Basbakan Yildirim’in Türkiye Genç Isadamlari Konfederasyonunu kabulünde yaptigi konusmanin tam metni
Türkiye’nin ilk işadamları konfederasyonu olarak 2004 yılından bugüne kadar hakikaten takdire şayan çalışmalar yapıyorsunuz, ülkenize hizmet ediyorsunuz. 8 federasyon, 72 dernek ve 500 farklı dalda ve meslekte 10 bin üyeyle Türkiye’nin değerine değer katıyor ve ülkemizin gücüne güç katıyorsunuz.
Yaptığınız yatırım, üretim ve sağladığınız istihdam için sizlerin şahsında milletimiz adına sizlere, bütün mensuplarınıza teşekkür ediyorum.
Sizlerin dünya pazarlarıyla entegrasyonu derinleştikçe, sanayi dönüşümümüz çok daha kolaylaşıyor. Girişimciler kazanıyor, ülke kazanıyor.
Değerli arkadaşlar; siz de iyi biliyorsunuz ki 2002 yılı Türkiye’nin aslında bir çöküşünün yaşandığı yıldır. 2000-2001 krizinden sonra maalesef Türkiye elindeki bütün kazanımlarını kaybedip tekrar sıfırdan başlamak mecburiyetinde kaldı. Ak günlere hasret kalan millet 3 Kasım 2002’de artık yeter dedi, söz milletin, karar milletindir diyerek geleceğine yön çizdi ve 2003 yılından itibaren de ülkemiz yeni bir döneme başladı.
Dizlerinin üzerine çökmüş, büyüme azmini yitirmiş bir Türkiye’yi milletimizden, iş alemimizden, sizlerden aldığımız güçle elhamdülillah bugün dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi haline dönüştürdük. Artık dünyada çapında ekonomik başarılar elde eden, şirketleriyle, sektörleriyle kültürel alanda gündem belirleyen, hatta siyasi ve diplomatik alanda da gündem belirleyen bir Türkiye’den bahsediyoruz. İşte bugün yıllardır devam eden Suriye’deki kanı durduracak önemli bir ateşkese Türkiye, Rusya Federasyonuyla birlikte imza koydu. Ümit ederiz ki bu Suriye’de yaşanan bugüne kadar acıların son bulması için önemli bir başlangıç olur.
Siyasi ve coğrafi riskler dünyanın her tarafında artmaya devam ediyor. Küresel ticaretin büyümesi yavaşladı. Yani dünyanın büyümesiyle, dünyanın ihtiyacı karşılaştırıldığı zaman, insanlığın ihtiyacı karşılaştırıldığı zaman büyüme ihtiyacı karşılamıyor, cevap vermiyor. Yani bir anlamda küresel daralma söz konusu. Küresel daralmada mevcut refahın korunmasını bile bazı ülkelerde tehlikeye atıyor. Yani zenginleşme yerine fakirleşme riskini de ortaya çıkarıyor.
Bütün bu unsurlara rağmen Türkiye bütün olumsuzluklara rağmen, küresel olumsuzluklar, bölgede yaşanan istikrarsızlıklar, hepsi biraraya gelmiş olmasına rağmen dimdik sağlam duruşunu muhafaza ediyor.
Türkiye 2008 krizinden küresel ortamların üzerinde bir büyüme yakalayarak bugünlere geldi. Hatırlayın o günlerde dünya büyük bir kriz yaşadı. Biz de ondan nasibimizi aldık, ama toparlanmamız 1 yıl bile sürmedi. 2009’un yarısında bir kötüleşme gördük ve süratle krizden çıkarak büyüme oranlarımızı yıllık ortalamanın üzerine çıkarmayı başardık. Şöyle ki; 2008’den bugüne Türkiye bütün yaşanan olumsuzluklara rağmen 7 milyon vatandaşına iş buldu. Bu yıl, bu sene yine dünyada bir fırtına var, dünya ekonomisinde daralma var, büyüme oranlarında küçülme var, Amerikan seçimleriyle beraber özellikle gelişmekte olan ülkelerde başlayan bir oynaklık var kurlarda, bütün bunlara rağmen Türkiye bu yılsonuna istediği büyüme oranıyla kapatamayacak, ilk yarı iyi olmasına rağmen 3’üncü çeyrekte geçirdiğimiz o darbe girişimi, o alçak girişim ve sonrasında küresel piyasalarda yaşanan sorunlar sebebiyle büyüme oranımız beklediğimizin altında gerçekleşecek. Ama bütün bu olumsuzluklara rağmen biz bu sene içerisinde şu tarihe kadar 410 bin vatandaşımıza yeni iş sağladık, 410 bin.
14 yıllık hizmetlerimizin getirdiği altyapı kazanımları, sektörel reform uygulamalarımız sayesinde bugün siz değerli genç iş adamlarımız küresel pazarın en önemli oyuncuları haline geldi, bu sayede müteahhitlik hizmetleri, teknik mühendislik, müşavirlik hizmetleri, geleneksel hizmet sektörlerimiz, turizm, lojistik, sanat, dizi film vesaire gibi sektörler de ön plana çıkmaya başladı.
2017’ye gelince, 2017 için sizlere güzel haberlerim var. Bazıları Türkiye için 2017’de kötümser bir senaryo piyasaya sürdüler. Efendim, Türkiye’de ekonomi sorunları daha da derinleşecek, kriz devam edecek gibi maksatlı algı oluşturmaya, sizin de söylediğiniz gibi algı oluşturmaya yönelik ciddi bir faaliyet var. Bu faaliyetlerin tesadüfi olmadığını bilmenizi isterim. 15 Temmuz’daki alçaklar amaçlarına erişemeyince, bu sefer garip gurebadan, fakir fukaradan çalıp çırptıkları paraları lobi şirketlerine oluk oluk aktararak Türkiye’yi nasıl acaba imajını, görüntüsü bozarık, ekonomisine nasıl zarar veririz, bunun gayreti içerisindeler, bunun için muazzam bir çalışma yapıyorlar. Ne yaparsa yapsınlar, hazırın ardı tez gelir, o paralar da bitecek, haydan gelen huya gider, bu paralar da suyunu çekecek, ondan sonra bunlar yaptıklarının hesabını da verecek. Zannetmesinler ki yaptıkları yanlarına kar kalacak, bu şehitlerimizin, bu gazilerimizin hesabını onlardan sonuna kadar soracağız, bu millet bizden bunu bekliyor.
Değerli arkadaşlar; 2017’de, şurada 2 günümüz kaldı, zor bir seneyi geride bıraktık, inşallah yeni bir seneye yeni hedeflerle, yeni umutlarla, yeni beklentilerle giriyoruz. Her şeyden önce, 2017’nin ülkemize, insanlığa, bölgemize huzur ve kardeşlik getirmesini Cenabı Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Tabi ki 2017’de Türkiye bir yatırım yılı olacak. Biz zaten 65. Hükümet olarak bunun kararını verdik ve o yüzden de bütçede yatırımları yüzde 30’a yakın oranda artırdık, kamu yatırımlarını. Ama kamu yatırımlarıyla yetinecek değiliz, asıl Türkiye’yi zıplatacak, bir adım öne geçirecek sizlerin yapacağı işler, sizlerin yapacağı yatırılar. Onun için, Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, planlarınızı, hedeflerinizi asla ertelemeyin, 2017 iyi gelecek, 2017 her bakımdan ülkemiz için daha güzel günleri birlikte yaşayacağımız yıl olacak. 2017’de Türkiye hem yatırım, hem üretim, hem istihdam, hem de ihracat konularında bütün gayretini, bütün imkanlarını ortaya koyacak.
Bakın, biz geçtiğimiz 7 ay içerisinde birçok darbe de dahil olumsuzlukları yaşamamıza rağmen ekonominin ihtiyacı olan reformları, kararları hiç gecikmeden aldık. En son aldığımız ekonomik tedbirler, zannediyorum 8 Aralık, bu tedbirlere baktığımız zaman, siz bu işi benden daha iyi anlarsınız, ne yapmak istediğimizi gördünüz.
Orada yaptığımız şey şudur: Bir kere, piyasada nakit sıkışıklığı var, piyasa dönmüyor diye laflar ediliyor. Bir bakıyoruz, nedir bunun arka planı? Yeniden yapılandırma ihtiyacı piyasada 40 milyar lira. Dedik ki, ya 40 milyar liralık bir tedbire lüzum yok, biz öyle bir tedbir getirelim ki bugünün ihtiyacını değil, önümüzdeki yılların ihtiyacını da tahmin ederek piyasanın genişleyeceği, piyasanın iş yapma kabiliyetinin artacağı bir tedbir alalım.
Bu tedbir ne olmalı? Yeni bir kredi hacmi oluşturduk, toplam tutarı 250 milyar lira. Nasıl olacak? İhracatla meşgul olanlara yüzde 100 teminatı devlet karşılıyor, KOBİ olanlara yüzde 90 teminatı devlet karşılıyor, diğer ticari faaliyetlerde de yüzde 85’ini devlet, yani Kredi Garanti Fonu teminat olarak üstlenecek ve böylece ihtiyacınız olan bu nakit karşılanmış olacak.
Burada tabi zannediyorum bu 3 yıllığına değil mi? Bir yıl ödemesiz, 2 yılı ödemeli, 3 yıl vadeli böyle bir kaynak, bunu değerlendireceksiniz. İşinizi mi büyütmek istiyorsunuz, sıkışıklığınız var bunu mu gidermek istiyorsunuz, ne yapacaksınız. Bütün bunun şu anda Başbakan Yardımcımız Nurettin Beyin koordinasyonunda çalışmalar yapılıyor, bir envanter çalışması yapılıyor, bunda sizin de desteğinize ihtiyaç var. Biz istiyoruz ki, doğru zamanda doğru adrese bu imkanlar gitsin. Yani bu tedbiri getirmek yetmez, bu kaynağa erişimi kolaylaştırmamız lazım. Onun için sicil düzeltme yoluna gidiyoruz. Yani sicil bozuk, bunu bahane edip vermemezlik yapmasın bankalar. Başka birtakım nedenlerle bu işi geciktirmesinler diye özel bir çalışma da burada yapılıyor.
Bununla da yetinmedik, dedik ki; kısa vadede bir şey daha yapalım; ilk üç ayın primlerini almayalım, son üç aya bırakalım, millet biraz yükünü hafifletelim.
Ayrıca bir şey daha yaptık; biliyorsunuz asgari ücret yeni yılda 1404 lira olarak belirlendi ve Bakanımız tarafından açıklandı. Orada bir yola gittik, yani yılın yarısında işte şu kadar verelim, diğer yarısında bu kadar verelim yerine toptan yıl boyunca geçerli bir rakamla mutabık kaldık ve açıkladık. Ama bunu yaparken iki tane güzellik yaptık. Birisi; geçen yıl olduğu gibi bu sene de işverenin prim yüküne katkı sağlamaya devam edeceğiz, yani sizin bu asgari ücretten kaynaklanan maliyetinizin bir kısmını biz karşılayacağız. Bunun bize karşılığı 10 milyar lira, 10 milyar lira bu iş için ayırdık.
Bununla yetinmedik; yılın vergi diliminden dolayı mesela senenin son üç ayında asgari ücretin altına düşüyor bazı ücretler vergi dilimi değiştiği için. Bunu da yine karşılamaya karar verdik. Yani 1404 lira Ocak’ta da aldığı aynı olacak asgari, Aralık’ta da aynı parayı alacak, vergiden bir kayıp olmayacak o farkı biz Maliye Bakanlığı marifetiyle karşılayacağız. Demek ki asgari ücreti artırıyoruz, ama işverenlere diğer yandan destek veriyoruz, işçilere de bu aldıkları parayı çalışanlara yılsonuna kadar aynı kalmasını sağlıyoruz. Bunlar tabii sosyal devlet olmanın, nimette de, külfette de adil olmanın gereği olan şeyler.
Bizim ülkemiz mutlak üstünlüğü olan bir ülke değil. Mutlak üstünlükten neyi kastediyorum? Doğalgazınız olur, petrolünüz olur, o sizin mutlak üstünlüğünüzdür. Ama mukayeseli üstünlüğümüz var, mukayeseli üstünlüğümüz de coğrafyamızdır. Mukayeseli üstünlüğümüz sizlersiniz. Gençler, güçlü özel sektör. Genç girişimci, genç nüfus; bu en büyük kaynak arkadaşlar. Petrol, gelir biter, tükenir. Fiyat iner, inim inim inlersiniz, fiyat çıkar başkaları zarar görür. Ama genç insan, genç nüfus ülkenin geleceğinin teminatıdır. Sizler bu ülkenin, Türkiye’nin geleceğinin teminatısınız.
Değerli arkadaşlar; alınan tedbirler bununla sınırlı değil, birçok tedbir var. Bunların detaylarını belki kapalı oturumda çok daha konuşma fırsatımız olacak.
Benim sizlerden istirhamım milletim adına, Başkan da burada konuşmasında değindi, ben de tekrarda fayda görüyorum; arkadaşlar, bizim yetkin ve yeterli olduğumuz alanlarda kendi ürünlerimizi tercih edelim. Tamam, yani olmayan ürün varsa tabii ki dışarıdan alacağız, ama olan ürünlerimizi kullanırsak, alırsak, onlara öncelik verirsek o sektörü geliştirmiş olacağız. Kaynaklar bu ülkede kalacak, daha fazla istihdam sağlanacak, cari açığımız azalacak; bunu pekala yapabiliriz, bu bir kanunla olmaz. Biliyorsunuz dünyada herkesin tabi olduğu kurallar var, konvansiyonlar var. Biz bir kapalı ekonomi değiliz, korumacılık alenen yapmamız söz konusu olmaz, dünyaya açık bir ekonomiyiz, ama bu bir alışkanlığa dönüşürse, bu bir toplumsal şuura dönüşürse, o zaman biz yerli sanayimizi sektörlerimizi geliştirebiliriz.
Bir belediye başkanı bana taşları gösteriyor, yaptığı peyzajı gösteriyor. Bak Başbakanım, ne kadar güzel olmuş değil mi diyor. Nereden aldın dedim. Çin’den geldi, çok ucuz dedi. Hiç de güzel olmamış dedim. Pahalı olsun, bizim olsun kardeşim. Yütüleceksek kendi insanımıza, para burada kalsın. Pahalı alalım, bizi aldatmış diye düşünüyorsanız hiç öyle düşünmeyin. Para bu ülkede kaldıysa, burada aş-işe dönüştüyse, burada yatırıma dönüştüyse, o aldatılmak demek değildir. Ha bunu yaparken rekabet edebilecek kapasiteye de rakiplerimizle, dünyayla rekabet edecek altyapıyı da yapalım. Ar-ge çalışmalarına daha fazla faaliyet gösterelim, daha fazla patent üretelim. Şimdi kanun çıkardık, 200 küsur madde, yeni Patent Yasası, birçok imkan sunuyor. Şimdi harcıalem işleri arkadaşlar herkes yapıyor. Şimdi herkesin yaptığı işi yaparsanız, orada bir adım öne geçemezsiniz. Bir adım öne geçmenin yolu, akıl teriyle alın terini birleştirmektir. Türkiye şimdi bundan sonra daha fazla akıl terine yatırım yapacak. Alın teri zaten var, orada bir pazar edinmişiz, bir seviyeye gelmişiz. Fark yapmak istiyorsak, bir adım öne geçmek istiyorsak, akıl terine daha çok yatırım yapacağız. Ne demek istiyorum? Yenilikçi faaliyetler, araştırma-geliştirme faaliyetleri. Başkasının yapamadığı işi yapmak. Yaptığımız ürünün birim değeri eğer 10 dolar, 20 dolar oluyorsa, o zaman işte bir fark yaptık demektir. Yani pahada ağır, yükte hafif işlere bakacağız. Diğer işlerimiz düzene girdi gidiyor. Bunun için daha çok gayret, daha çok araştırma, daha çok geliştirme, daha çok patent ve sonunda mukayeseli üstünlüğümüzü sağlamış olacağız. Dolayısıyla da bunu da ülkede refaha, milli servete dönüştürmeyi başarmış olacağız.
Değerli arkadaşlar; ekonomimiz üzerine ileri, geri söylenen lafların kıymeti harbiyesi yoktur. Gök kubbede ekonomi üzerin söylenmeyen laf kalmadı, ama işte sonuç ortada ekonomi dimdik ayakta her şeyiyle tıkır tıkır işliyor.
Neye rağmen? Dünya kasıp kavrulmasına rağmen. Neye rağmen? Bölgemizde her tarafta istikrarsızlık olmasına rağmen, savaşlar, iç savaşlar olmasına rağmen. Ama Türk insanı yeni alanlar buluyor, yeni pazarlar buluyor ve bir çözüm, bir kapı kapanıyor başka bir kapı açılıyor. Yeter ki, mücadele ruhumuzu kaybetmeyelim. Sizde de bu enerji var, sizde de bu heyecan var. Onun için petrolün ne kıymeti var? Önemli olan akıldır. Akıl olan yerde her şey olur.
Değerli arkadaşlar, genç iş adamlarımız terörle büyük bir savaş içerisindeyiz, büyük bir mücadele veriyoruz. Sadece ülkemizin içerisinde yıllardan beri bizi meşgul eden terör belasıyla uğraşmıyoruz, aynı zamanda güney komşularımızdaki otorite boşluğu ve iç karışıklıklardan kaynaklı türeyen çeşit çeşit terör örgütleri var hepsiyle uğraşıyoruz. DEAŞ’ı var, YPG’si var, PYD’si var, efendim PKK’sı var, üstüne üstlük bir de FETÖ belası var bunların hepsiyle mücadelemizde kararlılıkla devam ediyor. Allah’a şükür milletimiz 80 milyon vatandaşımız bizle bir beraber zerre kadar terörle mücadelede kafa karışıklığı yok, milletin desteğiyle bu belayı da def edeceğiz, bunda hiç kimsenin şüphesi olmasın. İçeride kırsalda zaten büyük oranda kontrol altına alındı, ama maalesef dışarıdan Suriye’den ve Irak’tan bazı dostlarımız terörle mücadele edeceğiz diye başka teröristlerin himmetine itibar ediyor, yani bir terör örgütüyle, başka terör örgütü ortadan kaldırılabilir mi? Bu mafyatik yöntemlerle bir yere varılabilir mi? Onu yok ettin, öbür ejderhayı, öbür yarattığın örgütü ne yapacaksın? Onu yok etmek için başka bir örgüt mü icat edeceksin? Akla ziyan bir iş. Defalarca söylüyoruz bu yanlış iştir. İnşallah ümit ederiz ki, yeni Amerikan yönetimi burada Türkiye’nin müttefikliğinin değerini daha iyi anlar, burada çapulcularla iş tutmaktan vazgeçer. Amerika’ya yakışmıyor, Amerika’ya yakışan, yıllardan beri stratejik ortağı olan NATO’da, bölgede, her zaman birlikte hareket eden Türkiye’yle terör konusunda da, başka konularda da uyumlu bir çalışma ortaya koymaktır. Yeni yönetimin bu konuda daha müspet adımlar atacağına inanıyoruz, bunu bekliyoruz. Atar atmaz atarlarsa kendileri için, bizim içinde iyi olur. Ama atmazlarsa biz yapmamız gerekeni yaparız. Hiç bugün yaptığımız gibi Fırat Kalkanında nasıl yapıyorsak, Suriye’de ateşi nasıl durdurmak için elimizi taşın altına koyuyorsak orada da aynısını yaparız. Asla bizim burada kararlılığımızdan zerre kadar sapma olmaz. Ne diyoruz? Baştan beri diyoruz ki, dostlukları artıracağız, düşmanlıkları azaltacağız. Yaptık mı? Rusya’yla ilişkilerimizi yoluna koyduk mu? Allah’a şükür gittikçe de iyiye gidiyor. İsrail’le devam eden yıllardır süren olumsuzluk ortadan kalktı o bir noktaya geldi. Şimdi Suriye’de adım atıyoruz, Irak’la benzer adımları atıyoruz. Bugün Irak Türkiye’yi daha iyi anlıyor, Türkiye Irak’ı daha iyi anlıyor ve ortak hedefin PKK olduğu, DEAŞ olduğu, terör olduğu konusunda hiçbir görüş ayrılığımız yok. Diğer ülkelerle de düzelteceğiz, çünkü bölgenin huzura ihtiyacı var, bölgenin kardeşliğe ihtiyacı var, bölgenin kalkınmaya ihtiyacı var. Biz Kürtler, Türkler, Araplar, hangi mezhep, hangi meşrep olursa olsun insanı yaşatmak cihanı yaşatmakla eş değer diyor. İnsani yaşat ki devlet yaşasın diyor dolayısıyla, bizim bundan başka bir amacımız yok. Bazen diyorlar ki, efendim siz Kürtlere karşı mısınız? Kardeşim, aklınızı başını alın Kürt Türk kardeş bunları birbirine düşürmek isteyen de kalleştir, bu kalleşte PKK’dır. Bunların bu alçakların Kürt Türk diye bir derdi yok, sorunu yok. Sorun Kürtlerinde, Türklerinde hayatını karartan, geleceğine ipotek koyan bu alçak terör örgütüdür sorun budur. Bu sorunu da memleketin gündeminden çıkaracağız buna ahdettik. Kürtlerinde devletin arasına bu alçakların girmesine asla izin vermeyeceğiz. Allah’a şükür bu yolda emin adımlarla gidiyoruz. Bugün gidin Diyarbakır’a, Şırnak’a, Hakkari’ye, Mardin’e, Siirt’e, Bitlis’e, Bingöl’e nereye giderseniz gidin insanlar Ay Yıldızlı bayrağını eline alıyor ve sokaklarda milletiyle, ülkesiyle gurur duyduğunu haykırıyor. Çok değil daha birkaç sene önce siyasi parti liderlerinin bazıları yanlışla gittiler bölgeye bayrağı cebine sokarak gezdiler sokaklarda. Bu ülkenin bayrağını cebinde saklayarak gezmek zorunda kaldılar nereden nereye? Bu bayrak inmez, bu ezanlar dinmez, bu millette dize gelmez herkes aklını başına alsın. Bizim durup dururken kimseyi kırık dökmeye falan niyetimiz yok, bizim niyetimiz belli. Bölgede barış, kardeşlik, huzur, birlik, beraberlik ülkemizde de gelecek hedeflerimize doğru emin adımlarla gitmek. Bunun için gayret gösteriyoruz, bu anlamda da oldukça mesafe aldık.
Bakın darbe geçirmiş bir ülke olmamıza rağmen darbeye darbe vuran bir ülke olmamıza rağmen geçtiğimiz Mayıs ayının 25’nden bugüne kadar demek ki 6 ay geride kalmış. Meclis’i tam kapasite çalıştırdık. Milletin, iş aleminin çeşitli sektörlerin ihtiyacı olan bütün reformları yaptık. Olağanüstü halle Türkiye’de muazzam bir dönüşümü gerçekleştirdik. Bu darbenin göbeğinde olan bu alçak örgütü ve ona destek olan diğer örgütlerin elebaşlarını adalete teslim ettik, şimdi hesabını veriyorlar. 50’den fazla ilde, ilçede belediye başkanı atadık. Niye durup dururken atadık? Bir bakıyorsun belediye kardeşim hizmet hak getire, kaynaklar hop terör örgütüne. Millet vergileri, millet varını yoğunu siz toplayın yol yapın, bahçe park yapın, su getirin, efendim sosyal ihtiyaçları karşılayın, vatandaşa konut yapın, yaşayan şehirdeki hemşerilerinizin mutlu ve memnun edin diye bunları veriyor. Yok, sanki onlara bu denmemiş alın paraları toplayın hemen dağa götürün silah alsınlar, mühimmat alsınlar, gençleri de dağa çıkarsınlar öyle yağma yok ve bunlara dur dedik.
Bakın bizim Avrupalı dostlarımıza da bir çift lafımız var kardeşim, siz bu terör örgütünün yanında duran, onların sırtını sıvazlayanlarla iş tutarsanız Türkiye’den şikayet etmeye hakkınız yok. Türkiye muhatap istiyor, Avrupa’yı terör gruplarını değil, kendisinin muhatap almasını istiyor. Avrupa eninden sonunda bu gerçeği görecek. O koruyup kolladıkları terör örgütünün uzantıları bir gün onları da başını ağrıtacak, onları da çok ciddi şekilde canını acıtacak. Bunu istiyoruz ki bugün anlasınlar. Anlarlarsa anlarlar, anlamazlarsa kendi bilecekleri iş, kendi düşen ağlamaz. Şimdi bir yandan ekonomiyle ilgili tedbirleri alıyoruz, bir yandan reformları yapıyoruz, bir yandan bölgede barışı, kardeşliği sağlamak için adımlar atıyoruz ama bizim bir de büyük bir reformumuz var. En büyük yapısal reformumuz anayasa değişikliği, burada da bir adım atıyoruz, burada da basamak metodunu uyguluyoruz. Adım ama önemli bir adım, her şey ilk adımla başlıyor biliyorsunuz, yürüme bile ilk adımla başlıyor. Bu adım sağlam bir adım, bu adımda Milliyetçi Hareket Partisiyle beraber anayasada yönetim sisteminin değişikliğiyle ilgili bir çalışma yaptık ve bu çalışma Mecliste görüşülüyor, komisyonda da görüşmeler devam ediyor. Komisyon aşaması bitince Genel Kurul görüşmeleri olacak, orada da olumlu şekilde sonuçlanacak inşallah ve millete geçireceğiz, sizin önünüze getireceğiz.
Ne getireceğiz? Gelecek de, ne gelecek merak ediyorsunuz. Bunlar konuşuluyor, bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor, herkes uzman oldu. Ben uzman değilim, ben inşaatçıyım, ameleyim ben, ben memleketin imarıyla uğraşırım. Bakın, gidin 14 sene boyunca elimizin değmediği vatan toprağı kalmadı, her tarafa yollar yaptık, havaalanları yaptık, köprüler yaptık, tüneller yaptık, viyadükler yaptık, Başkan da söyledi, dünyada yaprak kıpırdamazken dünyanın en büyük projelerini yaptık. Nasıl yaptık? Millete güvendiğimiz için yaptık, bu millet arkamızda olduğu için bunları yaptık. Eğer güven ve istikrar olmasaydı biz bunları yapabilir miydik?
1950’den 2002’ye kaç hükümet değişmiş, hesap ettiniz mi? 47 tane, 47 hükümet. Normal şartlarda ne olması lazımdı? 17 hükümet olması lazım. Ama maalesef ortalama bir hükümetin ömrü bazı zaman 9 aya kadar inmiş de, ortalamayı söylüyorum, 16 ay. Arkadaşlar, 16 ayda ne olur? Bir hükümet kuruldu, güvenoyu aldı, tebrikleri kabul ederseniz, brifingleri alırsanız, ondan sonra da çantanızı, valizinizi toplarsınız, başka bir şey olmaz. Peki, hizmetler ne olacak, projeler ne olacak, Türkiye’nin iddialı hedefleri ne olacak, kim yapacak? İşte bunun için Türkiye’nin kalıcı güven ve istikrara ihtiyacı var. Kalıcı güven ve istikrar güçlü iktidarla olur, güçlü iktidarı sağlayacak olan da cumhurbaşkanlığı sistemidir.
Nasıl olacak? Çok basit, siz belediye seçimlerini biliyorsunuz? Vatandaş kolay anlasın diye söylüyorum, bir sürü akademik laflar söylüyorlar, işte şöyle olur, böyle olur. Belediye seçimlerinde ne oluyor? Vatandaş geliyor, bir belediye başkanının pusulasını alıyor, bir de meclisin pusulasını alıyor, ikisini zarfa koyuyor atıyor, seçim oluyor bitiyor. Yeni sistem de bu, Meclisi ayrı seç, Meclisten iktidar partisi şansın iyi giderse çıkar, hepsi AK Parti gibi olmaz, oradan bir hükümet kurulsun, o hükümet programını yazsın, güvenoyu alsın, ondan sonra başlasın çalışmaya. Böyle değil, cumhurbaşkanı seçiliyor, Meclis de aynı anda seçiliyor. Diyelim ki cumhurbaşkanı ilk turda yüzde 51 almadı, hemen 2 hafta sonra tekrar en fazla iki aday giriyor, orada seçim tamamlanıyor. Bu arada zaten Meclis seçimleri, sayımı, itirazları falan bitmiş oluyor, aynı anda seçimler tamamlanmış oluyor, herkes işine bakıyor. Cumhurbaşkanı yardımcılarını atıyor, bakanlarını atıyor, bakanlıklarını ilan ediyor, sayısını artıyor, azaltıyor, kuracağı teşkilatlar varsa kuruyor. Neyle kuruyor? Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle.
Festival değil, şimdi bir bakanlık kurmaya kalksanız, bırakın kurmayı ismini değiştirmeye kalksanız kanun çıkarmanız lazım. Onu da lüzum yok, bakanlığa 3 tane adam daha fazla alayım deseniz ona da kanun lazım veya kadroları azaltmaya kalksanız ona da kanun lazım. Ne oluyor? Zaman israfı. Devir zaman ekonomisi devri. Gençler, girişimciler; siz bunu en iyi bilirsiniz. Şu anda zaman paradan daha kıymetlidir. Onun için bu sistem zaman ekonomisini getiriyor, bu sistem 2 seçim arasında kesintisiz icraatı getiriyor. 5 seneden 5 seneye geleceksin küt, başlayacaksın, 5 sene çalışacaksın.
Ha, bu sene içerisinde bir anlaşmazlık oldu mesela, Meclisle cumhurbaşkanı, yürütme anlaşmadı, olur ya siyaset bu, bazen kardeş kardeşle bile anlaşamıyor. O zaman yeni sistem buna da çare getiriyor, ya cumhurbaşkanı seçime gitme kararı alıyor yahut da Meclis seçime gitme kararı alıyor. Ama bu kararı alınca ne oluyor biliyor musunuz? Kim alırsa alsın kararı, ister cumhurbaşkanı, ister Meclis alsın, ikisi birden seçime gidiyor. Kolay kolay alırlar mı bu kararı? Oturup anlaşacaklar, başka çaresi yok, oturup anlaşacaklar. Ha, anlaşamamaları halinde de iş çözümsüz değil, çözümü sistem üretiyor ve çözümün adresi de millet.
Millet şuna bakacak: Eften püften sebeplerle seçim kararı alırsa, millet de hoş geldin demez, dersini verir kim o kararı aldıysa; öyle mi? Çocuk oyuncağı mı? Seçim oldu, ne o? Ben beğenmedim, bu Parlamento yapısını beğenmedim, ben seçime gideceğim. Buyur git, ben de seni beğenmedim diyecek millet. Meclis, ya bu cumhurbaşkanı bizim kafamıza yatmadı, seçim kararı alalım. Al, cumhurbaşkanı devam ediyor, biz de sizi yenileriz, millet bunu diyecek. Çünkü millet artık hesap kitap, ne oluyor seçim kardeşim? İşimize bakalım.
Dolayısıyla sistem istikrar getiriyor, sistem güven getiriyor, sistem hızlı iş yapma imkanı getiriyor. Niye hızlı? Cumhurbaşkanı ihtiyacı olan kararları kendi alacak, ha kanun yapılacaksa yine Meclis yapacak. Mesela bir vilayet kurulacak, yeni bir il, bunu Meclis yapacak. Mesela vergi konacak veya vergiler düşürülecek, bir vergi kaldırılacak, bunu yine Meclis yapacak. Ama bir vergi oranının aşağı yukarı çekilme işi cumhurbaşkanı kararnameyle yapabilecek. Örnekler çok, başınızı ağrınızı ağrıtmayın, anlaşılsın diye bir-iki tane dedim.
Burada başka ne değişiklik var? Burada değişiklik, yürütme güçlendiriliyor, Meclis de yasama anlamında daha güçlü hale geliyor. Mesela yürütme, cumhurbaşkanı bütçe kanunu dışında başka bir kanun teklif edemiyor, kanun tasarısı daha doğrusu Meclise sunamıyor, Mecliste kanunları milletvekilleri yapıyor. Bugün de o imkan var gibi gözüküyor ama, kanunları yapan iktidar partisidir. İktidar partisinin istediği teklifler, tasarılar kanun olur, diğerleri çok zor olur. Şimdi bu sistem biraz Meclis’e kendi yasama yetkinliğini de getiren bir sistem. Denetimde de aynı şekilde denetime de Meclis denetim hakkını da muhafaza ediyor. Cumhurbaşkanını suçlayabiliyor, bakanları suçlayabiliyor, başka cumhurbaşkanı yardımcısını herhangi bir suçtan dolayı soruşturma açabiliyor yargılanması yönünde faaliyet yapabiliyor, tabi buralarda birtakım oranlar var. Bu işi de yalama etmesinler diye bir sistem kendi içinde bir teminat koymuş, bir oranlar koymuş, öbür türlü zırt pırt önüne gelen işte efendim şunu soruşturma açalım, Yüce Divan’a gönderelim böyle bir şey de yok iş mi yapacağız, bunlarla mı uğraşacağız? Orada da aynı zamanda burada HSK’yla ilgili bir düzenleme var bu düzenlemenin esası da yani hakimleri yarıştırmaktan vazgeçiriyoruz. Hakimlerden HSK’ya üye seçeceğiz, Türkiye’de sanki seçim yapılıyormuş gibi herkes adaylıklarına destek olmak için kapı kapı geziyor, o ara memleketin dosyaları kalıyor. Vatandaş bekliyor ki, dosya görüşülsün de karar çıksın hak getire. Bir de seçimi kaybederse onun üzüntüsünden 3 ay daha bakamıyor dosyalara, olan vatandaşa oluyor. Bunların hepsi ortadan kalkıyor bir kısmını yüksek yargıdan, bir kısmını akademik çevrelerden, bir kısmını piyasadan bunları Meclis ve Cumhurbaşkanı seçiyor, çoğunluğunu Meclis seçiyor. Efendim, bu şekilde yargıyla ilgili yargının bağımsızlığı, tarafsızlığıyla ilgili efendim iddialarda böylece ortadan kalkmış oluyor. Yargı mensuplarının seçimle meşgul edilmesinin de önüne geçilmiş oluyor.
Milletvekili sayısı günün ihtiyaçlarına göre Türkiye’nin şu anda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kimliğini, nüfus kağıdı taşıyan 83,5 milyon insan var. Nüfusumuz 79 milyon, ama 83,5 milyon vatandaş bizim nüfus cüzdanımızı taşıyor. Yurt dışında var 3,5 milyon dolayısıyla, bütün bu vatandaşların temsilini sağlamak için milletvekili sayısı 600’e çıkıyor, seçim süresi 5 yıla çıkıyor, seçilme yaşı 18’e iniyor. Yani sadece 18 yaşındaki gençlere siz gelin oy verin, başkasını seçin ama siz daha çok gençsiniz sizin seçilmenize lüzum yok.