Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in TBMM Genel Kurulu’nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. 

Sözlerimin başında tedavi görmekte olan Meclis Başkanımız Sayın İsmail Kahraman Beye Allah’tan şifalar diliyor, bir an önce sağlığına kavuşarak aramızda olmasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri; bugün ülkemizin geleceği için çok ama çok önemli bir konu için biraradayız, Anayasa değişikliğini görüşüyoruz. Türkiye’nin geleceğini konuşacağız. Bugünden itibaren Anayasa değişikliğini bütün yönleriyle ele alacağız, Meclisimiz bu değişikliği en iyi şekilde müzakere edecek, vatandaşlarımız bu görüşmelerde yapılan bu değişikliğin ne anlama geldiğini daha iyi anlayacak, hayatlarında neyi değiştireceğine kanaat getirecek. Tabii bu görüşmeler burada bitmiyor, Meclis görüşmelerimizi inşallah bütün partilerimizin katılımıyla tamamladıktan sonra bunun bir de asıl sahibinin önüne gitmesi var. Asıl işin sahibi, onay verici makam da millettir. Millet bu değişikliği öyle inanıyoruz ki aynen olur verecek ve Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine giden yolda önünü açacak, yolunu aydınlatacaktır.

Değerli milletvekilleri; 60 yaşını geride bıraktık, son 15 yıldır siyasetin içerisindeyim. Milletvekili olarak, Bakan olarak ülkeme, milletime hizmet etmek için gece-gündüz bütün arkadaşlarımızla birlikte çalıştık gayret ettik. Şunu büyük bir iftiharla söylüyorum ki; Erzincan’da kendi halinde bir ailenin 10 evladından biri olarak bu ülkenin yönetim kademesinde önemli bir sorumluluk almış olmanın, ülkemizin, Cumhuriyetin bize bahşettiği en büyük imkândır, en büyük onurdur. 

Kurtuluş Savaşı için hayatlarını ortaya koyan, bu toprakları bize vatan yapan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Gazilerimize hayırlı, uzun ömürler diliyoruz. Onların bıraktığı bu emaneti hiçbir zarar gelmeden, bir karış toprağına bile halel gelmeden gelecek kuşaklara aynı şekilde tek bayrak, tek devlet, tek vatan, tek millet olarak teslim etmek boynumuzun borcudur.

Siyasetin tek bir amacı var değerli milletvekilleri; o da, millete hizmettir. Gerisinde millete hizmet olmayan siyaset, benim için hiçtir, hiçbir anlamı yoktur. Yaptığınız yollar, yaptığınız tüneller, köprüler, hastaneler, okullar, her şey insanımızın hayatını kolaylaştırmak için, her şey insanımızı mutlu etmek için, yaşam kalitesini artırmak içindir. Bu yolda taş üstüne taş koyan bütün geçmiş siyasetçileri, yöneticileri bu vesileyle teşekkür ediyoruz, şükranlarımızı sunuyoruz. 

Değerli arkadaşlar, anayasa değişikliğiyle ilgili doğrusu ciddi anlamda konuşmalar yapıldı ve konuşmaların hepsini de can kulağıyla dinledim. Esasen getirilen değişikliklerin ülkemizin içinde bulunduğu şartları ve gelecekte karşılaşması muhtemel sorunları kökünden çözecek ve yönetim olarak şu anda karşı karşıya bulunduğumuz bazı sıkıntıları ortadan kaldıracak bir değişikliktir. 

18 değişiklikten bahsedildi. 82 Anayasası bir darbe ürünü anayasadır, bunu hepimiz biliyoruz. Bu Anayasa değişikliğini zaman zaman defalarca yaptık, 100 kadar da madde değiştirdik. Ama her bir değişiklikten sonra yeni anayasa değişikliği bitmedi, artarak devam etti. Hatırlayın, bu Yüce Meclis çatısı altında bulunan bütün siyasi partiler seçim kampanyalarında, kendi beyannamelerinde, biz AK Parti olarak Hükümet programımızda hep bu konuyu vaatlerimizin en başında yazdık. Yazmakla kalmadık, bunun gerçekleştirilmesi için de gerekli adımları attık. 

AK Parti iktidarı 2002’de göreve geldiğinde Türkiye’de Parlamentoda iki parti vardı; birisi AK Parti, çoğunluk partisi. İkincisi de, Cumhuriyet Halk Partisi. Bu iki parti büyük bir krizden çıkmış Türkiye’yi düzlüğe çıkarmak, müzminleşmiş sorunlarını ortadan kaldırmak için bu Yüce Parlamentoda birçok kanunu çıkardı. Günler geçti, sıra cumhurbaşkanının seçimine geldi. Cumhurbaşkanı nasıl seçiliyor? 1961 Anayasasından beri seçiliyor, ama kör-topal seçiliyor. Doğrudan milli iradenin inisiyatifiyle hiçbir seçim maalesef yapılamıyor. Benim bildiğim, şahit olduğum birkaçını size söyleyeyim; 70’li yılların sonunda Fahri Korutürk rahmetli Cumhurbaşkanından sonra 115 tur Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. 199, neyse rakamı düzelttiniz, teşekkür ediyorum. Ve cumhurbaşkanı seçemedik, 5 ay ülke cumhurbaşkansız kaldı ve bu da 80 darbesine zemin hazırladı. 

2007’de 363 milletvekili var AK Parti’nin, İktidar Partisinin, önümüzde bir sorun gözükmüyor. Normal şartlarda çok daha az milletvekiliyle geçmiş dönemlerde cumhurbaşkanı seçilmiş. Ama orada bir hukuki icat ortaya atıldı, bu icadın adı 367. Bu 367 icadı maalesef Cumhurbaşkanlığı seçimini tıkadı. 

Peki, milletin iradesinden başka irade yok diyoruz. İşte şurada yazıyor, egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir. Peki, çözüm nerede? Parlamento çözüm üretemedi, çözüm işin sahibinde, millette, karar aldık millete gittik ve millet AK Partiye olan desteğini çok daha yükseğe çıkararak, yüzde 48’lere çıkararak bu işi ben kabul etmiyorum, Mecliste bu seçimin yapılmasını asla onaylamıyorum, işte size yetki, bu seçimi yapın dedi ve tekrar Meclise geldik. 

Burada bir hakkı teslim etmek lazım, 2007 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi de Meclise girdi ve Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanı kendinden beklenen devletin âli menfaatlerine yönelik o tarihi kararını aldı, çünkü bunu seçim öncesi de söylemişti, partim Meclise girince Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilgili krizi aşılması için gerekeni yapacağım. Ve o gün Meclise girerek Cumhurbaşkanlığı seçilmesini sağladı ve böylece o kriz aşılmış oldu. 

Ama bu krizin artık her Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanması Türk siyasetine yakışan bir şey değildi dedik, her çözümünde hakem millettir, o halde gelin biz bu işi kökten halledelim, cumhurbaşkanını da millet kendisi seçsin. Zaten 82 Anayasasına bakarsak bunu yapmaktan başka da bir çaremiz yok. Neden? Parlamenter sistemde Meclisin seçtiği cumhurbaşkanı öngörülmüş, darbeciler anayasayı böyle kurgulamış, ama Cumhurbaşkanlığının yetkilerine gelince, aldı kaçtı hocaya, dokun bakalım demişler, bütün yetkileri yazmışlar, başkanlık sisteminde ne yetkiler varsa hepsini cumhurbaşkanına yazmışlar. Çünkü onların kafasındaki sadece anayasa yapmak değil, kendilerini cumhurbaşkanı yapmaktı. Ve nihayet parlamenter sistem, ama parlamenter sistemle de hiç mütenasip olmayan çok güçlü yetkilere sahip bir cumhurbaşkanı. Başbakan var, cumhurbaşkanı var, ne oluyor? Yürütmede iki tane irade var, bu iki irade her zaman uyumlu olmayabilir. Hatırlayın, rahmetli Özal’la rahmetli Demirel’in o günkü çatışmasını aklınızdan geçirin. Ve yönetimde iradenin tek olması lazım arkadaşlar. İrade olmayan yerde idare olmaz; çatal kazık toprağa girmez. 

Bizim güzel bir tabirimiz var, ben denizciyim, iki kaptan gemiyi batırır, kaptanın tek olması lazım, icraatta kaptanın tek olması lazım. Tek nasıl olur? Yürütmeyle ilgili yetkileri verirsiniz, sistemi ona göre tanımlarsınız, ondan sonra da hesabı sorarsınız. Anlatırlar, bir yumurtayı 10 tane asker taşımaya kalkmış, 10’u da kırmış. Onun için, mutlaka sorumluğun da, yetkinin de yürütmede tek olması lazım, aksi halde zaman kayıpları oluyor, devletin verimliliği azılıyor, vesayet odakları cesaret kazanıyor ve sistem bir yerde geliyor tıkanıyor. 

Bununla da kalmadık, hatırlarsanız cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin ve bunu da halkoyuna gönderdik, vatandaşın yüzde 69’u da bu kararı onayladı ve ondan sonra aslında anayasada cumhurbaşkanlığına giden yolda önemli bir adım başlatılmış oldu.  Ve bu ilk uygulamayı da 214 seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın halkın yüzde 52 oylarıyla seçilmesiyle de başlatmış olduk. Bu şartlar altında Parlamento millet iradesiyle seçilmiş, Cumhurbaşkanı yine millet iradesiyle seçilmiş. Vatandaşın verdiği iki irade var; birisi Cumhurbaşkanı, diğeri Meclis Başkanı, bir de parlamenter sistem var, orada da Parlamentodan çoğunluk partisi bir Bakanlar Kurulu oluşturuyor, başbakanı, bakanları ve böylece sistemi kuruyorsunuz, çalışmaları yapıyorsunuz. İşte bu ikili yapı Parlamento sistemi içerisinde her iki yapının da halktan doğrudan irade alması, güç alması dolayısıyla sürdürülebilir bir şey değil, bunu hukukçular söylüyor, uzmanları söylüyor. Nitekim en son olarak geçtiğimiz aylarda Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli bu mevcut durumla anayasanın mutlaka uyumlu hale gelmesi lazım, bunun bir ülkede krize dönmemesi lazım şeklinde bir beyanı üzerine, biz bu konuda bütün partilere çağrı yaptık, dedik ki, 2011’de başlattığımız şu anayasa konusunu tekrar ele alalım ve bu şekilde de hükümet etme sistemi de dahil anayasamızda değişmesi gereken konuları gözden geçirelim. Bu konuda hatta 3 parti tayin ettiği arkadaşlar ile bir müddet de çalıştılar, 6-7 maddede anlaştılar. Ama Ana Muhalefet Partisiyle, Cumhuriyet Halk Partisiyle temel bir anlaşmazlığımız var eskiden beri, onlar parlamenter sistemi çalışıyor, biz de başkanlık sistemini savunuyoruz. Saygıyla karşılarım, burada farklı düşünmemiz gayet doğaldır, ama kararı verecek olan işin sahibidir, millettir.

Ben o zaman Sayın Genel Başkana şunu da söyledim: Buyurun siz de katılın, görüşmeleri beraber yürütelim. Hatta bir adım öte de gittim, dedim ki, siz de kendi teklifinizi getirin, beraber oylayalım, ondan sonra da millete götürelim, millet hangisini kabul ederse başımız, gözümüz üstünde yeri var, çünkü işin sahibi millet. Daha sonra bu konuda Milliyetçi Hareket Partisiyle birlikte yolumuza devam ettik. Bu görüşmeler arkadaşlarımız arasında konuşuldu, görüşüldü, birçok konu ele alındı, bu mukayeseli hukuk esas alınarak, başka ülke örnekleri de dikkatle incelenerek bizim tarihimize, kültürümüze, yönetim felsefemize uygun bir yapı, bir değişiklik ortaya çıktı.

Şunu söylerler: Efendim, Amerikan tipi başkanlık getirin, kabul edelim. Sayın Kılıçdaroğlu, getirin Amerikan tipi başkanlığı, kabul edelim. Onu da buyurun dedik, gene ses çıkmadı. E artık daha bekleyecek halimiz yok, bu sefer oturduk 18 maddeden oluşan bir değişiklik yaptık. Şimdi defalarca söyledim, ama Sayın Baykal bu konuda gayet makul bir değerlendirme yaptı, onun için bu rejim meselesi, sistem meselesi, buraya girecek değilim. Mesele çok açıktır, bu bir yönetim sistemi değişikliğidir, cumhurbaşkanlığı yönetim sistemidir, adı da budur. Bu sistemde Cumhurbaşkanlığı seçimiyle Meclis seçimi aynı anda yapılmakta ve böylece iki tane erk aynı anda teşekkül etmektedir, biri yasama ve denetlemeyi sağlayacak Meclis, diğeri de yürütmeyi, memleketin, milletin işini gücünü yapacak hükümet. 

Şimdi değişikliklerde ne var? 9’uncu maddede değişiklik yapıyoruz, yargının bağımsızlığının yanına tarafsız da olsun diyoruz. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi de istiyor, Milliyetçi Hareket Partisi de istiyor, HDP de istiyor, AK Parti de istiyor; neyine itiraz ediyoruz? 

İkinci değişikli 75’nci maddede yapılıyor, milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkıyor. Milletin vekillerinin sayısının artması milletin daha fazla temsil imkânına sahip olmasının kime ne zararı var? 

76’ncı maddede değişiklik yapıyoruz; ne değişikliği yapıyoruz? Seçilme yaşını 25’ten 18’e indiriyoruz. Seçerken gelin gençler bizi seçin diye çağırıyoruz. Biz de seçilmek istiyoruz deyince, yok canım, siz daha küçüksünüz, bekleyin bakalım; böyle iş olmaz. Seçen aynı zamanda da seçilecek ehliyete sahiptir. Gençlerimizden korkmayalım, endişe etmeyelim. Gençlerimiz geleceğimizdir arkadaşlar, tabi ki gençlerimize fırsat verelim. 

4’üncü maddede de ne diyoruz? Meclis seçimi ve cumhurbaşkanı seçimi aynı anda 5 yılda bir yapılsın. Biliyorsunuz Meclis seçimleri 5 yılda bir yapılıyordu, yine 2007’de yaşanan krizden sonra 4 yıla indirildi. Hükümet olanlar, icraatın içinde olanlar bunun ne kadar yanlış olduğunu bilirler. Bir seçime giriyorsunuz, seçim oluyor, hükümetin kurulması, güvenoyu alması, işbaşı yapması 6 ay, kaldı 3,5 yıl. Başlıyorsunuz brifingler almaya, projeleri tanımaya, ondan sonra gidiyor 1 yıl, 1 yıl da planlamasını yapıyorsunuz, projeler uygulamaya kalkıyorsunuz etti 2,5 yıl, ondan sonra hadi seçime gidelim diye muhalefet başlıyor. Ve sonunda da zamanında bile seçime gitseniz… Biz seçime gittiğimiz her seçimde mecburiyet olmadan gitmedik. Ne zaman ki sıkıştırdılar, vesayet odakları kafayı çıkardılar, o zaman seçime gittik, milletin hakemliğinin her şeyin üzerinde olduğunu kabul ederek böyle davrandık. Yani 6 ay önce, 6 ay sonra, 1 yıl gidiyor kafadan, geriye kalıyor 3 yıl, 3 yılda büyük bir projeyi bitiremezsiniz. Dolayısıyla 5 yıl hem Meclis, hem hükümet, yani Cumhurbaşkanlığı seçiminin 5 yıl olması icraatların devamlılığı açısından daha güzel olacak, Meclisin de yasama ve denetleme görevini çok daha rahat yapmasına imkân sağlayacak. 

İki seçim aynı anda yapılıyor, bu da güzel bir şey, vatandaş gelecek 5 yılı nasıl planlayacağına karar veriyor. Hatırlayın, siyasette vatandaş hiç hata yapmadı, siyasetçi hata yapabilir, bizler hata yapabiliriz, ama vatandaşın bugüne kadar hiçbir hata yaptığını görmedim. Onun için arkadaşlar, vatandaşa güvenelim, vatandaşın kararına başımız, gözümüz üstüne deyip itaat edelim; vatandaşa itaat et, rahat et. 

Değerli arkadaşlar, bir başka değişiklik mevcut Anayasanın 87. maddesinde yapılıyor. Bu madde nedir? Meclisin görevlerini düzenliyor. Meclisin görevleri önceki anayasada da var, bunda da var. Sayın Parsak açıkladı, değişen bir tek gensoru var, bir de sözlü soru var. Ama hükümet sistemi değişiyor. Bakanlar artık milletvekili değil. Cumhurbaşkanı halkın oylarıyla seçiliyor. Meclis’e hesap verme yöntemleri devam ediyor. Ama sistemin gereği, gensoru müessesesine ihtiyaç kalmıyor. İhtiyaç kalmıyor, çünkü güvenoyunu millet veriyor arkadaşlar, seçimde güvenoyunu veriyor. Güvenoyu vermeyince hükümet olabilir misiniz? Milletin verdiği güven yetmiyor mu bir de vekillerinden güven alacağız? 

Madde 98’de değişiklik yapıyor; Meclisin denetim yetkisi aynen devam ediyor, yasama yetkisi de devam ediyor. 

Cumhurbaşkanlığının adaylığı, görevleri, aday gösterilmesi, kaç dönem için seçileceği yine 101. maddede düzenleniyor. 

104. madde de cumhurbaşkanının yetkileri kapsamlı bir şekilde sayılıyor; bir, bir, bir sayılıyor. Sayılan görevleri dışında başka bir yetkisi yok. Her şey açık ve seçik. Tereddüde, şüpheye mahal vermeyecek şekilde yazılmış.

105. maddede Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu değiştiriliyor. Diyor ki; sen vatandaşın önüne gittin, yetki aldın, vaatlerde bulundun, onları yaptın mı-yapmadın mı, beş yıl sonra hesabı kim verecek? Tabii ki cumhurbaşkanı ve ekibi verecek, onun için de cumhurbaşkanının herhangi bir suçla, sadece vatana ihanet değil herhangi bir suçla suçlanmasına imkân verecek düzenlemeyi de yine 105. maddede getiriyoruz. 

Şimdi burada deniyor ki, bu geliyor ama öyle bir oran koydunuz ki bu mümkün değil. Mevcut Anayasada arkadaşlar, beşte üç çoğunluk gerekiyor, bu düzenlemede üçte iki çoğunluk gerekiyor.

OTURUM BAŞKANI- Sayın Başbakan, müsaadenizle sizin de ek sürenizi veriyorum, lütfen zamanı makul kullanalım.

Buyurun. 

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Dörtte üç iken üçte ikiye indiriliyor, yani 413 gerekirken 367’ye düşürülüyor, hangisi daha büyük? Dörtte üç mü büyük, üçte iki mi büyük? (Bir müdahale) Ne oldu, yanlış bir şey mi var? 

106. madde neyi değiştiriyor? Cumhurbaşkanının yardımcıları ve onların görevlerini düzenleyen, Anayasamıza yeni giren bir madde. 

Sistem başbakanı sistemden çıkarıyor, cumhurbaşkanı yardımcılarını getiriyor. Başbakan yok, evet. Ya biz makam mevki delisi değiliz, memleketin geleceği için Binali değil bin Ali feda olsun. Eğer ülkem, milletim kazanacaksa biz kaybedelim. Biz şan şöhret peşinde değiliz. 

116. madde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenmesi düzenleniyor. En çok buna takıldı millet. Efendim, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenme şekli burada güçlerin dengesini esas alıyor. Cumhurbaşkanı seçime götürebilir, ama unutmayın seçime götürdüğü zaman kendisi de gitmek zorunda kalıyor. 

OTURUM BAŞKANI- Tamamlayın Sayın Başbakan, son 2 dakikanız. 

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gittiği zaman kendisi de gitmek zorunda kalıyor. Yani bu sistem uzlaşmayı getiriyor, uzlaşmayı, bu sistem uzlaşmayı getiriyor, oturun uzlaşın diyorlar. Eğer uzlaşmazsanız, biriniz giderseniz öbürünüzü de göndeririz diyor; sistem bu kadar açık. Ve bu artık önümüzde yaşanması muhtemel bütün krizleri ortadan kaldırıyor. 

Değerli arkadaşlar; yargı ile ilgili düzenlemelerde de önceki Anayasaya göre hiçbir farklılık yok. İyileştirme var. Nedir? HSK’da 7’ye 4 Meclise imkân veriliyor, Meclisin iradesiyle seçim yapılıyor. 

Evet, zamanımız dolmak üzere. Şunu söylemek istiyorum: Türkiye bulunduğu bölgede çok önemli sorumluluğu olan bir ülkedir. Türkiye’nin bölgede güçlü olması lazım. Bölgemiz etrafında yapılan planlar açıktır, ülkemize karşı çok boyutlu, asimetrik bir savaş başlatılmıştır. Bu savaşı başarıyla kazanmanın yolu güçlü siyasi iktidarın daim olmasıdır, sürekli olmasıdır. İşte bu Anayasayla hem bunu yapacağız, hem de ülkemizin 2023 hedeflerini gerçekleştirmek için siyasetin daha da güçlü hale gelmesini sağlayacağız. Hiç endişe etmeyin… 

OTURUM BAŞKANI- Tamamlayın efendim, 1 dakika süre veriyorum.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkür ediyorum. 

Ben buna karşı çıkanların açıkçası ne saikle, hangi nedenle karşı çıkmakta olduklarını anlamakta zorlanıyorum. Çünkü bu herkese açık, kimin kazanacağına siz karar vermiyorsunuz, biz karar vermiyoruz, millet karar veriyor. Erzincan’ın Rehafiye Kayı Köyünden Topal Dursun’un oğlu kalkıyor geliyor bu ülkenin Başbakanı olabiliyorsa, CHP’den de bir cumhurbaşkanı olur. Biraz fazla çalışın, biraz gayret edin, karşı çıkmayın, nasıl olacağına da kafa yorun.

Hepinize teşekkür ediyorum. 

Hayırlı uğurlu olsun. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.