Basbakan Yildirim’in TBMM’nin Açilisinin 97. Yildönümü Özel Oturumu’nda yaptigi konusma
Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli Başkanı, sayın milletvekilleri, değerli misafirler; milli iradenin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 97. Yıl Dönümü vesilesiyle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Aziz milletimizin Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını bütün kalbimle kutluyorum. Bu güzel günün mübarek Miraç gecesine denk gelmesi ayrıca bizi mutlu etmiştir. Sizlerin ve aziz milletimizin mübarek Miraç gecesini de tebrik ediyorum.
Milli iradeyi hakim kılarak ülkemiz muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi açılışından bugüne kadar, başta ilk Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları olmak üzere Meclis çatısı altında çalışan bütün milletimizin vekillerinden vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum, hayatta olanlar ülkemiz adına teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, Meclisimizin açılışının 97. Yıl Dönümünü kutlarken, bugünü çocuklara bayram olarak armağan eden bir ülke olmanın aynı zamanda gururunu yaşıyoruz.
Çocuklarımızın milletimizin değerlerine sahip çıkarak fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür olarak ve özgüvenleri yüksek bir şekilde yetişmesini arzu ediyoruz. Onların milli iradeye her şartta sahip çıkmalarını, daha demokratik, daha özgür yarınları inşa etmelerini ümit ediyoruz. Bu yolda önemli mesafe aldığımızı da ifade etmek isterim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünlerini hakkıyla anlayabilmek için, 97 yıl önceki zor şartları hatırlamamız gerekiyor. Unutmayalım ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulduğu o günlerde yurdumuzun birçok yeri işgal edilmiş, orduları dağıtılmış, ülke fakr-u zaruret içerisindeydi. Bu şartlar içerisinde tek umut veren şey, milletimizin gönlünde canlı ve dipdiri olan bağımsızlık aşkı ve vatan sevgisiydi. Bu aşk ve sevgiyle vatanın dört bir yanından gelen milletvekillerinin katılımıyla 23 Nisan 1920’de Meclisimiz heyecanla, umutla ve dualarla açıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, egemenliğin millete ait olduğunun ve milli iradenin üstünlüğünün ifadesiydi.
Milli mücadelemiz, Meclis öncülüğünde Gazi Mustafa Kemal liderliğinde bir halk mücadelesidir. Meclisimiz bu mücadeleyi başarıyla yürüterek Cumhuriyeti kurumuştur. Devlet kuran Meclisimiz dünyadaki tek gazi Meclistir. Meclis, 97 yıl önce olduğu gibi, bugün de tam istiklalimizin, aydınlık geleceğimizin ve millet olarak birarada yaşama azim ve kararlığımızın teminatı olmaya devam ediyor.
Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Meclis Başkanım, değerli milletvekilleri; milli egemenlik demokrasiyle anlamlıdır, milli iradeyi zayıflatmaya yönelik bütün girişimler gayrimeşrudur. Halk iradesini yok sayarak demokratik rejimin kesintiye uğratılması maalesef milletimize acı bedeller ödetmiştir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan gibi açık ve örtülü müdahalelerinin yaşattığı acılar hala zihinlerimizdedir. Milli egemenliği çiğnetmemek, Meclisin hukukunun ve milletin egemenliğini korumak bu yüce Meclisin görevidir, hepimizin görevidir. Bu görev anlayışıyla aziz milletimizin temsilcisi olan yüce Meclisimiz, 15 Temmuz’da milli iradeye karşı kalkışılan FETÖ ihanet şebekesinin darbe girişiminde dimdik durmuş ve milli iradeyi alçaklara teslim etmeyeceğini bir kez daha göstermiştir.
Gazi Meclis, gazi sıfatını hakkıyla kazandığını o gece, 15 Temmuz gecesi dost, düşman bütün dünyaya bir kez daha göstermiştir. Bundan sonra da bu tür girişimlere karşı tek yürek olarak karşı koymak, milli iradeyi korumak, demokrasimizi geliştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
O gece ülkemize, istiklalimize, istikbalimize sahip çıkan başta Sayın Cumhurbaşkanımız, Hükümetimiz ve Mecliste grubu bulanan bütün partilerin üyelerine milletim huzurunda tekrar şükranlarımı sunuyorum.
Bu darbenin önlenmesinde şüphesiz en büyük katkı yüce Türk milletinindir, milletin kararlığı ve cesareti darbecilere darbe indirmiştir.
Yüksek ve hızlı bir değişim sürecinde birlik ve beraberlik içinde ülkemizin ve milletimizin beklentisi doğrultusunda demokrasimizi daha da geliştireceğiz. Bu konuda iktidarı, muhalefeti, bu çatı altında görev yapan hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Hepimiz işimizi daha iyi yapmaya ve daha sorumlu davranmaya mecburuz. Toplumsal sorunlar değişerek halkın gündeminde her zaman yer alır. Bilim, akıl ve uzlaşmayla sorunların çözüm yeri milletin evidir, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bunun gereğini yerine getirmek de bütün bu Mecliste yer alan hepimizin görevidir.
Bu Meclis Gazi Meclistir, bu Meclis aynı zamanda kahraman bir Meclistir. Böyle bir Meclisin üyesi olarak bu millete hizmet etmek bizim için şereflerin en büyüğüdür. Bu anlayışla Türkiye’nin çocuklarına daha güvenli, demokrasisi daha gelişmiş, hukuk düzeni sağlam temeller üzerine oturmuş bir ülke devretmek için çalışıyoruz. Bu yolda önemli mesafeler aldık, almaya devam ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin nereden nereye geldiğini ve hangi badirelerden geçtiğini unutmamak durumundayız. Çok partili hayata girdiğimiz 1950’den sonra demokrasiye ilk darbe 1960’da olmuştur. 1960’dan bugüne milli iradeye müdahale anlayışı sürekli tehdit olarak hep var olmuştur. 27 Mayıs darbelerin anasıdır ve onun getirdiği düzen içerisinde adeta darbeler süreklilik kazanmıştır. Her 10 yılda bir demokrasimizle birlikte yüce Meclis de saldırıya uğramış, yer yer kapatılmıştır. Darbe sonrası hazırlanan anayasaların demokrasi dışı müdahaleleri önlemediği de tecrübeyle sabit olmuştur. Bunun temel nedenleri, anayasanın mille iradesi dışında vesayetçi bir anlayışla hazırlanmış olmasıdır. Bu muhtıra bildiğiniz gibi cumhurbaşkanı seçilme tartışmalarıyla birlikte yine gündeme gelmiştir ve maalesef 2007’de cumhurbaşkanının seçilememesiyle başlayan yeni bir sürece bu Meclis şahit olmuştur. O gün Meclis cumhurbaşkanı seçemediği için bir anayasa değişikliği zorunlu hale gelmiş ve cumhurbaşkanının millet tarafından doğrudan seçilmesi gerçeklemiştir, yapılan halkoylamasında milletimiz bu değişikliği onaylamıştır. Ondan sonra devam süreç artık milletin iradesine dışarıdan müdahaleleri önleyecek şekilde bu Meclisin gereken adımları atması olmuştur.
En son gerçekleştirilen anayasa değişikliği yüce Meclisimizde milletin vekilleri tarafından, millet iradesini elinde tutan bu Meclis tarafından görüşülmüş ve nihayet halkoylamasıyla millete götürülmüştür. Milletimiz bu değişiklik yönünde kararını vermiş ve böylece cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi önümüzdeki genel seçimden itibaren devreye girmesi benimsenmiştir. Bu sistemle beraber artık sürekli istikrar ve güçlü iktidar dönemi başlamış, milletin doğrudan yetkilendirdiği bir yürütme tesis edilmiştir. Aynı zamanda yeni değişiklikle birlikte yüce Meclis daha da güçlenmiş ve asli işleri yasama ve denetleme konusundaki görevleri artarak devam edecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yapılan değişikliğin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını dilerken, Cumhuriyeti bize emanet eden ve Cumhuriyetimiz için, bağımsızlığımız için hayatını seve seve veren bütün şehitlerimizi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere şükranla, rahmetle, minnetle anıyoruz.
Ve şunu ifade etmek isterim ki; hedefimiz muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmaktır. Bunu da bugün 97. Yıl Dönümünü kutladığımız Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramının ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz çocuklara gösterdiğimiz, verdiğimiz önemin bir göstergesi olarak ifade etmek istiyor ve yüce Meclisimizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 97. Yıl Dönümünü idrak ederken böyle bir tartışmanın içinde olmayı arzu etmezdik.
Ancak, bazı doğruların bilinmesi adına söz aldım.
Bir kere, Sayın Genel Başkan, cumhurbaşkanına cumhurbaşkanı yardımcısının vekâlet etmesini demokratik bulmadığını ifade ediyor. Arkadaşlar, bu hâlihazırdaki bizim anayasamızda da mevcuttur. Şöyle, canlı örneğini söylüyorum: Sayın Numan Kurtulmuş Başbakan Yardımcısı olarak tayin edildiğinde milletvekili değildi ve Başbakana vekâlet etti, seçilmemişti, milletvekili değildi, vekâlet etti. Bizim anayasamızda bakanların Meclis içinden olabileceği gibi, Meclisten de atanacağına dair açık hüküm vardır. Vekâlet, meşruiyet aslında cumhurbaşkanının seçilmesiyle oluşmuştur. Yürütme görevini yapan Cumhurbaşkanı, vekâletini istediği çalışma arkadaşlarından birine verebilir, yeni değişiklikte bu da cumhurbaşkanı yardımcısıdır. O, millî egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, cumhurbaşkanını seçen de millettir millet.
İkinci düzeltmek istediğim husus, Meclisin feshedilmesi meselesidir. Dilimizde tüy bitti, kampanya boyunca böyle bir şeyin olmadığını, karşılıklı Meclis seçimlerini ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini yenilemek meselesi olduğunu anlattık. Bu, bu kadar açıktır. Bu Meclis iki sefer feshedilmiştir; bir, 1960’ta, bir de 1980’de. 15 Temmuzda da feshetmeye çalıştılar, derslerini aldılar, çünkü milli irade onlara geçit vermedi.
Şimdi mesele bu kadar açıkken, görüyorum ki Sayın Genel Başkan hala 16 Nisan öncesinde. 16 Nisan oldu, halkoylaması yapıldı ve milletimiz yeni sistem değişikliğini kabul etti. Bundan sonra önümüze bakmamız lazım, geleceğe bakmamız lazım, ülkemizi, milletimizi muasır medeniyetler seviyesinin ötesine taşıyacak düzenlemeleri ve çalışmaları bu yüce çatı altında hep beraber gerçekleştirmemiz lazım.
Hepinize saygılar sunuyorum.