Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Sanayi ve Teknoloji Zirvesi’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bugün Gebze Teknik Üniversitesinde ülkemizin kalkınmasında sanayi 4.0’ın rolü ve sanayi-üniversite işbirliği konuları ele alınıyor, 4 gün sürecek bir hem sergi, hem bilimsel toplantı burada gerçekleşecek ve Türkiye’de sanayi-üniversite işbirliği örnekleri sergilenmiş olacak.

Ülkemizin 100. yıl hedeflerinin gerçekleşmesine katkı sağlayacak bu önemli zirvenin açılışında bulunmak benim için bir heyecan vesilesi. Eminim ki aynı heyecanı da sizler duyuyorsunuz.

Bu önemli toplantının gelecek adına, gelecek kuşaklar adına, ülkemizin aydınlık yarınları adına ciddi neticeler ortaya çıkaracağına yürekten inanıyorum.

Bu toplantıya himaye eden Bilim Sanayi Teknoloji Bakanımıza, Kocaeli Valimize, Büyükşehir Belediye Başkanımıza, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörümüze ve bu bölgede bulunan sanayicilerimize teşekkür ediyorum.

Değerli misafirler; Türkiye, etrafında yaşanan savaş, belirsizliklere rağmen önüne çıkan engelleri birer birer aşarak bugünlere geldi ve geleceğe emin adımlarla yürüyor.

Hepinizin bildiği gibi, son 16 yılda pek çok sınamalardan geçtik. Millet iradesine, demokrasiye, seçilmiş hükümetlere yönelik vesayet girişimleri, saldırıları hiç eksik olmadı. En son 15 Temmuz’da hain bir işgal girişimiyle ülkeye topyekûn el konulmak istendi. Milletimizle el ele vererek bu zorlukları aşarak bugünlere geldik. Demokrasiye darbe vurmak isteyenler bunu başaramayınca, bugünlerde ekonomi üzerinden yeni bir faaliyet içerisinde girmiş gözüküyor. Milli irade, siyasi istikrarı azimle koruduğumuz gibi, hiç kimsenin endişesi olmasın bu ekonomik saldırıların da üstesinden geleceğiz. Bugün hamdolsun milletimiz yanımızda, biz de bütün varlığımızla milletimizle beraberiz.

Geçen hafta temelini attığımız nükleer santral de inşallah 2023’e giderken enerji güvenliğimizin sağlaması, enerjide çeşitliliğin elde edilmesi için ülkemize mukayeseli bir üstünlük sağlayacak.

Yine Pazartesi günü bir teşvik sistemini kamuoyuyla paylaştık, daha çok üretmeye, daha çok büyümeye hedeflenen bu teşvik sisteminde neler var. Katma değeri fazla olan, teknoloji gerektiren ve Türkiye’nin cari açık verdiği alanlarda yatırım. Bazı bildik ekonomistler, siyasi muarızlarımız bundan mutlu olmadılar. Efendim, işte koca koca teşvik paketi hazırlıyorsunuz, yandaşlara veriyorsunuz. Bu kafayla hareket edenler bu ülkenin yönetiminde hiç ama hiç var olma şansları yok. Bunlar tamamen Türkiye’nin gerçeklerinden habersiz olma, bilgi olmadan ilgi sahibi olmanın getirdiği cehalettir. 23 proje var, aç bak kardeşim, neler var? Doğrudan 35 bin kişi istihdam ediliyor, dolaylı olarak 134 bin istihdam var. Bırak ötesini, 20 milyar dolar bir kalemde ihracatla ithalat arasındaki açığı azaltıyor. Niye? Bunları yapmazsan gideceksin dışarıdan alacaksın. Dışarından alınca ne yapacaksın? Para, döviz. Yerli kaynağını transfer edeceksin. Tabi bu ithalat üzerinden kolay para kazananların buna razı olmasını bekleyemeyiz. Onular kısa günün ticaretine bakıyor. Biz, bugünümüz, yarınımız olan gençlerimizin geleceğine odaklanıyoruz, aramızdaki fark bu.

Şimdi artık teknoloji gerektirmeyen ürünleri herkes yapıyor. İşçilik maliyeti bazı Uzak Doğu ülkelerinde, Afrika’da bizim 50 katımızdan daha ucuz. Şimdi aynı ürünü biz yaparsak rekabet etme şansımız var mı? Ne yapmamız lazım? Alın terinin yanına akıl terini de koymamız lazım, bilgiyi koymamız lazım, bilgi güçtür. Artık bilgiye sahip olan, bilgiyi kullanan ve bilgiyi üreten ülkeler aradaki farkı açıyor, bilgiye erişmeyen ülkeler yarış dışı kalıyor, bunu görmemiz lazım. Onun için Gebze Teknik Üniversitesinin 4 yıl içerisinde bu kadar gözle görülür mesafe almasının tesadüf olmadığını anlatmak istiyorum. Bulunduğu yer önemli. İstanbul tarafında 5 tane OSB, Kocaeli tarafında 13 tane OSB, toplam 18 tane OSB’ye ortasında bulunan, yarım saatten az bir sürede buralara erişen bir…

BİR KATILIMCI- Bursa…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bursa’yı saymıyoruz, bir deniz var aramızda. Şimdi artık denizin de önemi yok, Osman Gazi Köprüsü var, buradan çıkıp geçip gidiyoruz. Buradan 45 dakikada Bursa’nın merkezindesiniz, belki daha kısa sürede. Dolayısıyla nedir? Sanayi ile üniversite işbirliği biz öğrenciyken de konuşulan bir şeydi. Efendim, üniversitelerle sanayi arasında işbirliği yok. Ben de Teknik Üniversite mezunuyum, yani yabancı değilim mevzuya. Dolayısıyla o zaman da bu lafları çok duyardık. Ama gerçekten o zaman sanayi ile üniversite arasında hiçbir temas yok; hem fiziki olarak, hem de zihni olarak birbirinden iki ayrı dünya.  İdeal şartlar altında alınan bir üniversite öğrenimi, bir de gerçek şartlar altında mücadele eden sanayi sektörü. İdeal şartlar fanus içinde dezenfekte ortamda yaşamaktır, böyle bir dünya yok. Ancak erken doğan bebekleri koyuyorlar, 1-2 ay orada duruyor herhangi bir zarar görmemesi için. Ama hayat özel sektörüyle, üniversitesiyle, sanat camiasıyla her türlü fırsata da, her türlü tehdide de açıktır. Hayatta kalmak için her alanda mutlaka var olmalıyız, mücadele etmeliyiz.

Biz o yıllarda okurken üniversitede staj bulamazdık. Staj yapacağız, mühendislik okuyoruz. Birinci yıl yok, ikinci yıl yok, üçüncü yıl yok, mezun olacağız, staj yapmadan mezun olamıyoruz. Onun yüzünden mezuniyetin gecikme ihtimali doğuyor, riski doğuyor. Niye? Sanayiciler stajyeri yük olarak görüyor, bununla mı uğraşacağım diyor. Gelecek burada işçilerin de aklını karıştıracak, huzurumuzu bozacak, bizi meşgul edecek, bunlar yaşanan şeyler. Para pul istemiyoruz, yeter ki kardeşim şurada gidelim de ne oluyor, ne bitiyor, tezgâhlara bakalım. Biraz okuduklarımızla gördüklerimiz birbirine uyuyor mu-uymuyor mu onu görelim. Burs, kredi zaten yok, onlar hak getire. Yani 100 kişi müracaat ediyor, 5 kişi krediyi zor alıyor. Burs, devlet bursu zaten yok. Şimdi kredi de var, burs da var. Az önce Rektör Hocamıza sordum, buraya giren her öğrenci adımını attığı anda 200 lirayla 2000 lira arasında bursu hazır diyor. Ne güzel bir imkân, keşke bugünlerde okusaydım. Geçen bir kamyoncunun bana dediği gibi; geldim 70 yaşına Başbakanım, keşke sen bizim zamanımızda Ulaştırma Bakanı olsaydın. Keşke demekle olmuyor, ama bulunduğumuz zaman neyse sorumluluğumuz var, o zamanı dolu dolu geçirmemiz lazım.

Gençler, zaman şu anda paradan daha kıymetli, bunu aklınızdan çıkarmayın. Öğrencilikte bunun hesabı pek yapılmaz, ama bilin ki sizi geleceğe hazırlayan yıllar bu yıllardır. Mezun olduktan sonra çok fazla fırsatınız olmayacak, kendinizi geliştirmek için çok zamanınız olmayacak. O yüzden iyi şekilde donanımlı hale gelmeniz lazım. En az bir yabancı dili en iyi şekilde yazacak, konuşacak şekilde kendinizi hazırlamanız lazım. Dünya artık küresel bir köy haline geldi. Bugün dünyanın her tarafından saat farkı, coğrafi uzaklık farkı olmaksızın her türlü olay, her türlü bilgi her an akıyor. Her dünyada yaşayan ister gelişmiş-ister gelişmemiş ülkeler olsun, her ülkedeki olay bir vatandaş başka ülke tarafından biliniyor ve ona göre tepkiler, kamuoyu oluşuyor.

Sanal gerçeklik diye bir şey var şimdi, sanayi 4.0 var, bunlar bütün üretim alışkanlıklarımızı değiştirecek. Sanal gerçeklikte belki bazı mesleklerin artık havası da kalmayacak, yeni meslekler çıkacak. Beş yıl sonra, 10 yıl sonra doktorların artık işsiz kalabilme riski bile olacak. Niye? Bilişimle her şey hallolacak. Bütün datalar bilmem neler önünüze akıtacak, size gerekli önlemleri kendi kendinizin doktoru olacaksınız. Bilişim, teknoloji, gelişim bize bunu gösteriyor. Onun için yenileyeceğiz, kendimizi değişime ıskalamayacağız, değişimi yaşayarak kendimizi yenileyeceğiz. Biz bunu yaparsak ülkeyi de değişimle geliştirmiş olacağız, bu kadar basit.

Son 16 yılda kalkınma, sanayi alanında önemli yollar aldık. Ama aldığımız bu yolu yeterli göremeyiz. Yani biz geçen sene dünyanın G-20 içinde en fazla büyüyen ülkesi olduk; tamam, bu bir gurur vesilesidir, ama bunu yeterli göremeyiz, sürdürülebilir olması lazım.  Peki, öyle mi olmuş? 2003-2017’ye bakalım. 2003-2017’nin arasında 2008 ve 2017 arasında küresel kriz var, unutmayalım. Yani dünyanın büyümesinin durduğu, küresel ticaretin azaldığı, dünyadaki servetin azaldığı bir dönem var. Buna rağmen Türkiye 2002-2017 arası 15 yıl üst üstüne yüzde 5.8 büyümeyi başarmış. Bu noktalara kolay gelmedik.

Küresel finans piyasaları şu anda çalkantı içinde, bir dalgalanma var. Neden? Çin’le Amerika arasında başlayan bir ticaret savaşı tabiri caizse, birbirlerine kılıç çektiler. Ne yapıyor? Amerika, Çin’den alacağı ürünlere ilave vergiler getiriyor, başka ülkelere, Türkiye de buna dahil. Yüzde 25’e varan vergi koyuyor ki siz oraya satmayın, satamayın. Pahalı olunca kim alacak? Benzerini muhatap ülke de yapıyor, Çin de yapıyor. Dolayısıyla buradaki ekonomik savaş küresel dengeleri de bozuyor; şu anda böyle bir süreç yaşıyoruz. Bu hem ülke ekonomisini tek tek olumsuz etkilediği gibi, küresel belirsizliği de artırıyor. Buna bir de Ortadoğu’daki son günlerde yaşananları da ilave ederseniz, kimyasal silah kullanımı, o masum yavruların hunharca katledilmesi, bütün bunları koyunca küresel anlamda ciddi bir belirsizlik, ciddi bir dalgalanma var. Türkiye’de bu da bundan etkileniyor, der demez etkileniyor. Neden etkileniyor? Çünkü biz bütün bu belirsizliklerin, bütün bu olumsuzlukların göbeğinde yer alıyoruz. Her taraf, Türkiye’nin Avrasya coğrafyasına baktığımız zaman bütün olayların merkezinde biz varız. Terör, savaş, göç, hepsi burada; dolayısıyla biz de etkileniyoruz. Ama şunu milletimiz bilsin, müteşebbislerimiz bilsin: Biz bu süreçleri daha önce de yaşadık. Nerede yaşadık? 2016 darbesinden sonra yaşadık. Ne oldu? Bir çeyrekte yüzde 4 küçüldü Türkiye. Ama hızlı bir şekilde toparlandık, yılı küçülmeyle kapatacak derken bütün tahminleri alt-üst ederek 3.2 ile kapattık 2016’yı. Darbe geçirmiş bir ülkeden bahsediyoruz. 2017’de 7.4, rekor. Ona da şimdi çamur atmaya çalışıyorlar; efendim, bu kadar büyüme, ekonominin bu kadar ısınması doğru bir şey değil. Büyümeyince, ülke büyümüyor, yerinde sayıyor. Büyüyünce, çok büyüdü, sıcaklık arttı. Ne istiyorsunuz kardeşim, yani bir şey söyleyin. Dolayısıyla bunlar siyasi mülahazalarla yapılan değerlendirmelerdir. Bizim görevimiz, bunlara itibar etmek değil milletimiz için, ülkemiz için doğru bildiğimiz neyse onu yapmaktır. Doğru bildiğimiz şey nedir? Üretmek, istihdam oluşturmak, ürettiğimizi satmak, ülke ekonomisine değer katmaktır. Bunu yaptığımız müddetçe bunun dışında söylenenlerin hiç kıymeti harbiyesi yok arkadaşlar.

Herkes şunu bilsin: Türkiye ayaklarını yere sağlam basıyor. 16 yıl önceki Türkiye’nin karanlık senaryolarından çok uzaktayız. Bu istikrar, bu güven olduğu müddetçe küresel sermayeyle, özel sektörümüzle, devletimizin verdiği teşviklerle büyümemiz devam edecek. Büyümedeki hedefimiz sürdürülebilirlik. Bir yıllık, iki yıllık değil her yıl üst üste son 16-17 yılda başardığımız yüzde 6’lık büyümeyi, 18’de de, 19’da da devam eden yıllarda da sürdürmek. Bunun için ne lazım? İstikrar lazım. Var mı? Var. Güven? Var. Terör bugün Türkiye’nin birinci meselesi değil, ama bundan iki yıl önce Türkiye’nin birinci meselesiydi. Birinci meselemiz, şimdi ekonomimizi daha büyütmek, reel sektörümüzün daha fazla üretmesi için gereken desteği, katkıyı sağlamak; bu toplantının amacı da o.

Ben Rektörümüze sordum, yani üniversiteyle sanayinin işbirliğini nasıl başardınız? Biz bir vakıf kurduk dedi. Vakfı kurduktan sonra mütevelli heyetine de bütün belli başlı sanayicileri davet ettik, onları dahil ettik. Ne oldu? Bunlar işin sahibi oldu. Marifet iltifata tabidir. Bir kere işin içine sorumluluğu dahil ettiğiniz zaman ne yaptılar? Onlar da bu sefer ellerini taşın altına koydular, ar-ge projelerine, yenilikçi çalışmalara, bilimsel çalışmalara desteklerini daha çok artırdılar, ilgilerini daha çok artırdılar, gerçek anlamda üniversite sanayi birliği başlamış oldu.

Bizim zamanımızda nasıl? Üniversiteler burnundan kıl aldırmıyor, sanayiciler gelsin canım, ihtiyaçları varsa bize müracaat etsinler. Sanayiciler de diyor ki, bunlar başka bir dünyada yaşıyor, bunlarınki güzel, sıcak odalar, fiyakalı ayakkabılar, güzel güzel konuşmalar. Bunun bize bir faydası yok kardeşim, gele şurada üreten tezgâhı gör, üretimin zorluğunu gör, üretimin heyecanını yaşa. Ne oluyor? İkisi birbirinden bekliyor, olmaz. Bu ezberi bozmuş, Gebze Teknik Üniversitesi ben büyüğüm, sen büyüksün meselesini bırakmış, gel kardeşim, Türkiye’nin geleceği araştırmada-geliştirmede, yenilikçi teknolojiler üretmede, başka yolu yok demiş, bu potansiyelimizi, bu imkânımızı ortaya çıkarmış, bir adım atmış. Şimdi 11 tane teknik üniversitemiz var, 3 taneydi 11 oldu, ne kadar büyük bir imkân.

İstanbul Teknik Üniversitesi 1773’te kurulmuş, övünüyoruz, gayet güzel. Ama bir tane, iki tane değil, Gebze Teknik Üniversitesi 4 yıl geçmişi var, ama öyle bir hızlı geliyor ki o asırlık üniversitelerin ensesinde. Bu da onlara mir mesaj veriyor, ey aklınızı başınıza alın, tarihinizin, adınızın, şanınızın yüksek olması bir şey ifade etmez, marifetiniz ancak sizi geleceğe taşıyabilir.

Gelecek Türkiye’nindir, Türkiye gelecektir bunu herkes bilsin, ülkemizle gurur duyalım arkadaşlar.

Yedi düvel üzerimize geliyor, evvel Allah Avrasya coğrafyasında öyle dik duruyoruz ki, Türkiye’ye, bölgeye hiza vermek isteyen süper güçler de Türkiye’ye bakmaya başladılar. Kolay bir iş değildir, 2 tane süper gücün arasına kılıç gibi Suriye’de istikrarı, güveni, terörü dize getirmek kolay bir iş değildir, Türkiye bunu başarmıştır, bu başarı bu milletin başarısıdır, çünkü biz bu topraklarda yaşıyoruz. Babaannemin bir tabiri var, sel gider kum kalır. Oraya uzaklardan gelen seldir, kalacak olan biziz, onun için bölgenin kaderinden kendimizi soyutlayamayız. Bölgenin geleceğine karar veren ülke Türkiye olmalıdır, Türkiye’nin komşuları olmalıdır. Uzaklardan gelen güçler 100 yıl önce yaptıkları taksimin ne kadar yanlış olduğunu bugün yaşayarak, büyük bedeller ödeyerek görüyorlar. Ama bütün bunlar geride kalacak, geleceği inşa etmek için bilim, teknoloji alanına daha çok yatarım yapmamız lazım.

Bilgi üretmek, bilgi üretmek konusunda mazeretimiz kalmadı. Efendim, biz bilgi üretemiyoruz. Niye üretemiyorsun kardeşim? Üniversite dediydin, 72’ydi 186 oldu. Öğretim üyesi dediydin, 100 bindi 160 bin oldu. Geçen gün 824 tane gencimizi yurt dışına yüksek lisans ve doktora eğitimi için gönderdik. Bir-iki öğrenci göndermek için mesele olurdu Türkiye’de yurt dışına eğitime göndermek, Allah’a şükür bin kişi gönderiyoruz her sene devlet eliyle, ayrıca gidenlere bak 5 bin kişi gidiyor. Ülkemizde 130 bin 100 değişik ülkeden okuyanlar var, Türkiye’de okuyorlar. Ne oluyor bu kadar insan? Memleketine dönüyor, Türkiye diyor, Türkiye’yle yatıyor Türkiye’yle kalkıyor, Türkçe konuşuyor, bizim bedava elçimiz oluyor. Moğolistan’daydık, Afganistan’daydık, bizim karşılayanlar Türkiye’de okumuş üniversite öğrencileri, bizim dilimizi konuşuyor, bizim gibi hissediyor. Bunları servet harcasınız sağlayamazsınız. Bu bir geleceğe yatırımdır. Sizin ülkenizin güzelliklerini anlatan, sizin ülkenizin değerlerini yaşayan dünyanın her tarafında insanlar olması ne demek? Orada sizin her zaman gündemde olmanız demek.

Evet, 2002’de bu farkındalık bu kadar değildi, ama 15 yıldı çok ciddi mesafe aldık. Politikalarımızı güncelledik, yanlışlarımızı düzeltme fırsatı bulduk, ülkenin teknolojik altyapımı için ar-ge projelerinden pazarlama stratejilerine kadar her alanda desteğimizi artırdık, artırıyoruz.

Şu anda 77 teknoloji geliştirme bölgesinden 56’sı faaliyete geçti, devam ediyor, 21’inin de altyapı çalışmaları sürüyor.

Araştırma-geliştirme, merkez olma niteliğini kazanan, belgesini alan, bunlara bir belge veriliyor şartları müsaitse, önüne gelen ben ar-g merkezi kurdum diyemiyor, bakanlık bunlara belge veriyor, 857 tane şu anda firma var, almış, şartlarını yerine getirmiş. Bu da ne gösteriyor bize? Demek ki artık firmalarımız geleceğin ar-ge’de olduğunun farkına varmış.

Tasarım merkezi, tasarım merkezi sayısı 195 olmuş, bunlar olmayan şeylerdi. Tasarım ne ya, akla da para mı verilir? Bir proje yapacaksın, birisinin elinde varsa alayım, sağını-solunu düzelteyim, onu yapayım diye düşünüyor insanlar. Projeye para mı verilir, akla para mı verilir? Ama şimdi akla para vermezsen ömür boyu onun bedelini ödersin. Yanlış bir proje yaparsın, o 3 kuruş tamah ettiğin paranın 10 katını, 100 katını ömür boyu ödemek zorunda kalırsın. Onun için Japonların bir prensi var, hep söylenir, Japonlarla Amerikalıların iş tutma biçimi, bir Japon bir işe karar verdiğinde, işe başlamadan önce 5 yıl çalışır diyor, 5 yıl hazırlık, 5 dakikada uygulama. Amerika 5 dakikada karar verir, 5 yılda işin içinden çıkamaz, bugünlerde de görüyoruz, her gün bir karar değiştiriyorlar, her gün.

Teknolojik ürün, yatırım destek kapsamı… Ha Türklerin de bir özelliği var, son dakika mucizesi, onu da unutmayalım. Hiç kimsenin bu işe hayatta bitmez diyeceği işi Türkler bitir. Biz bunu Marmaray’da yaşadık, Avrasya’da yaşadık, Yavuz Sultan Selim Köprüsünde yaşadık, daha birçok projede son dakika mucizesi, unutmayın. Yatıyoruz yatıyoruz, son anda bir dalıyoruz hepsini halledip geçiyoruz. Ama böyle olmasın, kararlı, istikrarlı, kendimizi de çok yarmadan, hırlamadan, strese girmeden yapsak daha doğru. Ama ben bir gerçeği ifade ediyorum. Demek ki prensip ne? Zor hemen yapılır, imkânsız biraz zaman alır, anlayışımız bu.

Teknolojik ürün destek programı kapsamında 204 işletmemize bugüne kadar yaklaşık 50 milyon destek aktarmışız. 2014 yılından bu tarafa ar-ge projeleriyle 25 ilde, 17 sekterde ortaya çıkan 422 projeye teknolojik ürün belgesi verilmiş. 857 ar-ge, 195 tasarım merkezimizde şu anda üzerinde çalışılan proje sayısı 12 bin. Ne olacak bu proje, uçarız diye düşünüyorsunuz bu kadar projeyle. Şimdi bunu şöyle düşünün: 100 proje çalışırsınız, 95’i işe yaramaz, bırak 95’i 99’u işe yaramaz, bir tanesini tuttursanız Türkiye’yi uçurmaya yeter. Böyle yapıyor, gelişmiş ülkeler böyle yapıyor, harcıyor harcıyor, uğraşıyor uğraşıyor uğraşıyor, sonunda fark oluşturacak, diğerlerinin önüne geçecek bir şey buluyor, o zaman da köşeyi dönüyor. Onun için ar-ge önemli, onun için yenilikçilik önemli. Yani bizim doğal zenginlimiz yok, mutlak üstünlüğümüz yok, bazı ülkelerde Cenabı Hakk vermiş akıyor, oradan dolduruyor dolduruyor içiyor, bizde böyle bir şey yok. Biz akıl teriyle, alın teriyle mücadeleyle ülkemizi kalkındırıyoruz, ama bizimki daha kıymetli, daha sürdürülebilir. Bu kaynaklar tükenir, tükenmeze de biri gelir el koyar, öyle yapıyorlar, racon kesiyorlar, tamam diyor, sen çok fazla biriktirdin, ver şu kadarını, elinden alıyorlar. Peki, o kadar biriktireceğine milletine harca kardeşim, milleti kalkındır. Neyse, o tarafı onların işi, biz işimize bakalım.

Bugün bu zirvenin de konusu olan üniversite-sanayi işbirliği için aslında biz 2006’da SANTEZ Programını başlattık. Ne demektir bu? Sanayiyle üniversitelerin birlikte çalışmasını sağlamak. Bu bağlamda 46 sektörde 53 ilde 90 üniversiteye şimdiye kadar 29 projede 235 milyon destek vermişiz. Teknoloji sermayesi desteği programıyla 2009’dan bu tarafa 1933 işletmeye 185 milyon ödeme yapılmış. Liste uzayıp gidiyor, yani burada vakit de çok ilerledi, bunları saymakla bitmez.

Peki, işin özü ne? Burada listeyi bırakalım. Özü şu: Bugün Türkiye her açıdan farklı noktaya gelmiştir. Türkiye edilgen ülke grubundan çıkmıştır, edilgen ülke. Ne demek edilgen ülke herkes bilir. Birisi bir şey söyler, şöyle hizaya geç der, sen de hizaya geçersin. Türkiye diyor ki, kardeşim, o sırayı yanlış yaptın, öyle olmaz diyor, şu tarafa duracaksın. Yani sürece tabi olan değil, sonucu belirleyen ülke, etken ülke. Bu önemli bir kazanım, bu bizim milletimizin özgüvenini artırıyor bir kere her şeyden önce, geleceğe olan inancını artırıyor. Bu sayededir ki, 3 terör örgütüyle aynı anda yurt içinde yurt dışında mücadele ettik ve elhamdülillah bugün ülkemizi en büyük bela olan terör belasını gündemin aşağılarına doğru çektik. Bitti demiyorum, bu mücadele devam edecek. Onu bizim önceki Diyarbakır Valimiz en iyi bilendir, orayı da yaşadı, burayı da yaşıyor. Ama o günlerle bugünler arasında dağlar kadar fark vardır. İnsanlar artık özgürce sokağa çıkıp kendini ifade edebiliyor. Bayrağını dalgalandırabiliyor, cebine saklamıyor. Devlet otoritesi, kamu idaresi bugün her şeye hakim. O yakılan yıkılan evlerin hepsi yeniden yapıldı, o sokaklar yeniden yapıldı, yeni bir Diyarbakır, yeni bir Sur inşa edildi, yeni bir Şırnak inşa edildi. Nusaybin, İdil, Cizre, buraların hepsi pırıl pırıl yeniden yapıldı. Fikri Bey oralara sık sık gidiyor, o bölgenin kalkınmasından, gelişmesinden sorumlu ve bize raporlar getiriyor. Muazzam bir dönüşüm yaşıyoruz, insanların gelecek planları yaptığını, geleceğe umutla baktığını, gençlerin dağa değil geleceğe yöneldiğini görüyoruz; bunlar önemli gelişmeler. Tabii bütün bu güzel şeyler olunca, bundan rahatsız olanlar da oluyor, der demez oluyor. Ne oluyor bu adamlara kardeşim, petrolleri yok, doğalgazları yok, bu kadar büyüyorlar, terörle de bu kadar içeride-dışarıda mücadele ediyorlar. Biz her bir koldan bunları diz çöktürmek için uğraşıyoruz, hala ayaktalar, canlarını sıkıyoruz. Canlarını sıkmaya devam edeceğiz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine güven içinde, istikrar içinde taşımaya devam edeceğiz. Çünkü ülkesine inanan, milletine sevdalı bir Cumhurbaşkanımız var, Recep Tayyip Erdoğan var. Onun ekibi olarak bu çalışmaları ülkemiz için, milletimiz için bütün gücümüzle sürdürmeye devam edeceğiz.

Ben bu duygularla bugün gerçekleştirilen sanayi-üniversite işbirliği, sanayi 4.0 gibi geleceğin konularını ele alıp Türkiye gündemine, ülke gündemine taşıyan Gebze Teknik Üniversitemize, Rektörümüze ve bütün emeği geçenlere bir kez daha teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Sağ olun, var olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.