Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in TESK ve TESKOMB heyeti ile bir araya geldigi ögle yemeginde yaptigi konusma

 

Sevgili kardeşlerim, sizleri Çankaya’da, Başbakanlık Külliyesinde ağırlamaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bu güzel buluşmayı sağlayan, vesile olan sivil toplum kuruluşlarımızın değerli başkan ve yardımcılarına da teşekkür ediyorum.

Sizlerin ve sizin şahsınızda Türkiye’nin bütün her yöresinden gelen esnafımızın, sanatkârımızın 2017 yılını da tebrik ediyorum. İnşallah bu yıl ülkemiz için, milletimiz için, esnafımız için güzel bir yıl olur, acıların sona erdiği, güzelliklerin daha da arttığı bir yılı beraber idrak ederiz. Ancak, yılbaşının henüz ilk saatlerinde alçak terör o kanlı yüzünü bir kez daha gösterdi ve savunmasız sivil insanları katletti. 

Değerli esnaf kardeşlerim, şu mesajı vermeye çalışıyor: Biz sizi rahatsız edeceğiz. Biz Türkiye’nin istikrarına karşı aldığımız emirler doğrultusunda kurşun atacağız, istikrarı yok etmek için her türlü alçaklığı yapacağız. Biz de diyoruz ki, bu millet büyük millet, bu ülke büyük ülke, biz bin yıldır bu topraklardayız, farklılıklarımızı zengin olarak gördük, birlikte yaşadık, hiçbir şekilde birbirimize düşürmeye hiç kimsenin gücü yetmez, bunu geçmiş tarihimize bakanlar görebilirler. Uzağa gitmeye lüzum yok, bunu 15 Temmuz’a bakanlar çok iyi görebilirler. 15 Temmuz bu ülkede istiklal mücadelesinin, ikinci kurtuluş mücadelesinin başarıyla, zaferle sonuçlandığı bir gündür. 

Bu vesileyle, bütün şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, şükranla anıyoruz, mekânları cennet olsun, gazilerimize hayırlı uzun ömürler diliyoruz.

Ayrıca, terör olaylarında hayatını kaybeden tüm sivilleri aynı şekilde rahmetle anıyoruz, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Değerli kardeşlerim; bizim esnafımız dünyada hiçbir ülkede benzeri görülmemiş köklü bir tarihe, zengin bir kültüre, sağlam bir geleneğe sahiptir. Bizim esnafımız yaklaşık bin yıllık geçmişimizde ekonomimizin, ticari hayatımızın bel kemiği olmuştur, ana omurgası olmuştur. Sosyal hayatta, siyasette, ülkenin geleceğinde belirleyici esnaftır. Esnafın kanaat kültürü, yardımlaşma ve dayanışma ruhu medeniyetimizin en temel dayanağıdır. Sabahleyin dükkânına gelen müşteriye, ben siftah ettim, ama komşum henüz siftah etmedi, lütfen alış verişinizi gidin oradan da yapın tavsiyesinde bulunan bir gelenekten, bir kültürden, bir inançtan geliyoruz. Bizim esnafımız sabah kepengini açarken besleme çeker, dua eder, akşam da şükürle kapatır ve evine gider, mütevekkil insandır. Bizim esnafımız hırsı, tamahı, sınırsız kar etme arzusunu yenmiş, iş ahlakından zerre kadar taviz vermeyen esnaftır.

Türkiye eğer yaşadığı onca sıkıntıyı, badireyi, en ağır ekonomik krizleri bütünlük içerisinde aşabildiyse, inanın ki burada sizin sağlam duruşunuzun çok büyük katkısı vardır. Aynı şekilde Türkiye’nin 2002’den bu yana gerçekleştirdiği bütün atılımlarda sizin katkınız en önde geliyor.

Düşünün, Türkiye’de çalışan nüfusun yüzde 70’ini, Türkiye’deki ticari hayatın yüzde 90’ını, Türkiye’deki ihracatın yüzde 50’sine yakın kısmını üreten ve Türkiye’nin geleceğini inşa eden, sesi fazla çıkmayan, ama sessiz ve derinden ülkenin ekonomik hayatını ayakta tutan vefakâr, cefakâr bir toplulukla karşı karşıyayız. 

Değerli kardeşlerim; esnafımızla, sanatkârımızla, sizlerle her zaman gurur duyduk, gurur duymaya da devam edeceğiz.

Osmanlı’nın kurucusu Ertuğrul Gazi’nin Hocası Şeyh Edebali diyor ki: “Oğul, insanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bundan asırlar önce konmuş bu ilke o günden bugüne bizim devlet geleneğimiz olmuştur. AK Parti iktidarı olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yola çıkarken ne dedik? İnsanı yücelt ki devlet yücelsin. Türkiye’de geçtiğimiz 14 yıllık icraatımızda, yaptığımız bütün düzenlemelerde insan vardır, insanın merkeze alınması vardır. İnsanın olmadığı yerde ne yaparsanız yapın kıymeti yoktur. Bugün dünyada yaşanan krizlerin ana sebebi, yıllarca insanı üreten bir makine olarak görmek ve insanın ihmal edilmesinden kaynaklanıyor. Bugün bölgedeki karşılıkların arkasında insanın görülmemesinden, insanların ihtiyaçlarının yöneticiler tarafından titizlikle görülüp değerlenmesinden, yönetimle yönetilenler arasındaki bağların zayıflayıp yok olmasından kaynaklanıyor. Eğer yöneticilerinize inanamazsanız, eğer yöneticilerinize güvenemezseniz, o ülkede yaşayan insanları mutlu edemezsiniz, üstüne üstlük de o ülkede ne güven olur, ne istikrar olur, ne üretim olur, ne de gelecek umudu olur. 

Biz bu millete efendilik yapmaya değil, hizmetkârlık yapmaya geldik, 14 yıl da bunu yapıyoruz. Yolları böldük hayatları birleştirdik, yolları böldük milleti birleştirdik, doğuyla batıyı, kuzeyle güneyi biraraya getirdik. Hepsinden önemlisi, yolları böldük gönülleri birleştirdik.

Değerli kardeşlerim; hava yolunu halkın yolu yaptık, bu milletin hızlı tren özlemini gerçeğe dönüştürdük. Sağlıkta muazzam dönüşümler yaptık, eğitimde çok büyük adımlar attık, tarımda, ekonomide, ticarette, hayatın bütün alanlarında sosyal hayat… Bakın, 2002 öncesi Türkiye vatandaşlarına, yani engelli vatandaşlarına fırsat eşitsizliği oluşturan şartları dikkate alarak verdiği destek sadece 3 milyar, bugün 45 milyara çıktı, 3 milyardan 45 milyara, 15 kat artıştan bahsediyoruz. Sosyal devlet bu demektir, sosyal devlet vatandaşının sesine kulak veren, sesini duyuramayanların da bulup onlara da destek olan devlet sosyal devlettir. Sosyal devlet,  vatandaşı rahat uyuması için uykusundan, rahatlığından fedakârlık yapan yöneticilerin olduğu devlettir.

Değerli kardeşlerim; Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu taşıdığımız her dakikanın, her anın hakkını daima şuurla vermenin gayreti içerisinde olduk. Türkiye esnafının, sanatkârının, sanayicisinin, çiftçisinin, ihracatçısının yolunu daima açtık tuttuk, önündeki engelleri kaldırmanın gayreti içerisinde olduk. Her zaman yanınızda olduk, sizlere destek olmaya gayret ettik, bundan sonra da yanınızda birlikte olmaya devam edeceğiz. Bu bilinçle hareket ettiğimiz için ekonominin çarkları döndü, ticaret kendi seyrinde emin bir şekilde ilerledi. 

14 yıl boyunca esnaf ve sanatkârımızı doğrudan ilgilendiren birçok adımlar attık, burada anlatmaya kalksam hakikaten uzun bir liste var, ama ana başlılarla bazı konulara hatırlatma babında değinmek istiyorum. 

Bakın sizin, bütün esnaf camiasının konuştuğu bir şey var, eğer emekli olur bir dükkân açarsanız mutlaka bir yüzde 15 prim ödüyordunuz, bu bir cezalandırma gibiydi. Bunu geldik kaldırdık mı? Kaldırdık sessiz sedasız, çok da reklamını yapmadık, ama çok önce kaldırmamız gerekirdi, ama geç de olsa kaldırdık. Kredi kullanabilen kooperatif sayısını 402’den 894’e yükseltmişiz, iki katına çıkarmışız. Kredi kullanan esnaf sanatkâr sayısı 63 binden 430 bine çıkmış, nereden nereye. Kadın kooperatifleri projesi başlattık, esnaf ve sanatkârlar destek sistemini hayata geçirdik.

Değerli kardeşlerim;  şimdi 1 milyonun üzerinde esnafa 60 milyar lira bugüne kadar kredi kullandırmışız. Eskiden bu rakam neydi? Abdulkadir Bey bilir, 2 milyar bile yoktu, nereden nereye. Bunun da yarı faizini devlet olarak biz karşılıyoruz.

Şimdi bir konu var, bu konuya bir açıklık getirmek istiyorum. KOBİ’lere 1 yıl, daha doğrusu esnafa 1 yıl ödemesiz 3 yıllık Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bir destek veriyor, bunun için bir kaynağı var, 2016 yılı için 15 bin esnafımız bu imkândan yararlanacak, ancak müracaata bakıyoruz 250 bine dayanmış. Tabi ne yapmamız lazım? Vatandaş şunu bilmez: Ya kardeşim, ben işte 15 bin kişiye verecektim, niye bu kadar müracaat ettiniz diyemeyiz değil mi? Vatandaş, o müracaat ediyorsa ben de edeceğim. Tabi ki bunun kullandırma şartları var, o şartları sağlayan kim olursa olsun bunu vereceğiz, böyle bir sınırlama olmaz. Şartlara bakacağız, tutturan kim varsa vereceğiz, yani 15 bin kişinin üzerine bu kaynak çıkacak, gerekirse başka taraflardan alacağız buraya aktaracağız ve burada vatandaşlarımızın, esnafımızın mağdur olmaması için gereken neyse yapacağız. Tabi bunun bir planlaması var, hepsi incelenecek, bakılacak, başka imkânlardan faydalanmıyorsa, bütün bunlar gözden geçirilecek ve esnafımızın bu konudaki beklentisi karşılanmış olacak; bunu da vesileyle duyurmuş olayım.

Değerli kardeşlerim; biliyorsunuz genç girişimcilere, kadınlara desteklerimiz var, daha önce açıkladık, bunların uygulaması devam ediyor. Sıfır faizli kredi uygulama kapsamında bugüne kadar az önce bahsettiğim program dahilinde 48 bin 355 esnafa 1,5 milyar lira dağıtmışız. 

Esnaf ve sanatkârımızın kamu kurumlarına, meslek kuruluşlarına olan borçlarında ödeme kolaylığı getirdik. Emekli olduktan sonra, az önce söyledim, esnaflık yapmaya devam edenlerin aylığından kesilen sosyal güvenlik primini, yüzde 15’i kaldırdık. 

Yüzde 50 Hazine destekli kredilerinden kooperatifler adına yapılan kesintileri de yüzde 9’dan yüzde 3’e indirdik, maliyeti azaltmak.

Terör olayları nedeniyle iş yeri ve işletmeleri zarar gören esnaf ve sanatkârlarımızın banka borçlarını 1 yıl süreyle faizsiz olarak erteledik.

Bu yılı kapsayacak şekilde 16 yılından başlayarak gerekli tedbirleri almaya devam ettik. 

KOBİ’lerimize ilk yıl ödemesiz az önce bahsettiğim 3 yıl vadeli 50 bin Türk Liralık faizsiz kredi uygulamasını 2017’de de sürdüreceğiz, bunun detaylarını az önce açıkladım. 

Son dönemde 2 yeni uygulamayı daha hayata geçiriyoruz. 

Esnaf ve sanatkârlarımızın kredi faizleri yapılandırıldı, yapılandırmadan 24 binin üzerinde esnafımız yararlandı ve 253 milyon liralık bir borç, bir yükümlülük yapılandırılmış oldu, böylece 152 milyonluk kısmı bu yapılandırmanın affa girdi ve vazgeçildi tahsil edilmekten. 

İkinci uygulama, az önce canlı yayında da gördük, Sur’da terör olayları nedeniyle zarar gören esnafa 50 bin liralık sıfır faizli kredi veriliyor. Yalnız bu krediyi kim veriyor? TESKOMB marifetiyle veriyoruz. Burada TESKOMB’a da teşekkür ediyoruz. Sizden aldığı kaynaklarla onlar da elini taşın altına koyuyor ve aynı şekilde zorda, darda olan esnafımıza destek oluyorlar.

Şimdi hem bankaların vereceği krediler, hem devletin vereceği destekler, krediler, düşük faizli destekler, bütün bunların sağlıklı çalışması için ne lazım? Esnafın sicilinin düzgün olması lazım. O veya bu nedenle sicili bozulmuş olan esnafa sicil affı getiriyoruz, çeki yahut senedi dönen, sicili bozulmuş, bu nende verdiğimiz kredilere erişme imkânı zorlaşanlar için bir kolaylık, hayırlı, uğurlu olsun. Bu hafta bu sicil affı düzenlemesi Mecliste görüşülecek, en kısa zamanda da yürürlüğe girmiş olacak. 

Şimdi geldik, esnaf ve sanatkârlar için yeni bir imkân daha getiriyoruz, asıl bugünkü toplantımızın konusu da bu, ahilik fonu. Esnafta ahilik geleneği var. Ahilik demek, yardımlaşma demek. Ahilik demek, birlikte çalışma demek. Ahilik demek, ben değil biz demek, bir olmak, beraber olmak. Şimdi bu işi sizler adına yapıyoruz, ahilik ve esnaf fonu koruyoruz. 

Ne olacak, bunun amacı ne? Olur ya işler her zaman iyi gitmez, iyi günler de var, zor günler de var. Günün birinde işsiz kaldınız, dükkânı yandı, kapatıldı, dara düştünüz ne yapacağım diye düşünüyorsunuz, elde yok, avuçta yok, işte orada sizin yardımınıza koşacak bir mekanizma var, esnaf ve ahilik fonu. Esnafı bu fonla güvence altına alıyoruz. 

Bu fon nasıl oluşuyor? Bu fon devletle milletin birlikte elini taşın altına koymasıyla oluşuyor, sorumluluğu birlikte üstleniyoruz. Yani diyoruz ki, siz 2 koyun, 1 de bizden, böylece bu paralar biriksin, günü geldiğinde imdada yetişsin. Burada tabi TESK bünyesindeki, TESKOMB bünyesindeki, TOBB bünyesindeki birçok kooperatif, birlik, federasyon, burada yer alan binlerce, yüzbinlerce esnaf temsilcimizin yer aldığı bu kuruluşlarımıza teşekkür ediyoruz. Talep onlardan geldi, bir kere talep sizden geldi, kimse işe sahip çıkmasın. Talep esnaf temsilcilerinden geldi, biz de bu talebin çok doğru bir talep olduğunu gördük, değerlendirdik, çok kısa bir sürede, az önce Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanımız anlattı, 1,5 ay gibi bir sürede olgunlaştırdık, gerekli bakanlarımıza görev verdik, çalıştılar, önümüze getirdiler. Bu düzenlemeyi de çok kısa bir zaman içerisinde, yani şu anayasa görüşmelerinin hemen arkasından Meclise getireceğiz, zaten Meclise gönderdik de Genel Kurula getireceğiz ve çıkartacağız, hayırlı, uğurlu olsun.

Attığımız bu adımlar, yeni uygulamalar bütün esnafımıza, sanatkârımıza hayırlı olsun.

Değerli kardeşlerim; burada 18 lira devlet veriyor, 35 lira ayda esnaf veriyor ve bunlar toplanıyor, tabi değerlendiriliyor, bu para bir yandan da işletilecek, değerlendirilecek, daha sonra kullanım esasları falan burada detaylarıyla var. İşte efendim, 720 gün ödeyen 180 günlük primden yararlanacak, 1080 gün ödeyen 300 gün yararlanacak. 2 yıl bir kere bu katkı devam etmesi lazım, hadi karar verdim girdim, 3 gün sonra vazgeçtim, hadi bana para ver, dükkân kapandı; böyle bir şey yok, kimse kimseyi kandırmasın. İki yıl para vereceksin, prim düzenli ödenecek, ondan sonra bir şey oldu, ne kadar prim ödedin bakacağız, burada usulü, esası belli, ona göre az önce ifade ettiğim gibi paralar ödenecek.

Nasıl olacak? Sınırları bugünkü değerlerle 711 lirayla 1422 lira arasında para verilecek. Allah bin bereket versin, yoklukta hiç yoktan iyidir değil mi?

Allah tabi böyle duruma düşürmesin, amacımız buna muhtaç hale gelmek değil, ama bir yerde de bir güvence şart, bunu onun için yapıyoruz. İhtiyaç olduğunda kullanacağınız bir imkân olsun, bir kaynak olsun, muhannete muhtaç olmayalım, derdimiz bu. Yani İşsizlik Fonunun benzeri esnaf kendi arasında bir fon oluşturuyor, devlet de buna katkı sağlıyor, işin özeti budur. Bu bir anlamda bir yardım sandığı gibi düşünebiliriz.

Değerli kardeşlerim; Türkiye geleceğini güven ve istikrarla inşa edecek, aynen 14 yılı inşa ettiği gibi. 14 yıllık güven ve istikrar Türkiye’yi 3’e katladı. Türkiye bütün yıllardan beri vatandaşın özlem içinde beklediği projeleri birer birer hayata geçirdi.

Bakın, dünyada ekonomik kriz var, yaprak kımıldamıyor, ama Türkiye dünyanın en büyük projelerini yapıyor. Bakın, şu 6 ay içerisinde değerli kardeşlerim, bir darbe geçirdik ki bu darbe başka ülkelerin başına gelseydi yer ile yeksan olurdu, ama biz Allah’a şükür milletimizin sayesinde, liderimizin, Cumhurbaşkanımızın sayesinde bu alçaklara bu bayrağı çiğnetmedik, bu vatanı teslim etmedik. Şimdi belli ki bunlar ders almamış, şimdi 3’ü, 5’i birden geliyor. Ama alayı gelsin, hepsinin canını okuruz, çünkü bizim arkamızda millet var. Milletin desteğini, duasını… Bizi korkutacak, bu milletin duasını, desteğini kaybetmektir, onun dışında bizi hiçbir şey korkutamaz evvel Allah.

Terörün, çetelerin bu ülkeye ne kadar büyük zararlar vereceğini hep gördük. Doğrudan insan canına kast eden bu acımasız alçaklar bütün insani değerlerden yoksun olarak karanlık zihniyetlere hizmet ediyor. Bu insanlık dışı örgütlerin Türkiye’nin kalkınmasına, ilerlemesine, büyümesine nasıl engel olmaya çalıştıklarını çok iyi görüyoruz, hep beraber şahit oluyoruz. Bu terör çeteleri sadece bugünü tehdit etmiyor, geleceğimizi de elimizden almak istiyor. Karanlık hedef budur, ama bunun farkında olan 80 milyon vatan evladı var ve bunun farkında olan sizin desteğinizle işbaşında olan Hükümet vardır, Cumhurbaşkanı varır. Terörle mücadelemizi aynı kararlılıkla evvel Allah sürdüreceğiz. Hiçbir zaman bu terör örgütlerinin geleceğimizi karartmasına, birliğimizi, beraberliğimizi yok etmesine izin vermeyeceğiz. Buradaki kararlılığımız nettir. Zaten bu alanda ciddi anlamda mesafe aldığımız için bunların artık asimetrik, gelişigüzel, hiçbir kural tanımayan, kendilerini öldürmeyi bile göze alarak giriştikleri bu fedai eylemler bundadır, ama bunların ne yapmaya çalışırsa çalışsınlar evvel Allah bunların geleceği yoktur. Bu ülkenin istiklal yürüyüşünü, istikbal yürüyüşünü, muasır medeniyetler seviyesine gidişini asla durduramayacaklar. 

Değerli kardeşlerim, değerli esnaflar; tabii geleceğimizin teminat altına alınmasının önemli bir dönemecindeyiz, önemli bir evresindeyiz. Şimdi bir Anayasa değişikliği gündemde var. Şimdi efendim, Anayasa değişikliğine ne hacet var diyorlar, niye Anayasa değişikliğiyle uğraşıyorsunuz, terör var vesaire. Şimdi bakın bunların hepsi tuzaktır, tam da bugün Anayasa değişikliği en büyük ihtiyaçtır. Bunu neden söylüyorum? Bir düşünün, eğer 15 Temmuz’da bir koalisyon hükümeti olsaydı, bir zayıf iktidar olsaydı ne olurdu bu ülkenin hali? Yeniden bir darbe, yeniden kaybedilen yıllar. Onun için Türkiye güçlü olmak mecburiyetinde, çünkü Türkiye’nin etrafı ateş çemberi. Bir yandan oradaki ateşi söndüreceksiniz, bir yandan da dimdik ayakta kalacaksınız; Türkiye bugün bunu yapıyor. Bunu kalıcı hale getirmenin yolu, daima güçlü iktidardır. Nasıl olacak? İşte bu anayasa onu sağlıyor. Diyor ki; yüzde 51 alamazsan iktidar olamazsın, bu kadar basit, kafa karıştırmaya lüzum yok. Tek başına iktidar olmak için yüzde 51 şartını arıyor. Temsilse, temsil bu. Türkiye’de yüzde 20’yle de iktidarlar oldu. AK Parti iktidarı ilk seçiminde yüzde 34’le iktidar oldu, hem de daha fazla milletvekiliyle. İşte diyoruz ki; milli iradenin en fazla Meclise yansıdığı, iktidara yansıdığı cumhurbaşkanlığı sistemi. İki tane görev veriyorsunuz, vatandaş iki tane görev veriyor aynı gün aynı seçimle. 

Diyor ki; cumhurbaşkanı, ben seni 5 yıllığına bu ülkeyi yönetmek için seçtim, ekibini kur, bize vaat ettiğin işleri yap, Türkiye’yi aldığın noktadan nereye götüreceksen oraya götür, bahane istemiyorum. Yok efendim, muhalefet vardı da yapacaktım yapamadım, bürokrasi vardı da onun için yapamadım; bunlar ortadan kalkıyor.

Bir de ne diyor? Aynı anda diyor ki; Meclis, milletvekilleri sizi de seçtim kardeşim, gidin memleketin ihtiyacı olan kanunları çıkarın, bir de iktidarı denetleyin, bakalım düzgün çalışıyorlar mı, verdiğimiz görevleri yapıyorlar mı-yapmıyorlar mı buna da bakın. Ama onların işlerine karışmayın, bırakın işlerini yapsın, yanlış yapıyorlarsa o zaman Anayasa size hak vermiş, bu hakkı kullanın uyarın, uyarmıyorsa seçime götürün. Şimdi böyle bir yapı. Vatandaş, mevcut sistemde de ne var? Mevcut sistemde bir tek Meclis’i seçiyorsunuz değil mi? Hükümetin kim olacağını biliyor musunuz? Yok. Meclis’i seçtiniz, Meclis’e girdi 4 tane parti. 7 Haziran’ı düşünün. Hiçbiri iktidar değil tek başına. Ne oldu? Her kafadan bir ses. Birdenbire istikrar kayboldu, millet ne yapacağını şaşırdı. Allah’tan 5,5 ay sürdü, millet gördü gerçeği. Bu topraklarda kalıcı olmanın şartı güçlü olmak, istikrarı sürekli sağlamaktır. Kim olursa olsun iktidar, ama güçlü olsun. İktidarın mutlaka tek başına güçlü şekilde temsili esastır. 

Efendim, bu başkanlık sistemi kimin sistemi? Hiç kimsenin sistemi değil. 600 yıllık Türkiye’nin, Türk milletinin yönetim geleneğinin bir sonucudur. Kimsenin sistemini de kopya etmeye ihtiyacımız yok. Bizim yeterince yönetim tecrübemiz vardır, geleneğimiz vardır, hepsi vardır. Biz her tarafın sistemlerini inceledik, iyi olan taraflarını aldık, çalışmayan taraflarını da gücümüz yettiğince, aklımız erdiğince düzelttik, böyle bir şey getirdik. Bir örnek vereyim, başka sistemlerde olmayan, bizim ilave ettiğimiz şeyi söyleyeyim: Şimdi başkanlık sistemlerinin Amerika mesela meclis onlarda iki tane, bizde tek. Onlarda eyalet sistemi, bizde eyalet sistemi yok, olamaz da. Bizim geleneğimizde yok. Eyalet sistemi Cumhuriyette üniter yapıyı kurduk, Misaki Milli dedik, 780 bin kilometrekare vatan toprağı bir bütündür, parçalanamaz, bölünemez. Bayrak tektir, devlet tektir, millet tekdir, vatan tekdir; dört, Rabia. İşte bu esastan hareketle ne yapıyoruz? Cumhurbaşkanı seçiliyor, Meclis de seçiliyor. Diyelim ki; Cumhurbaşkanının ait olduğu parti çoğunlukta Meclis, zaten bir sıkıntı yok. Cumhurbaşkanı işini yapıyor, Meclis de ihtiyaç olan kanunları yapıyor, işler yürüyor beş yıl. Millet beğendi, tekrar seçiyor, üçüncü sefer yok, değiştirin kardeşim diyor. Yani çok iyi çalışsa da ömür boyu aynı yüzler olmasın, yeni insanlar yetişsin. Ülke yeni kabiliyetleri bulup ortaya çıkarsın, buna imkân veriyor. Peki, diyelim ki tersi oldu, cumhurbaşkanı ola ki kişiliğinden kaynaklı seçilir, ama partisi Mecliste daha düşük oy alır. Bu sefer ne olur? Hatırlayın, Demirel ile Özal durumunu hatırlayın. Her gün Cumhurbaşkanını in aşağı, in aşağı, orada oturmaya hakkın yok, senin temsil kabiliyetin kalmadı gibi rahatsız edecek ve çaresi de yok. İşte bu sistem ona çare getiriyor. Diyor ki özetle arkadaşlar; eğer bir anlaşmazlık olursa, iki tane yetki veriyor; Meclis senin de seçime götürme yetkin var, Cumhurbaşkanı senin de seçime götürme yetkin var ülkeyi. Ama Meclis, sen seçime gidersen Cumhurbaşkanı da seçime gidiyor, aynı gün yapılıyor ya 5 yılda bir. Cumhurbaşkanı, sen seçim kararı alırsan, Meclis de seçime gidecek. Şimdi düşünün, ne yapacak bunlar? Oturup anlaşacaklar değil mi? Yani durup dururken niye seçime gideceksin? Ha illa ısrar etti, birisi ısrar etti seçime götürdü, olmuş seçim üç ay geçmiş seçime gidiyorsun. Vatandaş ne diyecek? Ne gereği var kardeşim, niye geldin seçime. Biz size bunu münasip gördük buna göre oturun anlaşın çalışın. Kim mızıkçılık yaptı, o zaman vatandaş ona noktayı koyacak, değiştirecek olacak bitecek. Bakın vatandaşın vicdani kanaatinin üzerinde, ferasetinin üzerinde, basiretinin üzerinde ben bugüne kadar hiçbir doğru tercih görmedim. Zaten Türk siyasetinde başarılı olamayanların en önemli problemi, vatandaşa güvenmemeleridir. Vatandaşa güvenin, güven rahat et. Teslim et kendini rahat et. Tabir caizse, itaat et rahat et, vatandaş ne diyorsa ona tabi olacaksın. Çünkü bakın, Türkiye siyasi geleneğinde de yanlış bir iş olmaz, bakın 7 Haziran’ı düzelten vatandaştır. O sonucu verip iktidara bir mesaj veren, sen de kendini kontrol et, şu kadar sene geçti, böyle meydan boş değil diyen de vatandaştır, 5,5 ay sonra ne değişti Türkiye’de? Ama kanaati değişti vatandaşın, çünkü gördü, gelecek olanı gördü, ülkeyi bekleyen tehditleri gördünüz ve kanaatinizi değiştirdiniz. Dünya siyaset tarihinde bu kadar kısa sürede bu kadar kanaat değiştiren seçmen yok. İşte Türk insanının farkı da bu, basiretli davranması ve olaya el koymasıdır. Buradan şuraya geliyorum: Yani burada vatandaş Meclis’i nasıl seçeceğini de bilir, cumhurbaşkanını da nasıl seçeceğini bilir. Bir sistem krizi oluşturmayacak şekilde bunları ayarlar. Yeter ki seçilenler vatandaşın gözünün içine baksın. Vatandaşın içinden ayrılmasın, seçildikten sonra vatandaşı unutmasın. Siz unutabilirsiniz, ama sayılı günler gelir-geçer, vatandaş unutmaz, günü geldiğinde hesabı verir. Allah’a şükür 14 yıldır biz bu hesabı vererek geliyoruz, önünüze geliyoruz, yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı anlatıyoruz, dersimizi alıyoruz, karnemizi de alıyoruz, yolumuza da devam ediyoruz. 

Sizin bu güveniniz, sizin bu desteğiniz olduğu müddetçe ayrım-gayrım yapmadan, doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle, az inananıyla, çok inananıyla, inanmayanıyla bu milletin bayrağını dalgalandıran, bu milletin nüfus kâğıdını taşıyan herkesin başımızın üzerinde yeri vardır. Rengine bakmayız, göz rengine bakmayız, ten rengine bakmayız, saç rengine bakmayız, ama bir şeye bakarız; gözlerinizin içinden akan yaşlara bakarız, çünkü onun rengi hep aynı. Onun için sevincimiz de aynı, üzüntümüz de aynı, tasamız da aynı, geleceğimiz de aynı. 

Bir kez daha bu önemli toplantıyı organize eden çok değerli konfederasyon başkanlarımıza, çok değerli esnaf temsilcilerimize teşekkür ediyorum sizlerle buluşma fırsatı verdikleri için. 

Değerli kardeşlerim; bu duygu ve düşüncelerle hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyor, 2017 yılının ülkemize-milletimize daha az acıların yaşanacağı, daha çok kardeşliğin, birliğin beraberliğin oluşacağı güzel bir yıl olmasını temenni ediyorum ve hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Ülke kalkınmasında anahtar çözüm esnaf ve sanatkârdır; son söz bu. 

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.