Basbakan Yildirim’in TÜSIAD Yüksek Istisare Konseyi Toplanisi‘nda yaptigi konusmanin tam metni
Konsey Toplantısında bugün sizlerle, bakan arkadaşlarımızla beraber birlikte olmaktan memnuniyet duyuyorum ve hepinize en derin sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Sözlerimin başında dün maalesef Adana’da çok milletçe hepimizi üzüntüye boğan bir olay yaşadık. Kız öğrencilerimizin kaldığı bir evde, bir yurtta 11 yavrumuz, 1 eğitici hayatını kaybetti. Çocuklarımızın ailelerine başsağlığı diliyoruz, çocuklarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Milletimiz bilmelidir ki bu ve buna benzer yaşanan olaylar aydınlatılacak ve sorumlular en ağır şekilde hesabını verecektir. Bu konu hem idari olarak, hem adli olarak araştırılmaya, soruşturulmaya başlanmıştır. Ayrıca bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi de bir araştırma komisyonu oluşturmak suretiyle konunun bütün yönleriyle değerlendirilmesi ve bu ve buna benzer yurtlarda alınması gereken tedbirleri etraflıca tespit edecek. Olayın ilk anından itibaren bakanlarımızın, Başbakan yardımcımız üç bakanımızı bölgeye gönderdik, mahallinde gerekli incelemeleri yaptılar, aileleri teker teker ziyaret ettiler, onların acılarını paylaştılar. Ümidimiz ve emelimiz bu ve buna benzer acıları yaşamamak. Ama insanın olduğu yerde hata eksik olmuyor, istediğiniz kadar mükemmel araçlar geliştirin, ne yaparsanız yapın ama insan hatasını ortadan kaldıracak bir makine henüz insanoğlu geliştiremedi.
Değerli dostlar, TÜSİAD 45 yıllık tarihi var gerek başkanlar söyledi kapasitesiyle, iş dünyasındaki temsiliyle Türkiye için, Türk iş dünyası için çok önemli bir sivil toplum teşkilatımız. TÜSİAD camiasını küresel ölçekte varlık gösterip Türkiye’yi hem içeride, hem dışarıda başarıyla temsil ediyor olması, Türkiye’nin adını dünyaya duyuruyor olması hepimiz için şüphesiz bir iftihar vesilesidir. Sizlere özellikle yatırım yaptığınız, ürettiğiniz, vatandaşlarımıza iş kapısı açtığınız için müteşekkiriz. Biz çalışanları, çalıştıranları, fabrikaları hiçbirini birbirinden ayrı tutmuyoruz. Bu fabrikaların bacaları tütmezse, burada çalışanlar olmasa bunu açıp bu çalışma imkanını, fırsatını vermeyen işverenlerimiz olmasa ülkemizde gelecekten de bahsedemeyiz, gelişmeden de bahsedemeyiz, ekonomiden de bahsedemeyiz, toplumsal barış ve kardeşlikten de bahsedemeyiz. Daha önemlisi demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, milli iradeye de bahsedemeyiz. Sizler bir yandan ülkemiz için üretiyorsunuz, ülkemizin gelişmesi, kalkınması için çalışıyorsunuz, bir yandan da halkımızın refahına katkı sağlıyorsunuz.
15 Temmuz’da bir felaket yaşadık, daha doğrusu büyük bir felaketin eşiğinden döndük, alçak bir darbe girişiminde bulundu. Bu darbe girişiminin başarısız olmasının arkasındaki en önemli sebep vatandaşımızın, Türk milletinin demokrasi bilincinin gelişmiş olmasıdır, vesayet anlayışına karşı kafasının net olmasıdır. Hatırlayın, Sayın Cumhurbaşkanımız biz daha ilk saatlerde dedik ki, bu bir darbedir, bu bir kalkışmadır asla buna izin verilmeyecek, demokrasi korunacak vatandaşlarımız müsterih olsun ve milleti meydanlara çağırdık. Milletimiz hiç tereddüt etmeden bayrağını alan herkes meydanlara indi ve tanka, topa, tüfeğe, uçağa göğsünü siper etti bu alçak girişimi bu alçak hain darbe girişimini başarısız kıldı. Bunun için önce bu darbeni def edilmesinde en büyük katkı, en büyük kaynak aziz milletimizdir, Türkiye Cumhuriyetinin 79 milyon vatandaşıdır. Ve aynı zamanda ülkemizin demokrasisini korumak, geleceğini kurtarmak için çağrı yapan ve milleti meydanlara davet eden Cumhurbaşkanımızdır. Bu demokrasi dışı girişime en kararlı şekilde karşı duran milli iradenin temsilcisi Hükümetimizdir. Ve böylece uygar dünyada emsali görülmemiş bir işi başardık. Bunu Avrupalılarda anlayamıyor, Amerikalılarda anlamıyor, anlayamıyor, biz Türk milletini anlayamadık diyorlar. Bir yandan bombalar atılıyor, bir yandan mermiler geliyor, tanklar üzerine geliyor gözünü kırpmadan karşı koyuyorsunuz. Bunun ne anlama geldiğini biz doğrusu uzun süre anlayamadık dediler. Biz de onlara dedik ki, anlayamazsınız, çünkü bu milletin adı Türk milletidir. Türk milleti bağımsızlık bizim karakterimizdir, bayrağına, milletine, ülkesine sahip çıkmak gerektiğinde her şeyi ölüm dahi göze alır. Bu vesileyle gerek 15 Temmuz FETÖ kalkışmasında, gerek ülkenin, milletin bağımsızlık, beka mücadelesinde hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum, gazilerimize hayırlı, uzun ömürler diliyorum.
Değerli dostlar, değerli iş adamlarımız. Gerek Tuncay Bey, gerek Cansen Hanım hakikaten büyük bir samimiyetle ülkemizdeki ekonomideki gelişmeler, dünyadaki yaşadığımız belirsizlikleri anlattılar, ortaya koydular, endişelerini haklı olarak ifade ettiler. Burada hatta Tuncay Bey iki senaryo çizdi birisi kötü senaryo, birisi iyi senaryo. Kötümser olmak için şu günleri eğer baz alırsak, esas alırsak çok sebebimiz olabilir. Ama biraz geniş düşünürsek, uzun vadeli düşünürsek, vizyoner düşünürsek o zaman kötümser olmamız için bir sebep yok. Tedbirlerimizi alırken kötümser düşünelim de, gelecek beklentilerimiz için kötümser olmamıza ihtiyaç yok diye düşünüyorum.
Her şeyden önce özellikle kısa vadeli bir şu yaşadığımız ortamı değerlendirmekte fayda var. Doğru teşhis koyamazsak çözümü de doğru geliştiremeyiz. 8 Kasım’dan sonra ekonomik piyasalarda bir hareketlenme, bir dalgalanma yaşıyoruz, kurlarda oynamalar var. Efendim, ekonomik belirsizlik söylentileri hat safhada. Bunun arka planına baktığımızda özellikle 8 Kasım’daki Amerikan seçimlerinin tahminlerin dışında Cumhuriyetçi adayın kazanması yatıyor. Cumhuriyetçi aday Sayın Trump seçim kampanyasında sürekli Amerika’nın daha çok kendi içine yoğunlaşacağını, dış dünyayla olan ilgilerini azaltacağını hep anlattı. Ne dedi? İşte Çin’le gerekirse ticaret kısıtlamasına gideceğim, göçmenlerin girişine izin vermeyeceğim, Amerika’nın dış dünyadaki faaliyetlerini sonlandıracağım, yani Amerika’nın son 50 yıldır, 60 yıldır ihmal ettiği altyapısını geliştirip, halkının refahını arttıracak çalışmalara daha çok yoğunlaşacağım. Bu bir anlamda burada ifade edilmeye çalışılan küresel bakış açısından daha lokal memleketine yoğunlaşan bir bakış açısı. Amerika’da bu söylem bütün dünyada ekonomi üzerinde bir olumsuz etki yaptı ve dalgalanmalar başladı, Türkiye’de bundan nasibini aldı. Yani şu yaşadığımız 8 Kasım’dan bugüne kadar olayları sadece Türkiye’ye mahsus görürsek bir kere yanlış yapmış oluruz. Bu küresel bir gelişmedir, Türkiye’de bundan nasibini almıştır. Meksika en fazla bir aydaki kaybı Meksika’nın yüzde 10 küsur, bizimki de ikinci sırada geliyor. Bütün ülkelerde para birimlerinde Amerikan Dolarına göre değer kaybı var, tek istisnası var İngiliz parası. İngiliz parası da daha önce Brexit’ten beraber büyük bir değer kaybına uğradı ve dolayısıyla bu dönemde o muhafaza etti değerini.
Şimdi bizim bir ayrışmamız olduğu doğru, doğruları konuşalım. Yani diyelim genel olarak bütün para birimleri yüzde 5, yüzde 6 sapma yaptıysa, bizim ki diyelim onun 2 katı yaptı. Bunu da biliyoruz, bunun sebeplerini de biliyoruz. Unutmayalım, Türkiye geçtiğimiz dört ay içerisinde uçurumun eşiğinden döndü, büyük bir tehlikeden kurtardı 15 Temmuz darbe girişimi. Bakın sadece bir kıyas olsun diye söylüyorum, 60 darbesi öncesi Türkiye’nin kişi başı milli geliri 583 dolar 1959’da, 61’de 194 dolara düşmüş. 80’de 79 sonunda, yani 80 ihtilalinden önce kişi başı milli gelir 1860 dolar, ihtilal olmuş 1195’e düşmüş 1984’te nereden nereye. İhtilaller ülkeyi fakirleştiriyor, ihtilaller kazanımları kaybettiriyor. 15 Temmuz darbesinde biz ciddi bir sarsıntı yaşamadık. Niye? Çünkü darbe başarılı olmadı, olamadı üstüne üstlük de vatandaşlarımız hemen biz bir şey söylemeden ilk gün 2,5 milyar dolar bozdurarak bankalarda bir sıkıntı yaşanmamasını temin etti. Takip eden 15 gün içerisinde de bozdurduğu paralar vatandaşlarımızın 11 milyar doları aştı. Ya öyle güzel bir millete sahibiz ki hem darbeyi önlüyor, hem de ekonomiyi düşünüyor. Ne olur, ne olmaz ele güne karşı geliyor bankalara para bozduruyor, piyasadaki sıkışıklığın önüne geçmeye çalışıyor. Bu da bizim başka ülkelerde olmayan bir hasretimiz, bir avantajımız.
Değerli dostlar, Türkiye bu yaşadığımız olayın benzerini AK Parti iktidarında dört sefer daha yaşadı. 2006’da böyle bir dalgalanma yaşadık para çıkışı oldu atlattık. 2008-2009 küresel krizinde yaşadık atlattık. Gezi olayları sonrası yaşadık yine atlattık. Bunu da atlatacağız, bakın çok emin olarak söylüyorum endişeye gerek yok. Sizin hoşunuza gitsin diye de söylemiyorum, bunun da üstesinden geleceğiz, bunu en iyi siz biliyorsunuz. Türkiye ekonomisi kapalı bir ekonomi değil, küresel ekonominin bir parçası. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde finansal sektörün, iş âleminin dünyayla olan alışverişi devletten daha fazla, kat kat fazla. 200 milyar doların üzerinde sizlerin dünyayla ilişiğiniz var, alışverişiniz var. Eskiden devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti borçlanma yapamıyordu, ama şimdi bizim özel sektörümüz kendi başına işlerini büyütmek, yeni iş alanları açmak, yeni istihdam oluşturmak için 200 milyar doların üzerinde küresel kaynak kullanmış bu muazzam bir şey, bunu görmezden gelemeyiz. Bunu biz en iyi şekilde görüyor ve bunun bu güvenin korunması, devam ettirilmesi için de her türlü tedbiri alıyoruz, bir kere bundan emin olmanız lazım.
Bakın 60 ihtilalinden hemen sonra IMF Türkiye’ye yerleşti. Nereye kadar? Ta 2013 yılına kadar. Yani Türk ekonomisi 1961’den, 2013’e kadar denetlenen bir ekonomiydi. 2013’ten itibaren denetlenen ekonomi olmaktan çıktık kendimiz kendimizi denetleyen bir ekonomi haline geldik.
Şimdi değerli dostlar, şunu bilelim: Bu dalgalanma herhalde 1 ay gibi, 1,5 ay gibi daha devam edecek. Ne zamana kadar? 20 Ocak’a kadar. Yeni seçilmiş Başkanın iş başına geldikten sonra biraz daha öngörülebilirlik artacak ve taşlar yerine oturacak. Seçim kampanyalarında söylenenle sorumluluk omuzlarınıza yüklenince söylemleriniz hiçbir zaman aynı olmaz. Hiçbir ülkede de aynı olmaz. Bu siyasetin gereğidir, siyasetle hakikat her zaman birbiriyle örtüşmez. Bu Türkiye için değil dünya için böyle. Şimdi siz zannediyor musunuz ki Avrupa’daki söylemler bunu söyleyenlerin gerçek fikridir? Elbette değil. Yükselen bir ırkçı ve sağ eğilim var Avrupa’da. Avrupa’da 2017’de 5 ülkede seçim var. Bu ne demektir? Belirsizlik demektir. Bu seçimler oluncaya kadar Avrupa’daki bu çok sesliliği duymaya devam edeceğiz. Bir yandan Avrupa iç siyasetinin ortaya koyduğu belirsizlik ve siyasetçilerin gelecek kaygısı, diğer yandan Amerika’da yaşanan gelişmeler, bir diğeri bölgemizde var olan 5 senedir devam eden karışıklık. Suriye’de, Irak’ta devlet yok, otorite yok, 5 seneyi geçti arkadaşlar, 5 seneyi. 911 kilometre sınırı olan tek ülke Türkiye. Türkiye bu kadar iç ve dış sorunlarla bölücü terör örgütünü, FETÖ terör örgütünü, Rusya’yla olan yaşadığımız sorunları, hepsini biraraya koyun, bu kadar olay başka ülkelerin başına gelseydi aynı anda yerle bir olurdu. Allah’a şükür Türkiye bütün bunların üstesinden gelmeyi başardı. Niye? Çünkü Türkiye’de istikrar var, güven var. Son 14 yılda Türkiye’nin her şeye rağmen 27 çeyrek ardı ardına büyümesinin en temel nedeni istikrardır, güvendir, siyasi güçlü iktidardır. Siz de bunu bildiğiniz için büyüdünüz, açıldınız, yatırım yaptınız. Eğer öngöremeseydiniz bunları yapar mıydınız? Yapmazdınız. Ama hiç kafanız karışmasın, yapmaya devam edin. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak söylüyorum; 2017 çok daha güzel olacak. Gereken tedbirleri alıyoruz, sizi rahatlatmak için sadece söylemiyorum bunu, buna adım gibi inandığım için söylüyorum. Bu geçici dönemde de tedbirlerimizi alıyoruz. Bu alçak FETÖ terör örgütü milletten kuruş kuruş topladığı himmetleri garip gurebadan oluk oluk lobi şirketlerine aktarıyor; Türkiye’de ekonomi bozuluyor, Türkiye’de insan hakları ihlal ediliyor, Türkiye’de demokrasi uygulanmıyor, yani akıllarına ne gelirse her türlü alçaklığı yapmaya devam ediyorlar. 15 Temmuz’da başaramadıklarını akılları sıra ekonomiyle oynayarak başaracaklarını düşünüyorlar. Asla başaramayacaklar, asla başaramayacaklar.
Değerli dostlar, şimdi kısa vadede hemen arkadaşlarımızla bu 8 Kasım’dan sonraki bu dalgalanmada biraraya geldik, rakamlara baktık, göstergelere baktık, alınması gereken tedbirleri hemen aldık.
Birinci tedbir; Eximbank, ihracatçı döviz olarak kredi alıyor, borç alıyor daha doğrusu Eximbank’tan, Merkez’den para alıyor, ihracatını gerçekleştiriyor, aldığı parayı ödüyor. Tamam, döviz olarak aldın mı kardeşim, geriye Türk parası öde dedik. 2 milyar dolar daha piyasada para kalsın, nakit ihtiyacı karşılansın; bu bir tedbir.
İkinci tedbir; TMSF’nin çeşitli kiralamalardan, satışlardan, elinden çıkardığı mallardan 2,5 milyar dolar alacağı var, bunlar kısa vadeli şeyleri konuşuyorum. Bunları da Türk parası olarak al dedik kardeşim, lazım değil. Yani kamu döviz olarak alması gereken sözleşmeye göre parayı Türk parası olarak alacak, böylece piyasanın ihtiyacı olan dövizin piyasadan çekilmesinin önüne geçecek. Etti 4,5 milyar dolar.
Bunun üzerine 5 milyar dolarlık da yine kısa vadeli sözleşmelerimiz var, bunları da Türk parasıyla ödeme imkanı getirdik. İşte 4,5G lisans işinden, elektrik dağıtımından, farklı farklı şeyler var, bunları da aynı şekilde. Yani kısacası önümüzdeki kısa dönem için 10 milyar dolarlık bir ilave kaynak, piyasanın ihtiyacı olan kaynağı piyasadan çekmeden, piyasanın ihtiyacı için ayırdık.
Bununla yetinmiyoruz, yeni bir genelge çıkardık; kamu mecbur kalmadıkça sözleşmelerini milli paramız lira üzerinden yapacak. Bazı sözleşmeler var ki bunlar tabii ki döviz üzerinden yapılabilir. Bu bir kere özel sektörü, sizi ilgilendirmiyor, sizinki gönüllülük esasına bağlı. Hesabınıza kitabınıza bakacaksınız, hangi paradan, hangi birimden sözleşme yapacağınıza karar vereceksiniz. Yani eskiden bireysel kredilerde 5 para dolar geliri yok, dolarla borçlanıyordu vatandaş. İnek alıyor, onlar bile euroyla kredi alıyordu, ondan sonra büyük bir tabii sıkıntı. Bunların tedbirlerini aldık, bireysel borçlanmada yabancı parayla borçlanmanın önüne geçtik ve çok güzel de oldu, mağduriyetler önlendi. Ama piyasaya müdahale algısı oluşturacak, sermayeye kısıtlama getirecek bir algı oluşturacak uygulamaların yanından bile geçmeyiz, bundan herkes emin olsun.
Dedik ya, Türkiye küresel bir ekonomi. Küresel ekonomilerde yerel müdahaleler olmaz, küresel şartlarla her şey belirlenir. Yani Türkiye’nin borçlarını döndürme, zaten kamuda borç problemimiz hiç yok. Ama özel sektörün de borçlarını döndürme diye bir problemi yok. Bunu kasıtlı olarak yaymaya çalışıyorlar. Bakın bütün bu olanlara rağmen Merkez Bankası’nın net rezervlerinde 1 kuruş azalma yok. Yani bir anda yüzde 10 dolarda değer kaybına uğramışsınız, bu ilginç değil mi? Niye? Bu tedbirleri aldığımız için.
Bunun dışında da alabileceğimiz her türlü tedbir var. Boş durmuyoruz, sizin kadar olmasa bile biz de kafa yoruyoruz, tedbir alıyoruz; bunu bilin.
Son zamanlarda bazı vergi düzenlemeleri yaptık, tüketici kredilerindeki yeniden yapılandırmayı getirdik, teminatlarda kolaylık yaptık. Taşınır malların, menkullerin rehni kanununu çıkardık. Yani sadece sağlam, aman şu teminatı alalım, bina alalım, arsa alalım değil, neyi varsa, bir makinesi varsa, işte efendim celepçilik yapıyorsa, malı-davarı varsa bunların hepsini teminat olarak taşınır teminatını 2017 Ocak’ından itibaren uygulamaya başlıyoruz.
2017 Ocak’ından itibaren bireysel emekliliğe otomatik katılım getirdik. Bu ne demek? Bu çok önemli bir şey, Türkiye’nin cari açığı var, Türkiye az tasarruf ediyor çok harcıyor. İthalatı fazla, ihracatı az, çünkü doğal kaynakları yok. Amacımız; buradaki açığı uzun vadede tasarruf miktarını arttırmak bir yandan, bir yandan da katma değer oluşturan, mukayeseli olarak başka ülkelere göre üstünlük sağlayacak alanlara destek vermek. 7 alan tespit ettik. Teşvik sistemimiz yayınlandı. Şimdi artık konfeksiyon usulü teşvik değil ısmarlama, projesine göre teşvik sistemine geçiyoruz. Oturacak bakanlarımız yapılacak yatırıma uygun özel teşvik vereceğiz, harcıâlem sıradan işler için değil. Onların da teşvik edileceği bölgeler var, bunları da ihmal etmiyoruz. 23 bölgemiz var, Doğu, Güneydoğu’da cazibe merkezleri diye adlandırdık, burada da teşviklerimiz var. Bunları özellikle incelemenizi istiyorum değerli işadamlarımız. Bu bölgelerde hepimizin ülkemizin birliği, beraberliği, kardeşliği için ortak sorumluluğumuz olduğunu ifade etmek isterim. Bakın 50 yılı aşkın bir süredir Türkiye terörle mücadele ediyor. Bir terörümüz vardı, şimdi iki terörümüz oldu, FETÖ de buna ilave oldu. Ama bölücü terör olsun, FETÖ olsun, bunların hepsinin üstesinden geleceğiz.
Önce bölücü terörden bahsedeyim. Bölücü terörde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmadığı kadar şu anda mücadelede başarılı gidiyoruz. 30 yıldır, 40 yıldır girilemeyen yuvalarına girdik, hepsini darmadağın ettik. Her gün terör örgütünün ileri gelenlerden bir tanesini ele geçiriyoruz ve bunların verdiği ifadelerle de terörü inşallah çökerteceğiz. 65. Hükümetin ilk gününde göreve geldiğimde bir şey dedim; milletimiz rahat olsun, bu terör belasını Türkiye’nin gündeminde en alt sıraya düşüreceğiz dedim. Şimdi sürekli terörün konuşulduğu, sürekli darbelerin konuşulduğu, sürekli olayların konuşulduğu bir ülkeye yatırımcı nasıl kolay kolay karar versin, soruyorum. Durum böyle değil, ama algı böyle, gerçeği kabul edelim. Yabancı dostlarımız gelince diyor ki; biz dışarıdan Türkiye’yi izlerken savaş var zannediyoruz, ama gelince şaşkına dönüyoruz, bu kadar güzel ülke olamaz diyorlar. Bizim işte bu algıyı tersine çevirmemiz lazım. Bu kendiliğinden olmuyor, yani ülkede mutlaka irade olacak, irade olmayan yerde arkadaşlar idare olmaz. İrade de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye’nin her karış toprağında bu ülkenin bayrağı dalgalanacak. Her karış toprağına bütün vatandaşlarımız rahatça seyahat edebilecek, iş yapmak isteyenler iş yapacak. Oturmak isteyenler, gezmek isteyenler gidip gezebilecek. İşte o zaman biz terörü konuşmayacak hale geleceğiz. Bu yolda epey bir mesafe aldık, bunu bilmenizi istiyoruz. Çukur siyasetini uygulayanlar, bölgedeki Kürt vatandaşlarımızın sorunlarını çözeceğiz diye evlerini başına yıkanlar şimdi hesabını veriyorlar.
Düşünün, yani yargı bağımsız, hukuk devleti; eyvallah. Suç işlemişsin, hakkında iddia var, gel kardeşim uğra, hesabını ver diyorsun. Ben tanımam, gelmem; kimse yapabilir mi? İçimizden hangimiz böyle davranabiliriz? Ben sizin yargınızı tanımıyorum. Eş yönetim, eş başkan, öz yönetim, bunlar bizim hayrımıza işler değil. Bunlar bölücülüktür, bu bölücülük mikrobunu bünyemizden atmazsak, diğer konuların hiçbirisi önemsiz hale gelir. Şu anda yaptığımız odur. Şu bilinmelidir ki; bölgede yaşayan Kürt vatandaşlarımızla hiçbirimizin bir sorunu yok. Hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz, biz 79 milyon birlikte Türkiye’yiz; bu kesin.
Bölücü terör örgütünün Kürt sorunu diye bir sorunu yok. Sorun ne biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Oradaki vatandaşlarımızın bölücü terör örgütü gibi bir sorunu var. Bizim amacımız da o sorunu ortadan kaldırmak. Bunda çok yol aldık, şimdi artık orada ay-yıldızlı bayrak dalgalanıyor, devletin otoritesi tam olarak sağlanıyor. Bundan sonrası tamir faslıdır, onarım faslıdır. Oraya başlattığımız yatırım ve destek hamlesiyle 10 yılda 160 milyar yatırım yapacağız, özel sektörle yapacağız, devletle yapacağız, beraber yapacağız, biz sessiz ortak olacağız, sizler aktif ortak olacaksınız. Özellikle bu bölgeyle ilgili getirdiğimiz teşvikleri, getirdiğimiz imkanları incelemenizi istiyorum ve bütün bu seçkin heyetten bu bölgeye biraz daha yoğunlaşmanızı özellikle istirham ediyorum. Hakikaten önemli, yani birliğimizi için, beraberliğimiz için, devletimizin bekası için bu sorumluluğu hep birlikte üstlenmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Avrupa Birliği meselesine gelince; Avrupa Birliği hikayemiz TÜSİAD’dan daha önce, TÜSİAD 45 yıllık, Avrupa Birliği 53 yıl, yani tarih daha eski, dolayısıyla bir karasevdaya dönüşsün istemiyoruz. Şimdi Avrupa Parlamentosu bir karar aldı, bu kararın hukuki bir sonucu yok, bir tavsiye kararı, görüşmeler geçici olarak durdurulsun. Biz açıklamamızı yaptık, bunun bizim açımızdan önemi yok, bir anlamı da yok. Tamam, parlamentolar, biliyorsunuz oradaki milletvekilleri ülkelerinden bağımsız olarak seçilip geliyorlar, konjonktürel olaylardan dolayı zaman zaman böyle çıkışlar yapabiliyorlar. Ama biz inanıyoruz ki, her şeye rağmen Avrupa’da hala Avrupa’nın geleceğini düşünen vizyon sahibi liderler mevcut, 15-16 Aralık’ta yapılacak liderler toplantısında bu anlamsız kararın dikkate alınmayacağını düşünüyoruz.
Değerli dostlar; Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu kafa karışıklığından bir an önce kurtulması gerekiyor. Bir dost olarak söylüyoruz, Avrupa Birliği’yle uzun süredir ticari ilişkilerini geliştirmiş, müzakerelerini yürütmekte olan bir dost ülke olarak söylüyoruz. Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin üye olması Avrupa’ya ilave yük getirmez, Avrupa’nın yükünü alır; bu bir.
İkincisi; Avrupa Birliği maalesef bugünlerde çıkışlarıyla, davranışlarıyla Türkiye’nin ne dediğine değil, Türkiye’nin nerede durduğuna değil, Türkiye’nin düşmanlarının sesine daha çok kulak veriyor. Çok açık konuşuyorum, PKK, DEAŞ, FETÖ terör örgütünün lobi faaliyetlerinden daha çok etkileniyor ve ona göre tutum alıyor; bu çok yanlış bir şey. Bunun da Avrupa kamuoyunun gelecek seçimlere yönelik kanaatlerini kendi lehlerinde oluşturmak için kullanıyor, bunlar çok tehlikeli şeyler. Bakın hatırlayın, Brexit’te bile mevzu neydi? Türkiye’ydi, kampanyanın odağında Türkiye vardı. Efendim, Türkiye 3 bin yıl Avrupa’ya daha giremez dedi Cameron, 3 ay sürmedi kendisi gitti; öngörüye bak, vizyona bak, Şimdi Avrupa’daki liderler de maalesef çok etki altında kalıyorlar ve duygusal boyutta hareket ediyorlar, milletimizi rahatsız ediyorlar. Bak şimdi bu millet eğer Avrupa Birliği’ne inancı azalırsa, biz istediğimiz kadar Avrupa’ya girelim diyelim, nasıl gireceğiz? Neticede biz milletimizin emrindeyiz. Onun için bu ikircikli tutumlardan vazgeçmeleri lazım, çifte standardı bırakmaları lazım, o teröristlerin posterlerini parlamentolarının koridorlarında asmamaları lazım. Türkiye’nin gerçek dostu olduklarını hem davranışlarıyla, hem de eylemleriyle ortaya koymaları lazım. Biz Avrupa Birliği’ne girmek istiyoruz, doğrudur, girince de Avrupa’nın yük değil, Avrupa’yla yük paylaşımı yapacağız. Ama Avrupa kendi gelecek vizyonunun özellikle Brexit’ten sonra tekrar gözden geçirmesi lazım. İngiliz halkı niye Avrupa birliğinden çıkmaya karar veriyor? Bunu Avrupa Birliği’nin çok iyi tahlil etmesi lazım.
Bugün Avrupa Birliği’nde yapılan kamuoyu araştırmasında birlik içinde yaşayan insanların yüzde 59’u Avrupa Birliği’nin kendilerinin sorunlarına kayıtsız olduğunu düşünüyor yüzde 59’u. Birlik önce kendinin hangi yöne doğru gideceğini bir adam akıllı masaya yatırıp görmesi lazım. Sürekli parmak kaldırıyorlar, Türkiye, şunu yap, yapmazsan şöyle olur, şuna yap, yapmazsan böyle olur. Ya Türkiye sizden bir öğretmen edasıyla sürekli talimat alacak, buna göre vaziyet alacak bir ülke midir? Bu olmaz, bu yanlıştır. Biz onurumuzu ve istiklal ruhumuzu hiçbir şekilde hiç kimseyle pazarlık konusu yapmayız, bu bizim karakterimizdir, medeniyetimizdir. Dünyada esaret altına girmeyen iki tane ulus var, İngilizler ve Türkler. Ama hiç kimseyi esareti altına almayan tek ulus var, onlar da Türklerdir, dünya bunu bilmelidir.
Dolayısıyla değerli dostlar; şimdi bir yandan bu karşılıklı salvolar, atışlar devam ediyor, bir yandan da işler yürüyor, hayat devam ediyor, siyasetin tabiatında bu var. Şimdi bakın, Ekonomi Bakanımız Avrupa Birliği’yle bir yandan müzakereleri sürdürüyor, Gümrük Birliğini 2017’den itibaren ele alacağız, tekrar gözden geçireceğiz. Bu kadar seneden sonra ne oldu, Gümrük Birliği’nde ne var, sanayide durum ne? Hizmetlerde, tarımda, gıdada, kamu alınlarında, e-ticarette, bu alanlarda güncelleme yapılacak. Çünkü o Gümrük Birliğinde de maalesef bize madik attılar, mal ve hizmetler serbest dolaşacaktı, üstüne yattılar; bu millet biliyor bunları.
Uzağa gitmeye lüzum yok, 18 Mart’ta bunlarla biz bir anlaşma yaptık, 5 tane husus var madde.
Bir; birebir, yani bir tane Ege’den mülteciyi kurtarırsak, onlar da bir tane bizden alacaklar.
İki; geri kabul. Geri kabul anlaşmasını da imzaladık, işte Türkiye’den, başka ülkelerden Avrupa’ya gidenleri geri gönderecekler, mültecileri alacağız; imzaladık, ama onaylamadık, yani Meclis oyanından geçirmedik.
Üç; vizelerin kalkması. 30 Haziran’da vizeyi kaldıracağız dediler.
Dört; 3 artı 3 milyar euro mültecilere destek vereceğiz dediler.
Bütün bunlara karşılık da Türkiye 72 maddeden oluşan reformları yapacak. Bunların hepsini de yaptık, bir tanesi olmaz dedik. O da ne? Efendim, siz Terörle Mücadele Kanununu değiştirin. Niye değiştirelim kardeşim? Değiştirin de bu çocuklar her ne kadar bölücülük yapıyor, terörle uğraşıyor, ama fena çocuklar değil, bunlara biraz daha sevimli davranın, yumuşak bir şekilde muamele gösterin. Bu olmaz kardeşim, biz ölüm kalım mücadelesi yapıyoruz bunu bizden nasıl istersiniz? Bunu reddettik.
Bu sefer diğer hepsi yalan oldu ve anlaşma yürürlüğe girmedi. Böyle mi olacak Avrupa Birliği niye sözünde durmuyor? İki taraflı bu tek taraflı bir sevda olmaz Avrupa Birliği de dediğini yapacak, biz de dediğimizi yapacağız. Biz taahhütlerimizi, sözlerimizi yerine getirdik. Şunu da görmezden gelmiyoruz bugün ticaretimizin yarısı Avrupa’yla, finansal ilişkilerimizin yüzde 80’ni Avrupa’yla, Avrupa’yla ilişkileri falan koparacak da değiliz, bunu herkes kafasından çıkarsın. Ancak Avrupa daha sağlıklı, konjonktürel gelişmeler, iç siyasetteki şartlardan bağımsız olarak Türkiye’yle ilişkilerini daha rasyonel bir şekilde mutlaka ve mutlaka gözden geçirmesi lazım. Bu sadece Avrupa-Türkiye ilişkileri açısından lazım değil, Avrupa’nın geleceği açısından da lazımdır. Avrupa’nın bölgedeki tehditlere karşı en büyük teminatı Türkiye’dir. Eğer Türkiye 5 yıldır, 6 yıldır bölgede yaşananları burada yaşanan olumsuzları karşılamasaydı, eğer bunları aynı şekilde Avrupa’ya yansıtsaydı bugün Avrupa duman olmuştu. Ama bizim de bir sabrımız var ilanihaye Avrupa’yı koruyacağız diye bir şey yok. Biz önce ülkemizi koruruz, ülkemizin geleceği, vatandaşımızın geleceği herkesten önce bütün ülkelerden önce gelir. Avrupa bahsi de bu aklıselim davransınlar, Türkiye’yi muhatap alsınlar. Türkiye’nin başını ağrıtan teröristlere daha az kulak versinler, Türk halkının sesine daha fazla kulak versinler. Önyargılarla, çifte standartlarla Avrupa’yla Türkiye ilişkileri gelişmez, fayda gelmez, zarar görür bunu bir kez daha Avrupalı dostlarımıza hatırlatıyoruz bu bir.
İkincisi OHAL, OHAL bir sonuçtur. Bizim durup dururken ihdas ettiğimiz bir şey değildir, Türkiye alçak bir örgütün pençesinde büyük bir sınavdan geçmiştir. Bu örgüt bugün değil kapalı bir örgüt, 70’li yıllardan bugüne kadar her tarafa sızmış, iş dünyasına sızmış, sivil toplum örgütlerine sızmış, bürokrasiye sızmış, askere sızmış, efendim yargı içerisinde ciddi bir yer almış. İşte itirafları izliyorsunuz adam hukuk kitaplarına bakmıyor, kanunlara bakmıyor. Abiler ne diyor, Pensilvanya’daki ne diyor ona bakıyor, ben ona göre karar veririm diyor şu fecaate bir bakar mısınız? Hukuk adamının kafasını satmış adam kafayı kiraya vermiş, formatlamış kafayı. Şimdi bana Genelkurmay Başkanı anlatıyor diyor ki, ya albaya bir talimat veriyorum diyor, albay çık yok. Adam bir şey söylemiyor tamam baş üstüne falan demiyor. Merak ediyorum niye böyle yaptı? Gidiyor bir astsubay şeyi oymuş abisi amiri daha doğrusu astsubaydan olur alırsa dönüp peki komutanım yapayım diyormuş, böyle bir anlayış olur mu? Bu çok tehlikeli bir örgüttür. Bizi bazen tenkit ediyorlar ya bu vardı da işte niye şey etmediniz falan bunlara gereken tedbiri almadınız? Değerli dostlar bakın, Türkiye bir hukuk devleti, bunlar ne zaman dişini gösterdi? 17 Aralık’ta gösterdiler. 17 Aralık’ta resmen polisle bir olarak darbe yapmak istediler, yargı darbesi yapmak istediler ben şahidiyim. Düzenledikleri iddianamede Cumhurbaşkanı o zaman Başbakan silahlı örgütün lideri, ben de yardımcısıyım, gördüm. Gerçi o fezleke hukuki geçerlilik kazanmadı, ama gördüm, o müsveddeyi gördüm adam yazmış. Bu nedir ya? Bu akla ziyan bir iştir. O zaman Cumhurbaşkanımız avaz avaz bağırdı bu bir terör örgütüdür, bu bir yolsuzluktan öte bir şeydir, bu yargı yoluyla seçilmiş iktidarı alaşağı etme hareketidir, ama sesini çok az duyan oldu, biz mücadeleyi bırakmadık. O gün başlattığımız aktif mücadele 15 Temmuz’da onlar zirveye çıkardılar artık son kozlarını da kullandılar, bundan sonra temizlenme sürecidir, ama bu süreç çok kısa olmayacak.
Olağanüstü hal kalksın tamam biz de istiyoruz, itirazımız yok. Ama şunu bilelim: Olağanüstü halde ekonomiyi doğrudan ilgilendirecek hiçbir karar almadık. Olağanüstü halde aldığımız kararlar bu alçak örgütün devlet kademelerinden temizlenmesine yönelik bir karardır. Burada da yine dostlarımız çifte standart yapıyor. Geçen Almanya Dışişleri Bakanı geldi, efendim bu kadar çok insanı görevden çıkardınız, işte tutuklamalar yaptınız, gözaltını yaptınız bunlar ne olacak? Ben kendisine bir soru sordum dedim ki, siz iki Almanya birleştiğinde Doğu Almanya’dan ne kadar kamu görevlisini attınız? Şaşırdı. Valla rakamı bilmiyorum falan dedi. Büyükelçi bilir herhalde dedim, o da işte efendim attık biraz. Niye attınız dedim? Ben size rakamı söyleyeyim, 500 bin kişiyi attınız dedim. 500 bin kamu görevlisini hiçbir hakkını vermeden niye attınız? Onlara güvenemezdik dediler. Sadakatlerinden emin olmadığınız için attınız. Peki, biz de aynı şeyi yapıyoruz. Adamın yanındaki Genelkurmay Başkanının yanındaki adam yıllarca her şeyini bilen, komutanım buraya kadar diyor ellerini bağlıyor, yani böyle bir örgütten bahsediyoruz. Bu kadar kapalı, bu kadar karmaşık ilişkileri olan bir örgütten bahsediyoruz. Ve o 500 bin kişi AİHM’e gitti, AİHM’de hiçbiri kazanamadı. AİHM dedi ki onlara, doğrudur hiçbir ülke, hiçbir devlet sadakatinden emin olmadığı insanlarla çalışmaz dedi, bizimkisi de tam aynısı. Biz çifte standartlara karşıyız, yargı hepimizin yargısı, ordu hepimizin ordusu gözbebeğimiz, kurumlarımız bizim geleceğimiz. Bütün bunlara gereken her türlü ihtimamı göstereceğiz bundan şüphe yok, bunu bilmenizi istiyoruz, ama bu temizlik harekatını da yapmamız lazım.
Biraz uzattığımın farkındayım. Yapısal reformlara aynen devam edeceğiz, mali disiplinden asla vazgeçmeyeceğiz. Başkalarının ne yapıp, yapmadığına bakmadan önce kendimiz neyi eksik yapıyoruz, nerede daha fazla çalışmamız lazım bunların hepsini arkadaşlarımızla oturuyoruz çalışıyoruz, gereğini yapıyoruz.
Değerli dostlar, belirsizlik en kötü şeydir, yani dünyanın en az ülkesinde olan tek başına iktidar var, çok güçlü halk desteği var. 14 yıldır böyle hala sizin kafalarınızda, vatandaşın kafasında belirsizlik varsa burada bir yanlış var, bu yanlışı düzeltmek de bizim görevimiz, bunun için de çalışıyoruz. Bir anayasa değişikliğimiz var, bu anayasa değişikliğinin amacı rejimi falan değiştirmek değil. Rejim belli cumhuriyet, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti. Halkın egemenliği, o egemenliğin ne demek olduğunu darbede Meclis’te gördük biz, bombaların altında milletvekillerimiz o darbeye karşı aslanlar gibi durdular. Şimdi biz yapacağımız bundan sonraki iş 2007’de Cumhurbaşkanı seçilemedi biz sebebi değiliz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğundan beri seçilen Cumhurbaşkanı’nı bize seçtirmediler Parlamentoda. Bir icat çıkardılar 367 icadı, biz de halka gittik. Halk da dedi ki, siz çözemiyorsanız ben çözüyorum Cumhurbaşkanı’nın seçiminin yolunu açtı doğrudan, millet tarafından. Ve ilk Cumhurbaşkanımız da oturdu 12. Cumhurbaşkanı olarak 10 Ağustos’tan beri görevinin başında. Şimdi bu mevcut bir durum halkın yüksek iradesiyle seçilmiş bir Cumhurbaşkanınız var, bir Hükümetiniz var, bir Parlamentonuz var. Buradaki işler düzelmesi lazım, mevcut durumla anayasanın uyumlu hale gelmesi lazım. Biz de partilere diyoruz ki gelin bunu yapalım, bu bir ihtiyaç, bu bir kişisel ihtiyaç değil. Bu Türkiye’nin geleceği için, istikrarı için bir ihtiyaç. Zor topraklarda yaşıyoruz coğrafyamız zor bir coğrafya, stratejik olarak zor, coğrafi olarak zor, tehditleri fazla, fırsatları da fazla. Onun için bu ülkede, bu coğrafyada istikrarsızlığın bedeli çok vahim olur. Az önce söyledim darbelerde ne olduğunu. Onun için Türkiye mutlaka her seçimde tek başına güçlü iktidar çıkarması lazım kim olursa olsun. 7 Haziran’da gördük Türkiye partisi olduk diyen o bölücülerin, terör örgütünün esaretine girmiş partinin ne havalara girdiğini gördük. Onun için Türkiye mutlaka tek başına iktidar çıkarmalı, bunun yolunu açacak anayasa değişikliğini yapmalıyız, kim olursa olsun. Ama mutlaka Türkiye tek başına iktidara sahip, güçlü, siyasi iradeye sahip bir yönetimi olması gerekiyor hedefimiz bu. Bu konudaki çalışmalarımızı da tamamladık, çok geniş değil 10-15 madde içerisinde Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı’yla Meclis arasındaki ilişkileri düzenleyen, buradaki yetki kargaşasını, çakışmaları ortadan kaldıran çok anlaşılabilir bir teklif getiriyoruz. İnşallah bu teklif Milliyetçi Hareket Partisi’nin de bu konuda mutabakatı var büyük oranda. Mecliste görüşüp sizin önünüze, milletin önüne getirince bu sorunu da halletmiş olacağız. AK Parti sorunları torunlara bırakarak gelen bir parti değil, bunu bilin, sorunların üzerine giden bir partiyiz. Sorunları görüp geri duran veya sorunları halının altına süpüren bir anlayışta olmadık, cesaretle her türlü sorunun üzerine gittik, gitmeye devam edeceğiz. Biz biriz, beraberiz iş alemiyle, siyasetiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, çalışanlarıyla, emeklileriyle, toplumun bütün kesimleriyle biriz, beraberiz.
Bakın, yüksek istişare diyorsunuz, istişarede bereket var, istişarede hayır var. İstişare etmeden, soran dağlar aşmış, sormayan düz ovada şaşmış derler, soracaksınız, her şeyi bildiğini zanneden adam hiçbir şey bilmez. Her yaşta herkesin öğreneceği çok şey var. Birbirimize daima her konuda açık olacağız, her meselemizi konuşacağız.
Her şeyimiz de mükemmel gidiyor diye bir iddia da değiliz, hatalar var, yanlışlar var, sorunlar var. Sorunları olmayan derler ki ölülerle delilerdir. O da bize öyle geliyor, onların dünyasına bir girsek kim bilir onların ne sorunları var. Onun için sorunsuz hayat olmaz, sorunlar azmimizi arttırır, gayretimizi arttırır, çözüm için büyük bir fırsat oluşturur. Yani bu bölgede yaşadıklarımız, bugünlerde yaşadıklarımız canımızı sıkabilir, ama bir yandan da bize yeni fırsatların penceresini aralıyor, bunu da görmemiz lazım.
Bakın 116 milyar lira vergi barışından ve SSK prim barışından müracaat oldu, 116 milyar. Arkadaşlar, kriz olan bir ülkede millet kuyruğa girip para yatırmak ister mi devlete? Dün gece ödemenin ilk günüydü, 15 milyar lira tıkır para girdi, al sana 4 milyar dolar para. Vatandaş cömert, vatandaşın gönlü gani, öyle. Merak etmeyin, her zaman yanınızdayız, işler daha güzel olacak. İyimserlik pompalamıyorum, sorunları biliyoruz, ama çözümlerini de üretecek irade olduğunu sizlerin özellikle bilmesini istiyoruz.
Sonunda şu yazıdan da biraz okuyalım, arkadaşlar üzülüyor. Milli iradenin şekillendi sivil bir anayasayla Türkiye geleceğe emniyet ve güven içerisinde yürüyecek. Yüklerinden kurtulmuş, sorunlarını uzlaşıyla çözmüş birlik beraberlik içerisinde bir ülke olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz.
Türkiye, refahın ve huzurun merkezi, bu bölge tarihin ve kültürün, kardeşliğin bölgesi olacak. Bu anlamda bizlere de, iş dünyamızın siz değerli temsilcilerine de önemli görevler düşüyor, önemli sorumluluklar düşüyor.
Sözlerime son verirken, son 45 yıldır faaliyetlerini başarıyla sürdüren iş alemimizin önemli teşkilatlarından TÜSİAD camiasına bir kez daha selam ve saygılarımı sunuyor, hepinize teşekkür ediyorum.