Basbakan Yildirim’in Türkiye’nin 500 Büyük Hizmet Ihracatçisi Ödül Töreni’ndeki konusmasi
İnşallah iş adamlarımızın, girişimcilerimizin bu azmi, bu kararlılığı, bu heyecanı olduğu müddetçe biz her türlü zorluğun üstesinden geliriz, hiç tereddüdümüz yok. Sizlere güveniyoruz, sizler inanıyoruz, her türlü desteği de her şart altında vermeye davam edeceğiz.
Bizim karşılaştığımız sorunların 10’da biriyle karşılaşan ülkeler havlu atıyorlar, hayat duruyor, ama Türkiye Allah’a şükür zorluklarda pişe pişe, tecrübe kazana kazana hem ayakta kalmaya devam ediyor, hem de yere düşen muhtaç, ihtiyaç sahibi milyonlarca insana da sahip çıkıyor; Türkiye’nin farkı da bu.
Değerli iş dünyamızın temsilcileri; Muallim Naci’nin bir lafı var, marifet iltifata tabidir, alıcısı olmayan mal zayidir. Onun için, marifet sizde, iltifat da bize ait. Ülkemize taş üstüne taş koyan, iş üstüne iş yapan, emek, akıl teri, alın teri dökerek ülkemizin muasır medeniyetler yürüyüşüne omuz veren siz ihracatçılarımıza çok teşekkür ediyoruz.
Zor şartlarda bile, etrafımızdaki sorunlara rağmen, pazar daralmasına rağmen, küresel ticaretin de büyümesinin azalmasına rağmen büyük iş başarıyorsunuz, bir mucize gerçekleştiriyorsunuz. Hani iltifat ediyoruz diyeceğiz ya, bu iltifat değil, gerçekleşen bir şeyden bahsediyoruz. Bu sene bütün her şeye rağmen miktar olarak artmamız var, parasal olarak da az da olsa artmamız olacak, öyle öngörüyoruz, ama 2017 bundan daha güzel olacak, hiç karamsar olmaya lüzum yok. Bunlar Türkiye’nin aydınlık geleceğinin sancılarıdır, doğum öncesi sancı gibidir, 2017’de Türkiye bambaşka bir konumda olacak, hem bölgesinde, hem dünyada hak ettiği yeri tam anlamıyla almış olacak.
Bugün Türkiye’nin güneyinde bir savaş var, güney sınırlarımız boyunca büyük tehditler altındayız. Bu tehditleri bertaraf etmek, insanımızın mal ve can güvenliğini korumak için sadece topraklarımızda mücadele etmek yetmiyor, dışarıdan gelen lojistik destekleri de kesmemiz lazım, onun için Fırat Kalkanını yapıyoruz, hala bunu anlamayanlar olduğunu görüyoruz. Kilis’e, Gaziantep’e o roketler, füzeler düştüğü zaman, oradaki masum insanların hayatı karardığı zaman ne diyeceğiz biz insanlarımıza? Onun cevabını, o bombaları, o füzeleri atanları bulunduğu yerde etkisiz hale getirerek söyleyeceğiz, onun için yapıyoruz. Bizim topraklarımız bize yeter de artar bile, kimsenin toprağında gözümüz yok, ama insanımızın hayatı, insanımızın mal ve can güvenliği bizim için her şeyin üzerindedir. Türkiye bugün bunu kendi sınırları içerisinde de başaracak, sınırları dışında da kontrol altına alacak bir güce sahiptir, yaptığımız budur.
Bakın, bütün dünya Halep’i seyretti, orada da Türkiye vardı, oradan 45 milyon insanı ateşin içinden alıp hayata kazandıran yine Türkiye oldu. Ülkemizin gücünü hafife almayalım, küçümsemeyelim.
Bütün bunlar gelip geçici şeyler. Biz diyoruz ki, dünya bölgesel ve küresel sorunlara karşı sorumlulukta adil olsun, külfetleri bizim üzerimize, nimetleri de kendi hanesine yazmasın. Herkes sırtımızı sıvazlıyor, ya Türkiye insanlığa ders veriyor, şu kadar mülteciye ev sahipliği yapıyor. Tamam, yapıyoruz da siz ne yapıyorsunuz, siz ne yaptığınızdan haber verin. Şuradaki sorunları çözmek için fedakarlık yapıyor musunuz, elinizi taşın altına koyuyor musunuz? Bırakın rekabeti, gelin insanları kurtaralım, insanlığı öldürmeyelim, biz bunu diyoruz ve bu noktaya geliyorlar. Bu noktaya da gelindiğini görmekten, doğru bir iş yaptığımızı daha iyi anlıyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz.
Değerli dostlar, tabi Türkiye, ben, Ekonomi Bakanımız, bakanlarımız, siz, Türkiye’nin ekonomisini üreterek, üreterek satarak, milyonlarca insanımıza iş, aş vererek zaten ortaya koydunuz. Bunları size anlatacak değilim. Türkiye’nin 14 yılda neleri başardığını da anlatmaya lüzum yok. Ama geçmişteki başarılarımız bizim için geleceği öngörmemizi engellemesin. Türkiye’nin geldiği yer, gideceği yere göre çok daha kısa, önümüzde daha çok mesafe var, daha çok yapmamız gereken iş var. Türkiye’nin kaynakları bugün geldiğimizin iki katını rahatlıkla yapacak kapasiteye sahip, bunu biliyoruz. İnsan kapasitemiz buna müsait, coğrafyamız buna müsait, firmalarımızın kabiliyetleri buna müsait.
İşte bakıyoruz, bir genç bilişimci bir oyun yazmış, 200’den fazla ülkeye bunu satmış. Daha bunun ötesi var, Almanya’da yaşayan bir Giresunlu delikanlı var, o dünyadaki bu oyunların liste başı olanını o yapıyor, Türkiye’de gelip yatırım yapacak, öngördüğü yatırım da 500 milyon dolar. Anlattıklarını benim havsalam zor alıyor, anlamıyor, başka bir dünya anlatıyor. Ama düşünce, geleceğin böyle olacağını anlamak çok zor değil.
Sağlıkta; sağlıkta biz hakikaten küresel anlamda her ülkenin bir anlamda gıptayla baktığı, örnek alacağı bir dönüşümü gerçekleştirdik, altyapıda, ulaşımda, bakın Avrasya Tüneli. Dünyada kriz var. Şimdi karşıdan gelenlere soralım, ne kadar tuttu? Yarım saat sürmez buraya gelmek. Normal şartlarda gelemezsiniz, ama Boğaz’ın 106 metre altından tüneli yaparsanız gelir. Biz bunu dünyada yaprak kıpırdamadığı, yatırımların durduğu bir dönemde yaptık, hem de devletin kasasından para harcamadan yaptık. Şu anda daha 7 ile 9 arasında tek şerit çalışıyor, 30 bin olmuş, 60 bin oldu mu garanti bitiyor, üstünü de paylaşacağız değil mi Erdem? Mızıkçılık yok. Yukarı çıktı mı farkını paylaşıyoruz. Ne güzel iş, işi yaptır, üstüne de para kazan. Bunu siz daha iyi bilirsiniz, bizim anlatmamıza lüzum yok.
Onun için değerli ihracatçılar, bir de şu iş, hizmet işi akıl işi. Burada ithalat yok, bütün hepsi kemiksiz para, malzeme de yok, akılla. Turizm öyle, taşımacılık öyle, bilişim öyle, insan akıl teriyle para kazanma işte bu, bunu daha fazla artırmamız lazım, gelişmenin yolu bu. Ha, bu şu demek değildir: Tarımı bırakalım, sanayiyi bırakalım, üretimi, onlarda zaten bir noktaya geldik, onun önü açık. Sanayicilik bir sevda işidir, para kazanma işi değildir. Sanayicileri bilirim, ben de yaptım kısmen, ne kazandığınıza bakmazsanız, neyi başarıp başaramadığınızı bakarsınız. Hasta olursunuz, kafanızı takarsınız bir işe, yapıncaya kadar iflah olmazsınız, başardığınız zaman ne kazandığınızı hiç düşünmezsiniz, ben bunu başardım derseniz; onun verdiği mutluluğu hiçbir şey vermez. Ama akıl, gelişen dünyada akıl şu anda birçok şeyin üzerinde gidiyor. Sermaye, dışarıdan kaynak ihtiyacı yok, tamamen insan zekasının, insan aklının, becerisinin ürünü. Zaten en büyük kaynak insandır. Diğer kaynakların bir sonu var, geliyor, azalıyor, tükeniyor gidiyor, biraz da tembelliğe itiyor.
Şimdi bakın, doğal kaynakları çok fazla olan ülkeler öyle işlerini düzene koymuş değil, sorunları var, korkuyorlar, petrol fiyatı iyi, düşerse ne yapacağız? Onun için bazen imkansızlıklar başarıyı hazırlar. Türkiye de mukayeseli üstünlüğü var, mutlak üstünlüğü yok, doğalgazı yok, fosil yakıtlar yok, ama mukayeseli üstünlüğü, girişimci, dinamik, genç insan kaynağıdır.
İki; bulunduğu bölgedir, bu bölge tehditleriyle de, fırsatlarıyla da dünyanın en önemli bölgesidir. Dünyada dengeler değişirken, doğudan batıya doğru zenginlik kayarken buradan geçiyor, şimdi batıdan doğuya doğru tekrar İpekyolu, ahir zamanda tersine döndü göçler, yine Türkiye’den geçiyor. Biz onun için dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz, boşu boşuna değil bu karar.
Biz bu projeleri yaparken, hava yolu halkın yolu olacak derken kıs kıs gülüyorlardı. Biz dünyanın en büyük havalimanını yapacağız derken yine aynı şeyi söylüyorlardı, sokağa çıkıp havaalanını yapmayın diyorlardı. Ya kardeşim, onu diyeceğine de ki, şu Brezilya’daki, Venezüella’dakiler gibi de para çarçur etmeyin, yol yapın, havaalanı yapın diyeceklerini beklerken, bizimkiler köprü yapmayın, yol yapmayın, havaalanı yapmayın. Allah Allah, kim verdi size bu aklı? Bunlar bizim geleceğimiz. Biz 2023 hedeflerini şimdiden inşa ettik. Pazartesi Ilgaz Tünellerini açıyoruz. O Ilgaz Dağı’nı kışın geçemezsiniz, şimdi gireceksiniz, 3-5 dakika içerisinde Kastamonu’ya iniyorsunuz. İnsanı yüceltmek bu, insanı yaşatmak bu. İnsanların yaşamını kolaylaştırmak, yaşam kalitesini artırmak için gece-gündüz çalışıyoruz. Daha dün İzmir’de iki tane muazzam tesisin açılışını yaptık Cumhurbaşkanımızla beraber. Bu kadar işi gürültü patırtı yapıyoruz, bir kaşık suda bazen fırtına kopuyor, sanki memlekette fırtına kopuyor. Kendi kendimize zor işleri başarıyoruz, ama bazı işlerin algı yönetiminde maalesef kaybediyoruz.
Bak, Türkiye’nin gerçeğiyle algısı arasında fark var, bunu içerideki iyi biliyor, ama dışarıdan gelenler de geldikten sonra söylüyor. Demek ki ne yapmamız lazım? Yurt dışında Türkiye’nin algısını düzeltmeye yönelik çalışmaya daha fazla ihtiyaç var, bunu da tek başına bizden beklemeyin. Bizim söylediklerimizi zaten ıskonto yaparak dikkate alıyorlar, çünkü bunlar hükümetin mensupları, bunlar kafalarına göre söylüyorlar. Bunun için sizin özellikle muhataplarınıza değerli arkadaşlar, anlatacaksınız, Türkiye’yi anlatacaksınız, Türkiye’deki olanları, doğru bilinenleri anlatacaksınız, doğruları anlatacaksınız, doğru olup da yanlış anlaşılanlar neyse bunları anlatacaksınız.
Şu Mayıs ayından bu tarafa yaşadıklarımızı bir başka ülke yaşasaydı ne hale gelirdi düşünün bakalım. İkinci Kurtuluş Savaşını verdik, 15 Temmuz gecesi ülkemizi kurtardık, millet olarak kurtardık. Cumhurbaşkanımız başımızda dirayetli duruşuyla, Hükümetimizin kararlılığıyla, milletin kenetlenmesiyle, medyasıyla, basınıyla, siyasi partileriyle hep beraber olduk, dünyada bir ilki başardık, silahlı güçlere karşı silahsız vatandaşın direnişiyle darbeye darbe vurduk, büyük iş başardık. Bunlar geride kaldı, ufak tefek işlerle birbirimizi yoruyoruz.
İnşallah şimdi bu anayasa değişikliğini de tamamlarsak Türkiye istikrar ve güven içerisinde bundan sonra yoluna kararlılıkla devam edecek. 1960’dan bu tarafa 45 tane hükümet değişmiş arkadaşlar; 16 ay. 16 ayda bir hükümet ne yapabilir söyleyin bana? Bakanlar tebrikleri kabul eder, brifingleri alır, ondan sonra valizini toplar; hizmet nerede? Ama 14 yılda biz 1 Türkiye’yi 3 Türkiye yaptıysak, bunun arkasında güven ve istikrar yatıyor; bunu kalıcı hale getirmemiz lazım, kimin geleceği önemli değil. İstikrar ve güven sürekli olsaydı, her 10 yılda kazandığımızı bir sonraki 10 yılda kaybetmezdik. Ne oluyor? Mehter gibi, iki ileri, bir geri. Tamam, eski dönemde fetih yaparken bu lazım, yorulmadan gitmek lazım ama, şimdi zamanı, açığı kapatmamız lazım, şimdi vals ederek gitmemiz lazım, hızlı gitmemiz lazım. Vals mı diyorlar ona?
Evet değerli arkadaşlar; Şimdi Türkiye bankaları Avrupa Birliği’ne girdi, öyle mi? Avrupa Komisyonu karar aldı, Türk bankaları, bütün bankacılık düzenleme, denetleme kuralları vesaire, bunda her şeyiyle uygun, onayladı, imzaladı, Resmi Gazete’de yayınlandı; bu güzel bir gelişme. Bununla da kalmadı, Avrupa Birliği Gümrük Birliğini güncellemek için yetki istedi komisyon. Bu da Hükümetimizin, işte Ekonomi Bakanımızın koordinasyonunda Gümrük Ticaret Bakanımızla birlikte çalıştıkları bir mesele, burada da önemli bir noktaya geldik. Detaylarını anlattı, bu müzakerelerden ne kazanacağımız ortada.
Biz bundan sonra arkadaşlar, satarken azimli, alırken nazlı olacağız, prensimiz bu. Gideceksiniz, satmak için her yere gideceksiniz, her kapıyı çalacaksınız, pazarımızı çeşitlendirmemiz lazım.
Evet, ikaz geldi, diğer programa gidecekmişiz.
Peki arkadaşlar, hayırlı olsun, teşekkür ediyoruz.
Aniden kalkış gibi oldu ama, ne yapalım. Siz de zaten saatlerdir buradasınız, bir de geç geldik, onun için uzun etmeyelim.
Nice güzel başarılar bizi bekliyor. Hiç moralinizi bozmayın, önümüzde çok güzel fırsatlar var. Bakın 110 bin öğrenci Türkiye’de geliyor okuyor… Nereye gidiyorsunuz? Daha yeni başladık. 110 bin öğrenci, Türkiye’nin kapasitesi daha fazlası, 400 bin öğrenci rahatlıkta okutacak, Nabi Hocam 500 bin diyor, 500 bin öğrenci rahatlık buraya gelir. Burada bile yeterince pazarlama yapamıyoruz, tanıtamıyoruz, bu kadar üniversitemiz var, bu kadar imkanımız var. Bazı ülkeler var bir şeyi yok, kaynağı yok, ama bir efsane tutturmuş, bir şeyle, sadece bir Eyfel Kulesiyle, bir Venedik’le, bilmem neyle işi götürüyor. Bu kadar imkanımız, bu kadar kaynağımız var, bunları, bu imkanları değerlendirmek, buna yoğunlaşmak varken, biz birbirimizle meşgul oluyoruz, enerjimizi maalesef verimli kullanamıyoruz. Bu terörü bizim başımıza sarmaya çalışıyorlar ki bizi meşgul etsinler.
Türkiye bugünlerde bir beka mücadelesi veriyor arkadaşlar, hafife almayalım ve bu terörü biz gündemimizin alt sıralarına indirmezsek bütün bu konuştuklarımız fazla anlam ifade etmez. Onun için canla, başla çalışıyoruz, iyi de mesafe aldık. Şu anda geldiğimiz noktada artık terör örgütü gözünü karartmış, asimetrik, kural dışı, sivil, asker demeden intihar eylemleriyle, fedai eylemleriyle hayatiyetini sürdürmeye, ses getirmeye çalışıyor. Ama bunların da üstesinden geleceğiz, bu mücadele devam edecek.
2017’de Eximbank’ın sermayesi arttı, daha çok destek var. Yani bir önceki sene yaptığı işin üstüne ne kadar fazla koyarsa, o kadar daha fazla destek alacak. Kalkınma Bankasının aynı zamanda sermayesini artırdık. 23 ilimizi ilgilendiren cazibe merkezlerine yönelik yaptığımız teşviklerin daha açıklanmadan 8 milyar tutarında müracaat var. Vatandaş yatırım yapmak istiyor, vatandaş iş yapmak istiyor, ama bir sorumuz var, zaman ekonomisini yönetemiyoruz, zaman. Bürokraside zamanın parasal karşılığı yok. Ben acele edelim arkadaşlar diyorum, bazı bürokrat arkadaşlar, efendim, acelemiz ne, vaktimiz var. Onun kafasındaki vakit emekli olacağı yıl, benim kafamdaki vakit de bir dahaki seçim, böyle bir faz farkı var. Ama bunların hepsini aşacağız, inşallah daha güzel günlere geleceğiz.
Ben bir kez daha alın teriyle, akıl teriyle ülkenin kalkınması için, ülkenin refahı için, insanımıza aş, iş temin etmek için binbir türlü meşakkati göğüsleyerek iş yapan, ülkemizi dünyanın her tarafında tanıtan siz ihracatçılarımıza Hükümetimiz, milletimiz adına şükranlarımı sunuyorum.
Başarılarınız daim olsun, Allah yar ve yardımcımız olsun, Allah’a emanet olun.