Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Sanatçilarla bulustugu toplantida yaptigi konusmanin tam metni

 

En içten duygularımla selamlıyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Öncelikle tabi Yozgat’tan Kırıkkale’den gelince biraz gecikmemiz oldu onun için kusura bakmayın sizi biraz beklettik. Bu güzel buluşmada siz çok değerli sanatçılarımızla birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Eserleriyle, fikirleriyle, duygularıyla dünyamızı zenginleştiren siz sanatçılarımızı saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Ülkemize ve insanlığa kattığınız zenginlikler için biz sizlere şükran borçluyuz. Bu milletin kalbine dokunan, hafızasında yer eden eserlerle, sizlerin toplumsal bilincin oluşmasında çok büyük katkılarınız var. İnsanlarımız geçmişe dönüp baktıklarında her dönemi en çok sizin eserlerinizle hatırlıyor. Yani ben bu salona, bu masanın etrafına baktığım zaman benim çocukluk ve gençlik yıllarımda hafızamda yer etmiş sanatçıların sayısı artık azınlığa düşmüş. Tamer Baba görüyoruz yani bunları da görünce tabi yaşlandığımızı artık gizleyemiyoruz. Bir yandan torunları, bir yandan efendim bizim kuşak sanatçılar bizim de artık son kerteye geldiğimizi gösteriyor.

Belki tarih daha çok zaferlerle, savaşlarla, anlaşmalarla, ihtilallerle anılıyor, ama bir de gündelik hayatımızın, duygularımızın, düşüncelerimizin tarihi var. İşte o tarihte şarkılarla, türkülerle, sinema filmleriyle, edebiyatla, resimle, güzel sanatlarla geleneksel değerlere yaşıyor o tarihi yazan sizlersiniz. İnsana dair duyguları, düşünceleri yaşadıklarımızdan kalan izleri sizler eserlerinizle adeta zamana nakşediyorsunuz, bu hepimiz için böyle. Bu toplumun bir parçası olan her insanımız için böyle. Bunun en güzel örneklerinden biri de Cuma günü kaybettiğimiz değerli sanatçımız Halit Akçatepe’dir. Kendisine bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, ailesine başsağlığı diliyorum. Bugün aramızda olmayan bütün değerli sanatçılarımızı rahmetle yad ediyorum.

Geçmişi şöyle bir düşündüğümüzde bu sanatçılarımız eserleriyle bize unutulmaz hatıralar bıraktığını görürüz. Rahmetli Halit Akçatepe ve çeşitli zamanlarda aramızdan ayrılan diğer sanatçılarımız hafızamızda, kalbimizde şüphesiz yaşamaya devam edecek. Onlar baki kalan bu gök kubbede kendi hoş sedalarını bırakarak ebediyete göç ettiler. Ömrü boyunca hiç karşılaşmadığı insanların gönüllerinde unutulmaz hatıra bırakmak bir insan için en büyük mutluluktur. Sizler millet için, toplum için, ülkemiz için çok değerlisiniz. Bu ülkenin Başbakanlık sorumluluğunu yüklenmiş bir kardeşiniz olarak burada bu gerçeği bahsetmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bugün sizlerle bir arada olmaktan aynı mekanı, aynı iklimi paylaşmaktan da büyük bir şeref duyuyorum. 

Değerli dostlar, 15 yıl boyunca Türkiye’nin her alanda standartlarını yükseltecek, itibarını içeride ve dışarıda arttıracak birçok işe, projeye, hizmete imza attık, atmaya devam ediyoruz. Türkiye’nin sahip olduğu kültürel mirası, estetik değerleri ve medeniyet birikimini koruyarak güçlenmesini hayati derecede önemsedik. Hükümet olarak bizim kalkınma vizyonumuz hiçbir zaman ekonomiyle sınırlı olmadı. Türkiye’nin gücüne, medeniyet birikimine uygun olarak kültür ve sanat alanındaki kalkınma da aynı derecede önemliydi. Ekonomik kalkınmasını beşeri ve kültürel kalkınmayla bütünleştirilmeyen ülkelerin gücünü devam ettirme şansları yoktur. Hükümet olarak her zaman sanat ve sanatçının yanında olacağımızı bir kez daha bu vesileyle ifade etmek isterim. İktidarımız boyunca kültür, sanat etkinliklerine ayrı bir önem verdik ayrı bir önem verdik. Gerek yurt içi faaliyetlerde, gerekse yurt dışında birçok projeyi destekledik. Ecdattan bize miras kalan eserlerin ihya edilmesi çalışmalarına hız kesmeden devam ediyoruz. Bugüne kadar Türkiye ve Osmanlı Coğrafyasında kültürel mirasımız olan 5 bin eserin onarımını gerçekleştirdik. Son 7 yıl içinde 41 farklı ülkede Yunus Emre Kültür Merkezleri kurduk ve o ülkelerde 100 bin kişinin Türkçe öğrenmesini sağladık. 

2002’de ülkemizde sadece 42 adet olan kültür merkezini de 110’a çıkardık. Kültür Bakanı işini bana yaptırıyor görüyorsunuz o da işin kolayını bulmuş. Selam verdi indi. Müze sayısı 93’ten 220’ye çıktı. Kültürel etkinlikler yapan kuruluşlara desteğimiz sürüyor. Özel tiyatroların gelişmesine ayrı önem atfediyoruz. Bu kapsamda 2002’de sadece 59 tiyatro varken değerli dostlar, bu sayı bugün 216’ya çıktı.

2002’de özel tiyatrolara verilen destek sadece 850 bin lira bir yılda. Bu rakam bugün 5 milyonu aşmış durumda. Sahne sayımız 23’ten 65’e çıktı. Aynı şekilde tiyatro, opera, bale alanlarında temsil ve seyirce sayılarında da önemli yükselişler gördük. Türk sinemasına cumhuriyet tarihinde rekor düzeyde destek sağlandı. Verilen destekleri 15 yıl içinde tam 35 kat arttırdık. 1990 ile 2002 yılları arasında Türk sinemasına verilen destek bugünkü parayla sadece 18 milyon lira. Bugün ise 2002-2016 arasında 640 milyon destek sağladık. Tabi desteklerle birlikte vizyona giren film, izleyici sayılarında da önemli artışlar oldu. 

Örnek vermek gerekirse, 2002’de sinema izleyicimiz sadece 23 milyondu, bugün 59 milyon. Neye rağmen? Artık sinemalar insanların ellerinde, cep telefonlarında, bilgisayarlarında seyahatte, işte her yerde bu filmlere, her türlü görsele ulaşmak mümkün. Buna rağmen sinema kültürünün yaşatılması için azami gayret gösteriyoruz. Aynı şekilde 2002’de vizyona giren yerli film sayısı sadece 9. Düşünebiliyor musunuz? Kocaman bir yılda sadece 9 yerli film çekilmiş. 2016’da bu sayı 135’e ulaşmış. Yerli film izleyici sayısı 2 milyondan 31 milyona çıkmış. Rakamlar doğru mu Hocam? Sizden aldık. Kültür Bakanın rakamları. İtirazınız varsa ona, memnuniyetiniz varsa bana.

Sadece bu rakamlar bile aslında nereden nereye geldiğimizi göstermektedir. Ama ne yazık ki bazen ülkemizde faydasız tartışmalar, birçok alanda yaptığımız bu çalışmaları, bu önemli gelişmeleri gölgelemeye devam ediyor. Şimdi GENÇDES projesiyle gençlerimizin kültürel, sanat faaliyetlerine katılımını hedefliyoruz. Proje kapsamında 2016’da 50 milyon kaynak ayırdık, kullandık. Bu yıl da 54 milyon aynı amaç için kaynak ayırdık. Geçtiğimiz ay 3. Milli Kültür Şûrası gerçekleşti. Bugün aramızda şûrada bizimle beraber olan değerli isimlerde var. Şûrada birbirinden değerli birçok ismin bütün sanat dalları ve faaliyet alanlarıyla ilgili görüşlerini, taleplerini, tavsiyelerini aldık bir yol haritası belirledik. Gelecek 3 yıl içinde bu kararlar peyderpey hayata geçecek. Aynı zamanda şûrada güzel bir de söylem ortaya çıktı, dünyanın iyiliği için Türkiye. Bugün de burada kalpleri dünyanın iyiliği için, güzelliği için, ülkemizin daha güzel yarınlara ulaşması için artan bir seçkin toplulukla beraberiz. Keşke daha güzel haberler duyabilseydik. Bu sabah Suriye’de İdlib’de yaşanan insanlık dışı vahşet maalesef bütün hepimizi derinden şok etti. Bir rejimin başındaki adam kimyasal gazları çocukların, kadınların üzerine göndermekten zerre kadar maalesef endişe etmedi. O çocukların cansız bedenleri gözünüzün önüne geldiğinde gözleri açık size gülümseyen o masum yüzlerinin onun hesabını bu insanlık veremez. Ümit ederim ki, Birleşmiş Milletler bu konuyu ciddiyetle ele alır ve Suriye’deki bütün kimyasal silahların imha edilmesi yönünde önemli bir adım atar ve bunu yapanlara da gereken cezayı insanlık adına verir. Bu konuda zayıfta olsa ümidimizi muhafaza ediyoruz. Türkiye başından beri Suriye’de yaşanan felaketten masum, korunmasız insanların en az etkilenmesi, en az zarar görmesi için büyük fedakarlık gösterdi. 3 milyondan fazla canını kurtarmak için toprağından, yerinden, yurdundan ayrılmak zorunda kalan çaresiz insana kucak açtı ekmeğimizi paylaştık, soframızı paylaştık, evimizi paylaştık. Bu bize yakışan bir şeydi biz bize yakışanı yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü bizim geçmişimizde bu var, inancımızda bu var, geleneklerimizde bu var. İnsanlığın ölmediğini, hala insanlığın yaşadığını bütün dünyaya gösterdik. 

Bölgemizde değerli sanatçı dostlar, her gün tahminleri altüst edecek değişiklikler yaşanıyor. Bu değişiklikler hiç de yürek ferahlatıcı, iç açıcı değişiklikler değil. Suriye’yi konuşurken bir bakıyorsunuz Irak’ta, Kerkük’te bir oldubittiyle karşı karşıya geliyoruz. Kerkük’ün geleneksel tarihi yapısını değiştirecek ve oradaki Türkmenlerin, Arapları yok sayarak fiili durum yapılarak buranın Kuzey Irak Kürt Yönetimine dahil edilmesi Türkiye açısından asla kabul edilebilir bir şey değildir. Tarihi bağları itibariyle Türkmen yurdu olan Kerkük’ün bir oldubittiyle elde edilmesi ve oradaki Türkmenlerin, Arapların yok sayılması bölgede yeni karışıklıkların yeni itilafların bir anlamda kıvılcımını oluşturmaktadır.  Türkiye olarak bu konudaki hassasiyetimizi Irak’ın bölünmez bütünlüğü, çerçevesindeki görüşümüzü net olarak ortaya koyduk. Bu oldubittiye asla rıza göstermeyeceğimizi ilgili taraflara ilettik.

Değerli dostlar, biz siyasetçiler ülke meselelerine, dünya olaylarına, insanlığın yaşadığı sorunlara doğaldır ki büyük ölçüde siyaset cephesinden bakıyoruz, siyaset gözlüğünden bakıyoruz. Şüphesiz ki bu gerekli, bunu birilerinin hakkını vererek yapması lazım. Bu olmazsa sorunların çözümü olmaz, ihtiyaçlar karşılanmaz, devlet çarkları dönmez. Ancak insanların ihtiyaçları, siyasetçilerin çare bulacağı şeylerle sınırı değil. İnsanların, toplumların elbette ki biz siyasetçin zihinsel ve duygusal zenginleşmeye de ihtiyacı var. Bu olmayınca işte Suriye’dekiler oluyor, Irak’takiler oluyor ve dünyanın birçok yerinde yaşanan vahşetleri görüyoruz. İnsan kalbi katılaşınca, insanlık değerleri ortadan kalkınca her şey normal olmaya başlıyor. Bu da sanatın ve kültürün önemini bir kez daha ortaya koyuyor. 

Sizlerin bize bizimle birlikte bütün topluma, hatta bütün insanlığa bu anlamda yaptıklarınız çok büyük anlam ifade ediyor. Bizim siyasetin güncel gelişmeleri ve döngüsü içerisinde göremediğimiz ayrıntıları, incelikleri sizler çok daha iyi fark ediyorsunuz. Ola ki farkında olmadığımız birtakım olumsuzluklar, toplum hissiyatına yansıyan yanlışları lütfen bize anlatın, fark etmemizi sağlayın. Biliyorum ki bütün bunlar siz sanatçılar için zaten hayatın bir parçası ve siz bu hassasiyete yeterince sahipsiniz. Hep söylenir ya bir kere daha ben de tekrar edeyim. Sanatçı içinde yaşadığı toplumun aynasıdır. Sanatçı içinde yaşadığı toplumun aynasıdır. Bizler o aynaya bakmayı ihmal edersek, toplumun derinliğinde neler olduğunu tam olarak göremeyiz, kavrayamayız. Bu nedenle sizlerle bir araya gelmeyi, sizlerin duygu ve düşüncelerini öğrenmeyi çok önemsiyorum. Türkiye farklı kültür, inanç ve geleneklerin bir potada toplandığı çok zengin, çok bereketli bir ülkedir. Bir ülkenin en büyük gücü insanıdır. Bu bizim toplumumuz için diğer toplumlardan çok daha doğru bir tespittir. Biz birlikte güçlüyüz, birlikte Türkiye’yiz derken bu ortak akla, ortak duyguya işaret ediyoruz. Türkiye her değerine ayrı ayrı sahip çıkarak bu ülkenin hiçbir rengini diğerinden ayırmadan yoluna devam ederse sorunların üstesinden gelir. Ne zaman bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu alanlar bu şuurun gerektirdiği gibi davranmadılar Türkiye kaybetti ve bedel ödedi. Biz bu hatayı yapmamanın gayreti içerisindeyiz. 

Sevgili sanatçı dostlar, sizlerle önemli bir sürecin arifesinde bir araya gelmiş bulunuyoruz. Biliyorsunuz Türkiye geleceği adına çok önemli bir karar vermeye hazırlanıyor. 16 Nisan’da bir halk oylaması yapılacak, bunun sonucuna göre Türkiye ya mevcut sistemle yoluna devam edecek veya yönetim sistemini değiştirecek cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini uygulamaya koyacak. 15 yıldır iktidarda bulunan ve çok büyük iyi kötü tecrübeler yaşamış siyasi bir hareketin temsilciler olarak Türkiye’nin bu değişime ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz, buna inanıyoruz ve bu yönde adımlar attık. Her gün değişen ve gelişen bir dünyada yeni şartlara uyumlu, daha etkin, daha dinamik, en önemlisi de daha demokratik bir yönetişim sistemine ihtiyacımız var. Türkiye geçmişte pek çok demokrasi arızaları yaşamış, büyük krizler geçirmiş, ağır bedeller ödemiş bir ülkedir. Bu sorunların kökenine indiğimizde arızanın temelinin sistemde olduğunu, hatta sistemin kendisinin ürettiğini görüyoruz. Çünkü geçmişte Türkiye’nin yönetim tarzını belirleyenler bu ülkenin gerçekten demokrasiyle yönetilemeyeceğine, ilave bir vesayete ihtiyaç olduğuna hükmetmişler. Yani ülkenin istikametine tek başına millet iradesinin karar vermesi yetersiz diye düşünmüşler. Belki böyle inanmışlar, belki de böyle inanmak işlerine gelmiş. Çünkü zaten kendileri de bulundukları makam ve mevkilere demokrasiyle, millet iradesiyle gelmemişler. Bu zihniyetin bize bıraktığı kötü miras ortadadır. Türkiye’nin yakın tarihi ne yazık ki demokrasinin sık sık askıya alındığı bir adeta bir günahlar galerisi oluşturmaktadır. Darbeci vesayetçi müdahalelerle siyaseti ikide bir devre dışı bırakan, seçilmiş iktidarların ilga edildiği, partilerin kapatıldığı karanlık dönemleri birçoğumuz hatırlıyoruz. Toplumun birçok kesimine değişik zamanlarda baskı, ayrımcılık ve ötekileştirme ne yazık ki uygulandı. Mevcut sistem demokrasiyle, adaletle, hatta insani değerlerle bağdaşmayan bütün zorbalıklara karşı yeni bir çözüm üretemedi. Siyasette ne yazık ki bu öğütücü çarkın dışına çıkamadı. Kötü yönetimler, uyumsuz hükümet ortaklıkları, etkisiz partiler Türkiye’ye hem vakit hem enerji hem de ekonomik anlamda büyük değerler kaybettirdi. Bedeli hep beraber ödedik. Kazandıklarımızı kaybettik başladığımız yere döndük. 2002’de AK Parti olarak milletimizin desteğiyle göreve geldiğimizde bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldıracak bir değişim anlayışıyla çalıştık. İstikrar sağlandı korundu, ekonomi ayağa kalktı büyüdü. Ülkenin uzun zamandır beklediği hizmet ve yatırımlar tek tek gerçekleşti. 15 yılda büyük atılımlarla dinamik bir gelişme çizgisi yaşadı. Ben bu solandakilere şunu sormak istiyorum: Burada bulunanlardan kimler Avrasya Tünelini kullandı, kimler Marmaray’dan geçti, kimler Yavuz Sultan Selim Köprüsünü denedi, kimler Osman Gazi Köprüsünü geçti? Bunlar Türkiye’nin birer gurur abidesidir. Bu ülkeye yakışan eserlerdir. Dünya krizden krize koşarken, yaprak bile kıpırdamazken herkesin gözünün Türkiye’de olduğu bir dönemde Türkiye küresel büyük projeleri yapan ve başarıyla da tamamlayan bir ülke olmuştur. Ancak bütün bu gelişmeler bizim yapacaklarımızın tamamı değildir. Çünkü geçmişte Türkiye’nin en büyük derdi olan sistem aynıdır. Bunları yaptık ama adeta engelli koşu yaparak bunları yaptık. Ancak bu sistem değişikliğiyle birlikte artık engeller kalkacak, Türkiye daha hızlı koşmaya devam edecek. Sadece biz değil, bu sıkıntıları bizden önce yaşayan rahmetli Özal, Demirel, Erbakan, Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, rahmetli Ecevit bunlarda hep şikayet etti, hep bu krizlerden bedel ödediler. Esasen 1 Kasım seçimlerinde neredeyse bütün partiler meydanlarda artık Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlarda 1980 darbesinden kalan bu anayasanın yeterli olmadığını, mutlaka değişmesi gerektiğini hep ifade ettiler, bugünde değişen bir şey yok. Sistem hala kriz üretiyor, sıkıntı üretiyor, vesayet üretiyor. Türkiye’yi büyük hedeflerine taşıyamayacak olan ve mutlaka değişmesi gereken bir yapıdan bahsediyoruz. 1 Kasım’da meydanlarda anayasa değişikliği vaat edenlerin bir kısmının buna anlaşılmaz sebeplerden dolayı karşı çıktığını görüyoruz. Türkiye halen bir darbe anayasasıyla yönetilsin istiyorlar. Bu ayıbı bu ülkenin bir vatandaşı olarak hiçbirimiz taşımamalıyız. Biz bu şartlar altında her zaman milletimize verdiğimiz sözü yerine getirme sorumluluğuyla Milliyetçi Hareket Partisiyle birlikte bir değişiklik tasarısı hazırladık ve bunu Meclis Genel Kuruluna götürdük. 

Meclis Genel Kurulunda çetin müzakerelerden sonra ve nihayet kabul edilen metin bugün milletimizin önünde, karar milletimizin karar bundan sonra milletindir. 16 Nisan’da millet kararı verecek verilen karar ülkemiz için en doğru karar olacaktır. Sizler de bu ülkenin hissiyatına katkı sağlayan, hayatımızı zenginleştiren sanatçılarımız olarak şüphesiz bu değişimde oylarınız kullanacaksınız. Benim talebim, herkesin bu demokratik görevini mutlaka yerine getirmesidir. Bu önemli meselede demokratik katılımın en üst düzeyde olması sizlerin de toplumsal duyarlılığı arttırıcı katkılarınızı özellikle bekliyoruz. 

Bizim için her insanımız çok önemli. Her insanımızın düşüncesi, hissiyatı çok önemli. Sandıktan çıkan her oy hangi renkte olduğuna bakılmaksızın bu ülkeye, bu millete aittir. Türkiye için bu değişimin hayati derecede olduğuna, milletimizin de bu yönde karar vereceğine biz şahsen inanıyoruz, bunun içinde yoğun bir kampanya süreci yürütüyoruz. Benzer şekilde hayır yönünde destek isteyenlerde kampanyalarını yürütüyorlar. Benim başından beri söylediğim şey şudur: Karar milletindir evet de çıksa, hayır da çıksa başımızın üstünde yeridir. Biz evet çıkmasının ülkemiz için, milletimiz için, gelecek nesillerimiz için daha yararlı olacağını düşünüyoruz. 15 yıllık tecrübemiz bize bunu söylüyor, dilimizin döndüğüne biz bunu anlatmaya çalışıyoruz, ama kararı verecek olan vatandaşlarımızdır. 

Bu vesileyle bir kez daha 16 Nisan’da çıkacak sonucun ülkemize iyilikler ve güzellikler getirmesini Cenabı Mevla’mdan niyaz ediyorum. Teşrifleriniz için her birinize teker teker teşekkür ediyor, saygılarımı, muhabbetlerimi sunuyorum. 

Sağ olun, var olun, beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. Bu arada şu gördüğünüz eser bu duvardaki eserin sahibi de burada İsmail Acer teşekkür ediyoruz size de şeref verdiniz.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.