Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Uluslararasi E-Ticaret Konferansi‘nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Değerli bakanlar, değerli genel müdürler, hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi bu önemli küresel toplantıda saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Ülkemizin Cennet köşelerinden biri Antalya’da sizleri ağırlamaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyoruz. Bugün kapanışını yaptığımız bu uluslararası toplantı eminim ki buraya katılan 19 ülkeden bakan, bakan yardımcıları, posta idareleri genel müdürleri başta olmak üzere çok engin bir tecrübe paylaşımını da sağlamış durumda.

Az önce değerli bakanımızın da ifade ettiği gibi, aslında bilişim elektronik ortamdan iş ve işlemler her geçen gün baş döndürücü bir hızla artıyor. Çok kısa bir süre içerisinde artık elimizdeki telefon olmadan hiçbir şey yapamaz hale geleceğiz. Zaten şu anda bu cep telefonları vaktimizin büyük bir kısmını alıyor. Bakıyoruz toplantıdayken herkes bir yandan işini de yapmaya devam ediyor. Arkadaşlarına duyduklarını paylaşıyor, yarım kalan işleri yapmaya çalışıyor. Yani hayatımızın önemli bir ortağı haline geldi. Belki eşimize, evlatlarımıza ayıramadığımızdan daha fazla zamanı bu aletlere ayırır hale geldik, işin böyle de bir yanı var, bunu da parantez içinde ifade etmekte fayda var.

Şimdi bilgi toplumu olma hedefi bütün ülkelerin üzerinde ehemmiyetle durduğu bir çalışma. Peki, bilgi toplumu olmak için ne yapacağız? Birtakım yapılması gereken işler var. Bir kere altyapımızın ülkelerimizin her tarafında aynı şekilde gelişmiş olması lazım. Biz buna ne diyoruz? İletişim otobanları veya akıl yolları. Bu altyapı, diyelim ülkenin büyük şehirlerinde, köylerinde, kırsalında arasında çok fark olursa, o zaman bilgi toplumu olma yolunda iddianız çok fazla anlam ifade etmez, yani sayısal uçurum. Sayısal uçurumu ortadan kaldıracağız, birinci şart bu. Bunu yaparken de tabii kapsayıcı olmak, her tarafa, her yerde erişilir, ulaşılır hale gelmesi lazım.

İkincisi; bilgisayar okur-yazarlığının geliştirilmesi lazım. Evlatlarımız, genç nesil zaten bilgi toplumunun bir üyesi olarak dünyaya geliyor, onlar için bir sorun yok. Ama bizim yaşlarımız, bizim yaşlarımızdan daha ileri yaşlardaki olanların mutlaka bilgi toplumuna dönüştürülmesi lazım, onların da bilgisayar okur-yazarı haline gelmesi lazım. Aksi halde her şeyi “e” platformundan yapmaya başladığımızda hayat onlar için çok zorlaşacak. Onlara da, boş ver, onlar için bir şey yapmaya lüzum yok, zaten yaşları ileri dememiz doğru değil; bu da ülke yönetme sorumluluğuna yakışmayan bir iştir. Yani benim kayınvalidem de eğer telefondan pizza ısmarlayabiliyorsa, o zaman bu işin bir faydası var demektir. Yoksa, evladım sen memleketi yönetiyorsun, ama ben pizza isteyeceğim telefondan getiremiyorum diyor, nasıl bu iş, önce bana öğret diyecek. Dolayısıyla herkesi bilgi toplumunun bir ferdi haline getirmemiz lazım, bilgisayar okur-yazarlığını artırmamız lazım.

Başka ne var? Her şey elektronik ortama aktırılıyor, ortak sağlık bilgilerimiz orada, ticaretle ilgili bilgilerimiz orada, özel bilgilerimiz orada, savunma bilgileri orada, eğitim bilgileri orada, bankalarla, finansmanla ilgili bilgiler orada, arabamızla ilgili bilgilerimiz bile orada, dolayısıyla şimdi bunların güvenliğini sağlamak gerekiyor. Demek ki siber güvenlik gittikçe önemli hale geliyor, kişiler için, aynı zamanda ülkeler için de çok önemli hale geliyor. Aksi halde, bu büyük imkan, bu büyük buluş, bu internet bir nimet olmaktan çıkıyor, bir tehdide dönüşüyor, cezaya dönüşüyor, külfete dönüşüyor. O bakımdan bilgi toplumu hedeflerimizi gerçekleştirirken bu 3 hususu önemle üzerinde durmamız gerekiyor. Şüphesiz siz bu 2 gün boyunca bunlar ele aldınız, incelediniz, bu konuda yapılması gerekenler nelerdir, bunları enine boyuna müzakere etme, değerlendirme fırsatınız oldu.

İnternette tek şeritli yollarla da bir yere varamayız, internette de artık çok şeritli yollara ihtiyaç var, internet otoyollarına ihtiyaç var. Bu internet otoyollarını neyle? Geniş bantla sağlıyoruz, geniş bant. Ben o zaman Ulaştırma Bakanıydım, bu geniş bant işini telaffuz ederken çok anlatamıyorduk. Ne anlama geliyor? 2007 seçimlerinde memlekette kampanya yapıyoruz, Erzincan’da, bir köyüne gittik, köyün girişinde yaşlı bir teyze çeşmenin başında oturuyor. Oradan yanındaki insanlar da dedi ki, teyze teyze, bakan geldi bakan, ne istiyorsan iste dedi. Şöyle kafasını kaldırdı, bana baktı, hoş gelmişsin evladım dedi. Ne isteyelim dedi, yollarımızı yaptınız Allah razı olsun, sularımız akıyor Allah razı olsun, bütün ihtiyaçlarımızı karşıladınız, emma bir şey eksuk kaldı. Nedir teyze dedim. Bizim köyde ADSL çekmiyor dedi. O ne dedim teyze. Evladım, Bakan olmuşsun ama, cahal kalmışsın. Allah bilir ki sen şimdi Messenger’ı bile bilmezsin. Sonra anladık, teyzenin torunu varmış yurt dışında yaşayan, onunla görüntülü konuşma ihtiyacı duyuyormuş. Onun için ta köyden kalkıp şehre gitme mecburiyetinde kalıyormuş, bunu da çok külfetli, eziyetli bir iş, onun için köyde bizim ADSL çekmiyor diye bize serzenişte bulundu. Farkındalık ne kadar önemli görüyorsunuz.

Başkan, Elmalı’nın köylerine gideceksin, bakacaksın ADSL var mı-yok mu? Sadece Antalya’nın merkezinde, burada olmaz, her tarafında aynı olması lazım. İşte sayısal uçurum dediğimiz şey bu. Sayısal uçurumun ortadan kaldırılması demek, memleketin her köşesinde yaşayanların her türlü yeniliğe, her türlü hizmete erişebilmesini sağlamaktır. Orada yaşayan insanların bulunduğu, yaşadığı yerde mutlu olmasını sağlamaktır, başka bir yere gitmesine, başka bir arayış içinde olmasına ihtiyaç olmamalı.

Allah’a şükür son 15 yılda ülkemizde yaptığımız altyapı yatırımları sayesinde ulaşımın her alanında, kara yolu, hava yolu, deniz, demir yolu ve iletişim yatırımlarıyla ciddi anlamda bir ilerleme kaydettik. Bugün Türkiye’de internet penetrasyonu, geniş bant penetrasyonu yüzde 60’ın üzerindedir. Genel anlamda penetrasyon, erişim, iletişim derse hemen hemen yüzde 99, ama geniş bant erişimini konuştuğumuz zaman yüzde 60’ın üzerindedir. O yüzden de internet üzerinde gittikçe daha çok iş yapılmaya başlandı. Başlangıçta interneti insanlar kullanıyordu, sonra makineler kullanmaya başladı, eşyaların interneti M2M buna geldik. Şimdi bütün işte evinizin sıcaklığından tutun, arabanın yazın gitmeden klimasını çalıştırıp hazır etmeye varıncaya kadar her şeyi internetten yapabiliyorsunuz, hatta kahve ısmarlıyorsun makineden kahve, elinizdeki şeyle kahve ısmarlayıp orayı çalıştırıp doldurabiliyorsunuz birçok kolaylık var, birçok rahatlık var. Ama bunu nasıl yapacaksınız? Altyapı olmadan yapamazsınız. Altyapı olduğu için bunları yapar hale geldik. Evet demek ki mobil e-ticaret dünyada baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Yani son 4 yılda dünya küresel ticaretindeki pay 4 kat arttı, demek ki yıllık yüzde 100 artışlarla devam ediyor. Bugün ülkemizde mobil kullanıcı sayısı 70 milyonun üzerinde. Bu sayıya baktığımızda e-ticaret sektörünün de ülkemiz için çok önemli bir alan olduğunu söylemek mümkün. Teknolojik dönüşüme ilk bakışta ilk olarak kendimizden başladık. E-dönüşüm projelerini hayata geçirdik, yani devlette verilen hizmetlerin normal bürokrasiyle yapılması değil, e internet kullanılarak yapılması için e-devlet portalini 2009’un başında devreye aldık. Bugün aşağı yukarı birçok hizmet sorgulama, işlem yapma bakımından e-devlet üzerinden gerçekleştirilebiliyor. Buna tabi belediyelerimizde dahil, yerel yönetimlerimiz dahil, bakanlıklarımız, özel sektör zaten bunları yapıyor. 10 yıl gibi bir süre içerisinde 5G teknolojisine doğru hızlı bir şekilde ilerliyoruz. Bugün 4,5G LTE teknolojisi dediğimiz teknolojiyi kullanıyoruz bu da nedir? Hızdır.

Eskiden bilgisayar alırken hızına bakarlardı. Ben de düşünüyordum ya kardeşim ne olacak ne kadar fark ediyor bu? İşte birisi 1 saniyede açılıyor, öbürüsü 1 saniyeden biraz fazla sürüyor. Ya ne biçim adamsızın ya varsın 2 saniyede açılsın ne olur? Ama işin içine girince gördük ki ulaşımda hız felaket, iletişimde hız berekete dönüşüyor. Ne kadar hızlı giderseniz o kadar büyük bir fark oluşturuyorsunuz.

Şimdi 1991 yılı Londra’dayım, bir bilgisayar alacağım. O zaman da bilgisayarlar yeni yeni piyasaya çıkıyor. Bir Japon Toshiba, ama yani şöyle tuttuğum zaman kilosu 6-7 kilo var, dizüstü gibi bir şey, ama kalın bir şey. Dükkana girdim, galiba Hindistan veya Pakistan kökenli bir tezgahtar. Dedim ki; bana bir tane en iyisinden bilgisayar ver dedim. Adam böyle hiç arkasına da dönmeden kolunu çevirdi, bir tane şeyi çekti böyle, sonra kucakladı önüme koydu. Ben dedim ki; herhalde anlamadın dedim. Ben en iyisini istiyorum dedim. O dedi ki; anladım anladım dedi, sen bunu al, bu dükkandan dışarı çıkmadan zaten modası geçmiş hale gelecek dedi, en iyisi bu. Buradan neyi anlatıyor? Buradaki değişimin, gelişimin ne kadar hızlı olduğunu anlıyoruz. Hakikaten şu anda yapay zekayı konuşuyoruz, endüstri 4.0’ı konuşuyoruz. Bütün bunlar insanlığın geleceğini değiştirecek gelişmeler. Ha bu değişim iyi yönde de olabilir, kötü yönde de olabilir. Bu öyle bir şey ki bu ilaca benziyor. Kararında kullandığınız zaman şifa, yanlış kullandığınız zaman zehirler, yok eder. İşte internet üzerinden işlenen suçlara bakın, yani bugün gerçek alemde işlenen suçlardan daha ağır sanal alemde suçlar işleniyor. Ve buna yönelik de takibi, tespiti, cezalandırılmasında da muazzam zorluklar var. Burada size suç teşkil edecek bir eylem yapıyor, adamın bakıyorsun bilmem ne adasında, Comores’da hesap açıyor oradan yapıyor. Bundan sonra nasıl yargılayacaksın? Herkesin hukuk hükümranlık alanı ayrı. Ara bu, aradığın bulduğun zaman da zaten iş işten geçmiş oluyor, yaptığı tahribat telafisi imkansız duruma dönüşüyor. Yani burada şunu anlatmaya çalışıyorum: Bu bilişimde küresel bir farkındalık, küresel bir hukuk alanında da Birleşmiş Milletler konvansiyonları gibi birtakım konvansiyonların ihdas edilmesi lazım. Bütün ülkelerin taraf olduğu, kabul edildiği, Avrupa Konsey Parlamentosunun var böyle bir şeyi, ama yeterli değil. Daha geniş katılımlı bilişim suçlarıyla mücadele, siber suçlarla mücadele başlığında küresel bir anlaşmaya ihtiyaç var. Aksi halde ülkeler arasındaki çatışmaların, anlaşmazlıkların da çok ciddi anlamda artma ihtimali mevcuttur.

Evet, konumuz e-ticaret. E-ticaret çok yaygınlaşıyor. Öyle yıllık büyüme gibi, dünya küresel büyümesi yüzde 3’ün altında, ama e-ticaretteki büyüme katlanarak gidiyor, çünkü çok büyük kolaylığı var. Gümrük yok, bürokrasi yok, teslimatla ilgili, ödemeyle ilgili sorunlar asgari düzeyde, hepsini bir tuşla hallediyorsunuz. Ancak çok büyük lojistik merkezlerine ihtiyacımız var. Her şeyi bir yere toplayacaksınız, oradan ha babam siz siparişi aklınıza göre Amerika’dan yapıyorsunuz, mal Mersin’den yüklenip evinize geliyor, oradaki serbest bölgeden. Neyin nerede olduğundan haberiniz yok, siz sonuca bakıyorsunuz. Bu ne demektir? E-ticarette sınır yok, küresel bir iş. Nerede hangi işlemi yaparsanız yapın, o işin diğer halkaları, zinciri başka ülkelerde, lojistiği bir yerde, siparişi bir yerde, pazarlaması bir başka yerde olabiliyor. Bu da bu e-ticarete küresel bir boyut kazandırıyor. Küresel boyut kazanınca ne oluyor? Küresel kalkınmada bir adalet sağlanmış oluyor, küresel barışta, işbirliğinde yeni bir imkan sağlanmış oluyor.

Bütün bunlardan hareketle, PTT de tabi elini çabuk tuttu, önce bir e-ticaretin hukuki altyapısını oluşturdu, gerekli yasalar çıkarıldı, vatandaşımızın e-ticaretle gönül rahatlığıyla çalışmasının önündeki engelleri kaldırdık. Dolayısıyla tereddüt etmeden güvenle bu işleri yapabilmiş olacak. Daha sonra şirketin biz gene yaptığımız düzenlemelerde e-ticaret üzerinden iş ve işlem yapılacak şirketlerin verecekleri yıllık aidat ödemelerine destek vermeye başladık. Geçen yıl 891 şirkete bu anlamda PTT 4,5 milyon destek verdi, bu yılın ilk 10 ayında şu anda 18 milyonu buldu destek miktarı ve şirket sayısı 5 bini aştı. Önümüzdeki süreçte e-ticaret girişimcilerinin tanınırlığını itibarını arttıracak ulusal ve uluslararası rekabet gücünü geliştirecek yeni adımları da atacağız, bunun planlarını da yaptık. E-ticarette Cumhuriyet’imizin yüzüncü yılına giderken 2023 hedefimiz 350 milyar Türk Lirasıdır, bu hedefi tutturmayı inşallah başaracağız. Bu hedef doğrultusunda amacımız, ülkemizin yakın gelecekte dünyadan önemli dijital ekonomileri arasında yerini almasıdır. Bu tabi ihracata da katkısı olacak, ihracat hedeflerimizin gerçekleşmesini de kolaylaştıracak.

Türkiye satın alma gücü paritesine göre bugün dünyanın 13. büyük ülkesi. Normal milli gelir hesabına göre 17’nci, ama satın alma gücü paritesine göre dünyanın 13. büyük ülkesi. Yine Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi konumunda.

Kişi başı milli gelirimiz son 15 yılda üç kattan fazla dolar bazında artış gösterdi. Dünyada küresel krizden sonra, halen küresel kriz de devam ediyor bu arada, 2008 sonunda başladı, etkisi biraz azaldı ama, hala devam ediyor, çünkü dünyada küresel büyüme maalesef bir türlü istediğimiz bir düzeye gelmedi, 90’lı yılların yarısında seyretmeye devam ediyor. Ancak, Türkiye küresel krize rağmen büyümede hiçbir şekilde küresel büyümenin altına düşmedi, en kötü halde bile iki katını yakaladı son 15 yılın özeti bu. Bu nasıl oldu peki küresel kriz var biz bunu nasıl başardık? Şöyle başardık: Krize inat, yatırıma devam sloganımız şu oldu. Yatırım kamu yatırımlarını arttırdık, reel ekonomiyi güçlendirecek tedbirlere öncelik verdik, yatırım, üretim, istihdam, ihracat bu dörtlü. Bugün dünyada son 10 yılda krizden dolayı fazla büyük proje yapılmadı. 10 tane büyük proje var başlamış 2008’den beri. Bu 10 projenin 6 tanesini Türkiye yaptı. 10 mega projenin 6 tanesi Türkiye’ye ait. Nedir bunlar? İzmir-İstanbul Otoyolu, Osman Gazi Köprüsü, diğeri Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu. Bir diğeri dünyanın en büyük havalimanı, bir başkası Avrasya Tüneli, diğer bir proje yine Marmaray bunların ikisi de boğazın altından 100 metre derinliğinden geçen büyük projeler ve altıncısı en büyük açıklığa sahip dünyanın en büyük açıklığa sahip asma köprüsü 1915 Çanakkale Köprüsü. İşte bu projelere Türkiye başladı, birçoğunu bitirdi bunlardan sadece 3 tanesi devam ediyor diğerleri bitmiş vaziyette.

Evet, hava, kara, deniz yolu ulaşım ağımız Allah’a şükür ülkemizin 2023 Cumhuriyetimizin 100. yılına hazır hale getirdik. Şimdi amacımız bu tecrübelerimizi, bu bilgimizi, görgümüzü başta komşularımız olmak üzere bölge ülkeleriyle paylaşmak, sizin tek başına kalkınmanız bir şey ifade etmez. Etrafta bir ekosistem oluşmadan, oradaki sorunlar çözülmeden ya şimdi Türkiye’nin 1370 kilometre Suriye ve Irak’a hududu var, buralarda 6-7 senedir maalesef terör, iç savaş, otorite boşluğu yüzünden insanlar maalesef masum insanlar hayatını kaybediyor, milyonlarca insan yerini, yurdunu, memleketini terk etmek zorunda kalıyor. Bosna bunu iyi bilir 90’lı yılların başında onların yaşadıklarını, oradaki vahşeti, oradaki zulmü, soykırımı biz unutmadık, unutmamamız da lazım. Amacımız ne? Tunus’u da aynı şekilde karıştırmaya çalıştılar, Libya’da bugün parçalanmış bir durumu var, Yemen’de aynı şeyler var, yani bizim coğrafyamızda ciddi anlamda bir kriz var, kaos var, iç savaş var. Bütün bunlara rağmen Türkiye ayakta kalan bir ülkedir. Bir yandan büyümesini, kalkınmasını, halkının geleceğe hazırlanmasını sağlarken diğer yandan da bölgelerimizdeki bu kaostan, krizlerden kaynaklanan sorunları da çözmek için ciddi bir gayret gösteriyoruz. Bugün 3,5 milyon Suriye’den, Irak’tan, başka ülkelerden ayrılmak zorunda kalan insanlara ev sahipliği yapıyoruz evimizi, aşımızı paylaşıyoruz, onlara eğitim hizmeti veriyoruz, sağlık hizmeti veriyoruz bunun için de kimseden beş kuruş bir destek de aldığımız yo anlamlı bir destek yok. Olsun bizim kaynaklarımız buna yeter. Bizim kültürümüz, bizim geleneğimiz, bizim geçmişiz de insanı yaşat ki devlet yaşasın, insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışı hakimdir. Biz bu anlayışın devam etmesi için darda, zorda olan bütün insanlara elimizden gelen desteği sağlamaya devam ediyoruz. Bununla yetinmiyoruz Suriye’de 7 yılı aşan bu kanın durması, artık orada huzurun sağlanması, evinden, barkından edilenleri memleketlerine dönmesi için de diğer ülkelerle, Rusya’yla, İran’la, hatta koalisyon ülkeleri Amerika ve Avrupa ülkeleriyle de yoğun bir gayret içerisindeyiz. Amacımız bir an önce buralarda barış gelsin, artık kan ve gözyaşı sona ersin. Buradaki kaynakları silah için, ölüm için değil, yaşatmak için kullanalım. Ve böylece dünyanın bu bölgesinde, bu coğrafyasında bu istikrarsızlığa son verelim bunun için gayret gösteriyoruz, inşallah bunu da başaracağız. O yüzden bu bölgesel toplantıları ben çok önemsiyorum, burada birbirimizle güzel tecrübe paylaşımında bulunuyoruz. İyi uygulamaları birbirimizden öğreniyoruz, yanlış uygulamaları yine tespit edip bunları düzeltecek bir fırsatı yakalıyoruz ve hepsinden daha önemlisi büyük bir kaynaşma oluyor, dostluk, arkadaşlık oluşuyor. Ve bu da gelecek yıllara yönelik ilişkileri de geliştirmek için bir vesile oluyor.

Evet, PTT’den biraz bahsetmek gerekirse, PTT’nin 177 yıllık bir geçmişi var, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan daha öncesine giden bir tarihi var Osmanlı zamanında kurulmuş bir şirketimiz. Tabi zaman değişti geleneksel hizmetlerin yanı sıra değişimi gördü, değişime göre kendisini de yeniledi. Kargo, bankacılık, e-ticaret gibi uygulamalarla artık çok geniş bir hizmet ağı var.

Bakın ben yine Bakan olduğum zaman da PTT’yi şöyle bir özet brifing aldım: PTT’de dediler ki, efendim 10 milyon zararımız var geçen sene, bu sene tedbir almazsak 30 milyon olacak. Ya kardeşim siz ne yapıyorsunuz dedim. Vatandaştan mektup gönderiyor para alıyorsunuz, paket gönderiyor para alıyorsunuz yine de zararımız var diyorsunuz nasıl oluyor bu iş? Siz vakıf mısınız, yoksa şirket misiniz? Ve orada aldığımız tedbirlerle ilk yıl zarardan kara geçtik hem de hizmet kalitesi çok düzeldi.

Son bir hatıramı da anlatayım PTT’yle ilgili. Bir PTT şubelerini dolaşıyorum bir mahallede Ankara’da gittim PTT şubesine bir emekli amca bana dedi ki, Bakanım senden şikayetçiyim dedi, hayrola amca ne yaptım dedim. Daha ne yapacaksın dedi bunlara ne yaptıysan dedi ben emekli bir adamım işim yok, gücüm yok geliyordum 10’da 10 çayını içiyorduk, öğlen yemeğini yiyorduk, akşam 3 çayını da içiyordum geçip evime gidiyordum. Şimdi geliyorum amca işimiz çok aman bizi meşgul etme bana yapacağın bu mu evladım. Amcanın belki gönlünü yapamadık, ama 80 milyonun işini yaptık. PTT bugün bilmiyorum ne kadar işleme ulaştı? Yılda ben bıraktığımda 27 milyon işlem yapıyordu, 45 milyona çıkmış, yani 45 milyon gönderi, getiri bilmem ne yani bu kadar işlem yapıyor. Dolayısıyla, bunu aya böldüğümüz zaman 3 milyonun üzerinde işlem yapıyor. 2012’de hizmete giren e-pttavm.com sitesinde şu anda 2 binden fazla tedarikçi firma var, 3,5 milyon ürün var ikisi birbiriyle buluşturuluyor. E-ticaret e-pttavm.com ülkemizdeki KOBİ’lerle, perakende tedarikçilerin de bir adeta ihracat kapısı haline geldi. Ayrıca geçen yıl İstanbul’da Dünya Posta Birliği’nin 26. Kongresini de gerçekleştirdik. Başkan, Genel Sekreter biliyor, onu Katar’dayken biz talip olmuştuk ve almıştık, güzel bir organizasyonla. Ve bu vesileyle 16 ülkeyle başta e-ticaret olmak üzere çeşitli alanlarda işbirlikleri imzalandı, Birliğin İdari Konsey Başkanlığına da bu içinde bulunduğumuz 4 yıl için PTT seçildi ve devraldı.

Yine bugün bizleri biraraya getiren E-Ticaret Konferansıyla bu sektörün öncü isimleri ve karar alıcılarıyla da buluşma fırsatı bulduk. Burada yapılan değerlendirmelerin, alınan kararların ülkelerimizin kalkınma yolunda önemli bir rehber olmasını, bir ışık tutmasını temenni ediyorum. Dünyada ve bölgemizde bugüne kadar olduğu gibi bugün de ticaret pastasını kendi aralarında paylaşmaya devam etmek isteyenlerin olduğunu biliyoruz. Hızla kalkınan ve küresel ticaretin payını almak isteyen yeni ülkeler ticarete hakim ülkeler nezdinde rahatsızlık oluşturabilir. Ama hedefimiz ne? Küresel barışı, kardeşliği tesis etmek. Onun için ne yapacağız? Rabbena hep bana yok, bir sana-bir bana paylaşmayı bileceğiz, paylaşacağız. İşte e-ticaretin de önemli özelliklerinden biri bu. Küresel bir ticaret ağı, paylaşmayı esas alıyor, bunun için yarışa hazır olmak lazım, akıl yollarını hazırlamak lazım ve vatandaşlarımızı bu önemli hizmetten yararlanacak bilgilendirmenin, eğitimin, öğretimin yapılması lazım. Bir de, ticaretin zarar görmemesi için gerekli güvenlik tedbirlerini almamız lazım, bunu da siber güvenlik altyapısını geliştirmekle başarmış olacağız.

Sözlerime burada son verirken bir kez daha bu toplantının bütün katılımcı ülkelere, oradan bu toplantıya gelip görüşlerini bizlerle paylaşan değerli yöneticilere, bakanlara teşekkür ediyoruz. Umarım Antalya’yı beğenmişsinizdir. Ümit ederim ki boş zamanlarınızda dünyanın Cennet köşelerinden biri olan Antalya’da biraz da kendinize vakit ayırma fırsatı bulmuşsunuzdur.

Bir kez daha organizasyonu gerçekleştiren Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımıza, ekibine, PTT Genel Müdürüne ve çalışma arkadaşlarına huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Antalya ev sahipliği yaptı, Sayın Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu ve milletvekili arkadaşlarımız, Belediye Başkanımıza da bu güzel ev sahipliklerinden dolayı ayrıca teşekkür ediyoruz, Sayın Valimize keza.

Ve hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.