Basbakan Yildirim’in TBMM grup toplantisinda yaptigi konusmanin tam metni
Başkanvekilimiz, hafif dil sürçmesi oldu ama, önemli değil. Sürekli kağıda bakmakta fayda var, irticalen konuşunca bazen yanlışlıklar oluyor, biz de yapıyoruz, olur, insanlık hali.
Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız bildiğiniz gibi bugün günübirlik vaki davet üzerine Polonya’ya gitti, Polonya Cumhurbaşkanıyla görüşmeler yapacak, dolayısıyla bugün de Grup Toplantısında sizlerle beraberiz.
Değerli yol arkadaşlarım, misafirlerimiz, gençler, hanımefendiler; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, Grubumuzu şenlendirdiniz.
Sözlerimin başında bir rahatsızlık geçiren ve şu anda tedavisi devam eden Cumhuriyet Halk Partisinin önceki dönem Genel Başkanı Deniz Baykal’a şifalar diliyorum, geçmiş olsun dileklerimi AK Parti Grubu adına iletiyorum.
Değerli kardeşim, yine dün yapılan operasyonlarda, Kuzey Irak Bölgesinde gerçekleştirilen operasyonlarda el yapımı patlayıcı düzeneğiyle şehit edilen 4 tane askerimiz var, jandarmamız var. Şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.
Evet bildiğiniz gibi, Somali’de çok büyük bir terör olayı meydana geldi, yüzlerce masum insan hayatını kaybetti. Bu vesileyle bir kez daha terörü lanetle, şiddetle kınıyoruz. Terör insanlığın baş belasıdır, ortak tehdittir, dolayısıyla teröre karşı farklı standartlar, ikiyüzlü davranışlar terörü yok etmeye değil, terörün daha fazla azmasına vesile olmaktadır.
40 yıldan fazla bir süredir terörle büyük mücadele yapmış ve terörden büyük zarar görmüş ülke olarak hep söylediğimiz bir şey var, hiçbir ülke, hiçbir şehir, hiçbir yer kendisini güvende hissetmesin, terör her zaman her yerde kapıyı çalabilir, onun için mutlaka bu mücadelede ortak akılla birlikte hareket etmek mecburiyeti vardır.
Değerli yol arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta yoğun bir haftaydı, birçok etkinlikler gerçekleştirdik. Grup Toplantımızdan hemen sonra 81 ilimizin valisiyle Ankara’da İçişleri Bakanlığımızın ev sahipliğinde biraraya geldik ve illeriyle ilgili değerlendirmeleri aldık. Ayrıca, kışa girerken özellikle terörle mücadele konusunda durum nedir, bundan sonra neler yapılması gerekir, bunlarla ilgili kapsamlı görüşmelerimiz oldu. Ayrıca, valilerimize yöneticisi oldukları şehirlerde vatandaşlarıyla, hemşehrileriyle ilişkilerinde ne yapmaları gerektiğini, hangi hususlara dikkat etmeleri gerektiğini de kapsamlı bir şekilde görüştük.
Merkezi Hükümet tabi ki ülkenin genelinin sorunlarını, vatandaşın tamamının meseleleriyle ilgidir. Ama vatandaşa en yakın birimler belediyelerdir, valilerdir, kaymakamlardır, muhtarlardır. Dolayısıyla eğer merkezi yönetimi beyin, baş olarak görürsek, yerel yönetimler, mahalli idareler el ve ayaklardır. El ve ayaklar çalışmadan vücudun, bir bütünün başarılı olma imkanı yoktur. O bakımdan, valilerimizin yaptıkları, belediye başkanlarımızın yaptıkları bir ölüde vatandaşımızın sorunlarını, dertlerini en iyi şekilde çözmek için Hükümetimizin belirlediği politikalar çerçevesinde canla, başla çalışmaktır.
Biz onlara şunu söyledik, özetle dedik ki: İş yaparken usul ve biçim hatalarına takılmayın. Sahada iş yapan, iş üreten herkes hata yapabilir. Eğer usulde hata yaparım diye korkarsanız, şekilde hata yaparım diye korkarsanız, hiçbir iş yapamazsınız, dolayısıyla vatandaşın beklentisi de bir başka bahara kalır.
Hata yapmak olur, ama hainlik olmaz. Hata affedilir, ama hainlik affedilmez. Onun için sahada bulunanların planlama yapanlara göre çok daha önemli sorumluluğu var, daha da fazla gücü var, çünkü onlar olayın içindeler. Ankara’dan, uzaktan sorunu tarif etmek, çözümü üretmek pek de mümkün değil, sahadaki buradan daha iyi bilir. O yüzden çözüm de yerel olmalı, yerinde olmalı bunu açıklıkla bütün valilerimize anlattık. İnşallah önümüzdeki günlerde terörle mücadele başta olmak üzere birçok alanda valilerimiz, belediye başkanlarımız bulundukları şehrin, ilçenin, beldenin, hatta muhtarlarımız bulundukları köylerin konularıyla çok daha fazla yetki kullanarak gerekli çözümleri üretecekler artık her şeyi Ankara’ya havale etme dönemi yavaş yavaş ortadan kalkacak. (“Dik dur eğilme AK gençlik seninle” sesleri) Gençler, teşekkür ederiz, hoş geldiniz. (“Dik dur eğilme vekil imam seninle” sesleri) Ya imamlar eğilmeden nasıl yapacağız, rükûa, secdeye nasıl gideceğiz? Onu da düşünün. Biz ancak alçakların karşısında eğilmeyiz, Rabbimizin karşısında eğiliriz. (“Burdur seninle gurur duyuyor” sesleri) Eyvallah. Burdur salepler oldu mu, hazır mı salepler? Hadi bakalım. (Tezahüratlar…) Gençler hadi biraz ara verelim de şu işi bitirelim, sonra istediğiniz kadar tezahürat serbest.
Yine geçen hafta MÜSİAD’ın Vizyoner 2017 programı vesilesiyle iş dünyamızla bir araya geldik. İş adamlarımızın ülkeye olan güvenini gördük, hükümetin çalışmalarına olan inancını gördük bundan da memnun olduk. Daha sonrası Cumhurbaşkanımızın Başkanlığında Genişletilmiş İl Başkanları toplantısı gerçekleştirdik ve o gün akşamı da Ankara’nın Başkent oluşunun 94’ncü yıldönümü etkinliklerine katıldık. Ankaralı hemşerilerimiz ve Başkentte yaşayan yabancı misyon temsilcileriyle beraber olduk. Bildiğiniz gibi hafta sonu Yalova’da merkez ilçe kongresine katıldık. Yağmurlu ve bereketli bir gün olmasına rağmen Yalova Teşkilatımız o müthiş coşkusuyla bizi karşıladı ve çok heyecanlı, çok coşkulu bir kongre gerçekleştirdik. Bu vesileyle Yalova’daki bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum. Kongre süreci devam eden bütün illerimizde, ilçe teşkilatlarımıza da buradan selam gönderiyor, başarılarının devamını diliyoruz.
Değerli arkadaşlar, bugün esnaflarla ilgili yeni bir kararı vatandaşlarımızla, milletimizle paylaşacağız. Eğer bir ülke büyüyecekse, kalkınacaksa bu ancak ve ancak bütün toplum kesimlerinin birlikte hareket etmesiyle, birlikte çalışmasıyla mümkün. Esnafla, çiftçiyle, işçiyle, emekliyle, genciyle, kadınıyla, yaşlısıyla ortak bir gelecek, ortak bir hedef için çalışan büyük bir aileyiz. Türkiye için çalışan, alın teri döken, akıl teri döken, katma değer üreten herkesin başımızın üzerinde yeri var. Burada esnafımızla ilgili özel bir paragraf açmak istiyorum. Biz esnafımızı büyüyen, güçlü Türkiye’nin ana belkemiği olarak görüyoruz. Böyle gördüğümüz için de 15 yıldır esnafa desteğimiz artarak devam ediyor. 2002 yılı AK Parti’nin ilk iktidara geldiği yıl. 1 yıl boyunca bütün esnafa verilen kredi miktarı 153 milyon lira 153 trilyon. Bugün ne kadar veriyoruz yıllık? 153 trilyondan 22 katrilyona çıkmış. 153 milyon nere, 22 milyar nere Abdülkadir?
2002’den bu tarafa 1,5 milyon esnaf ve zanaatkar sadece 70 milyar kredi kullandı sadece esnaf için konuşuyorum. Bu yılın ilk 9 ayında esnafa açtığımız kredi 9 milyarı geçti. 2002’den bu tarafa esnaf ve sanatkarlara Halk Bankası tarafından verilen ve düşük faizli krediler için Hazine’nin sağladığı destek miktarı 5,5 milyar lira. Malum piyasadaki faiz yüksek, bir kısmını Hazine üstleniyor. Esnaf bu yükü kaldıramayacağı için şimdilik faizler yüksek olduğundan Hazine bu yükü üzerine alıyor. Bu şu ana kadar 5,5 milyar lirayı bulmuş helali hoş olsun. Esnaflar üretiyor, esnaf istihdam sağlıyor, esnaf ekonomiyi ayakta tutuyor. Unutulan sanatları yaşatıyor onun için esnafa ne yapsak azdır, daha fazlasını da inşallah bütçe imkanlarıyla yapacağız. Ama tabi bu yüksek faiz sürekli olacak bir şey değil. Önemli olan faizlerin makul bir seviyeye gelmesi ve artık esnafa faiz farkı desteğine ihtiyaç kalmaması hedefimiz budur. Türkiye’nin büyümesi için buna ihtiyaç var ve bu konuda da bundan sonra bazı önemli kararları alacağız. Bu faiz meselesinin Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik şartlarla orantılı olmadığını söylüyoruz. Bugün Türkiye ülke riski primi bakımından son 3 yılda hiç olmadığı kadar iyi durumdadır. CDS dedikleri kat sayı bugün 150 civarındadır. Bundan 1,5 sene önce 300’dü. Bütün bunlar ortadayken, büyüme yüzde 5’in üzerinde seyrediyorken, küresel ve yerel yatırımlar günden güne artıyorken, faizlerin yüksekte seyretmesinin ekonomik kurallarla izahı mümkün değildir. İnşallah bu konu da Hükümetimizin birinci derecede öncelikli maddeler arasında yerini almıştır. Alacağımız tedbirlerle ve ekonomiye yönelik yeni kararlarla faizlerin de kendi doğal sınırı içerisinde kabul edilebilir sınırlara çekilmesini sağlayacağız ve böylece yatırımlarda ilave Hazine desteği gerekmeden bu yatırımların gerçekleşmesi mümkün hale gelecek.
Değerli arkadaşlar, kredi kullanan esnaf sayısı 15 yıl önce 63 bin, sadece 63 bin şanslı esnaf kredi kullanıyordu, bugün 450 bin esnafımız bu ucuz krediden kullanma imkanına sahip.
Kredi üst sınırı ne? 2002’de 5 bin lira alabiliyorsun, sadece 5 bin lira, bir sürü bankada muamele, kağıt, getir-götür, imza, sonunda 5 bin lira, onun da 5’te birini masraf ediyorsun. Şimdi ne oldu? 150 bin lira, 5 bin liradan 150 bin liraya. Faiz oranı, 5 bin lira para alıyor o da başarabilirse, faiz oranı da yüzde 47. Aldığı paranın yarısını kesiyor veya yarısı kadar, daha fazla geriye para alıyor, tam bir soygun. Şimdi ne kadar? Sıfırla 4,5 arasında, 4,5’un üzerinde yok, üstünü Hazine karşılıyor.
Kefalet kooperatifleri var, ancak 402 tanesi kredi alabilir şekilde, yapılan denetlemelerle kredi alabilir onayını almış. Şimdi ne kadar? 900 kooperatifimiz kredi alabiliyor.
Yeni bir adım, TESKOMB’la Halk Bankasıyla Hükümetimiz yeni bir adımı atıyor, şimdi burası esnaflarımıza yeni müjde, dikkatli dinlesinler, esnaf ve sanatkarlarımızın kullanacağı işletme kredisi sınırı 150 binden 200 bine çıkarılıyor; hayırlı, uğurlu olsun. Esnaflarımız, sanatkarlarımız eğer bulunduğu iş yerini satın almak istiyorlarsa bunun için de kredi alacaklar. Esnafımız eğer iş yerini satın almak isterse 500 bin lira krediyi 10 yıl vadeyle alabilecek, bu da büyük bir iş. 500 bin lira para alacak, 10 yıl vadeyle geri ödeyecek.
Ve nihayet esnaf ve sanatkarlarımız iş yerinde yeni araç alırsa, binek olur, kamyonet olur, kamyon olur, midibüs olur, ne olursa olsun, ihtiyacı olan bir araç alırsa sıfır araç, taşıt edindirme kredisini de kullanabilecek. Bunun da vadesi 5 yıl ve bu da 500 bin lira, 500 bin liraya 5 yıl vadeyle alabilecek.
Tabi bütün bunların faizi piyasa faiziyle değil, özel, Hazine’nin desteklediği düşük oranlı faizle olacak. Bütün bu yenilikler esnafımıza hayırlı, uğurlu olsun.
Burada tabi TEKKOMB’un, Halk Bankası’nın ve Hükümetimizin önemli birlikte çalıştığı bir konudur. Bu vesileyle TESKOMB Genel Başkanına ve ekibine de teşekkür ediyoruz.
Değerli kardeşlerim, dün Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı vardı, malum arkasından da Bakanlar Kurulu Toplantısını yaptık. Hepinizin bildiği gibi, Milli Güvenlik Kurulunda olağanüstü halin uzatılmasına yönelik bir tavsiye kararı çıktı, bugün de Hükümetimiz dün yaptığı toplantıda bu tavsiye kararı doğrultusunda uzatma tezkeresini Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdi, bugün de zannediyorum az önce Grup Başkanvekilimiz bu tezkerenin bugün görüşüleceğini ilan etti.
Değerli arkadaşlar, olağanüstü halin bir keyfiyet değil, bir mecburiyet dolayısıyla alındığını bir kez daha söylemek istiyorum. Durup dururken niye olağanüstü hal ilan edelim? İşte etrafa bakıyorsunuz, her gün bir yerde bir olay patlak veriyor. Bir yandan Türkiye FETÖ’yle, DEAŞ’la ve PKK’yla amansız bir mücadele veriyor. Dolayısıyla bu şartlar altında olağanüstü halin 3 ay süreyle tekrar uzatılması görüşü benimsendi ve bu yüce Meclisin takdirine sunuldu.
Bildiğiniz gibi, İdlib’de, Suriye’de gerilimi azaltma ve çatışmasızlığı sağlama, ateşkesi devam ettirme görevi Rusya ve Türkiye tarafından Astana’da alınan karar çerçevesinde ifade edilecek, yerine getirilecek. Bu maksatla Silahlı Kuvvetlerimiz, askerlerimiz teçhizatlarıyla birlikte İdlib şehrinin etrafında gerekil konuşlanmayı yapıyorlar, bu faaliyetlerine başladılar. Bu çerçevede bir yandan burada terör olayları önüne geçilecek, diğer yandan da olası bir yeni çatışmada ülkemize olan göç baskısını kontrol altına alacak.
Diğer yandan, Irak’ta da bazı gelişmeler yaşandı bu son 2 gün içerisinde. Yasa dışı, Anayasaya aykırı bir referandum Kuzey Irak Bölgesinde yapıldı, bütün ikazlara rağmen yapıldı, bütün dünya karşı çıkmasına rağmen yapılı, Barzani ve ekibinin inadı yüzünden burada böyle bir yanlış yola girildi. Ve referandum arkasından Kuzey Irak Bölgesel Yönetimine yönelik Irak-Türkiye-İran bazı yaptırımlar uygulamaya koyacağını kamuoyuna ilan etti ve bu bağlamda Türkiye Erbil’e, Süleymaniye’ye olan uçuşları durdurdu ilk olarak, ikinci olarak da Türk hava sahasını bu bölgelere olan uçuşlar için kapattı.
Şimdi yeni tedbirler kapıda, bu tedbirden bir tanesi, İbrahim Halil Sınır Kapısının Merkezi Irak yönetimine devredilmesi. Bununla ilgili Milli Güvenlik Kurulu tavsiye kararı doğrultusunda süreci başlatmış bulunuyoruz.
Baştan beri bir şeyi söylüyoruz, bizim amacımız Kuzey Irak’ta, Erbil’de, Süleymaniye’de, Duhok’ta, Kerkük’te, Musul’da ve diğer bütün bölgelerde yaşayan Kürt, Arap, Türkmen, oradaki yerli ahaliyle bir sorunumuz yok. Bugüne kadar hem Saddam’ın katliamlarından, hem Körfez Harekatında onların bütün sıkıntılarına, bütün sorunlarına çözüm üretmiş, dar zamanlarında hep yardımı olmuş Türkiye’nin, ne kadar yanlış yaparsa yapsınlar bu baştakiler, bu tutumu değişmeyecek. Çünkü yanlış yöneticilerin hesabını biz masum insanlara soramayız, bizim değerlerimize bu uymaz, hesabı bu kararı verenler ödeyecek, iş bu kadar basit. Ve nihayet ödemeye de başladılar, burnunun doğrultusunda karar verirsen işte olacaklar budur. Irak Merkezi Yönetimiyle bu konuda yakın çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Burada bildiğiniz gibi Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece Kerkük’te Merkezi Irak Yönetimi, Irak güçleri bir operasyon başlattı ve burada Kerkük’ün tamamen PKK unsurlarından ve Peşmergelerden temizlendiği bilgisi geliyor.
Değerli arkadaşlar, işin tarihi derinliğine baktığımızda yıllar boyunca orada sistematik olarak demografik yapıyı fiili durumlarla değiştirme gayretlerinin olduğunu görüyoruz. Hatırlayın, daha birkaç yıl önce bütün kayıtlar yakıldı ve bir oldubittiyle orada Kerkük bir Kürt şehridir diye bir fiili durum yapıldı. Bunu Türkiye olarak asla kabul etmedik. Şimdi Kerkük’ün tekrar Irak Merkezi Yönetimi tarafından kontrol altına alınmış olması müspet bir gelişmedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken konu, bölgenin tarihi derinliğine uygun olarak bozulmaya çalışılan demografik yapıyı tekrar tesis edecek bir yönetim tarzını uygulamaya koymaktır, aksi halde sorunlar tekrar devam eder. 50 sene öncesine gittiğimiz zaman, Kerkük’ün demografik yapısında çoğunluğun Türkmenlerden oluştuğunu görüyoruz. Ama zaman içerisinde yapılan baskılar ve dışlama politikalarıyla bu durum değişmiş, en son Peşmergenin yaptığı fiili durumla da maalesef durum daha da kötüleşmiştir. Türkiye olarak Kerkük’te yaşanan olayları yakından takip etmeye devam edeceğiz ve Kerkük’te demografik yapıyı titizlikle korumaya yönelik her türlü çabaya katkımız devam edecek. Bölgede yaşayan etnik gruplara yönelik tavrımız çok açık ve nettir. Bu konudaki hassasiyetimizi aynen sürdüreceğiz.
Değerli arkadaşlar, diğer önemli bir konu da bildiğiniz gibi bugün, bu hafta komisyonda görüşülen bir Torba Yasa tasarısı var. 130 maddeden fazla olan bu tasarı da birçok toplum kesimini ilgilendiren konular var. Mesela bunlardan bir tanesi belediyelerde emlak vergi beyannameleri veriliyor her 4 yılda bir. Bazı belediyeler ellerindeki parayı, bütçeyi doğru dürüst kullanmıyor çarçur ediyor, para bitince vatandaşın malına göz dikiyor. 100 liralık yere 5 bin lira kıymet koyuyor. Burası dağ başımı kardeşim? Yani sana verilen bir yetkiyi bu kadar aymaz bir şekilde nasıl istismar edersin? Şimdi buna el attık yüzde 50’den fazla attıramayacak hiç kimse. 100 liraysa en fazla 150 lira. Bunlar da daha ziyade muhalefet belediyeleri yapıyor bunu da bilin yani, vatandaşım bilsin, yani seçip getirdikleri belediyeler yapıyor. İster muhalefet, ister iktidar kim yaparsa yapsın belediyeler verilen bu hakkı kötüye kullanamaz. İşte istemezdik böyle bir sınır getirmeyi, ama sorumsuz davranırsanız, vatandaşı yok sayarsanız böyle bir sınırlama elbette gelecek ve böylece vatandaşlarımızın basiretsiz yöneticilerin hatalarının bedelini ödemesinin önüne geçiyoruz yüzde 50 daha fazla yukarı çıkamazsın. Aslında normalde enflasyon oranı onu geçmemesi lazım. Ama olur ki, hadi orada bir değişik imar uygulaması olur, yol geçer, şu olur, bu olur biraz fazla değer artışı olur. Yüzde 3500, yüzde 5000 olur mu be kardeşim? Bu büyük gasptır, gaddarlıktır. Bunların hesabını verecekler öyle ben yaptım oldu yok. Şimdi tıpış tıpış o aldıkları paraları geri verecekler, yeni beyannameler düzenlenecek vatandaş 100 liralık bir değer varsa işte 110 lira, 120 lira, bilemedin 150 lira en fazla bir matrah üzerinden vergisini ödeyecek.
Ayrıca belediyelerin mücavir alanları içinde vatandaşın kullandığı tarım arazileri var mücavirde hali hazırda kullanıyor, fakat sahibi değil. Bura imara açılan bir yer değil, hali hazırda kullanılan arazi, ama tarım arazisi. Binaları yıkıp şehrin içinde tarım arazisi oluşturma şansımız olmadığına göre bunların içinde bulunduğu bu yanlışı, bu fiili durumu düzeltmek gerekiyor buna da doğrudan satın alma hakkı veriyoruz. 10 sene önce yer yapmış, şehrin içinde fakat imarsız, tarım arazisi gözüküyor, tarım arazisinden eser kalmamış şimdi bunlara diyoruz ki, makul bir bedel üzerinden bu yer zaten senin parasını ver al bu şekilde vatandaşın bir sorunun, bir derdini daha çözmüş olacağız.
Bir başka iş çok önemli bir karar. Turizm bölgeleri var burada yapılan oteller var. Rahmetli Özal döneminde başladı bu iş sahillerde üs kullanım hakkıyla 49 yıllığına verildi. Şimdi o günden bugüne zaman geçti, süre azaldı bu sefer acaba bu süre dolunca biz ne yapacağız? Elimizden mi alacaklar, devam edecek miyiz bilmiyorlar dolayısıyla yatırım yapmıyorlar hiçbir şey yapmıyorlar böyle bekliyorlar. Bu da bizim turizmimize zarar veriyor, ekonomimize zarar veriyor bunu da bu belirsizliği de ortadan kaldırmak için tesislerin kira süresini tekrar 49 yıl arttırıyoruz. Yani başa alıyoruz 49 yıla tekrar çıkarıyoruz, öyle değil mi Naci Bey? Tamam. Naci Bey, yanlış olunca ikaz et. Tabi bununla da yetinmiyoruz burada isteyen olursa parasını verip bunları alabilecek. Yani ben tamam ki olarak uzatmıyorum satın almak istiyorum rayicinden kadri marufunda bunları da satın alma imkanı getiriyoruz.
Cep telefonu görüşmesinde vergi yüzde 25; 7,5’a düşüyoruz, hayırlı uğurlu olsun. Ev telefonunda da görüşme yüzde 15, bunu da 7,5’a düşüyoruz, yarıya düşürüyoruz. Telefon şirketleri eğer düşürmezse bu vergiler düşmesine rağmen, biz de onları düşürürüz. Öyle yağma yok, biz düşüreceğiz, onlar düşürmeyecek. Hep beraber, düşüyorsak da beraber, kalkıyorsak da beraber.
Büyükşehirlerde köyden mahalleye dönüşen yerlerde esnaf muaflığı var, yani köyler var, büyükşehirlerdeki köyler mahalle oldu. Dolayısıyla oradaki beldelerdeki eski köy diye tabir edilen yerlerde esnaflara vergi muafiyeti var. O muaflığın süresi dolmuştu, 2020 yılına kadar tekrar uzatıyoruz. Bu nereden çıktı, hadi gel vergi memuru geliyor, sen beyanname verdin mi, vergi verdin mi-vermedin mi, anan kim-baban kim, bunlar yok, tekrar uzatıyoruz. İşine gücüne baksın vatandaş, sürekli vergi memurlarıyla mı uğraşacak? (“Ağlasun sizden selam bekliyor” sesleri) Ağlasun’a çok selam söyleyin. Ağlasun, fazla ağlamasın, işler yolunda gidiyor, merak etmeyin. (“Sayın Başbakanım, Avustralya’ya selamlar” sesleri) Avustralya’ya bizden de selam söyleyin. Ama siz buradasınız, ne kadar uzak olursa olsun gönüller beraber, vatandaşlarımıza çok selam.
Başka bir mevzu daha var, o da biliyorsunuz Adıyaman tütünü var, diğer tütünlerin rengi farklı, bununki farklı. Ben hiç bilmiyorum tabii, sadece Ahmet Aydın iyi biliyor bu işi bizim, Meclis Başkanvekili anlata anlata bitiremiyor. Ama bunu tatmadan anlaşılmaz, o da yasak olduğu için hiçbir türlü anlayamayacağız bu Adıyaman tütününü. Adıyaman tütünü, üreticilerin ürettikleri tütünü sorunsuz bir şekilde satmaları için gerekli tedbirler alınıyor; rahat olsunlar, bir sıkıntı yok. Sıkıntı nerede başlıyor? Bu tütünleri alıp ticarileştirenler var. Alıyor, bir yerde fabrikada sigara yapılıyor, burada bir atölye kurmuş orada sigara yapıyor. Arasında iki kat, üç kat fiyat farkı oluşmuş, bir ticaret alanı oluşmuş kaçak. Dolayısıyla üretenler üretmeye devam edecek, orada bir sorunumuz yok. Ama bunu yasal olmayan yollarda seri üretimle sigaraya dönüştürenlere yönelik de tedbirlerimizi alacağız.
Daha birçok düzenleme var, tabii burada iki-üç tane de belki tedbir babından düzenleme de var, onu da söyleyelim. Bunlardan bir tanesi, tabii bu sene tasarruf yapacağız, bu 2018 yılı tasarruf yılı. Ama tasarrufu önce biz kamudan başlayacağız. Yeni araç alımı yok, kapattık dükkanı, hiçbir şekilde güvenlik konusu, acil konular dışında yeni devlete, belediyelere, oraya buraya yeni araç alımı yok. Yüksek silindir hacimli araç kullanımına sınırlama getiriyoruz. Daha birçok tasarruf tedbirini hayata geçireceğiz, önce kendimizden başlayacağız. Önce çuvaldızı kendimize batıralım ki iğneyi de vatandaşa yönelttiğimizde o da makul görsün. Ya bunlar önce kendinden başlıyor, onun için bu fedakarlığa biz de katkı verelim. Şaşa, debdebe bitiyor artık. Varsa herkes normal şartlarda işine gücüne bakacak, vatandaşın işleriyle daha fazla meşgul olacak.
Burada bir önemli düzenleme şudur: Kurumlar Vergisini üç yıllığına, 2018, 2019, 2020’de yüzde 20’den 22’ye getiriyoruz geçici olarak, buna ihtiyaç var, bütçe dengeleri bakımından buna ihtiyaç var, bunu yapıyoruz.
Bir de, bildiğiniz gibi Motorlu Taşıtlar Vergisinde yüzde 10’luk bir artış yaptık. Bunu yaparken biraz fazlaydı, vatandaşın ikazı, Cumhurbaşkanımızın da bu yöndeki talimatı çerçevesinde normal bir seviyeye getirdik. Bunu yaparken de 1300 CC motor hacminde olan araçları muaf tuttuk. Böylece yüksek bedelli olmayan araçlarımızı da bu işin dışında tuttuk ki vatandaşımız, dar gelirli, orta gelirli vatandaşımız bundan fazla etkilenmesin.
Bir başka konu da, tabii engelli araçlarıyla ilgili düzenlemedir. Burada da düzenlemeyi o şekilde yaptık ki vergisiyle vesaire 150 bin liraya kadar olan araçlar artık hiçbir vergiye tabi olmadan alınabilecek. Minibüs alacaksa, başka türlü araç alacaksa bunlar zaten dahil değil, otomobillerde de iyi kalitede, geniş iş hacmi olan araçlar da rahatlıkla artık vergisiz olarak alınabilmiş olacak.
Daha birçok düzenlemelerimiz var, dolayısıyla bu düzenlemeler hayata geçtiğinde hem piyasalarda bir canlanma olacak, hem de vatandaşımızın yıllardan beri birikmiş sorunları tamamen ortadan kalkmış olacak.
BİR VATANDAŞ- Sayın Başbakanım, vekil imamlar sizden müjde bekliyor.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Vekil imamlar, öğlen namazında buluşalım.
BİR VATANDAŞ- Sayın Başbakanım…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bitireyim de ondan sonra tek tek konuşalım.
Değerli arkadaşlar, Sayın Bahçeli bugün grup toplantısı yaptı, malum bizden önce onların grup toplantısı. Orada çok memleket meselelerine, diğer bölgesel meselelere yönelik fikirlerini paylaştı. Özellikle eğitime yönelik üniversitelerde yeni bir sınav düzenlemesi yapılacak bu sene, sınavlar aynı günde başlayıp bitecek. Sayın Bahçeli bir adım daha ileri gitti, dedi ki; bu yetmez, üniversiteye giriş sınavlarını kaldıralım. Şimdi Sayın Bahçeli akademisyendir, bu işlerden anlar, ben değerlendirmeleri için teşekkür ediyorum. Ancak bir şey söylemekte fayda var; AK Parti iktidarından önce Türkiye’de 76 üniversite vardı ve şu anda da 185 üniversitemiz var, 76’dan 185’e. Bunu niye söylüyorum? Burada bir sonuç var, sonuç şu: Türkiye’de üniversiteden mezun olan gençlerin sayısı 900 bin. Liselerden mezun olup da üniversiteye gitmek isteyen gençlerin sayısı da 1 milyon 100 bin. Eskiden bu sayı arasında 10 kat fark vardı, diyelim 900 bin üniversitenin kapasitesi varsa, 100 bin, daha doğrusu kapasitesi varsa mezun olan onun 2 katı, 3 katı. Şimdi hemen hemen birbirine yaklaştı. Sorun ne? Diyelim ki 100 kişi mezun oluyor, 100 kişiyi de üniversiteler alıyorsa sınava gerek yok denebilir. Ama geçmiş yıllardan gelen 2,5 milyon gencimiz var, onlar birinci sene denemiş olmamış, ikinci sene denemiş olmamış, deniyor deniyor, öyle öyle azalıyor. Şimdi önce birinci meselemiz; bu gençlerimizi üniversiteli yapmak, bu biriken 2,5 milyonu da bir şekilde üniversiteye göndererek veya mesleğe yönlendirerek bir şekilde eritmek. Ondan sonra zaten doğal olarak mezun olanla üniversitelerin alacağı sayı aynı olacağı için Sayın Bahçeli’nin dediği öneri üzerinde çalışılabilir, düşünülebilir. Dolayısıyla bu konuda Sayın Bahçeli’nin bir akademisyen olması hasebiyle gündeme getirdiği bu konuyu, bu meseleyi dikkate alıyoruz, ancak zamanını dediğim gibi bütün bu sorunları çözmek suretiyle dikkate alınabilir. Bunu da bu vesileyle ifade etmiş olayım.
BİR VATANDAŞ- AK Parti-MHP vatan için el ele…
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Vatan için 80 milyon el ele, kol kola.
Değerli arkadaşlarım, bu hafta yine yoğun bir programımız var. Bugün öğleden sonra Ana Muhalefet Partisi Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’yla da bir görüşmemiz olacak ve gündemi değerlendireceğiz, bazı iç ve dış meseleler konusunda Hükümetimizin çalışmaları hakkında bilgi vereceğiz.
Ülkemiz üzerinde oynanmaya çalışılan bütün oyunları bozmak için Hükümet olarak canla, başla çalışıyoruz.
Birbirimizi daha çok seveceğiz, mecburuz. Farklılarımızı değil, benzer yanlarımızı daha çok gündeme getireceğiz. Her zaman Cumhurbaşkanımızın da tekrarladığı bir şey var, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, birlikte Türkiye olacağız. Sadece 80 milyon için değil… ("Burdur seninle gurur duyuyor" sesleri) Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Burdur’a çok selam söyleyin. Sadece 80 milyon insanımız değil, dünyanın her köşesinde umudunu Türkiye’ye bağlayan mazlum insanlar için de güçlü olmaya mecburuz. Allah bu aziz milletin yardım ve yardımcısı olsun. ("Amin" sesleri)
Türkiye artık dünyanın dört bir yanına ulaşabilecek imkana, kabiliyete sahip. Bakın, Somali’de yüzlerce insan patlamada hayatını kaybetti, saatler sonra orada sadece Türkiye vardı, Türkiye’nin Bakanı vardı, sağlık ekibi vardı, biz vardık. Ve oradan 35 yaralıyı, 35 refakatçıyı hemen Türkiye’ye getirdik, tedavilerine başladık. Orada Türkiye’nin yaptığı hastane olmasaydı, o terör olayında yaralananların tedavisi yapılamayacaktı. Biz gittiğimiz yerlere hesap kitap için gitmiyoruz, dolar için gitmiyoruz, para pul için gitmiyoruz, insanlık için gidiyoruz, kardeşlik için gidiyoruz, bizim farkımız bu.
("Zile’den sizlere selam getirdik" sesleri) Zile, Tokat, pekmez yok mu pekmez, külek pekmezi?
BİR VATANDAŞ- Sayın Başbakanım, peygamber şehri Şanlıurfa’dan selam getirdik.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şanlıurfa’ya selam, Zile’ye selam, Burdur’a selam, Ağlasun’a selam, Avusturalya’ya selam, Anadolu’nun binbir köşesinden gelen bütün kardeşlerimize, bütün vatandaşlarımıza selam olsun.
("Orhangazi seninle gurur duyuyor" sesleri) Orhangazi, yeşil Bursa, hoş geldiniz, maşallah.
Evet, sözlerimizi tamamlamama zamanı geldi…
BİR VATANDAŞ- ... (Mikrofonsuz Konuşma)
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bolvadin, hoş geldin, başım gözüm üstene geldin.
BİR VATANDAŞ- …
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gel gel, aşağı gel. Gözlüklerine de bitiyorum, şuraya bak.
("Edremit seninle gurur duyuyor" sesleri) Edremit, Koca Reis’in torunları, hoş geldiniz.
Sözlerime burada son verirken, Meclis çalışmalarında arkadaşlarımıza başarılar diliyorum, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.
Sağ olun, var olun, hoşça kalın.