Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in TRT World Forum’da yaptigi konusmasinin tam metni

 

Çok değerli konuklar, değerli katılımcılar; bildiğiniz gibi TRT World Kasım 2016’da yayın hayatına başladı. İnsanı odak noktası olarak gören, doğru, tarafsız, ilkeli habercilik anlayışıyla kısa sürede kendi alanında önemli bir yer tuttu.

Dünya medyasının bölgemizde yaşanan insani dramlara zaman zaman ne kadar ilgisiz kaldığı hepimizce malumdur. Bir başka sıkıntı da, bölge gerçeklerine hassasiyet gösterilmeden yapılan objektiflikten uzak haberlerdir.

Burada, birincisi düzenlenen bu forumda dünyanın çeşitli yerlerinden bilinen simalar var. Örneğin, Nahda Hareketi Lideri Sayın Gannuşi bu toplantıda bizlerle beraber; hoş geldiniz Sayın Gannuşi.

Aynı zamanda efsanevi kahraman Malcolm X’in kızı hanımefendi yine bu forumun açılışı vesilesiyle bizlerle beraber; hoş geldiniz.

Adalet ve özgürlük savunucusu Malcolm X’in bir sözü burada aklımıza geliyor; “Eğer dikkatli olmazsanız gazeteler sizin mazlumlardan nefret etmenizi, zalimleri ise sevmenizi sağlar.” Aslında bugün dünyada haberlerin, iletişimin ne kadar manipüle edildiğini gösteren yıllar önce söylenmiş bir söz.

Bu bakımdan TRT World doğru habercilik yaparak kişileri gerçeklerden haberdar etmek, sesini duyuramayanların sesi olmak üzere kuruldu. Bir anlamda mevcut medya anlayışına itiraz olarak TRT World doğmuş oldu.

Habercilikte büyük haksızlıklara maruz kalmış bir ülkenin ve bir siyasi hareketin mensubu olarak ifade etmek isterim ki; habercilikte gerçeği ve sadece gerçeği vermek yeterlidir. Türkiye’nin misyonu; hakikate hizmet, mazlumların sesi, aklı ve vicdanı olmaktır. TRT World’ün bunu küresel anlamda en iyi şekilde yaptığına şahit oluyoruz. Tarihiyle, medeniyet mirasıyla, geniş coğrafyaya yayılan kardeşlik bağlarıyla kıtaları birbiriyle birleştiren Türkiye, dünyanın vicdanı olarak hareket ediyor, hareket etmeye de devam edecek.

Myanmar’da zulüm gören Müslümanlardan Yemen’de yaşanan ciddi boyuttaki sıkıntılara, Avrupa’daki ezilen mültecilerden Akdeniz’de sulara gömülen göçmenlere kadar yaşanan nice nice acılara, gözyaşlarına, uğranılan zulümlere, haksızlıklara TRT World ekranıyla şahit oluyoruz.

Değerli katılımcılar; 17 Aralık 2010 tarihini hatırlayalım. Tunus’ta bir gencin çaresizlikten dolayı kendisini yakmasıyla beraber bütün halkın giriştiği eylemler ve sonunda da Arap dünyasında çalkantılı bir dönem başladı. Tunus, daha sonra Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Ürdün, Yemen gibi ülkeler bu gelişmelerden nasibini aldı. Kimi ülkelerde yönetimler, kimi ülkelerde de liderler değişmek zorunda kaldı. Bu dalgalanma karşısında coğrafyamızın sesi olacak, ama aynı zamanda da tüm dünyayla aynı dili konuşabilen bir medya ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaca derin bir basın yayın birikimi olan TRT sahip çıktı ve TRT World’le buna karşılık verdi. TRT World kendi coğrafyamızı, insanımızı, siyasetimizi ve en önemlisi değerlerimizi bütün dünyaya küresel bir dille aktarmayı başarmaktadır. Aynı şekilde küresel ölçekte meydana gelen gelişmeleri de kendi insanımıza en doğru, en tarafsız, evrensel iletişim ilkelerine uygun şekilde vermektedir. Bu yönüyle TRT World, Türkiye’nin uluslararası medya tanınırlığının önemli bir aracı haline gelmiştir.

Somali’deki terör saldırıları ve coğrafyamızda yaşanan iç karışıklıklar, bütün bunların birinci ağızdan doğru olarak dünyaya aktarılması görevini TRT World kısa sürede başarılı bir şekilde verebilmektedir, bunu sağlayabilmektedir.

Az önce Genel Müdürümüzün de ifade ettiği gibi, bu açılışa esasen Somali Başbakanı Sayın Hasan Ali Hayri ile birlikte katılacak ve bu açılışı başlatacaktık. Ama yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği Mogadişu saldırısından sonra doğal olarak Sayın Başbakan seyahatini ertelemek zorunda kaldı. Bu vesileyle bu vahşi terör saldırısında hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Bu alçak terör hadisesini şiddetle lanetliyorum.

Ne yazık ki küresel bakış ve istikrar günden güne geri gidiyor. Dünyaya terörün ve savaşların giderek yaygınlaştığını görmekteyiz. Radikalleşmenin yanı sıra, yabancı düşmanlığı gibi akımların da özellikle gelişmiş ülkelerde artmaya başladığına şahit oluyoruz. Üstelik bu radikalleşme dalgasının demokrasilerinin gelişmiş olduğunu düşündüğümüz Avrupa’da başlamış olması ayrı bir endişe kaynağıdır.

Bakın Türkiye olarak biz Birleşmiş Milletler çatısı altında birçok aktif çalışmaya katılıyoruz. 23-24 Mayıs 2016’da ev sahipliği yaptığımız ilk Dünya İnsani Zirvesi önemli bir değişimdir. 180 ülke, 9 bin katılımcının iştirak ettiği zirve, Birleşmiş Milletler’in Genel Kurulundan sonraki en büyük küresel toplantı unvanını kazanmıştır. Keza İspanya’yla birlikte başlatıp Birleşmiş Milletler çatısı altına taşıdığımız Medeniyetler İttifakı Girişimi de küresel barış için önemli adımlardan biri olmuştur.

Çağımızda ne yazık ki yükselmekte olan ve yaygınlaşmakta olan ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı ve diğer ayrımcılıklar insanları ötekileştirmekte ve toplumları daha bölünmüş ve kırılgan hale getirmektedir. Bu tür eğilimlere karşı hep birlikte karşı konulması, saygı ve hoşgörüyü temel alan değerler üzerinde yükselen kapsayıcı bir dilin mutlaka geliştirilmeye ihtiyacı var. Şiddete varan aşırıcılık ve radikal ideolojileri besleyen eğilimlere asla fırsat vermemeliyiz. Avrupa’da göçmen ve yabancı düşmanlığı akımının son yıllarda siyasi alanı da adeta etki altına aldığını görüyoruz. Bu bizim esasen bir süreden beri gündeme getirdiğimiz endişeleri de teyit ediyor. Bu gelişmeleri dikkate alarak Türkiye kapsayıcı ve kucaklayıcı politika anlayışını sürdürmeye devam ediyor. Ne kadar Suriye’nin derdiyle dertleniyorsak Arakan’ın derdini de ihmal etmiyoruz. Filistin’in yardımına ne derece koşuyorsak, Somali’nin yardımına da koşuyoruz. Bakın şu son terör hadisesinin ardından Somalili kardeşlerimizi Türkiye’ye getirerek tedavilerine başladık. Dolayısıyla, faaliyetlerimiz Türkiye olarak kendi topraklarımızla sınırlı değil. Dünyanın neresinde insanların başına bir bela gelse, bir felaket gelse, yardıma ihtiyacı olan kim varsa zaman kaybetmeden orada Türkiye hayır kurumlarıyla, Kızılay’ıyla, AFAD’ıyla, TİKA’sıyla bütün sivil toplum örgütleriyle hemen hazır ve nazır olarak yetişiyor. Bir anlamda Türkiye yaptıklarıyla dünyanın vicdanı olmaya devam ediyor. Nerede kanayan bir yara varsa medeniyetimizin, değerlerimizin bize yüklediği tarihsel sorumluluğu yerine getiriyoruz.

Değerli misafirler, tarihi sorumluluğumuzla yaklaştığımız bir coğrafya parçası da Ortadoğu’dur, Suriye’dir. 7 yıldır yaşanan iç savaşa rağmen ne yazık ki Suriye’de hala siyasi bir çözüm zemini ve çatışmasızlık sağlanabilmiş değildir. Bunun yanında büyük bir insani kriz de devam etmektedir. Türkiye olarak hangi dinden, hangi kökenden olursa olsun Suriyeli komşularımıza kapımızı sonuna kadar açtık hep destek olduk. Sorunun çözümü için her türlü insani ve siyasi gayreti gösterdik göstermeye devam ediyoruz. Şu anda ülkemizde 3 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacı var bunlara ev sahipliği yapıyoruz. Kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve barışın tesisi için Rusya, İran ve Türkiye olarak Astana sürecini başlatmış bulunuyoruz. Bu girişimlerimizi Birleşmiş Milletler şemsiyesinde Cenevre sürecine de taşımış bulunmaktayız. Astana’da varılan mutabakat çerçevesinde en son olarak Suriye İdlib bölgesinin güvenliğinin sağlanması ve oradaki çatışmaların sonlandırılması için biz Rusya ve İran’dan oluşan bir güvenlik çemberi oluşturma çalışmalarına başladık. Toprak bütünlüğü esasına dayanan, halkın demokratik taleplerine saygı gösteren, istikrarlı, müreffeh bir Suriye’nin inşası yolunda atılacak her adımın destekçisi olmaya devam edeceğiz.

Değerli katılımcılar, yine Irak konusunda da tutumumuz açık ve nettir. Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünün, siyasi birliğinin muhafazasına büyük önem vermektedir. Uluslararası toplumun ikazlarına rağmen Kuzey Irak’ta Irak Anayasasını açıkça ihlal eden ve meşru olmayan bir referandum gerçekleşmiştir. Irak Hükümetinin kendi ülkesinin sınırları içerisinde anayasal egemenliğini tesis etmek üzere attığı adımlar yerindedir ve destekliyoruz. Türkiye olarak bu konuda bizim de yapabileceğimiz adımlar, atabileceğimiz adımlar mevcuttur bunları da birer birer hayata geçiyoruz. Hava sahamızı kapattık, sınır kapılarının merkezi yönetime devredilmesi sürecini başlattık dolayısıyla, Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde bütün etnik grupların bir arada yaşayacağı bir Irak geleceği konusunda kararlılığımızı sürdürüyoruz. Merkezi Hükümet tarafından geri alınan bölgelerde örneğin, işte DEAŞ’tan alınan Musul ve Peşmerge’den alınan Kerkük’te Kuzey Irak Bölgesel yönetiminin baskıyla, şiddetle, oldubittiyle değiştirdiği demografik yapıyı bölgenin tarihi derinliğine uygun olarak eski haline döndürülmesi konusunda da Merkezi Irak Yönetiminin gerekli hassasiyeti göstermesini bekliyoruz. Hatırlanacağı üzere Mısır’da, Kerkük’te esas itibariyle birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan o bölgedeki değişikliklerde özel statüye sahip bölgelerdir. Bu bölgelerdeki demografik yapısı birçok etnik unsurdan oluşmaktadır. Ama esas itibariyle üç etnik unsur vardır Türkmen, Arap ve Kürt nüfus. Dolayısıyla, bölgede eğer huzur olacaksa, barış olacaksa, istikrar olacaksa bu etnik yapının korunması ve burada adil bir yönetişimin hayata geçirilmesi hayati öneme sahip, bölgenin istikrarı ve geleceği için bunu önemsiyoruz ve üzerinde duruyoruz. Nerede ve hangi isimle karşımıza çıkarsa çıksın terörü insanlık düşmanı olarak görüyoruz. Terör insanlığın baş belasıdır, terör her yerde ama demeden, fakat demeden, ayrım gayrım yapmadan lanetlenmelidir, küresel iş birliğiyle terörün üzerine şiddetle gidilmelidir. Ülkemiz DEAŞ’la Mücadele Küresel Koalisyonuna aktif katkı vermeye devam ediyor. Fırat Kalkanıyla 2 bin kilometrekarelik bir alanı DEAŞ’tan tamamen temizledik ve buraya Suriyeli kardeşlerimizin dönüp yerleşmesini sağladık. Bölgede bu Fırat Kalkanı Harekâtıyla 3600’ün üzerinde DEAŞ terör mensubunu etkisiz hale getirdik.

Bugün hiçbir ülke DEAŞ’la mücadelede Türkiye’nin gösterdiği başarıyı tek başına gösterememektedir. Bununla da kalmadık, 4500 DEAŞ terör örgüt elemanını tutukladık cezaevine koyduk ve 50 binden fazla yabancı savaşçının ülkemiz üzerinden bölgeye geçmesine engel olduk. Terörün ve özellikle bu yabancı savaşçıların gelişmiş ülkelerden gelerek bölgeye geçmelerinin üzerinde önemli durmak gerekir. Bu ülkelerde ne eksik? Refah yüksek, gelişmişlik tamam, her şey tamam, ama oradan insanlar kalkıyor, o rahatı bırakıyor Suriye’ye geliyor, Irak’a geliyor orada savaş yapıyor. Terör faaliyeti yapıyor, kendine göre cihat yapıyor ve burada farklı dinden insanlar da var. Sadece bunlar Müslüman değil, Hıristiyan’ı da var, Yahudi’si de var, dinsizi de var işte insanlığın düşünmesi gereken nokta bu. Nerede yanlış yaptık? Küresel adaleti sağlayamadık. Ağabeylik yapan, liderlik yapan ülkeler üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getiremedi. Dolayısıyla, hem refah dağılımında, hem küresel adalette, hem de kalkınmışlık seviyesinde açık uçurum kapanacağına gittikçe büyüdü. Bu da terörün yayılması, terörün adeta patlaması için uygun bir küresel ortam oluştu. Bugün Birleşmiş Milletler yıllardan beri devam eden Afganistan, Filistin, Kıbrıs daha birçok bölgedeki sorunlara çözüm üretebiliyor mu? Üretemiyor. Neden? Çünkü taraf tutuyorlar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 biraderi var. Bu 5 biraderin bir tanesi birilerinden taraf oluyor tek başına bütün çözümü tıkıyor, öbürü de ona karşı başka bir bölgedeki sorunda taraf oluyor o da tıkıyor dolayısıyla, sorunlar çözülmüyor sorunların torunlara havalesi devam ediyor böyle bir yere varamayız. Sorunları torunlara havale ederek barışın tesis edildiği, güvenli, küresel kardeşliğin sağlandığı bir dünya kuramayız. Onun için Cumhurbaşkanımız ısrarla diyor ki, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi değişmelidir, reforma tabi tutulmalıdır. Bu veto sistemi, daimi üyelik bu konuların gözden geçirilmesi lazım. Artık şartlar 1948’deki şartlar değildir, 200’e yakın ülke vardır ve küresel gelişmeler, iletişim, adeta dünyamızı bir köy haline getirmiştir. Dünyanın hangi köşesinde olursa olsun herkes ister az gelişmiş, ister çok gelişmiş her an her olayı öğrenme imkânına sahiptir. Siz biliyor musunuz? DEAŞ dediğiniz örgüt iletişim kanallarını, sosyal mecraları en fazla kullanan örgüttür. Ve bu mecralar marifetiyle gençleri zehirlemektedir onları motive etmektedir ve onları ölüme gözünü kırpmadan göndermektedir. Bugün DEAŞ örgütü sosyal medya üzerinden şu mesajları yayabilmektedir: En önce cennete kim gitmek istiyor adını yazdırsın. Bunlar düşündürücüdür bütün bunları gençlerin o ruh halini, gençlik halini, geleceğe ruhsuz duruşlarını kullanmak suretiyle maalesef küresel terörün birer aracı haline getiriliyor ve bu konuda da uluslararası camia üzerine düşen sorumluluğu almak yerine daha modern silahlar üzerinde çalışarak acaba bunları yok etmek için hangi yeni teknikleri geliştirmeliyiz ve bunları deneyecek yeni sahaları nasıl oluşturmalıyız buna yönelik çaba gösteriyor, buna yönelik adımlar atılıyor. Bu anlayışla terör belası insanlığın gündeminden çıkarılamaz. Yapılması gereken çok açık ve nettir. Biraraya gelinecek ve bunun kaynağına inilecek. Terörü doğuran nedenler ne, sebepler ne? Terör bir sonuçtur, onun için ülkemiz Suriye ve Irak’ta istikrarsızlıktan beslenen DEAŞ, PKK, YPG, PYD gibi terör örgütleriyle amansız mücadelesini sürdürmeye devam etmektedir. Bunun yanında ülkemizin meşru demokratik rejimini kanlı bir darbeyle değiştirmeye teşebbüs eden terör örgütüyle de kararlılıkla mücadelemizi sürdürüyoruz.

Bu anlamda terörle mücadele konusunda dost ve müttefik ülkelerden temel beklentimiz; samimiyet ve daha fazla işbirliğidir.

Değerli katılımcılar; bugün Avrupa Ortadoğu’daki gelişmeleri ülkelerine yönelik olası bir göç endişesiyle takip ediyor. Yani bize göç hareketi olmasın, bizim rahatımız bozulmasın da oralarda ne olursa olsun. Bu anlayışla bir yere varamayız. Biz Avrupa’ya yönelen mülteci akımının önüne geçmek için her türlü tedbiri alıyoruz, almaya da devam ediyoruz. Ancak bütün bu yaptığımız fedakârlıklar uluslararası camia tarafından ne yazık ki gerekli hassasiyeti görmüyor, gerekli takdiri görmüyor. Ülkemizde yaşayan sığınmacıların ihtiyacını karşılamak için yaptığımız harcama bugüne kadar 30 milyar doların üzerine çıktı. Avrupa Birliği’nden gelen miktar sadece 820 milyon avro ve Birleşmiş Millet marifetiyle sağlanan yardımın tutarı ise 520 milyon dolardır. Bu fedakârlığı yapmakla kalmıyoruz, aynı zamanda yardıma ihtiyacı olanları da ihmal etmiyoruz. OECD verilerine göre ülkemiz 2016’da yaptığı insani yardım tutarı ile dünyada ikinci sırada yer alıyor. Milli gelirde Türkiye ikinci sırada değil, ama küresel insani yardımda ikinci sırada. Ve kendi milli gelirimize göre sıraladığımızda da birinci konumdayız. TİKA, AFAD, Kızılay ve birçok sivil toplum kuruluşları marifetiyle dünyanın neresinde mağdur varsa, neresinde mazlum varsa onların imdadına koşuyoruz, yardımda bulunuyoruz.

Somali’nin yeniden yapılandırılması için 1 milyar dolar kaynak kullandık. Somali konferansları düzenleniyor, büyük-büyük laflar, herkes konuşuyor, hadi buyurun iş başına deyince kimse yok. Gidin Somali’ye, Mogadişu’ya, orada Türkiye’nin izleri var, başka ülkenin yok. Havaalanıyla, deniz limanıyla, hastaneleriyle, yollarıyla ve her türlü eğitim tesisleriyle oradayız. Biz sömürü için gitmiyoruz, biz insanlık için gidiyoruz. Vaktiyle sömürmek için oralara gidenler oraya refah falan getirmediler. Terk ederken arkada kaos, umutsuzluk ve terörü bırakarak gittiler. Bizim gidişimiz ise hesap kitap için değil insanlık için. Somali, uluslararası toplum tarafından yalnız bırakıldığında oraya gidip Somali’nin bu trajedisini dünyaya duyuran lider Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Myanmar’da yaşanan insanlık dramına da yine sessiz kalmayan tek ülke Türkiye’dir. Sessiz kalmadığımız gibi, bu meseleyi uluslararası kamuoyuna taşıdık, Birleşmiş Milletler platformuna taşıdık. İslam İşbirliği Teşkilatının gündemine getirdik ve burada meselenin ele alınmasını sağladık. Kızılay, AFAD, Diyanet Vakfı ekiplerini bölgeye göndererek orada da yardım elimizi uzattık. Şu anda orada kamplar kuruluyor, gıda dağıtımı yapılıyor ve onların çaresizliklerine çare olmaya devam ediyoruz. Türk Kızılay’ının Bangladeş’teki Rohingya sığınmacılarına yönelik 100 bin kişilik kamp inşası, 2 sahra hastanesi, 10 sağlık ocağı ve su kuyusu gibi çalışmalar devam ediyor. Rohingya Müslümanlarının durumunun uluslararası toplum gündeminde tutulması için ve uzun vadeli çözümler bulunması için gayretlerimiz sürüyor.

Değerli konuklar; forumumuzun konusu “Belirsizlik çağında değişime ilham olmak.” Biraz zor bir başlık, yani ne demek istediğini anlamak için biraz düşünmek gerekiyor. İngilizceden de aynen tercüme olunca böyle oluyor. Değişim, şartlar ne kadar belirsiz olursa olsun değişime öncü olmak, değişime ilham olmak. Değişime ilham olmak nasıl olacak? İşte Türkiye’nin yaptığı. Somut şeyler söylüyoruz. Terörün bir sonuç olduğunu söylüyoruz, terörün sebepleri, terörü doğuran şartların ele alınmadan çözüm üretilemeyeceğini söylüyoruz. Birleşmiş Milletler’in küresel barışa, kardeşliğe yeterine vaziyet edemeyeceğini söylüyoruz ve dolayısıyla değişimin şart olduğunu yüksek sesle söylüyoruz. Ayrıca değişen iletişim imkânları, değişen dünya şartlarında 55 milyona ulaşmış mülteci nüfusunu görmezden gelemeyiz. Kapılarımızı, sınırlarımızı yüksek duvarlarla örerek bu sorundan kurtulamayız. Bu sorunu kapsamlı bir şekilde ele almak ve küresel bir çözüm üretmek zorundayız. Bunun yolu da, karışıklıkları, iç savaşları ve haksızlıkları ortadan kaldıracak adımların atılması ve bölgesel kalkınmışlık farklarını yok etmeye yönelik küresel bir seferberliğin başlatılmasıdır. Dolayısıyla Türkiye bu ilhamı, bu değişim ilhamını son 15 yılda bütün dünyaya hem anlatıyor, hem de ortaya koyduğu uygulamalarla bir anlamda öncü oluyor. Dış politikamızı dostlarımızı artırma, düşmanlarımızı azaltma esasına göre sürdürüyoruz.

Türkiye geliştikçe çevresi de gelişecek ve kalkınacak anlayışıyla bir politika uyguluyoruz. Farklı ekonomik ve stratejik havzalar arasında Türkiye bir buluşma noktasıdır. Batıyla doğu arasında, kuzeyle güney arasında gerçek anlamda uzlaştıran, buluşturan bir rol oynuyor. 236 dış misyonumuzla dünyanın en zengin, en geniş temsil ağına sahibiz. Ayrıca, Afrika, Asya, Pasifik, Latin Amerika, Karayipler’e yönelik açılım ve ortaklık politikamız da dış politika gündemimizde önemli yer alıyor. Bu sayede son 15 yılda ilişkilerimiz Afrika’yla 6 kat gelişti, Latin Amerika ülkeleriyle 7 kat gelişti, ticari ilişkilerden bahsediyorum. ASEAN ülkeleriyle yine ticari ilişkilerimiz 6 kat, Doğu Asya ülkeleriyle 9 kattan fazla gelişme gösterdi. Yani sadece Anadolu topraklarına sıkışan ve burada geleceğini arayan bir Türkiye değil Uzak Doğu’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Balkanlar’a ve Avrupa’ya uzanan geniş bir hinterlantta değişimi, dönüşümü sağlamak için gayret eden bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bu anlamda tabii ki ülkemiz hakkında bazen efendim eksen kayması falan var diyorlar. Neyin eksen kayması? Türkiye’nin ekseni de kaymıyor sentesi de kaymıyor, Türkiye yerinde. Yerinde duramayan, daldan dala atlayan başka ülkeler var. Türkiye çağlar boyunca medeniyetlerin güzergâhında yer almış bir ülkedir. Türkiye batılı mı-doğulu mu? Türkiye hem batılı-hem doğulu. Hem coğrafi olarak böyle, kültür olarak böyle, medeniyet olarak böyle. Dolayısıyla Türkiye’yi bir sınıflamaya tabi tutmak büyük bir cehalettir. Tarihe bak, geçmişe bak, coğrafyaya bak. İki kıtayı birbirinden ayıran dünya şehri İstanbul’dur. Hemen şurada, 200 metre aşağınızda bir deniz geçiyor, bir tarafı Avrupa, bir tarafı Asya. Türkiye’yi nasıl böyle bir sınıflandırmaya tabi tutabilirsiniz? O bakımdan bizim değerlerimiz, geçmiş değerlerimiz, gelecekteki barış, huzurun hakim olacağı yeni bir dünya inşası için en önemli birikimimizdir, en önemli kaynağımızdır.

Bu duygu ve düşüncelerle ilk defa düzenlenen TRT World’ün düzenlediği bu önemli küresel etkinliğin küresel barışa, kardeşliğe katkı sağlayacağına inanıyor ve TRT World’ün dünyanın haberini, dünyanın sesini değişik kaynaklardan, kaynağın gerçek menşeinden, merkezinden dünyaya duyuran önemli bir haber mecrası olarak yayın hayatına devam edeceğine inanıyorum.

Ben şu prensibi çok önemsiyorum: Eğer toplumlarınıza, yönettiğiniz ülkelere, insanlığa karşı saygın olmaya devam etmek istiyorsanız üç şeye dikkat edeceksiniz. Bir önce siz bileceksiniz, önce toplumla siz paylaşacaksınız ve daima doğruyu söyleyeceksiniz. Bunlara riayet ederseniz hem ülkenize, hem insanlığa büyük hizmet etmiş olursunuz.

Bu duygu ve düşüncelerle emeği geçen başta Genel Müdürümüz İbrahim Eren olmak üzere bütün ekibine teşekkür ediyorum.

Ayrıca, uzaktan yakından dünyanın birçok yerinden gelen değerli uzmanlara siyasetçilere ve bilim adamlarına, iletişimcilere de ülkemize, İstanbul’a geldiğinizden dolayı şükranlarımı sunuyor, hepinize saygılar sunuyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.