Basbakan Yildirim’in “Seçime Dogru” programinda yaptigi konusmanin tam metni
SUNUCU- Her hal ve karda 24 Haziran seçimlerinde çeşitli dönüm noktaları var, ama bu akşamki yayın konuğumuz başlı başına bireysel olarak unvanıyla ayrı bir dönüm noktasında; kendileri yeni sistem göz önüne alındığında son Başbakan.
İyi akşamlar efendim, Seçime doğru Başbakan NTV’de programına hoş geldiniz. Sayın Başbakan Binali Yıldırım’la birlikteyiz.
Efendim hoş bulduk, bu arada yanımıza da hoş geldiniz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, siz hoş geldiniz. Bugün Çankaya Köşkü’nle sizinle yayını gerçekleştireceğiz. Sizin vasıtanızla vatandaşlarımızla sohbet etme imkânı bulacağız. Teşekkür ediyorum, iyi yayınlar diliyorum.
SUNUCU- Şimdi Çankaya Köşkü’ndeyiz aşağıda Başbakanlık konutu var, buradaki son faaliyetler de denebilir yeni sistem göz önüne alındığında.
Seçimden sonra ne olacağı konusunda bir tasavvur var mı Sayın Başbakan?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Burası tabi Cumhuriyetin kuruluşla anılan bir yer, hangi fonksiyonu almış olursa olsun önemi devam edecek. Yani Başbakanlığın sona ermesiyle Çankaya Köşkü unutulacak değil, Çankaya Köşkü’nün yaşayan tarihi bir gerçeği var, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı ev müze olarak burada, Pembe Köşk burada ve Cumhuriyet hükümetlerinin yıllar boyu görev yaptığı, yakın siyasi tarihimizin anılarının olduğu Ankara’nın değil aynı zamanda Türkiye’nin de bildiği önemli bir mekân. Dolayısıyla hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, ama gözümüzün içi gibi bakacağımızdan vatandaşlarımız emin olabilir.
SUNUCU- Efendim, güncel konulara geleceğim, seçim, güncel konular iç içe gidiyor ama, bir konu daha var, İzmir milletvekili adayısınız AK Partiden. Bu duyulur duyulmaz acaba Başbakan Binali Yıldırım seçimden sonra Meclis Başkanlığına aday olur mu diye bir yorum silsilesi geldi. Ne dersiniz buna?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Oğuz Bey, şu anda biz bunları düşünecek durumda değiliz doğrusunu isterseniz. Bir yandan Cumhurbaşkanımız, bir yandan biz fellik fellik memleketin her köşesini dolaşıyoruz. Yani bugüne kadar 22 ilde vatandaşlarımızla biraraya geldik, onlarla dertleştik, projelerimizi anlattık, desteklerini istedik, sorunlarını dinledik, günümüz çok şükür Ramazan’ın bereketiyle dolu dolu geçiyor. Dolayısıyla seçimleri bir aradan çıkaralım, yeni Meclis oluşsun, yeni hükümet sistemi, yeni Cumhurbaşkanlığı seçimi belli olsun, ondan sonra memleketin işleri sahipsiz kalmaz, bir şekilde bir çözüm bulunur.
SUNUCU- Mitingleri de söylediniz ama, 16 miting dediniz, daha var mı?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 22 bitti, 16 mitingimiz var, buna Ankara, İstanbul, İzmir dahil değil, özellikle Ankara, İstanbul’u Cumhurbaşkanımızla beraber yapacağız, ayrıca bir gün İstanbul’da ilçelerde, bir gün Ankara’da ilçelerde, son hafta da seçim bölgem olan İzmir’de geçireceğim, İzmirli hemşehrilerimizle doya doya buluşma fırsatımız olacak.
SUNUCU- Oyu da orada kullanıyorsunuz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Oyu da İzmir’de kullanacağım, doğru.
SUNUCU- Şimdi güncel konulara gelirsek, bugün özellikle önce çıkan bir konu, Avusturya’nın 7 camiyi kapatma Türk din görevlilerini sınır dışı etme kararı Türkiye’de büyük bir tepkiyle karşılaştı. Hükümetiniz ne diyor? Açıklamalar var, ama Başbakanın söylemesi de önemli.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani doğrusu Avusturya bir süreden beri izlediği ırkçı politikalar, ırkçı söylemlerle zaten Avrupa Birliği’nin genelinden ayrışmış durumda. Yeni seçilen Başbakan Kurz, maalesef gelecek hedeflerini iç siyasette akılcı olmayan kararlarla inşa etmeye çalışıyor. Avrupa’nın değerleri nedir? Fikir özgürlüğüdür, inanç özgürlüğüdür, hoş görüdür, alınan bu kararda bunların hiçbirisi yok. Tamamen bir İslam düşmanlığı var, din düşmanlığı var, dolayısıyla popülist söylemlerle uzun vadede siyasette başarılı olma imkânı yoktur, kısa vadeli çıkar elde etme adına muazzam bir İslam dünyasının, 2 milyara yaklaşan İslam dünyasının tepkisini göze almak hiç de akılcı siyasetçiye yakışan bir şey değildir.
Dünya mezhep savaşlarından, din düşmanlığından, ırkçılıktan çok büyük bedel ödedi. İkinci Dünya Savaşına bakın, Avrupa’daki mezhep savaşlarına bakın, Ortadoğu’daki olaylara bakın, bu ve buna benzer üzüntülerle doludur. Aynı şekilde İsrail’e bakalım; İsrail-Filistin meselesinde de İsrail’in yönetiminin yaptığı zaman bir bölgede dinler arası çatışmayı körüklemekten öte bir şey değildir. Dolayısıyla Oğuz Bey, din meselesini başımızın üzerinde tutmamız lazım ve üzerinde fikir yürütecek, yorum yapılacak bir mesele olarak görmeye başladığımız zaman, yani dini ağzımızın seviyesine getirdiğimiz zaman, o zaman ortalık karışıyor. O bakımdan fevkalade yanlış bir karardır, ne evrensel hukuk kurullarına, ne Avrupa Birliği değerlerine, ne de azınlıkların hak ve hukukuna sığacak bir karar değildir. Hele hele Avusturya’nın yakında Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını alacak olması çok daha durumu vahim hale getirmektedir. Böyle bir Avrupa Birliği ülkesine, bu zihniyetteki yöneticilere Avrupa Birliği nasıl emanet edilir, onu Avrupalıların takdirine bırakıyorum. Tahammül edemeyen, kendinden farklı düşünen, kendin farklı inanan insanlara tahammül gösteremeyenlerin, Birliğin vizyonunu, Birliğin hedeflerini gerçekleştirmek için ortaya ne koyacaklar, ben bunu merak ediyorum.
SUNUCU- Bir başka güncel konu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olağanüstü halin seçimden sonra kalkabileceğinin işaretini verdi. FETÖ mücadeleyle belirli bir aşamaya geldi de ondan mı böyle bir işaret verildi? Bu konuda neler söylersiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, doğru, evvelsi gün Sayın Cumhurbaşkanımızın bu yönde bir açıklaması oldu bir televizyon programında. Doğrusunu isterseniz olağanüstü hal, baştan beri hep biz şunu söyledik: Biz kendimize olağanüstü hali ilan ettik, vatandaş için hal olağandır dedik. İşi, gücü, ticareti memleketin, vatandaşımızın her şeyi normal gidiyor.
Olağanüstü hal bize ne fayda sağlıyor? Özellikle 15 Temmuz darbesinden sonra FETÖ paralel devlet yapılanmasıyla mücadelede bize önemli bir esneklik sağlıyor. Bu mücadelede de ciddi bir ilerleme kaydedildi. Mahkemeler hemen hemen darbeye bizatihi bulaşanların hükümlerini veriyor, cezalar kesiliyor, çok az devam eden dava kaldı. Ayrıca, biliyorsunuz bu ihraç edilenler, açığa alınanlar, memuriyet dışına çıkarılanlar, bunlar konusunda da bir imkân getirdik, olağanüstü hale rağmen İtirazları İnceleme Komisyonu kurduk. Bu komisyon da çok kapsamlı bir hazırlık yaptı, bütün şikâyetleri topladı. Hatta öylesine bir detaylı çalışma yaptılar ki, bir kişi hakkında sadece istihbarat kuruluşlarının verdiği bilgiler değil, aynı zamanda mahkemelerdeki dosya bilgilerini veya medyada, orada-burada, çeşitli mecralardaki bilgileri de biraya toplayıp teker teker değerlendiriyorlar ve sonuçlandırıyorlar. Dolayısıyla bu mekanizma da yürürlüğe girdikten sonra, bu mücadelede herhangi bir zaafın yaşanması çok olası değil. O yüzden Sayın Cumhurbaşkanımızın bu açıklaması çok iyi bir açıklama olmuştur. Ümit ederim yakın zamanda olağanüstü hal meselesi yeni hükümetin gündeminde olacaktır ve kaldırılması cihetine gidilecektir.
SUNUCU- Yakın zaman dediniz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi zaten seçime giriyoruz, malum seçim olacak, icra, hükümet belli olacak. Şimdi bu seçimin en önemli özelliği, seçim sandıkta belli olduğu zaman hükümet de belli oluyor, Meclis kompozisyonu da belli oluyor, yani vatandaş Ankara’ya iş bırakmıyor. Eski seçimlerde n oluyor, herkes seçiliyor geliyor, burada bağrışmalar, çağrışmalar, o onunla beraber olmaya yanaşmaz, bu bununla biraraya gelmez, 2 ay, 3 ay bazen hükümet kurulamıyordu. Şimdi öyle değil, sandıklar kapandı, sayım bitti, cumhurbaşkanı belli, Meclis belli, ondan sonra zaman kaybetmeden yola devam. Yeni sistemde güvenoyunu sandıkta millet veriyor Oğuz Bey.
Tabi bu olağanüstü hal küresel yatırımcılar açısından da önemli bir rahatlamayı beraberinde getirecek.
SUNUCU- Bir başka konu, epeyi güncel konu var, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sözleri, not almıştım, AK Parti adayları oyuna gelmeyin, MHP’yi dışlamaya gücünüz yetmeyecektir, fitneye düşmeyin, MHP üzerinde oyun oynamaya kalkmayın, bunu böyle bilir. Bunu Sayın Cumhurbaşkanı da katıldı, Cumhurbaşkanı da ittifakı bozamazlar diye özetleyebileceğim bir söz sarf etti. Paylaşabilir misiniz, ne demek istedi Sayın Bahçeli?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bahçeli dediği çok açık, biz bir yol arkadaşlığı kurduk, cumhur ittifakını kurduk. Cumhur ittifakı birdenbire ortaya çıkan bir ittifak değil, hatırlarsanız 2016 zannediyorum Ekim veyahut Kasım ayında Sayın Bahçeli çıktı dedi ki; ya bu işler böyle gitmiyor kardeşim, bu iki başlılıkla biz ülkeyi bir yere götüremeyiz, bu bir ülkenin beka meselesidir, dolayısıyla hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan, iki tane güçlü iradeyle ülke yönetilemez. Dolayısıyla bir anayasa değişikliği yapıp bu işin adını koymak lazım, başkanlık sistemiyse başkanlık sistemi, bunun kararını vermek lazım, ancak bizim buna sayısal gücümüz yetmiyor dedi. Biz de bunu bir çağrı olarak kabul ettik, o zaman ben yine işte Hükümette Başbakandım, Partinin Genel Başkanıydım, kendisiyle temasa geçtik ve ilk toplantımızı 10 Kasım 2016’da yaptık, prensip olarak sistem değişikliğini öngören anayasadaki temel değişiklikleri hayata geçirmek oldu. Ve o süreç 9 Aralık’ta Meclise anayasa değişiklik teklifinin verilmesiyle başladı, o süre içerisinde 2 partinin görevlendirdiği arkadaşlar çalıştı hazırladı, biz genel başkanlar olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın da görüşlerini alarak değişikliği yaptık, Meclise verdik. Komisyonlarda 21 Aralık’a kadar devam etti, sonradan da Ocak ayında Meclis Genel Kuruluda görüşmeler tamamlandı ve nihayet 16 Nisan 2017 halkoylamasına giden süreç geldi.
Yani bunu şunun için detaylı anlattım: Bizim 2016 Ekim’inde başlayan bir ittifak sürecimiz var, yani birlikte yol yürüme sürecimiz var. Bu esasen 15 Temmuz hain darbe girişiminde çok daha güçlü hale geldi, daha sonra Yenikapı ruhuyla bunu bir uzun soluklu, uzun vadeli beraber yol yürümeye, bir ittifaka dönüştürme kararı aldık. Bunlar kendiliğinden gelişen konular. Ve nihayet bunu 24 Haziran’da yapacağımız seçimlere taşıyacak cumhur ittifakını da kurduk, bununla ilgili yasal düzenlemeleri yaptık.
Olay şudur: Cumhur ittifakında Milliyetçi Hareket Partisi var, AK Parti var, aynı iki kolon arasında her iki partinin milletvekillerinin isimleri var il il, orada Milliyetçi Hareket Partili seçmenler kendi partilerinin milletvekili adaylarını, AK Partili seçmenler de kendi partilerinin adaylarına oy verecek. O oylardan tam kendi bölgesinde olmayıp da her iki tarafa yansıyan oylar olursa onlar da müşterek sayılacak. Neticede bütün oylar ittifakın oyu olarak toplanacak, ayrı ayrı da toplanacak, bulunan oran nispetinde o bölgedeki, o seçim çerçevesindeki milletvekili dağılımı ortaya çıkacak. Bu tabi diğer ittifakın işleri de aynı şekilde olacak, onlar da hesap şekli dhont sistemine göre işleyecek; olay bu.
Buradan şuraya gelmek istiyorum: MHP’yi dışlamak diye bir şey söz konusu olamaz, yani MHP’nin de AK Partiyi dışlamak diye bir şeyi olamaz, çünkü biz beraber çıkmışız bu yola, biz birlikte ittifakız. AK Partide, MHP’de içinde bazı bilgimiz dışında çok lokal bazı olumsuzluklar olabilir, ama bunları biz genele yaymak ve genelde oluyormuş gibi düşünmemiz söz konusu değildir. Biz her mitingimizde cumhur ittifakına vurgu yapıyoruz, cumhur ittifakının milletin bekası için, ülkenin istikrarı için, geleceği için, ülkenin tek bayrak, tek vatan, tek millet, tek devlet ülküsü etrafında oluşturulmuş bir birliktelik olduğunu hep söylüyoruz, bunu da söylemeye devam edeceğiz. Dolayısıyla aramıza fitne sokmaya çalışanlara fırsat vermeyeceğiz.
SUNUCU- Yine Sayın Bahçeli’nin af ısrarını gündeme getireceğim. Orada soru şu belki de: Seçimden sonra da ısrarlı olursa tavrınız ne olur? Siz gündemimizde değil dediniz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru, gündemimizde bizim af yok. Sayın Bahçeli bunu gündeme getirdi, tabi onlar ayrı siyasi parti, biz ayrı siyasi partiyiz, buna saygı duyarız, ama bizim gündemimizde yok, bu kadar net. Seçimden sonra ne olur, ne biter? Yani Meclis kompozisyonu belli olmadan, Cumhurbaşkanlığı seçimi belli olmadan bu konuda ortaya bir formül koymak, bir fikir izhar etmek, ortaya koymak çok sağlıklı bir şey olmaz. Ama bugünkü durum çok açık ve net, bizim hele hele FETÖ’yle mücadele devam ederken, PKK, bölücü örgütlerle, DEAŞ’la mücadele devam ederken, milletin vicdanını sızlatacak kararlara biz olur dememiz mümkün değil. Sayın Bahçeli’yle ben bu hususu görüştüm o açıklamadan sonra, biraz Sayın Bahçeli; maalesef Selahattin Demirtaş’ın dışarı çıkması lazım, diğer ayların gidip ziyaret etmeleri filan, yani nasıl oluyor da kardeşim bölücüleri cesaretlendiren, isyana çağıran Kürt vatandaşlarımız birisi bu kadar sahipleniliyor, dışarı çıkması isteniyor diye ondan rahatsız olduğunu anladım konuşmalarından. Madem öyle, kader kurbanlarına da af olsun diye bir beyanatı oldu ondan sonra.
SUNUCU- Notlarımı da alıyorum, arada spotlar çıkıyor, o yüzden döndüm.
Aslında güncel konular gerçekten fazla ama, Başbakanı bulmuşken sormak lazım; Yunanistan’ın darbecileri serbest bırakması üzerine, geri kabul anlaşmasını Türkiye, Yunanistan’la geri kabul, bunu durdurdu, bunun sonuçları ne olacak Ege’de ve daha başka birtakım tepki içerikleri kararları olabilir mi Türkiye’nin?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğrusunu isterseniz, tabi Yunanistan’ın bir komşumuz olarak bu yaptıklarını kabul etmemiz mümkün değildir. Biz büyük bir mücadele içerisindeyiz, yani bu ülkenin bekasına, karşı bir darbeye girişmiş olan, o kadar şehidimizin, gazimizin olmasına sebep olan bu FETÖ unsurlarını serbest bırakmak, onlara müşfik davranmak, iyi komşuluk ilişkilerine sığmaz. Ama burada da bir kafa karışıklığına sebep vermemek lazım, Yunanistan’la ikili kabul anlaşmamız var, bir de Avrupa Birliği’yle geri kabul anlaşmamız var, bizim ikili geri kabulü durdurduk, Avrupa Birliği’yle geri kabul anlaşmasını iptal etmemiz söz konusu değil.
SUNUCU- Yani Ege’de gene Türk Sahil Güvenliği devriyelerin o anlama geri aynen sürdürecek.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi. Avrupa Birliği’yle olan sözümüzdeyiz, ancak Yunanistan’la böyle bir artık yükümlülüğümüz olmayacak bu son karardan sonra.
SUNUCU- Kandil, en ağırlıklı gündem maddelerinden biri. Kuzey Irak içlerindeki operasyonun durumu nedir? Uçakla Ankara’ya gelirken duyduk ama, sizden de işitmek isteriz, o konuda da önemli açıklamalar var.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi Oğuz Bey, bizim FETÖ’yle, PKK’yla, uzun uzantısı PYD, YPG’yle ve DEAŞ’la mücadele eden, bu 3 terör örgütüyle aynı anda mücadele eden başka ülke yok, Türkiye. Biz son 2 yılda terörle mücadelede bir konsept değişikliğine gittik, savunma esaslı değil, taarruz esaslı bir mücadele yöntemi seçtik, bunun da sonuçlarını gördük. Ben gittiğim doğu-güneydoğu illerinde bunu görüyorum, insanların üzerinde terörün baskısı kalkmış, özgüvenleri artmış, bayraklarını dalgalandırıyorlar, yaylalarda sürülerini otlatıyorlar, yani müthiş bir heyecan, geleceğe yönelik müthiş bir beklenti gördüm.
Şimdi yurt içinde açıkçası terörü biz gündemin birinci maddesi olmaktan çıkarttık. Zaten ben Başbakanlığa başladığımda verdiğim ilk beyanat, terörü milletin gündeminden çıkaracağız dedim. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu çalışmaları yaptık ve gerek Silahlı Kuvvetlerimiz, gerek jandarmamız, polisimiz, güvenlik korucularımız, özel kuvvetlerimiz çok iyi bir koordinasyon içinde başarılı bir faaliyet yaptılar. Ancak sınırlarımız dışından da girişler devam ediyor, bunu Suriye’de önledik büyük oranda. Nerede önledik? Fırat’ın batısında 250 kilometrelik Akdeniz’e kadar, Cerablus’tan ta Afrin’e kadar bu bölgedeki bütün terör unsurlarını temizledik, gerek ülkemize gelen, gerek başka yerlere gitmek zorunda kalan baskı, zulüm dolayısıyla, Araplar, Kürtler, yani oranın yerli halkı geldi memleketlerine döndüler, huzura kavuştular. Ama Fırat’ın doğusunda sorunumuz devam ediyor. Şimdilik Fırat’ın doğusu, Irak sınırına kadar olan bölgeyi bir kenara bırakalım. Münbiç meselesini malum Amerika’yla görüşüyoruz. Ama Kuzey Irak’taki olay yeni değil, yıllardır biz terörle en büyük sıkıntıyı Kuzey Irak’ta yaşıyoruz, çünkü Irak Merkezi Hükümeti zaman zaman kendi iç meselelerine daha çok yoğunlaştığı için bölgedeki PKK faaliyetlerine karşı tedbir almakta zorlanıyor. Özellikle hatırlayın Kerkük’te, Musul’da olup bitenler, önce PKK, daha sonra DEAŞ’ın orada yaptıkları, bütün güçlerini de DEAŞ’ı yok etmeye harcadılar, dolayısıyla oradaki PKK yapılanması konusunda fazla bir katkı sağlayamadılar.
Biz de tabi ki terörden vatandaşlarımızın zarar görmesini önlemek, can ve mal güvenliğini sağlamak için hudut ötesi sıcak takip de yapıyoruz. Bunu yeni değil yıllardan beri yapıyoruz, ama şimdi biraz daha farklı bir modele geldi, o da Suriye’dekine benzer bir uygulama, Kuzey Irak sınırlarımızın 30 kilometre derinliğinde, 300 kilometrekarelik bir alanda Silahlı Kuvvetleri unsurlarımız konuşlandı, yani içerlerden, daha derinlerden gelecek terör faaliyetlerini, teröristleri sınırlarımız içine girmeden etkisiz hale getirmek için faaliyetlerini sürdürüyorlar.
Havadan bunu çokça yapıyorduk ama, karadan ilk defa PKK’yı sahada yok etmeye yönelik ciddi bir adımdır. Bunun ötesi Kandil de olabilir, mahmur da olabilir, Sincar da olabilir, bizim için nere olduğunun önemi yok, tehdit neredeyse, terör nereden bize zarar veriyorsa, oralar bizim için hedeftir. Tabi bunu biz komşu ülkelerimizle birlikte yapmayı tercih ederiz ve defalarca da bu konuda görüşlerimiz oluyor. Onlar da bu konuda isteksiz değil, yani yapmak istiyorlar da, ancak ellerindeki imkânlar, içinde bulundukları şartlar her zaman buna el vermiyor. O bakımdan biz terörle mücadelede uluslararası hukuktan doğan haklarımızı bugüne kadar kullandık, bundan sonra da kullanmaya devam edeceğiz.
Şu bilinmeli, bizim Irak’ın, ne Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Bizim derdimiz, ülkemizin güvenliğini sağlamak, insanlarımıza kasteden terör örgütünün zarlarını ortadan kaldırmak.
SUNUCU- O zaman bir süre de söz konusu, çünkü her yer olabilir diyorsunuz, önemli olan hedef.
Bölge ülkeleri İran Badat Yönetimi ve hatta belki de Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, buralarla da işbirliği olmadan zaten Kandil’in tamamen bertaraf edilmeyeceğine dair yaygın bir kanaat var. İşbirliği var mı efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bir sorunumuz yok, İran da PKK’ya karşı, Irak Merkezi Hükümeti de PKK’ya karşı, Peşmerge yönetimi de, yani Kuzey Irak Bölgesel yönetimi de PKK’ya karşı, çünkü PKK herkese zarar veriyor, o bakımdan herhangi bir sıkıntı yaşayacağımızı zannetmiyorum.
SUNUCU- Ve Membiç efendim, Membiç konusu Dışişleri Bakanlığının görüşmeleriyle, önce heyet görüşmeleri oldu, ardından iki bakan biraraya geldi ve diplomasiyle ilerliyor. 4 Haziran’da başladı ve Türkiye’nin ısrarı sonucu hızlı sonuç alma söz konusu oluyor. Şu ara bir işlem var mı? Aradan 4 gün geçti ama, bilmiyorum.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bir takvim var malum, 90 günlük bir takvim, şimdi bu takvim aslında uygulamaya başladı. Ama biz biraz tedbiri elden bırakmıyoruz, geçmiş dönemdeki verilen sözler maalesef sahada aynen yansımadı. Biliyorsunuz Obama yönetimi biz Membiç’ten çıkacağız, daha doğrusu PYD’lileri, YPG’lileri Fırat’ın doğusuna geçireceğiz dediler, ama sözde kaldı. Şimdi bu yazılı bir doküman var, bu yazılı dokümanının gereğinin yapılmasını biz yakından izleyeceğiz, uygulamanın bir an önce hayat geçmesini bekliyoruz. Hedef ne? Membiç’in güvenliğinin sağlanması, Membiç’in Membiçlilere ait olması, onlar tarafından yönetimin ele alınması ve bu YPG’nin, PYD’nin, SGD’nin baskılarının tamamen yok edilmesi. Bu konuda bir fikir birliği var, görüş birliği var, bir irade hem Amerika’da, hem Türkiye’de var, umarım kısa sürede bu hayata geçer, yakından izlemeye devam edeceğiz.
SUNUCU- Yani Türk askerinin oradaki varlığı ne zaman olur diye de bir soru düşünmüştüm, ama en kısa süre diyorsunuz, bilmiyorum bu konuda bir şey diyebilir misiniz? Çünkü askerimiz gidecek eninde sonunda.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi bu iki ülke arasında yapılacak bir faaliyet olduğu için koordinasyon gerektiren bir şey, o yüzden de benim burada bir tek taraflı takvim telaffuz etmem yakışı kalmaz. Yol haritası çerçevesinde planlamalar yapılıyor, biz de ilgili arkadaşlarımızı görevlendirdik, onlar konunun takibini yapıyorlar.
SUNUCU- Membiç konusunda belki doğrudan Membiç değil ama, Fırat’ın doğusu konusu vardı, fakat onu dilerseniz reklamdan sonra. Bir araya gidelim efendim, devam edeceğiz.
SUNUCU- Başbakan Binali Yıldırım’la Çankaya Köşkü’nde seçimler öncesi söyleşimiz devam ediyor.
Kuzey Suriye’deyiz hala, burada Membiç konusu akla bir soru getiriyor, Sayın Başbakana bunu yönetmeyi düşündük. Dışişleri Bakanlığı Membiç konusunu diplomasiyle çözdü.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet.
SUNUCU- Fırat’ın doğusu için de aynı model uygulanabilir mi, ne dersiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bizim tercihimiz diplomasi. Zaten Amerikalıların PYD-YPG ile işbirliği yaparken bize söyledikleri şu: Bu bir tercih değil bu bir mecburiyet. Neyin mecburiyeti? Orası soru işareti olmakla beraber, Efendim DEAŞ’ı yok etmek için böyle bir mecbur kaldık dediler. Bizce mecbur değillerdi, onun artık önemi yok, geride kaldı. Şimdi DEAŞ bitti kardeşim, bu adamların ne işi var orada silahlarla, soruyorum. Amerika bizim müttefikimizse, NATO’da ortağımızsa yapacağı tek şey var; hadi kardeşim güle güle işinize, verin silahları, oturun oturduğunuz yerde; bunun dışında bir tutum dostluğa sığmaz, çok açık konuşuyorum. Yani ülke güvenliğinin, terörle mücadelenin Fırat’ın doğusu-batısı diye bir şey olmaz. Eğer biz Fırat’ın doğusunda da bir tehdit, yakın tehdit görürsek öncelikle muhatabımıza, kardeşim bunu bertaraf edelim deriz Menbiç’te olduğu gibi. Olmadı kendimiz yaparız.
SUNUCU- Kampanyanız boyunca Doğu ve Güneydoğu illerine epeyi zaman ayırdığınızı gözlüyoruz, haksız mıyız bilmiyorum…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hemen hemen bütün illere gitmeye gayret ettim. Bugüne kadar, mesela Siirt’e gittim, Hakkâri’ye gittim, Van’a gittim, Batman’a gittim, Bingöl’e gittim, Ağrı’ya, Iğdır’a, Ardahan’a, Kars’a, Bitlis ve bugün Muş, bu bir çırpıda aklıma gelenler. Daha sırada 16 il var. Doğu illerinden de var, ama ağırlıklı olarak Ege var, Karadeniz var, Doğu Anadolu var. Son güne kadar bütün gidebileceğimiz bütün illere gideceğiz.
SUNUCU- Ben Doğu-Güneydoğu illerindeki mitinglerinizden izlenimlerinizi sormak isterdim, yani orada ne gözlüyorsunuz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Orada gördüğüm hava çok doğrusu beni umutlandırdı, çok da memnun etti. Şimdi biz bu çukur-hendek siyaseti, PKK’nın isyan başlatması şehirlerde, köylerde baskı uygulaması, insanları canından bezdirdiği dönemle şimdiki dönemi şöyle bir karşılaştırıyorum. Ben Muş’un caddesinde giderken o zaman insanlar ya gördüğü zaman pencerelerini kapatıp perdelerini çekiyorlardı yahut da sırtlarını bana dönüyorlardı yüzlerini değil. Ama şimdi müthiş bir şekilde selamımıza karşılık veriyorlar, bize çok hoş bir karşılama yapıyorlar. Bu değişiklik büyük bir değişiklik. Bu şu anlama geliyor: Diyorlar ki, bizi bir daha terör örgütünün eline bırakmayın. Biz devletimize güveniyoruz, ama hala kafamızda tereddüt var. Tamam, temizlediniz, ama bundan sonra burada bırakmayın, bunu artık kalıcı hale getirin, burada terörün izlerini silelim, iş yerleri açalım, gençlerimize iş-aş alanları açalım, gelecek hayallerini kurmalarını sağlayalım. Zaten Oğuz Bey, bölgenin altyapısı tamam, Bitlis’in, Muş’un yolları, altyapısı Ankara’dan farklı değil, İstanbul’dan farklı değil, 4,5 G internet orada da var, her türlü imkân var. Ama güvenlik olmayınca, huzur olmayınca uzun vadeli yatırımcı da gitmiyor oraya. Şimdi artık Allah’a şükür bunu da hallettik, bundan sonra daha fazla bölgeye pozitif ayrımcılık yaparak yatırımları teşvik edeceğiz, üretimi teşvik edeceğiz, oradaki gençlerimizin gelecek hayallerinin gerçeğe dönüştürülmesi için projeler üreteceğiz. Hem eğitim alanında, hem spor alanında, hem üretim, ekonomi, kalkınma, bu konuları artık konuşacağız. Öldürmeyi, terörü, silahı, bölünmeyi, bunları artık kenara bırakacağız. Yani biz Kürt olabiliriz, Türk de olabiliriz, buna biz karar vermiyoruz ki, anamızı-babamızı biz mi seçtik? Ne önemi var, etle tırnak gibiyiz.
Şimdi bazı emperyal güçler bölgede Kürtlerin kanı ve canı üzerinden bir proje geliştiriyorlar. Ne diyorlar? Biz size devlet kuracağız. Kardeşim, senin ne haddine Kürtlere devlet kuruyorsun? Kürtler-Türkler Anadolu topraklarında bin yıldır beraber yaşıyor, devletimiz de var. Kürtlerin de, Türklerin de, Arapların da, Çerkezlerin de, bilmem ne etnik mezhepten olursa olsun bizim devletimiz belli, Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bayrağımız belli, ay-yıldızlı bayrağımızdır. Hilali bizim bağımsızlığımızın sembolüdür, yıldızı şehitlerimizin nişanesidir. Bayrağımız kolay elde etmedik, bağımsızlık mücadelemizde şehit kanlarıyla bayrağımıza renk verdik. Dolayısıyla bu bayrak hepimize yeter. Bir olacağız, beraber olacağız, kardeş olacağız, birlikte Türkiye olacağız. Farklılıklarımızı her zaman zenginlik olarak göreceğiz. Yani hepimizin birbirimizden farklı özellikleri var; saçlarımızın rengi farklı, tenlerimiz farklı olabilir, göz rengimiz farklı olabilir. Ama farklı olmayan bir şey var, gözlerimizden düşen yaşların rengi hep aynı. Onun için ne Kürt’ü, ne Türk’ü, ne Alevi’si, ne Sünni’si bizi yakar bizim ateş, söndürmektir çaresi. Veysel’in bu mealde çok güzel bir sözü vardır.
SUNUCU- Yine de sosyal, ekonomik konulara biraz değindiniz. Sosyal ve kültürel alanda yapılması gerekenler var mı? Cumhurbaşkanı, Kürt sorunu bitti demişti.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Aslında ben de benzer bir şey söylüyorum; Kürt sorunu falan yok diyorum. Niye yok? Aslında sorun PKK sorunudur, terör sorunudur. Terör sorununu çözdüğümüz zaman mesele kendiliğinden halloluyor. Yani Kürtlerle aramızdaki PKK’yı, bölücü unsurları defettiğimiz zaman sorun falan kalmıyor. Ondan sonra hep beraber kalkınmaya odaklanacağız. Hatlar konusunda zaten biz çok adım attık. Yani ilçe isimlerinden tutun, ana dilde yayın yapmayı, ana dilde seçmeli eğitim yapmayı, Kürtçe klasiklerin basımına, Kürtçe televizyonların yayınına kadar, Kürtçenin üniversitelerde enstitü düzeyinde bir dil olarak, eğitim olarak kabul edilmesine kadar birçok reformu aslında gerçekleştirdik. Burada bir sorunumuz yok. Tek sorunumuz var; PKK ile Kürt vatandaşlarımızı birbirinden ayırmak. PKK’nın Kürtler diye bir sorunu yok Oğuz Bey, Kürtlerin PKK diye bir sorunu var; olayı doğru koymak lazım. Ve bu sorunu da elhamdülillah büyük oranda gündemden çıkarmış vaziyetteyiz.
SUNUCU- Bir mitingde Elazığ mıydı, benim de geçmişim Kürt dediniz, biraz ayrıntı alabilir miyiz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Ben Erzincanlıyım, ama bizim büyüklerimiz bir kısmı Urfa’da, bir kısmı Bursa’da, bir kısmı da Ağrı’da bulunmuşlar, Yörük, daha doğrusu göçen. Hayvancılıkla uğraşıyorlar. Ağrı Eleşkirt Tahir bölgesinde yaşamışlar, dolayısıyla oradan bizim dedelerimizin babaları Erzincan’a gelmiş köyümüze yerleşmişler. Ve bizim köyümüzde bize Kürtler diye hitap ederlerdi, ben biliyorum, çocukluğumdan hatırlıyorum. Bunun sebebi de şu: Köye sonradan gelenlere Kürt diyorlar, daha önce yerleşenler yerlisi, sonradan biz gelip oraya yerleşmişiz, bize Kürt diye çağırırlar, tanımlıyorlar. Ama ben Kürtçe biliyor muyum? Bilmem. Babam biliyor mu? O da bilmez. Ama biz Kürtlerle Türkler Erzincan’da birarada yaşıyor. Yani Alevi hemşehrilerimizle biz Sünni hemşehrilerimiz iç-içe yaşar. Benim ilçemde 125 tane köy vardır, bunun neredeyse üçte biri Kürt köyüdür, diğeri Sünni köyüdür, ama hiç aralarında bir sorun olmaz. Birbirleriyle alışveriş yaparlar, misafirlik yaparlar, kirve olurlar, yani bizim böyle bir sorunumuz hiç olmadı. Hatta ben geçmişte anlatmışımdır, benim adımı da koyan bir Kürt komşumuz. Yani onun böyle ahlakı, yaşamı, insanlığından etkilenmiş benim ismimi koymuşlar. Biliyorsunuz Binali ismi Kürtlerde çok yaygındır, çok kullanılan bir isim de değildi, böyle bir ilişkimiz var. O bakımdan benim orada söyledim bundan ibaret.
SUNUCU- Meydanlardaki tartışmalara gelirsek, orada verilen mesajlara, burada ilk karşımıza çıkan konu; Fethullah Gülen’in iadesi dosyası tartışması. Malum CHP’den bir heyet en sonunda Adalet Bakanlığında inceleme yaptı, bunun için ne dersiniz? Adım adım gidelim, üst üste soru sormayı pek yapmam ben.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Fethullah Gülen’in iadesi konusunda biz Hükümet olarak herhangi bir eksiğimiz, zafiyetimiz yok. 84 tane klasör belge gönderdik, bilgi gönderdik. 100’den fazla girişimimiz oldu yazılı-sözlü. Yani Amerika’yla yaptığımız her temasın birinci maddesi Fethullah Gülen’in iadesi. Adalet Bakanlıkları arasında defalarca görüşmeler oldu. En son Muharrem İnce çıktı, ben birisiyle görüştüm, efendim Feto’nun iadesi usulüne uygun yapılmamış. Hoppala, nereden çıktı kardeşim? Olsa olsa birisi Amerika’dan arayıp Muharrem İnce’yi işletmiştir, başka bir izah gelmiyor aklıma.
SUNUCU- Orada işletme konusu gündeme gelince, sizi birisi işletmiş dediniz. O zaman demek ki bizi dinliyorlar diye bir sav ortaya atıldı.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Nasıl oradan öyle bir sonuç çıkarmış bilemiyorum. Ben bunun ne kadar gayri ciddi bir yaklaşım olduğunu göstermek için söyledim. Muharrem İnce eğer bu işin üzerinde durur, detayına girerse bu işin içinden çıkamaz. Şunu söyleyeyim: Her şey açık seçik, Türkiye bir hukuk devleti, heyetleri de geldi, enine-boyuna incelediler, bakalım ne açıklayacaklar. Bunun ne faydası var? Sen asıl olan bu terör örgütünün başını buraya getirmek mi-değil mi? Meselenin özünü bir tarafa bırakıyorsunuz, teferruatla gündem oluşturmaya çalışıyorsun; bu da biraz garip değil mi, soruyorum vatandaşlara.
SUNUCU- Askerlik konusu efendim, bedelli konusunda siz de demeç verdiniz, seçimden sonra ele alacağız diye. Ayrıntılar konusunda haberler çıktı, ücret konusunda 20-25 bin dendi, önce oradan başlayalım.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunların hiçbirisinin gerçekle alakası yok, bu konuda bir ayrıntı çalışması da söz konusu değil. Zaten seçimlere sayılı günler kaldı. Yeni yönetim bunu gündeme alacaktır. Benim söylediğim, sanki Cumhurbaşkanımızla farklı söylüyormuşum gibi bir anlam da çıkarmaya çalıştılar, hiçbir fark yok. Ben şunu söylüyorum ve bunu söylemeye de devam edeceğim: Askerlik çağına gelmiş 5 milyonun üzerinde vatandaşımız var, gencimiz var. Bu gençler diyor ki, bizi askere alın. Biz diyoruz ki; sizi askere alamayız, bu kadar imkânımız yok, ihtiyacımız yok, kapasitemiz yok. O halde diyorlar ki, bizi rahat bırakın, hayatımızı yönlendirelim, rotamızı belirleyelim. Evleneceğiz, ev kuracağız, iş kuracağız, hayata atılacağız, planlarımız var, biz ne kadar daha çok bekleyeceğiz diye soruyor. Haksız mı? Haklı. Biliyorsunuz askerlik bir ayak bağıdır bir anlamda sivildeki vatandaş için. Kutsal bir görevdir, ama askerliğini yaptın mı diye soruyorlar işe gidince. Evlenmeye gidince de soruyorlar askerliğini yaptın mı? Askere almıyorlar, ne yapacak bu gençler. Biz 350 bin civarında asker alıyoruz her yıl. 5 milyonu eritmek için 15 sene lazım. Oğuz Bey, ayrıca yeni gelenler var. Dolayısıyla bu bedelli-bedelsiz meselesi değil, bu yeni hükümetin ele alıp kalıcı köklü bir çözüm bulması gereken bir konu. Bir memleket meselesi, vatandaşın önemli bir konusu, buna duyarsız kimse kalamaz; meseleyi böyle görmek lazım. Dolayısıyla bunu yaparken tabii Silahlı Kuvvetlerin bu konuda görüş ve kanaatleri önemli, ülke savunması, terörle mücadele gibi hassas konuların da zafiyete uğramaması. Ama ben bir şey söyleyeyim; biz son 2 senedir silahaltına alınan erleri operasyonlara çıkartmıyoruz; böyle bir prensip kararımız var. Profesyoneller daha çok bu operasyonlara katılıyor, onlar silahaltındaki gençlerimiz arka planda lojistik hizmetleri yerine getiriyorlar. Bu ne anlama geliyor? 15 Temmuz’dan sonra zaten biz profesyonelleşmeye hız verdik, bunu da dikkate alırsak, gelecek yıllarda askerlik vazifesi konseptini yeni baştan ele almak gerekiyor.
SUNUCU- Sadece bedelli değil çünkü, önce bedelli akla geliyor, ama dediğiniz sayıyı göz önüne aldığımızda 5,5 milyonluk bir yığılma söz konusu, başka konular da demek ki gündeme gelecek.
Meydanlardaki konulardan bir tanesi, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı Muharrem İnce gündeme getiriyor Sayın Başbakan. Yol, köprü, tünel yapmak kolay diyor. Siz bizzat bu işlerin içindeydiniz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Kaç tane yapmış bugüne kadar kolaysa, yaptığı bir tane varsa söylesin. Kolay mı, zor mu gelsin yanımızda 1 ay staj yapsın da anlasın. Öyle bol keseden atmakla olmuyor.
SUNUCU- Yani ben öyle mi, kolay mı diye sormuştum…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Onu biz biliyoruz kolaylığını-zorluğunu, 15 sene ömrümüzü verdik bu işe, Allah’a şükür sonuçlarını da gördük. Oğuz Bey, Türkiye altyapı gelişmişliği bakımından 15 sene önce 39. sıradaydı dünyada, şimdi 9. sıraya yükseldi. Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğundan da daha iyi altyapımız var. Türkiye bugünlere böyle laf olsun torba dolsun kabilinden sözlerle gelmedi. Tüneller yaparak geldi, köprüler yaparak geldi, hızlı internet, hızlı tren, havayolu halkın yolu. Türkiye’nin bugün dünyanın 9’uncu, Avrupa’nın 2’nci büyük havayolu şirketi var. 26 havalimanından 56 havalimanına çıkmış bir Türkiye var. Dünyada en yaygın uçuş ağı bulunan bir markası var. İşte bu rakamlar bize dünyanın en büyük havalimanını yapma ihtiyacını ortaya koydu.
SUNUCU- Efendim, bir anketleri sorayım, onu araya alayım, size gelen son anketler, adettir zaten sormak, her konuğumuza hemen hemen soruyoruz.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Anketler fena değil, yani bizim beklediğimiz doğrultuda geliyor, ama gerçek anket sandıktır, ben hep onu söylerim. Hiç yanılmayan anket sandıktaki sonuçtur. Bazıları çıkıyor işte kendilerini şişiriyorlar, rakiplerini küçültüyorlar. Bunlar kamuoyunu etkilemeye yönelik faaliyetler. Bunlardan sonuç çıkmaz. Vatandaş bunlara gülümser geçer, o gün sandığa gider, basiretiyle, ferasetiyle oyunu verir, hep böyle oldu. Biz 12 seçim geçirdik Oğuz Bey. Bir kısmı genel seçim, bir kısmı yerel seçim, bir kısmı halk oylaması, 13’üncüye giriyoruz. İnşallah bundan da yüzümüzün akıyla, milletimizin desteğiyle çıkacağız.
SUNUCU- Efendim, imar barışı, hatta bugün başladı başvurular.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Cuma, evet bugün, 8’i değil mi ayın?
SUNUCU- Evet.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bugün başladı.
SUNUCU- Bunun birkaç boyutu var, birincisi; iskâna doğru bir gidişi olacak mı bu sürecin, yoksa sadece bina tanıma belgesi mi alınacak? İskân da çünkü insanlar için…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yapı kayıt belgesi yasanın getirdiği şey. Bu şu Oğuz Bey: Şimdi Türkiye’de ne yazık ki yıllardan beri imara aykırılıkları olan binalar yapılmış, sadece imara aykırılık nasıl mesela? İşte projesini uygularken eklenti yapmış, ölçülerini değiştirmiş, garaj olacak yeri oda yapmış, bodrum yok bodrum ilave etmiş, balkon yok balkon ilave etmiş; bir böyle aykırılık, konut diye ruhsat almış iş yeri yapmış falan, bu bir tanesi. Bir de, devletin arazisine gitmiş ev yapmış. Bir de, hiç ruhsat falan almadan, imar almadan gitmiş kafasına göre yapmış. Yani o kadar çok imara aykırılıklar var ki, bu yasa şimdiye kadar biz bunları ne kabul ediyoruz, ne reddediyoruz, ortada bir fiili durum var. İzmir’in yüzde 62’si böyle, imara uygun değil, İstanbul da ondan aşağı kalmıyor. Depremle ilgili sorun var, kentsel değişimle ilgili sorun var. Elektrik alamıyor, su alamıyor bazı yerlerde, niye? İşte imarı yok, ruhsatı yok, kat mülkiyeti yok.
SUNUCU- Veya pahalı alıyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Pahalı da alamıyor, komşusundan… Pahalı alıyor, doğru, imarı olan bir yerden ikinci bir sayaç koyuyor, ona da bir işletme parası ödüyor. Yani devletin verdiği elektriği başkasından satın alıyor, böyle garip durumlar. Doğalgaz bağlanacak bağlanamıyor, altyapı hizmetleri verilemiyor. Peki, ne yapacağız, yani buna ilgisiz mi kalacağız? Bu da askerlik gibi onun daha büyük ölçeğinde bir problem. Bugünün problemi değil, 40 yıldan beri birikmiş bir problem. Zaman zaman af çıkarılmış bilmem ne olmuş, ama soruna köklü bir çözüm getirilememiş. Bizim yaptığımız şu: Diyoruz ki yapılan usulsüzlük, yanlışlık ister belediyelerde olsun, ister vatandaşta olsun biz bunları kabul ediyoruz diyoruz, yani görüyoruz, gözlerimizi kapatmıyoruz yapılan yanlışlığa, kabul ediyoruz ve bunları kayıt altına alıyoruz, yapı kayıt belgesi veriyoruz. Ve bu yapı kayıt belgesi onlara bu binayı kullanma hakkı veriyor, yani yasal olarak işte eksiklerini giderme hakkı veriyor. Ancak binayı önce tabii depreme dayanıklılık yönünden vesaire de tabii tetkikler yapılıyor. Binayı yıkıp yeniden yapmak isterse, ona otomatik imar hakkı vermiyor. Yani diyelim önceden 5 kat hakkı varken 7 kat yaptı, oradaki imar uygulaması emsal neyse yenisini ona göre yapacak, otomatik bir imar hakkı vermiyor. Sadece aykırılıkları, yanlışları, mülkiyetle ilgili konulara çözüm getiriyor. Devletin arazisine yapmışsa, devlete bir para ödüyor, oradan sonra o malın sahibi oluyor.
Burada tabii bir-iki küçük istisna var. Bir; İstanbul Tarihi Yarımada, burası hassas. Bir de, Çanakkale Şehitliği, bu bölgedeki yapılaşmalar istisnadır. Şimdi bazıları diyor ki; efendim, her şeyi kapsıyor. Kapsamıyor. Ben gelip senin arsana böyle bir yapı yapmışsam, bu ona girmiyor. Senin rızanı almadan, el sıkışmadan benim yapacağım bir şey yok, özel mülkiyete konu bir şey. Dolayısıyla bu işleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bu bir de şey getiriyor, tabii kentsel dönüşüm için bir öncelik getiriyor, bu tip yapı kayıt belgesi olunca öncelikli olarak kentsel dönüşümden yararlanma imkânı da getiriyor.
SUNUCU- Nasıl olsa bir daha çıkar diye imar disiplininde bir gevşeme endişelerine ne dersiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Katiyen olmaz, çünkü bundan sonra yerel yönetimler de, merkezi yönetim de hem bu işe göz yuman, gerekli tedbirleri almayanlara da ağır müeyyideler geliyor.
SUNUCU- Efendim, yine meydanlarda oraya dönersek, beyannamenin açıklanmasından sonra neden 16 yıl sonra bunları getiriyorsunuz biçiminde eleştirilere muhatap oldu AK Parti, sizler.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hangi konuda mesela?
SUNUCU- Mesela 3600 konusunda epeyi uzun zamandır bu gündemdeydi, başka birtakım şeyler, cemevlerine hukuki statü, benzeri konular.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Türkiye’nin 16 yıl içerisinde hiç el atılamayan sorunlarına el atan iktidar bizim iktidarımız, AK Parti iktidarı. Bunları anlatmaya kalksam cilt-cilt kitaplar tutar, zaman yetmez. Ama her şeyi bir anda da yapamadık. İmkân meselesi, imkânlarımız elverdikçe konulara çözüm üretiyoruz. Bu gündemde olan konular, cemevleri konusu gündemde olan konular. Bu konuda çeşitli çalıştaylar yapıldı, Alevi sivil toplum kuruluşlarımızla biraraya gelindi vesaire. Nihayet orada da adımlar atıldı aslında. Bu atılan son adım da onun bir tamamlayıcı parçasını oluşturuyor.
3600 konusunu yine de bu yıllardır birçok kesimin gündeminde. Şimdi yaptığımız düzenlemeyle bundan polislerimiz emekliler dahil, mevcut aktif çalışanlar da emekli olunca yararlanacak, şu anda emekli olmuşlar da yararlanacak. Ayrıca, öğretmenler yararlanacak, bunun yanı sıra hemşireler, din görevlileri yararlanacak.
Yine astsubayların beklediği önemli bir konu vardı, o da şu: Astsubayların göreve başlama kademeleri memuriyette işte 9’un 1’i, 8’in 1’i diye başlamalar oluyor ya, onlarda da bir düzeltmeye gittik. 2 yıllık bir mezun astsubay 9’un 1’inden göreve başlıyordu, şimdi 9’un 2’sinden başlayacak, emsallerine uygun hale getirildi. 4 yıllık mezun bir astsubay 9’un 3’ünden başlıyordu, şimdi artık 8’in birinden başlayacak. Bu ne için önemli? Bu daha sonra emekliliği için, terfileri için, alacağı ücret için başlangıç seviyesi önemli. Burada da bir haksızlığı gidermiş oluyoruz.
SUNUCU- Arada başka sorular vardı, ama zamanı değerlendirmek açısından ekonomiye gelmekte belki yarar var.
Merkez Bankasının karar alma durumu bu son zamanlarda dövizdeki dalgalanmalarda gündeme geldi. Gerçi doğrudan size sorulmayabilir, ama Cumhurbaşkanının yönetiminde eğer yeniden seçilirse, Merkez Bankası’nın konumu konusunda bir şeyler söylemek ister misiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Oğuz Bey, Merkez Bankası malum para politikalarından, finans politikalarından, enflasyonun hedeflemesinden sorumlu. Çalışması kendisinin kanunu çerçevesinde görevleri var, sorumlulukları var, yetkisi var. Hükümet de, reel sektörden, mali politikalardan sorumlu. Yani ülkede daha çok vatandaşımıza iş-aş sağlanması, kalkınmanın, büyümenin sürdürülebilir halde büyümesi, cari açığın azaltılması, bütçe açığının kabul edilebilir seviyelerde olması Hükümetin sorumluluğunda. Para politikaları, finansla ilgili konular da Merkez Bankasının. Bu uzun tecrübelerden sonra elde edilmiş bir şey, bizim keşfettiğimiz bir şey de değil. Ancak bu şu anlama gelmiyor: Merkez Bankası ülkenin, hükümetlerinin belirlediği ana politikalar çerçevesinde uygulamalarında bağımsızdır. Bir örnek vereyim mesela, Türkiye diyelim ki serbest kur modelinden sabit kur modeline geçecek. Böyle bir şey yok, örnek, belki yanlış anlaşılmasın, böyle radikal bir kararı Merkez Bankası veremez, bu hükümetin kararı olur, siyasi iradenin kararı olur. Ama zaten biz serbest kuru benimsemişiz, bu şekilde, buna yönelik gerek iç faktörler, gerek dış faktörleri dikkate alarak Merkez Bankası kararlarını alabilmektedir. Her zaman istişare mümkündür, olmalı da. Karşılıklı fırsatlar nedir, sorunlar nedir, beklentiler nedir; bunların görüşülmeden birbirinden koordinasyonsuzluk içerisinde bu kararlar alınmaz. Zaten kanuna göre üç ayda bir Merkez Bankası Bakanlar Kuruluna gelip ülkenin para piyasalarındaki gelişmeleri, ülkenin büyüme hedefleri, enflasyon hedefleri gelişmeleri anlatmak mecburiyetinde, bunu da yapıyor.
Şimdi tabi ekonomiyle ilgili gelişmeler var, bu gelişmeleri esasında iki boyutta ele almak lazım. Biliyorsunuz uzun yıllar Amerika küresel piyasalara, özellikle de gelişmiş ülkelere 4 trilyon dolar civarında sıcak para ihraç etti, aynı şekilde Avrupa Birliği 2,5 trilyon avro gelişmiş piyasalara yatırım yaptı. Fakat bu ülkelerde büyüme çok gerilediği için, işsizlik arttığı için, yavaş yavaş hem Amerika, hem Avrupa faiz artırıyor, faiz artırmak ne anlama geliyor? Diyor ki, geri gelin, paraları geri çağırıyor, yani fon yatırımcılarına diyor ki, paralar artık yuvaya dönsün; şu anda bu süreci yaşıyoruz. Bunun gelişmekle olan ülkelere olumsuz yansıması var. Mesela dün Brezilya çok kötü bu işten etkilendi, Arjantin benzer şekilde, Türkiye de bundan etkileniyor, Türkiye de bundan bağımsız değil.
İşin bir bu boyutu var, bir de bölgemizdeki politik kırılganlıklar, yani bu bölge, Türkiye’nin bulunduğu bölge her türlü gelişmeye açık, böyle bir ekstra durumumuz var.
Bir başkası da, yılbaşından beri petrol fiyatları artıyor. Biz petrole bağımlı bir ülkeyiz, kendi petrolümüz yok, dolayısıyla ithalatımız artıyor, ithalat enerji faturamız artıyor, bunun da getirdiği bir olumsuzluğumuz var.
Bütün bunlara rağmen, Allah’a şükür Türkiye’nin ekonomisi güçlü, reel sektörü güçlü, yatırımcılar yatırım kararların belki biraz erteliyor, ama vazgeçmiyor, bu önemli. Ben sadece bazı göstergeleri veriyorum; mesela bankalarımızın sermaye yeterlilik oranları en son şu faiz artışından, kur hareketinden sonra bile yüzde 15 sevisinde. Maastricht Kriterleri yüzde 8 mi?
SUNUCU- O civarlarda, tam hatırlamıyorum.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yüzde 8 civarında. Yani hal böyle.
Ayrıca, bir ülkede ekonominin kötüye gittiğinin göstergesi nedir? Batık kredilerdir, oran yüzde 2.9, hiçbir şey.
Bankacılık sektörünün öz kaynak karlılığı yüzde 16.
Peki, buna rağmen bazı derecelendirme kuruluşları arka arkaya not düşürüyor, işte bankaların notunu düşürüyor, Türkiye’yi izlemeye alıyor. Ne zaman yapıyor bunu? Seçimlere çeyrek kala. Bunu nasıl okuyacağız Oğuz Bey? Biz diyoruz ki, bize operasyon çekiyorlar. Efendim, nereden çıkardınız? İşte orada kardeşim. Yani böyle bir karar alma gündeminde yok, programında yok, alelacele toplanıp karar alıyorlar, aman nasıl Türkiye’de seçimlerin gidişatını etkileriz? Etkileyemezsiniz. Biz ekonomimizin durumunu da biliyoruz, sorunlarımızı da biliyoruz, ne yapacağımızı da biliyoruz.
Ben size sadece bir şey söyleyeyim, şimdi moral bozmaya çalışanlara bir şey söyleyeyim; Oğuz Bey, 1924 Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra 2002’ye kadar süre içerisinde Türkiye 4.7 kat büyüdü ortalama her yıl, 2003-2017’de yüzde 5.7 kat büyüdü, 1 puan farkı var. Ne olacak, yani ne böbürleniyorsunuz, 1 puanla çok iş mi yaptığınızı zannediyorsunuz diye sorabilir bazıları. Bir puan ne kadar önemli biliyor musunuz? Eğer 24’ten bugüne 4.7 yerine 5.7 büyüseydi, Türkiye ekonomisi bugünden 2.6 kat daha büyük olacaktı. Bu ne demek? Fransa’dan sonra Türkiye dünyanın 7’nci büyük ekonomisi olacaktı. Ne anlatmaya çalıştığımı anlıyorsunuz değil mi?
Dolayısıyla bakın 15 yıl içerisinde Türkiye reel olarak enflasyondan arındırılmış reel olarak 2.3 kat büyüdü, dünya 1.7 kat büyüdü, Avrupa Birliği 1.2 kat büyüdü, kişi başına milli gelirde Avrupa’yla oransal olarak aramızdaki farkı yüzde 33 azalttık. Yani Avrupa Birliği’nin ortalamasının 3’te birindeydik, şimdi 3’te ikisindeyiz.
Enflasyon biraz arttı, ama unuttuk, 92-2012 yılları arasında yüzde 71’de Türkiye’de enflasyon, şimdi 10’un üzerine çıktı felaket tellallığı yapıyoruz, mutlu değiliz. Enflasyon bir ülke için en kötü şeydir, kazançlarını yok eden bir durumdur. Onun için enflasyonla kararlılık, mücadele devam edecek. Faizlerdeki artış, kurdaki dalgalanmalar geçici ve etkileri de sınırlı olacak. Kim ne yaparsa yapsın, yani burada birtakım operasyonlara maruz kalsak da tedbirlerimizi alıyoruz. Tabi bütün bunlardan tutturamayınca önümüze şeyi koyuyorlar, efendim, büyüme oldu işte, Türkiye G-20 içerisinde en büyük büyümeyi sağladı, 7.4 büyüdü. Ama büyüme sanal. Nasıl sanal oluyor?
Rakamlar vereyim, 2002’de 7 bin traktör satıyorduk Türkiye’de 1 yılda. Peki, 2017’de 72 bin 900 traktör satıldı bu ülkede; yani bunun neresi sanal? Niye alıyor insanlar traktörü? Yani Türkiye’nin tarımda 2002’de Avrupa’nın dördüncü ülkesi iken, bugün birinci ülkesi olması tesadüf mü? İşte bu traktörlerle oluyor.
Otomobil, 91 bin otomobil satılıyordu Oğuz Bey, 2002’de Türkiye’de yılda. Geçen sene 723 bin otomobil satılmış. Para var ki alıyor millet.
Beyaz eşya, buzdolabı, çamaşır makinesi 2,5 milyon satılırken 2002’de, bugün 8,5 milyon.
Daha çarpıcı bir şey söyleyeyim; 2002’de bir yılda Türkiye’den yurt dışına tatile turistik gezi için gidenlerin sayısı 3 milyondu, şu anda 9 milyon. İnsanlar dışarıya gidiyor, tatil için gidiyor.
30800 şirket kurulurken, 73800 şirket kuruluyor.
13 milyon turist gelirken bu ülkeye, 40 milyon turist geliyor.
Daha rakamları artırmak mümkün, bunun neresi sanal? Türkiye’nin büyümesi sanal değil, Türkiye gerçek anlamda büyüyor. Bunu zaten Anadolu’ya, her yere gittiğinizde de görüyorsunuz.
SUNUCU- Ara zamanımız gelmiş.
Kısa bir aranın ardından devam edeceğiz.
SUNUCU- Başbakan Binali Yıldırım’la söyleşide son bölümdeyiz. Ama bir konu var, ekonomik durumu anlattınız, bu arada emeklilere prim verilmesi konusu.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İkramiye.
SUNUCU- İkramiye, bayram ikramiyesi. Bunun 1000 lira değil de kesintili verildiği yolunda bazı haberler, bilgiler; ne dersiniz efendim?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunlar doğru değil. Biz şu kararı aldık: Emeklilerimizin tamamına emekli maaşı kaç para olursa olsun, ister yüksek olsun-ister az olsun 1000 lira her bayram öncesi verilecek. Şimdi verilmeye başlandı, yani Ramazan Bayramı öncesi emeklilerimize dağıtıldı. Efendim, şimdi bazıları diyor ki, işte bazıları 1000 lira almamış 750 lira almış falan, burada bir çarpıtma yapıyorlar, o da şudur: Emekli başına 1000 lira. Ama diyelim ki emekli vefat ettiyse, onun maaşı da zaten dağılıyor. Eşi varsa, çocukları arasında dağılıyor. Dolayısıyla maaşı nasıl dağılıyorsa, yatan 1000 lira da aynı şekilde dağılıyor. Üç çocuk varsa, ben 250 lira aldı, öbürü de 250, öbürü de 250, hanımı da 250, etti 1000 lira; değişen bir şey yok. Yani tamamen kafa karıştırmaya yönelik bir şey. Yoksa para oraya 1000 lira olarak yatıyor, ama onun kullanımı, kim kaç para alıyor, onun takibini biz yapmıyoruz.
SUNUCU- Efendim, beyannameden epey konu vardı, ama zamanı iyi değerlendirmek açısından ben eğitime buradan geçeceğim. Orada okulların sınav merkezli yarışma alanından çıkarılması diye bir hedef var. Bu nedir, geçiş sınavları konusunda da, tamam bunlar mutlaka olacaktır, ama geçiş sınavlarının seyreltilmesi, azaltılması, ağırlığının azaltılması konusuna ne dersiniz?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu çok önemli bir konu, bu şu anlama geliyor söyleyeyim: Yani orta ve uzun vadede yavrularımızı, öğrencilerimizi öyle yönlendireceğiz ki herkes aynı noktaya yığılmasın. Şimdi diyelim hepsi düz lise okuyor düz liselerin de birikimleri, tecrübeleri, kaliteleri farklı. Dolayısıyla, düz lise okuduktan sonra üniversitede de herkes aynı yere girmek istiyor oranın kapasite de belli. Bunun yerine ilk 4 seneden sonra yani anaokulu var zaten orada ciddi bir iyileşme oldu yüzde 100’e yakın okul öncesi eğitim var, ilk dört seneden sonra yönlendirme. Sanat okuluna, efendim spor okuluna veya düz liseye gidenler gidecek orada ilerleyecek. Ama kariyer yapacağım, işte ben düz lise okuyacağım, en iyi üniversiteyi okuyacağım, sonra akademik çalışma yapacağım diyenler de oraya gidecek, yani buradaki kast edilen her şeyi sınava bırakmamak. Her şeyi sınava bıraktığınız zaman çok yorucu bir yarış oluyor, öğrenciler adeta yarış atına dönüyor ve çok stres oluyor bildiklerini de unutuyor, hayalleri kırılıyor.
Şimdi bakın üniversitelerde biz en son aldığımız kararla birkaç yıl içerisinde 2006’dan beri üniversite sayısını bir kere her ilde bir tane var bazı illerde çok var şuan itibariyle 207’ye çıktı. Dünyada üniversiteye erişimde Türkiye ikinci oldu bakın üniversite kapısında milyonlar bekliyordu, şu anda lise mezunlarının sayısı kadar üniversite kontenjanı var. Problem nerede? Sınavda olmasa herkes bir yere girebilir. Ama problem nerede? Bir eşleştirme var bir seçicilik var herkesi aynı yere yönelince bir mecburen bir değerlendirmeye ihtiyaç duyuyorsun. Herkes tıpa gitmek istiyor, herkes elektroniğe gitmek istiyor mesela bu mümkün değil orada sınav devreye giriyor. Bunu da bu yığılmayı önlemek için sınavın etkisini azaltacak öğretim yıllarında çocukların kabiliyetlerine göre yönlendirilmesinin sağlanması denen budur. Yine sınav olur, ama sınav biraz enstrümanlardan biri haline geldi.
SUNUCU- Çok az zaman kaldı, ama ben gene kalayım eğitimde. Öğretmenlik meslek kanunu sizin de vaatleriniz arasında. Neler içeriyor bu kanun, neden önemli?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi yani öğretmenlik meslek kanunundan şunu kast ediyoruz: Geçmiş dönemde herhangi bir yüksekokulu bitirene o zamanın siyasetçileri git istediğin yerde öğretmen olarak başla, yani üniversite okumak öğretmen olma anlamına gelmiyor. Pedagojik formasyona ihtiyaç var, çocukların psikolojisinden anlamaya ihtiyaç var. Yani ben eşim öğretmendi ben de mühendislik okuyordum. Bir gün hastalandı ben okuluna gittim oradaki çocuklara muamelem o kadar onlara yanlış gelmiş ki bir gün sonra müdür demiş ki kocan gelmesin de tek boş geçsin demiş öğretmenlik ayrı bir şey hakikaten ayrı sabır küpü olmanız lazım. Ya o çocuklar istediği gibi davranıyor ne yapacaksınız?
SUNUCU- Hele sınıf öğretmenliği.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani Allah yardım etsin hakikaten zor bir meslek. O yüzden de her önüne gelen öğretmen olmamalı. Öğretmen bir formasyon işidir, bir pedagojik tabanı olması gerekir onu kast ettiğimiz odur.
SUNUCU- Öylesine bir süreç gerekiyor.
Efendim, zaman tamamlanmış hatta ama bir sorum var. Torunların karneleri öğrenebildiniz mi, vakit oldu mu?
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi onlar geldiler bugün buraya geldiler inşallah uyumamışlardır. Ama karnesini teknoloji çok gelişti karnelerinin fotoğrafını çekmiş bana göndermişler gündüzden sinyal veriyorlar yani karnemiz bu hediyeleri hazırla dede ben anladım işi yani. Biz şimdi gideceğiz programda muhtemelen yattılar sabah onlarla görüşeceğiz bakacağız karnelerine. Ama ben bugün Bitlis’te de dedim onlar karnelerini aldı tatili hak etti bizim karne daha 24 Haziran’da. 24 Haziran’da da biz karneyi alacağız. 15 yıllık emeğimizin karşılığını inşallah milletimizin, vatandaşlarımız değerlendirecekler. Biz milletimize güveniyoruz, inanıyoruz. Milletimizin karşısında hiç mahcup olmadık. Milletimizi üzecek bilerek hiçbir hareketin içinde olmadık. Hep ülkemizin, insanımızın iyiliği için çalıştık. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere bizler bir ekip olarak. Bir yandan ülke olarak içeride, dışarıda var olan olumsuzluklarla mücadele ettik darbe girişimleriyle, muhtıralarla. Ama bir yandan da ülkemizin muasır medeniyetler hedeflerini gerçekleştirmek için doya doya, dolu dolu 15 yılı geride bıraktık. İnşallah bu seçimler ülkemiz, milletimiz için en güzel şekilde güvenin ve istikrarın, güçlü iktidarın, sürekli istikrarın tesis edileceği bir seçimler olur.
Bugün üzüntülü bir günümüz. Ömrünü Türk sanayisine, üretime, bu ülkenin kalkınmasına hasretmiş bir büyüğümüz, bir sanayicimiz, Erdoğan Demirören Hakk’a yürüdü. Allah rahmet eylesin. Ülke için çok şey yaptı, çok insana ekmek verdi. Birçok tesiste ülkemizin kalkınmasına katkı sağladı. Ben mekânı cennet olsun diyorum. Geride kalan aile efradına, evlatlarına başsağlığı diliyorum.
Ve yaklaşan Ramazan Bayramını da milletimizin tebrik ediyorum.
SUNUCU- Çok çok teşekkür ederiz Sayın Başbakan, kolay gelsin efendim.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkür ediyoruz.
Durmak yok, yola devam Oğuz Bey.
SUNUCU- Çok sağ olun.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkürler.
SUNUCU- Böylelikle bitirdik efendim, hoşça kalın.