Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in “Türkiye Iyi Gelecek” Konferansinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Bloomberg ve Ciner Grubu’na teşekkür ediyoruz.

Değerli konuklar, aslında isabetli bir de başlık seçilmiş, buna dikkat seçmek istiyorum, Türkiye İyi Gelecek başlığı birçok şeyi aslında kapsıyor. Bunun yanı sıra panellerde de Türkiye Kazandırır teması işlenmek suretiyle Türkiye’nin yakın ve orta vadede küresel yatırımcılar için ekonomik faaliyetler için ne kadar önemli bir yer olduğunu kendi başına ifade ediyor.

Evet, Türkiye İyi Gelecek’ten başlayalım. Bunun içinde neler var? Bu bir açık davet; kime? Bütün küresel yatırımcılara Türkiye diyor ki, biz sadece bölgenin değil, küresel anlamda da büyümenin merkezindeyiz. Dünya ekonomisi küçülüyor, birkaç yıldan beri bu daralma devam ediyor, bu sene de dünya küçülmeye devam ediyor. Ancak, bu küçülmenin yanı sıra büyümesini sürdüren birkaç ekonomi var, onlardan birisi de Türkiye. İlk 5 büyüyen ekonomi arasında Türkiye yine yerini almış vaziyette.

Bazıları, ya Türkiye bir yandan terörle mücadele ediyor, bir yandan güney sınırlarında Suriye’de iç savaş var, Irak’ta karışıklık var, kuzeyde karışıklık var, üstüne üstlük bir de darbe yedi, darbe teşebbüsü var 15 Temmuz’da, bütün bunlara rağmen nasıl oluyor da Türkiye büyümeye devam ediyor? Haklı bir soru. Ancak, tabi Türkiye’nin ekonomisinin geçmişten bu yana kazandığı tecrübeleri bilmeyenler bunu anlayamazlar. Türkiye özel sektörle büyüyor. Türkiye’nin yıllık 150 milyar dolar yatırımı var, bunun yüzde 80’ini özel sektör marifetiyle yapılıyor.

Eskiden kapalı ekonomi vardı, her şey kamu eliyle yapılıyordu, dolayısıyla kamuda bazen krizler olur, bütçe kısıtlamaları olur, dolayısıyla planlanan yatırımları gerçekleştiremezseniz, bu sefer yatırımlar yıllara sari olarak uzar da uzar. Biz göreve geldiğimizde yatırımların gerçekleştirme süresi ortalama olarak 15,5 yıl. 15,5 yıl sonra başladığınız yatırım artık güncelliğini kaybetmiş oluyor, bitirdiğinizde ihtiyaçlar o yapılan işin çok çok üstünde bir hale geliyor. İki şeritli yol yapmışsınız, iş bittiğinde bakıyorsunuz sizin 3 şerit, 4 şeritli yola ihtiyacınız var. Dolayısıyla yatırımların gecikmesinin ekonomiye çok anlamlı bir katkısı olmadığı gibi, bazen de verimsiz bir yatırıma dönüşebiliyor.

O halde ne yapmak lazım? Bunun için yatırımı bizatihi devletin bütçesinden kamu eliyle yapmak yerine, kamu bunun organizasyonunu yapacak ve piyasaya yaptıracak.

Bakın ben Bakanlığım döneminden örnek vereyim, biz havacılıkta bir model geliştirdik, bütün havalimanlarımızın altyapısını yeniledik. Eğer biz bunlara bütçeden para ayırarak yapmaya kalksaydık, bunları bugün bitiremezdik, yapamazdık, çünkü o kadar ayıracak para yok. Maliye Bakanı burada, paraları önceliklere göre bütçeyi sıralıyor, önce maaş ödemeleri diyor. Her şey durur, maaş durmaz, aybaşı gelince memur maaşını bankada görmezse kimyası bozulur. Ondan sonra sağlık harcamaları, daha sonra sosyal güvenlik harcamaları ve böyle ardı ardına, faiz ödemeleri, şunlar-bunlar hepsini alt alta yazıyor, bir bakıyor ki masraflar irattan fazla. Ne oldu? Açık. Açık var, yatırımlara kusura bakmayın para kalmadı. Ne yapacağız? Yatırımı da vatandaş bekliyor, çünkü siyaset yolla oluyor, suyla oluyor, yatırımla oluyor. Gidiyorsunuz dünya kadar söz veriyorsunuz, bütün bunları yapmazsanız bir dahaki seçimde geldi bakalım diyor, ne oldu sözler? Allah’a şükür 15 yıl sözümüz yerde kalmadı, verdiğimiz her sözü yapa yapa bugünlere geldik. Onun için vatandaş bize güvendi. Öyle var mı, 8 tane seçim yapacaksın, her seferinde üzerine biraz daha koyacak vatandaş, 34’le başladık 50’yle iktidarımıza devam ediyoruz Allah’a çok şükür. Hani yıllar geçer yıpranırsınız, edersiniz, yani öyle bir şey de yok.

Değerli konuklar, aslında güzel yazılmış bir yazı var, ama ben onu takip etmeyeceğim, daha içten, samimi sohbet edeceğim.

Şunları söylemek istiyorum: Biz bugün 100 günümüzü doldurduk, 65. Hükümet 100 günü geride bıraktı. Geçmiş 100 güne bakıyoruz, vallahi başımıza gelmeyen kalmadı, başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. Bu ne biçim iş ya, hepsi bugünü mü beklemiş ne?  Darbeciler desen, onlar da bizi beklemiş, içeriden, dışarıdan şer odakları, onlar da var gücüyle yüklendi. Ama öyle bir millet var ki, vallahi hepsinin canını okudu. 15 Temmuz dünya tarihine altın harflerle geçti. Dünyanın hiçbir ülkesinde silaha karşı, uçağı karşı, tanka karşı, topa karşı bedeniyle, göğsüyle siper olarak darbeyi çökerten, darbecilere darbe yapan bir başka millet yok. Bu milletin adı Türk milletidir ve bu milletle ne kadar övünsek o kadar azdır. Bir kez daha milletimiz asaletini göstermiştir. Cümle alem Türk milletinin bağımsızlık, istiklal aşkının ne demek olduğunu 15 Temmuz gecesi bütün dünyaya göstermiştir.

Onun için birçok dost bildiğimiz ülke şaşkınlık geçirmiştir, ne oldu ya, bize böyle denmemişti, adeta böyle bir şaşkınlık yaşamışlardır. Bir anlamda suçüstü yakalandılar, fakat sonra durum yavaş yavaş anlaşılınca onlarda efendim başladılar demokrasi, insan hakları, efendim birtakım bildiğimiz lafları tekrar etmeye başladılar, buraya gelmeye başladılar. Gelince gözleriyle gördüler işin şakası yok. Adam Meclis’i bombalıyor, insanların üzerine ateş ediyor, gözünü kırpmadan masum insanları şehit ediyor.

Değerli konuklar, böylesine bir olayı yaşamış olmamıza rağmen sizde içindesiniz gördünüz Türkiye’de ekonomi normal dalgalanmalar dışında hiçbir değişiklik olmadı. Brüksel’de bir havaalanı bombalandı 10 gün havaalanını açamadılar 10 gün. Biz hemen ilk Pazartesi bankalar açık, her şey tıkır tıkır çalışmaya başladı. Ama bizim milletimiz darbecilere ayar vermekle kalmadı ekonomiye de ayar verdi. 11 milyar dolar tık diye parayı dövizi bozdurup bankalara yatırdı, yeter ki vatandaş çekmesin, muhannete muhtaç olmasın. Böyle bir asil millet arkamızda olduğu müddetçe biz hiçbir bahanenin arkasına sığınamayız. Daha güzel yapacağız bakın 100 günde darbeden, terörden vesaire bu mücadeleleri yaparken bir yandan da ekonomiminiz, yatırımcılarımızın geleceğine yatırım yaptık. Yaptığımız düzenlemelerin sayısı 150’yi buldu, Meclis darbenin devresi günü ilk Salı toplandı hiçbir şey yokmuş gibi çalışmaya devam etti ve gündemindeki bütün konuları görüştü, karara bağladı. Neler yaptık? Bir kere ekonomiyle ilgili iş adamlarımız, tüccarımız, esnafımız, yatırımcımız aramızdaki devletle, aralarındaki kavgayı, nizaı ortadan kaldırdı, uzat elini barışalım dedi. El tutuştuk ne var kardeşim? Borcum var. Ne borcu var? Vergi borcu var. İnceleme mi var Maliye’nin? Gecikmiş vergi borcu mu var, ödenmemiş sigorta primin mi var, cezan mı var? Hepsini gelin helalleşelim. Anlaşıyoruz, davalar çekiliyor ondan sonra sen sağ ben selamet. Kulağım rahat ne davam var ne derdim var. Yetmedi bugün işletmelerin en önemli konularından biri stok, stok affı getirdik. Böylece kayıt dışı olmaktan milleti kurtardık. Kasa fazlası para çekmiş, işlememiş bilmem ne yapmış bunları da dedik kardeşim tamam beyan et bitsin bırak artık sıkıntılı yaşamayı. Yetmedi içeride ve dışarıda paran var vaktiyle biriktirdin, ettin sistemin içine girmedi Maliyeye filan hiç uğrama, kapısından bile geçme götür bankaya yatır yeni yatırım mı yapacaksın, inşaat mı yapacaksın, alışveriş mi yapacaksın ne yapacaksan yap. Maliye Bakanı ya bu kadar para yatıyor biz de üzerinden bir sebeplensen filan dedi, dedim kusura bakma. Ter dökmeden milletin parasına gözünü dikme kardeşim. O da yok öyle yüzde 1-2 alsak falan yok kardeşim ya milletin parası millete ait yatırıma dönecek. Bir kuruş almadan paranızı dışarıdan, içeriden getirin bankaya yatırın vergi dairesine filan da hiç haber vermenize gerek yok öyle bir merakları da yok, çünkü bir şeyi alamayacaklarını bildikleri için ilgilenmezler. Hiçbir vergi soruşturması falan da olmayacak garanti ediyorum Yıldırım garanti. Olursa sorumlusu benim bak burada söylüyorum. Kimsenin parasında, pulunda gözümüz yok yeter ki, gelin yatırın kardeşim 3-5 vatandaşa iş verin, ekonomiye can verin, kan verin büyüyelim. Büyürsek, gelişirsek, kişi başına gelirimiz artarsa terörle ilgili sorunumuz da azalır, birbirimizle ilgili dertlerimizde azalır, kimse kimsenin malında-mulunda gözü olmaz. Herkese yetecek kadar ekonomimiz büyürse, somun büyürse rahat paylaşırız, ederiz kavga niza da olmaz bunun için çalışıyoruz. Demek ki, güven ve istikrar bir ülkede güven istikrar olmazsa hiçbir şey olmaz.

Bak büyük bir darbeden çıktık başarıyla çıktık. Hadi herkes Türkiye’yi terk edecek, şöyle olacak, böyle olacak filan. Lütfi Bey Ağustos ayında ne kadar para girdi Türkiye’ye yatırım için. 916 milyon dolar net sermaye girişi var Türkiye’ye, öyle bol keseden atanlara bakmayın. Türkiye için kafalarındaki projeyi uygulamak isteyenler bu sefer yine ters köşe düştüler, bir kez daha açığa düştüler. Türkiye bütün şartlar altında terörle verdiği amansız mücadeleye rağmen, Suriye’de yaşananlara rağmen, bölgedeki istikrarsızlıklara rağmen istikrar içerisinde, güven içerisinde büyümeye devam ediyor. Nereden anlıyoruz? İşte sermaye girişi. Nereden anlıyoruz? İhracat son kaç ay? Son kaç ayın? Son 28 ayın en fazla ihracat artışı olduğu ayı yaşadık, hem de yüzde 7 yaklaşık olarak. Fakat Avrupa hani Avrupa’yla ilişkilerimiz limonileşti filan diyorlar ya Avrupa’ya ihracat artışı ortalamanın üzerindi yüzde 10’dan fazla, 10,5 mu? Yüzde 10,5 artış sağlamışız. Demek ki, söylenenler başka, olanlar başka bizim problemimizde bu zaten. Olanları keşke olduğu gibi anlatabilsek bir sıkıntı kalmayacak. İletişim konusunda ve Türkiye’deki yaşananları, olayları doğru şekilde anlatmada bir özrümüz olduğu açık bunu inkar etmiyoruz. İş yapmaktan propaganda yapmaya vaktimiz olmuyor işin özü bu, bunu da siz yapacaksınız. Medya organlarınızla, efendime söyleyeyim muhataplarınızla gittiğiniz zaman, onlar geldiği zaman anlatacaksınız. Ha öyle mi? Biz böyle bilmiyorduk. Şimdi her gelen kuyruğa girdiler her hafta 5 kişi, 10 kişi geliyor doğru Meclis’e. Meclis’teki yıkılan yerleri, bomba atılan yerleri gördükten sonra başlıyorlar vay ya biz hakikaten ayıp etmişiz bu kadar olduğunu bilmiyorduk. Neyse canım yine geçte olsa doğruyu görmek, anlamak o da bir meziyettir. Bütün ülkemize bu zor zamanda, dar günlerde yardımcı olan, destek olan herkese çok teşekkür ediyoruz. Bankacılarımız burada, yatırımcılarımız burada, iş adamlarımız burada Türkiye’nin ekonomisinin kalbi burada. Peki, ne yapmak lazım? Siz bankacılar piyasanın gerisinden geliyorsunuz, halbuki piyasanın önüne geçmeniz lazım. Arkadan takip etmek meziyet değil, cepheye geçmek lazım tehlikeleri göğüslemek orada. Öbür tarafta zaten cephedekiler sizi koruyor vatandaş korudu hepinizi korudu. 15 Temmuz’u vatandaş savuşturmasaydı siz ne yapacaktınız? Paranızda işe yaramazdı, fiyakanızda işe yaramazdı. Onun için vatandaş sizin işinizi gördü, siz de vatandaşın şimdi işini göreceksiniz. Nasıl göreceksiniz? Öyle kredileri kısmakla olmaz, teminatları iki yerine 5’e çıkarmakla olmaz. Güvenin, vatandaşa güvenin, millete güvenin kardeşim. Bu millet sözünün eri bir millettir. Ne kadar verdiniz paranız battı? Bakıyoruz işte bütün en kolay çek sistemi olmasına rağmen yüzde 3 mü? 3.2 bir kayıp var. Şimdi çekte de düzenleme getirdik onları işte karekod geliyor, inceleniyor, siciline bakıyor, geçmişine bakıyor yılbaşından itibaren uygulanacak. Hadi bütün bu şeylere rağmen yine ödenmedi bu sefer bir ihtar alıyor tekrar ödemezse bu sefer tabi hürriyeti kısıtlayıcı ceza dahi var, bu düzenlemeyi de yeniden yaptık.

Bunları yaparken iş dünyamızla, bankalarımızla bunları konuştuk, geçmiş tecrübeleri hep dikkate aldık. İflas erteleme çıkardık bunu da hemen sulandırdılar, şimdi buna tedbir aldık öyle hileli iflas erteleme yok. Bunların belirli usulleri var onlar yerine gelmeden ya piyasa ne olur, ne olmaz ilerisi pek belli değil biz hemen bir iflas erteleme alalım da ödemelerimizi durduralım keyfimize bakalım yok böyle bir şey. İş hayatında bu olur mu ya? Yürüyecek, sürekli tezgah çalışacak, üreteceğiz, ticaret yapacağız bir saniye bile durmak yok.

Değerli katılımcılar, istihdamda da esnek çalışma sistemine geçtik uygulamaya başladık. BAĞKUR Bendevi baba BAĞKUR yüzde 5 prim indirimi yaptık mı? Esnafların borçlarını yeniden taksitlendik mi? Taksicilere ÖTV’siz araçlarını yenileme getirdik mi? Kamyonculara aynı şeyi yaptık mı? Daha ne? İşte her şey karşılıklı. Sosyal devlet olmak önemli bir şey sosyal devlet demek, vatandaşının her türlü derdiyle dertlenmek demek. Ne oluyor, ne bitiyor, ne ihtiyacı var yanında olmak demek. Zor günde iyi günde yanında olmak demek. Sosyal yardımları biz 3 milyardan 24 milyara çıkardık. Şimdi vatandaşın evinde bakım hizmeti var. Evinden gidiyoruz alıyoruz tedavisini yapıp götürüyoruz. Diyelim ki, böbrek yetmezliği var bunları yapıyoruz. Veya müzmin bir hastalığı var hastane yerine evde tedavi olması lazım bunları yapıyoruz. Ayrıca çalışan kadınlarımız için kreş ve gündüz bakımevleri özel sektör yapabilecek teşvik veriyoruz, onlara özel teşvik veriyoruz yeni bir iş sahası. Yavaş yavaş iş hayatından devlet çekiliyor. Eskiden dört şey diyorduk emniyet, adalet, eğitim, sağlık. Şimdi emniyet, adalet tamam ikisinde de özel sektör devreye girmeye başladı. Eğitimde özel okulların oranı yüzde 14’e ulaştı. Sağlık aynı şekilde hem devlet, hem özel vermeye başladı. Bir süre sonra artık bu iki alanda tamamen serbestleşmiş olacak. Ama emniyet ve adalet devletin asli görevleri arasında olmaya devam edecek. Nasıl demokrasimizi daha çok geliştiririz, nasıl darbe tehditlerini bertaraf ederiz? Bunun yolu devletin elindeki zenginlikleri işin sahibine vermesidir, millete vereceğiz. Öyle bir şey olacak ki, bir vatandaş bir bakanlığa giderken bakanlığın önünden geçmeyecek yolunu değiştirecek. Niye? Ya ben buradan gitmeyeyim belki bir angaryaları vardır en iyisi biraz uzaktan gideyim. Öyle gidip bakanlıklarda falan işim ne oldu diye dolaşmaması lazım bu işin yolu bu. Böyle mi? Böyle değil, ama hedef bu hedef. İşi sahibine teslim etmek, işin sahibi de millettir, vatandaştır. Biz ne yapacağız işler doğru dürüst oluyor mu, bir haksızlık oluyor mu? Vatandaşların arasında bir kavga, niza var mı, yok mu bunlara bakacağız? Diğer işlere karışmamıza lüzum yok. O kendi usulünde, piyasa şartlarında yürüyecek. Diyecek ki, kardeşim sen üret, adam çalıştır, sat getir. Satarken azimli, alırken nazlı olacağız dışarıya diyorum. Öyle her şeyi alırken gidelim her şeyi alalım burada yapıyorsak almayalım kardeşim, yani bunun için kanun koyamayız uluslararası kurallar var bu bir anlayışla olacak. Satmak için alma ağacının altında değil, satma ağacının altında yaşayacağız. Sürekli üretip daha fazla satacağız açığımızı kapatacağız ondan sonra da bunu da refah olarak daha fazla zenginlik olarak, yatırım olarak ülkemize geri döndüreceğiz bu yönde güzel gidiyoruz. İş adamlarımızın, bankacılarımızın şunu iyi bilmesi lazım: Bu FETÖ darbe girişiminden sonra bizim bu örgüt mensuplarını bütün alanlardan temizlemek için bir seferberlik başlattık ağırlıklı olarak devletle, devletin her kademesinde. Ordusunda, polisinde, yargısında, memurlar arasında her yerde var. Bunları belirle standartları, kriterleri dikkate alarak bu temizliği yapıyoruz.

Birde iş hayatı var, iş hayatı hassas. Bakın iş hayatıyla ilgili ölçü şu bankacılar iyi dinlesin: Efendim işte bu ben bir çek verdim bu çek acaba verdiğim FETÖ’cüyse bana hesap sorarlar mı? Böyle sorular geliyor. Ya kardeşim böyle şey olur mu ya? Ticaret, ekonomi kendi kurallarında gidecek. Orada ölçümüz şu: Biz kurumları, şirketleri cezalandıramayız onlar insan çalıştırıyor, üretiyor, ekonomiye katkı sağlıyor. Biz bir adama iş bulmak için 40 takla atıyoruz, bir de mevcutları mı kaybedeceğiz? Oradaki ölçümüz çok net hatası olan varsa onu sistemin içinden alıp gereğini yapacağız, ama kurum çalışmaya devam edecek, üretmeye devam edecek. Sizde kredilendirirken, onlarla çalışırken bunu lütfen göz önünde bulundurun. Yüzde 100 garantiyle ticaret olmaz, risk paylaşımı şart. Mühendislikte bir kural vardır arkadaşlar, emniyet kabul edilebilir risk seviyesidir veya risk kabul edilebilir emniyet seviyesidir. Onu da bakacaksınız yükü paylaşacaksınız. Ben 3 kat teminat alayım, keyfime bakayım adamın parası varsa malı-mulu varsa gelsin alsın öyle bir şey yok ki ne yapacaksınız o parayı? Yarın devlette almayacak ne yapacaksınız? Biz tedbirimizi alıyoruz kusura bakmayın öyle biz sizden istediğiniz şartlarda para almak durumunda da kalmayız. Sürekliliği olmaz bu düşünceyi terk edelim. Gerçek ekonomiye, üretime daha fazla yoğunlaşalım, daha fazla kaynakları alın terine, akıl terine ayıralım. Para piyasaları bankalarımız için, finans sektörlerimiz için ilanihaye sürdürülebilir alanlar değil. Yatırım yatırım yatırım gerçek ekonomi. Onun için yatırımcıların önündeki sorunları birer birer ortadan kaldırıyoruz. Ha, şimdi bu uygulamaları hemen olmaz bunun, kararlarını aldık, sonraki işimiz peşine düşeceğiz. Aldığımız karar sahaya ne kadar yansıyor, onu da takip ediyoruz.

Diyebilirsiniz ki, ya Başbakan güzel anlatıyor da, aşağıda işler böyle gitmiyor. Millet ambale oldu, 3 aydır kendimize gelemedik, darbeler, terör-merör millet şaşkın, daha yeni yeni inşallah bundan sonra daha sahaya, detaylara daha çok yoğunlaşacağız. Pazar günü mesela Diyarbakır’dayız, bütün bu ekibi bekliyorum. Diyarbakır’da büyük bir program başlatıyoruz, önce bu terörün istismar alanını ortadan kaldıracağız, buna kararlıyız. Onun için bir kere yurdun her köşesinde vatandaşımız seyahat edinceye kadar, hiç can, mal korkusu yaşamayıncaya kadar ve terör örgütlerinin, teröristlerin güvenlik kuvvetlerine, sivil vatandaşlara karşı tehdit olmasını önleyinceye kadar bu operasyonlardan taviz yok nokta, buradaki ölçü çok net.

Bölgede yaşayan Kürt vatandaşlarımızın en büyük sorunu, PKK terör örgütüdür. Aslında terör örgütünün Kürtler diye bir sorunu yok, tek sorun Kürtlerin PKK sorunu. Ne yapacağız? Vatandaşlarımızla aramızdaki bu teröristleri ortadan kaldıracağız. Sorun varsa muhatabı vatandaşın kendisidir, terör örgütü ve onun uzantısı aracı olamaz, asla bunu kabul etmiyoruz. Çünkü Diyarbakır’da da 15 Temmuz gecesi Türk Bayrağıyla vatandaş sokaktaydı, İstanbul’da da, Kırklareli’nde de, Sinop’ta da, Hatay’da da herkes sokaklardaydı.  Hiç kimse farklı düşünmedi, çünkü orada partiler gitti, siyasi görüşler ortadan kalktı, teferruatlar yok oldu, çünkü mesele memleket meselesi dedi, millet yollara düştü, geresi teferruat dedi. İşte siyasi partilerimiz biraraya geldi, sağ olsun partilerimiz destek verdi, sizin yanınızdayız dedi aynı gece CHP, MHP, diğerleri. Daha sonra demokrasi nöbetlerinde geldiler iştirak ettiler, birbirimizle görüştük, 7 Ağustos’ta dünyaya Türkiye’de birliğin, beraberliğin, kardeşliğin muhteşem fotoğrafını verdik.

Bu darbe girişiminden sonra bazıları bekledi, Türkiye Mısır olacak, Türkiye Libya olacak, Türkiye Suriye olacak, birbirlerinin gırtlağına basacaklar. Hey gidi zavallılar, siz bu milleti tanımadınız. Bu millet öyle bir millet ki, en zor şartlarda bağımsızlığına, geleceğine sahip çıkan bir millettir, tarih boyunca hep böyle olmuş, çünkü bizim bağımsızlık karakterimizdir. Esaret altına irmeyen iki ulustan birisi bizim ulusumuzdur, bizim milletimizdir. Onun için böyle bir millet bizim arkamızda olduğu müddetçe evvel Allah hiçbir zaman yolda kalmayız.

Değerli konuklar, şimdi tabi ekonomiyle ilgili çalışmalar:

Bir; yatırımların teşviki.

İki; vatandaşla devlet arasındaki ihtilafların çözülmesi.

Üç; yatırımcıların üzerindeki yüklerin azaltılması, işte Damga Vergisi, harçlar vesaire. Bir anlaşma yapıyorsun 10 nüsha. Niye 10 nüsha kardeşim? Peki, 10 nüsha şart mı? O zaman 1 tanesine vergi ödeyeceksin, diğerlerine ödemeyeceksin, fotokopi çek kullan, bunun gibi birçok konu var. Bunların anlatması 3 ay sürer, hakikaten çok şey var. Arkadaşlara ben sitem ediyorum, ya gidin anlatın kardeşim. Çok iş yaptık yani, şaka yok. Ben 3 gündür okuyorum daha yarıya geldim, hakikaten çok iş yapmışız yani.

Tarım önemli, tarımda çok yeni bir yönteme geçiyoruz. Tarım deyip geçmeyelim, tarım hala gelişmiş ülkeleri ayakta tutan bir sektör. Türkiye için stratejik sektörlerden bir tanesi de tarımdır. Havza sistemine geçiyoruz tarımda. Herkes her aklına gelen şeyi her yerde ekmeyecek. Ekince, bir yıl patates moda oluyor, herkes patates ekiyor, hop patates fiyatları iyece dibe vuruyor, herkes zararda. Hadi devlet nerede, gelsin desteklesin. Bunun yerine, iklim şartlarına, coğrafi şartlara bağlı olarak 170 havza belirlenecek, bu havzalarda hangi ürünlerin hangi dönemlerde ekileceğinin kararı verilecek ve buna göre hem ürün para edecek, eken de mutlu olacak, hem de ülkeye katma değer sağlayacak.

Hayvancılıkta eksiğimizi, açığımızı ithal ederek değil, damızlık üzerinden kendi hayvan varlığımızı artıracağız. Bunlar da tabi bir zaman alacak işler.

Destekler var, tarımda 12-13 milyar en az desteğimiz var. Ama bu destekleri sor vatandaşa, hiç biz bir şey anlamadık, gelmedi, gitmedi diyor. Hem para gidiyor, hem de yerini bulmuyor. Dedik ki, arkadaşlar, bu ne? Baktık ki bir yerde bir yanlış yapıyoruz. O yanlış da şu: Böyle filancaya destek bir ay, öbür ay bilmem ne. Hiç verilenler de bir işe yaramıyor, ufak ufak arada kaybolup gidiyor. Şimdi bütün destekleri öyle kooperatifler filan aracılığıyla falan vermeyeceğiz, kooperatifler aracılığıyla veriyorsun, o da oradan bir parça kendine alıyor. Yok kardeşim ya, zaten ne veriyoruz, doğrudan sahibine vereceğiz. Yapacak bir şey yok Bendevi Bey, vatandaş öyle istiyoruz. Vereceğiz, adam alacak desteğini ama, şöyle yapacağız: İki sefer vereceğiz. Bir ekim zamanı, bir de biçim zamanı. Bütün destekleri biriktirip iki kalemde vereceğiz, hiç değilse bir işine yarasın. Çünkü ciddi bir para veriyoruz, ama maalesef beklenen sonucu alamıyoruz.

Kamuda tasarruf için çok önemli kararlar aldık, bunları da uygulamaya koyacağız. Kamunun masraflarını ne kadar azaltırsak, oradan artacak paraları daha fazla ekonomiye kaynak olarak, yatırıma kaynak olarak aktarmış olacağız.

Kamu maliyesindeki sıkı duruşumuzu sürdüreceğiz. Bütçe açığı yüzde 11 civarında öyle mi?..

BİR KATILIMCI- …

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 2002’deydi, şimdi 1.3, belki 1.5 olur belli olmaz, çünkü beklenmedik şeyler oldu.

BİR KATILIMCI- …

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Olmaz diyorsun. Olabilir de, bir şey değil. Yüzde 11 nere, 1.3 olmuş, 1.5 olmuş, ne olacak? Varsın olsun. Büyüyen ekonomide bütçe açığından korkma, yeter ki öngörülebilir bir büyüme olsun, çarçur etme parayı. Nereye verdik? Yatırıma verdik, ekonomiye verdik. Lüks tüketime verirsen o zaman o bütçe açığının kalitesi yok demektir. Onu niçin verimli alanlarda açılalım, ama yüzme bilmiyorsak fazla da açılmayalım, o da ayrı mesele.

Peki, bu Avrupalılar, gelişmiş ekonomiler bu kadar açık, bu kadar borçla caka satıyorlar. Niye biz böyle binde 1 filan değişince keyfimiz kaçıyor, kimyamız bozuluyor; bunun cevabını buldunuz mu? Yani şimdi bakın, OECD’de yüzde 100 borç değil mi, yüzde 90 küsur? Bazı ülkelerin yüzde 200’en fazla borcu var, Japonya dünyanın en fazla borçlu ülkesi, Amerika öyle, diğerleri öyle, fakat adaların keyfi yerinde. Bizde ne? Yüzde 32. Nereden geldi? Yüzde 76’dan. Bu kadar iyi duruma geldik, hala emin değiliz; niye? Bunun cevabını bankacılar verecek. Ülkemize güvenelim arkadaşlar, kendi kaynaklarımıza güvenelim, güvenmiyorsunuz demiyorum, daha fazla güvenin, Hükümetinize güvenin, sonuna kadar arkanızdayız, durmak yok, yola devam. Biliyoruz ki siz ürettikçe, siz Türkiye’ye değer kattıkça biz rahat edeceğiz, siyaset rahatlayacak, onun için desteklemeye devam edeceğiz. Doğru işlerde, doğru kararlarda hep yanınızda olacağız, ama işinize de burnumuzu sokmayacağız, kendiniz hesap edeceksiniz, yapacaksınız. Biz sadece bir ufuk çiziyoruz, bir istikamet veriyoruz, bir hedef koyuyoruz, o hedefin detaylarını siz çalışacaksınız, elbirliğiyle gerçekleştirmek için gayret edeceğiz, yapacağımız bu. Hepimizin alanı belli, sorumluluk sizde.

Eğitimde yakında okullar açılacak, inşallah 17 milyon yavrumuz ders başı yapacak. Çocuklarımıza Allah zihin açıklığı versin, başarılar diliyoruz.

Bayram yaklaşıyor, Ramazan’da olduğu gibi bu bayram da 9 güne çıktı, iç turizm bayağı hareketlendi. Turizme kötü başladık, ancak Rusya’yla arayı düzeltince bir iyileşme var şu anda 14 milyona geldik ilk 6 ay, önceki sene 19 milyon falandı, yine zayıf, ama gittikçe iyileşiyor, önümüzdeki aylarda daha iyi olacak, 2017 çok daha iyi olacak, bunun tedbirlerini de şimdiden alıyoruz.

Türkiye bütün bu zorluklara rağmen 3 milyon mülteciyi 5 yıldır besliyoruz, onlar bizim misafirimiz, hatta geçici kimlik kartı verdik, iş hayatına katılımlarını sağladık, sağlık hizmeti veriyoruz, eğitim hizmeti veriyoruz. Avrupa bir 3 milyar lira para verecek, burnumuzdan getiriyor. Bu ne biçim iş be kardeşim ya? Biz harcamışız 15 milyar dolar, bütün dünyanın verdiği şu ana kadar 515 milyon dolar. Ondan sonra da efendim, bize işte 3 tane mülteci gönderin, işte üniversite mezunu olsun, yaşı 30’u geçmesin, mali problemi olmasın, başkasının desteğine ihtiyaç duymasın; bu ne kepazelik ya.  Ya böyle yük paylaşımı olur mu kardeşim ya? Konuştular mı, Allah, mangalda kül bırakmıyorlar. Hadi uygulama… Biz şükredelim, bak Avrupa’daki bürokrasi, Avrupa’daki mevzuat bize 10 basar, ciddi söylüyorum. Bir fon ayıracaklar, Allah, o daire, bu daire, o müdürlük, bu müdürlük dolaş dolaş, 3 sene sonra konuşmaya başlıyorsun, yavaş yavaş olacak gibi bir hisse kapılıyorsun.

Evet, bu terörle mücadele işinde de aynı zamanda uyuşturucuyla da mücadele ediyoruz. Geçen Diyarbakır-Siirt-Batman üçgeninde yakalanan, elde edilen şeylere bakıyorum, 70 milyon Hint keneviri, 40 ton esrar, uyuşturucu, parasal değeri 4 milyar lira. Avrupalılar bu terörist gruplara çok öyle müsamaha gösteriyorlar ya, aslında en büyük tehlike bu terör gruplarının onlara. Niye? Uyuşturucular oralara gidiyor, Avrupa’daki gençleri zehirliyor, canlı bomba olarak onlara dönüyor. Onun için bu mücadeleyi biz sadece kendi ülkemizin güvenliği, geleceği için yapmıyoruz, Avrupa’nın da güvenliği için yapıyoruz. O yüzden Suriye’de olsun, Irak’ta olsun terörle mücadelede dostlarımızın artık uyanmasını bekliyoruz, ikircikli davranışlardan vazgeçmesini bekliyoruz.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra olağanüstü hal ve birçok devlette yeniden yapılanma, reformlar da birer birer devreye giriyor. Jandarmanın İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, Sahil Güvenlik’in yine İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, Silahlı Kuvvetler’de çok kapsamlı bir reform yapıldı. Bu zaten yıllardan beri Silahlı Kuvvetler’in yapmaya çalıştığı, üzerinde çalıştığı bir projeydi ve nihayet gerçekleşti. Bu reformlarla silahlı kuvvetler daha çok harekat, harbe hazırlık, asli konularına vakit ayıracaklar, daha dinamik bir yapıya kavuşmuş olacaklar, diğer tali işler Milli Savunma Bakanlığı’na geçti. Milli Savunma Bakanlığı subay yetiştirecek, astsubay yetiştirecek, fabrikalarda tank, top imal ettirecek, tersanelerde gemi yaptıracak, fabrikalarda tüfek, fişek neyse, bu tip işleri halledecek, askerler de harbe hazırlık, caydırıcılık, vatan savunması gibi konulara kafa yoracaklar ve böylece gelişmiş ordulardaki bir yapıyı Türkiye de sağlamış olacak.

Bir yandan da tabi muhalefetle işler iyi gidiyor, yani şeytan kulağına kurşun, şu anda birlik, beraberlik iyi. Bazıları bu sistemden çıkmak için gayret ediyorsa da öyle kolay değil. Gelip 7 Ağustos’ta milletin karşına çıktınız, 25 milyona biriz, beraberiz, birlikte Türkiye’yiz dedik, öyle yan çizme yok. Yani oğlum sana diyorum, kızım sen anla hesabı, herkes mesajını alsın. Biz sonuna kadar bu birlik, beraberlik meselesinin arkasındayız, bunu bozan tarafa asla olmayacağız, bozan tarafı da millete şikayet edeceğiz. Ne var kardeşim? Siyasetimizi gidelim seçim zamanı meydanda yapalım, memleketin işlerinde niye ayrı gayrı düşünüyoruz? Oturalım anayasayı da yapalım, kanunları da çıkartalım.

Bakın önerilerini alıyoruz, gereğini de yapıyoruz. Haklı bir talep varsa, makul bir şey varsa tabi ki değerlendireceğiz. Hadi biz iktidarız kardeşim, muhalefeti hiç takmayız diye bir şey yok. Demokrasi uzlaşmak demek, demokrasi demek birlikte iş yapmak demek, biz de bunun gayreti içerisinde olacağız. Bu konuda ülkemizin geleceği, milletimizin menfaati her şeyin üzerindedir. Eğer siyaset millete hizmete bir araç ise anlamı var, yoksa ne yapayım ben siyaseti. Arkasında köprü yoksa, yol yoksa, fabrika yoksa, sağlık hizmeti yoksa, eğitim yoksa, kalkınma yoksa, büyüme yoksa, ne olacak siyaset? Olmaz olsun böyle siyaset. Bu anlayışla çalıştık, bu anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Millete sözümüz budur, işimiz hizmet, gücümüz millet, bu kadar.

Bunu da söyledik, başka ne kaldı?

Şimdi gelelim tekrar şu yazılanlara, bakalım ne diyor.

İş dünyasının değerli temsilcileri… Vakti tasarruflu kullanmak için hızlı geçiyorum.

Hükümet olarak iş dünyasının önündeki engelleri kaldırmaya devam ediyoruz. Türkiye’nin cazibesini arttıracak, yatırım ortamını iyileştirecek adımları atıyoruz, bunları söyledik. Yatırımları daha da artırmak için Kalkınma Bankası’nı canlandırıyoruz, sermayesini artırmaya karar verdik, rolünü, etkinliğini artırıyoruz. İhracatçımızın finansa erişimini kolaylaştırmak için Eximbank’ı da aynı şekilde güçlendiriyoruz. Ey bankacılar, yalnız değilsiniz, ya işinizi güzel yapın yahut da kardeşleriniz geliyor.

Turkuaz Kart, karekodlu çek gümrükte tek pencere ihracatçılara yeşil pasaport uygulaması başlattık. İhracat yapıyorsunuz vize problemi var başka ülkelere falan biz size özel pasaport vereceğiz onunla rahat seyahat edeceksiniz. İflas ertelemeyi söyledik, şirket kuruluşunu çok basitleştiriyoruz, ama şirket kapatmak o kadar kolay değil. Biraz kolaylık yaptık, ama şirket kapatması istemiyoruz yani şirketler kapanmasın hep açılsın. Bir yandan da Türkiye’de tasarruf oranını artırmak atıl kaynakları değerlendirmek için bireysel emekliliği otomatik hale getiriyoruz, yani ben çıkacağım deyince çıkıyorsunuz. Çalışan doğrudan bireysel emekliliğe tabi oluyor işe girdiği andan itibaren, paranın tamamını da kendi ödemiyor. Bir kısmını o ödüyor, bir kısmı yüzde 25 mi katkı sağlıyor? Yüzde 25 ödeyeceği bireysel emeklilik priminin yüzde 25’i devletten. Katkı yani katkı veriyoruz. 100 lira ödeyecekse 75’ni kendi ödüyor 25’de biz ödüyoruz. Daha sonra birikiyor, birikiyor iyi bir para oluyor ondan sonra. Bu şekilde 10 yılda 90 milyarlık bir ilave tasarruf oluşacağın öngörüyoruz. Varlık fonu, Türkiye varlık fonu geliyor bankacıların işini kolaylaştırmak için. Bu da önemli bir karar Türkiye varlık fonu özellikle büyük yatırımların gecikmeden yapılması ve yatırıma genel bütçeden kaynak ayrılmasının mümkün olmadığı hallerde Türkiye varlık fonu buraya kaynak temin edecek. Hatta yurt dışında, yurt içinde büyük projelere diyelim yap-işlet-devlet projesi. Yani şimdi dün Çanakkale 1915 köprüsünün YPK kararını imzaladık süreç başladı hayırlı olsun. Bir incide bir gerdanlıkta Çanakkale’ye yapıyoruz. Bu köprünün bir özelliği var, iki kule arasındaki açıklık 2023 metre, dünyadaki iki kule arasındaki açıklığı en fazla olan köprü, Türkiye bir süreden beri enlerle iş yapıyor. En geniş asma köprü Yavuz Sultan Selim. Kule yüksekliği en fazla olan köprü Yavuz Sultan Selim. Üzerinden demir yolu geçen en geniş asma köprü Yavuz Sultan Selim. Dünyanın dördüncü büyük köprüsü Osman Gazi İzmit. Gebze’yle Yalova arasında. Yani bunlar bir zamanlar hayaldi,  50 senedir konuşulan projeler bunlar. Eskiden bu projeleri yabancılar yapardı biz yanında taşeronluk yapardık. Şimdi bizi firmalarımız yapıyor yabancılar onlara destek veriyor, alt yüklenicilik yapıyor bunu görelim. Ülkemizin kabiliyetlerini, nereden nereye geldiğini görelim.

Dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz bu bir fiyaka olsun diye değil, bu bir ihtiyaç. Neden ihtiyaç? Biz 2003’de geldiğimizde hava yolu Türkiye’de topu topu 8 milyon vatandaş uçağa biniyor. Onlarda birbiriyle akraba olmuş, herkes birbirini tanıyor çünkü uçakta başka kimse binemediği için. Merhaba Ahmet Bey, nasılsınız Fatma Hanım? Sabah biniyorlar akşam beraber dönüyorlar. Ama şimdi öyle değil şimdi 86 milyon vatandaş biniyor uçağa sadece iç hatlarda, bir o kadar da dış hatlarda. Biz geldiğimizde iktidara 1 milyon transfer yolcu var, şimdi 30 milyon transfer yolcu var Türkiye’de. Türkiye bir uğrak yeri haline geldi. Doğu’dan Batı’ya, Batı’dan Doğuya, Kuzey’den Güney’e, Güney’den Kuzey’e gidenler Türkiye’de buluşuyor. Yani havacılığın merkezi Batı’dan Doğu’ya doğru gidiyor. 70’li yıllarda Amerika, 80 yıllarda Batı Avrupa, 90’lı yıllarda Orta Avrupa, şimdi Türkiye. Biz bunu gördük onun için dünyanın en büyük havalimanını yaptık, yapmaya karar verdik. 150 milyon yolcu niye bunu da bütçeyle yapsaydık bir 50 sene konuşurduk. Teklif edilir iz ödeneği konur, para yok, bir dahaki sene bir iz ödeneği daha 10 sene böyle. 10 sene de projesi hazırlanır. Diğer 5 sene de DPT bu yapılır mı, yapılmaz mı? Yapılırsa ne olur, yapılmazsa ne olur? Bunu konuşur. Bir nesil geçer ondan sonra atı alan Üsküdar’ı da geçer, biz de böyle bakakalırız. Bak bir bu proje bankacılar bu işi çok iyi bir bu projeyi ben şöyle tanımlıyorum: Bir çukur verdim çukur delik deşik bir arazi. Adama dedi ki, sen buraya bir 30 katrilyonluk yatırım yap kardeşim. Ee bir bize de 80 katrilyonluk para ver 25 yıl bitirdikten sonra işletmek için evet etti 110 katrilyon. Ya sen iyi adamsın 25 sene sonra havaalanını da bize geri ver. Adamlar peki dedi, biz de verdik bunda ne yanlış var, yanlış iş var mı? Bak bittiği zaman her yıl 1 milyar 50 milyon euro tıkır tıkır parayı alacağız onu da Türkiye Varlık Fonunun kasasına koyacağız, sonra bankacılar naz yapsın hiç umurumuza gelmez. Bankacılara biraz fazla yüklendik bugün herhalde.

Şimdi esnafın beklediği bir konu var taşınırların da teminat gösterilmesi, bunun kanunu da Meclis’te. Yani şimdi öyle altından su geçen, hava geçen şeyleri teminat almam diye bir şey yok. Adamın buğdayı mı var? Buğday da teminat kardeşim. Torna tezgahı mı var? O da teminat. Pahalı bir kol saati mi var? O da teminat. Bütün bunları teminat olarak alacaksınız. Neyse senin kol saatin yok. Efendim altyapı yatırımları birer birer devreye giriyor bakın Haziran’da köprüyü açtık Osman Gazi. Ağustos’ta Yavuz Sultan Selim’i açtık. 20 Aralık’ta dünyanın denizin altından geçen en derin tünelini açıyoruz. Sarayburnu Yenikapı arası, pardon Yenikapı’dan Haydarpaşa’ya 5,5 kilometre. Kaç dakika tahminen? Hızlı gidenler 3 dakikada, normal gidenler yaşlılar benim gibi 5 dakikada. Nereden? Yenikapı’dan ta Karacaahmet’e geçmiş olacaksın. Oradan dön yanlış anlamayın. Karacaahmet deyince niye öyle anladınız? Yani adres tarif ediyoruz. Numune Hastanesi biraz daha az, ama sağ salim geçmenizi istiyoruz öyle şey yok. Yani bu da mesela bir yap-işlet-devret projesidir. Geçiş kaç para? 3 dolar mı ne galiba, 10 liraya falan geçecek. Yenikapı’dan döneceksin Sirkeci’ye, oradan Eminönü, oradan Salıpazarı, Beşiktaş, efendim Yıldız köprü, karşıya geç Bağlarbaşı, ondan sonra Hasanpaşa, Kadıköy 3 saat bilemedin hadi diyelim trafik zayıfken 1 saatte gidersin, şimdi 3-5 dakikada geçeceksin. Bu projeler vizyon ister, bu projeleri yapmak vizyon ister vizyon ülkeye güvenirseniz bunları yaparsınız. Biz söylerken bunu hayal bu efendim bu olmaz. Bu kadar derinden nasıl bu tünel geçecek, işte burası deprem bölgesi bilmem ne. Marmaray’a da böyle diyordunuz. Kardeşim dedim siz ne konuşuyorsunuz? Fatih gemileri karadan denize indirdi mi? Ne zaman? 1453’te. Yıl kaç? 2000-2015-2016. Onun torunları Tayyip Erdoğan adamları denizin altından trenleri, arabaları geçirmiş çok mudur? Yapmayın be kardeşim ya.

Tabi ki artık teknoloji gelişti, her türlü imkan var. Özgüven önemli arkadaşlar özgüven. Özgüveniniz kuvvetli olacak, ülkenize güveneceksiniz, geleceğe güveneceksiniz. Yatırıma devam, çalışmaya devam, üretmeye devam, istihdama devam. Dışarıdan gelen dostlarımız var, yabancı misafirleriniz var onlara da şunu söylemek istiyorum: Türkiye’ye yatırım yaparsanız pişman olmazsınız. Bu ülke hiçbir geleni pişman eden bir ülke değildi. 100 yılını, 150 yılını kutlayan burada firmalar var firma ismi vermeyelim. Ama vatandaş onu artık kendi firması gibi görüyor, gözü gibi bakıyor.

Değerli katılımcılar, eski dönemleri sadece bir nostalji olarak hatırlayalım. Bunun ötesinde eski dönemleri fazla kafaya takıp moralimizi bozmayalım, çünkü eski Türkiye artık geride kaldı. Yeni Türkiye hep önüne bakıyor, ileriye bakıyor ve dünyayı avucunuzun içine getiriyor. Bilişim var, bugün dünyada her olay dünyanın neresinde olursa olsun anında yurdun her köşesinde herkesin haberi oluyor. Göreve geldiğimizde Türkiye’nin sadece Ankara’dan idare edilemeyeceği söyledim. Millet iradesini Ankara’ya taşırken devletin verdiği hizmetleri de yurdun her köşesine yaydık geliştirdik, büyüdük. Bugün aynı anda birçok saldırıya maruz kalmamızın arkasındaki en büyük sebep, Türkiye’nin hızını kesmektir arkadaşlar. Türkiye çok fazla gelişmesin, Türkiye bizim izin verdiğimiz kadar yol alsın. Türkiye edilgen bir ülke olsun. Bölgesel konularda, küresel konularda görüş ortaya koyan, çözümler öneren, inisiyatif alan bir ülke olmasın kavga budur. Bizim kimseyle alıp veremeyeceğimiz bir şey yok. Bizim derdimiz, bölgede huzurun, bölgede huzurun, barışın devam etmesidir. Suriye’de 500 bin insan rekabet uğruna yok oldu gitti, 15 milyon insan evini barkını terk etti buna hakkımız var mı? Ne o? Sen mi olacaksın burada, ben mi olacağım? Bırakın bu kavgayı, bırakın bu insanları rahat bırakın. Ama Türkiye bu hesapların hiç girmedi, onlara kucak açtık, evimizi paylaştık, aşımızı paylaştık. Biz bize yakışını yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Lafı uzattığımın farkındayım burada toparlayalım, işi bırakalım herhalde sorgu sualde var, gerisine de orada devam ederiz.

Ben bir kez daha böylesine memleketimizin ekonomisinin, geleceğinin imkan ve kabiliyetlerinin tartışıldığı bu toplantıyı tertip eden Bloomberg HT ve Ciner Grubuna çok teşekkür ediyorum. Bütün katılımcılara saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.