mülteci akınına karşı ve bölgede zuhur edecek bir mezhep savaşı ve katliamlara karşı Türkiye asla kayıtsız olamaz, gerektiği anda müdahale etmekten de zerre kadar tereddüt göstermeyeceğiz, bunu da açıkça ifade ettik. Bu konuda da hiç kimsenin nasihatine ihtiyacımız yok.
Bir konu unutulmamalı arkadaşlar; ülkemizin başını ağrıtan PKK terörünün barındığı ülke Irak. Irak bize laf edeceğine önce orada bulunan ve ülkemizi rahatsız eden, yıllardır sivil insanların hayatına kasteden, güvenlik güçlerimizi şehit eden bu alçak hain bölücü PKK terör örgütüne yataklık yapmasınlar. Önce ülkelerine sahip çıksınlar, ülkelerindeki terör örgütlerini zapturapta alamıyorlar Türkiye’ye kafa tutmaya kalkıyorlar; böyle şey yok.
MELİK YİĞİTEL- Tam buna ilave olarak Sayın Başbakanım, şimdi bugün birtakım fotoğraflar da yansıdı, Kerkük’teki müdahale sırasında Peşmerge saflarında PKK’lı, YPG’li militanların olduğuna dair fotoğraflar. Bir yandan da sizin tam da söylediğiniz gibi şimdi hızla Sincar’a doğru PKK’nın kaydığına dair bilgiler var. Yani Kandil ve Kobani gibi üçüncü gibi bir nokta oluşturma Irak’ta. Şimdi hem siz, hem Sayın Cumhurbaşkanı ısrarla hep şunu söylediniz: Gerekirse B ve C planları devreye girer. Bu durumda PKK’nın kendine alan açması, Sincar’a yerleşmesi durumunda tıpkı Suriye’deki gibi Fırat Kalkanı benzeri bir operasyonu Türkiye Irak’ta başlatır mı bunu gerekçe göstererek?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, gerek Irak Hükümeti, gerek Amerika Birleşik Devletleri defalarca bize, Haşdi Şabi Şii milislerin şehrin içine girmeyeceği, ayrıca PKK’nın da operasyona katılmayacağı yönünde taahhütleri var. Ama henüz bu konudaki tereddütlerimiz, kuşkularımızı karşılamıyor bu taahhütler, onun için de kendi tedbirimizi almak için her türlü hazırlığı yaptık.
Sorunuza gelince; Türkiye gerek Suriye’de, gerek Irak’ta, Suriye’de 911, Irak’ta 350 kilometre hududu var, bu hudutların güvenliğini sağlamak, buradan terör unsurlarının geçişini önlemek için her türlü tedbiri alma hakkına sahiptir. Bunu Suriye’de başlattık Fırat Kalkanı Operasyonuyla 95 kilometreye 45 kilometrelik bir bantta Fırat Kalkanıyla Özgür Suriye Ordusunun harekâtına destek veriyoruz. Amacımız, hem güneyde yaşayan Kilis, Gaziantep, Hatay, bu bölgedeki vatandaşlarımızın can ve mal emniyetini korumak, hem de sınırlarımızdan DEAŞ, YPG, PYD gibi örgütlerin gelip eylem yapmasının önüne geçmek. Buradaki operasyonlar gayet iyi gidiyor, Cerablus temizlendi, efsane yaptıkları Dabık temizlendi, Rai temizlendi, şimdi daha güneye El-Bab’a doğru bu temizlik harekâtı devam ediyor ve güvenli bölge oluşturuldu. Türkiye’deki mültecilerin bir kısmı da geldiler oradaki köylerine, evlerine yerleştiler, normal hayata geçtiler, buranın elektriğini veriyoruz, suyunu veriyoruz, okullar açıldı, sağlık hizmeti veriliyor, kent konseyleri oluşturuldu. Ne oldu? DEAŞ sınırımızın dibine kadar gelmişti, onları uzaklaştırdık. Benzer şeyi Irak’ta şartlar icap ederse yaparız, hiç tereddüt olmaz.
FUNDA GÖREY- Efendim, şunu mu demek istiyorsunuz: Eğer Suriye’de olduğu gibi Irak’tan da bir mülteci akımı riski olursa Türkiye bu sefer ön alıp Irak toprakları içinde önlemi alacak?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğrudur. Biliyorsunuz Irak’taki sınır bölgemizde arazi şartları çok zor, tamamen derin vadiler, dağlar, dolayısıyla oradan mülteci geçişi çok zor ve buna da rıza gösteremeyiz, çünkü onlar arasında terör unsurlarının karışıp geçme riski çok yüksek, o yüzden Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin kontrolündeki bölgede güvenli bir alan oluşturmak daha akıllıca, ona yönelik tedbirlerimiz var.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Efendim, bir de masa konusu var. Sayın Cumhurbaşkanı hem sahada, hem de masada olacağını ifade etti Türkiye’nin. Bu sizce nasıl bir masa ve Türkiye bu masanın neresinde olacak?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği şudur: Bir kere birinci öncelik, bölgede her türlü terör örgütünün temizlenmesi, gerek Irak’ın toprak bütünlüğünü tehdit eden bu unsurların ortadan kaldırılması, gerekse de Suriye’de DEAŞ başta olmak üzere diğer terör örgütlerin Suriye barışına, Suriye’nin geleceğine katkısı yok, bunların bertaraf edilmesi. Burada zaten Türkiye hem ferdi olarak, hem de uluslararası koalisyon bünyesinde gerekli adımları atıyor, katkıları sağlıyor. Ama daha sonra Suriye olsun, Irak olsun, buralarda istikrarın sağlanması söz konusu, hep böyle iç savaş, sürekli kargaşa devam edecek hali oldu. Zaten olan oldu, 6 yıldır perişanlık hat safhada, 3 milyon insan Türkiye’de, 500-600 bin insan günahsız yere Suriye’de yok oldu gitti. Bizim dediğimiz masada olacağız meselesi de, buralarda barışın sağlanmasıdır. Yani barış görüşmelerinde Türkiye mutlaka işin içindedir, olmaya da devam edecek. Türkiye olmadan bu bölgede plan yapmak akla ziyan bir iştir, çünkü herkes işleri bitince çekip gidecek, biz bu bölgedeki insanlarla beraber yaşayacağız. Bu bölgeyle hiçbir ortak bağı olmayanlar masada olacak, Türkiye olmayacak. Bizim tarihten gelen birlikteliğimiz var, bizim kültür birlikteliğimiz var, bizim açıkçası her yönden, inanç yönüyle, yaşam yönüyle birçok ortak değerimiz var. Unutmayalım, konuştuğumuz bu bölgelerin tamamı Misakı Milli sınırları içerisinde yer almış bölgelerdir, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra bile buralar hala Misakı Milli sınırları içerisindedir. Dolayısıyla Türkiye’nin güvenliği, Türkiye’nin geleceği ve herhangi bir terör dolayısıyla acı çekmememiz, burada Türkiye’nin ağırlığı olacaktır ve nitekim olmaya başlamıştır. Bugün Suriye’de Türkiye artık bütün uluslararası toplumdan güvenli bir bölge oluşturulması talebini tekrarlamış, baktık ki olmadı kendimiz kararımızı verdik ve yaptık, benzer şekilde bunu Irak’ta da pekâlâ ihtiyaç olursa yaparız. Bizim masada olmadan kastımız budur, yoksa Irak’ın topraklarını alalım, Suriye’nin topraklarını alalım, böyle bir derdimiz yok.
VEYİS ATEŞ- Efendim, Suriye meselesinde söylediğiniz Fırat Kalkanı Harekâtını bir kenara koyarsak, dediğiniz gibi bir kültür havzası içindeyiz, yarın, bir gün buralar sulh, selamete kavuşursa biz bu insanlarla yüz yüze bakacağız. Fakat hassaten Musul meselesinde, teşbihte hata olmasın, olan biteni oyun kelimesiyle anlatacak olursak, ısrarla bu oyunun dışında tutulmaya çalışıldığımıza yönelik Irak Başbakanından, Amerikalı yetkili isimlerin açıklamalarından, bugün işte teşekkür ederiz, ihtiyaç duyarsak Türkiye’yi de çağırırız gibi oldukça soğuk, mesafeli açıklamalardan, değindiniz, burada birkaç ülkenin de püskürtmesiyle dediniz, ama Türkiye’nin ısrarla dışarıda tutulma meselesiyle ilgili konuyu biraz daha açmanızı rica etsek ne söylersiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunun daha fazla Veyis Bey, açılacak tarafı yok. Bunun maksatlı söylem olduğunu, arka planında da neler olduğunu biz biliyoruz, burada bunu açıkça söylemenin bir anlamı yok. Nereden geldiği, hangi etkilerle, hangi saiklerle söylendiğini biliyoruz, ama Türkiye’nin bu coğrafyada müktesebatı var, bunu herkes aklında tutsun. Ama biz bir yayılma politikası içerisinde değiliz, ülkemizin başını ağrıtan, yıllardır bize acı çektiren sorunları çözmek için oradayız ve o bölgedeki insanlar artık daha fazla birbirini boğazlamasın. Mezhep çatışması olabilecek en büyük felakettir.
HANDE FIRAT- Bu uyarılarınız sürekli İran’a galiba değil mi?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi, bu konuda her kim mezhep çatışmasına, bir mezhep rekabetine bölgede göz yumarsa veya bunu teşvik ederse, bu İslam’a hizmet değil, insanlığa hizmet değil, aksine burada büyük bir katliama kapı aralamış olur. Bu konuda Bağdat ve İran daha sorumlu, daha dikkatli davranmalıdır. Bizi birleştiren bağlarımız mezhep değildir, bizi birleştiren bağlarımız yüce dinimiz İslam’dır. Yarın ölüp gittiğimizde bize mezhebimizden sormayacaklar, dinimizden, Yaratanımız, Peygamberimizden, Kur’an’ımızdan, Kitabımızdan sorulacak.
Ama şu unutulmasın: Türkiye’de böyle bir sorun yok, Türkiye’nin hiçbir yerinde siz duydunuz, gördünüz mü Yezid adı kullanılır mı? Yezid demek, en büyük hakaret demektir. Biz yeni Kerbela’ların yaşanmasını Hande Hanım, istemiyoruz. Üzerinden asırlar geçen, küllenmiş bu meselenin tekrar gündeme getirilip İslam alemini birbirine kırdıracak bu tuzağın, bu alçakça oyunun başlatılmasını istemiyoruz.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Türkiye için de Sünni grupları destekliyor şeklinde bir iddia var, belki de ona da bir cevap vermek gerekebilir.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok böyle bizim bir çalışmamız. Bizim ülkemizde, bizim Anadolu kültüründe mezhep farklılığı yok. Mevlana, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli, bunların hepsi bizim ortak değerlerimiz. Biz onların menşeine, hangi meşrepten, hangi etnik kökenden geldiğine bakıyor muyuz? İslam’ın en büyük özelliği, ne olursan ol, kim olursan ol gel, yine gel, burası umutsuzluk dergâhı değil, Mevlana Hazretlerinin çağrısı çok açık. O yüzden Türkiye’ye böyle bir isnat büyük haksızlık olur.
FUNDA GÖREY- Efendim, biz bu rahatsızlıklarımızı kısa süre içinde Bağdat Yönetimiyle aramızda bu gerilim yaşanırken İran’a ilettik mi, bir temas oldu mu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İran’la da sürekli görüşüyoruz. İran’la özellikle PKK’yla mücadele konusunda çok yakın bir işbirliğimiz var. Gerek Irak’ta, gerek Suriye’de huzurun sağlanması, barışın sağlanması için İran-Türkiye görüşmeleri kesintisiz devam ediyor. Yani bu konuda İran’ın da önemli rolü var, çünkü İran’ın da Irak’la sınırı var, bizle sınır var, dolayısıyla bölge ülkeleri olarak biz bu işi başkalarına bırakırsak o zaman sorun büyür. Bölge ülkeleri daha aktif olmalı ve uzaklardan gelen ülkeler bu meseleyi bırakmamalılar. Onların hassasiyeti, olayı algılamaları ne bizim gibi, ne de İran gibi olur.
Tekrar ediyorum; Amerika Irak’ı işgal etti, çekti gitti. Ne değişti? 4 milyon insan yok oldu gitti, ama değişen bir şey olmadı. Şimdi DEAŞ’ın ortaya çıkmasının sebebi nedir? Saddam gittikten sonra orada oluşan yönetim boşluğudur, o yönetim boşluğundan DEAŞ doğmuştur. Ve budan sonra da Saddam’ın gitmesi güya Irak’a huzur getirecekti, barış getirecekti, tersine daha fazla gözyaşı, daha fazla kargaşa bugüne kadar geldi. Bundan sonra inşallah bunlar olmasın diyoruz, endişemiz o, kaygımız o.
MELİK YİĞİTEL- Bu YPG konusunu ben izninizle biraz açmak istiyorum Amerika derken. Şimdi G-20 Zirvesinde Sayın Cumhurbaşkanı çok net bir şekilde birinci muhataplarına da söyledi bunu, dedi ki, YPG’yle bu işbirliğini sürdürmeyin, silah veriyorsunuz. Hatta öyle ki, 2 gün önce orada uçaklarla silah atıldığını biliyor musunuz diye sordu muhatabına. Sen bilmiyorsun, ama ben biliyorum dedi. Siz muhataplarınıza söylüyorsunuz, Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı söylüyor, fakat bu bir türlü değişmiyor, hala YPG bir şekilde silahlanıyor, tıpkı DEAŞ tehlikesi gibi YPG de hızla yayılıyor Suriye’de, Irak’ta Sincar’a yerleşmeye çalışıyor, Türkiye’de yayılmaya çalışıyor ve sürekli silah yardımı yapılıyor. Siz Sayın Carter’e dediniz mi niye yapıyorsunuz ve vazgeçin bundan?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, teşekkür ediyorum.
Bir kere, YPG, PYD eşittir PKK. Bizim Suriye’de, Irak’ta yaşayan Kürt ahalisiyle meselemiz yok, onlar bizim kardeşimiz, Doğu, Güneydoğu’da da Kürt vatandaşlarımız var, akrabalıkları var, öyle bir derdimiz yok.
İki şey birbiriyle karıştırılıyor, sanki biz PYD, YPG’yle ilgili konuştuğumuz zaman, efendim, burada Kürtleri Türkiye istemiyor gibi bir algı oluşturuyorlar. Bu yanlışı bir kere düzeltelim, bizim Kürt vatandaşlarımızla, Suriye’de, Irak’ta yaşayan Kürtlerle hiçbir alıp veremeyeceğimiz bir şey yok, bir sorunumuz da yok.
Ama sorun ne? Şimdi maalesef Amerika Birleşik Devletleri şöyle düşünüyor: Ben DEAŞ’ı yok etmek için YPG, PYD’yle işbirliği yapacağım, kendi askerimi, kendi varlığımı burada riske atmayacağım, içeride bunlarla DEAŞ’ı yok edeceğim. Allah aşkına ben soruyorum, kendilerine de söyledim, en üst düzeyde söyledim, dünyanın neresinde görülmüş? Bir terör örgütüyle başka terör örgütün yok etmek akla ziyan bir iştir. Peki, yok ettikten sonra öbür terör örgütünü ne yapacaksınız? Onun için başka bir terör örgütü mü üretip onunla mücadele edilecek? Bu bir devlet politikası olamaz. Bu bir yanıltmadır, oradaki terör grupları maalesef Amerika’yı bu konuda ikna etmiş gibi gözüküyor.
Ama Amerika şu tercihi yapmak zorunda: Ya yıllardan beri her alanda stratejik ortaklık yapmış, NATO’da beraber olan, savunma alanında çok geniş işbirliği olan, Kore savaşından tutun birçok konuda hep beraber hareket ettiği Türkiye’yi mi tercih edecek, yoksa 3-5 teröristin oluşturduğu bu grupları mı tercih edecek?
Biz onlara söyledik, bakın YPG’ye, PYD’ye verdiğiniz silahların yarıdan fazlası PKK’ya gidiyor. Doğu’da, Güneydoğu’da elde ettiğimiz silahlara bakıyoruz, onların silahları, uçak savarlar, roket atarlar. Bu ne anlama geliyor? Amerika bizim dostumuzsa, bize silah çeken terör gruplarına dolaylı olarak destek vermiş olmuyor mu?
MELİK YİĞİTEL- YPG’ye kara gücü olarak mı bakıyor Amerika, ben doğru mu anladım?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Amerika, DEAŞ örgütüyle mücadele için, DEAŞ’ı temizlemek için oradaki PKK’nın uzantısı terör gruplarını kullanıyor, buna da bizim itirazımız var.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Hangi vaatle kullanıyor sizce, yani bu gruplara ne vaat etmiş olabilir Amerika Birleşik Devletleri?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu gruplar Amerika Birleşik Devletleri’ne bazı vaatlerde bulunmuş olabilir. Hangi amaçla kullanırsa kullansınlar bu yanlış bir yoldur, sürdürülebilir bir durum değildir. Amerika’nın biz tercihinin bu yönde olduğunun kesin ve net olarak bize söylemesini istiyoruz.
VEYİS ATEŞ- Size söylenmiyor mu bunlar efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok. Onlar diyor ki, biz YPG’yi, PYD’yi terör örgütü olarak düşünmüyoruz, PKK terör örgütüdür, sonuna kadar PKK’yla mücadelenizde sizinle beraberiz.
VEYİS ATEŞ- Ama PKK’nın onlara ait silahları aldınız, buna ne diyorlar.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunlar iletildi, bundan sonra ümit ederiz ki, bu çerçevede bu tutumlarını gözden geçirirler. Bununla sınırlı değil, Amerika Birleşik Devletleri’yle bizim ilişkilerimiz 1 Mart tezkeresinden beri rota değişikliğine uğradı, bunu saklamaya lüzum yok. 1 Mart tezkeresinin ret edilmesiyle beraber Amerika Birleşik Devletleri bölgede başka unsurlarla iş yapma cihetine gitti ve bu tutumu bugün de devam ediyor gördüğümüz kadarıyla.
Şimdi YPG, PYD, PKK, hepsi aynı kaynaktan besleniyor, yetmez bir de FETÖ meselemiz var, Feto da yine Amerika Birleşik Devletleri’nde, terörist başı orada oturuyor.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Başbakanım, buraya birazdan geleceğiz, arkadaşlarla da böyle konuştuk.
Şöyle de bir durum var: Siz en üst düzeyde bütün bu taleplerimizi onlara iletiyoruz diyorsunuz, bir yanıyla da dün Sayın Milli Savunma Bakanı konuğumuzdu, Rakka’da örneğin ortak operasyon yapalım. Yani biz şunu da teklif ediyor muyuz: Bu terör örgütü, bununla gidecek bir yer yok, yapılacak bir şey varsa beraber yapalım diyor muyuz ve somut olarak da buna verdikleri bir cevap var mı? Ve neyi teklif ediyoruz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Rakka operasyonu için bize destek olun dediler, biz de pek ala olalım, ama PYD, YPG de olsun dediler. Ellerinde onun 10-15 bin kişilik bir gücü var. Biz dedik, orada biz yokuz, kusura bakmayın, terör örgütüyle yan yana biz bulunamayız, bizden hiç medet ummayın. Eğer burada bizimle hareket edeceksiniz önce YPG’yle, PYD’yle bağınızı koparın, bunu açık ve net söyledik. Tabi bu konuda…
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bir cevap mı bekliyoruz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayır, biz onlarla hareket edeceğiz diye bir şey demediler, ama bu konuda bizim duruşumuz net, kararlılığımızı biliyorlar, bundan sonrası onların bileceği iş.
FUNDA GÖREY- Efendim, Münbiç konusunda da Amerika Birleşik Devletleri’yle bir süre tanımı anlamında bir temas oldu mu? Şunun için soruyorum: Suriye’deki PYD hedefleri vurulmadan önce Amerika’yla bir temas olduğu, belli bir süre verildiği ve bu sürede hareket sağlanmadığı için hava harekâtının yapıldığı şeklinde bilgiler var. Dolayısıyla Münbiç’i de boşaltmazsa PYD, El- Bab’a ve Münbiç’e hareket edeceğiz şu tarihe kadar şeklinde bir görüşme oldu mu Amerika’yla net ifadelerle?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi Münbiç Harekâtı esnasında Sayın Obama’yla Cumhurbaşkanımız, açık, net konuştular, anlaştılar. Münbiç’ten DEAŞ temizlenince buraya getirilen ve bu harekâtta Amerika’yla birlikte bulunan YPG ve PYD unsurları tekrar bölgelerine, Fırat’ın doğusuna çekilecekler, bu açık söz, bugün de hala Amerika sözümüz söz diyor, ama bir şekilde ayak sürütüyorlar. Acaba PYD, YPG’ye müsamaha mı ediyorlar, yoksa söz mü geçiremiyorlar? Söz geçirememeleri mümkün değil. Amerika olmazsa PYD, YPG’nin yapacağı bir şey yok. Dolayısıyla ağırdan alıyorlar, ama bu konuda bizim kararlığımız çok iyi biliniyor, hiçbir tereddüt yok, yani bunun sonuna kadar takipçisi olacağız.
Şunu söyleyeyim arkadaşlar: Özetle, Türkiye gerek sınırları içerisinde, gerek sınırları dışarısında ulusal güvenliğini tehdit eden, toprak bütünlüğünü tehdit eden, vatandaşlarının can ve mal emniyetini tehlikeye sokan her terör örgütüyle, ismi ne olursa olsun, ister PKK olsun, ister PYD olsun, ister YPG olsun, ister DEAŞ olsun, isterse ne olursa olsun gereğini yaparız, kimseden de izin, icazet almaya ihtiyacımız olmaz, bu kadar açık ve söylüyorum.
MELİK YİĞİTEL- Efendim, Sayın Cumhurbaşkanı, sinekleri değil, bataklığı kurutacağız, gerekirse tepelerine bineceğiz, tehlikenin gelmesini beklemeyeceğiz. Şimdi bu yeni bir güvenlik konsepti olarak algılandı ama, içeriğini çok bilmiyoruz. Eskiden sınır ötesi operasyonla gidip işte dövüp geri geliyorduk, şimdi 2 aydır Suriye’deyiz, Başika’da kalıcıyız, böyle kalıcı üsler kurma ya da kalıcı güç olma yolunda bir konsept mi bu dediğiniz şey?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, bu bir mecburiyetten kaynaklanan bir şey. Biz, tekrar ediyorum, ne Irak’ın, ne Suriye’nin toprak bütünlüğünün bozulmasına yönelik bir planımız, bir hedefimiz yok, aksine bu ülkelerin toprak bütünlüğünün korunması ve buradaki kanın durmasını istiyoruz. Ancak, oralardaki otorite boşluğundan, yönetim boşluğundan kaynaklı burada yeşeren terör örgütleri bizim canımızı yakıyor. Peki, ne yapacağız? Ellerindeki ağır silahlarla, bombalarla, canlı bombalarla sınırı geçip eylemlerini yaptıktan sonra mı harekete geçeceğiz? Zaten bunu yapıyoruz içerideki PKK unsurlarına karşı. Ama şunu da yapacağız? Suriye’de buna başladık, Fırat Kalkanıyla güvenli bir bölge oluşturduk.
Benzer şekilde biliyorsunuz yıllardan beri Kuzey Irak’ta biz hava operasyonları yapıyoruz, zaman zaman karadan da operasyon yaptık, hatırlayın geçmiş yıllarda ciddi, 90’lı yıllarda çok büyük operasyonlar yaptık. Ama biz bu operasyonların yapılmasından ziyade, kalıcı olarak buradaki geçişleri önleyecek güvenlik tedbirlerini almamız gerekiyor. Cumhurbaşkanımızın bahsettiği konu bundan ibarettir. Bakın…
HANDE FIRAT- Gerekirse orada da bir teröristten arındırılmış bölgeden mi bahsediyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Aynen öyle.
Bakın, Kilis’e ha babam roketler atılıyordu, füzeler atılıyordu; niye? DEAŞ burnumuzun dibindeydi. Şimdi DEAŞ’ı 20 kilometre güneye kadar püskürttük, en azından ellerindeki o roketlerin menzilinin dışında kaldı. Ama daha uzun menzilli roket alabilirler mi? Alabilirler, onun için de gerekli tedbirleri alıyoruz, biraz daha güneye, tam emniyetli bir alan oluşturuncaya kadar devam edeceğiz, buralardan da terör unsurlarını temizleyeceğiz.
Bakın, o DEAŞ’tan temizlenen bölge, 1260 kilometrelik alan ne oldu? Orada yaşam başladı. Türkiye’deki göçmenlerden 40 bin kadarı döndü oralara yerleşti, köylerine girdiler, okullar açıldı, hastaneler açıldı, insanlar hayata döndü.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- 40 bin kişi döndü mü şu anda?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, şu anda 40 bin kişi gitti yerleşti, normal yaşama döndü, topraklarıyla buluştular, hasretlerini giderdiler, bir de böyle artısı var.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Efendim, Irak sınırının değiştirilmesi, karşılıklı toprak alış verişiyle bu sınırın Türkiye için daha güvenli hat haline getirilmesiyle ilgili öteden beri konuşulan, farklı hükümet döneminde de gündeme getirilmiş bir husus vardı. Bu konuyla ilgili Türkiye’nin güncel bir planı veya bir müzakere pozisyonu var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biliyorsunuz arkadaşlar, orayı Barzani, yani KDP kontrol ediyor, Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, Irak Anayasasında da onlar ayrı bir federasyon olarak tanınan bir bölge. Dolayısıyla o bölgede yapılacak her türlü işbirliğini Merkezi Hükümete değil, o bölgenin esas sahibi olan Mesut Barzani Yönetimiyle yapacağız. Bu konularda sürekli görüşüyoruz, yani Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi bu konuda Türkiye’yle farklı düşünmüyor, çünkü oradaki gelişen terör hareketleri, PKK onlar için de ciddi bir tehdit.
HANDE FIRAT- Efendim, o zaman, çok özür dilerim, teröristten arındırılmış bölge Türkiye’nin bu planına ilişkin Barzani’yle anladığım kadarıyla görüşülüyor ve onlar da benzer düşünce mi, Suriye’dekine benzer?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Onlar da Türkiye’nin bu konuda işbirliğinin önemli olduğunu biliyorlar ve bu konuda birlikte çalışmaya hazır olduklarını bize defalarca ifade ettiler.
Biliyorsunuz, yine orada Erbil civarında da daha bizim Irak, Hakkâri, Şırnak civarındaki hukuk bölgemizde birliklerimiz var Irak tarafında, özel kuvvetler orada konuşlanmış vaziyette, dolayısıyla Kuzey Irak Kürt Yönetimi, KDP bizimle işbirliğini çok arzuluyor ve bu konuda da zaten bir işbirliği söz konusu, bunu daha da ileri götürme imkânını var. Niye? Çünkü biz PKK’dan ne kadar rahatsızsak, onlar da aynı şekilde rahatsız. Efendim, Kandil’den batıya doğru Sincar bölgesine PKK hareket etti, Sincar’da yeni bir üs oluşturuyor. Bu tehdit bizden önce Kuzey Irak Yönetimine karşı gelişmiş bir tehdit. Esasında PYD, YPG unsurları oradaki Peşmergeleri yok etmeye çalışıyorlar, işin özü budur. Bu tehlikeyi de onlar biliyor, o yüzden Türkiye’yle işbirliği onlar için de, bizim için de önem taşıyor.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Daha fazla ne olabilir?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Daha fazla ne olacak? Güvenliği sağlayacağız, ortak güvenlik alanı oluşturacağız, onu kastediyorum.
HANDE FIRAT- Hem Türkiye, hem Barzani tarafı birlikte Irak topraklarında, tam da Kuzey Irak’ta belli bir derinlikte gene teröristten arındırılmış tıpkı Suriye’deki gibi bir bölgeden bahsediyoruz. Yani bu kadar açık soruyorum, çünkü çok dikkat çekici…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İhtiyaç olan her bölgede güvenli bölge oluşturulması, güvenli alan oluşturulması prensip olarak bizim de, KDP’nin de, yani Kuzey Irak Kürt Bölgesinin de istediği bir şey, çünkü ortak tehdit aynı, Türkiye için de, Kuzey Irak için de ortak tehdit PKK.
MELİK YİĞİTEL- Sincar’a yerleştiklerine dair elimizde bilgi, belge, duyum var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Var tabi.
MELİK YİĞİTEL- Ciddi anlamda ikinci bir Kandil yapmak.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunlar biliniyor, yavaş yavaş oraya doğru yerleşiyorlar. Ama bunlar biliniyor, zamanı geldiğinde de gereği yapılır.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Başkanım, konuyla ilgili sorunuz olabilir ama, süremizi ilk bölüm için doldurduk, dönüşte arkadaşların varsa bu konularla ilgili birkaç sorularını alalım…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biraz da kendi meselelerimize…
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Biraz da kendi meselelerimize geleceğiz, önümüzde başkanlık, FETÖ’yle mücadelede gelinen yer ve özellikle biraz da hatta sizin üslubunuz olmuyor ama, hiddetlenerek ekonomide bazı açıklamalarınız vardı, mesajlarınız vardı, onların hepsine döneceğiz, ama kısa bir aramız var.
Kısa bir aranın ardından Başbakan Binali Yıldırım’la özel yayınımız devam edecek.
(Reklam Arası)
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- AK Parti Afyon Kampında Başbakan Binali Yıldırım’la özel yayınımız devam ediyor.
Sayın Başbakanım, ağırlıkla ilk bölümde Ortadoğu’daki, Suriye ve Irak’taki gelişmeleri ve Türkiye’nin pozisyonunu konuştuk. Şimdi ikinci bölümde diğer konularımıza geçmek istiyoruz. İkinci başlık, merak edilen Türkiye’deki en önemli başlık da; başkanlık sistemine geçilmesi için hareketlilik başladı. Okan Müderrisoğlu’ndan ilk soruyu alalım efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle işte ya, memlekete gelelim. Irak-Suriye, Irak-Suriye, biraz da kendi işimize bakalım.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Başkanlıkla ilgili bugün hitap ederken aynı zamanda ülkenin beka sorununa işaret ettiniz ve bu sorunun çözümü ve geleceğe dönük sigortayla da başkanlığı da ilişkilendirdiniz. Belki model bölümünü arkadaşlar da soracaktır. Ben doğrudan doğruya Sayın Devlet Bahçeli’nin bu konuyu gündeme getirme ve milletin önüne sunalım ve son kararı millet versin şeklindeki bu çıkışı ve Sayın Bahçeli’yle yaptığınız görüşmeden MHP’nin ortaya konulacak formüle ne kadar ve nasıl destek vereceğini ilişkin edindiğiniz izlenimi sormak istiyorum.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biliyorsunuz Sayın Devlet Bahçeli zaman zaman böyle sürpriz çıkışlar yapar ve bu çıkışlar da her seferinde ülkenin artık çözülemez hale gelmiş bir sorununun çözümüne de kapı aralar. Bu yönüyle hakikaten siyaset üstü bir tutum sergilediği bilinir. Burada aslında Sayın Bahçeli yeni bir buluşu yok, yeni bir icadı yok. Uzun bir süreden beri Türkiye’de var olan, nereden geliyor bu sorun? 2007’den geliyor. 2007’de eğer vesayet odakları, onların sözcülüğünü yapan Ana Muhalefet Partisi CHP, Cumhurbaşkanlığı seçiminde mızıkçılık çıkarmasaydı, icat çıkarmasaydı belki bunları hiç konuşmayacaktık. Ne oldu? 363 milletvekiliyle AK Parti Cumhurbaşkanını seçemedi. Hatırlayın, karar aldık, dedik ki; bize seçtirmiyorsanız, biz de gideriz millete sorarız, millet ne derse onu yaparız. Millete referanduma gidildi, cumhurbaşkanlığının millet tarafından doğrudan seçilmesi kararı alındı. Bizim Anayasamız parlamenter sistemi öngörüyor. Ama Cumhurbaşkanlığı seçimi itibariyle de sistem değişikliği o zaman başladı. En azından Cumhurbaşkanı seçimiyle önemli bir sistem değişikliğine gittik. 20 milyonun üzerinde vatandaşın oyunu alan bir Cumhurbaşkanı, yüzde 52 oy oranıyla seçilen Cumhurbaşkanı, Anayasada cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Bu işin esasıyla çelişiyor. Bu kadar insana karşı sorumluluk almış, onlara karşı siyasi hesap verme konumunda olan Cumhurbaşkanını sen hiçbir işe karışma, gelen kanunları imzala, ondan sonra da git meydanlarda de ki, ya ben işte Anayasaya göre bir şey yapamıyorum; böyle bir şey yok. Mevcut durum ile darbe Anayasası bir çelişki halinde, bunu düzeltmek gerekiyor, işin özü budur.
VEYİS ATEŞ- Bu düzeltmeyle ilgili efendim, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun da sık sık tek adam tek adam tek adamla ilgili eleştirileri var, sürekli açıklamaları var, bununla ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bakın Kılıçdaroğlu oturduğu koltuğu görmezden geliyor. Parlamentoda, Meclis’te bir milletvekili olmak, üstüne üstlük bir de Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olmak, Parlamentoyu yok saymak kadar büyük bir gaflet olmaz. Ne tek adamı kardeşim? Parlamento var mı? Parlamento da seçimle gelmiyor mu? Kılıçdaroğlu seçilerek gelmedi mi? Onun da siyaseten topluma, millete sorumluluğu yok mu, Ana Muhalefet Partisi olarak sorumluluğu yok mu? Başkanlık sisteminde Parlamento daha da güçlenir arkadaşlar, Meclis daha da güçleniyor ve siyasi parti başkanlarının tabir caizse sevk ve idaresinden ziyade oradaki milletvekilleri kendi özgür iradelerini daha fazla kararlarına yansıtacak.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bu söylediğiniz genel bir başkanlık sistemi mi, yoksa biraz önermeyi düşündüğünüz sistemle ilgili ipuçları mı veriyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, bakın işi biraz isterseniz baştan alalım. Şimdi başkanlığı getirip Cumhurbaşkanımız üzerinden tartışmaya başlarsanız doğru bir sonuca varamazsınız. Bu iş kişilere göre düzenlenecek bir iş değildir. Bu ülkenin geleceği için, ülkenin istikrarı için, milletin birliği, beraberliği için olmazsa olmaz bir şey. Aslında başkanlığın kapısı 15 Temmuz gecesi açılmıştır. Önce de gündemdeydi, konuşuluyordu, ancak önemi çok bilinmiyordu, farklı farklı spekülasyonlar yapılıyor. Efendim, Tayyip Erdoğan kendisi için istiyor, işte tek adam olmak istiyor filan falan. Ama öyle olmadığını 15 Temmuz gecesi gördük. Dünyanın hangi ülkesinde Cumhurbaşkanı milletine inin meydanlara, bunlara dersini verin der ve o millet tanka karşı, topa karşı, uçağa karşı gözünü kırpmadan meydanlara iner? Bu ülkeye sahip çıktı bu millet, 79 milyon Türkiye’ye sahip çıktı, geleceğine sahip çıktı. Peki, ne yapmak gerekiyor? Bundan sonra arkadaşlar, ülkede bu ve buna benzer sorunlar yaşanmaması için mutlaka ve mutlaka sürekli tek başına iktidar çıkaran bir sisteme ihtiyaç var. Bunun yolu da başkanlık sistemidir, bu kadar basit. Çünkü yüzde 50 oy almadan başkan seçilemiyor. Yüzde 50 oy aldığı zaman da iktidar oluyorsun tek başına. Ve üstelik başkanlıkta icra, yürütme tamamen meclis dışından olduğu için meclise karşı da daha bağımsız hareket ediyor bakanlar vesaire. Şimdi bir yandan milletvekilisin, bir yandan bakansın, hem yasamanın içindesin, hem yürütmenin içindesin. Ne oluyor? Bu sefer gelecek seçimi düşünüyorsun, kararlarında istediğin gibi hızlı hareket edemiyorsun, objektif davranamıyorsun, acaba şu konuyla ilgili karar verirsem seçmen bunu olumlu mu algılar-olumsuz mu algılar, bu tip davranışlar yapacağın icraatı olumsuz etkiliyor, zaman kayboluyor. Ama tek başına iktidar güçlü bir siyasi iradeyle bir kere çok hızlı karar veriyorsunuz. İki; ülkenin müzminleşmiş sorunlarını hiç tereddüt etmeden çözüyorsun. Çünkü yasamayla siyasetle bağınız seçimden seçime hele hele yani başkanı demiyorum, başkan ayrı seçildiği için, parlamento ayrı seçildiği için birbirinden etkilenme diye bir şey söz konusu değil. Nasıl peki olacak, iki başlılık mı olacak? Hayır. Yasama, yürütme, yargı. Yargı zaten kendi işini tarafsız, bağımsız yapacak. Ama yürütme de seçimle geldiği için başkan, kendi kadrosunu kuracak ve istediği kararları alacak. Meclis de denetime yoğunlaşacak. Bütçesini denetleyecek, önerilerini yapacak, yasalarda değişiklik yapacak. Başkanın taleplerini karşılayacak veya karşılamayacak. Şöyle: Şimdi 5 yıl, sistemde 5 yıllığına başkan seçilecek, bizim düşüncemiz henüz içeriğe girmedik, ama eskisi gibi milletvekili seçimlerinin de 5 yılda bir olması uyum açısından yerinde olur diye düşünüyoruz. Bütün partilerin de geçtiğimizde bir mini Anayasa değişikliği görüşmeleri oldu, burada da benimsenen bir konudur, dolayısıyla burada böyle bir yola gidilebilir.
HANDE FIRAT- Arada bir şey sormamız lazım ama.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Buyurun.
HANDE FIRAT- Şimdi siz hep tam başkanlıktan bahsediyorsunuz, ama Partinizde partili cumhurbaşkanlığının da konuşulduğunu biliyoruz. Artık bu konu yok partili cumhurbaşkanlığı, sadece başkanlık üzerinden mi ilerleyecek çalışma, yoksa partili cumhurbaşkanlığı bir geçiş süreci olarak düşünüyor da sonrasında mı başkanlık gelecek?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hande Hanım, Türkiye yaz-boz tahtası değil. Yapacağımız değişiklik neyse bir seferde yapalım, sürekli milletin önüne yok bu olmadı, bu geçiştir, bu geçiş taksimiydi, bu da gelişmeydi, bu da sonuçtu diye milleti bu işlerle meşgul etmeyelim, bunlar yanlış olur. Düşünelim taşınalım bir sefer karar verelim.
Şöyle bir şey vardır: Japonlarla Amerikalıları tanımlamak için güzel bir örnek var, onu size söyleyeyim. Şimdi bir Japon 5 yıl düşünür 5 dakikada uygular. Bir Amerikalı 5 dakika düşünür 5 yılda işin içinden çıkamaz. Biz çok düşüneceğiz, geniş istişare yapacağız. Zaten bu iş çok konuşuldu, her yönüyle konuşuldu; efendim, şöyle olursa nasıl olur, böyle olursa nasıl olur, yarı başkanlık olursa ne olur, partili başkanlık olursa ne olur? Sadece başkanlık olursa partiyle bağın kopmuyor ki, yani başkanlıkta da yine parti var, partinin doğal başkanı.
VEYİS ATEŞ- Bir de tip meselesi vardı; Türk tipi, Amerikan tipi, bu tiple ilgili bir çerçeve var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Başkasının tipi bize yakışır mı, biz kendi tipimize bakacağız, herkes kendi tipiyle…
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Bu değişiklik gerçekleşirse Sayın Cumhurbaşkanının mevcut durumuna hemen uyarlanarak 2019’a kadar artık bu süreç bir başkanlık, yarı başkanlık veya üzerinde anlaşılan formülle direkt devam eder mi, yoksa 2019’a kadar süreç nasıl yönetilir?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, koca bir Meclisin, koca bir grubun bütün partileri ilgilendiren konuların cevabını bugün benden almak istiyorsunuz. Biz ne diyoruz? İstişare. Burada ne için bulunuyoruz? İstişare için. Bu konuda sizlerin fikirleri de önemli. Çünkü bizim getireceğimiz sistemde 79 milyonun 1 tanesi bile kendini bu anayasanın içinde hissetmiyorsa burada bir eksik var demektir. Yapabildiğimiz kadar herkesi kapsayan, kucaklayan bir anayasa değişikliği yapacağız. Bakın burada Milliyetçi Hareket Partisi’nin yaklaşımı da çok net. Diyor ki; biz bir kere Türkiye’nin ülkesiyle, milletiyle bölünmez bütünlüğünden asla taviz vermeyiz. Yani üniter devlet yapısı olacak, vatandaşlık tartışmaya açılmayacak, anayasanın değiştirilemeyecek maddeleri müzakere edilmeyecek. Bunlarla bizim de problemimiz yok, ben kimsenin problemi olduğunu zannetmiyorum. Ha var, HDP var, zaten HDP bizim gündemimizde yok.
FUNDA GÖREY- Yani Sayın Bahçeli size yaptığınız görüşmede Anayasanın ilk dört maddesine dokunmayacak bir teklif gelirse biz 330 garantisi veriyoruz dedi mi çok net ifadelerle?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayır, böyle bir şey demedi. Böyle bir şey demesini de beklemiyorum. Ancak ne dedi Bahçeli? Çok açıkça bir şey söyledi; burada bir sorun var dedi. Biz istiyoruz ki parlamenter sistemle yolumuza devam edelim, bunu daha da güçlendirelim. Ama biz 40 milletvekiliyle bunu yapacak gücümüz yok. Soruna da gözlerimizi kapayacak halimiz de yok. Biz bu meselenin millet tarafından çözüme kavuşturulması için ne katkı sağlanacaksa onu yaparız, dediği budur. Bundan siz ne anlıyorsunuz?
HANDE FIRAT- Siz 330’u bulacağınızı mı düşünüyorsunuz MHP ile?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi biz AK Parti olarak Anayasa değişikliği referanduma gönderebilir miyiz kendi grubumuzla?
HANDE FIRAT- Rakamsal olarak olmuyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gönderemeyeceğimize göre, demek ki diğer partilerin desteğine ihtiyaç var. Sayın Bahçeli de, ben bunun milletin önüne gitmesinden yanayım dedikten sonra ne kalıyor geriye?
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Sayın Kılıçdaroğlu’yla görüşme ihtimaliniz?
MELİK YİĞİTEL- Yok, sayı yetiyor yani.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz diyoruz ki; MHP tamam böyle bir yapıcı tutum içerisinde, teşekkür ediyoruz, çözümden yana bir irade ortaya koydu. Ama bunun CHP’de de aynı şeyin olmasını istiyoruz.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Böyle bir çağrınız oldu.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Oldu, buradan da tekrar ediyorum; Sayın Kılıçdaroğlu, millet iradesinden daha üstün bir irade yok. Kısa vadeli siyasal hesaplar siyasi partiler için fayda sağlamaz, zarar getirir. Halkın kararından endişe etmek, buna karşı duruş sergilemek bir şey ifade eder; ya ben kendime güvenemiyorum, partime güvenemiyorum, dolayısıyla yarın referandum olur, bu sistem değişikliği geçerse biz cumhurbaşkanını seçemeyiz veya başkanı seçemeyiz. Böyle bir yaklaşımla siyaset yapılmaz. Çünkü bu iş yarının işi değil, 10 senenin işi değil, 50 senenin, 100 senenin işinden bahsediyoruz. Türkiye’nin büyük hedeflerinden bahsediyoruz. Onun için burada küçük hesapları, parti menfaatlerini bir kenara bırakıp daha üst düzeyde Sayın Bahçeli’nin yaklaşımını Ana Muhalefet Partisi tarafından da benimsenmesi gerektiğini düşünüyoruz, dolayısıyla bu ideolojik yaklaşım. CHP’nin yaptığı hep budur. İdeolojinin kalıplarından kurtaramıyor, bazı ön yargılarını maalesef kıramıyor. Kırmak istiyor, zaman zaman hamleler yapıyorlar, ama statüko o kadar kuvvetli ki onlara bu izni vermiyor. Bakın Sayın Baykal bir açılım yapmaya çalıştı, bir alan oluşturmaya çalıştı, hemen çullandılar vazgeçmek zorunda kaldı, düzeltme yapmak zorunda kaldı. Ben eminim ki bu değişiklik bütün hassasiyetleri göz önüne alarak Yüce Meclise, Gazi Meclise getirildiğinde ülkesini, milletini, Türkiye’nin geleceğini seven birçok milletvekili tarafından desteklenecek, 330’un üzerinde de bir oyla milletin önüne gidecek, bunda bir tereddüdüm yok.
MELİK YİĞİTEL- Efendim, burada nasıl bir paket olacak, şimdi bunu belki açıklığa kavuşturmak lazım. Şöyle ki; şimdi anlattığınızdan benim anladığım kadarıyla yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanlığına çok sıcak bakılmıyor, hazır halletmişken…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İhtiyaç yok, tartışmaları kökten bitirmek lazım.
MELİK YİĞİTEL- Hazır halletmişken tam başlayalım…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hani biz o Anayasa değişikliğini büyük referandumu, büyük paketi yaparken ne diyorlardı, yetmez ama evet. Öyle bir değişiklik yapmayalım. Yeter, değişiklik tamamdır, durmak yok, işimize bakalım.
MELİK YİĞİTEL- Pakete dair tartışma var. Şimdi daha önce dört partinin uzlaşısıyla geçmiş 60 madde var, ona başkanlıkla ilgili maddelerin eklenerek olabileceği söyleniyor.
İki; başkanlığa bu mini ana Anayasa paketinin eklenebileceği söyleniyor.
Bir de; başkanlıkla ilişkili maddeler, 15 maddelik bir paket ve referandumda başkanlığa evet mi, hayır gibi pratik bir çözümle, hangisi?
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Bir de buna bir seçim eşlik etsin şeklinde de bazı değerlendirmeler de var.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, o 60 maddeye baktınız mı, ne yazdığını gördünüz mü? Orada işin etrafında dolaşıyor, hiç özüne yok. Aynen bir yönetmelik gibi, hiç Anayasayla falan alakası yok. Asgari ücret vergi dışında mı kalsın, vergi içinde mi kalsın, abuk sabuk şeyler. Kusura bakmayın, yani böyle demekten de biraz hicap duyuyorum. Niye? İş yapmak isteyen, işin özüne girmeyelim, etrafında dolaşalım. Ha buna rağmen 60 madde içerisinden de alınması gereken varsa o da alınacak. Başkanlığın parlamento ilişkileri, başkanın yetkileri, başkanın seçilme şekli, başkan seçilme şartları, her şey tadat edilecek, belki mevcut anayasada da birçok madde ilga edilecek, yani geçersiz hale gelecek. Bütün bunlar çalışıldı, bütün partiler çalıştı, her seçime gitmeden önce benim anayasam cebimde, oy verin hemen değiştireceğim demediler mi?
MELİK YİĞİTEL- Evet.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Onun için Amerika’yı yeniden keşfetme derler ya, meşhur laf, öyle bir ihtiyaç yok. Her şey biliniyor, herkes her şeyi biliyor. Ama şundan emin olun: AK Parti Grubunun getireceği teklif ülkemizin milli menfaatlerini, geleceğini, bekasını öngören, milletin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini daha da güçlendirecek, erkler arasındaki çakışmaları-çatışmaları ortadan kaldıracak, güçlü siyasi iradeyi tek başına iktidarı sürekli sağlayacak, ekonomi yönündeki patinajları ortadan kaldıracak ve ekonomide büyük atılımı sağlayacak bir değişiklik olacak.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Başbakan, ne zaman, yani bugün istişarede gündeme geldi mi, bir takviminiz var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bekleyin görün, çok kısa zamanda. İngilizler … diyorlar…
HANDE FIRAT- O zaman referandum Nisan ayı gibi mi bekleniyor?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, benden tarih falan istemeyin.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bu yıla yetişir mi, öyle soralım?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Her şey gelecek, biraz sabırlı olun. Konuşalım görüşelim, şimdi gerekli istişareleri, konuşmaları, görüşmeleri yapmadan ben burada kalkıp size tarih versem, şunu yapacağız-bunu yapacağız, o zaman yarın dersin ya bu da diktatör ağzıyla konuşuyor, her şeyi kendi yapıyormuş gibi. Milleti yanıltmayalım, bu işler bir ortak akılla yapılacak işler, kolektif çalışmayla yapılacak işler. Herkesin hassasiyetini dikkate alarak yapacağımız işler. Ben yaptım oldu meselesi değil. Ama şunu söyleyeyim: Benim iş yapma şeklim bellidir. Ben sonuç odaklı olarak çalışırım, süreçlere değil sonuçlara bakarım. Tıkır tıkır ne yapılacaksa seri şekilde yapacağız. Memleketi bunlarla meşgul etmememiz lazım. Önümüzde dünya kadar iş var. Efendim, bu referandum olacak, ondan sonra ne olacak? İşte Cumhurbaşkanının durumu ne olacak, yeniden seçime gidilecek mi filan-falan. Bunların hepsini konuşacağız. Paydaşlarımız belli. Bakın halkın iradesi arkadaşlar, halkın iradesi zaten seçimdir. Halka gittin Anayasayı sordun, Anayasayı da vatandaş onayladı. Ne demektir? Artık sen bu benim onayladığım anayasanın gereğini yap. Ha burada geçici maddeler olur, uygulama şekli ne zaman geçerli olur, bunların hepsi konuşulur, bunlar teferruat, işin özünü biz kaçırmayalım, teferruatla uğraşarak özünden mahrum olmayalım.
Şimdi bir arkadaşım vardı, geniş hayalleri vardı, işte ben para kazanınca büyük bir villa yapacağım bunun gibi, daha büyük bir şey, işte villanın önünde havuzlar olacak, yeşil alanlar olacak filan bir sürü şey. Nasıl yapacağız falan? Şimdi bütün bunları bir kenara bırakıyordu, ya ördek de lazım, ördekleri nereden alalım havuz için? Oradan başlıyordu işe. Şimdi biz ördeklerden başlamayalım, önce çatıyı kuralım, binayı kuralım, havuzları yapalım, suyu dolduralım, ondan sonra ördek bulunur.
VEYİS ATEŞ- Efendim, az önce şöyle bir cümle kullandınız: HDP zaten bizim gündemimizde yok. AK Parti iktidarı ve Hükümetiniz için ilelebet bitmiştir temas, yoksa ne yaparsa, ne olursa HDP’yle bir temas olur?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Siyaset ülkenin vazgeçilmezidir, siyaset milli iradenin tecelli ettiği yerdir. Ancak bir siyasi parti düşünün, terörle arasına mesafe koymuyor, terör örgütünü terör örgütü olarak kabul etmiyor PKK’yı, bilakis her hal ve hareketiyle terör örgütüne destek veriyor, bundan da 79 milyon vatandaşımız büyük bir rahatsızlık duyuyor. Bu şartlar altında biz HDP’yle hangi ortak paydada buluşacağız, böyle bir zemin var da biz mi acaba göremiyoruz?
Daha geçen gün Kandil’de oradaki terör örgütlerinin başıyla kol kola, yan yana resimleri yayınlandı. Arkadaşlar, daha evvelsi gün öldürülen PKK terör örgütü mensuplarının cenazesinde şov yapmaya kalktılar, cenazelerine katıldılar. Bu milletin öfkesini test etmeye çalışmasınlar.
Bizim Kürt kardeşlerimizle, yörede yaşayan vatandaşlarımızla hiç alıp vermediğimiz bir şey yok kardeşim. Biz şunu söylüyoruz: PKK’nın Kürtler, Türkler diye bir sorunu yok, Kürtlerin PKK diye bir sorunu var. Bizim görevimiz de, milletimizle, devletimizle aramıza girmiş olan bu alçak terör örgütünü yok etmek ve orada millet-devlet kaynaşmasını, buluşmasını tekrar sağlamak.
Bakın şuraları görüyorsunuz, hiç girmedim, bunlar o başlattıkları çukur operasyonlarıyla bölgeyi ne hale getirdiler. Şu gördüğünüz Batman’da yapılan çalışmalar. Şu gördüğünüz arkadaşlar, görüyorsunuz sol taraf HDP’li belediyenin faaliyeti, bu da bizim atadığımız belediyenin faaliyeti, birisi yıkıyor, birisi yapıyor. Bu kadar bariz fark var. Diyarbakır Silvan’da da malum yine HDP’li belediye kayyuma devredildi ve işte şuradaki yapılan işler, bu da önceki durum. Ve orada bunlar, Silvan’da, İdil’de, Cizre’de, Yüksekova’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta, Diyarbakır Sur’da 30 bin konutu yerle bir ettiler, şimdi hepsini başladık yapıyoruz, bir sene içinde de hepsini teslim edeceğiz, 10 milyar liralık yatırım yapıyoruz, bunu da engellemeye çalışıyorlar alçaklar.
Evet arkadaşlar…
OKAN MÜDERRİSOĞLU- İçerideki PKK’lı terörist sayısı ne kadar ve bu silahlı unsurlar etkisiz hale getirilecek söylemi ne zaman realize olacak?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Oluyor. Tabi sayılar muhtelif, ne kadar olursa olsun ama, 1500’le 2500 arasında değişiyor, nerede yuvalandıklarını, ne halt ettiklerini, hepsini biliyoruz.
Şimdi terörle mücadelede bir kapsamlı strateji değişikliği yaptık, savunmadan taarruza. Bekleyelim de teröristler saldırsın, biz de operasyon başlatalım, onlar tekrar gitsinler güvenli yerlerine yerleşsinler; böyle yok. Şimdi o yerlerinden çıkmadan biz gidip biz geldik diyoruz, şu anda yaptığımız o, yani daha aktif, savunma anlayışıyla değil taarruz anlayışıyla terörle mücadele var, hırçınlıkları da bu yüzden. İşte sürekli büyük şehirlerde eylem yapmak, bir şekilde ses getirmek için her yola başvuruyorlar, bomba yüklü araçlar, intihar bombacıları, yani önlenenleri biz bahsetmiyoruz, 300’e yakın olay önlendi, ama aradan bir-ikisi de kaçıyor maalesef. Ama şu anda terörle mücadelede saha üstünlüğü de, psikolojik üstünlük de tamamen güvenlik güçlerimizin elindedir, bölge insanı da teröre, terörün baskısından, korkusundan kurtarmıştır, şu anda onlara prim vermiyor.
FUNDA GÖREY- Siz daha önce 10-12 noktadan bahsetmiştiniz teröristlerin yuvalandığı.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 12.
FUNDA GÖREY- Bu noktalara yönelik operasyonlar?..
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunların hepsine operasyon yapıldı, hala yapılmaya da devam ediyor, bir kısmında bitti, bir kısmında yapılmaya devam ediyor.
Yani ben sayılar vermekten de mutlu olmuyor, yani şu kadar terörist etkisiz hale getirildi, bunları söylemek de doğru bir şey değil. Gönül ister ki, hiçbir insanın kılına zarar gelmesin. Ama sizin varlığınızı tehdit ediyorsa, oradaki insanlara hayatı zehir ediyorsa, savunmasız masum insanlara silah doğrultuyorsa, siz de hoş geldin diyemezsiniz. Bu bir mecburiyettir, onun için bu mücadele devam edecek.
Ben bu vesileyle gerek bölücü terör örgütüyle mücadelede, gerek FETÖ terör örgütünün yaptığı bu alçak darbe girişiminde hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza, kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyorum.
Arkadaşlar, şunu bilmenizi istiyorum, Bu terör örgütlerinin tamamı aynı merkezden yönetiliyor. Bu bir tahmin değil, bu bir bilgi, o kadar söylüyorum. hem bötö, bölücü terör örgütü, FETÖ örgütü, bunlar darbeden önce de biraraya geldiler konuştular, darbeden sonra biraraya gelip durum değerlendirmesi yaptılar, yeni stratejiler yaptılar. Ortak hedef, Türkiye Cumhuriyeti’nin başının ağrıtılması, toprak bütünlüğünün bozulması, 79 milyonun birliğinin, kardeşliğinin zarar görmesi, hedefleri bu, ama alayı gelsin hiçbir şey yapamazlar. Bu millet yapamayacaklarını, hiçbir birlikteliğin, hiçbir terör örgütünün 1’i, 2’si, 5’i,10’u, ne kadar biraraya gelirse gelsin bu ülkeye zarar veremeyeceğini 15 Temmuz gecesi bütün dünya alem gördü. Onun için başka yöntemler arıyorlar, işte ekonomi üzerinde şayialar çıkarıyorlar, FETÖ terör örgütü Türkiye’de hukuk devleti ilkeleri yok-mok filan diye kara propaganda, algı operasyonu yapıyorlar. Şimdi milletten soyup soğana çevirdikleri o himmet paraları bitine kadar bunu yapacaklar, ondan sonra hallerini göreyim ben. Artık millet uyandı. Onlara öyle affedersin, vereyim işte kurban kes, çocuk okut, bilmem ne yap, hizmet et diye verdikleri o paraları ona buna oluk oluk akıtıyorlar. Ne o? Bizim propagandamızı yap, Türkiye’yi kötüle. Bu insanlar parayı bunun için mi verdi?
HANDE FIRAT- Konu açıldığı için oradan devam etsek.
Şimdi son dönemde dikkat çeken Meclisteki komisyonda iki açıklama oldu, ikisi de çünkü tarihlerle aslında ilgili FETÖ konusunda. Bir tanesi, Genelkurmay eski Başkanı Özkök dedi ki, 2004’te FETÖ için uyardık, pek fazla bir şey yapılmadığını gördük. Diğeri de Mehmet Ağar, benim dönemimde Fethullah’ın F’si yoktu dedi.
Bir tarihsel açıdan o zaman bu ikisini karşılaştırdığınızda ne anlama geliyor?
İkincisi de, 2004 yılında uyarıldınız, Hükümetteydiniz, neden o zaman önlem alınmadı eğer bu iddia doğruysa?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Öyle mi? Siz inandınız mı soruyorum? Bizim görevimiz sormak diyorsunuz değil mi? Kanaat yürütmek… (Gülüşmeler)
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Soruları siz sorarsanız, biz zorlanacağız.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, tamam, anladık da, şimdi… (Gülüşmeler)
VEYİS ATEŞ- Özkök’ün açıklamalarını doğru yansıtmadığını mı düşünüyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM, Arkadaşlar, Sayın eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün bahsettiği Milli Güvenlik Kurulu kararı, karar sayısı 481, Milli Güvenlik Kurulu 25 Ağustos 2004 tarihinde Cumhurbaşkanının Başkanlığında toplantısını yapmıştır.
Kurulun bu toplantısında, 24 Haziran 2004 tarihli MGK konularına gündem konularından biri olan Türkiye’deki Nurculuk faaliyetleri ve Fethullah Gülen konusu gündeme gelmiş, yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanması uygun görülmüş, bu konudaki tavsiye kararı hükümete bildirilmesine karar verilmiş. Burada FETÖ terör örgütü diye bir şey yazıyor mu?
İmza Ahmet Necdet Sezer, Hilmi Özkök, Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, böyle gidiyor.
Biz terör örgütünden bahsediyoruz. Yani sen bir silahlı faaliyet falan yapmıyorsun ama, senin kafanda bir plan var, onun için ne olur ne olmaz, ben seni bir halledeyim dersen, bu hukuk devleti olmaz arkadaşlar. Bir şeyi karıştırıyor Sayın eski Genelkurmay Başkanı.
Peki, onu söylerken Ergenekon, Balyoz, Ay Işığı gibi açık AK Parti iktidarlarına darbe yapmak için harekete geçenlere karış ne yapmış onu söylesin, hangi tedbiri almış veya hükümete böyle bir tehlike olduğunu ne zaman bildirmiş? Önlemlerini almış mı? Bütün komutanlar bugün söylüyor, diyor ki, biz bunların 80’li yıllarda harp okuluna, 1983’te soruları çaldıklarını biliyoruz, bu yüzden attık. Bunları attığımızı biliyoruz, ama bunlar sürekli artmaya devam etti, zaman içerisinde rütbeleri yükseldi, koruyucuları arttı, geldi geldi geldi, 90’lı yılları hatırlayın.
Ha, bir şey daha var, Fethullah Gülen’e soruyor Nazlı Ilıcak, geçmiş yıllarda ziyaret ediyor, diyor ki, hocam diyor, bu askeriyenin baskıları ne zaman bitecek diyor. Onun cevabı da, Hilmi Özkök Genelkurmay başkanı olacak diyor, o zaman merak etmeyin her şey düzelecek diyor, birisi kitabında yazmış.
Şimdi bunlar lüzumsuz şeyler, bunlarla vakit geçirecek halimiz yok.
Bakın, bu örgüt ilk defa 17 Aralık’ta açıkça yargı darbesi yapmak üzere harekete geçmiş ve o zamanki hükümet de buna gereken cevabı vermiştir. Bunun bir adım öncesi Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanının; 7 Şubat 12 mi?
OKAN MÜDERRİSOĞLU- 2012, evet.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 2012’de MİT Başkanının alınma hamlesidir, oradan başlayan ve sonrasında 17-25 Aralık’ta devam eden bir süreçten bahsediyoruz. Bizim için 17-25 Aralık bir milattır, ondan sonra bu örgütün bütün faaliyetlerini hükümetlerimiz dikkatle izlemeye almış ve o dönemde en az 7 farklı dava açılmıştır örgüt hakkında, bunların bir kısmı da karara bağlanmış, bir kısmı da halen devam ediyor. Tahşiye davası, Tevhit Selam davası, Erzincan’da açılan, İzmir’de açılan casusluk davası vesaire, birçok dava var. Bunları biz yapmışız. Bütün bunları biz yaparken diğer partiler ne yapıyordu? Böyle bir şey yok, siz kendi yanlışlarınızı örtmek için böyle bir düşman uydurdunuz, böyle bir yargı darbesi yok. FETÖ’ye avukatlık yaptılar mı, yapmadılar mı? Millet biliyor, ben yakından biliyorum arkadaşlar.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- İzmir örneği nedir efendim, seçimlerle ilgili bir örnek verdiniz bugün?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biliyorsunuz ben 2014 seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi adaylığı için Bakanlıktan ayrıldım, partim beni oradan aday yaptı ve gittim İzmir’de kampanyaya başladım. Hemen gider gitmez bu FETÖ’cüler bir uyduruk dosya çıkardılar, İzmir liman bilmem ne. Hiç aslı, fesli olmayan, benimle hiçbir alakası olmayan, sırf orada yolsuzluk yapıldı algısı oluşturmak için. Neyse, bunu geçelim.
Ama orada ben şunu gördüm: O gün FETÖ’cüler CHP’lilerin yanında, ablalar, ağabeyler, bacılar kendilerini parçalarcasına CHP’ye oy istemek için o İzmir’in sahil bandında kovulmalarına rağmen gittiler evlere gittiler, oy istediler, sandıklarda sabaha kadar yattılar, kendilerini parçaladılar CHP’yi kazandırmak için. Hatırlayın, o günlerde CHP için de İzmir milletvekili neler söyledi? Açıkça partinin FETÖ’yle işbirliği yaptığını söyledi mi, söylemedi mi? Bunları biliyoruz. Birgül Ayman Güler’den bahsediyorum.
Değerli arkadaşlar, şimdi onun için kimse bu konuda AK Parti’ye ders vermeye kalkmasın. AK Parti demokrasinin güçlenmesi, vesayetin ortadan kaldırılması için hayatını ortaya koymuş, Recep Tayyip Erdoğan gibi bir kurucu lidere sahip, o gün de bu vardı, bugün de aynısı devam ediyor. Bize laf yetiştireceğine aynaya baksınlar, vaziyetlerini görsünler.
Şimdi bugün de aynı şey tekrar ediyor, aynı şey. O gün Balyoz davası, Ergenekon davasına dönelim, o darbeler vardı, o darbelerin olduğunu, yapılmak istendiğini biz biliyoruz. Ama bu FETÖ’cüler orada da yapacağını yaptı, işi sulandırdılar sulandırdılar sulandırdılar gerçek olan yalan oldu. Şimdi yine CHP’nin kapısına geldiler, karargahı kurdular, CHP’yi tepe tepe kullanıyorlar. Nasıl kullanıyor? Efendim, mağdurlar var. Bu mağdurlar MHP’ye de gidiyor, MHP hepsini kapı dışarı ediyor. Niye? Çünkü yakın zamanda zokayı yedi, Meral Akşener vakasında bunların gerçek yüzünü gördü, onun için hiç yanaştırmıyor. Şimdi varsa-yoksa CHP. CHP bunları hapishanede ziyaret ediyor, işte mağdurlar var, şu var, bu var diye bir mağdur edebiyatıdır gidiyor.
Peki soruyorum kardeşim, 15 Temmuz gecesi 241 şehidin yakını, 2194 gazi, onların aileleri, sokakları o karanlık gecede dolduran milyonlar, 79 milyonun mağduriyeti ne olacak? Bunları bir kenara bıraktık, şimdi hesap vermesi gereken FETÖ’cüleri en büyük mağdur ettik. Bunları millet bir yere not ediyor. Cumhuriyet Halk Partisinin zaman geç olmadan bu görüşünü gözden geçirmesi ve o 15 Temmuz gecesini mutlaka bir kez daha tezekkür etmesini ben tavsiye ediyorum. O gün başlayan milli duruş, milletin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini ön plana alan o duruş Yenikapı’da zirve yapmış ve o ruh Türkiye’nin istiklal mücadelesini yapan bir ruhtur, bu ruhun, bu duruşun devam etmesi bu milletin geleceği için olmazsa olmaz bir tutumdur. Biz CHP’den bunu bekliyoruz. Gerek anayasa değişikliğinde, gerek FETÖ unsurlarıyla mücadele konusunda daha aklıselim, kısa vadeli parti hesaplarından kurtulmuş olarak bu hususa kulak vermelerini özellikle bekliyoruz.
Arkadaşlar, kaldı ki biz baştan bir şey diyoruz, biz hata olmaması için gayret ediyoruz. Ama bu örgütün yapısı çok karışık, gizemli, kara kutu, şeffaf değil, dolayısıyla mücadelenin zorluğu ortada. Ha hata olabilir bütün titizliğimize rağmen, onun da yolunu açtık, dedik ki, şikayet etsin kardeşim, durumunu bir daha gözden geçirelim, hatalar varsa düzeltelim.
Burası bir hukuk devleti, mutlaka bir yanlış varsa düzelir. Ama ben vatandaşlarımdan, iş adamlarından, kamuda çalışan bütün bürokratlardan özellikle şunu istiyorum: Kendinize güveniyorsanız, bu alçak örgütle hiçbir bağınızın olmadığını düşünüyorsanız hiç endişe etmeyin, mutlaka yanlış varsa düzeltilecek, bu kadar.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Başbakanım, burada virgül koyalım, çünkü FETÖ’yle mücadele ve süreçlere ilişkin başka soruları var arkadaşların, ama ikinci bölümdeki süremiz için bir ara vermemiz gerekiyor.
Kısa bir aranın ardından Afyon’da Sayın Başbakan Binali Yıldırım’la özel yayınımız birazdan tekrar sizlerle karşı karşıya olacak.
(Reklam Arası)
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Başbakan Özel Yayınıyla Afyonkarahisar’da son bölümündeyiz. FETÖ ile mücadeleyi konuşuyorduk, bu konuyla ilgili Melik Yiğitel bir sorusu olduğunu söylemişti, tam orada kestik.
MELİK YİĞİTEL- Efendim, şimdi FETÖ ile mücadele ederken en çok tartışılan konulardan bir tanesi; bu örgütün siyasi uzantılarının olduğu ve bir şekilde ortaya çıkmadığı yönünde. Yani deniyor ki işte yargının içinde var, bürokrasinin içinde var, güvenliğin içinde var, her yerde var, siyasette olmamasına nasıl ihtimal olabilir? Genel anlamda siyasette uzantıları konusunda bir tespit var mı? Devamında, sizin partinizin içinde milletvekili, belediye başkanı bazında tespit edilen isim ya da isimler var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, 12 Eylül darbesini bir hatırlayın. 12 Eylül darbesi olduğunda veya darbe olmadan siyasi tarafında kimlerin olduğu biliniyor muydu? Yok, darbeyi yaptılar kendileri başa geçtiler, sonra da bir Milli Güvenlik Konseyi oluşturdular, ondan sonra da adamları sen başbakansın, sen bakansın diye seçtiler ekibi kurdular. Darbeyi yapan şu hesabı yapıyor: Patron benim, ondan sonra istediğimi kukla bir hükümet kurdururum diyor.
Şimdi bizim toplumdan, milletten saklayacak hiçbir şeyimiz yok arkadaşlar. Bizim elimizdeki bilgiler, Yurtta Sulh Konseyi diye bir konsey var, bunlar 5 tane generalden oluşuyor. Bu generallerin çıkardığı şu kadar kalın bir talimat var. Orada bütün sıkıyönetim komutanlarının adı belli, askeri rütbelerde kuvvet komutanları kim olacak, kolordu komutanları kim olacak, garnizon komutanları kim olacak hepsi belli. Büyükşehir belediye başkanları kim olacak, onlar da belli. Bakanlıkların müsteşarları da belli, TRT Genel Müdürü de belli, Anadolu Ajansının başına kim geçecek onlar da belli; belli olan bunlar. Ama siyasetle ilgili bir liste yok. Bunlar mahkeme sürecinde soruşturma-kovuşturma, yani savcılık ve mahkeme sürecinde, yargılama sürecinde elde edilen delillerle ortaya çıkarsa çıkar veya çıkmazsa dediğim gibidir. Biz bir hele darbeyi yapalım, ondan sonra kimi nereye getireceğimize karar veririz diye de düşünmüş olabilirler. Bizim siyasi ayağını, ne ayak, siyasi ayağını toplumdan saklamak falan, abuk subuk görüşler ortaya konuyor, böyle bir şey olur mu ya? Kim varsa arkasında sonuna kadar gidilecek, bundan herkes emin olabilir, böyle bir şey yok.
Şimdi biz darbeyi bıraktık, darbeden mağdur olan milleti bıraktık, darbecileri temize çıkarmak için efendim CHP başta olmak üzere çeşitli mihraklar üzerimize geliyor, bize laf yetiştirmeye çalışıyorlar. AK Parti olsun, CHP olsun, MHP olsun, hangi parti olursa olsun herkes üzerine düşen görevi yapmak zorundadır. Bu alçakları, bu terör örgütü mensuplarını siyasi partilerden, askerin içinden, yargının içinden, bürokrasiden, bakanlıklardan, her yerden temizlemek partiler üstü bir milli görevdir. Yapılan bu temizlik harekatına karşı çıkmak ve bu konuda taraf olmak, bu darbeyi, bu darbecileri meşrulaştırmak anlamına gelir, bunun da ağır bir sorumluluğu vardır, bunun bilinmesini istiyorum.
AK Parti içinde darbeciler ne oluyor-ne bitiyor? Canı Cehenneme. Kim işin içindeyse, bakın iki gözüm olsa, hiç affetmem, böyle bir şey yok. Bunlarla bizi kimse test edemez. Bunların en büyük zararını gören partiyiz biz. Niye bizde bu kadar iddialı konuşuyoruz? Çünkü biz erken tehlikeyi gördük. 17-25 Aralık’ta biz zaten bunlarla savaş açtık ve mücadelemiz devam ediyor. Onun üzerine yerel seçimler geçti, Cumhurbaşkanlığı seçimi, iki tane seçim, bütün bu seçimlerde biz gerekli ayıklamayı yaptık. Ha buna rağmen çıkmıyor mu? Çıkıyor. Belediyelerde meclis üyeleri çıkıyor, belediye başkanları çıkıyor, parti teşkilatlarında çıkıyor, onları da ayıklıyoruz, biz şov yapmıyoruz. Kimi tespit ediyorsak belgeleniyor ediyor, gerekli kontrolleri yapıyoruz, ondan sonra da ilişkimizi kesiyoruz, yolumuzu ayırıyoruz. Kimisi tutuklananlar var, gözaltında olanlar var, partimizden uzaklaştırılanlar var. Biz de diyoruz ki; diğer partiler de bizim yaptığımızı yapsınlar. Sadece siz niye yapmıyorsunuz diyeceğine, bir tane de siz gösterin kardeşim. Deyin ki; al, ibret için, aleme ibret için bizde şu FETÖ’cü var, buna da şu işlemi yaptık desinler. Duydunuz mu? Siz bizi bırakın da, AK Parti’nin işi bu, AK Parti gelsin bizdeki FETÖ’cüleri de ayıklasın; onu mu istiyorlar? Onu da yaparız istiyorlarsa.
VEYİS ATEŞ- Sayın Başbakan, en önemli ayağı bu işin Fethullah Gülen’in iadesi. Fakat bilgi, iddia o ki; Interpol’un FETÖ’cüleri ve Fethullah Gülen’in iadesiyle ilgili hayır dediği yönünde bilgiler var.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ne yaptı?
VEYİS ATEŞ- Hayır.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Neye hayır?
VEYİS ATEŞ- Fethullah Gülen’in iadesiyle ilgili.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Böyle bir durum söz konusu değil, şu an için bize Amerika’dan böyle bir şey gelmiş değil. Adalet Bakanımız 26’sında davet edildi oraya gidecek, bu konuları bütün ayrıntılarıyla muhataplarıyla görüşecek. Biz bunu kafamıza göre istemiyoruz, Amerika’yla bizim yaptığımız adli yardım anlaşması var, bunu yıllar boyunca uygulamışız. Şimdi de diyoruz ki; bizim açıkça terör örgütü olarak belirlediğimiz, Türkiye’deki darbe girişiminin kurgulayıcısı, uygulayıcısı olan bu terör örgütünün başını önce tutuklayın, sonra da bize iade edin, talebimiz budur, çok açık ve nettir, her düzeyde söylenmiştir. Şimdi bunun sonuçlanmasını bekliyoruz, olay bundan ibaret. Bize aksi yönde vermeyeceğiz şeklinde bir bilgi, bir bildirim söz konusu değildir. Bugün nereden çıktıysa öyle bir haber de yayıldı. Şunu hep söylüyorum: Sanal dünya yalan dünya mecrası olmasın. İster sanal dünyada, ister gerçek medyada ne söyleyeceksek doğru söyleyelim, öbür türlü inandırıcılığı sorgulanıyor. Yaptığınız haberin bir mesnedi yoksa, bir gerçekliği yoksa, ikinci yaptığınız habere de insanlar daha tedbirli olarak okurlar.
FUNDA GÖREY- O zaman son günlerde çokça yapılan bir haberden devam edelim. Bu mağdur edebiyatına siz hep karşı çıkıyorsunuz, ama bir taraftan da bu FETÖ soruşturmalarında çok titizlikle hareket edildiğinin de sürekli altını çiziyorsunuz. Buradan yola çıkarak göreve iadelerle ilgili bir kanun hükmünde kararname beklenmeli mi ve bu KHK’da soruşturma süreci ne kadar sürerse sürsün, 3 yıl, 5 yıl gibi bir sınır konmadan geri alınır hükmü olacak mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle söyleyeyim: Bir seferde geri dönecek değiller. İncelenenler, durumları tespit edilenler, yanlışlık olduğu kesinlik kazananlar, iadesi uygun görülenler çıkacak KHK’larda ilan edilecek. Çünkü KHK ile çıkarıldı, yine KHK ile alınması lazım. Dolayısıyla bu bir süreç, yani olağanüstü hal süresince bu işlemler devam edecek, kolay değil 116 bin itiraz var, bunların birçoğu mükerrer. İşte adam bulunduğu ilçeye de müracaat etmiş, valiliğe de, bakanlığa da, Başbakanlığa da, her yere müracaat etmiş.
Şimdi burada FETÖ’nün başka bir taktiği var; böyle bir itiraz bombardımanına tutup burada bizim yaptığımız işlemin titiz olmadığını, üstünkörü, toptancı bir anlayışla yapıldığı algısını yaymak. Düşünebiliyor musunuz? Memuriyetten çıkarılanların sayısından fazla müracaat var. Ne anlama geliyor?
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Şablon müracaatlar mı, belli bir formatta mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Aynen öyle, bu da bir tezgah. Hani bir sanal alemde bir şey başlatılıyor ya, birisi bir şey yazıyor herkes bunu yaysın diyor, 10 kişiye gönderince şöyle olur-böyle olur diye, şu sevabı kazanırsınız diye orada tavsiyeler; bu da onun gibi bir şey. Ama bütün bunlara rağmen bakın yakında fark edilmedi bir genelge yayınladık; ismi olmayan, adresi olmayan, gerçek kimlikleri olmayan, imzasız ihbarları hiçbir şekilde dikkate almayacaksınız dedik. Biz bu kadar titiz çalışıyoruz. Çünkü bir insanın hayatı, geleceği söz konusu. Bu konuda çok üstünkörü karar veremezsiniz. Kılı kırk yarmak mecburiyetindeyiz. Ama unutmayın, Türkiye’de bu kararları veren kamuda her düzeyde yönetici var. Türkiye’nin 81 ilinde, 970 ilçesinde her yerde bu incelemeler yapılıyor, bu kararlar veriliyor. Hepsini bizim tek tek denetlememiz, gözden geçirmemiz mümkün değil. Sadece biz ilkeleri belirliyoruz, kriterleri koyuyoruz, uygulanacak usul ve esasları söylüyoruz, ondan sonra uygulayıcıların işi. Ha onlar da yanlış yaptıysa, bunlar da ortaya çıkacak, onlar da bu mağduriyetin varsa eğer hesabını verecekler.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Kararı verenlerle değerlendirenleri de ayırdık demiştiniz zaten.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabii tabii, yani özellikle ilk memuriyetten çıkarma kararını veren heyetleri ikinci itirazda artık görev vermiyoruz, yeni heyetler oluşturuyoruz.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Kanun hükmünde kararnameyle bir istihbarat yeni modeli de gelecek diye bir beklenti var. İstihbaratta nasıl bir yeniden yapılandırma düşünüyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bununla ilgili tabii Türkiye’nin ihtiyaçları, gerek terörle mücadele, gerek bölgesel konular açısından istihbarat alt yapısının ciddi anlamda gözden geçirilmesi lazım. Malum Jandarma İçişleri’ne bağlandı, Sahil Güvenlik İçişlerine bağlandı, Milli Savunmanın yetkileri yeniden tanımlandı. Bu çerçevede iç istihbarat ve dış istihbarat olarak İstihbarat Teşkilatını yeniden yapılandırmak gerekiyor, bu gayet doğal ve acil ihtiyaç. Bunun çalışması yapıldı, bu çalışma henüz tamamlanmadı. Tamamlanınca, tabii bu Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında gerçekleşecek bir Bakanlar Kuruluna önce takdim edilecek, burada müzakere edilecek, istişare edilecek ve sonunda uygun görülen şekliyle KHK’ya girebilir.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Bu mekanizmayı Cumhurbaşkanıyla da ilişkilendirecek misiniz efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gayet tabii, Cumhurbaşkanıyla ilişkilendirmeden olmaz. Ama buradaki düşünce şu: MİT şu anda iç istihbaratla da meşgul oluyor, belirli bir zaman içerisinde birdenbire olmaz, yani yerine bir şey koymadan bunu kaldırmak olmaz, istihbaratta zafiyet kabul edilemez. O yüzden diyelim iki yıl, 3 yıl gibi zaman diliminde iç istihbarattaki yapılanma tamamlanınca milli istihbarat teşkilatı tamamen dış istihbarata, oraya yönelecek ve daha fazla etkin çalışma alanına sahip olacak.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Cumhurbaşkanı Ağustos’ta TRT’de katıldığı yayında bir üst çatı oluşmasını söylemişti, o formül hala yürürlükte mi, yoksa…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yürürlükte, o yönde çalışmalar devam ediyor. Tabii bu zaten Anayasa değişikliği de gerçekleştiğinde zaten bu işlerin şekli de tamamen değişmiş olacak.
HANDE FIRAT- Efendim, benim bir soruma yanıt vermediniz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayrola.
HANDE FIRAT- Hemen hatırlatıyorum; Mehmet Ağar’ın komisyondaki ifadesi, benim dönemimde hiç Fethullahçı yoktu ifadesi.
Bir de, asıl çok tartışıldığı için; Adil Öksüz nerede, nasıl, kimler tarafından ortadan kaybedildi, bu konuya ilişkin herhangi bir gelişme var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani Hande Hanım, sen kışkırtıyorsun gibi geliyor beni. Mehmet Ağar’ı biz biliriz ederiz, siyasetten tanırız, İçişleri Bakanlığından, Emniyet Genel Müdürlüğünden biliriz. Bildiğim kadarıyla 1993-1996 yıllarında Emniyet Genel Müdürlüğü yaptı. Ama şunu ben yine hatırlıyorum, bugün FETÖ’den tutuklanan önemli isimler onun kadrosundaydı.
HANDE FIRAT- Kimleri kastediyorsunuz efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu ne anlama geliyor? Mesela Ramazan Aktürk, mesela Ali Fuat Yılmazer, Muharrem Durmaz, Coşkun Çakar vesaire yani böyle gidiyor.
MELİK YİĞİTEL- Bunlar Ağar’ın döneminde A takımı…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- O dönemde görevli polis şefleri, amirler. Nasıl oluyor? O zaman herhalde farkında değildi Sayın Ağar.
HANDE FIRAT- Adil Öksüz sorum efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Adil Öksüz konusu şu: Adil Öksüz’ün bu darbenin göbeğinde olduğu biliniyor. Buna rağmen çıkarıldığı mahkemede salıverilmesini masum karşılamak mümkün değil arkadaşlar. Bu yüzden de bu kararı veren hakimler açığa alındı, haklarındaki inceleme, araştırma, soruşturma devam ediyor. Yani burada ben en hafifinden büyük bir basiretsizlik var. Bir sivil Akıncı Üssü’ne geliyor, orada sabahlıyor, geliyor ondan sonra ne işin vardı? Ya ben buradan arsa alacaktım, geçerken uğradım. Yani oraya…
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Üzerinde GPS cihazıyla geliyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Her şey var, başka şeyler de var. Neticede arkadaşlar, yani buna kargalar güler. Tabii bu salıverme işinin çok masum bir şey olmadığını tekrar ediyorum. Ama bütün bunlar ortaya çıkar.
HANDE FIRAT- Bir türlü bulunamıyor ama, belli ki bir çevrede korunuyor, öyle algılanıyor?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabii yani siz bugün iddia odur ki, Adil Öksüz bu işin Amerika ile Türkiye arasındaki koordinasyonunu sağlayan önemli bir isim. Yani bir öğretim görevlisi 1 yıl içerisinde 100’den fazla Amerika’ya nasıl gidip gelebilir? Maaşı bile yetmez buna. Kaldı ki daha geçen gün akrabalarının üzerinde 4 milyon üzerinde bir para çıktı. Şimdi mesela FETÖ’cüler Allah rızası için çalışıyor filan diyorlar ya, öğretim görevlisi var, 43 milyon hesabı var Bank Asya’da, avukatlar var 800 milyon üzerinde hesabında para var. Bakıyorsunuz sıradan bir memur, milyonu aşan mertebede paralar var, bu nasıl oluyor? Yani bunlar bile bu örgütün ne kadar kapalı bir kutu olduğunu, nasıl kayıt dışı çalıştığını açık şekilde gösteriyor arkadaşlar.
MELİK YİĞİTEL- Efendim, Adil Öksüz’ün iki taraflı çalıştığına dair birtakım iddialar ortaya atıldı.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İki taraf dediğiniz?
MELİK YİĞİTEL- Yani istihbarat örgütlerine çalışıyormuş gibi yapıp FETÖ’ye, FETÖ’ye çalışıyormuş gibi yapıp istihbarat örgütlerine; buna dair somut bir şey var mı? Yani hiç öyle bir şey yok… Çünkü niye soruyorum, Sayın Kılıçdaroğlu bir yanında dedi ki; o bir telefonla ve bir emirle bırakıldı, bunun arkası gelecek, ben zamanı gelince açıklayacağım, belgem yok dedi. Sonra iki taraflı çalıştığına dair iddia denildi…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Demek istediği, bu istihbaratın oraya yerleştirdiği bir eleman, herhalde onu demek istiyor değil mi?
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- İstihbaratla bağlantılı demek istiyor.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Onu ima ediyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz onu bilemeyiz ki, o da artık ortaya çıkar zaten. Eğer öyle bir şey olsa, bu yanlış anlaşılmasın da biz o kararı veren hakimler hakkında niye soruşturma açıyoruz? Niye onları açığa alıyoruz? Diyelim ki İstihbarat bu ülkenin, bu devletin bir kurumu değil mi? Öyle bir casusluk faaliyeti yapıyor ise, ona karşılık yapılacak işlem bu mudur? Dolayısıyla ben ona itibar etmiyorum, öyle bir şey olmaz.
FUNDA GÖREY- Efendim, genel olarak FETÖ soruşturmalarının hızından, elbette kapalı bir örgüt, yargının işi elbette kolay değil, tüm bunları ön kabulle soruyorum; soruşturmaların hızından memnun musunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yavaş gidiyor, ben memnun değilim, bugün de ifade ettim. Yargı mensuplarına buradan da çağrı yapıyorum; bakın işi biraz analitik düşünelim, tamamen hukuk normlarında düşünmeyelim. Şimdi darbeyi yapanlar belli kardeşim. O gün uçağı kullanan, bombaları atan, tanktan insanların üzerinden ezip geçen, emirleri veren, her şey belli. Bir kere hepsini biraraya getireceğiz, işte o ona söyledi ona gidiyorsun, o onu söyledi ona gidiyorsun, o delil-bu delil, bilmem ne, bu bir taktik, yıllar geçsin dava sulansın. Aynen Ergenekon, Balyoz gibi. Böyle bir riskle karşı karşıyayız. Onun için biz diyoruz ki; kardeşim, bir kere darbeye bizzat katılan, emirleri veren, o emirleri yerine getirenleri toplayın, bunların hesabını görün. Milletin bir yüreği ferahlasın. Bu şehitlerimizin yakınları, gazilerimizin yakınları, bu travmayı yaşayan millet bir an önce sonuç görmek istiyor. Onun için mahkemelerden bizim beklentimiz şu… Sadece beklenti, talimat veremiyoruz malum, hukuk devleti, diyoruz ki; önce darbecileri açık seçik belli olanları hemen yargılayın, daha ne delili kardeşim ya, her şey ayan beyan, ne delili arıyorsun, ben anlamıyorum. Ben hukukçu değilim, benim muhakememe bir türlü sığmıyor bu. Bu düşünce tarzı bir türlü kabul edemediğim bir şey. Bunun derhal yapılması lazım, bunların hükmünün verilmesi lazım ki milletin bir rahat nefes alması demek, bunu sağlamak gerekiyor. Buradan savcılarımıza, hakimlerimize bu çağrıyı yapıyorum, millet artık bu işin bir noktaya gelmesini bekliyor ve ciddi bir hayal kırıklığı yaşıyor, zaman geçtikçe de yargıya olan güven maalesef olumsuz yönde ilerliyor. Ha sonra örgüt bağlantısı, ikinci derecede sorumlu, üçüncü derece sorumlu kim varsa, onların üzerine de gidin, onların acelesi yok. Orada delil ihtiyacı varsa bütün delilleri toplayın, yeterince zamanınız olacak. O yüzden teşekkür ediyorum bunu sorduğunuz için, bunu çok önemsiyoruz ve bütün millet artık bu işin bir yerde sorumlularının en baş sorumlularının baştan belirlenmesi lazım. Ya bunlar cürmü meşhut, yani suçüstü olanlar var. Suçüstü olan insan için ne delil arıyorsun?
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- İtiraf da ediyorlar, ifadelerinde var, saklamıyorlar.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İtiraf da ediyor, suçüstü de yakalıyorsun, adamı tanktan çıkarıyorsun, uçaktan indiriyorsun, her şeyi söylüyor saklamıyor ki. Daha ne delili, anlamadım gitti ya.
MELİK YİĞİTEL- Efendim, buna dair izin verirseniz ben Gülen’in iadesinde eksik kalan bir şey var, o da şu: Amerika sürekli belge istiyor, bir oyalama taktiği içine girdiği çok açık. Sayın Bozdağ da gidecek elinde belgelerle, ama hala somut, tatmin edici bir şey yok. Şimdi bu oyalama bitecek mi; bu bir. İkincisi; üçüncü bir ülkeye kaçma ihtimali ya da bir şekilde Amerika tarafından paketlenme ihtimalinin ağırlık kazandığı yönünde bilgiler var, ne aşamadayız orada?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Arkadaşlar, bizim görevimiz; ikili sözleşmeler çerçevesinde biz talebimizi yaptık, istenen belgeleri-bilgileri fazlasıyla verdik. Yani şu anda bize diyecekleri bir şey yok Amerika’nın; şu da lazım, bu da lazım. Geldiler, gördüler darbenin izlerini, bizzat şahit oldular ve buna itiraz da etmiyorlar.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Oyalama mı var?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bilemiyoruz ki şimdi Amerika’nın içişleri, hukuk sistemi, oradaki yapıyı doğrusu biz yönetecek konumda değiliz. Bize anlattıkları; efendim, bunun dava açılması lazım, savcılık dosyaları inceleyecek, dava açacak, dava sonunda gönderilmesi yönünde karar verilirse işte bu Dışişleri Bakanlığı’na intikal edilecek ve ondan sonra gereği yapılacak; söylenen bu. Biz de diyoruz ki, madem öyle, dava devam edene kadar hiç değilse bunu tutuklayın, kaçmasına veya başka bir gelişmeye meydan vermemek için geçici tutuklama yapın. Bunu da yapmıyorsanız, adam her yere beyanat veriyor…
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Örgütü yönetmesin.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Oradan Amerikan televizyonlarına, gazetelerine, Avrupa’daki en bilinen gazetelere-televizyonlara ooo rahat bir şekilde beyanatlar veriyor. Gün geliyor adamlarını satıyor, yapmışlarsa benim haberim yok diyor. Gün geliyor, benim adamlarım böyle bir şey yapmaz diyor. Böyle işte dalga geçiyor. Yani Amerika da buna karşı bakalım ne yapacak yani bekliyoruz.
VEYİS ATEŞ- İade konusunda ümitli misiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ümitsiz niye olalım? Biz hakkımız olanı istiyoruz, onlardan lütuf beklemiyoruz ki. Bu ülkeyi yıkmaya çalışan, rejimini, milli iradeyi ortadan kaldırmaya çalışan bir terör örgütünün başını istiyoruz; bu kadar meşru, haklı bir talebimiz var. Veya yargılayın, geçici olarak tutuklayın, daha sonra incelemeniz, araştırmanız, hukuki süreçleriniz bitince verirsiniz diyoruz, bundan başka ne yapabiliriz? Eğer Amerika gerçekten Türkiye için stratejik bir ortaksa, gerçek bir dostsa, bunu göz ardı edeceğini düşünmüyorum, titizlikle bu konuyu ele alacaklarını düşünüyorum. Benim şu andaki algım bu şekilde İnceleyecekler. Ama süre konusunda, maalesef tabii Amerika’da başkanlık seçimleri var, belki öncelik gibi onlar açısından gözükmeyebilir. Ama fark etmez, biz bekleriz, yeter ki yanlış bir karar vermesinler.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Efendim, dün burada Afyon’da Ticaret Sanayi Odası’nda yaptığınız konuşmada bankalara bir mesajınız, hatta sert bir mesajınız oldu. Hafta başı piyasalar açılmadan faizleri yüksek bulduğunuzu, hatta tefeci faizlerinin uygulandığına ilişkin mesajlarınız da oldu. Bankaların faizi bilerek yüksek tuttuğunu, ekonominin önünde bir engel olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bankalarla biraraya gelecek misiniz? Nihayetinde hani faiz talimatla inmez kuşkusuz, dolayısıyla bir siyasal müdahale gibi de algılanabilir. Ama bankacılardan tam olarak ne beklediğinizi?..
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bankacılardan beklediğimiz; daha insaflı, daha gerçekçi, daha adil olmaları. Bunu ne için söylüyorum? Merkez Bankasının politika faizi belli, 7,5 muydu?
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Evet.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 7,5. ben gördüğüme, duyduğuma inanırım, bankalara söyleyince; efendim, biz de onun üzerine işte zaruri masraflarımız var, bunu koyuyoruz, o şekilde uygulama yapıyoruz. Ama bana sahadan gelen şeyler farklı Okan Bey.
OKAN MÜDERRİSOĞLU- Nedir efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Afyon’da dün bir tane tesadüfen sokakta gezerken bankanın önünde bir vatandaş bankadan çıkıyordu. Dedim, hayrola? Dedi, tüketici kredisi aldım. Nasıl aldın? Kağıdına baktım, yüzde 25 yıllık faiz. Bu insafsızlık, bu vicdansızlık, böyle bir şey olur mu? Hadi 7,5 değil de 9 olsun, bu ne demek oluyor arkadaş? Bu tamamen tefecilik değil de nedir yani? Efendim, işte biz öyle yapmıyoruz. Ben sahadan aldığım bilgilerle konuşuyorum, kafadan atmıyorum. Bu yönde şikayetler arttı. Gerek taksitlerin, tüketici kredilerinin taksitlerinin yenilenmesinde ciddi faiz artırımı yapıyorlar, yeni kredi açma konusunda bin dereden su getiriyorlar. Bütün bunları ne yapacaklar? Eğer ekonomi üzerinde, turşunu mu kuracaklar bu paraların? Onlar güveniyor ki işte Türkiye Hazinesi bizden borçlanma suretiyle alır, onunla geçinir gideriz. Ama unutmasınlar, sürekli Hazine bunlardan para alacak değil. Şimdi önemli olan, düşeni tutup kaldırmaktır. Düşene bir tekme de ben vurayım, yüzükoyun uzansın demek insanlığa da sığmaz, profesyonelliğe de sığmaz. Bankaların görevi yaşatmak olmalı arkadaş. Ekonomiyi yaşatacaksınız, gerçek ekonomiye can vereceksiniz, kaynak aktaracaksınız. Paranın turşusunu mu kuracaksınız? İşin kolaycılığına kaçıyorlar. Hadi nasıl olsa ihtiyacı var, muhtaç, önüme gelmiş, fırsat bu fırsat, ben de gereğini yapayım. Ha biz piyasaya ne müdahale etmek niyetindeyiz, ne de onları terbiye etmek niyetindeyiz. Yapacağımız şey şu: Çağıracağız, konuşacağız, bizim için önemli olan konuşmaktır, uzlaşmaktır, anlaşmaktır. Efendim, bunlar böyle değil derse, örnekleri önlerine koyacağız, izahını alacağız. Niye bu kadar makas açıyorsun kardeşim? Yani şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar böyle bir farkı kabul edecek şartlar değil, böyle bir ihtiyaç yok. Tek başına iktidarsa iktidar. Darbeyi tek başına silaha karşı silahsız önleyen bir ülke. Darbeye rağmen ekonomik göstergeleri bozulmamış.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Büyüyen.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Büyümesini sürdüren dünyadaki daralmaya rağmen bir Türkiye var. Şartlar böyleyken bunu yapmak spekülatif bir kazanç elde etmekten başka bir şey değildir. Bu ekonomi daralırsa, bunlar nereden para kazanacak? Aslında kendilerine de kötülük ediyorlar, bunu da görmek lazım.
MELİK YİĞİTEL- Efendim, bu emekli promosyonlarıyla ilgili uzun süredir bir tartışma var. En son Çalışma Bakanı Sayın Müezzinoğlu topu size attı, çözerse Sayın Başbakan çözer diye. Şu anda emekliler de bizi görüyor, izliyor, zapladığı her yerde biz varız. Bir müjdeniz olacak mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Burada olay ne? Olay şu: Emeklilerimizin maaşlarının yatırıldığı bankalar var. O bankalarda işte emekli geliyor parasını zaten ilk gün çekiyor, bazısı bir gün sonra çekiyor, bazısı iki gün sonra çekiyor. Yani neticede 1 yıl içerisinde artısı-eksisi 1 aydan az bir zaman toplamda bir miktar para kalıyor bankalarda. Kalıyor derken onlara kalmıyor, para bekliyor. Buna karşılık, bu parayı tutmalarından dolayı bir fark verin, emeklilere bir kıyağınız olsun. Yapılan görüşme, konuşma bu. Buradaki rakamlar öyle ortalıkta uçuşan rakamlar yok, böyle bir hesap yok; ben baktırdım. Şimdi bunun için bankalardan bir teklif bekliyoruz, diyoruz ki; üç yıllık süre için kardeşim işte maaşı 1000 lira, 2000 lira, 3000 lira olan emekliler için ne vereceksiniz defaten, onun çalışmasını yapıyorlar. Orada olabilecek en iyi şartları emeklilerimizin lehine sağlamak için gerekli gayreti gösteriyoruz; bunu söyleyebilirim. Bunu da yakında herhalde bir karara bağlarız ve emeklilerimize duyururuz. Burada izlenecek yol; üç yıllığına bir sefer her yılın Ocak ayında bir ilave para yatacak hesaplarına, sonraki üç yılda bir daha yatacak; olay bundan ibaret.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Başbakanım, yine bunlarla bağlı olarak toplumun çok merak ettiği birkaç konu var.
Birincisi; taşeronların durumu ne olacak?
İkincisi de; istihdam politikası ne olacak önümüzdeki süreçte? Çünkü çok sayıda işte arkadaşların da geliyor sosyal medya hesaplarından çok yoğun, öğretmenlerden de, astsubaylardan da, birçok alanda da şey var. Yani…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İstihdam deyince ne anlıyorsunuz?
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Kamudaki istihdam, yoksa özel sektör değil.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Devlette işe girmekse, devlet zaten yeterince yükümlülüğünü yerine getiriyor. Yani şu anda devlette bütün alanlarda, güvenlik alanını çıkarırsak biz istiap haddin doldurduk.
Şu alışkanlığı artık Türkiye’nin terk etmesi lazım: Şimdi düşünün, 27 milyon çalışan var, ben enim ki devlette çalışmayanların yüzde 80’i işsiz olduğunu düşünüyor, böyle bir duygu var. Aman devlete bir kapağı atayım da, dışarıda 5 bin lira alacağıma devlette bin lira alayım, yeter ki devlette olayım; bu anlayışı biz terk etmemiz lazım. Devlet aksine daha fazla istihdam ederse hem işler yavaşlıyor, hem de açıkçası devletin yükü daha da artıyor. O yüzden devletin dışındaki alanlara, yani gerçek ekonomiye, üretime, istihdama, ihracata yön verecek yatırımlara hız vermemiz lazım, yeni istihdam alanları oluşturmamız lazım.
Bakın, Doğu ve Güneydoğu’da 23 ile bir cazibe merkezi oluşturma, yatırım destek hamlesi başlattık. Buralar 2 etaplı olacak, 5 yılda ve 10 yılda buralara hangi yatırımlar yapılacak, bunların hepsi tek tek belirlendi. Bunları yaptığımız zaman ne olacak? Binlerce gence iş sağlamış olacağız, yani istihdam sorununu üretime, gerçek ekonomiye yatırımla çözeceğiz. Devlete daha fazla adam aldıkça bu sefer kaynak sınırlı, o kaynağı 3 milyona paylaştırırken, bu sefer aynı kaynağı 5 milyona paylaştıracaksın. Ne oluyor? Yani onlar da mutlu olmayacak. O yüzden bunun yerine piyasaya verelim, piyasada yatırımlar artsın, orada yeni fabrikalar devreye girsin, yeni hizmet sektöründeki işletmeler devreye girsin, vatandaşlar da orada gitsin iş bulsun, aş-iş sahibi olsun veya kendi işini yapsın. KOBİ’lere çok fazla destek vereceğiz, çünkü KOBİ’ler bir istihdam deposu, aynı zamanda ihracatın büyük kısmını yapıyorlar, o bakımdan KOBİ’lere özel önem vereceğiz, çok özel de destekler vereceğiz, onun kararlarını aldık.
Yani taşeronlarla ilgili konuyu biliyoruz, buna hem onları memnun edecek, hem de kamunun taşıyabileceği bir çözümü mutlaka yapacağız, endişeleri olmasın.
FUNDA GÖREY- Kamuya alımlar durdurulacak mı taşeron haricinde?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şu anda biliyorsunuz 2017 bütçesinde zaten kamuya alımları yarı yarıya azalttık.
MELİK YİĞİTEL- 60 binle mi sınırlandırdınız?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 60 bin, daha önce 116 bin civarındaydı, orada da ağırlıklı olarak sağlık sektörü, eğitim sektörü ve güvenlik, onların da belki tamamını kullanmayacağız.
Biliyorsunuz, kamudaki personele ayrılan bütçe 2002’de yüzde 18’di, şimdi yüzde 33’lere çıktı, bu da ciddi bir artış, ciddi bir maliyet. Bundan sonra burada ciddi bir tasarrufa gitme ihtiyacı var.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Başbakanım, çok teşekkür ediyoruz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz teşekkür ederiz.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Çok geç bir saat oldu, 3 saate yaklaşıyor, aslına hala kafamızda çok sayıda soru uçuşuyor ama, sanıyorum bitirmemiz gerekiyor. Ben sadece kapanırken, bir ara söylediniz, o ara giremedim araya, Türkiye’de milletin kardeşliğini kimse bozamayacak dediniz. Bunu şundan tekrar hatırlatmak istiyorum, altını çizdiniz: Hep bir işte iç savaş, yeni bir darbe gibi birtakım iddialar dolaşıyor. Ama siz, hayır, Türkiye’deki milletin birlik, beraberliği yıkılmayacaktır diyerek terör örgütlerinden bahsederken bundan bahsetmiştiniz. Onunla kapatalım istiyorum sadece.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani 15 Temmuz’u yaşadıktan sonra Türkiye, bundan sonra buna benzer daha bir girişimi kimse kolay kolay göze alamaz. Alamaz derken, tabi şunu da unutmayalım: Çılgınlığın mevzuatı yok, yani bir çılgınlık yapmak isteyen çıkar, ama onun da bedelini ağırca öder, yapacak hiçbir şey yok.
Bu güzel ülkenin, bu büyük milletin gündemini böyle yapay olaylarla, şayialarla, dedikodularla lütfen meşgul etmeyelim. Vatandaşlarımız rahat olsun, içi rahat olsun, onların seçtikleri AK Parti, destek verdikleri AK Parti, onun çıkardığı Hükümeti ve kendi seçtikleri Cumhurbaşkanı görevinin başındadır, ülkeyi her türlü badireden kurtarmak için gerek içte, gerek dışta hayatımızı ortaya koyduk. Bizim hayatımızın hiçbir önemi yok, yeter ki milletimize bir zarar gelmesin, bu kadar açık, net konuşuyorum. Allah’a bir can borcumuz var, onu da ne zaman takdir ederce Cenabı Mevla’m alacaktır, onu biz bilemeyiz, gaybı bilemeyiz. Ama bizim amacımız, memlekete hizmet etmek, millete hizmet etmek, milletin derdiyle dertlenmek.
Ben Başbakan olarak, partimiz Genel Başkan seçti, Sayın Cumhurbaşkanımız bize güvendi, Başbakan olarak tayin etti. Arkadaşlar bana şunu söylediler: Ya Başbakan oldun, niye hala çok sevinmiyorsun? Ben arkadaşlara dedim ki, arkadaşlar, bu işin fiyakası 2 saat sürer, 2 saat Başbakan derler sana, ama 2 saat sonra ateşin içindesin. Bulunduğumuz şartların ne kadar önemli olduğunu, bölgemizin ne kadar büyük olaylara gebe olduğunu biliyoruz, hangi zor şartlardan geçtiğimizi çok iyi biliyoruz, sorumluluğumuzun ne kadar ağır olduğunun farkındayız, bunların bilincinde işlerin düzeltilmesi, milletin moralinin yükseltilmesi, terör belasının ülkenin gündeminden çıkarılması, içeride, dışarıda dostlukların geliştirilip, düşmanlıkların azaltılmasını şiar edinerek canla başla bütün arkadaşlarımızla, bakanlarımızla, ekiplerimizle çalışmamıza devam ediyoruz. Bizim dedikodularla, şayialarla, korku üretmeye çalışan mihraklarla kaybedecek vaktimiz yok, millet rahat olsun. Onlar rahat uyusun, biz uyumuyoruz, ayaktayız gece-gündüz.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Sizin aslında ev sahipliğinizde, TRT’nin teknik ve yayın ev sahipliğinde Okan Müderrisoğlu, Funda Görey, Veyis Ateş, Melik Yiğitel, Hande Fırat, hem onların kanalları, hem TRT’nin 6 kanalında yayınlandı, teşekkür ediyoruz.
TGRT, TV NET ve Ülke TV’nin de arkadaşlar canlı yayınları paylaştıklarını söylediler.
Çok keyifli bir sohbet oldu, Türkiye’de ilk defa yapıldı böyle bir yayın. İnşallah önümüzdeki süreçte tekrar, ama arkadaşların ev sahipliğinde, ama bizim ev sahipliğimizde tekrar konuk etmek isteriz, çok sağ olun efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Her seferinde bir başkasının ev sahipliğinde yapmak daha doğru herhalde.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Nasıl isterseniz efendim
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkür ederim.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Biz teşekkür ederiz.
Arkadaşlar, sizlere de çok teşekkür ederim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sağ olun, sizleri de burada görmekten memnun oldum.
Sayenizde vatandaşlarla hemhal olduk, sohbet ettik, ama belki başka program izleyeceklerdi. Bu kadar çok kanalın canlı yayın yapması iyi mi oldu, kötü mü oldu, vatandaş açısından da düşünmek lazım.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Onu yarın reytinglerde görürüz efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, teşekkür ediyoruz.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Biz teşekkür ediyoruz.
Afyonkarahisar’daki Başbakan özel yayınımız burada sona eriyor, kısa bir aranın ardından bütün televizyonlarda herhalde canlı yayınlar devam edecektir.