Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in TRT ortak canli yayininda yaptigi konusmanin tam metni

 

SUNUCU- İyi akşamlar efendim, yeniden merhaba. Az önce TRT 1 Ana Haber Bültenini aktardığımız bu salonda şu anda Başbakan Sayın Binali Yıldırım’la birlikteyiz ve gündeme, halkoylamasına ilişkin pek çok soru soracağız bu akşam ve cevaplarını rica edeceğiz kendisinden.

Efendim, hoş geldiniz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hoş bulduk, iyi yayınlar diliyorum Erhan Bey.

SUNUCU- Çok teşekkürler. Siz gelmeden önce bu salonda, bu bulunduğumuz yerde biz haberleri aktarıyorduk ve hızlı bir gündem vardı, özellikle referandum yaklaştıkça her gün yeni bir gündem maddesiyle karşılaşıyoruz.

Bugünün en çok konuşulan konularından biriyle başlayalım isterseniz, haberlerde de verdim, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bugün yaptığı açıklama, kontrollü darbe şeklinde bir ifade kullandı 15 Temmuz için. Nasıl değerlendirdiniz bu açıklamayı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bundan önce malum Rusya’da San Petersburg’da bir patlama oldu, ölenler var, yaralılar var. Bu vesileyle Rus halkının acılarını paylaşıyoruz. Terör nereden gelirse gelsin bütün ülkelerin teröre karşı tek yürek olması lazım, birlikte hareket etmesi lazım. Bu arada Rusya Federasyonu Başbakanı Medvedev’e de taziyelerimizi Hükümet olarak iletmiş bulunuyoruz.

Şimdi sorunuza gelince, 15 Temmuz darbe girişimi kontrollü bir darbeydi diyor. Ne demek istiyor ben anlamadım, siz anladınız mı?

SUNUCU- Yapılan yorumlara bakılırsa efendim, sanki Hükümetin kontrolünde bir darbe şeklinde ifade var orada.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, 249 tane şehidimizin ruhunu incitmek demektir, onların ailelerini perişan etmek demektir. 2196 gazimizin yani bir anlamda onların bütün dünyalarını yıkmak demektir. Ben şimdi Sayın Kılıçdaroğlu’na soruyorum; yani eğer bunu bir bilgiye, belgeye dayanarak söylüyorsa, bunu lütfen açıklasın, bu çok önemli bir iddiadır, bu iddia sadece hükümeti, sadece işbaşındaki hükümeti tenkit etmek, karalamak, kafa karıştırmakla izah edilemez. Bu koca bir milleti zan altında, yani biz milleti darbe var, Cumhurbaşkanımız çağrı yaptı, meydanlara inin dedi, biz darbe olacağını bile bile planlaya planlaya veya darbecilerle müşterek hareket ederek milleti sokağa döktük ve insanların ölmesine sebep olduk, insanların sakat kalmasına sebep olduk; bunu mu demek istiyor Kılıçdaroğlu? Bu çok adice bir suçlamadır, bunu şiddetle ret ediyoruz. Kaldı ki, bu darbe gecesi Sayın Kılıçdaroğlu’yla ben konuştum, bana yanınızdayız, gün birlik günüdür, yapacağımız ne iş var, bu bir darbedir, demokrasiye karşı, milli egemenliğe karşı bir kalkışmadır, bunları söyledi bana. Daha sonra Yenikapı’ya geldi, milyonlar Yenikapı’da toplandı, geldi, Yenikapı’da bu darbeyi açıkça lanetledi, darbeye karşı dayanışma içinde oldu. Ondan sonra ne olduysa bir haller oldu, bu 15 Temmuz’u unuttu Kılıçdaroğlu, uzun zamandır hiç dile getirmiyordu, şimdi de öyle bir dile getirdi ki insanın kanı donuyor. Yani…

SUNUCU- Açıklamasının ikinci bölümü de var efendim, onu soracağım ama…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ne diyor?

SUNUCU- Bu arada, siz bu durumu neye bağlıyorsunuz? Bir süredir 15 Temmuz’la ilgili konuşmuyordu, ancak şimdi bu çıkışlarla FETÖ’yü yeniden farklı bir şekilde gündeme getiriyor diyorsunuz. Amaç ne sizce?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani arkadaşlar, bunun amacı ne olursa olsun böyle bir şey kabul edilemez. Yani ülkede bir darbe oluyor, Meclise bombalar atılıyor ve içeride de milletvekilleri var, CHP’li milletvekilleri de var, MHP’li de var, AK Parti de var, yani biz bile bile insanları ölüme mi gönderdik; bunu mu demek istiyor Kılıçdaroğlu? Bu akılla izana uyar mı? Aklı başında bir adam bunu söyleyebilir mi? Eğer bunu söylüyorsa, açıkça bunu ispat etmesi lazım. Yani neye dayanarak söylüyorsun kardeşim, kontrollü bir darbe neye dayanarak söylüyorsun? Hangi ülkenin yöneticisi milletini göz göre göre ölüme gönderir, meydanlara çağırır? Senin bu alçaklarla ne farkın kaldı bunları söylersen? Kusura bakmasın. Şiddetle kınıyorum, şiddetle ret ediyorum ve bu iddiasını da Sayın Kılıçdaroğlu’nun ispata davet ediyorum.

Bütün bu söyledikleri, bana o gece telefonda söyledikleriyle hiçbir alakası yok. 

SUNUCU- Ne o günle, ne Yenikapı ruhuyla diyorsunuz ki…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ne Yenikapı ruhuyla, hiçbiriyle örtüşmüyor.

SUNUCU- Peki efendim, bu sizi de bir hayli hiddetlendiren o açıklamanın ikinci bölüm var ki, o açıklamada da, özellikle AK Parti içerisinde ByLock kullanan ve FETÖ’cü olarak nitelenen milletvekilleri var ve siyasette bunlar tasfiye edilmedi, onlarla ilgili hiçbir şey yapılmadı diyerek sayı veriyor, 120 ila 180 arasında. Gerçekten de FETÖ’nün siyasi kanadına yönelik bir operasyon, bir çalışma yapıldı mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi iş yargının elinde, yargı bu konuda gerekli çalışmaları yapıyor. Bizim görevimiz de yargıya destek olmak, savcılara destek olmak, mahkemelere destek olmak.

Ben bir-iki gün önce yine söyledim, Sayın Kılıçdaroğlu bunu sürekli tekrarlıyor, AK Parti içerisinde 120’yle 180 milletvekilinde ByLock var diyor. Ben yok diyorum, açıkça yok diyorum, benim elimde böyle bir bilgi yok. Alınması gereken birimlerden de bunu sordum, böyle bir bilgi yok. Ama bize vermediler Kılıçdaroğlu’na gönderdilerse, o zaman Kılıçdaroğlu’ndan ben kamuoyunun önünde diyorum ki, bunları lütfen açıkla, açıkla kardeşim, her şeyi bilelim. Bize vermiyorsan ver savcılıklara, götür savcılıklara ver kardeşim. Böyle şey olur mu ya?

Ha siyasetçi, bürokrat, yargı mensubu, asker, polis varsa, biz gelen bilgilere göre gereğini yapıyoruz.

Bakın şimdi, elimdeki şeye bakın, soruşturma kapsamında yargı mensuplarından adli idari yargıda görevli 2425 hakim ve savcı tutuklu şu anda, Yargıtay’da görevli 100 üye tutuklu, atılmış ve tutuklanmış, Danıştay’daki 41 üye tutuklu, Anayasa Mahkemesinin 2 üyesi tutuklu, HSYK’da 3 üye tutuklu. Ayrıca, yine bu soruşturmalar kapsamında 168 general, 7295 albay ve alt rütbeler, askeri öğrenci, er dahil, 10732 emniyet mensubu, 22 vali, 74 vali yardımcısı, 112 kaymakam, 26150 diğer memur, sivil vesaire olmak üzere 47128 kişi şu anda şüpheli olarak tutuklu. Ayrıca, 15 Temmuz 2016’dan beri 141 bin 547 şüpheli hakkında da işlem yapılmış. Üstüne üstlük 27 ilde 15 Temmuz’la ilgili 125 dava açılmış Erhan Bey, bu davalar görülüyor şu anda; bırakalım yargı işini yapsın. Bize düşen, Kılıçdaroğlu’na düşen veya vatandaşlara düşen, ellerindeki bilgileri, belgeleri götürüp savcılıklara, mahkemelere vermektir, onun dışında kafa karıştırmanın anlamı yok.

Yani ben yadırgamıyorum, içerideki FETÖ’cülerle dayanışma içinde olacağını söyleyen de Kılıçdaroğlu’ydu, her nedense FETÖ’cülere toz kondurmuyor; anlamak mümkün değil.

SUNUCU- Peki, az önce verdiğiniz rakamlar üzerinden gidersek, bu rakamlar FETÖ’yle mücadelede gelinen noktayı ne kadar özetliyor bilmiyorum ama, siz Başbakan olarak şu ana kadar götürülen çalışmalardan, FETÖ’yle mücadele çalışmalarından, gerek adli, gerek diğer konularda memnun musunuz? Ve bütünüyle tasfiye edildi bu örgüt, devletin bütün kanallarından temizlendi diyebiliyor musunuz?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi eldeki imkanlarla yapılabileceğin en fazlasını yapıyoruz. Tamamıyla tasfiye edildi, hiçbir sorunumuz yok demek mümkün değil, her gün yeni bir şey çıkıyor, her gün yeni bir iddia çıkıyor, her gün yeni bir belge çıkıyor, bilgiler akıyor, buna göre işlemler yapılıyor. Bu bir zaman meselesi, bir süreçtir, bugünden yarına bitecek bir iş değildir. Ama burada dikkat etmemiz gereken, başından da söyledim, bu çalışmayı yaparken 40 yıllık bir birikiminin sonucu bu, titiz davranmak mecburiyetindeyiz, suçluyla suçsuzu birbirinden ayırmamız lazım. Ama örgüt kapalı bir örgüt, ilişkileri karmaşık, şeffaf değil, o yüzden de Erhan Bey, o kadar kolay değil, böyle işte beyazla siyah gibi değil.

Zaman zaman hatalar oluyor mu? Oluyor. Bazen işte bürokraside başka bir meseleden dolayı aralarında husumet olanlar birbirlerini şikayet ediyorlar, buradan da mağduriyetlerin olduğu bilgisi geliyor. O yüzden de biz bir itiraz mekanizması korduk, kanunla kurduk, bu mekanizma bugünlerde adaylar belirlendi, onların güvenlik soruşturmaları yapılıyor ve bunlar devreye girecek, bu şekilde bütün gelen itirazlar değerlendirilecek, haklı bulunanlar hakları iade edilecek, bulunmayanlara da yargı yolu açılacak, şu anda yargı yolu kapalı OHAL olduğu için. Böyle imkan getiriyoruz, bu imkanla inşallah yanlışlar varsa düzeltilecek. Ama bu mücadele, bakın 125 dava açıldı, bu davada müdahil olanlar olacak, buraya gelip ifade verenler olacak, itiraflar olacak, dolayısıyla onların ne getireceği, yeni şüphelilerin olup olmayacağını şu anda kestirmemiz mümkün değil, olay büyük bir olay.

SUNUCU- Söylediğiniz gibi o davalar açıldı, iddianameler peşi sıra geliyor. Bizim meslek grubunda da şuralar meslektaşlarımın en çok yaptığı şey iddianame okumak, oradaki ifade edelin gerçekleri görmek.

Yoğun bir programınız var, üstelik şimdi bir referandum süreci yaşanıyor, bunların arasında siz iddianamedeki özellikle inkar ve çelişkiler bakabildiniz mi? Dikkatinizi çeken bölümler var mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok, bakamadım, yani iddianamelerle ilgili maalesef şu anda zaman ayırıp okuyacak vaktimiz yok, ama arkadaşlara söyledim, arkadaşlar inceliyorlar, bana bir özet çıkaracaklar, oradan biz de bilgilenmiş olacağız.

SUNUCU- Tam da az önce söylediğiniz gibi, siyah ve beyaz gibi ayrılmayan, bilakis sinsi bir fulülukta bir terör örgütünden bahsediyoruz, bu nedenle söylediğiniz gibi yine bu çalışmaları hızla yürütmek ve nihayete erdirmek çok da kolay değil. Ama bir taraftan da yeni darbe iddiaları gündeme geliyor, bu korku da yaşatılmak isteniyor sanırım. Var mı böyle bir şey efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunu da yayıyorlar içeride, dışarıda, sosyal medyada dedikoduyla içeridekilerin motivasyonunu yüksek tutmak için, onların yakınlarının, akrabalarının moralini yüksek tutmak, yanlarında tutmak için bu dedikoduları yayıyorlar, bunu da biliyoruz.

Ben açıkça bir şey söyleyeyim, milletimiz rahat olsun, biz nöbetteyiz, Hükümetleri nöbette, Cumhurbaşkanımız, biz görevimizin başındayız, herhangi bir sıkıntı yok, millet rahat etsin.

Ama tabi ki, inşallah olmaz, bir çılgınlık yapmaya kalkarlarsa bu sefer bedelini daha ağır öderler, çünkü çılgınlığın mevzuatı yok, biri bir çılgınlık yapabilir, ama onu da canıyla öder, hiç yapacak bir şey yok.

SUNUCU- Bu çılgınlığın başındaki isim, terör örgütü elebaşı Fethullah Gülen, onun iadesiyle ilgili iki ülke arasındaki diplomasi devam ediyor. Bu arada geçen hafta Amerikan Dışişleri Başkanı Tillerson buradaydı, siz de bir görüşme yaptınız. Gerçi o görüşme sonrasında konuştunuz ama, ben özellikle şunu merak ediyorum: O kapalı kapılar arkasındaki görüşmede bir izlenim edinmişsinizdir, Gülen’i verecekler mi bize?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle söyleyeyim: Yani biz bir kere talebimizi yaptık, yeni değil bu, geçmiş Amerikan yönetimi sırasında yaptık, gerekli evrakları, belgeleri fazlasıyla gönderdik, bizim açımızdan bu darbe işinin arkasında Pensilvanya’nın olduğuna kadar şüphe yok, bu davalardaki ifadelerden de anlaşılıyor, itiraflardan da anlaşılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin dediği, işte bu bir hukuki süreçtir, bu süreç işliyor, ondan sonra karar verilecek. Bu bizi tatmin etmiyor açıkçası.

SUNUCU- Bir tarafta da Kanada’da bir çiftlik evi aldığı ve belki ülke değiştireceğine yönelik iddialar var.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Böyle dedikodular da var, böyle şeyler de söyleniyor ama, onlar da takip ediliyor. Ancak biz idari yönden de yeni yönetimin konuya daha fazla sahip çıkmasını ve bu süreci hızlandırmasını istiyoruz, bizim talebimiz budur. Gelen buradaki ziyaretçilere üst düzey görüşmelerde bunu da dile getiriyoruz. Yani bu işin peşini bırakacak değiliz.

SUNUCU- Trump yönetimiyle biraz daha ilişkilerin ilerlemesi konusunda umut arttı mı Türkiye açısından?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi, yani eski yönetime göre daha müspet düşünüyoruz, daha ümitliyiz. Birkaç konu var Amerika’yla, onlar hakikaten Türkiye’yi rahatsız eden konular, daha aklıselim içerisinde, daha yapıcı bir tutumla ele alınırsa ilişkilerin düzelmemesi için bir sebep yok.

SUNUCU- İsterseniz onları da hızlıca konuşup geçelim.

Bir tarafta terör örgütü PKK’yla ilgili bir durum var, çünkü şu içinde bulunduğumuz dönemde Amerika’yla ilişkiler söz konusu olunca yalnızca FETÖ değil, içerisine PKK da giriyor, PYD de giriyor, YPG de gidiyor, DEAŞ da giriyor, topyekun bir terörle mücadele konsepti var çünkü. Merak ettiğim şu: Gerçi Amerika’nın da tutarlı bir politikasını, tavrını göremiyoruz, ama özellikle PKK ve YPG’ye destek konusunda sorun olduğunu, itirazlar olduğunu biliyoruz. Bunu gidermek adına bir adım atılacak mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Erhan Bey, bizim için üç tane sorunumuz var…

SUNUCU- Amerika’yla diyorsunuz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Amerika’yla. Yani düzeltilmesi gereken, üzerinde çalışılması gereken üç konu var. Bir tanesi; bu 15 Temmuz olayı ve FETÖ. Bununla ilgili Türkiye’ye daha yapıcı bir tutum içerisinde destek olmalarını bekliyoruz. Bu FETÖ elebaşısı orada olduğu müddetçe bizim ilişkilerimizin tam anlamıyla gelişmesi beklenmemelidir.

İkinci konu; Suriye’de DEAŞ’a karşı yapılan mücadele. Bu mücadelede Amerika Birleşik Devletleri, bizim terör örgütü olarak gördüğümüz, PKK ile iç içe olduğunu bildiğimiz YPG ve PYD gibi örgütlerle Rakka’da DEAŞ operasyonu yapmak istiyor veya yapmaya çalışıyor. Bunun doğru olmadığını düşünüyoruz, bu Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri dostluğuna, stratejik ortaklığına zarar verir diyoruz. Böyle bir operasyon yapılacaksa Türkiye’nin Fırat Kalkanında tecrübesi ortada, 3 bine yakın DEAŞ terör örgütü mensubunu etkisiz haline getirdik. Özgür Suriye Ordusu arkadan bizim askeri unsurlarımızın desteklemesiyle burada huzuru getirdik, güvenliği getirdik, hudutlarımızdan Kilis’e, Gaziantep’e gelen roketleri, füzeleri engelledik, ölümlerin önüne geçtik. Burada başarılı bir örnek var. Aynı modeli uygulayabiliriz. Bir terörist örgütle başka bir terörist örgütü yok etmek için koca Amerika gibi bir devletin bu yola başvurması doğru değil, bu Türkiye’yle dostluğuna da tamiri çok zor bir yara açar.

Üçüncü konumuz da; bütün bu 15 Temmuz darbe hareketiyle birlikte Türkiye kamuoyunda Amerika’ya karşı bir güven kaybı var. Bu güven kaybını tersine çevirecek adım atması lazım.

SUNUCU- Efendim, üç başlık demiştiniz; FETÖ, PYD-YPG PKK uzantıları, üçüncü başlık DEAŞ mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Hayır, birisi de; Türkiye kamuoyunun, Türk milletinin Amerika’ya karşı bir güven sorunu oluştu bu FETÖ’den dolayı, bu PYD-YPG’den dolayı. Bu iki konu Türk milletinin canını sıkıyor ve Amerika’ya olan güven azalıyor. 15 Temmuz’da da cılız bir tepki göstermeleri, sessiz kalmaları bunun üzerine tuz-biber oldu.

Dolayısıyla bu üç konuyu iyileştirmek lazım, düzeltmek lazım. Bizim Amerika’dan beklentimiz bu.

Bir de, Rıza Zarraf davasını bizim işte bir bankacımızı orada tutuklayıp böyle zorlama bir şekilde o davaya Türkiye’yi de bulaştırmaya çalışmaları. Bunun da siyasi bir manevra olduğunu düşünüyoruz ve bunu da kabul etmiyoruz.

SUNUCU- Müttefik değil miyiz efendim, neden yapıyorlar?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Müttefikiz, biz de onlara soruyoruz neden yapıyorsunuz diye, biz de o cevabın peşindeyiz.

SUNUCU- Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısının da isminin karıştığı olay özelinde siz bunu 17-25 Aralık’ın bir devamı şeklinde mi görüyorsunuz, başka bir tanımınız mı var?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Orada iddia şudur: Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a uyguladığı ambargonun delinmesine yönelik bazı faaliyetler. Peki, bu dediğiniz faaliyetlerle ilgili Rıza Zarraf tutuklandı, 17-25 Aralık’tan sonra Amerika’ya bu arkadaş, Hakan Atilla Genel Müdür Yardımcısı 7 sefer gitmiş. Yani Rıza Zarraf davası açıldıktan sonra da gitmiş-gelmiş.

SUNUCU- 7 kez gitmiş.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gitmiş-gelmiş, 2014’ten itibaren, yani 17-25’ten sonra. 7 kere gitmiş. Siz 7 sefer gidiyor geliyor bir şey demiyorsunuz, bugün neyse aklınıza esiyor gözaltına alıyorsunuz, tutukluyorsunuz; bunun normal bir tarafı yok. Bunun hukuki bir mesele olmaktan öte başka bir anlamı olduğunu düşünüyoruz.

SUNUCU- Amerika ile devam ederken, bir taraftan da bugün Sayın Cumhurbaşkanı açıkladı, Fırat Kalkanı Operasyonu bitti, ama yeni bir operasyon gelecek dedi. Sizin de açıklamalarınızdan takip ediyoruz, benzer minvalde bir değerlendirmeniz olmuştu. Fırat Kalkanı Operasyonu bitti, yeni bir isimle başka bir operasyona başlayabiliriz demiştiniz. Ufakta var mı efendim böyle bir operasyon?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bundan sonra icap ederse, nasıl icap edecek? Sınırlarımıza, can ve mal güvenliğimize bir tehdit olursa sınırlarımızın dışında, biz ona müdahale etme hakkımız her zaman saklıdır. Şartlar oluşursa, lüzum hasıl olursa gayet tabii bu operasyon devam eder, onun adı da bir başka bir şey olur.

SUNUCU- Mevcut tabloya baktığınızda böyle bir gereksinim yakın zamanda var diyebiliyor musunuz?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Takip ediliyor, bunlar takip ediliyor, olabilir, yani birtakım konular var, potansiyel gelişmeler olabilir, ona karşı her zaman hazırlıklıyız.

SUNUCU- Terörle mücadele noktasında az önce Amerika’ya duyulan güvensizliği ifade ederken FETÖ örneğini verdiniz, diğer taraftan YPG dediniz. Daha yarım saat önce ekrana getirdik, Amerika’nın YPG’ye DEAŞ’la mücadele için verdiği tanksavarlar bizim sınırımızda askerimize karşı kullanılırken bulunuyor ve bunlar teşhir ediliyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz de bunu söylüyoruz, bizim söylediğimiz bu. Siz DEAŞ’la mücadele için silah gönderiyorsunuz, ağır silahlar gönderiyorsunuz, gelişmiş silahlar gönderiyorsunuz, iyi tamam gönderin, bir şey demiyoruz. Ama o silahların yarısı PKK’ya gidiyor, PKK da ülkemizde bizim güvenlik güçlerimize, vatandaşlarımıza o silahları doğrultuyor, bize zarar veriyor. Dost, müttefik, NATO’da müttefik, 50 yıldır bir dost olan ülkenin bunu yapmaması gerektiğini düşünüyoruz, bizim anlattığımız bu. Başka bir şey söylemiyoruz.

SUNUCU- Terörle mücadelede geçtiğimiz günlerde Sayın İçişleri Bakanının çarpıcı bir açıklaması oldu, 33-34 yıldır girilmeyen noktalara girdik dedi terörle mücadelede.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Doğru, bu bizim terörle mücadelede son 1 yılda aldığımız karardır, savunma değil taarruz yöntemi uygulanacak, sadece yazın değil kışın da mücadele edilecek diye karar verdik. Ve şu anda yaz-kış demeden bütün yuvalandıkları yerlerde peşlerindeyiz, her gün bir yerde, memleketin bir köşesinde yığınak yapmaya çalışan, biraraya gelmeye çalışan terör gruplarının üzerine acımasızca gidiyoruz. Yani şu anda bir panik hali var ve dağa adam çıkaramıyorlar, bunu itiraf ediyorlar; yüzde 87 oranında azalmış.

SUNUCU- Dağa çıkışlar.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Dağa çıkış azalmış. Çok zayiat verdiler, bunu da telsiz konuşmalarında itiraf ediyorlar, onun için diyorlar ki; bizden emir beklemeyin, çok kalabalık gruplar halinde de dolanmayın, küçük birkaç kişilik gruplarla fırsat bulduğunuz zaman eylem yapın. Şu anda vaziyet bu.

SUNUCU- Aslında tam o 33-34 yıllık süreçle ilgiliydi benim de sorum. İçişleri Bakanının açıkladığı veriler oldukça çarpıcı, özellikle yaza dönük operasyon kabiliyetlerini kırmak için her gün pek çok yerde mücadele ediliyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 4 Ağustos 2016’da bu kararı aldık ve bu karar elan uygulanıyor ve kırda, mağarada, derede, dağda, bayırda nerede bulursak üzerlerine gidiyoruz. Yani girilmedik nokta bırakmadık.

SUNUCU- Kalmadı.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet.

SUNUCU- 34 yıllık süreçte girilmeyen yerlere giriliyor, fakat bunun yaklaşık yarısı AK Parti döneminin olduğu bir terörle mücadele süreciydi. O zaman terörle mücadele etmenin önündeki engeller neydi, burada yeniden FETÖ’yle mi karşılaşacağız?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi zaten FETÖ’nün PKK’yla birlikte hareket ettiği bu terör örgütlerinin aynı kaynaktan yönetildiğini biliyoruz. Bunu nereden biliyoruz? 15 Temmuz gecesi telsizlerden bir anons geçti askerlere saldırmayın onlar ihtilal yapacak Kandil. 16’sında bunlar başarısız olunca atış serbest dediler, yani görüşüyorlar, konuşuyorlar. Ortak hedef Türkiye’yi yıkmak demokrasiyi kesintiye uğratmak, Türkiye’nin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine zarar vermek bunu bilmeyen yok. Şimdi bakıyorsunuz FETÖ’cüler, PKK’cılar Avrupa’nın ülkelerinde cirit atıyorlar, istedikleri gibi propaganda yapıyorlar mı? Hayır propagandalarını yapıyorlar bölücübaşısının posterlerini boy boy taşıyorlar mı? Taşıyorlar. O kendi renklerinden oluşan paçavra bayraklarını taşıyorlar mı, sözde bayraklarını? Taşıyorlar. Onlara serbest her türlü faaliyet ama buradan gurbetçilerimize efendim orada yaşayan memleket sevdalılarıyla bizim arkadaşlarımızın, bakanlarımızın milletvekillerimizin buluşması söz konusu olunca kapılar kapanıyor. Sudan bahanelerle gidişlerini engelliyorlar, salon vermiyorlar, programlarını iptal ediyorlar bunları yaşadık. Ama artık oy verme vakti geldi oylar veriliyor ve Allah’a şükür vatandaşlarımız olan bitenin farkında, Türkiye’ye karşı oynanan bu kirli oyunun farkında ve bu sene önceki seçime göre daha çok sandıklara gidiş var.

SUNUCU- Şimdi dilerseniz yavaş yavaş halk oylaması, yeni anayasa sürecine geçelim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Olur hayhay.

SUNUCU- Çok daha bunlar önemli aslında, ama siz buradan açtığınız için aslında onu da sormak istiyorum. Rotterdam’da oradaki vatandaşlarımıza o zülüm reva görülürken bizzat tanıklık edip olayları yaşayan bir gazeteciyim ve olan biteni gördüm. En çok merak ettiğim şey şu Sayın Cumhurbaşkanı da ifade etti. Bu bir organizasyon bazı ülkeler var içerisinde en başta da Almanya şeklinde bir işaret oldu. Neden Almanya?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi Almanya’nı olmasını biz de çok anlamlandıramıyoruz, çünkü Almanya Avrupa Birliği içerisinde en büyük ülke ve Avrupa Birliği içerisinde Türkiye’nin ticaretinin yarısından fazlasını yaptığı bir ülke. Yine Avrupa içerisinde bizim vatandaşlarımızın en fazla yaşadığı bir ülke 3,5 milyon. Orada ev, iş kurmuşlar, yerleşmişler, birinci kuşak, ikinci kuşak, üçüncü kuşak, hatta dördüncü kuşak geliyor. Dolayısıyla, bu işi Erhan Bey, Almanya’yla yönetimi birbirinden ayırmak lazım. Ben eminim ki Avrupa’da yaşayan halkların değişik ülkelerdeki yaşayan insanların Türkiye’yle, Türk halkıyla bir problemi yok.

SUNUCU- Bütün Avrupa Birliği ülkelerine Avrupa Birliğine yaymamak lazım diyorsunuz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabi, yani Avrupa Birliğinin genelinde de normal vatandaşların Türkiye’yle, Türk halkıyla bir problemi yok, bir olumsuz düşünceleri de yok. Olumsuzluğu oluşturan siyasetçiler ve Avrupa Birliği yöneticileri. Niye yapıyorlar? Yani kimisinde seçim var, seçimde de Avrupa’da ırkçı akımlar rağbet görmeye başladı. Niye rağbet görmeye başladı? 4-5 senedir 2009’dan beri Avrupa’da bir durgunluk var, büyüme yok, yerinde sayıyor, insanlar gelecek kaygısında. Bu arada da tabi göçmenler var, artmaya da devam ediyor bu işi biraz daha kötüleştiriyor dolayısıyla bu da yabancı düşmanlığını, İslam düşmanlığını, Türk düşmanlığını ve ırkçılığı körüklüyor. Ve bir siyaset alanı doğuyor. İşte Hollanda’da bir ırkçı parti ikinci parti oldu. Eğer o gün Türkiye’yle olaylar yaşasaydı belki de birinci parti olacaktı. Bir anlamda o olay bizim için kötü bir olay kabul edilemez bir olay, ama bir yandan da Hollanda siyasetine de ayar verdi, ırkçıların iş başına gelmesini önledi. İşte bunu görüp daha büyük partilerin mesela Merkel’in partisi onların etkisinde kalıyor kabul etmemiz lazım. Nasıl kalıyor? İşte onlar ilerledikçe ne yapıyor? O da siyaseten işin dışında kalmıyor bir şeyler söylemek gerekiyor, bir şeyler yapması gerekiyor  bu da tabi ilişkilerimize zarar veriyor. Yani biz şunu istemiyoruz: Avrupa iç siyasetini seçim hesaplarını Türkiye üzerine kurmasın. Biz Avrupa’dan gelin bu halk oylamasında bize oy verin, bize destek verin demiyoruz. Diyoruz ki, kenarda durun hayır verenlere de, evet verenlere de eşit mesafede durun karışmayın. Ama taraf oldukları zaman o zaman da bizim söyleyeceğimiz sözlere katlanmaları lazım. Hangi nerede demokrasi? Hani nerede insan hakları soruyorum, hani Avrupa değerleri? Bu 1 ayda yaşananları hep beraber gördük. Avrupa böbürlendi, gururlandığı bütün değerleri ayaklar altına aldı Türkiye’ye gelince. Bu tam bir çifte standarttır Türkiye bunu kabul etmez, Türk milleti de bunu kabul etmez. Bunun cevabını bizim milletimiz 16 Nisan’da verecek.

SUNUCU- 16 Nisan’da verilecek cevaba göre Avrupa Birliğiyle ilişkiler farklı şekillenebilir gibi geliyor…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Zaten uzun süredir Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz biliyorsunuz geçtiğimiz sene Mart ayında bu göçmenlerle ilgili bir anlaş yapıldı, vize muafiyetiyle ilgili bir anlaşma yapıldı. Efendim göçmenlere yardımla ilgili anlaşma yapıldı, buralarda maalesef verilen sözler tutulmadı ve burada zaten ilişkilerimizde bir olumsuzluk gelişti. Tabi ki bundan sonra oturacağız Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizi daha gerçekçi bir zeminde konuşacağız. Milletimizin hissiyatını yok sayamayız.

SUNUCU- Çıkacak evet ya da hayır’a göre Avrupa Birliği süreci farklılaşabilir mi efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Yok evet, hayır çıkmasıyla alakalı bir durum yok. İster evet, ister hayır evet çıkacağından bir endişemiz yok Allah’a şükür biz çok inanıyoruz, milletimize de güveniyoruz. Aksi de olsa bir şey değişmez. Avrupa Birliğiyle bizim ilişkilerimizi bizim uzun vadede konuşmamız gerekiyor. Bir kere Avrupa kendi gelecek vizyonunu gözden geçirmesi gerekiyor. İşte İngiltere çıkıyor Avrupa içinde oluşan bürokrasiden, hantallıktan, bürokratik yönetimden dolayı memnuniyetsizlik yüzde 60’a varmış. Bunları da dikkate alınca bir kere her şeyden önce Avrupa Birliği kendi vizyonunu gözden geçirecek, Türkiye’yle gelecek te nasıl bir yolculuğa çıkacak bunu karşılıklı konuşacağız karar vereceğiz, yani hiçbir şey yokmuş gibi davranamayız bu kadar şey yaşandıktan sonra.

SUNUCU- Peki, efendim bu bölümde artık referandum halk oylaması bölümüne gelelim, yeni anayasayla ilgili sormak istediğim pek çok soru var. Az önce siz evet çıkacağına eminiz buna herhangi bir şüphemiz yok dediniz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İnanıyoruz.

SUNUCU- İnanıyorsunuz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- İnanıyoruz çünkü biz sahadayız, biz milletimizle biraraya geliyoruz. Biz şunu anlatıyoruz Erhan Bey: Biz hayır grubunun başını çeken Sayın Kılıçdaroğlu gibi korku anlatmıyoruz, endişe pompalamıyoruz, karamsarlık pompalamıyoruz. Açık bir şekilde dürüstçe, yalan-dolana sapmadan diyoruz ki, bu sistem bir hükümet sistemidir, mevcut anayasadaki parlamenter sistemle başkanlık sisteminin tam bir karışımı, çorba bir yapı var. Cumhurbaşkanını 2007’den sonra halkın seçmesine karar verdik, zaten orada her şey değişti.

Şimdi nasıl olacak? Cumhurbaşkanı yüzde 50’den fazla oyla seçilecek, bir de bir seçilmiş Parlamento var, ondan çıkan bir başbakan var, iki tane irade var. Bir direksiyonda iki tane şoför; yürür mü? Yürümez. Geçmişe baktığımızda zaten bunu Erhan Bey, görüyoruz, bu bizim icadımız değil.

Bakın, şimdi size şurada kısa kısa hatırlamanız için birkaç resim göstereceğim.

SUNUCU- Geçmiş hükümetler mi efendim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet evet.

1946, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Başbakan Recep Peker, arasında anlaşmazlık çıkıyor. Ne konuda? Atamalar ve ülke yönetimi. Sonuç, Türkiye Cumhuriyetinin ilk devalüasyonu, Türk Lirası dolar karşısında yüzde 116 değer kaybediyor. Geçtik, bu bir tarafa.

Yıl 1975, işbaşında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, dönemin Koalisyon Hükümetinin başkanı Süleyman Demirel veya Azınlık Hükümeti. Niye bozuşmuşlar, Genelkurmay başkanı kim olacak? Anlaşamıyorlar, kriz, kitlendi. Sonuç, iki liderin adayı da emekli oluyor, 1980’de Kenan Evren darbeyi yapıyor, ikisini de kenara atıyor.

Geliyoruz 1991, bak devam ediyor, Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Yıldırım Akbulut, Körfez Savaşına katılım var, Akbulut karşı çıkıyor ve Misakı Milli iddiamızdan vazgeçiyoruz.

92, Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Demirel. Süleyman Demirel Turgut Özal’ı alaşağı etmek için neler söyledi, Çankaya’nın şişmanı, bilmem ne, milletin düşmanı, neler söyledi. Sonuç, ekonomik kararlar, atamalar zamanında yapılamadığı için mali yapı bozuldu, krizler başladı.

Devam ediyor, 94, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller, güç mücadelesi. Demirel bir ifadesinde diyor ki, bayan olmasa Tansu Hanımı camdan atardım diyor; hatırlayın. Niye söylüyor bunu? Erbakan’la Tansu Çiller’in hükümeti var, 1 yılda bir başbakanlığı değiştirecekler, sıra Tansu Çiller’e geliyor, atamıyor Tansu Çiller’i, yani yeterli milletvekili olduğu halde herhangi birini atıyor ve kriz.

Geliyoruz nihayet en büyük krize… 96’yı geçeyim, yine Erbakan’la Demirel arasında aynı sebepten kriz.

Ve 2001 krizi, rahmetli Ecevit Ahmet Necdet Sezer’i aradı, taradı, buldu, işte bundan iyi cumhurbaşkanı yok, bütün herkes de destek verdi. Ne yaptı? Hemen anayasa kitabını fırlattı ve olan oldu, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük kriziyle karşı karşıya kaldı…

SUNUCU- Tam da bu yayını yaptığımız Çankaya Köşkü’nde.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 23 banka battı, 7 milyar dolar para bir gecede uçtu gitti, faizler yüzde 7500’lere çıktı ve o borçları ödemek de AK Partiye kaldı. AK Parti 2001 krizinden faizleriyle birlikte 2011 yılına kadar 638 milyar lira para ödedi. 638 milyar parayı ödemeseydik ne olacaktı? Türkiye’deki kişi başı milli gelir bugün 11 bin dolar olmayacaktı, daha fazla olacaktı. Ne kadar olacaktı? 18 bin.

Bakın, şu tabloyu arkadaşlar göstersin, bu çok çarpıcı bir tablo.

SUNUCU- Başlığı nedir efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Başlığı dönemler itibarıyla büyüme oranları.

Atatürk dönemi, 1923-1938, ne kadar büyümüş? Yüzde 7.8 yılda, müthiş bir büyüme. Ondan sonra 1938’den 1950’ye kadar kim var görevde? Rahmetli İnönü var, büyüme ne kadar? 1.9, bak 7.8’den 1.9’a. Denebilir ki, burada İkinci Dünya Savaşı var, şu var, bu var, sebeplerine girmiyorum.

Ama asıl 50’ye bakalım Erhan Bey, çok partili sistem 1950. Burada kim var? Adnan Menderes var. Bakın şu mavi çizgi çizgiyi görüyor musunuz?

SUNUCU- Tekrar ekrana getirebilir miyiz arkadaşlar? Geldi şu an.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Mavi çizgileri görüyor musunuz kesik kesik?

SUNUCU- Evet.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu, dünya ortalaması, 2.8, dünya 2.8 büyürken, Adnan Menderes döneminde tek parti, güçlü iktidar, 6.4 büyüyor, 2 katından fazla.

Bakın, 60’la 80 arası; 60’la 80 arası nasıl bir dönem? Koalisyonlar, krizler, 12 Mart, hepsi burada. İşte burada görüyorsunuz, dünya ortalaması 4.6, biz 4.8, yani dünya ortalamasında ancak büyümüşüz. Neden? Bir kısmında 65-71 arası tek başına Demirel iktidarı var, onun da katkısı var.

Ama geliyoruz 80 ihtilalinden sonra Özal’lı yıllar, 92’ye kadar yine tek başına iktidar, 81-93 arası 5.1 büyüme var. Dünya ortalaması nerede? 2.9,  iki katı neredeyse.

Koalisyon dönemi, yani zayıf hükümetler, 92-2001, 2.2 büyümüşüz, dikkatinizi çekiyorum. Dünya ortalaması ne kadar? 3, kırmızı bizim büyümemiz, 3.0, onun altında kalmışız.

Geliyoruz 2001’en 2016 AK Parti dönemi; burada ne kadar? Dünya ortalaması 2,9. Biz ne kadar büyümüşüz? Yüzde 5.95-6, iki kat.

Demek ki, tek başına iktidar olunca 2 kat büyüyorsun, zayıf iktidarlar olunca o büyüdüğünü kaybediyorsun, yerinde sayıyorsun; işin özü bu.

Bundan sonra ne olacak? Eğer güçlü iktidarlar olursa bu grafik böyle gidecek, Türkiye yine krize girerse, zayıf iktidarlar olursa grafik böyle gidecek, millet tercihini buna göre yapacak, bu kadar basit.

Bir şey daha var, yani bununla ilgili daha çok örneklerimiz var, yani isterseniz…

SUNUCU- Bütçeyle alakalı mı efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bütçeyle ilgili var, faiz oranlarıyla ilgili var, büyümeyle ilgili var, enflasyonla ilgili var vesaire.

Mesela bütçe açığı, zayıf iktidarlarda bütçe açığı yüzde 2.5, tek partide yarısı kadar, yüzde 1.3, 2016’da daha da az, yüzde 1,1.

Bir başka şey, bakın bir de kurulan hükümete ve Meclise güvende 90-91’de, yani tek başına iktidar olunmadığı dönem hükümete güven yüzde 49, 2001’e geliyor, yani 49’la başlıyor 90’da, 2001’e geldiğimiz zaman 22.8’e düşüyor. Meclis 58 güven varken 37’ye düşüyor. Ama 2012, 2002’den bu tarafa yüzde 62’ye çıkmış. Meclise güven yüzde 58. Neden bu? Bu tek başına güçlü iktidardan kaynaklanıyor.

Enflasyon aynı şekilde, bakın zayıf iktidarlarda enflasyon oranı tek partili güçlü iktidarların 2,5 kat fazlası. Bu ortalama, yani bütün 50-60, 80-90, 2002-2016 ortalaması yüzde 22. Zayıf parçalı hükümetlerde ne kadar? Yüzde 47.5, 2,5 kat daha enflasyon yüksek. Enflasyon yüksek olunca ne oluyor? Faiz giderleri artıyor, Bakın faiz giderleri zayıf hükümetlerde faiz giderleri tek başına iktidarlardakinin 2 katı. 2 katı fazla faiz verince nereye gidiyor bu paralar? Havaya gidiyor, borca gidiyor, başkalarına, borç verenlere gidiyor.

Büyüme, az önce gösterdim, işte zayıf hükümetlerde yüzde 4, tek başına iktidarlarda yüzde 6 ortalaması, bazı yerlerde daha da yüksek.

Yani görüldüğü gibi bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Mesela harcamalar, bu da çok ilginç bir tablo. Şimdi maviler…

SUNUCU- Devlet harcamaları değil mi efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Devlet harcamaları. Bakın, eğitim harcamaları bütçe içindeki payları, bu zayıf hükümetlerde 9, güçlü hükümetlerde, yani AK Parti hükümetini kastediyorum, yüzde 19. Sağlık yüzde 11’den yüzde 16’ya çıkmış. Sosyal harcamalar yüzde 7.4’e çıkmış…

SUNUCU- 6 kat artmış.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 6 kat. Yatırım harcamaları 6.6’dan 12’ye neredeyse çıkmış. Ama en önemli çarpıcı grafik bu, faiz; yüzde 43.2 faize veriyoruz bütçe, bütçenin yarısını neredeyse faize veriyorum. Şimdi ne kadarını veriyoruz? Yüzde 8.6’sını. Bu aradaki fark nereye gidiyor? İşte buralara; eğitime gidiyor, sağlığa gidiyor, yatırımlara gidiyor, sosyal harcamalara gidiyor, yani bu kadar.

Şu son çarpıcı bir şey, bunu göstermekte fayda var: Eğer zayıf hükümetler döneminde faiz ödemeye devam etseydik, diyelim ki tek başına AK Parti iş başına gelmeseydi Türkiye bugüne kadar 2001’den 1.8 trilyon lira faiz ödeyecekti. Ne kadar ödemişiz? Ödediğimiz miktar bu. Aradaki fark ne? 1 katrilyon 100 trilyonluk kısmını ne yapmışız? Memlekete, millete ödemişiz. Yani 2,5 kat daha faiz ödeyecektik. Eğer 90’lı yıllardan bu tarafa aynı faiz oranlarıyla gelseydik 2016’ya kadar, 6 kat daha faize para ödeyecektik.

Bütün bunlar neyi gösteriyor, bunları niye anlatıyorum? Bunları anlatma sebebim şu Erhan Bey: Güçlü iktidar, tek başına iktidar Türkiye’yi zıplatır, büyüme hızı artar. Faizler düşer, uzun vadeli yatırımlar artar. 92’den beri diyelim ki tek başına iktidar olsaydı, Türkiye bugün 92’ye göre 5 kat büyüyecekti. AK Parti iktidarında 3 kat büyüdü. 5 kat olduğu zaman büyüme ne oluyor biliyor musun? Kişi başına milli gelir 19 bin dolar veya yurt içi gayrisafi milli hasıla 5 katrilyon Türk Lirası. Yazık değil mi bu ülkeye?

SUNUCU- Burada efendim, geldiğimiz noktada siz tek başına iktidarların her zaman güçlü olduğunu ve ekonomik açıdan da ülkeye çok daha fazla değer kattığını ifade ettiniz ki gösterdiniz…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tartışılmaz, bunlar benim yazdıklarım değil, bunlar gerçekler.

SUNUCU- Diğer taraftan siz bunları bu şekilde ifade ederken, diğer taraftan partili cumhurbaşkanlığı sisteminin ise ülkenin tüm yönetiminin tek bir kişinin elinin altında toplanacağı ve bu tablolar bir kenara diğer taraftan çok daha handikapların oluşacağı yönünde tezler var ki hayır cephesi özellikle bu konuda politika üretiyor. Bu kaygıları giderecek neler söyleyebilirsiniz?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunu kim söylüyor mesela? Kılıçdaroğlu söylüyor değil mi?

SUNUCU- Evet.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- En fazla sözcülüğünü o yapıyor. Bakın, ben size bir şey söyleyeyim; bir kişinin elinde bütün yetkilerin toplanması nasıl olur? Darbeyle olur. Darbe 80’de oldu, 60’da oldu, parlamento feshedildi, dağıtıldı, lağvedildi, kendileri kukla bir hükümet atadılar ve ülkeyi yönettiler, sonra da kafalarına göre bir anayasa yaptılar, o anayasaya göre de Cumhurbaşkanı oldu değil mi Kenan Evren? 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı. Şimdi ben size soruyorum; Recep Tayyip Erdoğan darbeyle mi geldi? Darbeyle mi geldi, soruyorum? 2014’te 10 Ağustos’ta yüzde 52 oyu kim aldı kardeşim? Bu insanlar zorla mı verdiler Tayyip Erdoğan’a? Millet seçti millet, milletin seçtiği yerde tek adam olmaz. Milletin patron olduğu yerde seçilen diktatör olmaz, millete hizmetkar olur.

SUNUCU- Bunu biraz daha açalım müsaadenizle, ama bir reklam arası vermemiz gerekiyor, uzun bir süredir de arkadaşlarım rica ediyorlar.

Reklam arasının ardından devam edeceğiz efendim. Sayın Başbakan Binali Yıldırım’la birlikteyiz ve sizlerin de sorularını bekliyoruz, zaman kaldığı ölçüde bu soruları da iletmeye çalışacağım.

SUNUCU- Çankaya Köşkü’nde Sayın Başbakanla yayınımız sürüyor, sizlerden gelen soruları da almaya devam ediyorum, yayının sonunda gelen soruları, ağırlıklı olarak yönetilen soruları Sayın Başbakana ileteceğim.

Bıraktığımız noktada efendim, tek adamlık eleştirilerine cevap veriyordunuz. Bununla birlikte başlayan başka bir tartışma var, Ankara’da siyaset sahnesinde Meclisin feshi tartışması, Meclisi de feshedebilir şeklinde bir görüş var. Buna bir açıklık getirir misiniz?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ona girmeden bir şey gösterebilir miyim? Yani niye ihtiyacımız bu değişikliğe hep söylüyoruz da? Örnekler de verdik az önce işte büyüme oranlarından, faiz oranlarından, enflasyondan, faiz harcamalarından örnekler verdik.

Ama şunu bilmiyorum görülebiliyor mu?

SUNUCU- Böyle kalırsa efendim, böyle iyi.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi bakın, şöyle söyleyeyim; burada iki ülkeyi görüyorsunuz, Türkiye-Güney, yıl 1987, Kore bir karar veriyor, bizim gibi sistem değişikliğine gidiyor, yani başkanlık sistemine geçiyor.

SUNUCU- 30 yıl önce.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, 87’de.

O gün Kore’nin kişi başı milli geliri 2627 dolar Erhan Bey. Bizimki ne kadar? 1703 dolar, yani neredeyse bunun yarısı kadar; öyle mi?

SUNUCU- Bu tablo onu gösteriyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM-  Geliyoruz 10 yıl sonra, artık onlar geçmiş başkanlık sistemine…

SUNUCU- 97 yılındayız.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 97’ye gelmişiz, biz 1703’ten ancak 3143 dolara çıkabilmişiz. Kore ne yapmış? 12196’ya çıkmış. Farkı görüyorsunuz değil mi, ara açıldı.

Burada durmuyor, bir 10 yıl daha koyuyoruz, geliyoruz 2007’ye, Türkiye 3143’ten 9309’a çıkmış, burada AK Parti’nin de payı var unutmayalım…

SUNUCU- Tek parti iktidarı var.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet. 2007’nin bir kısmı çünkü AK Parti iktidarı. Ama Kore neye girmiş? 23101’e. 20 yıl içinde 3600’den 23 bine çıkmış.

2015’e geliyoruz, 2007’den 15’e 8 yıl sonra, Türkiye fazla değişmemiş kurdaki oynaklıklardan dolayı. Bu rakam da doğru değil, satın alma paritesine göre şu anda 11 binin üzerindeyiz. 2015 böyle olabilir, yanlış söyledim. 2015,  biz 9125 dolardayız, Kore 27221 dolarda. Farkı görüyor musunuz?

SUNUCU- 3 katı.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 3 kat fark var.

Kore’de 87’den beri 6 tane başkan göreve gelmiş, Türkiye’de 87’den beri 20 hükümet, 11 tane de başbakan göreve gelmiş. Açık fark burada işte, uzağa gitmeye gerek yok.

SUNUCU- Meclisin feshi dedik efendim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdi gelelim tek adam işine, onu bir bitirelim.

Şimdi tek adam padişahlıkta olur, monarşide olur, otokraside olur; tek adam demokraside olmaz. Demokraside egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bugünkü gibi değil, öyle yazmasına rağmen egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmuyor, ara ara burnunu sokanlar oluyor. Biz bu sistem değişikliğiyle artık kayıtsız şartsız millete ait olan egemenliğe burnunu sokan olmasın, milletin önüne gitsin, destek istesin, güvenini kazansın, oyunu alsın, işine devam etsin.

Ben soruyorum size, nasıl tek adam oluyor? 5 yıllığına bir seçim yapıyorsunuz, 5 yıl arasında size vatandaş yeti veriyor, iyi yaparsanız bir daha 5 yıl seçebiliyor.

SUNUCU- 5 yıl için tek adam mı oluyor efendim? Meclisi fesih yetkisi ediniyor mu?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Oraya daha gelmedim. Yani şimdi bu tek adam mı? Belediye başkanını da 5 yıllığına seçiyoruz, iki tane mi seçiyoruz belediye başkanı? Muhtarı iki tane mi seçiyoruz? Yani seçimle gelinen yerde hep tek adam olur, ama onun altında Meclisi var, ekibi var, bunları niye konuşmuyoruz?

İkinci sene aday oldu, millet memnun kaldı, tekrar seçiyor. Üçüncü sene, ya iyi gidiyor bu adam, bir daha seçelim; yok, yeter diyor, değişim lazım, yenileri gelsin. Çünkü 2 dönem sonra artık gençler yetişiyor, eskiyi bilmiyorlar, yenileri görmek istiyorlar, böyle bir durum var.

Dolayısıyla patronun millet olduğu yerde tek adam olmaz. Yüzde 50+1 oy almak da kolay bir iş değildir. Yani Türkiye’nin bir bölgesine gidip rahat oy alıp vaziyeti idare etmekle olmaz. Sahillerden, belirli bölgelerden oy alacağım, ne güzel, iktidar sorumluluğu da yok, siyaset de devam edecek, genel başkanlık da var, fiyaka da yerinde, ne lüzum var memleket yönetmeye? Güneydoğu’da gideceğim, Kürt vatandaşları istismar edeceğim, onların aklını çeleceğim oy alacağım, sonradan terör örgütüne teslim olacağım, hayal kırıklığına uğratacağım; böyle bir şey yok. Türkiye’yi yönetecek her kimse, 2019’da yapılacak seçimde Türkiye’nin her tarafından oy alması lazım, her renginden destek alması lazım, her mezhebinden, her meşrebinden, her etnik kimlikten, fakirden, zenginden, emekliden, gençten, ihtiyardan, Kürt’ten, Türk’ten, Roman’dan, Çerkez’den, Abhaza’dan, Alevi’den, Sünni’den, Caferi’den, herkesten oy alması lazım, alamazsa seçilemez cumhurbaşkanı. Bu sistem sandıkta garanti hükümeti getiriyor, garantili hükümet sistemi bunun adı veya millet hükümet sistemi.

Millet sandıkta iki tane oy veriyor, birisini cumhurbaşkanına, birini de milletvekillerine. Akşam oldu mu ülkeyi yönetecek cumhurbaşkanı belli, yüzde 50+1 oy alamadı, 2 hafta sonraya kalıyor, mutlaka yüzde 50+1 oy alacak. Dolayısıyla güvenoyunu millet veriyor, millet diyor ki, 5 sene sana görev verdim git çalış, verdiğin vaatleri getir, vatandaşın beklentilerini karşıla, ülkeyi kalkındır, gençlere iş, aş bul, memleketi dış tehditlere, iç tehditlere karşı koru, görevi veriyor, sonra da görevi alıyor. Tek adam dediğin, diktatör adam dediğin iki sandık arasında, bir sandıkta alıyor, öbür sandıkta ya tekrar alıyor ya da veriyor. Bu nasıl bir zihniyettir? Böyle diktatörlük olur mu?

Diktatörlük dediğin, babadan oğula veya işte askeri kullanarak, dinamik güçleri kullanarak, ala vereyle, dala vereyle yıllarca işbaşında kalmak demek; böyle bir şey yok. Bir kişi seçiyorsun ama, bir süre denetim mekanizmaları var. Erhan Bey, oraya geleceğiz şimdi. Bu seçim 5 yılda bir yapılıyor, hem milletvekilleri seçiliyor, hem cumhurbaşkanı seçiliyor. Milletvekilleri Meclisi oluşturuyor, Meclis ne yapıyor? Kanunları yapıyor. Şimdiki sistemde yürütmeyle Meclis iç içe girmiş durumda, iktidar partisinin istemediği hiçbir şey Mecliste olmaz. Hani yürütme ayrıydı, yasama ayrıydı, yargı ayrıydı; bu sistemde böyle bir şey yok, gelecek sistemde tam da bunu yapıyoruz. Yürütme memleketin işlerine bakacak, projelere bakacak, vatandaşın taleplerini yerine getirecek. Meclis kanunları yapacak, kanun tekliflerini kim verecek? Milletvekilleri verecek. Şimdi milletvekilleri kanun teklifi verebiliyor, ama iktidar partisi olur vermeden hiçbir milletvekilinin teklifi kabul görmez, kabul edilmez.

SUNUCU- Sayının 600’e çıkarılmasını neden istiyorsunuz? Demokratik açıdan nasıl kazanım…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Oraya da geleceğim. Ama ondan önce şu fesih-mesih işleri var, birer birer gidelim.

Şimdi ikinci konu; milletvekilleri kanun yapacak,  hükümet kanun teklifi veremiyor. Bak, mevcut sistemde yapılan kanunların yüzde 99’u hükümetin verdiği taslaklardır, burada öyle bir şey yok. Konya milletvekili kanun teklifi verecek, gerekli desteği bulunca da o kanun geçecek, yürürlüğe girecek.

Bunun tek istisnası var, bütçe kanunu, bütçeyi cumhurbaşkanı ve hükümeti hazırlıyor, Meclise veriyor, Meclis görüşüyor kabul ediyor veya değiştirerek kabul ediyor.

Gelelim Meclisin feshine; böyle bir şey yok, Meclisi feshetme diye bir şey yok. Fesih ne zaman oluyor? 1960’da feshedildi, dağıtıldı Meclis. 1980 darbesinde feshedildi. Bir de, 15 Temmuz’cular bildirilerinde Meclisi feshetmeyi yazmışlardı biliyorsunuz, başarılı olsaydı bu okudukları bildiride, TRT’de zorla okuttukları, Meclisin feshedilmesi vardı. Peki, ne var? Seçime götürme var, Meclisi seçime götürme.

Şimdi iki tane irade oluşuyor, biri yasama, biri yürütme. İkisine de kararı kim veriyor? Millet veriyor? Ne zaman veriyor? Aynı gün veriyor, 5 yılda bir aynı gün seçim yapılıyor.

Şimdi diyelim ki cumhurbaşkanı seçildi, Mecliste de milletvekilleri oluştu, cumhurbaşkanıyla milletvekilleri arasında çelişki var, bir sebeple anlaşamadılar. Cumhurbaşkanı belki başka partinin adayı kazandı, Meclisteki çoğunluk başka partide. Bu sefer sistem tıkanmasın diye biz bir çare getirdik, bizim bu getirdiğimiz çareyi bugün Amerika yapmaya çalışıyor, Fransa yapmaya çalışıyor, konuşuyorlar, biz uygulayacağız. O da nedir? Meclise ve cumhurbaşkanına seçim yenileme yetkisi veriyor bu anayasa değişikliği. Cumhurbaşkanı seçim kararı alabilir, o zaman ne oluyor biliyor musun? İkisi de seçime gidiyor, hem Meclis seçime gidiyor, hem cumhurbaşkanı. Tersi, Meclis seçim kararı alabilir, o zaman kendini seçime götürüyor, aynı gün yapıldığı için cumhurbaşkanı da otomatik seçime gidiyor.

Peki, ben size soruyorum, bu durumda ilk akla gelen seçime götürmek mi? Oturup anlaşacaklar. Daha bir sene olmamış, seçime gidiyorsun; vatandaş ne der? Ne oldu kardeşim, yüzde 50’yle seçtik, sizi de seçtik sizi de, ne oldu da seçime gidiyorsunuz? Gerekli cezayı verir millet, yapamazsınız bunu. Onun için bu sistem, bu karşılıklı seçim kozu, hakkı aslında uzlaşmayı getirir, kriz çözmeyi getiriyor, anlaşmayı getiriyor. Bu yeni bir şey, doğru ve bu eminim ki istikrarı, tek başına güçlü iktidarı 5 yıl boyunca koruyacak, bu böyle bir teminat maddesi, bir sigorta maddesi. Meclisin sadece kanun yapma yetkisi mi var? Aynı zamanda cumhurbaşkanını denetleme yetkisi var, bakanları denetleme yetkisi var, cumhurbaşkanı yardımcılarını denetleme yetkisi var. Nasıl yapacak bunu? Genel görüşme yapacak, meclis soruşturması yapacak, meclis araştırması yapacak. Milletvekilleri yazılı soru soracak. Mevcut anayasada cevap ver-verme, bir yaptırımı da yok. Ama 15 günde cevap verme mecburiyeti var. Cumhurbaşkanı mevcut Anayasaya göre vatana ihanet dışında suçlanamıyor. Yeni sistem, gelecek bu değişiklik inşallah 16 Nisan’da milletimizin desteğiyle gerçekleşirse, cumhurbaşkanı veya bakanlar veya cumhurbaşkanı yardımcıları her türlü suçla suçlanabilecekler. Ve mecliste bunlar komisyonlar kurulacak, görüşülecek, mahkemeye gönderme oranı da bugünkünden daha az. Mevcutta yüzde 75’le gönderebiliyor mahkemeye, yargılamaya, şimdikinde yeni değişiklikte yüzde 66’ya düşüyor. Yani birinde 367, -550’ye konuşuyorum, daha bitmediği için halkoylaması- birinde 413, bu kadar fark var. Yani hem suçlama çeşitleri artıyor, her suçtan, her konuyla ilgili hakkında suç iddia edilebiliyor, yargılamaya gönderirken istenen kabul sayısı da mevcut Anayasanın da altına düşürülüyor.

Bir başka şey daha var, o yalan; efendim, ömür boyu bunlar dokunulmaz olacak. Yok böyle bir şey, 10 sene görev yaptın en fazla, diyelim bir dönem yaptın 5 sene, sonra vatandaş oldun. Cumhurbaşkanı, bakan, neysen, artık ondan sonra işlediğin suçlarda hiçbir koruman yok. Ama görev yaptığın dönemlere ait; doğru, bir iddia ortaya atılırsa oradaki kurallar uygulanacak. Bu hukukun evrensel kuralıdır. Yani siz bir suç işlediniz, suç işlediğiniz tarihteki ceza kanunu filanca, efendim daha sonra kanun değiştirildi, yeni ağırlaştırılmış hükümler geldi, yok olmadı biz onu kabul etmiyoruz, yeniye göre sizi yargılayacağız diyebilir misiniz? Oyun içerisinde kural değişir mi?

SUNUCU- 600 milletvekiline neden ihtiyaç duyuldu efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 600 milletvekili şu: Bak biliyor muydunuz 1960’lı yıllarda bizim 618 milletvekilimiz vardı, biliyor muydunuz?

SUNUCU- Evet efendim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- O yıllarda Türkiye’nin nüfusu ne kadardı?

SUNUCU- 30 milyon civarında.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 30 milyon. Şimdi ne kadar? 80 milyon. Peki, Almanya’nın nüfusu 82 milyon, milletvekili sayısı ne kadar? 637. Bu 600 milletvekili nüfusla ilgili bir şey. Nüfus arttıkça temsili ve adaleti sağlamak için getirilen bir usul. Avrupa ülkelerinde 60 bin, 70 bin kadar seçmene bir milletvekili düşüyor, bizim ülkemizde 145 bin seçmene bir milletvekili düşüyor 550 ile. Şimdi 600’e çıkarsak 123 bine 1 milletvekili, hala yüksek. Ama biz ülkemiz şartları böyle, 50 milletvekili artırıyoruz, olay bu. Bunu böyle abartarak, ha bunu söyleyen CHP 1995’te sayıyı 450’den 600’e çıkarmışlar, teklif vermişler. O zaman Türkiye’nin nüfusu 59 milyon Erhan Bey. O teklifi vermişler 600’ü de, Meclis’te demişler ki ya 450’den 600’e, 150 birden artar mı? Sonra komisyona çekmişler, 600’ü 550’ye düşürmüşler, yani 100 arttırmışlar. O zaman Türkiye’nin seçmen sayısı 29 milyon. Şimdi 50 artıyor, seçmen sayısı 59 milyon. İnsaflı olalım. Bir iddiada bulunurken, bunun bir altlığı olacak. Geçmişi unutuyor CHP, 95’te yaptığını unutuyor, o zaman kendi yaptığına bugün karşı çıkıyor.

SUNUCU- 600 milletvekiline nüfus göz önünde bulundurularak ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyorsunuz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gayet tabii.

SUNUCU- Peki, 18 yaşında milletvekili olabilme imkanı tanıyan değişiklik…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bunda ne var? Avrupa ülkelerinin yüzde 78’i 18 yaş. Dünyadaki 180 ülkeden 110 tanesi 18 yaş. Bizim bununla ilgili de şöyle tablolarımız var, şuraya bakarsak göreceğiz. Yüzde 73 Avrupa Birliği 18 yaş, 51 ülke dünyada, yanlış söyledim demin, düzeltiyorum, 51 ülkede milletvekili seçilme yaşı 18. Gelişen demokrasilerde bu bir kaçınılmazlıktır. Şöyle söyleyelim, 18 yaşın Erhan Bey, soruyorum: Gel sen seç, ama aday olma, bu adil bir şey mi? Seçme ehliyetin varsa, seçilme ehliyetimin de olması lazım; bu temel bir haktır.

Bir şey daha var burada, bu sadece 18 yaş değil ki, 18 var, 19 var, 20 var, 21 var, 22 var, 23, 24, 25, tam 8 yaş grubu var, 9 milyondan fazla bu yaş grubunda vatandaşımız var. Bu 9 milyon insanı siz nasıl yok sayarsınız. Bunlar seçilmesin diyor. Burada da yine CHP’nin amansız bir çelişkisi var, nedir o söyleyeyim mi?

SUNUCU- Nedir efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- CHP 2011 seçim beyannamesini açın bakın, 14. sayfasında diyor ki, 2011; ben seçilme yaşını 21’e indireceğim. Şimdi karşı çıkıyor. Hadi onu bir kenara bırakalım, daha 2015 Şubat ayında CHP Milletvekili Mahmut Tanal Meclise kanun teklifi veriyor, bu kanun teklifi de CHP Grubu tarafından onaylanıyor. Ne diyor teklifte biliyor musun? Seçilme yaşını 18’e indirelim. Kardeşim, sizin birbirinizden haberiniz yok. 2 sene önce, 1,5 sene önce, 2 sene önce 18 olsun diyorsunuz, 6 sene önce 21 olsun diyorsunuz, şimdi de toptan karşı çıkıyorsunuz; bunu nasıl izah edeceksiniz, bu millete bunu nasıl izah edeceksiniz soruyorum. Yani bu 9 milyondan fazla 18-25 yaş arasındaki bu seçmenlere ne diyeceksiniz, nasıl anlatacaksınız? Sizin samimiyetinize, sizin dürüstlüğünüze bu insanlar nasıl inanacak, soruyorum.

SUNUCU- En az 18 yaş kadar konuşulan başka bir husus da; bakan sayısının belirleneceği bir hükmün olmadığı iddiası, belki bakan bile olmayabilir deniyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şimdikinden var mıymış, şimdiki Anayasada var mı? Şimdiki Anayasada bakan sayısı…

SUNUCU- Şu sayıda bakan olur ifadesi yok.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok, hiçbir şey yok. Ama Türkiye’de hükümetler, 65 hükümet kuruldu, bakanlar da var, bakan yardımcıları da var, Başbakan da var. Bu bir gelenektir, teamüldür, ülkenin ihtiyaçları belirler. Biz iktidara geldiğimizde 36 bakan vardı, biz indirdik 24’e. Benim düşüncemi sorarsan AK Parti Genel Başkanı olarak bakan sayısı daha da azaltılmalıdır.

SUNUCU- Kaç olmalı mesela efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani koca Amerika 14 bakanla idare ediliyor. Avrupa’da bakan sayıları 20’nin altında.

SUNUCU- Referandum sonucuna göre kabine daha da küçülüp 14 bana inebilir mi mesela?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben yeni sistemi konuşuyorum, yeni sistem seçimlerden sonra devreye girecek. Yani bu arada ne yaparız, nasıl bir değişiklik yaparız bakanlıklarla ilgili, bakanlarla ilgili, o ayrı konu, o geçici bir şey. Ama yeni sistem kabul edildikten sonra iş başına gelecek halkın yüzde 51 oylarıyla seçilen kimse onun kararını verecek. Söylenen şeyin inandırıcılığı olması lazım. Siz vatandaşa bakanlar bile olmaz, yazıyor bakanlar olacak diye anayasada yazıyor, başkan yardımcıları olacak diye anayasada yazıyor.

SUNUCU- Bakanların dışarıdan atanabilmesine imkan tanıyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Var, bu da çok doğru bir şey. Eğer Meclis’ten atanırsa da milletvekilliği düşüyor. Niye? Yürütmeyle yasamayı birbirinden ayırıyoruz. Bir yandan yürütme yasamaya da elini soksun, içeriyi idare etsin, hem Meclisi idare etsin, hem ülkeyi idare etsin; biz bunu istemiyoruz. Diyoruz ki; vatandaş seni ülkeyi idare etmek için seçti. Sen Meclisin işlerine karışma kardeşim. Meclise de diyor ki yeni değişiklik, sen de yasama yapacaksın, kanunları çıkaracaksın, benim adıma hükümeti denetleyeceksin, yanlış yaparsa gerekli adımları atacaksın. Bakın bu seçtiğimiz cumhurbaşkanı ve onun hükümeti hem siyasi olarak sorumlu, hem hukuki olarak sorumlu, hem de cezai olarak sorumlu, üç tane sorumluluğu var.

SUNUCU- Bir taraftan izleyicilerime bir kez daha hatırlatmak istiyorum; TRT radyolarından ve televizyonlarından bizi izleyen izleyicilerimiz TRT Televizyonu sosyal medya hesapları üzerinden sorularını yöneltebilir. Ağırlıklı gelen sorular da var, ancak hemen şunu söyleyeyim: Referandumla alakalı değil çoğu ekonomiyle ilgili sorular efendim. Biraz vatandaş kendi cebine nasıl yansıyacağıyla ilgili bu durumun, gelen sorular onu gösteriyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Az önce söyledim, güçlü iktidar olunca bir kere engeller kalkacak, zaman kayıpları ortadan kalkacak, öngörülebilirlik artacak, yani millet önünü görecek. Beş yıl artık tek başına ülkede iktidar var, ona göre yatırım yapacak. Yeni iş yerleri kurulacak, yeni yatırımcılar gelecek. Enflasyon artmayacak, faizler kontrol altında olacak. Daha çok iş, daha çok aş, Türkiye 2023 hedeflerine güle oynaya gidecek, bu kadar basit, yani ekonomi bu. Ekonomi nasıl gelişir? Üretirsen gelir, ihracatını artırırsan gelişir, yatırımları artırırsan gelişir, terörle uğraşırsan, bütün enerjini, bütün gücünü teröre hasredersen ekonomi gelişir mi? Gelişmez. Burada bakın yeni sistemde bir kere egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir lafı gerçek manasını buluyor ve tahakkuk ediyor, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi millet hükümeti oluyor. Yani milletvekilleri seçiyor, vekiller gitsin orada otel odalarında, gazete manşetlerinde hükümet kurulmaz. Hükümet, ben kuracağım diyor, Mecliste kuruyor gönderiyor. Dolayısıyla garantili hükümet meclis hükümeti. Başka ne oluyor? Artık hükümeti, güvenoyunu da sandıkta verdiği için vatandaş, güvenoyuna ihtiyaç yok, bugün seçiliyor yarın işbaşı yapıyor, zaman kaybı yok. Sürekli istikrar, güçlü iktidar. İç politikada, dış politikada, iç güvenlikte, dış güvenlikte kararların hızlı alınması; bunları getiriyor.

Başka ne oluyor? Milletle hükümet kucaklaşıyor. Çünkü öyle yüzde 30’larla, 35’lerle hükümet olma yok. Yüzde 50+1’i almayan, Türkiye’nin her tarafından destek almayan kimse iktidara gelemiyor. O bakımdan bu milletle hükümeti kucaklaştırmış oluyor.

Vesayet odakları artık milli egemenliğe müdahale edemeyecek, dil uzatamayacak, ikide bir muhtıralar, ikide bir sokak gösterileri, ikide bir darbe girişimleri; bunlar ortadan kalkacak. Tek patron olacak, tek patron millet, milletin dediği olacak.

Çifte başlılık ortadan kalkacak, kararlar hızlı verilecek.

Öngörme, ileriyi göreceksin, yatırımlarını ona göre yapacaksın. Yarın ne olacak, bu hükümet yıkılır mı, ne olur-ne biter endişen olmayacak, ona göre uzun vadede kararını vereceksin, hem içeriden, hem dışarıdan daha çok yatırımcı gelecek, bu kadar basit. Ekonomik belirsizlikler sona erecek, belirsizlik olursa ekonomi istikrar bulmaz, herkes beklemeye geçer. Beklemeye geçince ne olur? Üretim düşer, ticaret düşer. Ticaret düşünce bu sefer enflasyon artar. Durgunluk başlar, büyüme azalır, bundan ülke kaybeder.

Kamu hizmetleri hızlanacak. Şimdi böyle bürokrasi maalesef çok zaman kaybettiriyor, bunlar ortadan kalkacak. Çünkü doğrudan cumhurbaşkanı kuracağı hükümetle birlikte kadrolarını oluşturacak, tıkır tıkır çalışmaya başlayacak.

İç ve dış tehditlere karşı güçlü bir hükümet olacak. Parçalı-zayıf bir hükümet olsa o öyle diyecek, bu böyle diyecek, öyle mi yapalım, böyle mi yapalım deyinceye kadar iş işten geçecek, memleket bedel ödeyecek.

Meclis daha da güçlenecek. Hükümete karşı daha diri olacak, denetim yapacak, kanun yapma hakkı var. Efendim, işte cumhurbaşkanı kararname çıkararak bir gecede her şeyi kapatır; ya bunlar akla ziyan şeyler Erhan Bey, gözünü seveyim. Açık açık Anayasada yazıyor. Kişisel haklara yönelik cumhurbaşkanı kararnamesi çıkaramıyor, anlatabildim mi? Temel haklara yönelik kararname çıkarılamıyor. Bir başka şey, çıkardın kararname, çıkardığın kararname kanuna aykırıysa geçersiz oluyor, kanun geçerli oluyor. Ona rağmen diyelim ki çıkardın, Meclis bu kararnameyi Anayasa Mahkemesine götürüyor, orada yanlışsa iptal ettiriyor. Her türlü denetim var. Cumhurbaşkanı neyle ilgili kararname çıkaracak? Bakanlar atayacak, üst düzey bürokratlar atayacak, valileri atayacak, büyükelçileri atayacak, bir tane genel müdürlük kurulacak, kuracak. Ama muhtarlık bile kuramıyor, ilçe kuramıyor, il kuramıyor; bunların hepsi yasalarla, hatta anayasal güvenceye alınmış vaziyette. Ama ne yapıyor? Allah selamet versin, Kemal Bey kahvecilerle biraraya geliyor, bak diyor, buradan evet çıkarsa 17 Nisan günü geçmiş olsun, sizin dükkanlar kapanıyor kahvehane. Minibüsçülerin durağına gidiyor, oturuyor, onlara da diyor ki; bak evet çıkarsa ne olacak biliyor musunuz? Sizin minibüs hatlarınız iptal olacak. Taksicilerle oturuyor, taksi plakaları kaldırılacak, iptal olacak, sizin duraklarınız, hatlarınız yok olacak. Muhtarlarla bir oluyor, muhtarlara aynı şeyi söylüyor. İşadamlarıyla biraraya geliyor, aynı hikaye; işyerlerinize el konacak, fabrikalarınıza, bir gecede fakirleyeceksiniz; böyle bir şey olur mu? Sen Ana Muhalefet Partisi Başkanısın kardeşim, iktidar alternatifisin, söylediğin her sözün bir bağlayıcılığı var. Onu gün gelir vatandaş sana hatırlatır. AK Parti bugün 2002’den 2017’ye 15 yıldır iktidar. Böyle bir şey gördünüz mü, böyle bir şey var mı? Kimin lehine ne demişiz? Ayıptır, günahtır, böyle şey. 

SUNUCU- Peki efendim, şayet evet çıkarsa 2019 beklenmeden partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçilebilir mi?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Şöyle: Burada iki tane konu var, onlar hemen yürürlüğe giriyor. Bir tanesi, mevcut Anayasaya göre biliyorsunuz cumhurbaşkanı seçilince partisiyle ilişiği kesilir diyor, o hükmü kaldırıyoruz yeni değişiklikle. Dolayısıyla partisiyle ilişiği devam edecek. Ne yapacak? Diyelim ki evet çıktı, Sayın Cumhurbaşkanı başımız gözümüz üstünde yeri var, bu partinin kurucusu, doğal lideri, bu partiyi buralara getirmiş bir lider, dolayısıyla biz hemen onu partimize davet ederiz. Yetkili kurullarımızla görüşürüz, ondan sonrasını şey yaparız.

Bir de; HSK bir ay içerisinde yeniden yapılanacak, seçimler yapılacak, o yürürlüğe girecek.

Diğer hükümler, mevcut yasalar başbakanlığa, bakanlar kuruluna göre hazırlandığı için bütün bu yasalar gözden geçirilecek, Meclis İçtüzüğü gözden geçirilecek, bunların hazırlıkları filan yapılacak, 2019 seçimleri Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimleri beraber yapılacak. Bu seçimlerde yeni sisteme göre seçim yapılacak; olay bu.

SUNUCU- Peki, siz gerçi size ulaşan verileri, anket sonuçlarını paylaşmıyorsunuz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet.

SUNUCU- Böyle bir başından bu yana prensip kararınız var, devam ediyor mu efendim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, devam ediyor.

SUNUCU- Beklentinizi sorabilir miyim?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Gerçek anket 16 Nisan’da.

SUNUCU- Beklentiniz nedir efendim oran olarak?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Biz her gün en az 2 il kapalı spor salonu toplantıları vatandaşlarımızla biraraya geliyoruz bu işi anlatıyoruz. Anlatırken korkutarak değil, tehdit ederek değil. Bir tane Cumhuriyet Halk Partisi’nin densiz bir milletvekili çıkmış kürsüde diyor ki; nasıl 1919’da Samsun’a çıktık, Amasya’ya gittik, Erzurum’a, Sivas’a gittik, oradan Ankara’ya geldik, Polatlı’da, Sakarya’da, Dumlupınar’da, İzmir’de düşmanı denize doldurduysak, evet verenler de düşünsün yine aynısını yapacağız.

SUNUCU- Evet çıksa da.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yani evet çıkarsa millete aklı sıra bu gerzek, kuş beyniyle koca bir milleti denize dökecekmiş. Sen kimsin be? Bu millet Kurtuluş Savaşında düşmana dersini verdi, 15 Temmuz’da düşmana, içerideki hainlere dersini verdi, sen ne oluyorsun da öyle milleti tehdit ediyorsun? Milletvekili olmakla bu hakkı nereden buluyorsun? Bunlar asla kabul edilebilir bir şey değil.

SUNUCU- Bu tür yayınların vazgeçilmeyen iki sorusu oluyor artık izleyicilerden gelenlere baktığımda. Birincisi; taşeron konusu, taşeron çalışanların kadroya geçirilmesi.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 800 bine yakın kamuda çeşitli kurumlarda taşeron, yani hizmet alımı şeklinde çalışan var. Bunların çalışma şartları kadrolu memurlarınkinden daha kötü, ücretleri daha düşük, benzer işi yapıyorlar. Zor bir konudur, sıkıntılı bir konudur, ama bu konunun önemini biliyoruz, çalışmalarımız devam ediyor. Burada iyileştirmeler makul, adil bir sonuç inşallah olacak; ben o kadarını söylüyorum.

SUNUCU- Aslında bunu tekrar…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Mesele bildiğimiz bir mesele, üzerinde çalışıyoruz.

SUNUCU- Çalışılıyor.

Aslında cevabını bildiğimiz bir soru, ama en fazla yöneltilen soru olarak yine karşımıza çıktı, bedelli askerlik.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Yok böyle bir şey, böyle bir şey programımızda yok, gündemimizde yok.

SUNUCU- Net bir şekilde.

Bu arada sizin bunlara ekleyeceğiniz yoksa ben son bir soruyla kapatmak istiyorum, akşam Iraklı bir heyeti kabul ettiniz. Bir tarafta da özellikle Kuzey Irak’ta hareketli sıcak gelişmeler yaşanıyor. Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği ile KDP 2017’de referandum noktasında anlaşmış görünüyorlar, oradaki bağımsızlık oylamasıyla alakalı olarak Türkiye’nin bu duruma bakışı…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bu yanlış olur, yani bir oldu-bitti yapmak, Kerkük’ün statüsünü değiştirmek, Kerkük’ü Irak Kürt Bölgesel Yönetimine bağlamak; bunlar yanlış şeyler, bunlar Türkiye’nin kabul edeceği şeyler değil. Hele hele orada tek taraflı oldu-bitti yapıp bir bayrak çekme hadisesini de biz asla doğru bulmuyoruz, onaylamıyoruz. Bunun yanlışlığını da kendilerine en açık bir şekilde ifade ettik. Konuyu Irak Başbakanı Haydar el-Abadi ile de görüştüm, o da bizimle…

SUNUCU- Yeni bir görüşme oldu mu efendim bu konuda?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Tabii tabii, yakın zamanda. O da aynı fikirde, bunun kabul edilemez olduğunu, bu Kerkük’ün statüsünün oldu-bitti’lerle değiştirilmemesi gerektiğini söyledi. Hatta bu yönde Irak Meclisi de bir karar aldı bu bayrak çekme işinin tanınmadığını ve iptal edilmesi gerektiğini, Anayasaya uygun olmadığı ifade edildi; bizim de düşüncemiz bu yöndedir. Orada sadece Kürtler yok, Araplar var, Türkmenler var, değişik etnik kökenli insanlar var, dolayısıyla o yapıların fikri, zikri alınmadan, burada anayasa uygun hareket etmeden bir oldu-bitti, bir fiil durum bizim tarafımızdan kabul edilemez.

SUNUCU- Peki efendim, çok teşekkür ediyorum sorularıma açıklıkla net cevap verdiğiniz için.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben teşekkür ediyorum.

Vasıtanızla milletimizle biraraya geldik, bu işleri konuştuk, dilimizin döndüğünce yapılan değişikler ne getiriyor, ne getirmiyor, yani yanlış bilinen doğruları anlattık. Takdir milletimizin, yüce milletimizin vereceği karar her şeyin üzerindedir.

Bizim hassasiyetimiz şu: Terör örgütleri, PKK, DEAŞ, FETÖ, bazı dost bildiğimiz Avrupa ülkeleri, bütün gayretleriyle hayır çıkması için uğraşıyorlar. HDP de bu işin içinde, HDP’yi saymıyorum, zaten onlar terör örgütünün oyuncağı haline geldiler. Ama CHP yönetiminin bu kadar hayır kampanyasına sarılmış olmasını, değişime, Türkiye’nin daha da güçlenmesine, aydınlık geleceğine bu kadar direnç göstermesini anlamak mümkün değil. Benim vatandaşlarıma çağrım bu.

Milliyetçi Hareket Partisi ile biz bu değişikliği getirdik, Meclisten geçirdik. Meclisten geçirmeden önce CHP Genel Başkanıyla da görüştüm, onlardan da destek istedim, her safhada bu deste talebimi yeniledim. Hatta dedim siz de istediğiniz değişikliği getirin, biz de getirelim, Mecliste birlikte oylayalım, isterse bütün milletvekilleri olur desin yine millete götürelim, ikisinden birini millet seçsin; daha ne yapacaktık? Gereken her şeyi yaptık.

Ben diyorum ki milletime, bu bir seçim değil, bu Türkiye’nin geleceğinin belirlenme günüdür. CHP’li olabilirsiniz, MHP’li olabilirsiniz, AK Partili olabilirsiniz, Saadet Partili olabilirsiniz, Büyük Birlik Partili olabilirsiniz, hatta HDP’ye oy vermiş olabilirsiniz, ama biliniz ki burada adaylar yarışmıyor, adaylar seçilmeyecek, partilere oy vermeyeceksiniz, Türkiye’ye oy vereceksiniz, Türkiye’nin geleceğine, Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarına karşı daha güçlü olması için bütün vatandaşlarımızın hangi partiye gönül verirse versin bu oylamada evet vermesini ben talep ediyorum. Çünkü Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar, bölgemizdeki yaşananlar, dış dünyanın Türkiye’ye bakışını dikkate aldığımızda güçlü olması lazım, güçlü olmanın yolu da güçlü kalmaktan geçiyor. Güçlü iktidarların işbaşına sürekli, dönemsel değil, işte bir dönemde kazanıyoruz kazanıyoruz kazanıyoruz, bir başka dönemde bütün kazandıklarımızı hop yok edip gidiyoruz; bunları artık yaşamayalım. Geleceğimiz gençlerimize, torunlarımıza sorunları bırakmayalım, sorunları biz çözelim.

Yolları biz yaptık, otoyollarını biz yaptık, hızlı trenleri biz yaptık, büyük büyük projeleri biz yaptık, ama demokrasi otoyolunu, anayasa otoyolunu halkımız yapabilir, biz yapamıyoruz. Onun için sıra millette, millet inşallah Türkiye’nin geleceğinin yolunu açacak, 16 Nisan’da bu kararı verecek, biz buna yürekten inanıyoruz.

SUNUCU- Peki, bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bu akşam bu yayın yalnızca televizyonda değil, aynı zamanda TRT radyolarında da yayınlandı. TRT Haber radyosu son dönemde özellikle halkoylaması sürecinde halkı en yakından bilgilendiren radyolardan birisi, belki de başı çekiyor TRT’nin diğer yayınlarıyla birlikte.

Bu yayınlar devam ederken, size müzikle aranızın nasıl olduğunu da sormak istiyorum, türkü sever misiniz mesela?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Türküyü severim.

SUNUCU- En sevdiğiniz türkü hangisi?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bizim görev türkümüz var, uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece. Uzun yıllar tek yolları bölünmüş yol haline getirirken bu türküyü çok söyledik biz.

Peki öyleyse, şimdi TRT radyolarında sonlanan bu yayının arkasından daha önce hiç…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Aşık Veysel’i bir yad etmiş olalım.

SUNUCU- Yad etmiş olalım.

Hiç istek parça istemiş miydiniz bir radyodan?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Çok yakın zamanda değil, çok eksiden olabilir.

SUNUCU- Bunu TRT radyoları için istek parçası kabul ediyoruz ve arkadaşlarımız da biraz sonra radyoda dinletecekler.

Biz de ekran başındaki izleyicilerimize çok teşekkür ediyoruz bu saate kadar bizlerle birlikte olduğunuz için.

Yarın akşam saat 19:00’da duymak istediğiniz, görmek istediğiniz doğru haberlerle yeniden karşınızda olacağız, o zamana dek hoşça kalın.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.